yazarların günlük içtiği su miktarı
(bkz: su içmeyi unutmak)
günde belki yarım litre. kendime çok zarar verdiğimi bilsem de içemiyorum. unutuyorum, aklıma geldiğinde de canım içmek istemiyo geçiştiriyorum öyle.ilerde bunun kötü sonuçları olmaz diye umuyorum sadece* .
günde belki yarım litre. kendime çok zarar verdiğimi bilsem de içemiyorum. unutuyorum, aklıma geldiğinde de canım içmek istemiyo geçiştiriyorum öyle.ilerde bunun kötü sonuçları olmaz diye umuyorum sadece* .
devamını gör...
akrilik
protetik diş tedavisi'nde sıkça tercih edilen materyal. ölçü alımından tutun, türü fark etmeksizin diş protezine kadar her yerde kullanılır.
devamını gör...
strikhedonia
son zamanlarda sıkça rast geldiğimiz kelimelerden biri olan strikhedonia “boş ver, ne olacaksa olsun, çok da tınn” anlamında kullanılmaktadır. colin mcleod’un bir parçasının da ismi olmuştur.

ingilizce bir kelime olan strike ve yunanca kökenli bir kelime olan hedonia’nın birleşiminden oluşan strikhedonia “bir durum karşısında olacakları göze alıp her şeyi boş vermişliğin keyfidir, umursamazlığın verdiği hazdır."
sizi tehditvari şekilde rahatsız eden hadsizlere karşı "gittir git" demek yerine strikhedonia derseniz karşınızdaki afallar, acaba ne dedi diye uzun uzun düşünür. *
“ölmüş eşek kurttan korkmaz”
“dünyayı sel basar, ördeğin umurunda olmaz”
“acı patlıcanı kırağı çalmaz”
benzeri sözler ile de açıklanabilir strikhedonia.
kıymetli yazarımız the matrix isn't real şu sahneyi daha iyi açıklar. sanal ortamdaki virüs benzeri trolleri "strikhedonia" diyerek umursamamak en iyisidir.
bize yüz vermeyenlere de strikhedonia der, son sözümüzü söyleriz. *
“kişisel bir tavır olarak alma. hayatın sahte olduğunu öğrendikten sonra sadece seni değil kimseyi umursamıyorum. hepsi bu” - gabriel garcia marquez.

ingilizce bir kelime olan strike ve yunanca kökenli bir kelime olan hedonia’nın birleşiminden oluşan strikhedonia “bir durum karşısında olacakları göze alıp her şeyi boş vermişliğin keyfidir, umursamazlığın verdiği hazdır."
sizi tehditvari şekilde rahatsız eden hadsizlere karşı "gittir git" demek yerine strikhedonia derseniz karşınızdaki afallar, acaba ne dedi diye uzun uzun düşünür. *
“ölmüş eşek kurttan korkmaz”
“dünyayı sel basar, ördeğin umurunda olmaz”
“acı patlıcanı kırağı çalmaz”
benzeri sözler ile de açıklanabilir strikhedonia.
kıymetli yazarımız the matrix isn't real şu sahneyi daha iyi açıklar. sanal ortamdaki virüs benzeri trolleri "strikhedonia" diyerek umursamamak en iyisidir.
bize yüz vermeyenlere de strikhedonia der, son sözümüzü söyleriz. *
“kişisel bir tavır olarak alma. hayatın sahte olduğunu öğrendikten sonra sadece seni değil kimseyi umursamıyorum. hepsi bu” - gabriel garcia marquez.
devamını gör...
kendini sevmek
altı yaşından beri kilo alıyorum her yıl. öncelikle en yakınlarım daha sonrasında çevrem, akranlarım ve toplumun geri kalanı tarafından sürekli dışlandım, alay edildim, kendilerinin bile uygulamadığı öğütleri dinlemek zorunda kaldım, diyetisyen kapılarında sürünen küçücük bir çocukken bana yasak edilen besinlerin akranlarımın önüne nasıl dizildiğini seyrettim.
iriydim, yaşıtlarıma göre o zamanlar uzundum. vücudum büyük görünüyor diye yaşıma uygun muamele göremedim. dokuz yaşındaysam on dört yaşında gibi davrandılar, on dört isem yirmi gibi davrandılar. eğitimli eğitimsiz, kötü niyetli iyi niyetli fark etmeksizin yıllarca insanların böyle davranışlarına maruz kaldım.
çocuk gibi hissedemedim. ergen oldum ergen gibi hissedemedim. liseye geçtiğim ilk yıl saçımı topuz yaptım hiç açmadım. sevmediğim, uğraşmak istemediğim ya da sadece sıcaktan dolayı açmadım zannediyordum bu yaşıma kadar ama öyle değilmiş. o yıl kapatmışım kendimi dünyaya. ınsanların dünyaya kendilerini kapatmaları için illa on saat yataktan çıkmamalarına, yemek yememelerine veya bileklerini kesmelerine lüzum yokmuş. bir saç bile ne kadar şey anlatabiliyormuş.
kiloluyum diye kendimi teyze gibi hissettim yıllarca.
kendimi beğenmezdim, beğenmediğim için sevmezdim de. kendime özen göstermezdim. hep eksik ve yetersiz bulurdum kendimi.
gel zaman git zaman hayatıma sosyal medya girdi.
hoşuma giden, paylaşımlarını iyileştirici bulduğum sayfaları ya da kişileri takibe aldım. uzun yazılarını, hoş videolarını izledim. alttaki yorumları okurdum hep yalnız olmadığımı görmek için. kimisi benim gibi kilosundan bahsederdi kimi zayıflığından kimi kısa boyundan kimi burnundan kimi bilmem neresinden...
meğer ne kadar çok insan kendinden memnun değilmiş. benim "ooff çok güzel yaa." dediğim insan bile burnu eğri diye şikayet edebiliyormuş.
bir sayfayı takip edip iki göndersini okuyunca birden aydınlanmadım tabii. zaman geçti üzerinden, belki bir yıl belki bir buçuk. başka sayfalar başka insanlar tanıdım. tanıdıkça penceremi git gide araladım.
ışıksız odam gün geçtikçe araladığım pencerem sayesinde güneş ışığıyla doldu. zaten çok efkarlı çok melankolik bir yapım da fazla olmayınca neşem daha da arttı. neşem arttıkça enerjim de arttı. kendimi her şeyimle kabullenmeyi ve sevmeyi öğrendim. dün kendim hakkında farkına vardığım şeyleri sıraladım hatta. güzel bir tanım oldu.
o çekingen, kendimi bir türlü sevemeyen, kabullenemeyen yanımı git gide susturuyorum.
aynaya baktığım zaman istediğim kadar kilolu veya zayıf olayım kendimi iyi hissediyorum. çok güzelim.
saçlarım kısa da olsa uzun da olsa bana çok yakışıyor. hafif dalgalı ve bazı yerleri lüle. saçlarım bile hayat dolu ayol. * yüzüm orantılı. bedenim de orantılı aslında. napıyım şimdi yağlıysa. bu halini de seviyorum artık. giydiğim kıyafetleri artık daha çok yakıştırıyorum.
hala bazen kendimi kötü yönde eleştiren iç sesim konuşuyor sinsi sinsi. hala bana kötü kötü şeyler fısıldıyor. bir kaç dakika duruluyorum sonra eski ritmime geri dönüyorum. "sıkıldım senden sus artık hadi işim var benim byyyyy." der gibi kaldığım yerden devam ettiğimi görmek mutlu hissettiriyor. kendimle gurur duyuyorum.
bu sürecin sonunda bedenim hakkında yerli yersiz yorumlar yapan, alay eden, kendimi kötü hissetmem için adeta çabalayan insanlara bu ruh halimle ve bu yaşımda tekrar baktım,inceledim. iç huzurlarının olmadığını fark ettim. ne kendilerini seviyorlar ne de başka bir canlıyı. her noktada bir kusur arama derdindeler. bu çok yorucu bir hayat olsa gerek diye düşünüyorum artık onlar için.
küçücüktüm herkes gibi kim ne derse ona inanırdım. hala çok büyük sayılmam ama dokuz yaşında da değilim. boş yere senelerce kendimi kapatıp kendimden nefret edecek hale gelmişim. hayat bir kabullenmeden ibaretmiş.
yeri gelince savaşılan, mücadele edilen yeri gelince de şefkatli kollara sarılmak istenen.
kilo benim için sağlık problemi. bunun için çabalıyorum. çabalarken kendime küfretmeyi değil düştüğüm yerde kendime elimi uzatmayı deniyorum.
kimsenin iltifatına, gaz vermesine, öğüt vermesine ihtiyaç duymuyorum artık. birilerinin standartlarına uymadan yaşamak öyle güzel ki.
bu yaz kolsuz giysiler giydim mesela. kollarım kalın diye utanırdım. ınsanlar bana bakacak diye tedirgin olurdum. baksa ne olacak sanki domates falan mı atacaklar yüzüme? korkulara hapis olmak böyle bir şey işte. giydim, gezdim. çok yakıştı doğrusu. ha bakanlar olmadı değil. noldu baktılar da? ne eksildi benden? özgürce yanlarından geçip gittim onlar da otuz saniye sonra unuttular beni.
kendimi sevmeyi öğrenemeseydim ışıksız odamın bir köşesinde hala birinin beni kurtarmasını bekliyor olurdum.
iriydim, yaşıtlarıma göre o zamanlar uzundum. vücudum büyük görünüyor diye yaşıma uygun muamele göremedim. dokuz yaşındaysam on dört yaşında gibi davrandılar, on dört isem yirmi gibi davrandılar. eğitimli eğitimsiz, kötü niyetli iyi niyetli fark etmeksizin yıllarca insanların böyle davranışlarına maruz kaldım.
çocuk gibi hissedemedim. ergen oldum ergen gibi hissedemedim. liseye geçtiğim ilk yıl saçımı topuz yaptım hiç açmadım. sevmediğim, uğraşmak istemediğim ya da sadece sıcaktan dolayı açmadım zannediyordum bu yaşıma kadar ama öyle değilmiş. o yıl kapatmışım kendimi dünyaya. ınsanların dünyaya kendilerini kapatmaları için illa on saat yataktan çıkmamalarına, yemek yememelerine veya bileklerini kesmelerine lüzum yokmuş. bir saç bile ne kadar şey anlatabiliyormuş.
kiloluyum diye kendimi teyze gibi hissettim yıllarca.
kendimi beğenmezdim, beğenmediğim için sevmezdim de. kendime özen göstermezdim. hep eksik ve yetersiz bulurdum kendimi.
gel zaman git zaman hayatıma sosyal medya girdi.
hoşuma giden, paylaşımlarını iyileştirici bulduğum sayfaları ya da kişileri takibe aldım. uzun yazılarını, hoş videolarını izledim. alttaki yorumları okurdum hep yalnız olmadığımı görmek için. kimisi benim gibi kilosundan bahsederdi kimi zayıflığından kimi kısa boyundan kimi burnundan kimi bilmem neresinden...
meğer ne kadar çok insan kendinden memnun değilmiş. benim "ooff çok güzel yaa." dediğim insan bile burnu eğri diye şikayet edebiliyormuş.
bir sayfayı takip edip iki göndersini okuyunca birden aydınlanmadım tabii. zaman geçti üzerinden, belki bir yıl belki bir buçuk. başka sayfalar başka insanlar tanıdım. tanıdıkça penceremi git gide araladım.
ışıksız odam gün geçtikçe araladığım pencerem sayesinde güneş ışığıyla doldu. zaten çok efkarlı çok melankolik bir yapım da fazla olmayınca neşem daha da arttı. neşem arttıkça enerjim de arttı. kendimi her şeyimle kabullenmeyi ve sevmeyi öğrendim. dün kendim hakkında farkına vardığım şeyleri sıraladım hatta. güzel bir tanım oldu.
o çekingen, kendimi bir türlü sevemeyen, kabullenemeyen yanımı git gide susturuyorum.
aynaya baktığım zaman istediğim kadar kilolu veya zayıf olayım kendimi iyi hissediyorum. çok güzelim.
saçlarım kısa da olsa uzun da olsa bana çok yakışıyor. hafif dalgalı ve bazı yerleri lüle. saçlarım bile hayat dolu ayol. * yüzüm orantılı. bedenim de orantılı aslında. napıyım şimdi yağlıysa. bu halini de seviyorum artık. giydiğim kıyafetleri artık daha çok yakıştırıyorum.
hala bazen kendimi kötü yönde eleştiren iç sesim konuşuyor sinsi sinsi. hala bana kötü kötü şeyler fısıldıyor. bir kaç dakika duruluyorum sonra eski ritmime geri dönüyorum. "sıkıldım senden sus artık hadi işim var benim byyyyy." der gibi kaldığım yerden devam ettiğimi görmek mutlu hissettiriyor. kendimle gurur duyuyorum.
bu sürecin sonunda bedenim hakkında yerli yersiz yorumlar yapan, alay eden, kendimi kötü hissetmem için adeta çabalayan insanlara bu ruh halimle ve bu yaşımda tekrar baktım,inceledim. iç huzurlarının olmadığını fark ettim. ne kendilerini seviyorlar ne de başka bir canlıyı. her noktada bir kusur arama derdindeler. bu çok yorucu bir hayat olsa gerek diye düşünüyorum artık onlar için.
küçücüktüm herkes gibi kim ne derse ona inanırdım. hala çok büyük sayılmam ama dokuz yaşında da değilim. boş yere senelerce kendimi kapatıp kendimden nefret edecek hale gelmişim. hayat bir kabullenmeden ibaretmiş.
yeri gelince savaşılan, mücadele edilen yeri gelince de şefkatli kollara sarılmak istenen.
kilo benim için sağlık problemi. bunun için çabalıyorum. çabalarken kendime küfretmeyi değil düştüğüm yerde kendime elimi uzatmayı deniyorum.
kimsenin iltifatına, gaz vermesine, öğüt vermesine ihtiyaç duymuyorum artık. birilerinin standartlarına uymadan yaşamak öyle güzel ki.
bu yaz kolsuz giysiler giydim mesela. kollarım kalın diye utanırdım. ınsanlar bana bakacak diye tedirgin olurdum. baksa ne olacak sanki domates falan mı atacaklar yüzüme? korkulara hapis olmak böyle bir şey işte. giydim, gezdim. çok yakıştı doğrusu. ha bakanlar olmadı değil. noldu baktılar da? ne eksildi benden? özgürce yanlarından geçip gittim onlar da otuz saniye sonra unuttular beni.
kendimi sevmeyi öğrenemeseydim ışıksız odamın bir köşesinde hala birinin beni kurtarmasını bekliyor olurdum.
devamını gör...
sade yağ
tereyağın da yağını çıkartarak elde edilen, osmanlı mutfağında çok sık kullanılan yağ türüdür. köyleri gezen programın birinde, bir kilo tereyağdan 800-900 gram sade yağ çıkar diyorlardı.
peki sade yağ nasıl elde edilir, aşamaları nelerdir? sade yağ yapımı için 500 gram veya 1 kilogram tereyağını bir tencereye alın, kısık ateşte eritin. yağ eriyip kaynarken tortular dibe çökmeye, üstü de köpük köpük kabarmaya başlayacaktır. oluşan köpükleri bir süzgeç veya kaşıkla belirli aralıklarla alın. köpüklenme bitene kadar bu işlemi yapmaya devam edin. yaklaşık 1 saatin sonunda tortular tamamen dibe çökecek, su buharlaşacaktır. ocağın altını kapatın ve elde edilen yağı bir süre dinlenmeye bırakın. kısa bir süre sonra yağ, sarı bir renk alır. ardından dinlenen yağı sık dokulu bir bezden ya da tülbentten geçirip kavanoza doldurun ve buzdolabına koyarak donmasını bekleyin. sade yağınız hazır! cam kavanoz içerisinde, ağzı kapalı bir şekilde, buzdolabında bir yıl boyunca saklanabilir.
memento mori nickli yazarımızın ukdesidir.
peki sade yağ nasıl elde edilir, aşamaları nelerdir? sade yağ yapımı için 500 gram veya 1 kilogram tereyağını bir tencereye alın, kısık ateşte eritin. yağ eriyip kaynarken tortular dibe çökmeye, üstü de köpük köpük kabarmaya başlayacaktır. oluşan köpükleri bir süzgeç veya kaşıkla belirli aralıklarla alın. köpüklenme bitene kadar bu işlemi yapmaya devam edin. yaklaşık 1 saatin sonunda tortular tamamen dibe çökecek, su buharlaşacaktır. ocağın altını kapatın ve elde edilen yağı bir süre dinlenmeye bırakın. kısa bir süre sonra yağ, sarı bir renk alır. ardından dinlenen yağı sık dokulu bir bezden ya da tülbentten geçirip kavanoza doldurun ve buzdolabına koyarak donmasını bekleyin. sade yağınız hazır! cam kavanoz içerisinde, ağzı kapalı bir şekilde, buzdolabında bir yıl boyunca saklanabilir.
memento mori nickli yazarımızın ukdesidir.
devamını gör...
yaşını söylemek yerine doğum tarihini söyleyen insan
yaş sürekli değişiyor, doğum yılı sabit. merak eden hesaplayıversin bir zahmet, beceremiyorsa sormasın. niye soruyorsunuz ki, size ne. hem soruyor hem cevabı beğenmiyorsunuz.
devamını gör...
küs gibi davranıp ne oldu diye sorulduğunda yok bir şey denmesi
desem anlayacan sanki demek istemek hali.
nerden çattım senin gibisine diye, pişman olma ama, başka da bir şey yapamama hali.
nerden çattım senin gibisine diye, pişman olma ama, başka da bir şey yapamama hali.
devamını gör...
bal porsuğu (yazar)
ne yaşanmış olursa olsun, sözlüğe değer kattığı açık bir gerçek olan yazar. bu olaya kadar hakkında herhangi bir kötü eleştiri duymadığımız gibi, özel mesaj yoluyla birkaç kez konuştuğumda da kesinlikle çekip gitmek ve başkalarını da peşinden sürüklemek gibi bir niyetle donanmış cümleler kurmadığına şahidim.
sevgili la luna'nın da dediği gibi, sadece kendince hoşnutsuzlukları vardı ama hangimizin yok ki? hemen hemen her gün sözlükle ilgili bir şeyleri eleştirmeyenimiz yok denecek kadar az. yine hepimizin özel mesajlarda iyi kötü sevdiğimiz yazarlarla bu konularda konuşmuşluğumuz da mutlaka vardır. hatta bazılarımız yoldaş'ın kendisiyle bile konuştu, kendimizce çözümler aradık. bunların tek başına banlanma sebebi olmadığı aşikâr. burada bahsedilen şekilde bir durum olduysa, olayın iki tarafını dinleme şansımız olmadığından yorum yapmak çok zor. bal porsuğu'na bunu yakıştıramam ve böyle bir şey yapmadığına inanmak isterim ama öte yandan aynı şekilde yoldaş'ın da durduk yere gelip bir yalanı nickaltında rahatça söyleyebileceğini düşünmek de istemem. sinirler gerilmiş, istenmeyen şeyler yaşanmış belli ki. keşke olmasaymış ama insanın olduğu her yerde böyle şeyler oluyor, olacak.
ne diyelim... bu saatten sonra dönüşü olur mu bilemiyorum. umarım olur. olmazsa da sözlük iyi bir yazarını kaybetti demektir, geçmiş olsun.
bu arada, başlık sol frame'e gelmiyor mu, bana mı öyle geliyor?
edit: artık geliyor.
sevgili la luna'nın da dediği gibi, sadece kendince hoşnutsuzlukları vardı ama hangimizin yok ki? hemen hemen her gün sözlükle ilgili bir şeyleri eleştirmeyenimiz yok denecek kadar az. yine hepimizin özel mesajlarda iyi kötü sevdiğimiz yazarlarla bu konularda konuşmuşluğumuz da mutlaka vardır. hatta bazılarımız yoldaş'ın kendisiyle bile konuştu, kendimizce çözümler aradık. bunların tek başına banlanma sebebi olmadığı aşikâr. burada bahsedilen şekilde bir durum olduysa, olayın iki tarafını dinleme şansımız olmadığından yorum yapmak çok zor. bal porsuğu'na bunu yakıştıramam ve böyle bir şey yapmadığına inanmak isterim ama öte yandan aynı şekilde yoldaş'ın da durduk yere gelip bir yalanı nickaltında rahatça söyleyebileceğini düşünmek de istemem. sinirler gerilmiş, istenmeyen şeyler yaşanmış belli ki. keşke olmasaymış ama insanın olduğu her yerde böyle şeyler oluyor, olacak.
ne diyelim... bu saatten sonra dönüşü olur mu bilemiyorum. umarım olur. olmazsa da sözlük iyi bir yazarını kaybetti demektir, geçmiş olsun.
bu arada, başlık sol frame'e gelmiyor mu, bana mı öyle geliyor?
edit: artık geliyor.
devamını gör...
online 446 yazar ne yapıyor sorunsalı
listeden rasgele bir yazar seçip yazdıklarını okuyorum.
devamını gör...
tarihi şahsiyetler yazar olsa açacağı başlıklar
fransa kraliçesi marie antoinette - (bkz: pastanın ekmekten daha doyurucu olması)
devamını gör...
türk televizyon tarihinde unutulmayan olaylar
acun firarda programında yaşanan abi ben türküm olayı.
yine ülkenin birinde disko disko gençler çılgınca eğlenmektedir. ama bir tanesi vardır ki tam apaçi ve dans adı altında karı kıza sulanıyor. acun bunu görüyor ve bi oh çekiyor. oh be diyor, bi tek türkler böyle sanırdım, her yerde varmış meğersem, tarzı bir laf ediyor.
bunu duyan delüanlı acun'a bağırıyor: "abi ben türk'üm ya "
acun mort..
yine ülkenin birinde disko disko gençler çılgınca eğlenmektedir. ama bir tanesi vardır ki tam apaçi ve dans adı altında karı kıza sulanıyor. acun bunu görüyor ve bi oh çekiyor. oh be diyor, bi tek türkler böyle sanırdım, her yerde varmış meğersem, tarzı bir laf ediyor.
bunu duyan delüanlı acun'a bağırıyor: "abi ben türk'üm ya "
acun mort..
devamını gör...
direkt samimileşen insan
sanıldığı kadar kötü bir şey değildir.
ama bundan daha kötüsü bir samimi olup bir olmayan insandır. tavsiyem bu tiplerin karanlık iç dünyasına hiç dahil olmamanız. kara delik gibi hayat enerjinizi emmesi kaçınılmazdır. o an ne düşündüğünü bilmenizi bekler. biliyorsun işte bu tipi, hani var ya şu dünyanın etrafında döndüğünü sanan tipler.
yarım yamalak gösterdiği samimiyetine güven olmaz anlayacağınız. bulduğunuz yerde bırakıp u dönüşü yapmanız elzemdir.
ama bundan daha kötüsü bir samimi olup bir olmayan insandır. tavsiyem bu tiplerin karanlık iç dünyasına hiç dahil olmamanız. kara delik gibi hayat enerjinizi emmesi kaçınılmazdır. o an ne düşündüğünü bilmenizi bekler. biliyorsun işte bu tipi, hani var ya şu dünyanın etrafında döndüğünü sanan tipler.
yarım yamalak gösterdiği samimiyetine güven olmaz anlayacağınız. bulduğunuz yerde bırakıp u dönüşü yapmanız elzemdir.
devamını gör...
uğur böceği
dün balkonda karşıma çıkan dünyanın en tatlı böceği.
bi müsaade etmedi resmini çekmeme.
kız ünlü olacaksın, dedim.
sözlüğe atacam resmini, dedim.
instangramda hikayede oluruz, dedim.
aldım elime. o nasıl bir hız, seke seke yürüdü elimde.
bi selfi çekilelim, dedim.
inat etti. böyle nazlısını da ilk görüyorum.
mecburen saygı duydum.
uç uç böceği, dedim saldım ve uçtu.
bunu saymıyorum ama, dedim.
bakalım beni dikkate alacak mı.
tam da şöyle bir şeydi. *
bi müsaade etmedi resmini çekmeme.
kız ünlü olacaksın, dedim.
sözlüğe atacam resmini, dedim.
instangramda hikayede oluruz, dedim.
aldım elime. o nasıl bir hız, seke seke yürüdü elimde.
bi selfi çekilelim, dedim.
inat etti. böyle nazlısını da ilk görüyorum.
mecburen saygı duydum.
uç uç böceği, dedim saldım ve uçtu.
bunu saymıyorum ama, dedim.
bakalım beni dikkate alacak mı.
tam da şöyle bir şeydi. *
devamını gör...
doğum yapan kadının erkeği artık umursamaması
eve küçük bebek gelince büyük bebeğin kendi sorumluluklarını almaya başlaması gerekir.
devamını gör...
mesaj atsam mı atmasam mı tereddütü
asla yaşamadığım tereddüttür. şimdi soracaksınız neden? anlatayım efendim.
söylenecek çok şey varken susmak kalbe zarardır. içimdekini söyler, gerisini karşı tarafa bırakırım. bir de en sevdiğim huyumdur; eğer susmuşsam benim için bitmiş demektir. bu nedenle çok çok kırılmadıysam asla mesaj atma ya da atmama tereddütüne düşmem, susmamaya, sorunu çözmeye çalışırım.
söylenecek çok şey varken susmak kalbe zarardır. içimdekini söyler, gerisini karşı tarafa bırakırım. bir de en sevdiğim huyumdur; eğer susmuşsam benim için bitmiş demektir. bu nedenle çok çok kırılmadıysam asla mesaj atma ya da atmama tereddütüne düşmem, susmamaya, sorunu çözmeye çalışırım.
devamını gör...
bekçilerin kendilerine bekçi denmesini istememesi
bekçilik işini icra eden arkadaşların kendilerine bekçi denmesinden rahatsız olmasından dolayı bu tanımın kullanılmasını istememesi durumudur.
şahsen ben bir bekçi görür isen yürüyen 5 bin diyorum. çoğunlukla 3 kişi geziyorlar. bu durumda da aha geliyor yürüyen 15 bin diyorum.
şahsen ben bir bekçi görür isen yürüyen 5 bin diyorum. çoğunlukla 3 kişi geziyorlar. bu durumda da aha geliyor yürüyen 15 bin diyorum.
devamını gör...
sevişmek sevmekten gelir
kişiye göre değişir..sevmeden sevisenle dolmuş dünya.. yanlış önerme..
devamını gör...
güne psikolojik bir tespit bırak
kendi kalbine bakamayanın yaşamı bulanıktır; kendi yüreğine bakabilme cesareti gösterenler gönlünün muradını keşfedenlerdir. dışarıya bakan rüya görür, hayal dünyasında kaybolur; içeriye bakan uyanır, kendini keşfeder.
carl gustav jung
tespit gibi tespit.
hocası freud'un dedikleri gibi akılda kalıcı sözler. terapilerinde her insanın eşsiz olduğunu dile getirmiş. o halde yazmalıyız kendisinde ufuk açıcı sözler.
günümüzde, bizi tehdit eden tehlikenin doğadan gelmediğini, insan ve kitle ruhundan kaynaklandığını apaçık görüyoruz. tehlike insanın ruhundan kopmuş olmasında.
bir insanın bir insana işkence etmesi onun da aynı işkencelerden geçmiş olmasını gösterir. mesela size ruhen eziyet eden insanların benzer acılardan geçmiş olması ona hırçınlıkla karşılık vermekten alıkoyabilir, yerini acıma duygusuna bırakabilir. o kişiden darbe almamak için ise elbet ondan uzaklaşmak gerekir.
carl gustav jung
tespit gibi tespit.
hocası freud'un dedikleri gibi akılda kalıcı sözler. terapilerinde her insanın eşsiz olduğunu dile getirmiş. o halde yazmalıyız kendisinde ufuk açıcı sözler.
günümüzde, bizi tehdit eden tehlikenin doğadan gelmediğini, insan ve kitle ruhundan kaynaklandığını apaçık görüyoruz. tehlike insanın ruhundan kopmuş olmasında.
bir insanın bir insana işkence etmesi onun da aynı işkencelerden geçmiş olmasını gösterir. mesela size ruhen eziyet eden insanların benzer acılardan geçmiş olması ona hırçınlıkla karşılık vermekten alıkoyabilir, yerini acıma duygusuna bırakabilir. o kişiden darbe almamak için ise elbet ondan uzaklaşmak gerekir.
devamını gör...
adele'nin yeni şarkısıyla dinlenme rekoru kırması
adele, yaklaşık 6 yıllık uzun bir aradan sonra water under the bridge’den bu yana ilk şarkısı olan easy on me ile muhteşem bir dönüş yapmıştı.
yayınlandığı gün dünya çapında 24 milyonu aşkın dinlenme alarak k-pop grubu bts’in “butter” şarkısıyla spotify’daki “tek günde en çok dinlenen şarkı” rekorunu kıran adele, spotify türkiye top 50 listesine 30. sıradan giriş yaptı.
şarkıya eşlik eden klibiyle de türkiye’de youtube trendler listesine 6. sıradan giriş yapan “easy on me”, 3 gün içerisinde 70 milyon izlenme sayısına ulaşarak hayranlarından büyük ilgi gördü.
2015 yılında yayınladığı “hello” ile 1.18 milyar dinleme alan ve 2011 yılına damga vuran “someone like you” ile 1.10 milyar dinlemeye ulaşan adele’in yeni albümü 19 kasım 2021 tarihinde müzikseverlerle buluşacak.
buradan
video klip versiyon;
klipsiz versiyon;
adele'in tarzını ve sesini çok seviyorum, başarıyı hak eden bir sanatçı olduğunu düşünüyorum. yeni albümü 19 kasım'da çıkacak, bakalım albümde bizi ne gibi güzellikler bekliyor.
yayınlandığı gün dünya çapında 24 milyonu aşkın dinlenme alarak k-pop grubu bts’in “butter” şarkısıyla spotify’daki “tek günde en çok dinlenen şarkı” rekorunu kıran adele, spotify türkiye top 50 listesine 30. sıradan giriş yaptı.
şarkıya eşlik eden klibiyle de türkiye’de youtube trendler listesine 6. sıradan giriş yapan “easy on me”, 3 gün içerisinde 70 milyon izlenme sayısına ulaşarak hayranlarından büyük ilgi gördü.
2015 yılında yayınladığı “hello” ile 1.18 milyar dinleme alan ve 2011 yılına damga vuran “someone like you” ile 1.10 milyar dinlemeye ulaşan adele’in yeni albümü 19 kasım 2021 tarihinde müzikseverlerle buluşacak.
buradan
video klip versiyon;
klipsiz versiyon;
adele'in tarzını ve sesini çok seviyorum, başarıyı hak eden bir sanatçı olduğunu düşünüyorum. yeni albümü 19 kasım'da çıkacak, bakalım albümde bizi ne gibi güzellikler bekliyor.
devamını gör...
