orhan veli dizeleri
“dizi dizime değer bir tazenin”
bu dizeyi yahya kemal türk şiirinin en nadide dizelerinden biri olarak görmektedir. fikrimce sessiz harf uyumunun -aliterasyon- zirve emsallerindendir.
bu dizeyi yahya kemal türk şiirinin en nadide dizelerinden biri olarak görmektedir. fikrimce sessiz harf uyumunun -aliterasyon- zirve emsallerindendir.
devamını gör...
yazarların ertelediği şeyler
mutlu olmayı erteliyorum. yarın çok zamanım varmış gibi.
devamını gör...
geceye bir anı bırak
hani her dönem müfettiş okula gelirdi.kafasına göre bir sınıfa girerdi.
olay yeri; sınıf
ders; ingilizce
konu; simple present tense
hiç gelmiyecekmiş gibi kaynattığımız derse, ansızın müfettiş ve yanında müdürümüz derse girdi.sonra müfettiş en arka sıraya geçti.hocamız kaldığı yerden anlatmaya devam etti.oysaki dersin bitmesine son 10 dakika kalmıştı.müfettiş ayağa kalktı.iki adım yürüdü.bana nişan alarak;
"do you like ......?" diye sordu.
ne sorduğunu daha hatırlamıyorum.
bi halt anlamıyorum ki cevaplayayım.sustukça tekrar tekrar, yavaş yavaş sormaya başladı.soruyu tekrar ettikçe, müdürün ve hocanın bakışları sertleşti.en sonunda müfettiş şöyle sordu.
"yes or no"
cevap verdikten sonra müfettiş kahkaha atarak çıktı.
rahatlamıştım.oysaki eyşan hocamın "aferim sana.kimsenin veremeyeceği cevabı verdin salak."diyene kadar.
(bkz: or)
olay yeri; sınıf
ders; ingilizce
konu; simple present tense
hiç gelmiyecekmiş gibi kaynattığımız derse, ansızın müfettiş ve yanında müdürümüz derse girdi.sonra müfettiş en arka sıraya geçti.hocamız kaldığı yerden anlatmaya devam etti.oysaki dersin bitmesine son 10 dakika kalmıştı.müfettiş ayağa kalktı.iki adım yürüdü.bana nişan alarak;
"do you like ......?" diye sordu.
ne sorduğunu daha hatırlamıyorum.
bi halt anlamıyorum ki cevaplayayım.sustukça tekrar tekrar, yavaş yavaş sormaya başladı.soruyu tekrar ettikçe, müdürün ve hocanın bakışları sertleşti.en sonunda müfettiş şöyle sordu.
"yes or no"
cevap verdikten sonra müfettiş kahkaha atarak çıktı.
rahatlamıştım.oysaki eyşan hocamın "aferim sana.kimsenin veremeyeceği cevabı verdin salak."diyene kadar.
(bkz: or)
devamını gör...
normal sözlük'ün başarılı olma nedeni
yemin ederim ki gece modu. kendisini keşfedene kadar kornealarım yanmıştı çünkü. hastasıyız ve hatta olmasaydın olmazdık.
devamını gör...
öğrenci evi
öğrenci evi dendiğinde akla yoktan var edenler gelir.
o zekayı bilime,fen'e, teknolojiye kullansalar uzaya otoban yaparlar.
o zekayı bilime,fen'e, teknolojiye kullansalar uzaya otoban yaparlar.
devamını gör...
ella fitzgerald
ella jane fitzgerald doğum tarihi: 25 nisan 1917, doğum yeri ise newport news, virginia, abd'dir.
amerikalı jazz vokalistidir. kariyerinde 13 grammy ödülü almıştır.
ölüm tarihi 15 haziran 1996 ve defnedildiği yer beverly hills, kaliforniya, abd'dedir.
amerikalı jazz vokalistidir. kariyerinde 13 grammy ödülü almıştır.
ölüm tarihi 15 haziran 1996 ve defnedildiği yer beverly hills, kaliforniya, abd'dedir.
devamını gör...
yol filminde öldürülen at
2 metrekarelik bir film için yapılan bir fâciâ. aynısı susuz yaz filminde de olmuştur. tüfekle vurularak öldürülen köpek ve akabinde ödül alan filmler!
devamını gör...
geceye bir aforizma bırak
tek ihtiyacımız olan şey, bir deniz kıyısında
sabaha kadar oturup, olanı biteni gözden geçirdikten sonra, kafasında her şeyi aşmış bir insan olarak kalkıp gitmek.
sait faik abasıyanık.
sabaha kadar oturup, olanı biteni gözden geçirdikten sonra, kafasında her şeyi aşmış bir insan olarak kalkıp gitmek.
sait faik abasıyanık.
devamını gör...
ansızın gözlerinin dolması
off bunu yaşayanın iç sesi;
salak niye ağlıyorsun, salak niye gözlerin doldu, saçmalama kendine gel...
salak niye ağlıyorsun, salak niye gözlerin doldu, saçmalama kendine gel...
devamını gör...
birini kaybetmekten korkmak
eğer birini kaybetmekten kokuyorsaniz, korkmak için bir sebebiniz vardır ve dostlar eğer sebebiniz varsa birgün kesinlikle kaybedersiniz.
devamını gör...
askere giden sevgiliden ayrılmak
tabi askere giderken ki psikoloji berbat oluyor.bu olayıda yaşamayan azdır.ama sonra düşününce gülüp geçiyosun çok şey değilmiş yani..
devamını gör...
othello sendromu
türk erkeklerinin %70'inde olduğunu düşündüğüm sendrom.
gel gör ki bizimkiler normal olanın bu olduğunu sanıyor. ilginç.
gel gör ki bizimkiler normal olanın bu olduğunu sanıyor. ilginç.
devamını gör...
1 mayıs işçi ve emekçi bayramı
işçiler hakkında atıp tutacaklar, hak arayacaklar , pankart açacaklar, baĝıracaklar, konuşacaklar.
işçiden ve kapitalizmden dem vuracak ve bol sıfırlı hesap bakiyelerini kullanmak için bir starbuks a gidecekler.
günün sonunda o yürüyüşün bıraktığı çöpleri toplamak işçiye kalacak.
adını bile bilmediğimiz o işçiye.
hak arayan , ter döken, çalışan, hakkı yenilse de çalışmaktan başka çaresi olmayan herkesin günü kutlu olsun.
işçiden ve kapitalizmden dem vuracak ve bol sıfırlı hesap bakiyelerini kullanmak için bir starbuks a gidecekler.
günün sonunda o yürüyüşün bıraktığı çöpleri toplamak işçiye kalacak.
adını bile bilmediğimiz o işçiye.
hak arayan , ter döken, çalışan, hakkı yenilse de çalışmaktan başka çaresi olmayan herkesin günü kutlu olsun.
devamını gör...
tüm yazarların profilinde kurucu yazması
günlerdir baskı yapıyoruz, yoldaş koltuğu birisine bırak diye. adam hepimize bırakmış.* en temizi.
kurucu olduğuma göre, store'dan istediğimi alabiliyor muyum, alamıyor muyum? gidip kavga edeyim bari, "buralar benim, ne demek istediğinizi alamazsınız" diyen kasa görevlisiyle.
kurucu olduğuma göre, store'dan istediğimi alabiliyor muyum, alamıyor muyum? gidip kavga edeyim bari, "buralar benim, ne demek istediğinizi alamazsınız" diyen kasa görevlisiyle.
devamını gör...
günün ünlüsü yazarımız'da ortaya çıkan büyük skandal
bu tür mevzuları her yerde sürekli duymak artık olağan hale geldi .
bir kişiye ait farklı farklı birden fazla hesap,
fake denilen sanal hesap vs.vs.
bir insan neden böyle bir şeye ihtiyaç duyar hiç düşünen var mı aranızda?
ben , kendimi bildim bileli ,
bir tane cep telefon numaram,
bir tane mail adresim ,
bir tane bu mail üzerinden alınmış facebook ve twiter hesabım var.
başkasına, ikincisine , cakmasına hiç ihtiyaç duymadım.
ısteyene telefonumu, hatta adresimi bile verebilirim,
çünkü benim saklamayı, korkmayı, ve kaçmayı gerektiren hiç bir durumum yok.
buna ihtiyaç duyan kişi, neden ihtiyaç duyar, amacı nedir, neyi saklar veya ne kazanır veya kaybeder doğrusu bilmiyorum , öğrenmek de istemiyorum .
ya bizim sanırım toplum olarak en büyük sorunumuz zaten açık, dürüst, harbi olamamak .
bunu bir başarsak zaten bir çok sorunun üstesinden çok rahat geleceğiz.
sürekli saman altından su yürütme tarzi alışkanlıklar, maalesef toplumun kanayan yarası haline geldi , bu nasıl aşılacak dogrusu hic bir fikrim yok .
bu konuyla alakası yok soykediklerimin , öyledir olmustur da demiyorum , olmamıştır da.
böyle bir konu görünce aklimda zaten varolan düşüncemi açıklama durumudur bu durum.
bir kişiye ait farklı farklı birden fazla hesap,
fake denilen sanal hesap vs.vs.
bir insan neden böyle bir şeye ihtiyaç duyar hiç düşünen var mı aranızda?
ben , kendimi bildim bileli ,
bir tane cep telefon numaram,
bir tane mail adresim ,
bir tane bu mail üzerinden alınmış facebook ve twiter hesabım var.
başkasına, ikincisine , cakmasına hiç ihtiyaç duymadım.
ısteyene telefonumu, hatta adresimi bile verebilirim,
çünkü benim saklamayı, korkmayı, ve kaçmayı gerektiren hiç bir durumum yok.
buna ihtiyaç duyan kişi, neden ihtiyaç duyar, amacı nedir, neyi saklar veya ne kazanır veya kaybeder doğrusu bilmiyorum , öğrenmek de istemiyorum .
ya bizim sanırım toplum olarak en büyük sorunumuz zaten açık, dürüst, harbi olamamak .
bunu bir başarsak zaten bir çok sorunun üstesinden çok rahat geleceğiz.
sürekli saman altından su yürütme tarzi alışkanlıklar, maalesef toplumun kanayan yarası haline geldi , bu nasıl aşılacak dogrusu hic bir fikrim yok .
bu konuyla alakası yok soykediklerimin , öyledir olmustur da demiyorum , olmamıştır da.
böyle bir konu görünce aklimda zaten varolan düşüncemi açıklama durumudur bu durum.
devamını gör...
katar yatırım otoritesi
katar yatırım otoritesi, katar'ın yerli ve yabancı yatırım konusunda uzmanlaşmış egemen servet fonudur.
sahip ya da ortak olduğu şirketler:
qatari diar (%100),
qatar holding llc, (%100)
katar milli bankası (%50),
katar islami bankası (%16),
çin ziraat bankası,
airbus group (%6.65),
londra menkul kıymetler borsası (%15.1),
total (%4),
barclays (%6.65),
glencore (%42.8),
vivendi (%3),
volkswagen ag (%17),
porsche,
lagardère group (%12.83)
royal dutch shell (%3),
paris saint-germain fc (%100),
virgin megastore,
hsbc,
credit suisse (%5.20),
miramax films (%100),
sainsbury's,
alpha bank,
veolia environnement
ve borsa istanbul (%10)
katar yatırım otoritesi toplam değeri: 256 milyar dolar.
türkiye varlık fonu toplam değeri: 24 milyar dolar.
kaynaklar:
tr.m.wikipedia.org/wiki/Kat...
tr.m.wikipedia.org/wiki/Ulu...
sahip ya da ortak olduğu şirketler:
qatari diar (%100),
qatar holding llc, (%100)
katar milli bankası (%50),
katar islami bankası (%16),
çin ziraat bankası,
airbus group (%6.65),
londra menkul kıymetler borsası (%15.1),
total (%4),
barclays (%6.65),
glencore (%42.8),
vivendi (%3),
volkswagen ag (%17),
porsche,
lagardère group (%12.83)
royal dutch shell (%3),
paris saint-germain fc (%100),
virgin megastore,
hsbc,
credit suisse (%5.20),
miramax films (%100),
sainsbury's,
alpha bank,
veolia environnement
ve borsa istanbul (%10)
katar yatırım otoritesi toplam değeri: 256 milyar dolar.
türkiye varlık fonu toplam değeri: 24 milyar dolar.
kaynaklar:
tr.m.wikipedia.org/wiki/Kat...
tr.m.wikipedia.org/wiki/Ulu...
devamını gör...
metaplazi
hücreler, değişen şartlara uyum sağlamaya meyillidir. metaplazi, adaptasyonun sonucunda çevredeki değişikliklere karşı daha dayanıklı hücre tipi oluşturmak amacıyla olgun bir hücre tipinin başka bir olgun hücre tipine dönüşmesidir.
adaptif metaplastik değişiklik, yaşamsal avantaj sağlarken spesifik bir dokunun bazı fonksiyonlarının kaybına da yol açar. metaplastik değişikliğe sebep olan uyaran kalıcı olursa metaplazi, displaziye(düzensiz büyüme) evresine geçer ve bu kansere doğru bir basamaktır. örneğin sigara içen kişilerin akciğer dokularındaki hücreler metaplaziye uğrar. hücreler bu zorlu sürece adapte olmak için başka tip hücreye dönüşür*. uyaran(sigara) sürekli olursa kanser riski oluşur. (bkz: akciğer kanseri)
uyaran, bir eksiklik de olabilir. örneğin göze iyi geldiği bilinen havuç ve ıspanakta bulunan a vitaminin eksikliğiyle kornea epiteli skuamöz epiteline dönüşür.
metaplazi, geri dönüşümlü bir adaptasyon türüdür. sigara tiryakisi örneğinden devam edecek olursak; uyaran ortadan kalkarsa metaplaziye uğramış hücreler eski normal haline dönmeye başlar, zorlu bir süreçtir ancak dönüşüme müsaittir.
adaptif metaplastik değişiklik, yaşamsal avantaj sağlarken spesifik bir dokunun bazı fonksiyonlarının kaybına da yol açar. metaplastik değişikliğe sebep olan uyaran kalıcı olursa metaplazi, displaziye(düzensiz büyüme) evresine geçer ve bu kansere doğru bir basamaktır. örneğin sigara içen kişilerin akciğer dokularındaki hücreler metaplaziye uğrar. hücreler bu zorlu sürece adapte olmak için başka tip hücreye dönüşür*. uyaran(sigara) sürekli olursa kanser riski oluşur. (bkz: akciğer kanseri)
uyaran, bir eksiklik de olabilir. örneğin göze iyi geldiği bilinen havuç ve ıspanakta bulunan a vitaminin eksikliğiyle kornea epiteli skuamöz epiteline dönüşür.
metaplazi, geri dönüşümlü bir adaptasyon türüdür. sigara tiryakisi örneğinden devam edecek olursak; uyaran ortadan kalkarsa metaplaziye uğramış hücreler eski normal haline dönmeye başlar, zorlu bir süreçtir ancak dönüşüme müsaittir.
devamını gör...
saatleri ayarlama enstitüsü
bu entry bolca spoiler ve alıntı içermektedir.
ben, ben aldandım be sözlük, ikinci kez aldandığımı anladım.
roman çok kez söylendiği gibi arada kalmış insanların hikayesidir. bir başarının, zaferin değil, yenilginin anlatısıdır. kitabı ilk okuduğumda ne güzel ne ironik demiştim, ikinci okuduğum da, ne ironik ve acı dedim. eminim üçüncü kez okuduğumda çok daha farklı şeyler söyleyeceğim.
peki saatleri ayarlama enstitisü neden acı bir hikayedir.
sanırım, enstitüyü sorgulayarak başlamak en doğrusu olur.
enstitüsü kurulma amacı icabıyla mantıksızdır:
''tekrar odama döndüğümüz zaman heyetin reisi kendisine ikram ettiğim içkiyi kabul edeceği yerde doğruca telefona koştu ve 0135'i arayarak saatin kaç olduğunu sordu. aldığı cevap üzerine evvela duvardaki saate, sonra yüzüme baktı.
- böyle bir kolaylık varken bu müesseseye ne lüzum var ?.. diye sordu.''(s:377)
hayri irdal bu kurumdaki mantıksızlığı romanın muhtelif yerlerinde:
''endişelerimi artık nermin hanımdan gizlemiyordum. bana söz söylemek, yahut sözümü bitirmek fırsatını verdiği nispette bu işin sonu olamayacağını anlatmaya çalışıyordum.''(s:233)
''hatta ispritizma cemiyetinde bile birbirlerine ve kendilerine yalan söylemekten hoşlanan birtakım insanlara hizmet ettiğimi bildiğim için gülünç de olsa bir iş yaptığıma inanıyordum. burada o bile yoktu.'' (s:231)
dile getirir. bu enstitünün kurulma amacı neydi ? insanlara saat, zaman bilincini aşılamak mı ? insanlar pek tabi yollardan bu işi halledebilirdi. ama halit ayarcı ensititüyü öylesine baldırarak anlatır ki, okuyucuda, kitaptaki karakterler de onun bu ''yalan''ına inanır. halit ayarcı amiyane tabirle şark kurnazlığı yapar, yalancı bir adamdır. üzgünüm ama bu böyle. o yalan dairesi içerisinde insanları kendine inandırır, onlarla oynar. hayri irdal şöyle söyler:
''ne garipti, hepimiz halit ayarcı'nın elinde bir kukla gibiydik. o bizi istediği noktaya getiriyor ve orada bırakıyordu. ve biz o zaman, sanki evvelden rolümüzü ezberlemiş gibi oynuyorduk.'' (s:232)
hayri irdal'ın dediği gibi o oyunu yalanlar üzerine kuran biridir. eskiyi tamamen reddettiği gibi, işine gelen taraflarını da almaktan çekinmez. mesela kitapta bahsedilen insanlar içinde örnek iki tipten biri olan(diğeri hayri irdal'ın oğlu ahmet. aslında emine de kısmen örnek tip olabilir.) muvakkit nuri efendi gibi eski bir adamı yalnızca işine geldiği için kullanmaktan çekinmez. tanpınar'ın anlatmak istediği tam olarak budur, yeni denen şeyi kabul edip, eskiye tamamen sırt çeviren insanlar çelişki içindedir. halit ayarcının kendi içindeki çelişkisini hayri irdal'ın ustası nuri efendiyi anlattıktan sonra verdiği tepki:
''olur şey değil... diyordu. böyle bir adam, aramızda bulunsun... monşer, bu tam filozof... zaman felsefesi... anladınız mı? zaman, yani çalışma felsefesi... sizde filozofsunuz hayri bey, hem hakiki bir filozofsunuz!.. diyordu.'' (s:220)
ve
''siz teşebbüs fikrinden mahrumsunuz. sonra idealistsiniz. realiteyi
görmüyorsunuz… hülâsa eski adamsınız. yazık, çok yazık! biraz realist
olsanız bir parça, ufak bir miktarda, her şey değişirdi.” (s:224)
bu iki örnekte de halit ayarcının çelişkisi gayet net şekilde görülüyor. bu çelişki yalnızca halit ayarcı'nın çelişkisi değildir, yeniyi aldık her şey düzeldi diyenlerin çelişkisidir. tanpınar şunun farkında; ona göre, milli tarih anlayışına körü körüne bağlı kalmamak ve batının getirdiği yeniliklere de ayak uydurmak gerekmektedir. bu nedenle halit ayarcı hem çelişkili bir tiptir, hem de yanılmıştır. romanın son kısmında yazar halit ayarcı'nın yanıldığını:
''ben, dedi, ben aldandığımı anladım...'' (s:382)
''nasıl olur ?.. diyordu, nasıl olur ? dünyanın en modern müessesinde, en mükemmel ve yeni şartlar altında ve bu kadar yenilik içinde çalışan bu insanlar bu işi nasıl anlamazlar ? o halde enstitüde ne işleri var ? niçin yeni binayı alkışladılar ? niçin bizi tebrik ettiler ? demek yalan söylüyorlar!..
ben halit ayarcı'ya vaziyeti anlatmağa çalışıyordum.
hayır, yalan söylemiyorlar, diyordum. ikisinde de samimi idiler. yeniliği kendilerine ucu dokunmamak şartıyla seviyorlardı. hala da o şartla severler. fakat hayatlarında emniyetli ve sağlam olmayı tercih ediyorlar.''(s:374)
şu iki örnekte görebiliriz.
peki hayri irdal neden saçma, mantıksız, gereksiz olduğunu bildiği enstitü için çalışmaya devam eder. hayri irdal'ı anlatmak, onun enstitüden ayrılamamasını daha iyi açıklar. hayri irdal, tipik arada kalmış insandır. bir ayağı eskideyken, diğeri ayağı kabul edemiyor olsa da yenidedir. hayri irdal toplumun yarı aydın kesimini temsil ederde denebilir. hiç kitap okumaz değildir, bazı eserleri okumuştur, bildiği bişeyler vardır ama yarım yamalaktır. en iyi bildiği konu saatçiliktir ama muvakkit nuri efendiden sonra karşısına onu bu konuda yönlendirebilecek biri çıkmadığı için saatçiliğe kanalize olamaz. nuri efendi hayri irdal'ı şöyle tanımlar:
''oğlum hayri, derdi. iyi bir saatçi olup olamayacağını bilmiyorum. doğrusu, bunun senin hayrın için çok isterdim. sen erken yaşta iş tutup ona kendini vermezsen büyük sıkıntılarla uğrayabilirsin. yaradılışın mütevazı insan yaradılışı... hayata ve etrafa karşı yeter derecede dayanıklı değilsin. seni ancak iş kurtarabilir. yazık ki bu iş için lazım olan dikkat sende yok.''
nuri efendinin dediği gibi de olur, halit ayarcı, bu basit karakterli adamla istediği gibi oynar. hayri irdal eski yaşamına özlem duysa dahi parasızlık korkusu onun bu enstitüden ayrılmasına mani olur, aslında irdal bu enstitüyü ve getirdiklerini gayette sevmiştir, biraz nazlanıyor o kadar. halit ayarcı onun durumunu çok iyi özetliyor:
''size kendi hakikatinizi söyleyeyim! artık dönemezsiniz. çünkü hiçbir şeyden vazgeçemezsiniz. bütün tenkitlerinize ve küçük görmelerinize rağmen rahat ve güzel bir karınız var, ayrıca bir metresiniz var ki çıldırıyorsunuz. kızınız, oğlunuz için her an kendinizi fedaya hazır olduğunuza da eminim. üstelik şöhreti, hatta abes telakki ettiğiniz işler içinde olsa bile hareketi seviyorsunuz. hülasa bir ahtapot gibi sayısız kollarla dünyaya yapışmışsınız! hiçbir şeyden ayrılamazsınız. nasıl döneceksiniz ?''
gerçekten de hayri irdal bu hayatı sevmiştir. onun eskiye özlem duyduğu falan yoktur, en fazla çocukluğunda ve ilk gençlik yıllarında içinde bulunduğu toplumdan gelen alışkanlıkları onu arada bir yokluyor, o kadar.
bunu yazıp yazmamak konusunda tereddüt ettim(emin olmadığım için) ama ekleyeyim. hayri irdal'ın yozlaşmışlığı öyle bir noktaya ulaşır ki eşinin kendisini halit ayarcı ile aldatmasına dahi göz yumar.
bu iddia hayri irdal'ın şu sözlerinden geliyor:
''bu çocuğa karım pakize'nin arzusu üzerine rahmetli halit ayarcı'nın adını verdiğime ne kadar isabet etmişim. gün geçtikçe ona benziyor. küçük gül yaprağı yüzünden onun çizgileri peydahlanıyor, hatta tabiatı bile yavaş yavaş o tarafa kayıyor. onun gibi iradesini herkese kabul ettiriyor, hoşuna giden her şeyi istemeden elde ediyor.''
daha çok şey yazabilirim ama çok fazla uzatmakta istemiyorum. bir kaç karakterle ilgili bişey söyleyeyim bu faslı kapatalım.
seyit lutfullah: eskinin cahil kalmış kısımlarını, uzak durulması gereken kısımlarını temsil ediyor.
zarife hanım: her döneme ayak uyduran tip. ilk görünüşü meşrutiyet öncesindeki kadınını temsil ediyor.(sofuluğu vs.) ikinci görünüşü meşrutiyetin ilanını temsil ediyor. üçüncü görünüşü cumhuriyetin ilanı ve sonrasını temsil ediyor.
ahmet irdal: olması gereken türk tipini yansıtıyor. çalışan, ahlaklı, onurlu, yalana kanmayan ve içinde yer almak istemeyen insan.
muvakkit nuri efendi: eskinin örnek alınacak yönlerini temsil ediyor. babacan, çalışkan, ahlaklı.
abdüsselam bey: oturduğu konak ve aile yapısı itibariyle osmanlı imparatorluğunun minimize edilmiş halini yansıtıyor.
dr. ramiz: yeniliğe körü körüne bağlanmayı ve olduğu yerde sayan insanları temsil ediyor.
emine irdal(hayri'nin ilk eşi): eski ve yeni aile yapısındaki birleşimini temsil ediyor. ölmeseydi hayri irdal çok başka bir hayat yaşardı.
hayri irdal'ın iki baldızı: yeninin getirdiklerinden faydalanmak isteyen, hayatın tadına varmak isteyenleri temsil ediyor.
ve daha bir çokları...
kitabın en okunası bölümleri
3. bölümün 10. kısmı
- ben sizi kırdım o akşam... affedin!.. diye fısıldadı.
- ben size değil, kendime dargınım!.. diye cevap verdim.
2. bölümün 9. kısmı
4. bölümün 2. kısmı
- ben, dedi, aldandığımı anladım...
ve
birinci bölümün tamamı.
peyami safanın yalnızızını okurken çok etkilenmiştim. samim’in mükemmel ruh, toplum çözümlemeleri, ve simeranya ütopyası, meral’in ikilikleri içindeki bocalaması beni mahvetmişti.
yine ahmet hamdi tanpınarın huzur kitabını okurken, mümtaz’ın nuran aşkı, ihsan’ın mükemmel çıkarımlar, suat’ın o sanrılı ve alaycı halleri, nuran’ın korkuları içinde bocalaması çok etkileyiciydi.
orhan pamukun kara kitap ve benim adım kırmızıdaki mükemmel hayal gücüne hayran kalmıştım. ama bu kitap gerçekten çok başka. dört bölümün hepside birbirinden bağımsız olarak mükemmel, birbirine bağlı olarak inanılmaz. okuyun okutturun, öpün, sevin, koklayın, koynunuza alıp yatın.
not: dergah yayınlarına sesleniyorum, lütfen ahmet hamdi tanpınar'ın eserlerinin içindeki eski dildeki kelimelerin günümüzdeki karşılıklarını ekleyin. bir kelimeye bakayım diye kitabı bırakınca insanın konsantrasyonu bozuluyor.
ben, ben aldandım be sözlük, ikinci kez aldandığımı anladım.
roman çok kez söylendiği gibi arada kalmış insanların hikayesidir. bir başarının, zaferin değil, yenilginin anlatısıdır. kitabı ilk okuduğumda ne güzel ne ironik demiştim, ikinci okuduğum da, ne ironik ve acı dedim. eminim üçüncü kez okuduğumda çok daha farklı şeyler söyleyeceğim.
peki saatleri ayarlama enstitisü neden acı bir hikayedir.
sanırım, enstitüyü sorgulayarak başlamak en doğrusu olur.
enstitüsü kurulma amacı icabıyla mantıksızdır:
''tekrar odama döndüğümüz zaman heyetin reisi kendisine ikram ettiğim içkiyi kabul edeceği yerde doğruca telefona koştu ve 0135'i arayarak saatin kaç olduğunu sordu. aldığı cevap üzerine evvela duvardaki saate, sonra yüzüme baktı.
- böyle bir kolaylık varken bu müesseseye ne lüzum var ?.. diye sordu.''(s:377)
hayri irdal bu kurumdaki mantıksızlığı romanın muhtelif yerlerinde:
''endişelerimi artık nermin hanımdan gizlemiyordum. bana söz söylemek, yahut sözümü bitirmek fırsatını verdiği nispette bu işin sonu olamayacağını anlatmaya çalışıyordum.''(s:233)
''hatta ispritizma cemiyetinde bile birbirlerine ve kendilerine yalan söylemekten hoşlanan birtakım insanlara hizmet ettiğimi bildiğim için gülünç de olsa bir iş yaptığıma inanıyordum. burada o bile yoktu.'' (s:231)
dile getirir. bu enstitünün kurulma amacı neydi ? insanlara saat, zaman bilincini aşılamak mı ? insanlar pek tabi yollardan bu işi halledebilirdi. ama halit ayarcı ensititüyü öylesine baldırarak anlatır ki, okuyucuda, kitaptaki karakterler de onun bu ''yalan''ına inanır. halit ayarcı amiyane tabirle şark kurnazlığı yapar, yalancı bir adamdır. üzgünüm ama bu böyle. o yalan dairesi içerisinde insanları kendine inandırır, onlarla oynar. hayri irdal şöyle söyler:
''ne garipti, hepimiz halit ayarcı'nın elinde bir kukla gibiydik. o bizi istediği noktaya getiriyor ve orada bırakıyordu. ve biz o zaman, sanki evvelden rolümüzü ezberlemiş gibi oynuyorduk.'' (s:232)
hayri irdal'ın dediği gibi o oyunu yalanlar üzerine kuran biridir. eskiyi tamamen reddettiği gibi, işine gelen taraflarını da almaktan çekinmez. mesela kitapta bahsedilen insanlar içinde örnek iki tipten biri olan(diğeri hayri irdal'ın oğlu ahmet. aslında emine de kısmen örnek tip olabilir.) muvakkit nuri efendi gibi eski bir adamı yalnızca işine geldiği için kullanmaktan çekinmez. tanpınar'ın anlatmak istediği tam olarak budur, yeni denen şeyi kabul edip, eskiye tamamen sırt çeviren insanlar çelişki içindedir. halit ayarcının kendi içindeki çelişkisini hayri irdal'ın ustası nuri efendiyi anlattıktan sonra verdiği tepki:
''olur şey değil... diyordu. böyle bir adam, aramızda bulunsun... monşer, bu tam filozof... zaman felsefesi... anladınız mı? zaman, yani çalışma felsefesi... sizde filozofsunuz hayri bey, hem hakiki bir filozofsunuz!.. diyordu.'' (s:220)
ve
''siz teşebbüs fikrinden mahrumsunuz. sonra idealistsiniz. realiteyi
görmüyorsunuz… hülâsa eski adamsınız. yazık, çok yazık! biraz realist
olsanız bir parça, ufak bir miktarda, her şey değişirdi.” (s:224)
''ben, dedi, ben aldandığımı anladım...'' (s:382)
''nasıl olur ?.. diyordu, nasıl olur ? dünyanın en modern müessesinde, en mükemmel ve yeni şartlar altında ve bu kadar yenilik içinde çalışan bu insanlar bu işi nasıl anlamazlar ? o halde enstitüde ne işleri var ? niçin yeni binayı alkışladılar ? niçin bizi tebrik ettiler ? demek yalan söylüyorlar!..
ben halit ayarcı'ya vaziyeti anlatmağa çalışıyordum.
hayır, yalan söylemiyorlar, diyordum. ikisinde de samimi idiler. yeniliği kendilerine ucu dokunmamak şartıyla seviyorlardı. hala da o şartla severler. fakat hayatlarında emniyetli ve sağlam olmayı tercih ediyorlar.''(s:374)
şu iki örnekte görebiliriz.
peki hayri irdal neden saçma, mantıksız, gereksiz olduğunu bildiği enstitü için çalışmaya devam eder. hayri irdal'ı anlatmak, onun enstitüden ayrılamamasını daha iyi açıklar. hayri irdal, tipik arada kalmış insandır. bir ayağı eskideyken, diğeri ayağı kabul edemiyor olsa da yenidedir. hayri irdal toplumun yarı aydın kesimini temsil ederde denebilir. hiç kitap okumaz değildir, bazı eserleri okumuştur, bildiği bişeyler vardır ama yarım yamalaktır. en iyi bildiği konu saatçiliktir ama muvakkit nuri efendiden sonra karşısına onu bu konuda yönlendirebilecek biri çıkmadığı için saatçiliğe kanalize olamaz. nuri efendi hayri irdal'ı şöyle tanımlar:
''oğlum hayri, derdi. iyi bir saatçi olup olamayacağını bilmiyorum. doğrusu, bunun senin hayrın için çok isterdim. sen erken yaşta iş tutup ona kendini vermezsen büyük sıkıntılarla uğrayabilirsin. yaradılışın mütevazı insan yaradılışı... hayata ve etrafa karşı yeter derecede dayanıklı değilsin. seni ancak iş kurtarabilir. yazık ki bu iş için lazım olan dikkat sende yok.''
nuri efendinin dediği gibi de olur, halit ayarcı, bu basit karakterli adamla istediği gibi oynar. hayri irdal eski yaşamına özlem duysa dahi parasızlık korkusu onun bu enstitüden ayrılmasına mani olur, aslında irdal bu enstitüyü ve getirdiklerini gayette sevmiştir, biraz nazlanıyor o kadar. halit ayarcı onun durumunu çok iyi özetliyor:
''size kendi hakikatinizi söyleyeyim! artık dönemezsiniz. çünkü hiçbir şeyden vazgeçemezsiniz. bütün tenkitlerinize ve küçük görmelerinize rağmen rahat ve güzel bir karınız var, ayrıca bir metresiniz var ki çıldırıyorsunuz. kızınız, oğlunuz için her an kendinizi fedaya hazır olduğunuza da eminim. üstelik şöhreti, hatta abes telakki ettiğiniz işler içinde olsa bile hareketi seviyorsunuz. hülasa bir ahtapot gibi sayısız kollarla dünyaya yapışmışsınız! hiçbir şeyden ayrılamazsınız. nasıl döneceksiniz ?''
gerçekten de hayri irdal bu hayatı sevmiştir. onun eskiye özlem duyduğu falan yoktur, en fazla çocukluğunda ve ilk gençlik yıllarında içinde bulunduğu toplumdan gelen alışkanlıkları onu arada bir yokluyor, o kadar.
bunu yazıp yazmamak konusunda tereddüt ettim(emin olmadığım için) ama ekleyeyim. hayri irdal'ın yozlaşmışlığı öyle bir noktaya ulaşır ki eşinin kendisini halit ayarcı ile aldatmasına dahi göz yumar.
bu iddia hayri irdal'ın şu sözlerinden geliyor:
''bu çocuğa karım pakize'nin arzusu üzerine rahmetli halit ayarcı'nın adını verdiğime ne kadar isabet etmişim. gün geçtikçe ona benziyor. küçük gül yaprağı yüzünden onun çizgileri peydahlanıyor, hatta tabiatı bile yavaş yavaş o tarafa kayıyor. onun gibi iradesini herkese kabul ettiriyor, hoşuna giden her şeyi istemeden elde ediyor.''
daha çok şey yazabilirim ama çok fazla uzatmakta istemiyorum. bir kaç karakterle ilgili bişey söyleyeyim bu faslı kapatalım.
seyit lutfullah: eskinin cahil kalmış kısımlarını, uzak durulması gereken kısımlarını temsil ediyor.
zarife hanım: her döneme ayak uyduran tip. ilk görünüşü meşrutiyet öncesindeki kadınını temsil ediyor.(sofuluğu vs.) ikinci görünüşü meşrutiyetin ilanını temsil ediyor. üçüncü görünüşü cumhuriyetin ilanı ve sonrasını temsil ediyor.
ahmet irdal: olması gereken türk tipini yansıtıyor. çalışan, ahlaklı, onurlu, yalana kanmayan ve içinde yer almak istemeyen insan.
muvakkit nuri efendi: eskinin örnek alınacak yönlerini temsil ediyor. babacan, çalışkan, ahlaklı.
abdüsselam bey: oturduğu konak ve aile yapısı itibariyle osmanlı imparatorluğunun minimize edilmiş halini yansıtıyor.
dr. ramiz: yeniliğe körü körüne bağlanmayı ve olduğu yerde sayan insanları temsil ediyor.
emine irdal(hayri'nin ilk eşi): eski ve yeni aile yapısındaki birleşimini temsil ediyor. ölmeseydi hayri irdal çok başka bir hayat yaşardı.
hayri irdal'ın iki baldızı: yeninin getirdiklerinden faydalanmak isteyen, hayatın tadına varmak isteyenleri temsil ediyor.
ve daha bir çokları...
kitabın en okunası bölümleri
3. bölümün 10. kısmı
- ben sizi kırdım o akşam... affedin!.. diye fısıldadı.
- ben size değil, kendime dargınım!.. diye cevap verdim.
2. bölümün 9. kısmı
4. bölümün 2. kısmı
- ben, dedi, aldandığımı anladım...
ve
birinci bölümün tamamı.
peyami safanın yalnızızını okurken çok etkilenmiştim. samim’in mükemmel ruh, toplum çözümlemeleri, ve simeranya ütopyası, meral’in ikilikleri içindeki bocalaması beni mahvetmişti.
yine ahmet hamdi tanpınarın huzur kitabını okurken, mümtaz’ın nuran aşkı, ihsan’ın mükemmel çıkarımlar, suat’ın o sanrılı ve alaycı halleri, nuran’ın korkuları içinde bocalaması çok etkileyiciydi.
orhan pamukun kara kitap ve benim adım kırmızıdaki mükemmel hayal gücüne hayran kalmıştım. ama bu kitap gerçekten çok başka. dört bölümün hepside birbirinden bağımsız olarak mükemmel, birbirine bağlı olarak inanılmaz. okuyun okutturun, öpün, sevin, koklayın, koynunuza alıp yatın.
not: dergah yayınlarına sesleniyorum, lütfen ahmet hamdi tanpınar'ın eserlerinin içindeki eski dildeki kelimelerin günümüzdeki karşılıklarını ekleyin. bir kelimeye bakayım diye kitabı bırakınca insanın konsantrasyonu bozuluyor.
devamını gör...
murathan mungan
bir çok şiiri bağıra bağıra söylenen şarkılara dönüşmüş bir şairimizdir kendisi, o muhteşem şiirlerinden birini bırakayım buraya..
hani erken inerdi karanlık,
hani yağmur yağardı inceden,
hani okuldan, işten dönerken,
ışıklar yanardı evlerde,
eskidendi, çok eskiden.
hani ay herkese gülümserken,
mevsimler kimseyi dinlemezken…
hani çocuklar gibi zaman nedir bilmezken,
eskidendi, çok eskiden.
hani hepimiz arkadaşken,
hani oyunlar tükenmemişken,
henüz kimse bize ihanet etmemiş,
biz kimseyi aldatmamışken,
eskidendi, çok eskiden.
hani şarkılar bizi bu kadar incitmezken,
hani körkütük sarhoşken gençliğimizden,
daha biz kimseye küsmemiş,
daha kimse ölmemişken,
eskidendi, çok eskiden.
şimdi ay usul, yıldızlar eski
hatıralar gökyüzü gibi gitmiyor üstümüzden
geçen geçti,
geçen geçti,
geceyi söndür kalbim
geceler de gençlik gibi eskidendi
şimdi uykusuzluk vakti.
hani erken inerdi karanlık,
hani yağmur yağardı inceden,
hani okuldan, işten dönerken,
ışıklar yanardı evlerde,
eskidendi, çok eskiden.
hani ay herkese gülümserken,
mevsimler kimseyi dinlemezken…
hani çocuklar gibi zaman nedir bilmezken,
eskidendi, çok eskiden.
hani hepimiz arkadaşken,
hani oyunlar tükenmemişken,
henüz kimse bize ihanet etmemiş,
biz kimseyi aldatmamışken,
eskidendi, çok eskiden.
hani şarkılar bizi bu kadar incitmezken,
hani körkütük sarhoşken gençliğimizden,
daha biz kimseye küsmemiş,
daha kimse ölmemişken,
eskidendi, çok eskiden.
şimdi ay usul, yıldızlar eski
hatıralar gökyüzü gibi gitmiyor üstümüzden
geçen geçti,
geçen geçti,
geceyi söndür kalbim
geceler de gençlik gibi eskidendi
şimdi uykusuzluk vakti.
devamını gör...
felsefeye başlayacaklara kitap önerileri
durumumuz yoktu kardeş okuyamadık tanımı: felsefe alanında yazılmış temel giriş kitaplarını barındıran önerilerdir.
(bkz: felsefeye giriş)(bkz: felsefe tarihi)(bkz: felsefenin kısa tarihi)
felsefe disiplini hakkında yazılmış kitapları okumak ve anlamak için öncelikle bağlamın ne olduğuna dair ön ya da ek okuma olarak felsefeye giriş veya felsefe tarihi kitaplarının tercih edilmesi gerektiği kanaatindeyim.
anlamın bağlamdan bağımsız olamayacağını göz önüne alacak olursak felsefe denilen etkinliğin her dönem için farklı anlamları ve eserleri oluşmuştur denilebilir. kişi yazılmış herhangi bir felsefe kitabını okumak istediğinde eğer ki arka planı, yazılma amacını ya da yazıldığı dönemi bilmiyorsa bu okuma bir yerde beyhude olacaktır. o yüzden felsefeye ilgi duyan herkesin başlangıç için bir giriş ya da tarih kitabını edinmesi bence elzem. örnek vermek gerekirse şayet;
en basitinden (bkz: platon)un (bkz: devlet) eserini okuyan kişi o dönem şartlarını, platon'un kim olduğunu vs bilmiyorsa kitabı bitirdiğinde ''bu kitapta neden kadın yok?'' ''devleti yönetmesi için filozof mu seçelim?'' ''sanat olmadan hayat mı olur?'' gibi soruları kendince haklı olarak sorabilir. bu ve benzeri durumlar olmaması yukarda bahsettiğim şekilde bir okuma yapılabilir. önerilere gelecek olursak eğer;
(bkz: macit gökberk)(bkz: felsefe tarihi)
(bkz: ahmet arslan)(bkz: felsefeye giriş)
(bkz: bertrand russel)(bkz: batı felsefesi tarihi)
(bkz: felsefeye giriş)(bkz: felsefe tarihi)(bkz: felsefenin kısa tarihi)
felsefe disiplini hakkında yazılmış kitapları okumak ve anlamak için öncelikle bağlamın ne olduğuna dair ön ya da ek okuma olarak felsefeye giriş veya felsefe tarihi kitaplarının tercih edilmesi gerektiği kanaatindeyim.
anlamın bağlamdan bağımsız olamayacağını göz önüne alacak olursak felsefe denilen etkinliğin her dönem için farklı anlamları ve eserleri oluşmuştur denilebilir. kişi yazılmış herhangi bir felsefe kitabını okumak istediğinde eğer ki arka planı, yazılma amacını ya da yazıldığı dönemi bilmiyorsa bu okuma bir yerde beyhude olacaktır. o yüzden felsefeye ilgi duyan herkesin başlangıç için bir giriş ya da tarih kitabını edinmesi bence elzem. örnek vermek gerekirse şayet;
en basitinden (bkz: platon)un (bkz: devlet) eserini okuyan kişi o dönem şartlarını, platon'un kim olduğunu vs bilmiyorsa kitabı bitirdiğinde ''bu kitapta neden kadın yok?'' ''devleti yönetmesi için filozof mu seçelim?'' ''sanat olmadan hayat mı olur?'' gibi soruları kendince haklı olarak sorabilir. bu ve benzeri durumlar olmaması yukarda bahsettiğim şekilde bir okuma yapılabilir. önerilere gelecek olursak eğer;
(bkz: macit gökberk)(bkz: felsefe tarihi)
(bkz: ahmet arslan)(bkz: felsefeye giriş)
(bkz: bertrand russel)(bkz: batı felsefesi tarihi)
devamını gör...