mahalle maçı
insanolunbiraz ve küçükken halı kenarında araba kullanmış çocuk genel hatları ile gayet güzel anlatmışlar ama bir kaç kelâm da ben etmezsem olmaz *
maçların yapılacağı yer seçimi çok önemlidir. iki mahallenin arasında boş bir arsa yada toprak bir saha varsa, ekseriya bu alan tarafsız saha olması sebebiyle tercih edilirdi. eğer bu tarz bir alan yoksa, maçlar sırayla bir rakip mahallede bir sizin mahallenizde oynanırdı. özellikle deplasman kafilesi mevzusu mühimdir zira orada başınıza ne geleceği belli olmaz. bu sebeple mahallenin abilerinden müsait olanlar muhakkak kafileye dahil edilir ve çiğdem çitleyerek maçı izlemeleri temin edilirdi. kale direkleri yerine genelde taş kullanılırdı lakin bu durum topun gol olup olmadığı konusunda ciddi tartışmalara sebep olduğu için inşaatlardan bir kaç tuğla araklanması bu işin olmazsa olmazıydı. zaten iki takımın müşterek çalıştığı ve ortaklaşa yaptığı tek işte tuğla aşırma işidir. tuğlalar üst üste konur. yarım direk haline getirilir böylece tartışmaların önüne geçilmeye çalışılırdı. maç bitiminde tuğlalar bir daha ki maçta da kullanılsın diye kuytu bir yere konur ve saklanırdı. ancak her ne hikmetse yeni maç yapılacağı zaman bu tuğlalar hep kırılmış olur ve tuğla aşırma mesaisi yeniden başlardı. maçlar genelde gazozuna oynanırdı ve muhakkak gazoz almak istemeyen biri çıkıntı olur ve bu durum bazen ciddi arbedelerin çıkmasına neden olurdu.
evvel zaman içinde kalbur saman içinde bizimde deplasmana gittiğimiz bir günü hiç unutmam. bizim mahallede eko vardı. çocuk inanılmaz yetenekli. maradona eko zaten lakabı. milleti tespih tanesi gibi ipe diziyor. bu çocuk bizim en büyük silahımız. geri kalanlar bende dahil vasat oyuncularız. birde kazmalarımız var ki, onlar ayrı terane. neyse efendim eko maç esnasında yine milleti ipe dizdi, kalenin dibinde bomboş duruyorum verdi pası bana gönderdim kaleye. serde beleşçilik var. çok pis gol koklarım, tanju çolağın uzun boylu versiyonu gibi bir şeyim. ama benim saçlar diğer çocuklara göre biraz uzun olduğu için bana metin tekin muamelesi yapıyorlar. sarı fırtına falan diyorlar. havam bin beş yüz yani. rakip takımın kalecisi golü yedikten sonra topu alıp gelirken, bana doğru pis beleşçi diye çıkışmasın mı, benim şalterler attı. yürüdüm bunun üzerine, ortalık toz duman, millet ikimizi ayırmaya çalışıyor. neyse o arbede bir şekilde geçti gitti. maç devam etti. bizim maradona yine milleti tespih tanesi gibi ipe dizdikten sonra birde kaleciyi çalımladı. ben yine kalenin önünde bomboşum. alışmışız beleşçiliğe hiç sekmiyor, o kale tuğlasının arkasında bitiveriyorum. verdi yine pası bana. kendi de atsa atardı ama çocuk da bencillik namına zerre belirti yok. şimdi düşünüyorum da futbol oynarken bu kadar paylaşımcı olan bir çocuğu bir daha asla görmedim. futbol azizi olabilir. yalnız o esnada benim keçi inadım tuttu. topu beklettim ayağımın altında. atmadım içeri. o sırada kaleci geldi ayağımdan topu alıverdi.
maradona eko sinirlendi. bana doğru el kol hareketi yaparak koşmaya başladı;
maradona: ne yapıyorsun lan sen!
ben: adam bana beleşçi dedi. atmadım işte.
maradona: e beleşçisin!
ben: sensin beleşçi! (sinirle paylaşım noktasında kaf dağına çıkmış adama beleşçi diyorum.)
birbirimizi iteklemeye başlıyoruz. takım içi anlaşmazlık arş-ı alaya çıkmış. birileri bizi ayırmaya çalışıyor. baktık içlerinde karşı mahalleden çocuklar da var. hızlı bir manevra ile ''size ne oluyor lan!'' diyerek bunlara daldık. çocuklar neye uğradığını şaşırdı. sonrasında kavgaya sahadaki herkes katıldı. yalnız çok temiz dövdük adamları demek isterdim lakin anlamadığımız bir şekilde her iki tarafında temiz dayak yediğini söyleyebilirim. yani bize göre biz onları dövmüştük. onlara göre ise onlar bizi dövmüştü. bunun muhabbeti de aylarca sürdü. neyse sonrasında oramız buramız ağrılar içerisinde mahalleye dönerken, eko bana seslendi; ''lan senin yüzünden başımıza gelenlere bak.'' ''adam bana beleşçi dedi, hak ettiler' dedim hafif gülümseyerek. eko tekrar baktı bana, '' eee beleşçisin'' dedi. gülmeye başladık. hatta biraz anırmış dahi olabiliriz. o gün beleş gazoz da alamadığımız için gittik mahalle bakkalımızdan kendi kendimize gazoz ısmarlayıp içtik, üzerine de leblebi tozlarını höpürdettik. güzel günlerdi vesselam...
eko bak buraları okuyorsan benim beleşçilik halen devam ediyor haberin olsun, o zamanlar futbol oynarken vardı, şimdilerde sözlükte yapıyorum bu işi. hazır başlık buldum mu girip, yazıp, çıkıyorum. milleti ipe dizip açtığım başlık sayısı sınırlıdır. allah'tan bu beleşçilik bende sadece bir alanda zuhur ediyor da paçayı sıyırıyoruz. yoksa yandı gülüm keten helva...
tanım: her güzel şey gibi geçmişin tozlu sayfalarında kalan bir etkinlik.
maçların yapılacağı yer seçimi çok önemlidir. iki mahallenin arasında boş bir arsa yada toprak bir saha varsa, ekseriya bu alan tarafsız saha olması sebebiyle tercih edilirdi. eğer bu tarz bir alan yoksa, maçlar sırayla bir rakip mahallede bir sizin mahallenizde oynanırdı. özellikle deplasman kafilesi mevzusu mühimdir zira orada başınıza ne geleceği belli olmaz. bu sebeple mahallenin abilerinden müsait olanlar muhakkak kafileye dahil edilir ve çiğdem çitleyerek maçı izlemeleri temin edilirdi. kale direkleri yerine genelde taş kullanılırdı lakin bu durum topun gol olup olmadığı konusunda ciddi tartışmalara sebep olduğu için inşaatlardan bir kaç tuğla araklanması bu işin olmazsa olmazıydı. zaten iki takımın müşterek çalıştığı ve ortaklaşa yaptığı tek işte tuğla aşırma işidir. tuğlalar üst üste konur. yarım direk haline getirilir böylece tartışmaların önüne geçilmeye çalışılırdı. maç bitiminde tuğlalar bir daha ki maçta da kullanılsın diye kuytu bir yere konur ve saklanırdı. ancak her ne hikmetse yeni maç yapılacağı zaman bu tuğlalar hep kırılmış olur ve tuğla aşırma mesaisi yeniden başlardı. maçlar genelde gazozuna oynanırdı ve muhakkak gazoz almak istemeyen biri çıkıntı olur ve bu durum bazen ciddi arbedelerin çıkmasına neden olurdu.
evvel zaman içinde kalbur saman içinde bizimde deplasmana gittiğimiz bir günü hiç unutmam. bizim mahallede eko vardı. çocuk inanılmaz yetenekli. maradona eko zaten lakabı. milleti tespih tanesi gibi ipe diziyor. bu çocuk bizim en büyük silahımız. geri kalanlar bende dahil vasat oyuncularız. birde kazmalarımız var ki, onlar ayrı terane. neyse efendim eko maç esnasında yine milleti ipe dizdi, kalenin dibinde bomboş duruyorum verdi pası bana gönderdim kaleye. serde beleşçilik var. çok pis gol koklarım, tanju çolağın uzun boylu versiyonu gibi bir şeyim. ama benim saçlar diğer çocuklara göre biraz uzun olduğu için bana metin tekin muamelesi yapıyorlar. sarı fırtına falan diyorlar. havam bin beş yüz yani. rakip takımın kalecisi golü yedikten sonra topu alıp gelirken, bana doğru pis beleşçi diye çıkışmasın mı, benim şalterler attı. yürüdüm bunun üzerine, ortalık toz duman, millet ikimizi ayırmaya çalışıyor. neyse o arbede bir şekilde geçti gitti. maç devam etti. bizim maradona yine milleti tespih tanesi gibi ipe dizdikten sonra birde kaleciyi çalımladı. ben yine kalenin önünde bomboşum. alışmışız beleşçiliğe hiç sekmiyor, o kale tuğlasının arkasında bitiveriyorum. verdi yine pası bana. kendi de atsa atardı ama çocuk da bencillik namına zerre belirti yok. şimdi düşünüyorum da futbol oynarken bu kadar paylaşımcı olan bir çocuğu bir daha asla görmedim. futbol azizi olabilir. yalnız o esnada benim keçi inadım tuttu. topu beklettim ayağımın altında. atmadım içeri. o sırada kaleci geldi ayağımdan topu alıverdi.
maradona eko sinirlendi. bana doğru el kol hareketi yaparak koşmaya başladı;
maradona: ne yapıyorsun lan sen!
ben: adam bana beleşçi dedi. atmadım işte.
maradona: e beleşçisin!
ben: sensin beleşçi! (sinirle paylaşım noktasında kaf dağına çıkmış adama beleşçi diyorum.)
birbirimizi iteklemeye başlıyoruz. takım içi anlaşmazlık arş-ı alaya çıkmış. birileri bizi ayırmaya çalışıyor. baktık içlerinde karşı mahalleden çocuklar da var. hızlı bir manevra ile ''size ne oluyor lan!'' diyerek bunlara daldık. çocuklar neye uğradığını şaşırdı. sonrasında kavgaya sahadaki herkes katıldı. yalnız çok temiz dövdük adamları demek isterdim lakin anlamadığımız bir şekilde her iki tarafında temiz dayak yediğini söyleyebilirim. yani bize göre biz onları dövmüştük. onlara göre ise onlar bizi dövmüştü. bunun muhabbeti de aylarca sürdü. neyse sonrasında oramız buramız ağrılar içerisinde mahalleye dönerken, eko bana seslendi; ''lan senin yüzünden başımıza gelenlere bak.'' ''adam bana beleşçi dedi, hak ettiler' dedim hafif gülümseyerek. eko tekrar baktı bana, '' eee beleşçisin'' dedi. gülmeye başladık. hatta biraz anırmış dahi olabiliriz. o gün beleş gazoz da alamadığımız için gittik mahalle bakkalımızdan kendi kendimize gazoz ısmarlayıp içtik, üzerine de leblebi tozlarını höpürdettik. güzel günlerdi vesselam...
eko bak buraları okuyorsan benim beleşçilik halen devam ediyor haberin olsun, o zamanlar futbol oynarken vardı, şimdilerde sözlükte yapıyorum bu işi. hazır başlık buldum mu girip, yazıp, çıkıyorum. milleti ipe dizip açtığım başlık sayısı sınırlıdır. allah'tan bu beleşçilik bende sadece bir alanda zuhur ediyor da paçayı sıyırıyoruz. yoksa yandı gülüm keten helva...
tanım: her güzel şey gibi geçmişin tozlu sayfalarında kalan bir etkinlik.
devamını gör...
hayatta bir kez olsun yapmak istenilen meslek
bir defa ay'a gitseydim ne olurdu sanki be.
devamını gör...
sketchtoy'da çizilen normal sözlük nickleri
başlığı açana teşekkürü bir borç bilirim. bugüne kadar çöp adam bile çizemezdim. bu başlıktan sonra heves ettim. hemen girip deneyimledim veee farkettim ki; hala çizemiyorum. yıllar sonra bu hakikatle yüzleştirdiğin için sağol sevgili yazar dostum...
buradan
buradan
devamını gör...
lizbon kuşatmasının tarihi
bir jose saramago romanıdır.
tarihi yazımı her zaman sorunlu ve tartışmalı bir konudur. genelde tarih, yazan kişi ya da kişilerin bakış açısına göre yorumlanır ve yazılır. bunun sonucunda da tarihle ilgili doğru hükme varmak zorlaştıkça zorlaşır. olayların tarafları her zaman kendilerini haklı çıkartan bir tarih yazımı benimserler tarih kitaplarında.
peki kasti bir hata yapılsa bir tarih kitabında. mesela atatürk 19 mayıs 1919 tarihinde samsun’a çıkmadı desek. ve tarihi bunun üzerinden kurgulasak ne olurdu? ya da 1789 yılında fransız ihtilali yapılmadı desem dünya tarihi nasıl bir yol izlerdi.
saramago’nun kahramanı düzeltmen silva da böyle bir hata yapıyor bilerek ve lizbon kuşatmasını anlatan kitaba bir olumsuzluk eki ekliyor. haçlı ordusu destek vermedi. bu hatayı bile isteye yaptıktan sonra da işten atılmak için gün saymaya başlıyor ama beklediği olmuyor. ve kendisinden kitabı bu cümleye uygun olarak yeniden yazması isteniyor kendinden.
saramago lizbon kuşatması olayında portekiz’in tarafında değil. çünkü o benim okuduğum ve okuyarak tanıdığım en vicdanlı yazarlardan biriydi. bu kitabı okuyun. bir yazarın ruhundaki ışığa şahit olacaksınız.
tarihi yazımı her zaman sorunlu ve tartışmalı bir konudur. genelde tarih, yazan kişi ya da kişilerin bakış açısına göre yorumlanır ve yazılır. bunun sonucunda da tarihle ilgili doğru hükme varmak zorlaştıkça zorlaşır. olayların tarafları her zaman kendilerini haklı çıkartan bir tarih yazımı benimserler tarih kitaplarında.
peki kasti bir hata yapılsa bir tarih kitabında. mesela atatürk 19 mayıs 1919 tarihinde samsun’a çıkmadı desek. ve tarihi bunun üzerinden kurgulasak ne olurdu? ya da 1789 yılında fransız ihtilali yapılmadı desem dünya tarihi nasıl bir yol izlerdi.
saramago’nun kahramanı düzeltmen silva da böyle bir hata yapıyor bilerek ve lizbon kuşatmasını anlatan kitaba bir olumsuzluk eki ekliyor. haçlı ordusu destek vermedi. bu hatayı bile isteye yaptıktan sonra da işten atılmak için gün saymaya başlıyor ama beklediği olmuyor. ve kendisinden kitabı bu cümleye uygun olarak yeniden yazması isteniyor kendinden.
saramago lizbon kuşatması olayında portekiz’in tarafında değil. çünkü o benim okuduğum ve okuyarak tanıdığım en vicdanlı yazarlardan biriydi. bu kitabı okuyun. bir yazarın ruhundaki ışığa şahit olacaksınız.
devamını gör...
american pie
senaryosu adam herz tarafından yazılan, yönetmenliğini chris & paul weitz'in yaptığı 4 ana ve 4 yan filmden oluşan ilki 1999'da çekilen film serisidir.başrollerinde jason biggs,seann william scott,shannon elizabeth ve how ı met your mother dizisinden de tanıdığımız alyson hannigan paylaşmaktadır. film tipik bir amerikan absürd gençlik komedisi'dir.
en dikkat çeken karakter seann william scott'ın oynadığı stiffler karakteridir,boş zamanlarda gülmek için izlenebilecek fazla bir mesaj beklenmemesi gerekn komedi filmidir diyebiliriz.
en dikkat çeken karakter seann william scott'ın oynadığı stiffler karakteridir,boş zamanlarda gülmek için izlenebilecek fazla bir mesaj beklenmemesi gerekn komedi filmidir diyebiliriz.
devamını gör...
sizi kaybetmek istemeyen ama sizi sevmeyi bilmeyen insanlar
kaybetme korkusuna sahip ne istediğini bilmeyen kişidir. sevmek geride kalmıştır artık paranoyak senaryolar ile sizi kaybedeceğini anksiyete haline getirmiş, farkında olmadan bunu yapmakla da kendi sonunu hazırlamış insandır.
devamını gör...
bal yerine reçel yapan arı (yazar)
fark yaratabilen arıdır.
iyi veya kötü, sürüden ayrılmayı başarmış olandır.
edit: bu arada bu başlık bir yazar nickiymiş. biz de yazdık öyle kafadan.
iyi veya kötü, sürüden ayrılmayı başarmış olandır.
edit: bu arada bu başlık bir yazar nickiymiş. biz de yazdık öyle kafadan.
devamını gör...
meiji dönemi
meiji restorasyonu’nu tanımlamak veya anlamak için dönem japonya’sının siyasi unsurlarına ve yönetim şekline bakmak gerekiyor esasen.
meiji resrorasyonu’nun gerçekleştiği 1868 yılına gelmeden, son şogunluk olan tokugawa şogunluğu, 16.yy’da ticaret gemileri ile yayılmaya başlayan hristiyanlığa önlem olarak 250 yıla yakın bir süreç boyunca, dış dünyaya kapalı bir politika yürütüyor.
genel olarak şogunluk sistemi, imparatora ek ve yetkileri elinde bulunduran feodal bir yönetim şekli. şogunluktan daimyolara oradan samuraylara ve samuraylardan halka inen bir kast sistemi. mibun sistemi
tokugawa döneminde, politik olarak dışa kapalı olunmasına rağmen sanat, kültür, ekonomi açısından oldukça parlak bir dönem yaşanıyor fakat teknolojik olarak 250 yılllık bir gerileme mevcut.
abd, ingiltere, fransa gibi dönemin gözünü asya’dan alamayan sömürgecileri ve imparator’un gücü yine merkezi yönetimde toplama isteğiyle birlikte, çeşitli baskılarla 1853 yılında limanları tüccarlara açmak zorunda kalan tokugawa şogunluğu, ilki abd ile olmakla birlikte çeşitli ve aleyhine ticari antlaşmalar yapmak zorunda kalıyor ve güç kaybetmeye başlıyor.
1867’de imparator keiki’nin ölümüyle tahta oğlu meiji geçiyor.
1868’te ticari, siyasi ve teknolojik olarak çağın gerisinde kalan tokugawa şogunluğu, yapmak istedikleri reformlar bahane edilerek meiji ve taraftarları (imparator yanlısı elitler) tarafından yok edilerek güç yeniden imparatora geçiyor ve meiji dönemi başlıyor.
meiji restorasyonu’nda, batılı ülkeler baz alınarak (bkz: ıwakura heyeti) siyasi, ticari, ekonomik, teknolojik ve sosyolojik alanlarda 40 yıl sürecek bir gelişme dönemi başlıyor. meiji döneminde yapılan reformların arasında; avrupa ve abd’ye gönderilen öğrenciler, anayasal değişiklikler, eğitim reformları ve askeri yenilikler var. restorasyonun başlamasından 20 yıl sonra japonya çağı yakalamış bir şekilde 1850’lerde imzaladığı aleyhine ticari anlaşmaları değiştirmeyi başarır.
gerçekleşen reformların yanında, yaşanan kanlı savaşlarla binlerce samuray ve samuraylık gelenekleri yok ediliyor. yine her ne kadar bir tür kast sistemi de olsa şintoizm ve budizm’de yer alan ‘her varlığın önemsenmesi’ anlayışına dayanan sistem ortadan kaldırılır.
1912’de meijinin ölmesiyle son bulur
meiji resrorasyonu’nun gerçekleştiği 1868 yılına gelmeden, son şogunluk olan tokugawa şogunluğu, 16.yy’da ticaret gemileri ile yayılmaya başlayan hristiyanlığa önlem olarak 250 yıla yakın bir süreç boyunca, dış dünyaya kapalı bir politika yürütüyor.
genel olarak şogunluk sistemi, imparatora ek ve yetkileri elinde bulunduran feodal bir yönetim şekli. şogunluktan daimyolara oradan samuraylara ve samuraylardan halka inen bir kast sistemi. mibun sistemi
tokugawa döneminde, politik olarak dışa kapalı olunmasına rağmen sanat, kültür, ekonomi açısından oldukça parlak bir dönem yaşanıyor fakat teknolojik olarak 250 yılllık bir gerileme mevcut.
abd, ingiltere, fransa gibi dönemin gözünü asya’dan alamayan sömürgecileri ve imparator’un gücü yine merkezi yönetimde toplama isteğiyle birlikte, çeşitli baskılarla 1853 yılında limanları tüccarlara açmak zorunda kalan tokugawa şogunluğu, ilki abd ile olmakla birlikte çeşitli ve aleyhine ticari antlaşmalar yapmak zorunda kalıyor ve güç kaybetmeye başlıyor.
1867’de imparator keiki’nin ölümüyle tahta oğlu meiji geçiyor.
1868’te ticari, siyasi ve teknolojik olarak çağın gerisinde kalan tokugawa şogunluğu, yapmak istedikleri reformlar bahane edilerek meiji ve taraftarları (imparator yanlısı elitler) tarafından yok edilerek güç yeniden imparatora geçiyor ve meiji dönemi başlıyor.
meiji restorasyonu’nda, batılı ülkeler baz alınarak (bkz: ıwakura heyeti) siyasi, ticari, ekonomik, teknolojik ve sosyolojik alanlarda 40 yıl sürecek bir gelişme dönemi başlıyor. meiji döneminde yapılan reformların arasında; avrupa ve abd’ye gönderilen öğrenciler, anayasal değişiklikler, eğitim reformları ve askeri yenilikler var. restorasyonun başlamasından 20 yıl sonra japonya çağı yakalamış bir şekilde 1850’lerde imzaladığı aleyhine ticari anlaşmaları değiştirmeyi başarır.
gerçekleşen reformların yanında, yaşanan kanlı savaşlarla binlerce samuray ve samuraylık gelenekleri yok ediliyor. yine her ne kadar bir tür kast sistemi de olsa şintoizm ve budizm’de yer alan ‘her varlığın önemsenmesi’ anlayışına dayanan sistem ortadan kaldırılır.
1912’de meijinin ölmesiyle son bulur
devamını gör...
uğur mumcu
şimdi gazeteci ! diye ortalıkta dolaşanlara ithaf olunur.
ışıklar içinde uyusun.
( bu başlığa yaptığım sanırım 3. tanım bu. 3 kez daha önüme çıksa, formatın dışına da çıkılmış olsa, yine tanımlar yapacağım başlık. bu vesileyle moderasyonun anlayışına sığınıyorum.)
ışıklar içinde uyusun.
( bu başlığa yaptığım sanırım 3. tanım bu. 3 kez daha önüme çıksa, formatın dışına da çıkılmış olsa, yine tanımlar yapacağım başlık. bu vesileyle moderasyonun anlayışına sığınıyorum.)
devamını gör...
rte'yi sevmeyip ülkesinde yaşayan tip
bu ülkeyi ona kim verdi? benim hiç haberim yok. benim bildiğim kadarıyla atatürk kurduktan sonra bize emanet etti.
devamını gör...
thedansözkiller
skandal ve inanılmaz bir mizah anlayışı olan yazar.*
yazdıklarını okurken samimiyetini hissedebiliyorum, ve mahlas'ını her gördüğümde tebessüm ediyorum.*
ve aynı zamanda o bir daddy fan club üyesi.*
yazdıklarını okurken samimiyetini hissedebiliyorum, ve mahlas'ını her gördüğümde tebessüm ediyorum.*
ve aynı zamanda o bir daddy fan club üyesi.*
devamını gör...
eski fotoğraflar
leman sam’ın sevilen bir şarkısıdır.
şarkıyı daha iyi hissetmek için önce eski bir fotoğrafa bakalım…
“avrupa bizim topraklarımızdan çıkan eserleri değerlendirmesini bilmiş, biz bilmiyoruz. bu bir para meselesi değil, bir kafa meselesidir” diyen deneme ve inceleme yazarı, eski yunan ve roma dilleri uzmanı, filolog, arkeolog, çevirmen ve düşünce insanı azra erhat’ın yanında
“huzur bulunan yerde, gurbet hasreti çekilmez” sözüyle bizi düşündüren nurullah ataç.
“unutmayın ki, dünyada en korkunç şey, ümidini kaybetmektir” diyerek bizi ümitli olmaya teşvik eden sabahattin ali’nin yanında “bütün şairler gökyüzüne pencereden bakarlar, halbuki kuş yuvalarının üstü açıktır ve kuşlar şiir yazmazlar” diyerek şiir yazmanın inceliklerini öğreten bedri rahmi eyüboğlu.
“insanı insan yapan duyguların ilkidir aşk. bir kişiyi seven, bütün insanları sever” diyen necati cumalı’nın yanında “yaşamın olmadığı her bir gezegen, başlayacak olan bir hayata işaret edebileceği gibi orada yaşamış canlıların tükettiği, hatta yok ettiği bir aleme dair izler de bırakmış olabilir bize” diyerek doğayı korumanın önemini anlatan orhan veli kanık'ın eserleri akla gelir... leman sam’ın eski fotoğraflar şarkısını dinlerken.
“bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı
elbet vardır demiş büyükler
sulanmış akşamüstü bahçelerinde
dostluk kokan kahveler içmişler
arıyorum nerde o bahçeler
dostluk dumanıyla tütsülü geceler
kaybetmeyin bu fotoğrafları
kaybolan dünümün son yadigarları
yok artık her gün son seferde geçerken
tüm yalıları selamlayan kaptan
ya da ince bir tebessümle balıkçıdan
küçücük paketini alan madam
ah çok mu zor karşıki komşuya
serin sabahlarda bir günaydın demek
ah çok mu zor eve dönüşlerde
yoldan geçenlere iyi akşamlar demek
karanlıkta kaybolmuşsa eğer zaman
yoksa aşk için konuşmaya bir an
utanırsam bir gün eğer ağlamaktan
düş olup akarım camlardan.”
“kayıp fotoğraflar bulunur ansızın, hayatın ve yılların gizli deliklerinde” -didem mamak.
şarkıyı daha iyi hissetmek için önce eski bir fotoğrafa bakalım…
“avrupa bizim topraklarımızdan çıkan eserleri değerlendirmesini bilmiş, biz bilmiyoruz. bu bir para meselesi değil, bir kafa meselesidir” diyen deneme ve inceleme yazarı, eski yunan ve roma dilleri uzmanı, filolog, arkeolog, çevirmen ve düşünce insanı azra erhat’ın yanında
“huzur bulunan yerde, gurbet hasreti çekilmez” sözüyle bizi düşündüren nurullah ataç.
“unutmayın ki, dünyada en korkunç şey, ümidini kaybetmektir” diyerek bizi ümitli olmaya teşvik eden sabahattin ali’nin yanında “bütün şairler gökyüzüne pencereden bakarlar, halbuki kuş yuvalarının üstü açıktır ve kuşlar şiir yazmazlar” diyerek şiir yazmanın inceliklerini öğreten bedri rahmi eyüboğlu.
“insanı insan yapan duyguların ilkidir aşk. bir kişiyi seven, bütün insanları sever” diyen necati cumalı’nın yanında “yaşamın olmadığı her bir gezegen, başlayacak olan bir hayata işaret edebileceği gibi orada yaşamış canlıların tükettiği, hatta yok ettiği bir aleme dair izler de bırakmış olabilir bize” diyerek doğayı korumanın önemini anlatan orhan veli kanık'ın eserleri akla gelir... leman sam’ın eski fotoğraflar şarkısını dinlerken.
“bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı
elbet vardır demiş büyükler
sulanmış akşamüstü bahçelerinde
dostluk kokan kahveler içmişler
arıyorum nerde o bahçeler
dostluk dumanıyla tütsülü geceler
kaybetmeyin bu fotoğrafları
kaybolan dünümün son yadigarları
yok artık her gün son seferde geçerken
tüm yalıları selamlayan kaptan
ya da ince bir tebessümle balıkçıdan
küçücük paketini alan madam
ah çok mu zor karşıki komşuya
serin sabahlarda bir günaydın demek
ah çok mu zor eve dönüşlerde
yoldan geçenlere iyi akşamlar demek
karanlıkta kaybolmuşsa eğer zaman
yoksa aşk için konuşmaya bir an
utanırsam bir gün eğer ağlamaktan
düş olup akarım camlardan.”
“kayıp fotoğraflar bulunur ansızın, hayatın ve yılların gizli deliklerinde” -didem mamak.
devamını gör...
tanım girecek başlık bulamamak
böyle bir sorun var gibi görünüyor. sol tarafa bakınca beni yazmak için heyecanlandıracak başlık bulmakta bazen zorlanıyorum. beklentim mi fazla acaba diye de düşünmüyor değilim.
devamını gör...
kerberos
zulfu livaneli’nin feci güzel kitabı
(bkz: kardesimin hikayesi)ndeki bas karakterin kopeginin de ismiydi bu. aydinlandim.
(bkz: kardesimin hikayesi)ndeki bas karakterin kopeginin de ismiydi bu. aydinlandim.
devamını gör...
ikizler burcu erkeği
en sevmediğim burç olmasına rağmen, hayatımdaki bütün erkeklerin ikizler burcu olması gerçeği. (bkz: sevmediğin ot burnunun dibinde bitermiş)*
devamını gör...
13 şubat 2021 sıfır diye alınan zaman makinesinin kaputunun boyalı çıkması rezaleti
az önce başımıza gelmiş durumdur. malum siteden alışveriş yaptık. kız arkadaşım esra'ya sevgililer günü için sürpriz yapacaktım. onun en çok istediği bir zaman makinesiydi ve siteden 13 bin cap'e bir adet üzerinde sıfır yazan, çok da yüksek olmasa da bir modeli beğenip aldım. kargo ile geldi zaman makinesi ama görseniz sitedeki resimlerle zerre alakası yok. derhal distrübütör şirketle iletişime geçip whatsapp'tan fotoğraf attım. adamların bana dönüş şekline bakar mısınız rezalet...
ss1 hizliresim.com/LcpyTF
ss2 hizliresim.com/zrRbyZ
adamlar bir de utanmadan pişkin pişkin bana küfretti ve engellediler. eğer bunları süründürmezsem bana de mebus paltosu demesinler. benim dört tane avukat arkadaşım var hepsiyle de konuştum tüketici hakları mevzusunu. hepsi de benim kaybımın telafi edilebileceğini söylediler.
bakın neye üzülüyorum biliyor musunuz arkadaşlar.. makine o kadar kötü ki, içine girdiğin zaman leş gibi plastik kokuyor tıpkı siyah kurban eti poşetleri gibi. led panelin üstünde made in prc yazıyor - ki biz alman malı diye almıştık- ve en bombası geliyor. zaman makinesi bizi en fazla adnan menderes dönemine götürebiliyor. resimlerde dinozor çağını gösteriyordu. şaka gibi ya... nasıl bir tezgah bu hala aklım almıyor.
esra bu manzarayı görünce ne diyecek şimdi bana. hem yarın sevgililer günü acaba ona gidip ayıcık mı alsam, yok yok daha işe yarar bir şey olmalı. en iyisi borcam alayım, hem kullanışlı hem de onu mutlu eder. canım benim ya.. sana layık bir partner değilim ben. çok üzgünüm çok...
neyse arkadaşlar internetten alışveriş yaparken dikkatli olun siz de, her sitede gördüğünüzü almayın. satıcının puanlarına bakın.
ss1 hizliresim.com/LcpyTF
ss2 hizliresim.com/zrRbyZ
adamlar bir de utanmadan pişkin pişkin bana küfretti ve engellediler. eğer bunları süründürmezsem bana de mebus paltosu demesinler. benim dört tane avukat arkadaşım var hepsiyle de konuştum tüketici hakları mevzusunu. hepsi de benim kaybımın telafi edilebileceğini söylediler.
bakın neye üzülüyorum biliyor musunuz arkadaşlar.. makine o kadar kötü ki, içine girdiğin zaman leş gibi plastik kokuyor tıpkı siyah kurban eti poşetleri gibi. led panelin üstünde made in prc yazıyor - ki biz alman malı diye almıştık- ve en bombası geliyor. zaman makinesi bizi en fazla adnan menderes dönemine götürebiliyor. resimlerde dinozor çağını gösteriyordu. şaka gibi ya... nasıl bir tezgah bu hala aklım almıyor.
esra bu manzarayı görünce ne diyecek şimdi bana. hem yarın sevgililer günü acaba ona gidip ayıcık mı alsam, yok yok daha işe yarar bir şey olmalı. en iyisi borcam alayım, hem kullanışlı hem de onu mutlu eder. canım benim ya.. sana layık bir partner değilim ben. çok üzgünüm çok...
neyse arkadaşlar internetten alışveriş yaparken dikkatli olun siz de, her sitede gördüğünüzü almayın. satıcının puanlarına bakın.
devamını gör...
1 ocak 2021 fransız gazeteciden erdoğan yorumu
mod tayyipçi mi diye düşündüren başlık.
devamını gör...