kafa sözlük yeni isim tahminleri
kefe sözlük. daha kibar, daha küfürsüz.
devamını gör...
vişneizm
yazılarını paylaşımlarını ilgiyle takip ettiğim değerli bir yazar. ayrıca mahlası kulağa hoş geliyor. beğenileri için de teşekkür ederim.
devamını gör...
six feet under
muhteşem bir dizidir, keşke zamanım olsa ve yeniden izleyebilsem. her biri kendi içinde hayatı ve ölümü ve onunla başa çıkma yollarını arayan sıradan hayatları olan bir ailenin hikayesi. daha ilk bölümden öyle çekiyor ki kendisine. ağır ağır artan bir dramla baş başa bırakıyor gittikçe. tıpkı yaşamlarımız gibi. finali izlediğinizde boğazınızda bir yumru takılıp kalıyor. ve izleyicisine farkındalık yaratacak, yeri dolmayacak türden bir yapım.
devamını gör...
kitaplarda en sinir bozan durum
birden çok "en"e sahip olduğum durumlar bütünü.
kitapların kapak yazısında kitabın özeti denilebilecek kadar ipucu barındırması hakikaten sinir bozucu. sence gerçekten kitabın özetini okumak istesem arka kapağına mı bakarım? kullanma kılavuzu değil ki bu. sırf bu yüzden arka kapak yazılarını kitabın ortasında ya da sonunda ancak okuyorum artık.
bazı kitaplarda eserden önce ön söz, editör veya çevirmen notu olarak eklenen metnin son söz niteliğinde oluyor ancak bunun tespiti mümkün olmadığı için haliyle metni okumuş bulunuyorum. yine aynı nedenden bu metinleri de okumayı sonraya bırakıyorum.
kitapta dizin gerekliliği olduğu halde eklenmemiş olması ise kitabı ecüş bücüş notlarımla haritaya çevirmeme sebep oluyor. not almak sorun değil fakat indeks eklemekle çözülebilecek bir meseleyle bu kadar uğraşmak insanı sinir edebiliyor.
kitapların kapak yazısında kitabın özeti denilebilecek kadar ipucu barındırması hakikaten sinir bozucu. sence gerçekten kitabın özetini okumak istesem arka kapağına mı bakarım? kullanma kılavuzu değil ki bu. sırf bu yüzden arka kapak yazılarını kitabın ortasında ya da sonunda ancak okuyorum artık.
bazı kitaplarda eserden önce ön söz, editör veya çevirmen notu olarak eklenen metnin son söz niteliğinde oluyor ancak bunun tespiti mümkün olmadığı için haliyle metni okumuş bulunuyorum. yine aynı nedenden bu metinleri de okumayı sonraya bırakıyorum.
kitapta dizin gerekliliği olduğu halde eklenmemiş olması ise kitabı ecüş bücüş notlarımla haritaya çevirmeme sebep oluyor. not almak sorun değil fakat indeks eklemekle çözülebilecek bir meseleyle bu kadar uğraşmak insanı sinir edebiliyor.
devamını gör...
yanık portakal
charles willeford kitabıdır.
bir şey yoktur
bir şey olsaydı da bilemezdik
bilseydik de başkalarına bildiremezdik
bir sanatçının efsane olması için gereken şeyleri sıralamaya kalksak heralde ilk sırada eşi görülmemiş bir yeteneğe sahip olması gelir. sonra benzersiz bir sanat eseri ortaya koymuş olması. kişiliğiyle fark yaratmasını da bu sıralamaya dahil etmemiz gerekir elbette. ama bunlar yeterli olmayacaktır.
efsane olabilmek için ortaya çıkartılmış ya da üstü kapatılmış, kurbanı ya da faili olunmuş bir suç gereklidir ki bunun örneklerini çok gördük. örneğin; john lennon efsanesi , mark david chapman olmasaydı belki de bu kadar uzun bir müddet devam etmeyecekti. ancak bedenine saplanan kurşunlar ona efsane olma ve bunu yıllarca devam ettirmenin yolunu açtı.
van gogh, ne kadar yetenekli olursa olsun, kulağını kesmiş bir adam olmasaydı, yani suçun hem faili hem mağduru olmasaydı, bu kadar tanınmış bir ressam olamayacaktı belki de.
ernest hemingway gerçeküstü bir yazarlık yeteneğine sahiptir elbette, ama kendini öldürmeseydi hala onu böyle büyük bir hayranlıkla hatırlar mıydı insanlar, şüpheliyim. modern dünya, ortaya koyulan eserlerden, pırl pırıl dehalardan ziyade bunların sonucunda ortaya çıkan suçlardan etkilenmeyi tercih ediyor. insanlar dahilerin başyapıtlarıyla değil içinde debelendikleri suçlarla, sonlarını hazırlayan trajedilerle onları hatırlamayı seçiyor.
kendisi de bir ressam olan charles willeford, yanık portakal’da keskin bir zekaya, düşük bir sanatsal beğeniye ve tomarlarca paraya sahip olan ve koleksiyonculuk yapan joseph cassidy, ahlaklı bir sanat eleştirmeni olan, mesleğinde yükselmek için yanıp tutuşan ve bir ressama takıntı derecesinde hayranlık duyan, yaptığı bir tek tabloyla ( no.1) efsane olan, resimlerinin sadece bir grup insan tarafından ziyaret edilmesine izin veren, medyaya konuşmayan ve nadiren röportaj veren, bu zamana kadar yaptığı tüm resimleri ilk yangında kaybeden debierue ve baştan çıkarıcı bir güzelliğe sahip olan, yüzeysellikğin yüzeyinde yüzen ve bir ilkokul öğretmeni olan berenice hollis’i bir araya getiriyor.
bu insanların bir araya gelme nedeni bir suç. yepyeni suçlar doğuran bir suç. joseph cassidy, figueras’tan debierue’nin yerine söylemek karşılığından ondan bir tablo çalmasını ister. böylelikle figueras ünlü ressamla röportaj yapan ilk sanat eleştimeni olacak ve cassidy de eşsiz bir tablo kazanacaktır. ikisi için de karlı olan bu anlaşma sonucunda figueras, berenice’in güzelliğinden faydalanmak için onu da yanına alarak , ressamın saklı evine gider. bundan sonra olanlar gerçek bir polisiyenin tüm güzellileriyle işlenmesi sonucu okuyana büyük bir zevk vermektedir. girişilen suç başka suçlar doğuracaktır.
figueras belki öğrenmek istemeyeceği yepyeni şeyler öğrenecektir ve hepsinin hayatı hiç umulmadık yönlere doğru kaymaya başlayacaktır. hırsızlık, kundaklama, cinayet,sahtecilik; her türlü suçun ne uğruna gerçekleştirildiğini yanık portakal’ı okuduğunuzda göreceksiniz. nasıl efsane olunduğunu da..
charles willeford romanında suçu ince ince işlemiş ve sonuca kavuşturmuştur. okunması gereken bu eserin filme çekilme çalışmaları başlanmıştır. filmin ne kadar iyi olacağı bilinmez ancak roman bir nefeste okuyabileceğiniz kadar sürükleyici ve ilgi çekici.
bir şey yoktur
bir şey olsaydı da bilemezdik
bilseydik de başkalarına bildiremezdik
bir sanatçının efsane olması için gereken şeyleri sıralamaya kalksak heralde ilk sırada eşi görülmemiş bir yeteneğe sahip olması gelir. sonra benzersiz bir sanat eseri ortaya koymuş olması. kişiliğiyle fark yaratmasını da bu sıralamaya dahil etmemiz gerekir elbette. ama bunlar yeterli olmayacaktır.
efsane olabilmek için ortaya çıkartılmış ya da üstü kapatılmış, kurbanı ya da faili olunmuş bir suç gereklidir ki bunun örneklerini çok gördük. örneğin; john lennon efsanesi , mark david chapman olmasaydı belki de bu kadar uzun bir müddet devam etmeyecekti. ancak bedenine saplanan kurşunlar ona efsane olma ve bunu yıllarca devam ettirmenin yolunu açtı.
van gogh, ne kadar yetenekli olursa olsun, kulağını kesmiş bir adam olmasaydı, yani suçun hem faili hem mağduru olmasaydı, bu kadar tanınmış bir ressam olamayacaktı belki de.
ernest hemingway gerçeküstü bir yazarlık yeteneğine sahiptir elbette, ama kendini öldürmeseydi hala onu böyle büyük bir hayranlıkla hatırlar mıydı insanlar, şüpheliyim. modern dünya, ortaya koyulan eserlerden, pırl pırıl dehalardan ziyade bunların sonucunda ortaya çıkan suçlardan etkilenmeyi tercih ediyor. insanlar dahilerin başyapıtlarıyla değil içinde debelendikleri suçlarla, sonlarını hazırlayan trajedilerle onları hatırlamayı seçiyor.
kendisi de bir ressam olan charles willeford, yanık portakal’da keskin bir zekaya, düşük bir sanatsal beğeniye ve tomarlarca paraya sahip olan ve koleksiyonculuk yapan joseph cassidy, ahlaklı bir sanat eleştirmeni olan, mesleğinde yükselmek için yanıp tutuşan ve bir ressama takıntı derecesinde hayranlık duyan, yaptığı bir tek tabloyla ( no.1) efsane olan, resimlerinin sadece bir grup insan tarafından ziyaret edilmesine izin veren, medyaya konuşmayan ve nadiren röportaj veren, bu zamana kadar yaptığı tüm resimleri ilk yangında kaybeden debierue ve baştan çıkarıcı bir güzelliğe sahip olan, yüzeysellikğin yüzeyinde yüzen ve bir ilkokul öğretmeni olan berenice hollis’i bir araya getiriyor.
bu insanların bir araya gelme nedeni bir suç. yepyeni suçlar doğuran bir suç. joseph cassidy, figueras’tan debierue’nin yerine söylemek karşılığından ondan bir tablo çalmasını ister. böylelikle figueras ünlü ressamla röportaj yapan ilk sanat eleştimeni olacak ve cassidy de eşsiz bir tablo kazanacaktır. ikisi için de karlı olan bu anlaşma sonucunda figueras, berenice’in güzelliğinden faydalanmak için onu da yanına alarak , ressamın saklı evine gider. bundan sonra olanlar gerçek bir polisiyenin tüm güzellileriyle işlenmesi sonucu okuyana büyük bir zevk vermektedir. girişilen suç başka suçlar doğuracaktır.
figueras belki öğrenmek istemeyeceği yepyeni şeyler öğrenecektir ve hepsinin hayatı hiç umulmadık yönlere doğru kaymaya başlayacaktır. hırsızlık, kundaklama, cinayet,sahtecilik; her türlü suçun ne uğruna gerçekleştirildiğini yanık portakal’ı okuduğunuzda göreceksiniz. nasıl efsane olunduğunu da..
charles willeford romanında suçu ince ince işlemiş ve sonuca kavuşturmuştur. okunması gereken bu eserin filme çekilme çalışmaları başlanmıştır. filmin ne kadar iyi olacağı bilinmez ancak roman bir nefeste okuyabileceğiniz kadar sürükleyici ve ilgi çekici.
devamını gör...
kendimizi hafiflemiş hissetmemizi sağlayan şeyler
büyük abdesti bozmak afedersin. ama öyle maalesef.
devamını gör...
hayatından boş arkadaşları çıkarta çıkarta hiçbir arkadaşının kalmaması
şu an farkına vardığım durum. tüm hayatıma zarar veren boş arkadaşlarımı çıkartıyorum ama hiç arkadaşım kalmadığını hissediyorum sizce doğru mu yapıyorum çok düşünüyorum bu konuyu.
devamını gör...
the new york times'ın son 125 yılın en iyi kitabı anketi
cihangir solcusu olarak 1984, siyahilere yaranmak için y.k kürek filmlere oscar veren bir oscar jürisi olarak beloved'a, sarkazmın yılmaz savunucusu olarak the catcher in the rye'a, sırt çantalı gözlüklü şişman bir geek olarak the lord of the rings'e, there will be blood hayranı olarak çağrışım yaptığı için the grapes of wrath'a, bir eminem hayranı olarak to kill a mockingbird'e, black sabbath hayranı olarak one hundred years of solitude'a oy verdiğim bomboş, saçma sapan, gereksiz bir anket.
bu anket gösteriyor ki,dünyada işi var görünen milyonlarca işsiz var.
ben vereceğim örnekteki kişi değilim ama harry potter okuyup büyüyen, lotr seyrederek büyüyen, sonra da bu şekilde kitaba, sanata aşık olan insanlar var. bu kitapları birbirinden ayırmak neyin nesi? bunlardan hangisini diğerinin önüne koyacaksın?
devrinin çok önünde olan bir lotr ile, zamanının ağırlığını, dramını anlatan steinbeck'i neden aynı kefeye koymak ve çarpıştırmak zorundayız?
daha yeni bir entryde yazdım bunu. rock tarihinin en iyi 10 şarkısını nasıl seçeceksin? sadece metallica, iron maiden, black sabbath'tan ayrı ayrı en iyi olacak 10 tane(o da en az) şarkı çıkar. birbirleri ile nasıl kıyaslayacaksın? birini bir numara seçme imkanının olmadığını, çünkü her birinin apayrı kategorilerde olduğunu insanlar neden anlamak, algılamak istemiyorlar?
bu anket gösteriyor ki,dünyada işi var görünen milyonlarca işsiz var.
ben vereceğim örnekteki kişi değilim ama harry potter okuyup büyüyen, lotr seyrederek büyüyen, sonra da bu şekilde kitaba, sanata aşık olan insanlar var. bu kitapları birbirinden ayırmak neyin nesi? bunlardan hangisini diğerinin önüne koyacaksın?
devrinin çok önünde olan bir lotr ile, zamanının ağırlığını, dramını anlatan steinbeck'i neden aynı kefeye koymak ve çarpıştırmak zorundayız?
daha yeni bir entryde yazdım bunu. rock tarihinin en iyi 10 şarkısını nasıl seçeceksin? sadece metallica, iron maiden, black sabbath'tan ayrı ayrı en iyi olacak 10 tane(o da en az) şarkı çıkar. birbirleri ile nasıl kıyaslayacaksın? birini bir numara seçme imkanının olmadığını, çünkü her birinin apayrı kategorilerde olduğunu insanlar neden anlamak, algılamak istemiyorlar?
devamını gör...
çok tanım girdirecek başlık önerileri
geceye bir “geceye bir x bırak” başlığı bırak.
devamını gör...
güne bir söz bırak
“iyi dostlar, iyi kitaplar bir de huzurlu bir vicdan. işte ideal hayat”
mark twain
mark twain
devamını gör...
sözlük yazarlarının başına gelen garip olaylar
başıma birçok tuhaf şey geldi ama bu tek şey aklımda beliriyor.
lisede , bir sabah erken saatlerde okula gidip gelirken her zamanki rotam olan kaldırımda yürüyordum. neredeyse kış olduğu için sabah 7 civarında hala oldukça karanlıktı ve bu yol çok iyi seyahat edilmedi. etrafımda araba ya da başka insanlar yoktu.
bu yüzden normal bir şekilde yürüyorum, parlak siyah paltolu küçük bir kızın ters yönde bana doğru yürüdüğünü gördüğümde sıra dışı bir şey yoktu. üşüdüğümüz için ikimiz de güzelce sarılmıştık, bu yüzden ilk başta yüzünü göremedim. boyuna göre, ilkokul çağında, muhtemelen 4. veya 5. sınıfta olduğunu anladım. lisemin karşısında bir ilkokul olduğu için bu bana şaşırtıcı gelmedi ... ama bu kız okullardan tam tersi yöne gidiyordu.
belki de bir şeyi unutmuş ve onu almak için eve gitmesi gerektiğini düşündüm, ama bu garip aşinalık duygusunu bir türlü atamadım. yürürken kaldırıma bakarak başı aşağı yürüdü. zor bir ev hayatı nedeniyle daha gençken böyle yürürdüm, ancak 7-8 sınıfa geldiğimde bunu yapmayı bıraktım.
birbirimize yaklaştığımızda, paltoyu tanıdım: onun yaşındayken sahip olduğum aynı parlak siyah paltoyu giyiyordu. aynı lacivert kadife pantolon. aynı spor ayakkabılar.
geçerken bana baktı ve kanım dondu ve bütün saçlar boynumda dikilmeye başladı. yüzüme bakıyordum. sağ yanağımda çok farklı bir şekilde düzenlenmiş üç ben var ve onlara sahipti.
onu "hissedemedim". biri odada yanınızda olduğunda veya yanınızda yürürken, fiziksel varlıklarını nasıl hissedebileceğinizi biliyor musunuz? ona sahip değildi.
gerçek görünüyordu. kendini gerçek hissetmedi . onun ayak seslerini bile duyamadım, sadece benimki. bana çok üzgün bir bakış attı ama hiçbir şey söylemedi ve durmadı ya da yavaşlamadı. sadece bana baktı ve sonra kaldırıma geri döndü. birbirimizi geçtik.
başka ne yapacağımı bilmeden adım atmaya devam ettim, çünkü bu noktada tamamen korkutulmuş, şaşkın ve şoktan uyuşmuştum. sonunda geri dönmeye cesaret ettiğimde, gitmişti. kayboldu. yolun her iki tarafında da tarlalar vardı, bu yüzden eğer iki yönden de dönmüş olsaydı, yine de açıkça görülebilirdi. gerçek olsaydı, bu.
okula giden yolun geri kalanını ben koştum. öğretmenim, üç uzun blok koşmama rağmen gerçekten solgun olduğumu söyledi. hemşireyi görmemi istedi ama sınıftan ayrılmak istemedim. bu gerçekten öğretmenimi biraz korkuttu çünkü sınıftan çıkıp, elimden gelirse hastalanarak eve sıçrayacak bir çocuktum.
bu güne kadar hala merak ediyorum. ne olduğu hakkında hiçbir fikrim yok. bunun zihnin hilesi olduğunu ancak anlayabiliyorum. reçete almadım. ben içmedim asla uyuşturucu almadım. kahve bile içmedim.
daha önce hiç böyle halüsinasyon görmedim.
lisede , bir sabah erken saatlerde okula gidip gelirken her zamanki rotam olan kaldırımda yürüyordum. neredeyse kış olduğu için sabah 7 civarında hala oldukça karanlıktı ve bu yol çok iyi seyahat edilmedi. etrafımda araba ya da başka insanlar yoktu.
bu yüzden normal bir şekilde yürüyorum, parlak siyah paltolu küçük bir kızın ters yönde bana doğru yürüdüğünü gördüğümde sıra dışı bir şey yoktu. üşüdüğümüz için ikimiz de güzelce sarılmıştık, bu yüzden ilk başta yüzünü göremedim. boyuna göre, ilkokul çağında, muhtemelen 4. veya 5. sınıfta olduğunu anladım. lisemin karşısında bir ilkokul olduğu için bu bana şaşırtıcı gelmedi ... ama bu kız okullardan tam tersi yöne gidiyordu.
belki de bir şeyi unutmuş ve onu almak için eve gitmesi gerektiğini düşündüm, ama bu garip aşinalık duygusunu bir türlü atamadım. yürürken kaldırıma bakarak başı aşağı yürüdü. zor bir ev hayatı nedeniyle daha gençken böyle yürürdüm, ancak 7-8 sınıfa geldiğimde bunu yapmayı bıraktım.
birbirimize yaklaştığımızda, paltoyu tanıdım: onun yaşındayken sahip olduğum aynı parlak siyah paltoyu giyiyordu. aynı lacivert kadife pantolon. aynı spor ayakkabılar.
geçerken bana baktı ve kanım dondu ve bütün saçlar boynumda dikilmeye başladı. yüzüme bakıyordum. sağ yanağımda çok farklı bir şekilde düzenlenmiş üç ben var ve onlara sahipti.
onu "hissedemedim". biri odada yanınızda olduğunda veya yanınızda yürürken, fiziksel varlıklarını nasıl hissedebileceğinizi biliyor musunuz? ona sahip değildi.
gerçek görünüyordu. kendini gerçek hissetmedi . onun ayak seslerini bile duyamadım, sadece benimki. bana çok üzgün bir bakış attı ama hiçbir şey söylemedi ve durmadı ya da yavaşlamadı. sadece bana baktı ve sonra kaldırıma geri döndü. birbirimizi geçtik.
başka ne yapacağımı bilmeden adım atmaya devam ettim, çünkü bu noktada tamamen korkutulmuş, şaşkın ve şoktan uyuşmuştum. sonunda geri dönmeye cesaret ettiğimde, gitmişti. kayboldu. yolun her iki tarafında da tarlalar vardı, bu yüzden eğer iki yönden de dönmüş olsaydı, yine de açıkça görülebilirdi. gerçek olsaydı, bu.
okula giden yolun geri kalanını ben koştum. öğretmenim, üç uzun blok koşmama rağmen gerçekten solgun olduğumu söyledi. hemşireyi görmemi istedi ama sınıftan ayrılmak istemedim. bu gerçekten öğretmenimi biraz korkuttu çünkü sınıftan çıkıp, elimden gelirse hastalanarak eve sıçrayacak bir çocuktum.
bu güne kadar hala merak ediyorum. ne olduğu hakkında hiçbir fikrim yok. bunun zihnin hilesi olduğunu ancak anlayabiliyorum. reçete almadım. ben içmedim asla uyuşturucu almadım. kahve bile içmedim.
daha önce hiç böyle halüsinasyon görmedim.
devamını gör...
bir üniversiteli öğrenci arkadaşıma burs vereceğim
kazanan belli oldu !
devamını gör...
yazarların en nefret ettiği batıl inançlar
doğum yaptıktan sonra densizin birisi 'lohusanın mezarı kırk gün açık olur dikkat et' demişti. nasıl bir batıl inançtır, nasıl bir ruh hastalığıdır ki bu gelip utanmadan söyleyebiliyorsunuz.
devamını gör...
erzurum (oyun)
trailer'ını izleyince gülmekten öldüğüm oyun. 15 yıllık grafikler ve mekaniklerle oyun yapmışlar. bari bu kötü yanları trailerda bu kadar belli etmeseydiniz. mobilde bile daha iyi türk oyunları var. gerçekten gündeme gelmesi bile üzücü. bi kaç amatör arkadaşın yaptığı çok daha güzel oyunlar var. 2021e giriyoruz...
devamını gör...
12 ekim 2021 manisa yağmuru
şuan gök gürültülü sağanak şeklinde gerçekleşmekte olan mükemmel ötesi doğa olayı.
bol şimşek ve yıldırımlı; tam istediğim gibi.*
bol şimşek ve yıldırımlı; tam istediğim gibi.*
devamını gör...
sigma (yazar)
formata aykırı ne yaptığını ben de çok merak ettim. genel itibariyle mantığa uyan tanımlara ve kalp kırmayan bir dile sahipti.
umarım yeniden yazar olur ve önceki hatasını* yinelemez. çaylaklığa düşmesi hoşumuza* gitmez açıkçası.
sevgilerr.
umarım yeniden yazar olur ve önceki hatasını* yinelemez. çaylaklığa düşmesi hoşumuza* gitmez açıkçası.
sevgilerr.
devamını gör...
terapi yerine geçebilecek şey
dışarıda fırtına koparken cam kenarında kahve içip kitap okumak.
devamını gör...
ahmed arif'in dizeleri
"canım benim,
bilir misin, “canım” dediğimde içimden canımın çıkıp sana koştuğunu duyarım hep."
leylim leylim/ 1956.
bilir misin, “canım” dediğimde içimden canımın çıkıp sana koştuğunu duyarım hep."
leylim leylim/ 1956.
devamını gör...

