kimi zaman başıma gelen sinir bozucu hadise. bir şeyi aramak, bulmak için google'a açıyorum. sonra bir şey oluyor, google bana, ben googla bakıyorum. bu tatsız anı uzatmamak adına kapatıyorum sekmeyi.
devamını gör...

ben uyuyamıyorum, sürekli düşünmekten.
gerçekten çok üzüldüm, saf hissiyatlarım bunlar. bomboş bir hayal kırıklığı.
insan hakları için önemli olan bir sözleşmeyi bugün feshettiler.
kadına karşı şiddeti önlemek ve onu korumak için alınan bir sözleşmeyi feshettiler.
neden?
anıt sayaç bu da katledilen kadınlar için oluşturulmuş bir site. evet o kadar çok kadın cinayeti var ki böyle bir site oluşturulma gereği duyulmuş 2008den beri.
sadece ek bir bilgi.
devamını gör...

grammar pedantry, dil bilgisi kurallarına hakim ve takıntılı olan bireylerin, dil bilgisi hatalarından aşırı derecede rahatsız olması anlamına geliyor. dil bilgisi ukalalığı olarak da biliniyor. aslında buraya kadar biraz tanıdık geliyor.* bu sendromdan muzdarip olan bireyler, dil bilgisi hatası görünce ciddi derecede rahatsız oluyor ve hatayı yapanı da düzeltme yoluna gidiyor. ve bunu bazen kabaca ve aşırı bir tepkiyle yapıyorlar. bu noktada işte düzelteyim derken başka bir hataya doğru yol alınıyor.
grammar pedantry sendromunun nedeni tam olarak bilinmediği zamanlarda karşı tarafı kızdırmak veya alay etmek için böyle takıntılı davranıldığı sanılıyordu. ama daha sonra yapılan araştırmalar sonucunda obsesif-kompulsif bozukluk olarak görülüyor.
dilbilimci dennis baron tarafından yapılan bir araştırma ile bu sendromun genetik nedenlerden kaynaklı olduğu ve beyindeki konuşma ve ses üretme bölümünde de diğer bireylere göre farklılık olduğu saptanmış.
devamını gör...

(bkz: belirsizlik)
devamını gör...

yaş 27
konum değişken
boy 2.98
kilo 90
maaş 10,000 $
ev var
araba yok
helikopter var
27,5 cm

ateşli qızlar eqlesin.
edit: kaslı ve atletik vücut
devamını gör...

az önce flörtümle poker oynarken gerçekleşen durumdur.

"evdekiler sen böyle poker oynarken kızmıyor mu :))" diye sordum.
"kumarın ayıbı olmaz hüseyin kardeş. herkes kendi parasıyla (oyun parası) oynuyor hayırdır?" dedi.
"tamam hayatım oynayalım da yeni başladık... bari zardan düşseydik" dedim.
"sana mı soracağım bebeğim oynayıp oynamayacağımı?" dedi.
buradan sonra uzatmadım konuyu.

böyle maço kızlardan hoşlaşmıyorum biraz soğudum kendisinden bu cümle üzerine bir parça. ilişkimizin bir geleceği olur mu bilmiyorum.
devamını gör...

kafa sözlükte mümkün olduğunu öğrendiğim ve şaşırdığım durum. sıkça sorulan sorular kısmında açıklandığı üzere 3 ayda bir bir kere değiştirilebilirmiş. ihh sevmedim bu özelliği. çok elzem durumlar (çevreye ifşa olmak gibi) dışında zamanla arap saçına döner mi ortalık diye düşündürdü. ha önemli mi mahlas? önemli olan yazılanlar değil mi? evet* ama ne biliyim, sınıf arkadaşımızın adını değiştirmesi gibi bir his bıraktı bende.

+ mahlas değiştirme mümkün mü ?
- evet, mahlas değiştirmek mümkün.
3 ayda 1 olacak şekilde bunu sağlayabiliyoruz.
sözlük içerisinden @helios adlı yöneticimize ulaşabilirsiniz.
devamını gör...

nasılsınız bu gün?
seviyorum sizi ya.
devamını gör...

çam sakızı coder armağanı hediyemi de şöyle bırakayım

#525461
devamını gör...

tek diyebileceğim insan olmaktan çok utanıyorum şu an ben...

haberin tamamını okumaya bile katlanamadım, inanamıyorum.
dna raporu ile tecavüz ettiği kanıtlanıyor, çocuk olaydan sonra intihar girişiminde bulunuyor.
adam bu suça, kanıta rağmen serbest bırakılıyor ve bu aile arasında sevinç ile karşılanıp davul-zurna eşliğinde halay çekiliyor.

bu gerçek olamaz. çok özür dilerim ama böyle bir adalet varsa bu ülkede insanlara deniyor ki "ben mağdur olarak senin hakkını koruyamıyorum, sen git failine kendi cezanı kendin ver." bunu diyorlar herhalde bize.
lütfen biraz akıl, biraz sağduyu, biraz mantık ve biraz insanlık yahu. nasıl bir rezalet içinde yaşıyoruz biz.
devamını gör...

konum atiyorum, olume gidiyoruz.
delikanli hatun, iyi gunde kötü gunde her gunde dostu. var olsun.
devamını gör...

yazarların o an ne halt ettiklerinin gördüklerinin fotoğrafıdır. mahremiyet algısı keşiş olan benden herhangi bir anlık gelmez lakin bir klasiktir, sevenleri için başlığı buraya bırakalım.
devamını gör...

12345678901
her şey mümkün.
devamını gör...

“aptallara göre insanlar; ırk, cinsiyet, milliyet, yaş, statü, renk, din ve dil gibi kategorilere ayrılırlar. halbuki bu kadar karmaşık değildir. insanlar sadece ikiye ayrılırlar: iyi insanlar ve kötü insanlar.” albert einstein
devamını gör...

ebru cündübeyoğlu ve hakan yılmaz'ın oynadığı yalancı romantik dizisi de güzeldi. arada açıp izlerim.
devamını gör...

oğul alexandre dumas tarafından yazılan kitap. eserin yazarı, monte kristo kontu'nun yazarı olan dumas'nın gayrı meşru oğludur ve bu ikili aynı ismi taşıdığı için zaman zaman aynı kişi zannedilmenin lanetini taşıyorlar.

ilk olarak roman türünde yazılan eser, sonradan sahneye uyarlanmış ve oğul dumas'nın ismini duydurduğu alan olan tiyatro eserleri arasında yerini almıştır.

(bkz: alexandre dumas fils)
devamını gör...

turkish şakadır.
devamını gör...

bol bol kitap okumak ve yemek yapma yeteneğini geliştirmek.
devamını gör...

çocukluğumuzun en özel oyuncaklarından birisidir kuzey kalesi. bizim dönemimizde her çocuğun hayalini süslerdi. yalnız bir kusuru vardı. pahada ağırdı. hal böyle olunca da kendisine erişim ciddi anlamda sıkıntı oluyordu. kuzey kalesine sahip olan çocukların havası bin beş yüz oluyordu. ben kendisi ile komşumuzun oğlu vesilesi ile tanıştım. ilk görüşte aşktı benimkisi. resmen dibim düştü. çocukla biraz oynadık. kalenin sahibi arkadaş olduğu için de doğal olarak kaleyi ve askerleri o aldı. bizeyse kızılderililer kaldı. ele geçiremedik tabi kaleyi. atlarımız yerlerde. kızılderili bıdıklarımız kan revan içerisinde perişan. bilindik senaryoyu o gün komşuda birebir kendim deneyimlemiş oldum.

sonrasında yayından son hızla fırlamış bir ok misali eve doğru koşmaya başladım. kalbimde ve beynimde kızılderililer dört nala at koşturuyordu. onların intikamını almalıydım. daha önemlisi o kaleyi almalıydım. büyük bir heyecanla kapıyı çaldım. annemin kapıyı açması ile birlikte nefes nefese ''anne sana bir şey söylemem lazım.'' diyerek girdim konuya. ya da ben konuya girdiğimi düşünüyordum zira annem benim eve girme mevzuma takılmıştı. kapı önünde palas pandıras ayakkabıları çıkarıp, içeri daldığımda ise banyo istikametinde ilerlemem ve elimi yüzümü yıkamam konusunda uyarıldığım için beynimde ve ruhumda dört nala at süren kızılderililer kursağıma doğru ilerlemeye başlamışlardı.

zorunluluğu savdıktan sonra koştum annemin yanına. ''anne sana bir şey söylemem lazım.'' annem gülümseyerek; ''haydi mutfağa önce yemek yenecek.'' deyince isyan bayrağını açmış buldum. ''anne söylemem lazım. anlatayım sonra oturalım yemeğe.'' annem ciddiyetimi anlamış olmalıydı. peki dedi sakince. beklediğim bir tavır değildi çünkü yemek meselesi mühim meseleydi. tabi biraz afallamış bir halde mevzuya girdim. kuzey kalesinin ne kadar güzel olduğundan, onu ne kadar çok istediğimden heyecanla bahsettikten sonra annem ''tamam baban gelince babanla konuşursun.'' dedi ve kursağımdaki kızılderililer savaş boyalarını sürmeye başladılar. yemeği yedim ama vakit bir türlü geçmiyor, babam bir türlü gelmiyordu. zaten babaların böyle zamanlarda muhakkak gecikmek gibi kötü bir huyları vardır. siz kulağınızı kapıdaki seslere odaklamışsınızdır ama o anahtar sesi bir türlü duyulmaz. anahtar sesini duyduğumda artık yorgun ve bitkin bir vaziyetteydim ama yine de son gücümle kapıya doğru koştum. bilindik ritüeller sonrasında ki, babamın terliklerini bile çoktan hazırlamıştım, hemen konuya girdim. anneme söylediklerimi aynen babama da aktardım. muzipçe gülümsedi. rahmetli bunu çok sık yapardı. ''gündemimizde böyle bir mesele yok.'' dedi. evet işte o anda kale tepeme yıkılmış ve kursağımda savaş naraları atan tüm kızılderililer usulca yere uzanıvermişti. bir savaşı daha kaybetmiştik.

işin esası şu ki; biz hayır kelimesinin ne anlama geldiğini bilirdik. yetiştiriliş tarzımız öyleydi. üstelemenin ve işi arsızlığa vurmanın bir getirisi olmadığını bilirdik. bu süreç sonunda odama gittim ve komşu çocuğunun kalesine imrenme turlarına başladım. imrenme diyorum zira yine yetiştirilme tarzı gereği kıskanmak denilen şey de bizden uzaktı. tatlı bir burukluk vardı yani üzerimde. neyse ne! ben şansımı denemiştim ve olmamıştı.

ertesi sabah annem kahvaltıda gece babanla konuştuk, bugün gidip bakalım şu kaleye demesin mi? tonton yanaklı tanrı amca tüm dualarımı kabul etmişti. ben küçükken tanrı, tonton yanaklı, göbekli ve sevimli bir amcaydı ve bazen işleri tereyağından kıl çeker gibi hallediyordu. kırtasiyeye varana kadar bir önceki gece yerlere yatmış olan kızılderililer tabiri caizse ayaklanmış ve heyecanla savaş dansı yapmaya başlamışlardı. kırtasiyenin önüne geldiğimizde annem bana dışarıda beklememi söyledi. bekle, bekle, bekle... ne kadar zordu bazı şeyler. zaman yine geçmedi. kızılderililer ve ben bu süreçte çok yorulmuştuk ama pes etmedik. sabırla bekledik. annem kırtasiyeden elinde sadece atlı bir kızılderili bıdıkla çıkmasın mı? ''olamaaaazz!'' diye bağırmak istedim. annem geldi başımı okşadı; ''bak şimdi bu kalenin ilk parçası ,sonrasında harçlıklarını biriktireceksin ve her seferinde gelip bir parça alacaksın ve kaleyi kendin tamamlayacaksın.'' diyerek gülümsedi. olsun dedim içimden nasıl olsa bir şekilde tamamlarım. ev ile kırtasiye arasındaki yolu çok aşındırdım. bazen yeterli param yokken dahi gidip hangi parçayı alacağımı belirlemeye çalıştım. sıkıntılı bir süreçti ve ben en nihayetinde o kaleyi bir şekilde tamamladım. hatta üzerine eklemeler bile yaptım. kuzey kalesi, bir insanın hedefine ulaşması konusunda sabrın ve mücadele etmenin ne kadar önemli olduğunu öğretti bana...

sonradan öğrendim ki, bunu öğretenler annem ve babammış * annem, o gün kalenin parasının tamamını ödemiş. kırtasiyeci tanıdık olduğu içinde ben yeterli parayla gittiğimde, parça parça bıdıkları ve kaleyi vermesi konusunda ricacı olmuş. kırtasiyeci amca da kabul etmiş. böylece kuzey kalesi maceram hem kaleyi almam, hem de kırtasiyeci amca da biraz birikmişe sahip olmam gibi güzel bir finalle noktalandı. kalenin bendeki senaryosu ise diğerlerinden farklı oldu. dörtnala koşan kızılderililerimle birlikte her seferinde kaleyi aldık. toplar tüfekler falan hikâye oldu. hem kızılderililerin intikamını almıştım hem de kaleyi...

meşhur kuzey kalesi şöyle bir şey; selam durun kaleyi teslim almaya geliyoruz *

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

arkadaş hala savunanların da karşı çıkanların da kafası karışık.

bayan ve hanımefendi hitap şeklidir. kadın ise cinsiyet belirtir.

örneğin "dünya kadın hakları sempozyumu"na katılacak aslı kaya isimli bir akademisyenimiz olsun.

burada oturum başkanı sunum yapacak akademisyenimizi çağırırken resmi bir hitap kullanır ve "bayan kaya" şeklinde sunuma davet eder. başka bir akademisyen oturum sonrasında "aslı hanım sunumuzu çok beğendim" şeklinde hitap eder. sempozyum sonrasında üniversiteden çıkarken de kartını düşürmüş olsun. kapıdaki görevli ismini ve soyadını bilmediği için "hanımefendi kartınızı düşürdünüz!" diye arkasından seslenir.

bunların hiç birinde birden conan'a dönüşüp "kadın! kartını düşürdün" ya da "kadın sunumunu beğendim" denmez. ha buralarda "bayan değil kadın!" diyen kulaktan dolma kendini feminist sananlar varsa da gülüp geçiniz.

asıl tartışma konusu ise kadın demek ayıpmış gibi kibar olsun diye cinsiyet belirten durumlarda kadın yerine bayan denmesi. "dünya bayan hakları sempozyumu" derseniz ağzınıza ıslak terlikle vururlar. gayet de haklıdırlar. ya da "erkekler futbol ligi" demek gayet normalken, "kadınlar futbol ligi" yerine "bayanlar futbol ligi" denmesi saçmadır.

sevgiler.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim