normal sözlük'e bir daha gelinse alınacak nickler
(bkz: yeni normal)
devamını gör...
enas kompos i hara mou
yorgo dalaras & pix lax şarkısı.
hayatınızın bazı kısımlarını bazı şarkılarla özdeşleştirir misiniz siz de? hani bir şarkı duyduğunuzda o şarkı size koku, anı, renk, hayal olarak geri döner mi? benim dönüyor, hem de o kadar çok ki anlatamam. hayatımı son zamanlarda kediler ve şarkılar ele geçirdi geçireli iyice arttı bir de bu hal. şikayetçi miyim? gerçek hayattan soyutlanma kısmı hariç hayır, hatta o hal bazen en güzel terapiden bile daha çok işime yarıyor / geliyor doğruya doğru.
daha başka versiyonları da var ama yorgo dalaras & pix lax hali bambaşka, bana bunları yazdıran esas sebep bu hali.
bu şarkıyı açtığımda içinden çıkamıyorum, çıkmak nasip olmasın şükür; de o ayrı. ama bu şarkı her seferinde bir sürü imge, renk, koku ile üşüşüyor beynime ve etkisi kolay kolay da geçmiyor, şarkı başlıyor mesela ben eski günlerdeki eski ben gibi 6.50 lik bi sandalın başüstündeki yerimi alıyorum, yekede bi dost var ama sallayın şimdi, onu başka zaman anlatırım, tekne başıboş değil yani. mevsim yaz, zaman aralığı ise hava kararmış, gökyüzü koyu, koskoyu lacivert amma velakin siyah değil, böyle arafta tuhaf bi renk. kara üzerinde yaşayamayan, anca deniz üzerinde görünüp içinde durulacak bir renk işte, anlayın. hava mazot kokuyor, şaka yav şaka egzostu yeni yamattım bi gram pis kokmuyor ortalık, duyulan koku denizin üstünde olmamıza rağmen hanımeli, manolya, yasemin, yeni kurulmuş rakı sofrası, 3 aylık bebek ayağı, annenizin size uzattığı o bir dilim kızarmış ekmeğin kokularının karışımı gibi, beğenmediğinizi aradan çıkarın olmazsa böyle yazınca da bi tuhaf oldu evet.
toparlayacağım inşallah, az kaldı sevgili okur,biraz daha sabret ve kadim diller dahil 12 dilde akıcı şekilde küfür edebildiğimi de sakın unutma.
ne diyordum, ordan biz gökbel tarafına geldik kıyı kıyı.... yok bu diildi, bu ayrı bi muhabbet, hem ulu orta anlatılmaz çok ayıp!
neyse, sallayın.
bu şarkı var ya bu şarkı, güzel şarkıdır.
sözlerini anlamasanız bile içinde az ümit, az hayal kırıklığı, az şikayet, az vazgeçmişlik taşır ki zaten biz buna hali hazırda hayat diyoruz. ama sağolsun adının gizli kalmasını isteyen biri çevirisini yaptı ve benim kırık dökük yunancamdan bin kat yukarı taşıdı bu şarkının anlamını.
şöyle diyormuş efendim;
sevincim bir damla....
sana tekrar anlatayım geçip giden yılları - şikayetlerle dolu sevdiğim o şarkıyı (ve şikayetlerle dolu sevdiğim o şarkıyı)
sadece bir damla benim sevincim -- ama yine de, eğer ansızın gelirsen -- o damlayı sana vereceğim --- ki, yeniden doğmuş hissedebilesin..
yeniden sorayım - ne zaman getirecek güneş ve bana tuzak kuran o şimşek..
böyleymiş işte, hadi güzel hayaller ve daha da güzel hayatlar.
telos.
spotify
hayatınızın bazı kısımlarını bazı şarkılarla özdeşleştirir misiniz siz de? hani bir şarkı duyduğunuzda o şarkı size koku, anı, renk, hayal olarak geri döner mi? benim dönüyor, hem de o kadar çok ki anlatamam. hayatımı son zamanlarda kediler ve şarkılar ele geçirdi geçireli iyice arttı bir de bu hal. şikayetçi miyim? gerçek hayattan soyutlanma kısmı hariç hayır, hatta o hal bazen en güzel terapiden bile daha çok işime yarıyor / geliyor doğruya doğru.
daha başka versiyonları da var ama yorgo dalaras & pix lax hali bambaşka, bana bunları yazdıran esas sebep bu hali.
bu şarkıyı açtığımda içinden çıkamıyorum, çıkmak nasip olmasın şükür; de o ayrı. ama bu şarkı her seferinde bir sürü imge, renk, koku ile üşüşüyor beynime ve etkisi kolay kolay da geçmiyor, şarkı başlıyor mesela ben eski günlerdeki eski ben gibi 6.50 lik bi sandalın başüstündeki yerimi alıyorum, yekede bi dost var ama sallayın şimdi, onu başka zaman anlatırım, tekne başıboş değil yani. mevsim yaz, zaman aralığı ise hava kararmış, gökyüzü koyu, koskoyu lacivert amma velakin siyah değil, böyle arafta tuhaf bi renk. kara üzerinde yaşayamayan, anca deniz üzerinde görünüp içinde durulacak bir renk işte, anlayın. hava mazot kokuyor, şaka yav şaka egzostu yeni yamattım bi gram pis kokmuyor ortalık, duyulan koku denizin üstünde olmamıza rağmen hanımeli, manolya, yasemin, yeni kurulmuş rakı sofrası, 3 aylık bebek ayağı, annenizin size uzattığı o bir dilim kızarmış ekmeğin kokularının karışımı gibi, beğenmediğinizi aradan çıkarın olmazsa böyle yazınca da bi tuhaf oldu evet.
toparlayacağım inşallah, az kaldı sevgili okur,biraz daha sabret ve kadim diller dahil 12 dilde akıcı şekilde küfür edebildiğimi de sakın unutma.
ne diyordum, ordan biz gökbel tarafına geldik kıyı kıyı.... yok bu diildi, bu ayrı bi muhabbet, hem ulu orta anlatılmaz çok ayıp!
neyse, sallayın.
bu şarkı var ya bu şarkı, güzel şarkıdır.
sözlerini anlamasanız bile içinde az ümit, az hayal kırıklığı, az şikayet, az vazgeçmişlik taşır ki zaten biz buna hali hazırda hayat diyoruz. ama sağolsun adının gizli kalmasını isteyen biri çevirisini yaptı ve benim kırık dökük yunancamdan bin kat yukarı taşıdı bu şarkının anlamını.
şöyle diyormuş efendim;
sevincim bir damla....
sana tekrar anlatayım geçip giden yılları - şikayetlerle dolu sevdiğim o şarkıyı (ve şikayetlerle dolu sevdiğim o şarkıyı)
sadece bir damla benim sevincim -- ama yine de, eğer ansızın gelirsen -- o damlayı sana vereceğim --- ki, yeniden doğmuş hissedebilesin..
yeniden sorayım - ne zaman getirecek güneş ve bana tuzak kuran o şimşek..
böyleymiş işte, hadi güzel hayaller ve daha da güzel hayatlar.
telos.
spotify
devamını gör...
doğru söylüyor dedirten şarkı sözleri
aşk bu kızılötesi yaralı müzesi, hareket edemem.
devamını gör...
çocukken yaşanan hayal kırıklıkları
ne güzel çocukluk yaşamışsınız dedirten anılarla dolu hayal kırıklıkları.
ilkokuldaydım babamın kardeş kazığı yiyerek işinin dağıldığı zamanlardı.
aile bütçesine katkı için okulda tenefüslerde şekerleme çikolata tarzı şeyler satıyordum.
derslerim de iyi olduğu için öğretmenlerden ses çıkaran da olmuyordu.
işleri ilerletip elma şekeri de satmaya başlamıştım.
annem de maliyet düşsün diye elma şekerini evde yapmaya karar verdi, yaptı da.
sabah oldu, elma şekerlerini çantama koyup okula gittim.
kış mevsimiydi.
ilk derse girdik tenefüs oldu, elma şekerlerini çıkarmak için çantamı açtım ki elma şekerlerini üzerindeki şıralı katman erimiş çantam defterlerim kitaplarım kullanılamaz hale geldiği görüp ağlamıştım.
evdeki hesap çarşıya uymadı, elma şekerinin maliyetini düşürelim derken eldeki defter kitaplardan da olmuştuk.
ilkokuldaydım babamın kardeş kazığı yiyerek işinin dağıldığı zamanlardı.
aile bütçesine katkı için okulda tenefüslerde şekerleme çikolata tarzı şeyler satıyordum.
derslerim de iyi olduğu için öğretmenlerden ses çıkaran da olmuyordu.
işleri ilerletip elma şekeri de satmaya başlamıştım.
annem de maliyet düşsün diye elma şekerini evde yapmaya karar verdi, yaptı da.
sabah oldu, elma şekerlerini çantama koyup okula gittim.
kış mevsimiydi.
ilk derse girdik tenefüs oldu, elma şekerlerini çıkarmak için çantamı açtım ki elma şekerlerini üzerindeki şıralı katman erimiş çantam defterlerim kitaplarım kullanılamaz hale geldiği görüp ağlamıştım.
evdeki hesap çarşıya uymadı, elma şekerinin maliyetini düşürelim derken eldeki defter kitaplardan da olmuştuk.
devamını gör...
arveles
çok etkili bir ağrı kesici.
devamını gör...
kitap okuma aşkını kazandıran kitabın ismi
edmondo de amicis tarafından yazılan çocuk kalbi isimli yapıttır.
ah enrico, hüzünlü kekim.*
ah enrico, hüzünlü kekim.*
devamını gör...
normal sözlük aşık atışması
bana tospağa demiş
düz suratlı bir yemiş.
onun doğrusu tosbağa
ağlayacaksan da oynama.
düz suratlı bir yemiş.
onun doğrusu tosbağa
ağlayacaksan da oynama.
devamını gör...
kafa sözlük yüklenme animasyonunun değişmesi
ve nihayet kafa sözlük logosundaki kafanın gittiği yeri görmüş olduk. çöpe gidiyormuş lan!
keşke buranın kolektif bir bilgi, görüş ve deneyim hazinesi olduğunu belirtmek adına diğer kafaların yanına, koca bir kafa yığınına gitseymiş. hani böyle çöp yığını sembolizeleri olur ya, onun gibi. pek betimleyemedim ama anladınız siz.
keşke buranın kolektif bir bilgi, görüş ve deneyim hazinesi olduğunu belirtmek adına diğer kafaların yanına, koca bir kafa yığınına gitseymiş. hani böyle çöp yığını sembolizeleri olur ya, onun gibi. pek betimleyemedim ama anladınız siz.
devamını gör...
kemalizm'in demokrasi karşıtı bir hareket olması
hadi oradan dediğim başlık kemalistler olmasa şeriatçılar yüz yıl önce kellenizi keserdi sizin. sanki fransız devrimi yaptık da kemalizmi beğenmiyoruz. biz demokrasiyi de laikliği de savaşarak almadık biz milli mücadeleyi kazandık o sarı saçlı mavi gözlü dev verdi bize bunları.
türkiye'nin 100 sene önce olduğu gibi bugünkü kurtuluş reçetesi de kemalizmdir. fransız devriminde rus devriminde kaç kişinin öldüğünü bilmeyenler kemalizmi antidemokratlıkla ve katliam yapmakla suçluyor. iyi kafaymış ne diyim.
(bkz: kemalizmin bu toprakların gördüğü en güzel şey olması)
not: atatürkçü falan değilim direkt olarak kemalistim.
türkiye'nin 100 sene önce olduğu gibi bugünkü kurtuluş reçetesi de kemalizmdir. fransız devriminde rus devriminde kaç kişinin öldüğünü bilmeyenler kemalizmi antidemokratlıkla ve katliam yapmakla suçluyor. iyi kafaymış ne diyim.
(bkz: kemalizmin bu toprakların gördüğü en güzel şey olması)
not: atatürkçü falan değilim direkt olarak kemalistim.
devamını gör...
yazarların uyumama sebepleri
düzensiz uyku düzenim sağolsun.
akşam 10 gibi gelen uykum yatağa girince kaçıyor. ağzım esnemekten kapanmıyor ama yok uyuşamıyoruz kendileriyle.uyku denilen hain sabahlatiyor beni. gece 3'den önce uyku zaten haram.semazen gibi dönüyoruz yatakta. sonrasında kulaklıkla müzik dinleyerek uyuyakalıyorum.
arada en büyük yandaşı reflü giriyor devreye. sonra yatağın içinde yar yine bana haram geceler şarkısını whisliyorum.
akşam 10 gibi gelen uykum yatağa girince kaçıyor. ağzım esnemekten kapanmıyor ama yok uyuşamıyoruz kendileriyle.uyku denilen hain sabahlatiyor beni. gece 3'den önce uyku zaten haram.semazen gibi dönüyoruz yatakta. sonrasında kulaklıkla müzik dinleyerek uyuyakalıyorum.
arada en büyük yandaşı reflü giriyor devreye. sonra yatağın içinde yar yine bana haram geceler şarkısını whisliyorum.
devamını gör...
mezbele
çöp atılan yer, çöplük. kötü olaylar veya nesneler manasında da kullanılır.
devamını gör...
shutter island
gerçekten çok iyi bir film. oyunculuk konuşuyor, senaryo konuşuyor. psikolojik gerilim sizi içinize alıyor.
beğendim ve tavsiye ederim.
beğendim ve tavsiye ederim.
devamını gör...
birini gözünde çok büyütmek
tanım: hak etmeyen birini ya çok sevmek, ya da ondan nefret etmek. tabii sevmek çoğu zaman direkt gözünde büyütmek manasına geliyor fakat korkunun da buna sebebiyet verebileceğini unutmayalım. kişi korktuğu bireyi de gözünde büyütebilir.
tanrı'nın işimize yaramayacak bir şeyi dünyaya indirmeyeceğini düşünerekten ölçülü olalım diyorum efendim. zira eğer ki "ölçü" kelimesi bize bir yarar sağlamayacak olsaydı dillerimize pelesenk olmazdı. birini tanımadan ona fazlaca değer vermeyin veyahut nasıl biri olduğunu çözmeden korkmayın/nefret etmeyin. aksi halde beklentileriniz tuzla buz olacaktır.
"ne bal edip yutun, ne de zehir edip atın"
tanrı'nın işimize yaramayacak bir şeyi dünyaya indirmeyeceğini düşünerekten ölçülü olalım diyorum efendim. zira eğer ki "ölçü" kelimesi bize bir yarar sağlamayacak olsaydı dillerimize pelesenk olmazdı. birini tanımadan ona fazlaca değer vermeyin veyahut nasıl biri olduğunu çözmeden korkmayın/nefret etmeyin. aksi halde beklentileriniz tuzla buz olacaktır.
"ne bal edip yutun, ne de zehir edip atın"
devamını gör...
üslubun her şey olması
karşıdakine saygı gösterdiğinin bir işaretidir düzgün üslup. kişi senin aynı görüşte olmasa bile kendisine saygı duyulduğu için o da sana saygı duyar.
devamını gör...
geceye bir cem karaca şarkısı bırak
özellikle son zamanlarda dinlerken bir yandan içimden gelerek eşlik ettiğim bence yapılmış en güzel türkçe şarkılardan biri.
devamını gör...
normal sözlük'te sürekli islam'ı kötüleyen başlık ve tanımlara müsaade etmek
bir durum.
biraz uzun yazacağım. umarım okuyan ve üzerinde düşünen birileri olur.
ben başlığı açan arkadaş adına da, genel olarak burada "yobaz", "ışid'ci zihniyet" denilen kişiler adına da yahut başka herhangi bir müslüman adına da konuşmayacağım. söyleyeceklerim tamamen kendi adıma söylemek istediklerim.
kimseyi ilgilendirmese de elhamdülillah müslümanım ve bunu söyleme amacım biraz olsun farklı açıdan bakmanızı sağlayabilmek. bunu belirtmişken şunu da eklemek istiyorum; inançsız olanların yahut başka bir dine inanan insanların hakkında da aynı saygısızlıkların yapılmasına kesinlikle karşıyım.
***
birkaç yorumda haklı olarak "saygı çerçevesinde" istenilen her şeyin yazılabileceği söylenmiş. ancak ben bazı başlıklarda kesinlikle bu konulara saygı çerçevesinde yaklaşılmadığını görüyorum. yine aynı şekilde "siz de karşı argüman sunun" demişsiniz çok doğru olarak ama bazen öyle şeyler yazılıyor, öyle hakaretler ediliyor ki, tartışmak bile mümkün olmuyor bazı insanlarla. kaldı ki karşı argüman dediğiniz şey, bir argümana karşılık sunulur. hakarete, karşı argüman sunulamaz.
siz inançsız arkadaşlardan -çoğunuz belki bunu okumayacak ya da umursamayacak ama- benim bir ricam var: bir inanca sahip olan tüm insanları, her şeye at gözlüğüyle bakan, bilimden ilimden uzak olan, beyinsiz hatta can almaya meraklı vahşiler olarak görmekten vazgeçmeniz.
etrafınızdaki insanları düşünün; annelerinizi, babalarınızı, çok sevdiğiniz arkadaşlarınızı... bunların içerisinde hiç inançlı insan yok mu? yoksa lafım yok ama varsa içlerinde hiç iyi insan yok mu diye sorarım bu kez. "arkadaşlarınız"ı da dahil ettiğime ve insan arkadaşını kendisi seçtiğine göre, mutlaka vardır. o halde neden tüm inananları kötülüyorsunuz? lütfen yapmayın bunu. zira kendi halinde inanan, kimseyi kırmamak için elinden geleni yapan, bilimle uğraşan (enrty'lerime bakabilirsiniz genelde hangi konular hakkında yazdığımı bilmiyorsanız) ve bu ülkede din adına olduğu söylenip de insanlara zarar verecek şekilde yapılan her şeye, aynen sizin gibi karşı olan insanları incitiyorsunuz bunu yaptığınızda.
***
gelelim bizim tarafa... benimle dindaş olan birçok arkadaşın tartışma şeklini son derece yanlış buluyorum. bakın öncelikle şunu söyleyeyim: bir müslüman düzgün konuşur, ağzından kötü söz çıkmaz. siz kalkıp insanlara küfrederek, hakaret ederek onlara bir şey anlatmaya çalışırsanız, haklı olarak kimse sizi dinlemez. ayrıca burada nadiren de olsa din hakkında düzgünce yazılıp "neden bu böyle?" diye sorulan sorular var ateist yazarlar tarafından. bunların karşılığında, ufacık bir araştırma ile bile ulaşılabilecek cevaplar dururken, kalkıp bunu soran kişiye laf sokuşturmaya çalışmak, islâm adına hiçbir faydası olmayan bir iş. üstelik mantık dahilinde cevaplamadığınız tüm sorular yine yeni yeniden karşınıza çıkıyor.
eğer ki insanlar dinden, dindarlardan nefret etmesin istiyorsanız, öncelikle insanlarla güzel konuşun. sonra boş beleş ve basmakalıp laflar yerine düzgün karşı kanıtlar ya da argümanlarla gelin lütfen. siz dine daha büyük zararlar veriyorsunuz, insanların ondan kaçmasına neden olarak. unutmayın ki peygamberimizin yaşadığı dönemde insanların müslüman olmasının öncelikli nedeni, bu dinde kimsenin aşağılanmadığını, adaletin en öncelikli konu olduğunu görmeleri ve onları dine davet eden kişilerin düzgün ve ahlaklı hareketleriydi. cihat dediğiniz şey ille de fetihle olmaz. dini sevdirmek, yaymak, insanları ona inandırmak gibi bir amacınız varsa, onu insanların nefret edeceği bir şey haline getirmeyin.
sabredip okuyan herkese teşekkür ederim. entry girme işime geri dönüyorum. siz de lütfen kavga etmeyin, ayırmam *
biraz uzun yazacağım. umarım okuyan ve üzerinde düşünen birileri olur.
ben başlığı açan arkadaş adına da, genel olarak burada "yobaz", "ışid'ci zihniyet" denilen kişiler adına da yahut başka herhangi bir müslüman adına da konuşmayacağım. söyleyeceklerim tamamen kendi adıma söylemek istediklerim.
kimseyi ilgilendirmese de elhamdülillah müslümanım ve bunu söyleme amacım biraz olsun farklı açıdan bakmanızı sağlayabilmek. bunu belirtmişken şunu da eklemek istiyorum; inançsız olanların yahut başka bir dine inanan insanların hakkında da aynı saygısızlıkların yapılmasına kesinlikle karşıyım.
***
birkaç yorumda haklı olarak "saygı çerçevesinde" istenilen her şeyin yazılabileceği söylenmiş. ancak ben bazı başlıklarda kesinlikle bu konulara saygı çerçevesinde yaklaşılmadığını görüyorum. yine aynı şekilde "siz de karşı argüman sunun" demişsiniz çok doğru olarak ama bazen öyle şeyler yazılıyor, öyle hakaretler ediliyor ki, tartışmak bile mümkün olmuyor bazı insanlarla. kaldı ki karşı argüman dediğiniz şey, bir argümana karşılık sunulur. hakarete, karşı argüman sunulamaz.
siz inançsız arkadaşlardan -çoğunuz belki bunu okumayacak ya da umursamayacak ama- benim bir ricam var: bir inanca sahip olan tüm insanları, her şeye at gözlüğüyle bakan, bilimden ilimden uzak olan, beyinsiz hatta can almaya meraklı vahşiler olarak görmekten vazgeçmeniz.
etrafınızdaki insanları düşünün; annelerinizi, babalarınızı, çok sevdiğiniz arkadaşlarınızı... bunların içerisinde hiç inançlı insan yok mu? yoksa lafım yok ama varsa içlerinde hiç iyi insan yok mu diye sorarım bu kez. "arkadaşlarınız"ı da dahil ettiğime ve insan arkadaşını kendisi seçtiğine göre, mutlaka vardır. o halde neden tüm inananları kötülüyorsunuz? lütfen yapmayın bunu. zira kendi halinde inanan, kimseyi kırmamak için elinden geleni yapan, bilimle uğraşan (enrty'lerime bakabilirsiniz genelde hangi konular hakkında yazdığımı bilmiyorsanız) ve bu ülkede din adına olduğu söylenip de insanlara zarar verecek şekilde yapılan her şeye, aynen sizin gibi karşı olan insanları incitiyorsunuz bunu yaptığınızda.
***
gelelim bizim tarafa... benimle dindaş olan birçok arkadaşın tartışma şeklini son derece yanlış buluyorum. bakın öncelikle şunu söyleyeyim: bir müslüman düzgün konuşur, ağzından kötü söz çıkmaz. siz kalkıp insanlara küfrederek, hakaret ederek onlara bir şey anlatmaya çalışırsanız, haklı olarak kimse sizi dinlemez. ayrıca burada nadiren de olsa din hakkında düzgünce yazılıp "neden bu böyle?" diye sorulan sorular var ateist yazarlar tarafından. bunların karşılığında, ufacık bir araştırma ile bile ulaşılabilecek cevaplar dururken, kalkıp bunu soran kişiye laf sokuşturmaya çalışmak, islâm adına hiçbir faydası olmayan bir iş. üstelik mantık dahilinde cevaplamadığınız tüm sorular yine yeni yeniden karşınıza çıkıyor.
eğer ki insanlar dinden, dindarlardan nefret etmesin istiyorsanız, öncelikle insanlarla güzel konuşun. sonra boş beleş ve basmakalıp laflar yerine düzgün karşı kanıtlar ya da argümanlarla gelin lütfen. siz dine daha büyük zararlar veriyorsunuz, insanların ondan kaçmasına neden olarak. unutmayın ki peygamberimizin yaşadığı dönemde insanların müslüman olmasının öncelikli nedeni, bu dinde kimsenin aşağılanmadığını, adaletin en öncelikli konu olduğunu görmeleri ve onları dine davet eden kişilerin düzgün ve ahlaklı hareketleriydi. cihat dediğiniz şey ille de fetihle olmaz. dini sevdirmek, yaymak, insanları ona inandırmak gibi bir amacınız varsa, onu insanların nefret edeceği bir şey haline getirmeyin.
sabredip okuyan herkese teşekkür ederim. entry girme işime geri dönüyorum. siz de lütfen kavga etmeyin, ayırmam *
devamını gör...
ayakkabısını giyerken belindeki tabancası ateş alan kişi
iki tane silahım var, birisi tsk'dan kalma beylik tabancası, diğeri poligonda kullanmak için aldığım.
ikisinin de taşıma ruhsatları var.
bir gün bile poligona gitmek dışında birini alıp dışarı çıkmışlığım yoktur ki evde de tetik mekanizmaları ayrı, gövde ayrı, şarjör ayrı ve mermiler ayrı durur. şarjör ve mermiler ayrı ayrı kilitli kutu içerisinde.
bu şekildeyken bile tedirginlik yaşıyorum.
tanım: cahil cesaretine kurban gitmiş kişi.
ikisinin de taşıma ruhsatları var.
bir gün bile poligona gitmek dışında birini alıp dışarı çıkmışlığım yoktur ki evde de tetik mekanizmaları ayrı, gövde ayrı, şarjör ayrı ve mermiler ayrı durur. şarjör ve mermiler ayrı ayrı kilitli kutu içerisinde.
bu şekildeyken bile tedirginlik yaşıyorum.
tanım: cahil cesaretine kurban gitmiş kişi.
devamını gör...
charles dickens
charles dickens, belirli koşullar sağlanmadığı sürece üretken olamıyordu. öncelikle mutlak sessizliğe ihtiyaç duyuyordu; evlerinden birinde, sesin içeri girmesini önlemek için çalışma odasına fazladan bir kapı takılması gerekmişti. çalışma odasının da titizlikle düzenlenmesi gerekiyordu. yazı masası bir oencerenin önünde yer almalı, üzerine kaz tüyü kalemler mavi mürekkepten oluşan yazı gereçlerinin yanı sıra birkaç süs eşyası yerleştirilmeliydi: taze çiçeklerle dolu küçük bir vazo, büyük bir mektup açacağı, üzerinde tavşan oturan altın yaldızlı bir yaprak ve iki bronz heykelcik.
çalışma saatleri sabitti. en büyük oğlu hiçbir şehir katibinin onun kadar sistemli ve düzenli olmadığını hatırlıyordu. sabah yedide uyanıyor, sekizde kahvaltı ediyor ve dokuzda çalışma odasında yerini almış oluyordu. ikiye kadar orada kalıyor, ailesiyle öğle yemeği yemek üzere kısa bir ara veriyordu. bu esnada genellikle hipnoz etkisi altındaymış gibi görünüyor, yemeğini mekanik bir biçimde yiyip neredeyse tek kelime etmeden aceleyle masasının başına dönüyordu. kısa bir çalışmadan sonra üç saatlik bir yürüyüşe çıkıyordu. altıda akşam yemeği yedikten sonra, gece yarısı odasına çekilene dek geceyi ailesi ya da arkadaşlarıyla geçiriyordu.
(bkz: günlük ritüeller mason currey)
devamını gör...
bedia akarsu
akarsu, kamuran birand’dan sonra ikinci kadın felsefe profesörümüzdür.
türkiye'de felsefenin kurulup gelişmesinde büyük katkıları olan kişidir. uzun yıllar istanbul üniversitesi edebiyat fakültesi felsefe bölümünde çalışmış.kendisi en çok kant ve scheler’in ahlak felsefelerinden etkilenmiştir. bunun gerekçesini ise şu sözlerle açıklamıştır:
kant insana saygıyı, scheler sevgiyi öğrettiği için. saygı ve sevgi ahlak felsefesinin temel kavramları olduğu gibi, insan olmanın da temel nitelikleri'dir.
yaşamın kurallar üzerinden ilerlemesine en büyük ilave olarak sevgi ve saygı ile ilerlemesi baz alınır. bilimde, sanatta, edebiyatta,felsefede her yerde bu ikili ile kucaklaşıp net sonuca varılmalı.
akarsu, bilimsel düşünüşün sorgulayarak, araştırarak doğru sonuca götürebileceğini öne sürer. sorunları bizim çerçevemizin dışında tüm insanlığı ilgilendiren genel bir bakış açısıyla değerlendirmiştir. atatürk inkılaplarına bağlı bir cumruriyet kadını olarak örnek olmuş, çağdaşlaşma ve aydınlanmacı görevini üstlenmiştir. felsefe,eğitim ve toplum konularında hümanist bakış açısıyla destek vermiştir. felsefe'yi yaşadığı toplum için bir çaba olarak kullanmış. felsefe terimlerinin türkçe'leşmesi hususunda büyük rol almıştır.
işte karşınızda dolu dolu bir ömür geçirmiş, bir bilim kadını.
türkiye'de felsefenin kurulup gelişmesinde büyük katkıları olan kişidir. uzun yıllar istanbul üniversitesi edebiyat fakültesi felsefe bölümünde çalışmış.kendisi en çok kant ve scheler’in ahlak felsefelerinden etkilenmiştir. bunun gerekçesini ise şu sözlerle açıklamıştır:
kant insana saygıyı, scheler sevgiyi öğrettiği için. saygı ve sevgi ahlak felsefesinin temel kavramları olduğu gibi, insan olmanın da temel nitelikleri'dir.
yaşamın kurallar üzerinden ilerlemesine en büyük ilave olarak sevgi ve saygı ile ilerlemesi baz alınır. bilimde, sanatta, edebiyatta,felsefede her yerde bu ikili ile kucaklaşıp net sonuca varılmalı.
akarsu, bilimsel düşünüşün sorgulayarak, araştırarak doğru sonuca götürebileceğini öne sürer. sorunları bizim çerçevemizin dışında tüm insanlığı ilgilendiren genel bir bakış açısıyla değerlendirmiştir. atatürk inkılaplarına bağlı bir cumruriyet kadını olarak örnek olmuş, çağdaşlaşma ve aydınlanmacı görevini üstlenmiştir. felsefe,eğitim ve toplum konularında hümanist bakış açısıyla destek vermiştir. felsefe'yi yaşadığı toplum için bir çaba olarak kullanmış. felsefe terimlerinin türkçe'leşmesi hususunda büyük rol almıştır.
işte karşınızda dolu dolu bir ömür geçirmiş, bir bilim kadını.
devamını gör...
