hotel transylvania
otel transilvanya, 2012 sony pictures animation yapımı, fantastik ve komedi türünde bir 3d animasyon filmidir.
yönetmenliğini genndy tartakovsky, yapımcılığını michelle murdocca, senaristliğini peter baynham,
robert smigel üstlenmiştir.
aslında ilk bakışta daha çok çizgi film havasında olan ve daha çok çocuklara hitap ettiği düşünülen bu film yine bir çok animasyon sever yetişkinin dikkatini çekmiştir.
kont drakula, eşi ve minik kızı mavisle sessiz sedasız konaklarında yaşarken. wampirlerden korkan bir grup insan tarafından saldırıya uğrar ve drakula'nın eşi ölür.
drakula kendini mavis'e adar ve onu her şeyden özellikle insanlardan korumak için elinden geleni yapacağına kendi kendine söz verir. ilk iş bir otel inşaa etmektir.
canavarlar oteli. hem kendi hem mavis'i güvende tutan hemde tüm canavarların toplanıp eğlenebileceği bir yerdir burası. drakula mavis'in 118. doğum gününde canavarları yine oteline çağırır. her şey onun istediği gibi olacaktır ki davetsiz bir misafir daha gelir otele, jonathan.
jonathan 21 yaşında bir gezgindir ve mavis'le karşılaştıkları an şıp olurlar. ahh nerede o eski şıplar?
drakula korumacı, kontrolcü bir baba olarak bir yandan mavis'i jonathan'dan uzak tutmak için uğraşırken bir yandanda canavarların durumu anlamaması için çabalar. nereye kadar saklayabilir ki? çok uğraşır çok...
frankenstein ve gelini , mumyagiller, görünmez adam, kurtadam ailesi, jöle adam, devler ve daha bir çok canavar davet edilmiştir otele ve hepside jonathan'ı çok sevmiştir. drakula bu durumdanda rahatsız olur çünkü insanların onlara zarar verebileceğini düşünür.
serinin ilk filmi olan bu filme bir çok eleştiri gelmiştir buna rağmen izleyicilerin beğenisini kazanmıştır.
seslendirme ekibi;
drakula aydoğan temel,frankenstein engin alkan, jonathan harun can, maviş hazal erdal, eunice şebnem ünaldı, wayne cüneyt cakova, wanda şemsay çankara, griffin rıza karaağaçlı, murray fatih özacun, quasimodo murat aydın, shrunken heads fatoş ceylan
iyi seyirler...
devamını gör...
kayseri'de kendini asarak intihar eden genç
insanların tahammülü kalmadı maalesef dayanacak güçleri kalmadı.
acaba nasıl bir çaresizlik içindeydi kaç gece avazı çıktığı kadar bağırdı içine içine haykırdı.
babasının yetişemedim feryadı.
diyecek söz çok ama ne desek boş olacak başlıklardan.
huzur içinde uyusun.
acaba nasıl bir çaresizlik içindeydi kaç gece avazı çıktığı kadar bağırdı içine içine haykırdı.
babasının yetişemedim feryadı.
diyecek söz çok ama ne desek boş olacak başlıklardan.
huzur içinde uyusun.
devamını gör...
klasik anne sözleri
senin çocuğunda sana yaparsa anlarsın beni.
devamını gör...
4 haziran 2021'de erdoğan'ın açıklayacağı müjde
hiç gitmediği istanbul daki köprüyle, marmaray ile gururlanıp hiç kullanmayacağı izmir istanbul yoluyla ülkesini süper güç zanneden çomarları eğlendirecek bir şey olduğu kesin.
ne zaman ekonomi verileri çıldırıyor, bu çıkmış müjde veriyor. doğalgaz ve petrol bulundu; check. ama bir kere de ay sonunu zor getiren, zor durumda olan insanlar için müjde ver be adam. benim cebime en kısa sürede para gelecek müjdeyi ver mesela. petrol çıkmış da doğalgaz bulunmuş da...bunlar devletin kasasına para koyacak benim cebime değil.
ne zaman ekonomi verileri çıldırıyor, bu çıkmış müjde veriyor. doğalgaz ve petrol bulundu; check. ama bir kere de ay sonunu zor getiren, zor durumda olan insanlar için müjde ver be adam. benim cebime en kısa sürede para gelecek müjdeyi ver mesela. petrol çıkmış da doğalgaz bulunmuş da...bunlar devletin kasasına para koyacak benim cebime değil.
devamını gör...
çocukken sahip olunan yanlış bakış açıları
bunlardan en belirgin olanları genellikle ailenin sahip olduğu geleneklerden ötürü bir başka grubun gizemli ve ilginç görülmesidir. örneğin; ben çocukken alevilerle alakalı inanılmaz önyargılara sahiptim.
şimdi çocukken dediğim yaşlar 14 15 hatta 17 18, hiç de öyle el kadar bebe değildik. neyse, aleviler bana çok gizemli insanlar gibi gelirlerdi. sünni gelenekten gelen, hatta tarikatlarla iç içe geçmiş bir çevreye sahiptim. kendi gelenekleri dışında herhangi bir görüşün tartışılmasına izin verilmediğini düşüneceğiniz bir enerji vardır bu tip çevrelerde. bunun sebebi, genellikle nakşi ya da kadiri gelenekten gelen insanların yahut tarikatlarla alakası olmayıp, hanefi mezhebine bağlı standart bir anadolu müslümanının pek entelektüel bilgisinin olmayışındandır. o yüzden kafalarının almayacağı şeylerden korkarlar, tartışılmasını da istemezler. sanki bazı şeyler bunları dinden çıkaracakmış gibi gelir. yani esasında insanların bunlardan korkmasına rağmen türkiye'de sünni tarikat geleneğinden kimse durup "şunlar lanetli kavim, mnakoduklarım sizi" falan demiyor. bunları yapanlar ya selefi bir düşünceye kapılıp gitmiş olanlar ya da provakatörler oluyorlar. neyse, konumuza dönelim.
anadolunun sünni müslüman taifesini tanıyan insanlar da bilirler ki alevilik de bu konulardan biridir. çok üzerinde konuşulmaz, "işte saz çalıp ibadet ediyorlar" dır. bir de çirkin bazı söylentiler vardır ki bunu genellikle sizden 4 5 yaş büyük, manyak olmuş bir dinci fısıldar kulağınıza ya da ortamdan birileri sırf enteresan bir şeyler anlatıp ilgi çekmek amacıyla söyler. "hadi lan, yok ebesininkiii" diye şaşırırsınız ama iki dakika sonra unutursunuz. bu yüzden ayda yılda bir konusu açılan, açıldığında da enteresan şeyler söylenen bir grup benim için gizemli ve heyecan verici geliyordu. bir gün cemevleriyle alakalı bir haberde, hz. ali'yi betimleyen bir fotoğraf, bu ekiple alakalı merak duyguma korkuyu da eklemişti. haberi gece gördüğüm içindi ya da fotoğraftaki kişinin kocaman gözlerinin sürmeli olmasındandı bilemiyorum ama korkmuştum.
öyle yıllar geldi geçti. lan dedim bir gün, neymiş şu alevilik biraz araştırayım. bir pdf okudum 32 sayfalık, işte kerbeladan başlayıp 12 imama, oradan tarihsel kökenine, sürecine her şeye ufak ufak değiniyordu. çalışmalara devam ettim, ilgimi de çekti, belgeseller, röportajlar falan devam ettik öyle. baktım müthiş bir renkmiş bu, bizimkiler falancaymış, bunlar filanca. ikisinin de faydası, bana dinler tarihiyle alakalı müthiş bilgiler vermesi oldu. primitif dinlerden bugünlere kadar tüm dinler sürecinin, mücadelenin bir yansımasını, sosyolojiye ve psikolojiye olan etkisini de islam dinindeki yol ayrımlarında görebiliyoruz.
yanlış bakış açıları vardır, bugün size çok ters gelen bir düşünce varsa, onunla alakalı kesin hükümler vermek yerine araştırmalara girişin. gerekirse o düşünceye sahip insanlarla konuşun. üç beş kişinin etrafında gezdiği saçmalıklardan değil, kitleleri arkasına toplayan düşünceleri, ideolojileri anlamak hem kişisel gelişimimiz için önemlidir hem de toplumun yanlış yollara gitmemesi için faydalıdır. bugün pkk destekçilerinden tutun da siyasal islamcılara kadar birçok insanın kullandığı ad hominem, whataboutism gibi kavramların aşılamamasının sebebi bilgisizliktir ve eğer bunu temizleyemezsek başımız daha da ağrıyacak. bugün bile herhangi bir görüşe sahip insana gerçeği anlatamıyorsunuz, post truth politics denilen şey adeta memleketi esir aldı, herkes kendi inanmak istediği şeyi gerçeği kabul ediyor. hiçbir sorun çözülemiyor ve bu çözümsüzlükler üzerinden birileri güç devşiriyor.
şimdi çocukken dediğim yaşlar 14 15 hatta 17 18, hiç de öyle el kadar bebe değildik. neyse, aleviler bana çok gizemli insanlar gibi gelirlerdi. sünni gelenekten gelen, hatta tarikatlarla iç içe geçmiş bir çevreye sahiptim. kendi gelenekleri dışında herhangi bir görüşün tartışılmasına izin verilmediğini düşüneceğiniz bir enerji vardır bu tip çevrelerde. bunun sebebi, genellikle nakşi ya da kadiri gelenekten gelen insanların yahut tarikatlarla alakası olmayıp, hanefi mezhebine bağlı standart bir anadolu müslümanının pek entelektüel bilgisinin olmayışındandır. o yüzden kafalarının almayacağı şeylerden korkarlar, tartışılmasını da istemezler. sanki bazı şeyler bunları dinden çıkaracakmış gibi gelir. yani esasında insanların bunlardan korkmasına rağmen türkiye'de sünni tarikat geleneğinden kimse durup "şunlar lanetli kavim, mnakoduklarım sizi" falan demiyor. bunları yapanlar ya selefi bir düşünceye kapılıp gitmiş olanlar ya da provakatörler oluyorlar. neyse, konumuza dönelim.
anadolunun sünni müslüman taifesini tanıyan insanlar da bilirler ki alevilik de bu konulardan biridir. çok üzerinde konuşulmaz, "işte saz çalıp ibadet ediyorlar" dır. bir de çirkin bazı söylentiler vardır ki bunu genellikle sizden 4 5 yaş büyük, manyak olmuş bir dinci fısıldar kulağınıza ya da ortamdan birileri sırf enteresan bir şeyler anlatıp ilgi çekmek amacıyla söyler. "hadi lan, yok ebesininkiii" diye şaşırırsınız ama iki dakika sonra unutursunuz. bu yüzden ayda yılda bir konusu açılan, açıldığında da enteresan şeyler söylenen bir grup benim için gizemli ve heyecan verici geliyordu. bir gün cemevleriyle alakalı bir haberde, hz. ali'yi betimleyen bir fotoğraf, bu ekiple alakalı merak duyguma korkuyu da eklemişti. haberi gece gördüğüm içindi ya da fotoğraftaki kişinin kocaman gözlerinin sürmeli olmasındandı bilemiyorum ama korkmuştum.
öyle yıllar geldi geçti. lan dedim bir gün, neymiş şu alevilik biraz araştırayım. bir pdf okudum 32 sayfalık, işte kerbeladan başlayıp 12 imama, oradan tarihsel kökenine, sürecine her şeye ufak ufak değiniyordu. çalışmalara devam ettim, ilgimi de çekti, belgeseller, röportajlar falan devam ettik öyle. baktım müthiş bir renkmiş bu, bizimkiler falancaymış, bunlar filanca. ikisinin de faydası, bana dinler tarihiyle alakalı müthiş bilgiler vermesi oldu. primitif dinlerden bugünlere kadar tüm dinler sürecinin, mücadelenin bir yansımasını, sosyolojiye ve psikolojiye olan etkisini de islam dinindeki yol ayrımlarında görebiliyoruz.
yanlış bakış açıları vardır, bugün size çok ters gelen bir düşünce varsa, onunla alakalı kesin hükümler vermek yerine araştırmalara girişin. gerekirse o düşünceye sahip insanlarla konuşun. üç beş kişinin etrafında gezdiği saçmalıklardan değil, kitleleri arkasına toplayan düşünceleri, ideolojileri anlamak hem kişisel gelişimimiz için önemlidir hem de toplumun yanlış yollara gitmemesi için faydalıdır. bugün pkk destekçilerinden tutun da siyasal islamcılara kadar birçok insanın kullandığı ad hominem, whataboutism gibi kavramların aşılamamasının sebebi bilgisizliktir ve eğer bunu temizleyemezsek başımız daha da ağrıyacak. bugün bile herhangi bir görüşe sahip insana gerçeği anlatamıyorsunuz, post truth politics denilen şey adeta memleketi esir aldı, herkes kendi inanmak istediği şeyi gerçeği kabul ediyor. hiçbir sorun çözülemiyor ve bu çözümsüzlükler üzerinden birileri güç devşiriyor.
devamını gör...
yazarların radyodan istek şarkısı
grup abdal - gafil gezme şaşkın.
tanım: radyodan istek şarkı olarak istediğimiz şarkıları paylaştığımız başlıktır.
tanım: radyodan istek şarkı olarak istediğimiz şarkıları paylaştığımız başlıktır.
devamını gör...
kız yurdunda yaşanan tuhaf olaylar
yurtta kalmaya hiç niyeti olmayan biri olarak bu okuduklarımdan sonra yanından geçmem artık.
bu ne böyle.
bu ne böyle.
devamını gör...
filmler ve filimler
iyi filmlere ''film'' kötü filmlere ''filim'' diyen youtube kanalı. ''eleştirel parodi'' adlı video serisiyle ünlenmiştir. 1,05 mn abonesi bulunmaktadır.
kanala göz atmak isteyenler için:
www.youtube.com/channel/UCZ...
kanala göz atmak isteyenler için:
www.youtube.com/channel/UCZ...
devamını gör...
duyulunca mutlu eden sözler
gerçek bir nasılsın.
uzun süre sonra edit: zorttt çok duygusal bir tanım.
uzun süre sonra edit: zorttt çok duygusal bir tanım.
devamını gör...
meyhaneler sen
gece yolcuları grubunun "neden?" albümünden bir parçadır. 2013 yılında çıkmıştır.
meyhaneler sen, içtikçe biten ben
senden vazgeçersem, haram olsun.
tüm kadehler sen, kırılıp düşen ben
beni mahveden sen, helal olsun.
meyhaneler sen, içtikçe biten ben
senden vazgeçersem, haram olsun.
tüm kadehler sen, kırılıp düşen ben
beni mahveden sen, helal olsun.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının hobileri
farklı illerde kamp yapıp fotoğraflar çekmek, çizim yapmak ve deniz kabuğu boyamak.
devamını gör...
peygamber çiçeği
normalde estonya'nın ulusal sembolü olan ve ülkemizde de yetişen, bahar aylarında açan mavi renkli bir bitki.
devamını gör...
dil piercingi
konuşmasının değişeceğinden korkanların uzak durduğu dil aksesuarı. yaptıran yaptırsın, nolur uzaylıymış gibi bakmayı kesin.
devamını gör...
çocuğu hangi spora başlatmalıyım sorunsalı
birlik beraberlik, paylaşma ve iletişim yönünden gelişmesi için özellikle takım sporlarına verilmesi gerektiğini düşünüyorum. bu yönden de özellikle voleybol ve basketbolun çok faydalı olduğunu düşünüyorum.
devamını gör...
düşünmemeyi düşünmek
bana pembe fili düşünme (kitap) kitabını hatırlatan durumdur. düşünmemeye çalıştığımız şeyin sürekli aklımıza gelmesiyle ve bizim kendimizi boşuna bu düşünceden uzaklaştırmaya çalışmamızla sonuçlanır. bastırdığın duygu ve düşüncelerin esiri olursun diye boşa dememişler. böyle bir şey yapmaya kalkıştığınızda otomatik olarak beyniniz düşünüp düşünmediğinizi kontrol ederek o şeyin sürekli beyninizin gündeminde kalmasını sağlar. zihnimizde kaçan kovalanır. yani anlayacağınız boş bir çabadır.
devamını gör...
normal sözlük’te tanımlarını sevdiğiniz yazarlar
açık ara (bkz: homeros). tanımları güzel, ince bir espri anlayışı var. bir de tedarikçisi olmak istediğim mafyanın lideri derdim ama bu bir sır.*
devamını gör...
güne bir söz bırak
tanrım, bana değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etme gücü, değiştirebileceğim şeyleri değiştirme cesareti ve bu ikisi arasındaki farkı anlayabilme sağduyusu ver.
marlo morgan/ bir çift yürek
marlo morgan/ bir çift yürek
devamını gör...
delalet ehli
sözlük karşılığı "sapık, sapkın" olarak çevirilse de, biz bu terimin islami literatürde ki karşılığını inceleyeceğiz.
tevbe suresi 102.ayette bahsedilen; "salih bir amel ile kötü olan bir ameli birbirine karıştıranlar" delalet ehli olarak, kur ani bir yaklaşım ile tanıtılmıştır. fatiha suresinin son ayetinde geçen "dallin" (delalette olanlar) kelimesi de, tevbe suresinde ki 102.ayeti destekler niteliktedir.
bu kavramın yani delalet ehlinin kafir kavramından farklı bir kavram olduğunu varsayıyoruz. çünkü; tevbe 102. ayetin devamında; "umulur ki allah, onları affeder. allah çok merhametli çok bağışlayıcıdır." der. allah ın adalet sıfatının tecellisi, sadece doğru ve yanlışın apaçık ortada olduğu durumda tecelli eder. yani açık bir kabulleniş (iman), ya da açık bir karşı çıkış (küfür) olması gerekir.
delalet ehli kendi içinde iki gruba ayrılır;
1) kasır; doğru ve yanlış kavramının apaçık ortaya çıkması, kişinin iradesi dışında ise (yani hakim olan güç, doğru ve yanlışın apaçık ortaya çıkmasını engelliyorsa) bu durumda kişinin sorumluluğu yoktur. bu kişi allah katında sorumlu değildir.
mekasır; doğru ve yanlışın apaçık ortaya çıkması, kişinin iradesi dahilinde ise(yani hakim olan güç, doğru ve yanlışın ortaya çıkmasına engel olmadığı halde) kişi tembelliğinden, üşengeçliğinden bunu araştırmıyorsa bu kişinin sorumluluğu vardır. yani bu kişi allah katında sorumludur.
birçok insanın kafasına takılan soru; "acaba allah; müslüman olmayan, islami tebliğin ulaşmadığı toplumları, cehenneme mi atacak?", "eğer cehenneme atacak ise, bu allah ın adil sıfatına aykırı değilmidir?" gibi soruların cevabı, delalet ehlinin akıbeti ile ilgilidir. delalet ehli (dal ehli) eğer "kasır" ise, umulur ki tevbe suresinin 102.ayetinin sonunda yer alan allah ın affettiği grup içindedir. eğer mekasır ise; işlediği günahlardan ötürü belli bir sorumluluğu vardır.
tevbe suresi 102.ayette bahsedilen; "salih bir amel ile kötü olan bir ameli birbirine karıştıranlar" delalet ehli olarak, kur ani bir yaklaşım ile tanıtılmıştır. fatiha suresinin son ayetinde geçen "dallin" (delalette olanlar) kelimesi de, tevbe suresinde ki 102.ayeti destekler niteliktedir.
bu kavramın yani delalet ehlinin kafir kavramından farklı bir kavram olduğunu varsayıyoruz. çünkü; tevbe 102. ayetin devamında; "umulur ki allah, onları affeder. allah çok merhametli çok bağışlayıcıdır." der. allah ın adalet sıfatının tecellisi, sadece doğru ve yanlışın apaçık ortada olduğu durumda tecelli eder. yani açık bir kabulleniş (iman), ya da açık bir karşı çıkış (küfür) olması gerekir.
delalet ehli kendi içinde iki gruba ayrılır;
1) kasır; doğru ve yanlış kavramının apaçık ortaya çıkması, kişinin iradesi dışında ise (yani hakim olan güç, doğru ve yanlışın apaçık ortaya çıkmasını engelliyorsa) bu durumda kişinin sorumluluğu yoktur. bu kişi allah katında sorumlu değildir.
mekasır; doğru ve yanlışın apaçık ortaya çıkması, kişinin iradesi dahilinde ise(yani hakim olan güç, doğru ve yanlışın ortaya çıkmasına engel olmadığı halde) kişi tembelliğinden, üşengeçliğinden bunu araştırmıyorsa bu kişinin sorumluluğu vardır. yani bu kişi allah katında sorumludur.
birçok insanın kafasına takılan soru; "acaba allah; müslüman olmayan, islami tebliğin ulaşmadığı toplumları, cehenneme mi atacak?", "eğer cehenneme atacak ise, bu allah ın adil sıfatına aykırı değilmidir?" gibi soruların cevabı, delalet ehlinin akıbeti ile ilgilidir. delalet ehli (dal ehli) eğer "kasır" ise, umulur ki tevbe suresinin 102.ayetinin sonunda yer alan allah ın affettiği grup içindedir. eğer mekasır ise; işlediği günahlardan ötürü belli bir sorumluluğu vardır.
devamını gör...
maladaptasyon
insanların temel ihtiyaçlarının karşılanmadığı toplum yapılarında, bireylerin birbirine yararcı değil zararcı olması. şiddetin ve bencilliğin artması durumu. dahası maladaptasyon geçiren toplumlarda bir çıkar yolu bulmak, çözüm üretmek imkansız ayrıca başka kültürlere vahşet gelecek ritüelller, radikal kültür kabul edilebilir. buna örnek olarak toplum yapıları şu şekilde anlatılmış.
britanyalı saygıdeğer sosyal antropolog evans pritchard klasik eseri "the nuer" adlı kitabında; sudanlı erkeklerin küçük bir kışkırtmayla birbirleriyle çoğunlukla kavga ettiklerini, bazen bu kavgaların ölümle noktalandığını yazmıştı. jale halkı gibi, nuerler de bunun gibi şiddeti veya yol açtığı misilleme güdüsünü önleme konusunda etkili bir araca sahip değildi. söylendiği üzere bilakis nuer halkı bu duruma bitmeyen bir kan davası diyordu. pritchard bunu "nuer halkının gerektiği kadar gıda almamış olmasına" bağladı. buna rağmen kıt hayvancılıkla zar zor geçinen bu insanlar, hayvancılık hastalıklarına karşı tarıma yönelmek vb çözüm üretmek yerine, hayvancılıkta inatçıydılar.
bolivya'nın doğusunda yer alan tropik ormanlarda avcılık, balıkçılık ve tarla ekip biçerek yaşamış sirion6 yerlilerini düşünelim. allan r. holmberg bir bireyin diğerine karşı aile içinde bile hissiz olmasının kendisini "şaşkına çevirmeyi asla durdurmayacağını" yazmıştı. bunu göstermek için, "tüm gün avlandıktan sonra kampa dönüş yolunda karanlığa yakalanmış bir adamın" tipik olduğu söylenen bir hikayesini şöyle anlatmaktadır: "ay ışığının olmadığı bir gecede kaybolmuş bir adam defalarca yardım istemiş, siriono yakınlarındaki bir kampta yaşayan akrabaları ise adamın çığlıklarını duymalarına rağmen önemsememişler. yarım saat sonra bağırma sesi kesildiğinde, adamın kız kardeşi neşeli bir şekilde: 'bir jaguar onu kapmış olmalı' demiş. aslında, bu avcı geceyi bir ağaca tırmanarak ağacın tepesinde geçirmişti. o karanlık gecenin sabahında kampa döndüğünde kimse onu karşılamamıştı. bunun yerine kız kardeşi yakaladığı avların küçük bir kısmını verdi diye acılı bir serzenişte bulunmuştu. holmberg, siriono halkının kavga ettiğini, yemekleri bir yerlere gizlemek, paylaşmayı reddetmek, tek başına gece ya da ormanda yemek, aile üyelerinden saklamak, özellikle kadınların yemekleri vajinalrına gizlemesi gibi konularda birbirleriyle sürekli kavga ettiklerini de ifade etmiştir.
siriono'da gıda daima kısıtlı ve açlık hayatın değişmez bir gerçeğiydi. bazı grupların nerdeyse açlıktan ölmenin eşiğine geldiği zamanlar olurdu. aslında göçebe hayata ayak uyduramayan hasta ve yaşlı insanlar dışlanırdı, bazen göç eden grubun arkasında acınacak halde ölene kadar sürünmeye bırakılırdı.
kültür ve din çoğunlukla bu başıbozukluğu dizginlemeye çalışan adaptif kendiliğinden ortaya çıkan kurallar bütünüydü. bize göre topluma zararlı, tehlikeli olsa da bu patternlerin çıkış nedeni, zarardan çok topluma yararı olması.
eğer büyücülük gibi belli bir inanç sisteminin bir topluma zararlı olabileceği kabul edilirse, onun zararlarından çok daha fazla ağır basan faydalarının da olduğu hemen öne sürülür. örneğin clyde kluckhohn ve dorothea leighton klasik etnografyalan the navaho aralarındaki büyücülerin varlığı hakkında yaygın navaho inancının korku ürettiği, şiddete yol açtığı ve bazen masum insanların trajik acılar çekmesine neden olduğu sonucuna vardılar. yine de, clyde kluckhohn ve dorothea leighton, navahoların akrabalarına ve hayatın kendi tehlikelerine karşı hissettiği tüm düşmanlığı büyücülere yönlendirmesine izin vererek büyücülük inançlarının "toplumun çekirdeğini sağlam tuttuğu" ve dahası, zenginlerin ve güçlülerin çok aşırı güce ulaşmasını engellediği ve genelde sosyal açıdan bölücü eylemleri önleme amacına hizmet ettiğini gördüler.
sonuç, maslow ihtiyaçlarının ilk adımlarını tamamlayamayan toplumlardan, modern fikirler, eşitlik, hukuk beklemek doğru olmaz. aynı şekilde gerçek dışı inançlar sisteminin de kültür olmasına şaşırmak. gelir düşüklüğü ile giderek artan şiddet ve insanların yoksullaştıkça daha fantastik fikirlere kendilerini kaptırması bana türk toplumunu hatırlattıç.
britanyalı saygıdeğer sosyal antropolog evans pritchard klasik eseri "the nuer" adlı kitabında; sudanlı erkeklerin küçük bir kışkırtmayla birbirleriyle çoğunlukla kavga ettiklerini, bazen bu kavgaların ölümle noktalandığını yazmıştı. jale halkı gibi, nuerler de bunun gibi şiddeti veya yol açtığı misilleme güdüsünü önleme konusunda etkili bir araca sahip değildi. söylendiği üzere bilakis nuer halkı bu duruma bitmeyen bir kan davası diyordu. pritchard bunu "nuer halkının gerektiği kadar gıda almamış olmasına" bağladı. buna rağmen kıt hayvancılıkla zar zor geçinen bu insanlar, hayvancılık hastalıklarına karşı tarıma yönelmek vb çözüm üretmek yerine, hayvancılıkta inatçıydılar.
bolivya'nın doğusunda yer alan tropik ormanlarda avcılık, balıkçılık ve tarla ekip biçerek yaşamış sirion6 yerlilerini düşünelim. allan r. holmberg bir bireyin diğerine karşı aile içinde bile hissiz olmasının kendisini "şaşkına çevirmeyi asla durdurmayacağını" yazmıştı. bunu göstermek için, "tüm gün avlandıktan sonra kampa dönüş yolunda karanlığa yakalanmış bir adamın" tipik olduğu söylenen bir hikayesini şöyle anlatmaktadır: "ay ışığının olmadığı bir gecede kaybolmuş bir adam defalarca yardım istemiş, siriono yakınlarındaki bir kampta yaşayan akrabaları ise adamın çığlıklarını duymalarına rağmen önemsememişler. yarım saat sonra bağırma sesi kesildiğinde, adamın kız kardeşi neşeli bir şekilde: 'bir jaguar onu kapmış olmalı' demiş. aslında, bu avcı geceyi bir ağaca tırmanarak ağacın tepesinde geçirmişti. o karanlık gecenin sabahında kampa döndüğünde kimse onu karşılamamıştı. bunun yerine kız kardeşi yakaladığı avların küçük bir kısmını verdi diye acılı bir serzenişte bulunmuştu. holmberg, siriono halkının kavga ettiğini, yemekleri bir yerlere gizlemek, paylaşmayı reddetmek, tek başına gece ya da ormanda yemek, aile üyelerinden saklamak, özellikle kadınların yemekleri vajinalrına gizlemesi gibi konularda birbirleriyle sürekli kavga ettiklerini de ifade etmiştir.
siriono'da gıda daima kısıtlı ve açlık hayatın değişmez bir gerçeğiydi. bazı grupların nerdeyse açlıktan ölmenin eşiğine geldiği zamanlar olurdu. aslında göçebe hayata ayak uyduramayan hasta ve yaşlı insanlar dışlanırdı, bazen göç eden grubun arkasında acınacak halde ölene kadar sürünmeye bırakılırdı.
kültür ve din çoğunlukla bu başıbozukluğu dizginlemeye çalışan adaptif kendiliğinden ortaya çıkan kurallar bütünüydü. bize göre topluma zararlı, tehlikeli olsa da bu patternlerin çıkış nedeni, zarardan çok topluma yararı olması.
eğer büyücülük gibi belli bir inanç sisteminin bir topluma zararlı olabileceği kabul edilirse, onun zararlarından çok daha fazla ağır basan faydalarının da olduğu hemen öne sürülür. örneğin clyde kluckhohn ve dorothea leighton klasik etnografyalan the navaho aralarındaki büyücülerin varlığı hakkında yaygın navaho inancının korku ürettiği, şiddete yol açtığı ve bazen masum insanların trajik acılar çekmesine neden olduğu sonucuna vardılar. yine de, clyde kluckhohn ve dorothea leighton, navahoların akrabalarına ve hayatın kendi tehlikelerine karşı hissettiği tüm düşmanlığı büyücülere yönlendirmesine izin vererek büyücülük inançlarının "toplumun çekirdeğini sağlam tuttuğu" ve dahası, zenginlerin ve güçlülerin çok aşırı güce ulaşmasını engellediği ve genelde sosyal açıdan bölücü eylemleri önleme amacına hizmet ettiğini gördüler.
sonuç, maslow ihtiyaçlarının ilk adımlarını tamamlayamayan toplumlardan, modern fikirler, eşitlik, hukuk beklemek doğru olmaz. aynı şekilde gerçek dışı inançlar sisteminin de kültür olmasına şaşırmak. gelir düşüklüğü ile giderek artan şiddet ve insanların yoksullaştıkça daha fantastik fikirlere kendilerini kaptırması bana türk toplumunu hatırlattıç.
devamını gör...
