(bkz: dont feed the troll)

bu entry'i gördükten sonra başka entry yazmazsanız üstteki daha has ezik olacaktır. ricadır.
devamını gör...

andrew miller kitabıdır.

deniz gören bir evde yaşamak çok güzel olabilir çocukluğunuzda. ben bilmiyorum nasıl bir duygu olduğunu. yemyeşil ağaçlarla dolu, kuş sesleri ile kıpır kıpır bir ormana bakan; hatta kendi bahçesi olan bir evde büyümek de çok güzel olabilir. maalesef ben bunu da bilmiyorum. belki kalabalık, capcanlı bir sokağa ya da caddeye bakan neşeli bir gürültü ile dolan bir evde büyümek de güzeldir. bunu da bilmiyorum ben. aklıma gelmeyen onlarca güzel manzaraya komşu bir evde büyümek ne güzeldir kim bilir! onları hiçbirini de bilemem ben.

ben 4 yaşından 14 yaşına kadar karadeniz’in ıpıslak bir şehrinde yaşadım ve yaşadığım evin manzarası çok da bakılacak gibi değildi. ama ben izlerdim ara sıra. aslında çokça izlerdim. evimiz büyük bir mezarlığa bakardı. mezartaşı olarak yeşilli mavili tahtaların olduğu, kime ait olduğu belli olmayan büyüklü küçüklü mezarlar vardı bu mezarlıkta.

eve en yakın iki mezarlık bir metre bile değildi. o zamanlar ben de bir metre bile değildim. bu iki mezarlık hep kafamı kurcalardı. neden bu kadar küçük olduklarını anlamakta zorluk çekerdim. sonra, yani yaşım ilerledikçe anladım bunu ama bu aydınlanma beni hiç mutlu etmedi.

okula başladığım zaman her sabah ilk olarak bir mezarlık görmek, eve girmeden önce son gördüğün şeyin mezarlık olması çok ağır bir gerçeklikle yüz göz ediyor insanı. hele pencereden her baktığında ili küçük mezar görmek gerçekten çok zordu.

sonra başka bir karadeniz şehrine taşındık. apaydın bir şehre. ve ben 14 yaşından 16 yaşına kadar bu evde yaşadım. eve yerleşene kadar bir sorun yoktu. ya da ben fark etmedim. ama mutfak camından baktığımda kocaman, heybetli, mermer bir mezarın bana baktığını görünce kadere inanır gibi oldum. mezarlıklar beni takip ediyordu. ama buna alıştığımı da fark ettim hüzünle ve mutlulukla.

mezarlara yakın olmak alışılacak bir şeydi yakın olanlar için. onlar ölüme de alışırlar hızla. ölümün derinden gelen kokusuna da alışırlar. dışarıdan gelenler, dışarıdan bakanlar için tuhaftır durum. zordur. alışılmadıktır.

keşke o zamanlar becche bir çukur kazsaydın bizim için de.
devamını gör...

nasa tarafından evrende yaşamın izlerini araştırmak için oluşturulan bir ekibe kabul edilen türk bilim insanı.

marmara üniversitesi’nde kimya bölümünde okuyan kaçar, daha sonra howard hughes medical institute’a başvurdu ve biyomoleküler kimya alanında doktora yaptı.

2012 yılında harvard üniversitesi’nde organizma ve evrimsel biyoloji departmanı’nda görev aldı. 2017 yılında arizona üniversitesi’ne geçiş yaptı. burada da astronomi ile moleküler ve hücre biyolojisi alanında doçentlik yaptı.

betül kaçar, nasa’dan burs alan ilk türk vatandaşıdır. ayrıca tokyo teknoloji enstitüsü earth-life science institute’ta da doçentbet unvanı bulunuyor.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ulusal medya ve sanal medya sayesinde kötü bir davranış gibi lanse edilen sözcük.


bunlardan biriyim ama fobi kelimesi genelde korkulan şeyler için kullanılır ve ben bunlardan korkmuyorum sadece sevmiyorum ve saçma geliyor bana o kadar.
devamını gör...

kişinin asıl benliğinden uzaklaştığını fark ettiği andaki ruh hali.

bakıyorum, 34 kere açmışım bugün telefonumun galerisini. önceki gün 46, daha önceki gün 72... her seferinde geçmişe bir yolculuğa çıkmak üzere basmışım defalarca o ikona. bir fotoğrafa dalıyorum bazen dakikalarca, o anı tekrar yaşıyorum kafamda. bugün mutluymuşum diyorum kendime. 3 yıl geçmiş.

yakın çekim bir fotoğrafa rastlıyorum. gülmekten kısılmış ama hala ışıldayan gözlerimin içinin parlaklığına bakıyorum hayretle. hemen yanındaki kazayaklarına dokunuyorum. mutluymuşum diyorum yine. ama üzerinden 3 yıl geçmiş.

ikimizi yan yana görüyorum birden. omzuma vuruyorum, bak ne kadar şanslısın diyorum oradaki kendime. kıymetini bilsen keşke. kalbinin o anki atışını bile hissedebiliyorum. bazen bir ses bölüyor yolculuğumu, fark ediyorum o anda. 3 yıl geçmiş.

bir yemek fotoğrafı. öylesine çekilmiş. evet diyorum hatırlıyorum bu günü, yemek harikaydı. sonra tekrar yiyorum aynısından, defalarca. aynı tadı alamıyorum.

yanımda arkadaşlarım var bu sefer, masada kocaman bir semaver ve içten gülümseyen bir sürü tanıdık yüz. ne güzeldi diyorum bu çayın tadı, halbuki daha az önce içtim aynısını, hiç benzemiyorlardı.

bir ekran görüntüsü düşüyor önüme. belli ki unutmamak için alınmış. okuyorum, incinmiyorum eskisi kadar. pas geçiyorum hislerimi, düşüncelerimi. biliyorum çünkü değiştirmeyecek hiçbir şeyi, 3 yıl geçmiş. duygularımın bile üstü küflenmiş.

ani bir hareketle kapatıyorum fotoğrafları, biliyorum sonrasında defalarca tekrar açacağımı. gerçek hayata dönmen gerek diyorum, bir iki fiske vuruyorum belki kendime. toparlanmaya çalışıyorum. yüzüme bir gülümseme oturtup kalkıyorum oturduğum yerden. gülümsemem bile aynı değil. 3 yıl geçmiş diyorum kendi kendime. bıraktığım kendime geri dönmek üzere boşlukta süzülmeye devam ediyorum.
devamını gör...

toplum baskısının bir sonucudur. çocukluğumuz boyunca bunun ayıp bir şey olduğu fikri kafamıza sokuldu, ülkede ailesinden cinsellik üzerine tavsiye veya eğitim almış üç tane insan sayamam. bir insana sürekli bir konuda engeller koyarsanız ona karşı açlık duymaya başlar, zevk veya ihtiyaç dahilinde yapılabilecek bir şey abartılı bir isteğe dönüşür. ya bunun övünülecek bir şey olduğu sanrısına kapılır ya da korkunç bir şey olduğu.
devamını gör...

fikirlerini, tercihlerini, kim olduğunu saklamadan yazan kafası rahat yazardır. anonimlik nasıl tercihe bağlıysa bu da tercihe bağlıdır. sözlüğe kayıt olduğumdan beri de gördüğüm en saçma başlıktır... fotoğrafımıza da karışmasanız mı?
devamını gör...

yoldaş benjamin franklin'in anlattığına göre yazarların radyo isteği üzerine ve gomercan'in kahraman edasıyla ortaya çıkıp bu projenin teknik kısmını üstlenmesi ve uykusuzkavhe'nin tüm çabalarıyla yayın hayatına başlamış radyo.
devamını gör...

gemisini asla terk etmeyen kaptan.
yolun yolumuz*.
devamını gör...

üniversite sınavını kazandığım gün.
ölüm görmemiş toy kalbimi, hüzün yerleşmemiş gözlerimi özledim.

neden mi?
türk edebiyatı'nın usta kalemi peyami safa çok güzel anlatmıştır ölümü şu satırlarla;

ölüm bir eve girince sağ kalanları da biraz
öldürüyor. bu sükût ondandır. her başın içinde
ölüm. kimse konuşmaz, hızlı yürünmez, bardak
masanın üstüne yavaş konur, nefes alırken bile ses çıkarmamaya çalışılır."
devamını gör...

nakittir.
devamını gör...

daha önce başlığını açtığım (bkz: ganimet olarak el konulan 7 yaşındaki kızın kurtarılması) olayının mağduru olan kız çocuğunun internetten satışa çıkarılması durumu. ışid'in şengali işgali sırasında kaçırılan ezidi kürtlerinden olan bu kız çocuğunu kaçırıp satacak kadar nasıl alçalabiliyorsunuz? içinizde insanlık namına hiçbir şey kalmadı mı gerçekten? 2021 yılında 7 yaşında olduğuna göre kaç yaşında kaçırıldığını siz hesap edin. zira benim midem kaldırmıyor. haber için buradan.
devamını gör...

“paris, toprağın altından çıkardığı tuhaf şeye baktı… gülümsedi.
ismini troya savaşı’nın ünlü prensinden almıştı. komik olan ise, onu bugün buraya; bir antik kentin güneyinde yer alan bir roma tapınağının üzerine
inşa edilen, büyük kısmı yerle bir olmuş kiliseye getiren, ona ilham veren kişi, onun derslerine giren arkeoloji profesörü hector’du… burada aradığı şey ise,
ilyada’da söz edilen, kaybolan troyalı askerlerden bile daha ünlü bir mitti…kutsal kase.”

kayıp efsaneler serimizin ilk yazısında elbette kutsal kase var.
son zamanlarda herkes kutsal kase efsanesini az çok duymuş durumda. bunun nedenlerinden birisi, elbette ki sanat tarihçisi eşi sayesinde bizlere louvre’da koşma imkanı sunan dan brown ve ona ilham veren umberto eco ve onun sıra dışı kitabı foucault sarkacı.

kutsal kase, teoloji profesörleri tarafından oldukça tartışılan bir konu. kutsal kase’nin nerede olduğundan tutun, kutsal kase’nin ne olduğuna dair çok fazla görüş söz konusu. gelin hep birlikte, kutsal kase’nin herkes tarafından bilinen efsanesini önce dile getirelim, sonrasında ise ikonografik anlamından söz edelim.

kutsal kase, isa’nın son akşam yemeğinde kullandığı ve mucizevi güçler bahşettiğine inanılan bir kap. bu kabın, aslında bu kadar efsanevi olmasının kaynağının, sadece isa’nın son akşam yemeği olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. bu kadar efsane olmasının asıl nedeni aslında aramatyalı yusuf’un, isa çarmıha gerildikten sonra, isa’nın kanını bu kaseye akıtması…
isa’nın kanıyla sulanan bu kasenin tarihi, isa dirilip 40. günün sonunda göğe yükseldikten sonra tuhaf bir biçimde kaybolması ile başlıyor.

“kutsal kase, aslında başka bir kültürün getirisi olabilir mi?”
kelt mitolojisinde ölüleri dirilten taslar, kazanlar çokça görülür. bu şekilde, aklımıza isa’nın kanı akıtıldıktan üç gün sonra dirilmesi hadisesi geliyor. isa doğmadan yüzlerce yıl öncesinin popüler olan efsanelerinden biri haline gelmiş bu kelt kültleri, birçok teoloji profesörü tarafından kutsal kase’nin bir prototipi olarak ele alınıyor.

“ikonografi, kelime oyunlarını sever.”
sangreal, yani kutsal kasenin, son zamanlarda popüler olma sebeplerinden biri de, bahsettiğim gibi bir dan brown kitabı ve onun öncüsü eco’nun şaheseri idi. sangreal kelimesinde bir kelime oyunu gizli olabilir mi? yoksa sangreal, içine kan akıtılan bir tastan daha fazlası mı? bunu etimolojik olarak ele alma vakti geldi!
sang real, eski fransızcada “asil kan” anlamına gelen kelimeleri içeriyor. asil kan anlamına gelen bu kelimeler, kutsal kase’nin aklımıza bir başka ismi olan graal’i de birlikte getirmekte. gradalis, orta çağ latincesinde “geniş ağızlı veya kenarları alçak kap” anlamına gelmekle birlikte, bir nevi o dönemin sokak ağzı olarak nitelendirir isek, gradalis kelimesi kadın üreme organını da temsil etmekteydi.

gradalis, graal kelimesinin kökeni olduğuna göre, yoksa graal, yani kutsal kase, bir kadını mı temsil ediyordu? işte burada sang real ortaya çıkıp tekrar
kendisini gösteriyor. asil kan anlamına gelen bu sözcük, belki de isa’nın kanı, yani isa’nın kendi çocuklarını taşıyan bir kadın olabilir miydi?

“isa’nın bir çocuğu var ise, bu çocukların annesi kim?!”

ilk inciller yunanca yazılmışlardı ve o dönem yunanca, çok fazla eş anlamlar taşıyan kelimelere sahipti. bir kelime oyunu yapmaya güzel ortam sağlamakla birlikte, birçok şeyi de gizlemek için idealdi. ilk incillere baktığımızda, kayıp olduğu iddia edilen ve kabul edilen 4 incil, yani kanonik inciller dışında, kabul edilmeyen inciller olarak adlandırdığımız apokrif incillerde, fazlası ile bir kadından söz edildiği de birçok roma kaynağında yer almaktaydı.
bu kadın, bir fahişe iken, isa’nın ayaklarına kapanıp tövbe dileyen ve oradan isa’nın yakınında yerini alan, isa’nın dirildikten sonra ilk göründüğü kadın olan mecdelli meryem elbette.

bu kısım, teolojik konuda büyük sarsıntılar yaratmak ile birlikte, son zamanlarda adeta islam — hristiyan teolojisi hakkında da derin rekabete yol açmış durumda.
katolik inancın kesinlikle reddettiği bu efsane, insanın aklına soru işaretleri getiriyor.
niçin katolik inancına ters düşüyor bu mecdelli meryem ve isa’nın aşkı? aslında cevap çok basit. isa, eğer bir çocuk sahibi olacak, bir kadına aşık olacak, sevecek ve sevişecek biri ise, onun tanrısallığı ne yazık ki sorgulanır hale gelecektir. rekabet kısmına gelir isek, tahran üniversitesindeki öğrencilere da vinci şifresi okumak zorunlu hale getirildi…
ama ne var ki, bu kadın aslında bugünün hristiyan inancının, petrus ve pavlus kadar devamını sağlayan bir kadındı. isa’yı dirilmiş halde gören bu kadının ağzından dökülen “isa ölmedi!” haykırışları, bugünün kabul gören incillerinin en önemli kısımları olarak sayılabilir.

“kanonik incillerde fahişe mecdelli metinleri, ortodoks kiliselerindeki mecdelli freskleri…”
yunanca yazılmış apokrif incillerde, mecdelli meryem’in oldukça asil, herkes tarafından bilinir şekilde isa’nın eşi olduğu ve havarilerin,

“yalnızca onu dudağından öperdi” dedikleri kısımlar gözümüze çarpıyor... ama kanonik incillere baktığımızda, mecdelli’yi bir itibarsızlaştırma ve aşık olmayacak kadar insanı duygularından arınmış bir isa karşımıza çıkması ise insanı hayrete düşürür biçimde.

ıslak duvar sıvası üzerine toprak boyayla yapılan resim anlamına gelen freskler, bugün ortodoks kültürünün büyük kısmını kapsamaktadır. katolik fresklerinde mecdelli neredeyse yok denecek kadar az iken, ortodoks freskleri ve ikonalarında bol miktarda gözümüze çarpmakta. katolik fresklerinde tövbe eden bir fahişe rolünde iken, ortodoks fresklerinde gayet asil ve isa’nın yanında yer alan bir dost gibi duran mecdelli’nin önemini, ortodoks inancı, yazılan ilk incillerin yunanca olması yüzünden kavramış olabilir mi?
yüzlerce makale yazılacak bir konuya açılan bu kapı, insanın aklına binlerce cevapsız soruyu da birlikte getiriyor.

bu durumda, isa’nın kanının aktığı bu kasenin bir kadın olması ve bugün isa’nın soyunun belki de aramızda hala dolaşıyor olması, kutsal kase kadar efsane gözükse de neden olmasın diyeceğimiz bir efsane halini almış durumda.

“kutsal kase aslında tapınak şövalyeleri sayesinde vatikan’da saklanıyor olabilir mi?”
gelelim tapınak şövalyelerine. hristiyan efsaneleri arasında en az kutsal kase kadar etkili olan bu korkusuz, haçlı seferlerinin en önemli insan topluluğunun, belki de doğrudan kutsal kase ile bir bağlantıları vardı. o korkunç 13. cuma’ya, yani 13 ekim 1307 gününe gider isek, tapınak şövalyelerine, papalık tarafından büyük çaplı bir darbe yapıldığını hatırlayacağız.
hepsinin yakalanması ve öldürülmeye başlamasıyla ilerleyen sürecin nedenleri, haç’a tükürmek, saygısızlık etmek, bafomet isminde bir pagan tanrısına tapınmak ve eşcinsellik gibi suçlar atfedilmesi idi. ama belki de bunların arkasında çok farklı bir neden vardı…
haçlı seferleri sırasında, kudüs’e giden hacıları korumakla yükümlü dokuz fakir şövalye ile başlayan bu macera, daha sonra binlere ulaşmış ve korkunç derecede, bir anda gelen bir zenginlikle devam etmişti. onları zengin eden şeyin ne olduğunu binlerce sebeple açıklayabiliriz, ama hiçbiri papalığın onlara duyduğu aşırı saygının nedenini açıklamaya yetmiyor. ödü kopan papa, krallar ve daha nicesinin korkmasının nedeni, kudüs’te, süleyman mabedinde buldukları bir şey olabilir mi? bir anda güç kazanan bu topluluğa
gücünü veren şey, mucizevi güçleri olan, isa’nın kanıyla dolmuş kutsal kase olabilir miydi?

eco, foucault sarkacı kitabında tam da bundan bahsetmiş! kutsal kase sayesinde güce erişen tapınak şövalyeleri, artık krallardan ve hatta papa’dan bile üstün bir mevkiye gelmişlerdi. bugünün modern bankacılığının temelini başlatmış bu topluluk, para ve şöhret içinde yüzerken, belki de papa, onların elindeki gücü kazanmak adına onların yakalanıp öldürülmesi ve ellerindeki o büyük hazinenin ele geçirilmesini istemişti.

burada iki farklı teori mevcut. biri, papalığın bu hazineyi ele geçirdikten sonra, gücüne güç kattığı ve diğeri ise yakalanmaktan kurtulan tapınak şövalyelerinin, ellerindeki kutsal kase ile yer altına çekildikleri ve bir gün güçlerini tekrar göstermek adına yüzeye çıkacakları.

kutsal kase ister sadece sıradan, isa’nın kanının akıtıldığı bir kase olsun, ister kelt mitolojisinden çalınan bir kült, isterse isa’nın çocuklarını taşıyan bir kadın, isterse de insanlara güç veren bir mucize olsun, daha binlerce yıl insanların merak ettiği ve aramak için incilleri karıştırıp ünlü rönesans ressamlarının tablolarına göz gezdireceği bir ritüel olarak devam edecek.
devamını gör...

ebeynlerimden birinin diğerini aldattığını öğrenmekti. o sabahın köründe evden çıkarken benim balkon demirlerini sıkarak ağlamamdı en büyük hayal kırıklığım, çaresizce en yakın arkadaşımı sabahın köründe arayıp hıçkıra hıçkıra ağlamamdı. her işe gittiğinde orada o adamı gördüğü, sohbet ettiği ve birlikte bir şeyleri paylaştıkları gerçeğiydi. benim en büyük hayal kırıklığım aile üyelerimdi.
devamını gör...

altı senedir bıkmadan, usanmadan hala oynadığım bilgisayar oyunu. ilk oynamaya başladığımda versiyon 1.1.1'di. mercedes çakması majestic, volvo çakması valiant, daf çakması dav vardı. her güncellemeden sonra markaların lisansları alındı ve son versiyonlar da lisanslar tamamlandı. her güncellemede yeni çekiciler, parçalar, yollar, yerler, özellikler eklendi. oyun ben ve birçok oyuncuyu ayrı bir hevesle içine çekti. şimdiyse yüzlerce çekici ve şöförüm, onlarca garajım var. artık yaptığım işleri para için değil farklı yük tipleri ve farklı ülkeleri görmek için yapıyorum. menüler arası geçişler artık bu zenginliği kaldırmıyor.
eğer bu oyunda büyümek istiyorsanız yapmanız gereken bazı şeyler var.

1. klavye ile oynamayın direksiyonla oynayın imkan yoksa mouse ile.
2. tek seferlik işlerle oyunu iyice öğrenin.
3. kredi seçeneği gelince ödeyebileceğiniz kadar kredi çekin haciz gelmesin.
4. yetenek olarak değerli ve hassas yük seçeneklerini eşit olarak artırın bunların bitmesine yakın uzun yol becerilerine geçin.
5. km başına verilen ücretin en fazla olduğu işleri yapın.
6. fazla kaza yapmayın yavaş ve emniyetli sürün. oyunun başında fren gücünü en yükseğe getirin ani frenlerde hemen durmak için.
7. tır konusunda tek seferlik işlerde en çok hoşunuza gideni alın ama benim önerim volvo ve scania'dır.
8. yetkinliğiniz varsa ağır yük görevleri yapın parası iyidir.
9. oyunun başlarında şirket olayını çok takmayın ileri seviyede uğraşın.
10. kendiniz en iyi çekiciyi kullanın şoförlerinize daf ve iveco gibi en ucuzlarını verin.

neyse wheller dealers her zaman güvenle yolda. en son ne zaman kaza yaptığımı hatırlamıyorum o kadar iyi sürücü oldum. eskiden kazancımın hepsini kaza masrafına verirdim.

en sevdiğim yollar ve rotalar

italya-fransa-isviçre arasındaki dağ geçitleri
isveç, norveç, finlandiya, danimarka'nın çift şeritli orman yolları.
italya'nın dar caddeleri (en favori sürüş yerim)

bu yolları v8 730 beygirlik bir scania, arkada ağır bir yük ve radyoda güzel bir müzikle gitmek ayrı bir tat veriyor.
devamını gör...

ermeni ve türk tezleri olmak üzere iki karşıt tezin olduğu 'soykırım' iddialarıdır.

ermeni tezlerine göre dönemin osmanlı elitleri olan ittihatçılar türkçü ve islamcı oldukları için ermenileri osmanlıdan yok etmeye karar verirler. ermeni tezinin odak noktası 'soykırımın' bir devlet politikası olduğudur.

türk tezleri ise karşılıklı öldürüşlerin olduğunu ve içlerinde ermenilerin de olduğu osmanlı vatandaşlarının katledildiğini kabul eder. sanılanın aksine türk tezleri ermenilerin öldürülmediğini savunmaz. ancak, türk tezlerine göre ermeniler ardı arkası kesilmeyen isyanlara kalkışmakta, başta rusya ve fransa olmak üzere osmanlı kimle karşı karşıya gelse onların ordularında gönüllü olarak kendi devletlerine karşı savaştıklarını ve çeteler kurup türk köylerini basıp katliam yaptıklarını; türklerin de ermenilere şiddet yoluyla tepki gösterdiğini savunur ve hem cephe gerisini güvence altına almak için hem de ermenileri ve türkleri korumak için 'gelecekte bir gün geri dönmek üzere' suriyeye tehcire yollamıştır. ancak göç yolunda gerek salgınlar gerek kürt ve çerkes çetelerinin baskınları ve intikam hırsıyla dolu türklerin saldırıları neticesinde 500 bin civarında ermeninin hayatını kaybettiğini kabul eder. türk tezinin odak noktası bu ölümlerin bir devlet politikası, yani soykırım olmadığı yönündedir. ermeni mallarına da koruma tedbiri konmuştu.

işte olay kabataslak şekilde böyle. günümüzdeki ermeni meselesi de tarihsel olmaktan çıkmış politik bir koz haline gelmiştir. türkiye hangi ülkeyle kriz yaşasa o ülkenin parlamentosunda soykırım yasa tasarısı kanun olarak geçiyor. bunlar iyi niyetli hareketler değil. ne yazık ki buna kendi kayıpları istismar edildiği için ilk ermenilerin karşı çıkması gerekirken en büyük amigoluğu onlar yapmakta.
devamını gör...

2010'dur. annemin öldüğü yıla denk gelir.
devamını gör...

büyük anneannemi diğer kuzenime gizlice daha fazla para verirken yakalamistim. başka biri tarafından aldatilsam bu kadar koymazdi bana.*
devamını gör...

montreal, des rapides park
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

gidip yerleşmek istiyorum ama vahşi hayvanların varlığı beni ürkütüyor. mesela tuvalete giriyorsun köşede bekleyen bir yılan beliriveriyor. yolda giderken önüne kanguru çıkıveriyor.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim