türk evlerindeki en gereksiz eşya
dantel diyerek katıldığım başlıktır. orada durmasından başka bir özelliği yoktur.
devamını gör...
başkaları ne der diye düşünerek yaşamak
ne zaman ki arkamdan konuşan insanların benim 'seviyeme' yani başarılarıma ulaşmak için arkamdan koşup başarısızlığa uğradığını gördüm, işte o zaman umursamamayı öğrendim. insanlar konuşur, eleştirmeye gelindiğinde herkes o tabloya bir kırmızı çarpı atabilir. önemli olan güzelleştirebilmek.
devamını gör...
apex legends
bir battleroyale oyunu. eskiden sadece origin üzerinden oynanabilirken yakın zamanda steam üzerinden de çıkışını yaptı. 2 veya 3 kişilik takımlarla haritaya bırakıldığınız, karakterlerin değişik özelliklerinin olduğu bir oyundur. örnek olarak pathfinder karakteri duvarlara ip atarak kendini çekebilir ve uzaklara zipline ipi atarak uzun mesafeleri hızlıca almanızı sağlayabilir. bu oyunu yapan firma (bkz: titanfall)'un da yapımcısıdır ve bu oyunda titanfall serisinden etkilenmişlerdir.
devamını gör...
covid-19 aşısıyla çip takılması
zaten takılı değil mi? bir gün boyunca telefonuna bakmayan var mı? çipin illa vücuda girmesine gerek yok, elimizle dokunuyoruz zaten her gün.
biraz düşünürseniz çiplerin sizi sizden daha iyi tanıyor olabileceğini göreceksiniz. aklınızda olan ama epeydir bakmadığınız bir şey tak diye önünüze koyuyor youtube, aniden aklınızdaki şeyi reklam olarak görüyorsunuz. sizin düşünmenize bile gerek yok; siz zaten çip takılı robotlarsınız. robot olan fakat robot olduğunu bilmeyen robotlar..
biraz düşünürseniz çiplerin sizi sizden daha iyi tanıyor olabileceğini göreceksiniz. aklınızda olan ama epeydir bakmadığınız bir şey tak diye önünüze koyuyor youtube, aniden aklınızdaki şeyi reklam olarak görüyorsunuz. sizin düşünmenize bile gerek yok; siz zaten çip takılı robotlarsınız. robot olan fakat robot olduğunu bilmeyen robotlar..
devamını gör...
omaha
bugün a.b.d'nin nebraska ve iowa eyaletlerinde yaşayan, siouan dili konuşan bir kızılderili kabilesidir.
eskiden ohio vadisinde yaşarken iroquoi'ler tarafından kovulan kabilelerden biridir. bugünkü iowa'nın güneyi, missouri'nin kuzeyi ve nebraska'nın doğusuna yerleştiler.
fransız ve ispanyol'larla ticaret yaptılar. 1800'lerin başlarında beyazlardan kaptıkları salgın hastalık sonucu sayıları düştü. a.b.d hükümeti toprak satılmasını istediğinde iowa'daki topraklarının çoğunu satarak nebraska bölgesindeki yerlerine gittiler.
sioux lakota saldırılarına karşı pawnee'lerle ittifak oldular. sonradan hükümet nebraska'daki toprakları isteyince o topraklarında çoğunu satarak rezervasyonda yaşamayı kabul ettiler.
omaha kabilesinin ismi nebraska eyaletinin en büyük şehrine verilmiştir. malcolm x bu şehirde doğmuştur.
eskiden ohio vadisinde yaşarken iroquoi'ler tarafından kovulan kabilelerden biridir. bugünkü iowa'nın güneyi, missouri'nin kuzeyi ve nebraska'nın doğusuna yerleştiler.
fransız ve ispanyol'larla ticaret yaptılar. 1800'lerin başlarında beyazlardan kaptıkları salgın hastalık sonucu sayıları düştü. a.b.d hükümeti toprak satılmasını istediğinde iowa'daki topraklarının çoğunu satarak nebraska bölgesindeki yerlerine gittiler.
sioux lakota saldırılarına karşı pawnee'lerle ittifak oldular. sonradan hükümet nebraska'daki toprakları isteyince o topraklarında çoğunu satarak rezervasyonda yaşamayı kabul ettiler.
omaha kabilesinin ismi nebraska eyaletinin en büyük şehrine verilmiştir. malcolm x bu şehirde doğmuştur.
devamını gör...
hz. muhammed'in eşleri ve cariyeleri
peygamberin 11 karısı ve 2 cariyesi vardır. sıralı liste :
karıları : aişe bint ebû bekir • cüveyriye bint haris • hafsa bint ömer • hatice bint hüveylid • meymûne bint haris • safiyye bint huyey • sevde bint zem'a • zeyneb bint cahş • zeyneb bint huzeyme • ümmü habibe • ümmü seleme
cariyeleri : mâriye el-kıbtiyye • reyhâne bint zeyd
karıları : aişe bint ebû bekir • cüveyriye bint haris • hafsa bint ömer • hatice bint hüveylid • meymûne bint haris • safiyye bint huyey • sevde bint zem'a • zeyneb bint cahş • zeyneb bint huzeyme • ümmü habibe • ümmü seleme
cariyeleri : mâriye el-kıbtiyye • reyhâne bint zeyd
devamını gör...
koronavirüs laboratuvarda üretildi
biyolojik silah denilen şeyin tam da böyle bir şey olduğunu anlamak istemeyenler tarafından alay edilen iddia.
tık
ben iddianın doğruluğu hakkında yorum yapmıyorum. sadece diyorum ki her zaman bir "olabilir" payı bırakılmalıdır bu tür konularda. peki neden yapılsın dünya çapında böyle bir şey? kaynakların nüfus arttıkça azalması, bazı ülkelerin dünyanın diğer ülkeleri üzerindeki tahakküm hevesi ve daha az kişiyi idare etmenin daha kolay olması gibi birçok sebebi olabilir.
tık
ben iddianın doğruluğu hakkında yorum yapmıyorum. sadece diyorum ki her zaman bir "olabilir" payı bırakılmalıdır bu tür konularda. peki neden yapılsın dünya çapında böyle bir şey? kaynakların nüfus arttıkça azalması, bazı ülkelerin dünyanın diğer ülkeleri üzerindeki tahakküm hevesi ve daha az kişiyi idare etmenin daha kolay olması gibi birçok sebebi olabilir.
devamını gör...
imanınızı kaybetmek istemiyorsanız felsefeden uzak durun

ebubekir sofuoğlu’nun yaptığı bir paylaşımda geçen dolaylı bir ifade. ifadenin tam hâli şu şekildedir: “allah’ın nasıl gönderdiği peygamberleri ve kitapları varsa şeytanın da peygamberleri olarak aristoteles, platon, sokrates gibi sapıtmış filozofları, kutsal kitapları olarak da felsefi eserleri vardır. imanınızı kaybedersiniz. felsefeden uzak durun.”
devamını gör...
börek
elde açılarak yapılanın daha güzel, daha lezzetli , daha süper olduğu , beş çaylarının vazgeçilmezi hamur işi. elde açılana çarşaf böreği deriz.
hamurunun yapımında pek bir zorluk yoktur. un, su ve tuz ile hamuru yoğurduktan sonra en önemlisi hamurun dinlenme sürecidir. hamurun biraz yumuşak olması açılmasını kolaylaştıracaktır. hamuru bezelere ayırıp tabak büyüklüğünde açmak yine hamuru büyütme aşamasını kolaylaştıracaktır. bir kilo undan yapılan hamurdan beş beze çıkar. bezelerin arasını iyice yağlarsak hamurun açılmasını yine kolaylaştırmış olacağız. hamurumuz iyice dinlendikten sonra temiz bir bez üzerinde artı bir çift el yardımıyla hamurumuzu güzelce açabiliriz. biz genelde patatesli yaparız. tabii iç harç damak zevkine göre değişir. harcı hamurun üzerine yayabiliriz. bir kişi çarşafın bir ucundan diğer kişi diğer ucundan tutup hamurun yuvarlanmasını sağlamalı. iki üç ortada buluşunca bıçak yardımıyla keselim ve yağlanmış tepsiye , tepsinin ortasından başlamak şartıyla, hamuru kendi etrafında dolayalım. hamur bitene kadar aynı işlemi yapalım. hamurdan arta kalan yağı böreklerin üzerine sürelim ve önceden ısıtılmış 200 derece fırında böreğimizin üzeri kızarsan kadar pişirelim. afiyet olsunnnn
hamurunun yapımında pek bir zorluk yoktur. un, su ve tuz ile hamuru yoğurduktan sonra en önemlisi hamurun dinlenme sürecidir. hamurun biraz yumuşak olması açılmasını kolaylaştıracaktır. hamuru bezelere ayırıp tabak büyüklüğünde açmak yine hamuru büyütme aşamasını kolaylaştıracaktır. bir kilo undan yapılan hamurdan beş beze çıkar. bezelerin arasını iyice yağlarsak hamurun açılmasını yine kolaylaştırmış olacağız. hamurumuz iyice dinlendikten sonra temiz bir bez üzerinde artı bir çift el yardımıyla hamurumuzu güzelce açabiliriz. biz genelde patatesli yaparız. tabii iç harç damak zevkine göre değişir. harcı hamurun üzerine yayabiliriz. bir kişi çarşafın bir ucundan diğer kişi diğer ucundan tutup hamurun yuvarlanmasını sağlamalı. iki üç ortada buluşunca bıçak yardımıyla keselim ve yağlanmış tepsiye , tepsinin ortasından başlamak şartıyla, hamuru kendi etrafında dolayalım. hamur bitene kadar aynı işlemi yapalım. hamurdan arta kalan yağı böreklerin üzerine sürelim ve önceden ısıtılmış 200 derece fırında böreğimizin üzeri kızarsan kadar pişirelim. afiyet olsunnnn
devamını gör...
mick schumacher
efsanenin (bkz: michael schumacher) oğlu. baba schumacher oğlunun yarışçı olmasını hiç istememiş ama j. schumacher söz dinlememiş. efsanenin emekliliğinden sonra hiç bir f1 yarışı izlememiş olan beni de yeniden yarışlara döndürebilecek mi bakalım.
devamını gör...
içinde gitme kelimesi geçen şarkı
eski şarkılar ne güzeldi
devamını gör...
zengin güzelliği
evrim yoktur diyene gösterilmesi gereken şey 3 kuşaktır zengin olanların son bireyleridir. alternatifleri fazla olan bu insanlar güzel olanı seçecektir ve “güzel-güzel” çiftleşmesine her üremede daha çok yaklaşacaktır.
al eline üçüncü kuşak zengini ve “madem maymundan geldik ............” diyene de ki; bir buna bak, bir sana bak.
edit:ekleme
al eline üçüncü kuşak zengini ve “madem maymundan geldik ............” diyene de ki; bir buna bak, bir sana bak.
edit:ekleme
devamını gör...
sözlüğün en güzel olduğu saatler
tam olarak bu saatlerdir. kaba ve cinsiyetçi insanlar uyumuş oluyor. bu saatlerde herkes çok naif, çok kibar...
edit: bu cümlede laf sokma yoktur. sadece yazarın kendi düşüncesidir. ayrıca cinsiyetçilik kadın düşmanlığı anlamına gelmez. sevgiler.
edit: bu cümlede laf sokma yoktur. sadece yazarın kendi düşüncesidir. ayrıca cinsiyetçilik kadın düşmanlığı anlamına gelmez. sevgiler.
devamını gör...
tanrının varlığı problemi
" ben görmediğim allah' a inanmam! " buyurmuştur hz ali.
insan, allah ın varlığını nedensellik (deney/ tecrübe) ile açıklamaya çalışır. ancak allah ın varlığı nedensellik ile değil, delil ile açıklanır.
bu durum iki soruyu meydana getirir;
1) var olma kavramı, deney ve tecrübeden önce mi gelir?
2) var olma kavramını deney ve tecrübe mi oluşturmuştur?
eğer deney ve tecrübe , var olmayı meydana getirmiş ise; yokluğun da, deney ve tecrübe ile açıklanması gerekir. olmayan bir olgu deneylenemez, tecrübe edilemez. çünkü; deneyimlemenin olması için eşyanın varlığı gereklidir. bu durum fiziğin temelidir.
fiziki olgular üzerinden, fiziki reaksiyonlar almak normal bir beklentidir. ancak; fiziki olgular üzerinden, metafiziki bir olguyu tanımlamaya çalışmak, somut bir gerçeklik ortaya koymak mümkün görünmüyor.
metafiziki bir olguyu, fiziki yöntemlerle bulduğumuz zaman keşif meydana gelir. eğer allah'ı, fiziki yöntemler ile keşfedebilseydik; ibrahimi dinlerde vurgulanan imtihan boşa çıkardı. yani ibrahimi dinlerin vurguladığı yaradana görmeden itaat etme ritüeli anlamını yitirirdi.
başka bir durum ise; tapınma fıtrattan mı gelir, yoksa sonradan edinilmiş bir alışkanlık mıdır? yani insanı tapınmaya götüren şey nedir?
fiziki olarak herhangi bir karşılığı* olmayan tapınma ritüellerine en ilkel toplumlarda dahi rastlanmıştır. totemizm ve animizm temelli inançların varlığı, ilkel insanların dahi tapınma ihtiyacı duyduğunun kanıtı niteliğindedir.
insanlık tarihinin temeli, tapınma ritüelleri üzerinden şekillenmiş iken; bir yaratıcının olması, olmamasından daha gerçekçi bir tutumdur.
insan, allah ın varlığını nedensellik (deney/ tecrübe) ile açıklamaya çalışır. ancak allah ın varlığı nedensellik ile değil, delil ile açıklanır.
bu durum iki soruyu meydana getirir;
1) var olma kavramı, deney ve tecrübeden önce mi gelir?
2) var olma kavramını deney ve tecrübe mi oluşturmuştur?
eğer deney ve tecrübe , var olmayı meydana getirmiş ise; yokluğun da, deney ve tecrübe ile açıklanması gerekir. olmayan bir olgu deneylenemez, tecrübe edilemez. çünkü; deneyimlemenin olması için eşyanın varlığı gereklidir. bu durum fiziğin temelidir.
fiziki olgular üzerinden, fiziki reaksiyonlar almak normal bir beklentidir. ancak; fiziki olgular üzerinden, metafiziki bir olguyu tanımlamaya çalışmak, somut bir gerçeklik ortaya koymak mümkün görünmüyor.
metafiziki bir olguyu, fiziki yöntemlerle bulduğumuz zaman keşif meydana gelir. eğer allah'ı, fiziki yöntemler ile keşfedebilseydik; ibrahimi dinlerde vurgulanan imtihan boşa çıkardı. yani ibrahimi dinlerin vurguladığı yaradana görmeden itaat etme ritüeli anlamını yitirirdi.
başka bir durum ise; tapınma fıtrattan mı gelir, yoksa sonradan edinilmiş bir alışkanlık mıdır? yani insanı tapınmaya götüren şey nedir?
fiziki olarak herhangi bir karşılığı* olmayan tapınma ritüellerine en ilkel toplumlarda dahi rastlanmıştır. totemizm ve animizm temelli inançların varlığı, ilkel insanların dahi tapınma ihtiyacı duyduğunun kanıtı niteliğindedir.
insanlık tarihinin temeli, tapınma ritüelleri üzerinden şekillenmiş iken; bir yaratıcının olması, olmamasından daha gerçekçi bir tutumdur.
devamını gör...
kahve
vazgeçilmezdir özellikle filtre kahve
devamını gör...
cennette söylenecek ilk söz
her sey bunun için miydi??
devamını gör...
amerika’da yaşam ve merak edilenler
america.. where the dreams come true.. size, orada 2 sene yaşamış biri olarak dilim döndüğünce anlatmak istedim. 2 senede 12 eyalet gördüm. hayatımı sürdürdüğüm ve işimin olduğu yer yani hometownım minnesotaydı. amerika kafasında olan yazarcıklara; koşulların nasıl olduğunu, yaşamın nasıl olduğunu, karşılaşabileceğiniz zorlukları dilim döndüğünce anlatacağım.
öncelikle amerikaya work and travel gibi bir programla gittiyseniz, 3 4 aylık kısa bir zamanda aslında gözden kaçırdıklarınızı da anlatıcam. 2010da wat ile gittim. sonrasında 2014 yılında artık trde dakika duramam diye atlayıp gittim fakat 2016 ya kadar dayanabildim. manyak mısın döndün diyenlere ithafen herkesin yaşam tarzının, hayattan beklentilerinin farklı olduğunu baştan belirtmek isterim.
2014 ocakta başladı uzun yolculuğum. zaten öncesinde de gittiğimden vize işlemlerinde falan fazla zorluk yaşamadım. 1 senelik internship programıyla gittim. fakat 1 sene daha uzattım sonradan. iş yerindeki başarılarımdan dolayı, işyerimden konsolosluğa yazı falan yazıldı. bu elemanın vizesini uzatın ihtiyacımız var minvalinde. işimin ne olduğunu söylemek istemiyorum. zira fazla da afiş olmak istemem.
amerikada çalışmak için öncelikle yapacağınız şey, çalışma vizesi almak. ama internship acentaları hallediyor onu onda bir şey yok. size düşen kısım orada social security number almak. her eyaletin her şehrinde muhakkak bir ssn office var. oralardan halledebiliyorsunuz. ben 2010da hallettiğim için 2014de tekrardan almama gerek kalmadı. fakat bazen uzun süren bir süreç olabiliyor bu. amerikada bütün bürokratik olaylar çok yavaş. devlete konsolosluğa falan bir işiniz düşerse eğer türkiyede aynı gün içinde halledilebilen olaylar orada 2 3 ayı bulabiliyor. nadiren çok hızlı oluyor. mesela ehliyetimi kısa sürede almıştım. neyse.. ssn’yi aldınız artık sigortalı bir çalışansınız. kapitalizmi damarlarınızda hissetmeye başlayacağınız an tam da bu an.
tam anlamıyla saat olarak ne kadar çalışırsanız o kadar alıyorsunuz. kendi işiniz olmadıktan sonra işçi olarak her eyalette bu şekilde. ne eksik ne fazla. fazla saat çalışırsanız mesai ücreti alıyorsunuz değişiklik gösterse de benim çalıştığım yerde ekstra saate, saatlik ücretinin iki katını veriyorlardı. çalışma koşulları zor, mobbing fazla. en ufak hatada kafası kesilenleri gördü bu gözler. ben bu konuda şanslıydım. şeytan tüyümden midir nedir bilmiyorum ama müdürlerimle aram hep iyiydi. hatta gittikten 1 sene sonra orta sınıf yöneticiliğe bile terfi ettirildim çalıştığım şirkette. ama herkes o kadar şanslı olmuyor. hayallerle gelip hayallerle dönenler de oluyor.
insanlar çalışma ortamında tam anlamıyla bireysel. yani mesela bir gün bir çalışan işe gelmemişti. 2. günde gelmedi. 3. gün oldu kimse sormuyor adamı. öldü mü kaldı mı kimse aramıyor etmiyor. gelirse parasını alır, gelmezse gebersin gitsin minvalinde herkes. türkiyede olsa işe 1 saat geç kalsan arar haber verirsin. orada öyle bir şey yok. kimsenin de taktığı yok zaten. iş hayatının sosyal ortamları çalıştığım her yerde bu şekildeydi.
dışarı çıktığınızda ise bambaşka bir dünya var. boyut değiştirmiş gibi hissettiriyor. yolda tanımadıklarınız ‘i like your shirt, i like your shoe’ şeklinde laf atıp duruyor. başlarda bana mı yürüyorlar diye düşünsem de amaçları o değil. işte gerilen insanlar dışarda sadece stres atıyor. yani tabi ki böyle yaklaşılan bir türk yiğidi affetmiyor. beğendiklerini eleme yöntemiyle muhabbeti ilerletiyor. ilişkiler de garip ama. geceyi beraber geçirdiniz. her şey çok güzel en iyisi sizsiniz o gece. ama yarın olunca değişik şekilde buz dağları oluşuyor. sanki hiç tanışmamışsınız gibi tavırlar sergileniyor. insanların genelinin beyni sulanmış gibi. iyilikleri, düşünceleri iyi olsa da mesela senden bir sigara isteyip karşılığında 1 dolar veren insanlar var. otlakçılığın dimağı olan trde işlemez ki bu. almıyordum. almadım diye duygusallaşıp ağlayan bile gördü bu gözler. yani az insan olsunlar. az insanlık da öğretmedim.
to be continued
öncelikle amerikaya work and travel gibi bir programla gittiyseniz, 3 4 aylık kısa bir zamanda aslında gözden kaçırdıklarınızı da anlatıcam. 2010da wat ile gittim. sonrasında 2014 yılında artık trde dakika duramam diye atlayıp gittim fakat 2016 ya kadar dayanabildim. manyak mısın döndün diyenlere ithafen herkesin yaşam tarzının, hayattan beklentilerinin farklı olduğunu baştan belirtmek isterim.
2014 ocakta başladı uzun yolculuğum. zaten öncesinde de gittiğimden vize işlemlerinde falan fazla zorluk yaşamadım. 1 senelik internship programıyla gittim. fakat 1 sene daha uzattım sonradan. iş yerindeki başarılarımdan dolayı, işyerimden konsolosluğa yazı falan yazıldı. bu elemanın vizesini uzatın ihtiyacımız var minvalinde. işimin ne olduğunu söylemek istemiyorum. zira fazla da afiş olmak istemem.
amerikada çalışmak için öncelikle yapacağınız şey, çalışma vizesi almak. ama internship acentaları hallediyor onu onda bir şey yok. size düşen kısım orada social security number almak. her eyaletin her şehrinde muhakkak bir ssn office var. oralardan halledebiliyorsunuz. ben 2010da hallettiğim için 2014de tekrardan almama gerek kalmadı. fakat bazen uzun süren bir süreç olabiliyor bu. amerikada bütün bürokratik olaylar çok yavaş. devlete konsolosluğa falan bir işiniz düşerse eğer türkiyede aynı gün içinde halledilebilen olaylar orada 2 3 ayı bulabiliyor. nadiren çok hızlı oluyor. mesela ehliyetimi kısa sürede almıştım. neyse.. ssn’yi aldınız artık sigortalı bir çalışansınız. kapitalizmi damarlarınızda hissetmeye başlayacağınız an tam da bu an.
tam anlamıyla saat olarak ne kadar çalışırsanız o kadar alıyorsunuz. kendi işiniz olmadıktan sonra işçi olarak her eyalette bu şekilde. ne eksik ne fazla. fazla saat çalışırsanız mesai ücreti alıyorsunuz değişiklik gösterse de benim çalıştığım yerde ekstra saate, saatlik ücretinin iki katını veriyorlardı. çalışma koşulları zor, mobbing fazla. en ufak hatada kafası kesilenleri gördü bu gözler. ben bu konuda şanslıydım. şeytan tüyümden midir nedir bilmiyorum ama müdürlerimle aram hep iyiydi. hatta gittikten 1 sene sonra orta sınıf yöneticiliğe bile terfi ettirildim çalıştığım şirkette. ama herkes o kadar şanslı olmuyor. hayallerle gelip hayallerle dönenler de oluyor.
insanlar çalışma ortamında tam anlamıyla bireysel. yani mesela bir gün bir çalışan işe gelmemişti. 2. günde gelmedi. 3. gün oldu kimse sormuyor adamı. öldü mü kaldı mı kimse aramıyor etmiyor. gelirse parasını alır, gelmezse gebersin gitsin minvalinde herkes. türkiyede olsa işe 1 saat geç kalsan arar haber verirsin. orada öyle bir şey yok. kimsenin de taktığı yok zaten. iş hayatının sosyal ortamları çalıştığım her yerde bu şekildeydi.
dışarı çıktığınızda ise bambaşka bir dünya var. boyut değiştirmiş gibi hissettiriyor. yolda tanımadıklarınız ‘i like your shirt, i like your shoe’ şeklinde laf atıp duruyor. başlarda bana mı yürüyorlar diye düşünsem de amaçları o değil. işte gerilen insanlar dışarda sadece stres atıyor. yani tabi ki böyle yaklaşılan bir türk yiğidi affetmiyor. beğendiklerini eleme yöntemiyle muhabbeti ilerletiyor. ilişkiler de garip ama. geceyi beraber geçirdiniz. her şey çok güzel en iyisi sizsiniz o gece. ama yarın olunca değişik şekilde buz dağları oluşuyor. sanki hiç tanışmamışsınız gibi tavırlar sergileniyor. insanların genelinin beyni sulanmış gibi. iyilikleri, düşünceleri iyi olsa da mesela senden bir sigara isteyip karşılığında 1 dolar veren insanlar var. otlakçılığın dimağı olan trde işlemez ki bu. almıyordum. almadım diye duygusallaşıp ağlayan bile gördü bu gözler. yani az insan olsunlar. az insanlık da öğretmedim.
to be continued
devamını gör...


