suç olmadığı halde yaparken öyle hissettiren durumlar
alkol satışı ve tüketimi serbest olmasına rağmen siyah poşete konmasından kaynaklı bir suçluluk duygusu kaplıyor insanı.
devamını gör...
sözlükteki kişilik vs gerçek kişilik
buraya içimden geldiği gibi yazıyorum, gerçekte de içimden geldiği gibi konuşup davranıyorum.
devamını gör...
anadolu quartet
anadolu ezgilerini, oda müziği ile enstrümental olarak yorumlayan gruptur ve enfestir. yazılarımda sık sık dile getiririm; "türküler birer kültürel mirastır ve gelecek nesillere doğru aktarılması gerekir." diye. ayrıca dünya müziğine açılmak için doğru kapıdır türküler.
yaylı çalgılardan oluşan 4'lü bu anlamıyla güzel işler yapıyor. aşık veysel'den, neşet'e aram tigram'dan gomidas'a kadar geniş bir müzik yelpazesine sahip bir grup. grubun müzikal alt yapısı ve eğitimini buraya yazsam manas destanı olur. meraklısına resmi web sayfalarını bırakıyorum.
eserlerinde dinleyenleri, uzun ince bir yola düşürürken, karadeniz horonuna oradan kürtçe bir esere, ege kıyılarında efe'ye, doğuda dersim'in dört dağına, oradan ermeni halk türküsü olan sarı gelin'e davet ederler. kurucusu ahmet tirgil dir. türkiye'de bağlama ile çıktığı yolculuğa, almanya'da kemanı ile devam eder.
düşünün ki bu grup, klasik müziğin merkezi viyana'da konser vermiş olsunlar. 2014 yılında verdiler efendim!
sözü çok uzatmayalım ve müzik konuşsun. çok keyifli çaldıkları ve dinleyenleri halaya davet eden o güzel türkü lorke ve zalım yarı dinleyelim.
kaynak: resmi web sayfasına gider
enfes işte.
müzikal edit: bir dost, bir yazar tutan come on koma seslerinin batı müziğinde olmadığını ve dolayısıyla ezgilerin yavan kaldığını belirtti. doğru önermedir yazmasam olmazdı.
yaylı çalgılardan oluşan 4'lü bu anlamıyla güzel işler yapıyor. aşık veysel'den, neşet'e aram tigram'dan gomidas'a kadar geniş bir müzik yelpazesine sahip bir grup. grubun müzikal alt yapısı ve eğitimini buraya yazsam manas destanı olur. meraklısına resmi web sayfalarını bırakıyorum.
eserlerinde dinleyenleri, uzun ince bir yola düşürürken, karadeniz horonuna oradan kürtçe bir esere, ege kıyılarında efe'ye, doğuda dersim'in dört dağına, oradan ermeni halk türküsü olan sarı gelin'e davet ederler. kurucusu ahmet tirgil dir. türkiye'de bağlama ile çıktığı yolculuğa, almanya'da kemanı ile devam eder.
düşünün ki bu grup, klasik müziğin merkezi viyana'da konser vermiş olsunlar. 2014 yılında verdiler efendim!
sözü çok uzatmayalım ve müzik konuşsun. çok keyifli çaldıkları ve dinleyenleri halaya davet eden o güzel türkü lorke ve zalım yarı dinleyelim.
kaynak: resmi web sayfasına gider
enfes işte.
müzikal edit: bir dost, bir yazar tutan come on koma seslerinin batı müziğinde olmadığını ve dolayısıyla ezgilerin yavan kaldığını belirtti. doğru önermedir yazmasam olmazdı.
devamını gör...
dünyayı kadınlar yönetseydi
finlandiya'yı yönetiyorlar şu anda. merak ediyorsanız bir inceleyin derim.
devamını gör...
slowdive
ride ve my bloody valentine ile birlikte kutsal shoegaze üçlüsünü oluşturan aşmış grup.
devamını gör...
normal sözlük
genel yazar kitlesi gündemden kaçabilmek için burada olduğundan dolayı, yadırganan ve dahi kınanan hedeleri olan sözlük..
30 yaş üstü insanların bir çoğu günlük hayatlarının büyük bi kısmında gündemle yeterince meşgul oluyolar ve günlük dozlarını sosyal hayatlarında alıyolar zaten. kalanları da ya ilgilenmiyo ya da konuşmaya değer bulmuyo. insanların öncelikleri de değişmeye başladı artık zaten.
gündeme yönelik daha fazla içerik görmek isteyen yazarların motivasyonunu da ilginç buluyorum. ekonomiyle alakalı abartısız ve çok net olarak hiçbi bok bilmiyoruz, siyasetle alakalı bilmiyoruz, tam takır konteynır gibiyiz ama her şey hakkında konuşma hakkını saklı tuttuğumuz gibi başkalarına da bu hakkı bahşediyoruz. yahu ben bilmiyorum siyaset, anlamıyorum da.. siyaset ve ekonomiden azade bi gündem yok bu ülkede ve ben bunları konuşmayınca bu sözlük boka mı dönüyo otomatikman. milleti bilmediği konularda konuşmaya teşvik edene kadar siz cahil olduğunuz konularda sessiz kalmayı kendinize telkin edin. fotoğraf atan adam en azından haddini biliyo..
30 yaş üstü insanların bir çoğu günlük hayatlarının büyük bi kısmında gündemle yeterince meşgul oluyolar ve günlük dozlarını sosyal hayatlarında alıyolar zaten. kalanları da ya ilgilenmiyo ya da konuşmaya değer bulmuyo. insanların öncelikleri de değişmeye başladı artık zaten.
gündeme yönelik daha fazla içerik görmek isteyen yazarların motivasyonunu da ilginç buluyorum. ekonomiyle alakalı abartısız ve çok net olarak hiçbi bok bilmiyoruz, siyasetle alakalı bilmiyoruz, tam takır konteynır gibiyiz ama her şey hakkında konuşma hakkını saklı tuttuğumuz gibi başkalarına da bu hakkı bahşediyoruz. yahu ben bilmiyorum siyaset, anlamıyorum da.. siyaset ve ekonomiden azade bi gündem yok bu ülkede ve ben bunları konuşmayınca bu sözlük boka mı dönüyo otomatikman. milleti bilmediği konularda konuşmaya teşvik edene kadar siz cahil olduğunuz konularda sessiz kalmayı kendinize telkin edin. fotoğraf atan adam en azından haddini biliyo..
devamını gör...
altın pipi
ikinciye gümüş pipi üçüncüye bronz pipi denilip denilmediğini merak etmeme sebep olan başlıktır.
(sonrasına mansiyon pipi denir mi diye merak etmiyorum.)
edit : imla
(sonrasına mansiyon pipi denir mi diye merak etmiyorum.)
edit : imla
devamını gör...
tadı hayal kırıklığına uğratan yiyecekler
avokado... ne kişiliksizsin öyle..
devamını gör...
ülgen
gök gürültüsü ve yıldızların efendisidir. altay ve yakut yaratılış destanlarına göre mevcut dünyayı yaratan tanrıdır.
yerin ve göğün olmadığı zamanlarda dünya uçsuz bucaksız sulardan ibaretti. tengri ülgen bu suların içinde süzülüyor. bir nevi hiçlikte varlığını sürdürüyordu.
kayra han'ın sesi çınladı kulaklarında...
artık yaratma zamanı gelmişti. şu kelimeler döküldü ağzından;
bir dünya istiyorum, bir soy ile yaratayım
bu dünya nasıl olsun, ne boy ile yaratayım
bunun çaresi nedir, ne yol ile yaratayım
sonra ak ana geldi suların içinden süzülerek, duymuştu ülgen'in sesini...
şöyle seslendi ona; ''yarat ve de ki; yaptım oldu. başka hiç bir şey söyleme.''
yarattı yeri, göğü ve insanları... seslendi insanlara; '' varlığa yok deyip de yok olup gitmeyin!''
işte bu öğütle başladı insanın yeryüzünde yürüyüşü.
sonrasında ülgen üç büyük balık yaratmış. insanoğlu'nun yürüdüğü dünyayı bu balıkların üzerine koymuş.
balıklar hareket ettikçe dünya suların üzerinde salınmasın diye de , balıkları denetlemek için iyiliğin kadim hizmetkarı mandışire'yi görevlendirmiş.
böylece suların üzerinde salınmaz olmuş artık dünya.
yaratma işinin bittiğini düşünen ülgen, 7. günde ''altın dağ''ın en tepesine çıktı, yarattığı alemi seyreylemekti niyeti. ancak yorgunluktan uyuya kaldı.
uyandığında şöyle bir baktı eserine. ay ile güneşten başka tam dokuz dünya bir de cehennem yaratmış olduğunu gördü.
denizde yüzen bir toprak parçası ilişti gözüne. aklına bir fikir geldi. insanoğlunun kabuğuna, en son şekli bu toprak parçası ile verecekti. seslendi babasına ''insanoğlu bundan olsun!'' diye haykırdı. toprak birden ete ve kemiğe büründü...
kayra han ülgen'e kötü bir sürpriz hazırlamıştı. karşısındaki insan sureti, kardeşi ''erlik'' idi. böylece indi işte yeryüzüne erlik han...
ve kötülük kol gezmeye başladı dünyada. erlik kıskanıyordu kardeşi ülgen'in yarattığı insanları. babası tarafından kendisine bu güç bahşedilmemişti. yaratılan ilk yedi insana saldırdı önce. ülgen onun karşısında durdu. yardımına mandışire yetişti. ülgen erliği tamu'ya sürgün etti. böyle başladı ikizlerin arasında bitmek tükenmek bitmeyen kavga.
ve ülgen maytereyi dünyanın koruyucusu ilan ederek insanların han'ı yaptı. ve altındağ'a geri döndü.
sonrasında insanoğlu iyiye dair ne varsa ondan talep eder oldu. ak kamların yakardığı ve gücünü aldığı türk tanrısı bizzat kendisidir. kara kamların ise güçlerini erlikten aldığına inanılır.
zeus ve odin kadar ünlü olmadığına bakmayın ülgen'in. kendi milleti sahip çıkmamıştır ona. türk mitolojisi tu kaka ilan edilmiş, ülgen'de bu karmaşa da unutulup gitmiştir. oysa semavi dinlerin, milletlerin kendi mitolojilerine sahip çıkmak noktasında bir engel teşkil etmediğini özellikle ''iskandinav'' ve ''yunan'' mitolojisinde görüyoruz. bu toplumlar hristiyan olsalar dahi mitolojilerine sahip çıkıyor ve dünya nezdinde tanınması için ellerinden geleni yapıyorlar.
peki biz ne yapıyoruz ? ülgen'i zeus ve odin'e kurban ediyoruz.
oysa bu duruma en güzel gönderme ''harbiye marşı''nda gizlidir. ne der marşın başlangıcı ?
''yıldırımlar yaratan bir ırkın ahfadıyız...''
türk mitolojisinde yıldırımları yaratan ülgen'in ta kendisidir.
elin zeus'unun şimşeği için türlü güzellemeler yapılırken, ülgen'in yıldırımlarının sönük bir anı olarak kalması ve böyle küçük ayrıntılarda gizleniyor oluşu da bizim ayıbımızdır.
yerin ve göğün olmadığı zamanlarda dünya uçsuz bucaksız sulardan ibaretti. tengri ülgen bu suların içinde süzülüyor. bir nevi hiçlikte varlığını sürdürüyordu.
kayra han'ın sesi çınladı kulaklarında...
artık yaratma zamanı gelmişti. şu kelimeler döküldü ağzından;
bir dünya istiyorum, bir soy ile yaratayım
bu dünya nasıl olsun, ne boy ile yaratayım
bunun çaresi nedir, ne yol ile yaratayım
sonra ak ana geldi suların içinden süzülerek, duymuştu ülgen'in sesini...
şöyle seslendi ona; ''yarat ve de ki; yaptım oldu. başka hiç bir şey söyleme.''
yarattı yeri, göğü ve insanları... seslendi insanlara; '' varlığa yok deyip de yok olup gitmeyin!''
işte bu öğütle başladı insanın yeryüzünde yürüyüşü.
sonrasında ülgen üç büyük balık yaratmış. insanoğlu'nun yürüdüğü dünyayı bu balıkların üzerine koymuş.
balıklar hareket ettikçe dünya suların üzerinde salınmasın diye de , balıkları denetlemek için iyiliğin kadim hizmetkarı mandışire'yi görevlendirmiş.
böylece suların üzerinde salınmaz olmuş artık dünya.
yaratma işinin bittiğini düşünen ülgen, 7. günde ''altın dağ''ın en tepesine çıktı, yarattığı alemi seyreylemekti niyeti. ancak yorgunluktan uyuya kaldı.
uyandığında şöyle bir baktı eserine. ay ile güneşten başka tam dokuz dünya bir de cehennem yaratmış olduğunu gördü.
denizde yüzen bir toprak parçası ilişti gözüne. aklına bir fikir geldi. insanoğlunun kabuğuna, en son şekli bu toprak parçası ile verecekti. seslendi babasına ''insanoğlu bundan olsun!'' diye haykırdı. toprak birden ete ve kemiğe büründü...
kayra han ülgen'e kötü bir sürpriz hazırlamıştı. karşısındaki insan sureti, kardeşi ''erlik'' idi. böylece indi işte yeryüzüne erlik han...
ve kötülük kol gezmeye başladı dünyada. erlik kıskanıyordu kardeşi ülgen'in yarattığı insanları. babası tarafından kendisine bu güç bahşedilmemişti. yaratılan ilk yedi insana saldırdı önce. ülgen onun karşısında durdu. yardımına mandışire yetişti. ülgen erliği tamu'ya sürgün etti. böyle başladı ikizlerin arasında bitmek tükenmek bitmeyen kavga.
ve ülgen maytereyi dünyanın koruyucusu ilan ederek insanların han'ı yaptı. ve altındağ'a geri döndü.
sonrasında insanoğlu iyiye dair ne varsa ondan talep eder oldu. ak kamların yakardığı ve gücünü aldığı türk tanrısı bizzat kendisidir. kara kamların ise güçlerini erlikten aldığına inanılır.
zeus ve odin kadar ünlü olmadığına bakmayın ülgen'in. kendi milleti sahip çıkmamıştır ona. türk mitolojisi tu kaka ilan edilmiş, ülgen'de bu karmaşa da unutulup gitmiştir. oysa semavi dinlerin, milletlerin kendi mitolojilerine sahip çıkmak noktasında bir engel teşkil etmediğini özellikle ''iskandinav'' ve ''yunan'' mitolojisinde görüyoruz. bu toplumlar hristiyan olsalar dahi mitolojilerine sahip çıkıyor ve dünya nezdinde tanınması için ellerinden geleni yapıyorlar.
peki biz ne yapıyoruz ? ülgen'i zeus ve odin'e kurban ediyoruz.
oysa bu duruma en güzel gönderme ''harbiye marşı''nda gizlidir. ne der marşın başlangıcı ?
''yıldırımlar yaratan bir ırkın ahfadıyız...''
türk mitolojisinde yıldırımları yaratan ülgen'in ta kendisidir.
elin zeus'unun şimşeği için türlü güzellemeler yapılırken, ülgen'in yıldırımlarının sönük bir anı olarak kalması ve böyle küçük ayrıntılarda gizleniyor oluşu da bizim ayıbımızdır.
devamını gör...
erguvan
yapraklanmadan önce nisan ayı sonuyla mayıs ayı başında, birkaç haftalığına baharın müjdecisi kabul edilen morumsu pembe renkte çiçekler açar. ama biz daha çok istanbul'un büyüleyici sembollerinden olduğunu biliriz.
devamını gör...
namuslu kadın evinde oturur
doğrudur. yemi ve suyu kapı altından verilmelidir, yemek yemediği zamanlarda mutlaka ağızlık takılmalıdır. buna ek olarak ayağından yatağa zincirlemek makbuldür. çünkü aklı, fikri olmadığından her an her şeyi yapabilirdir. bu esnalarda kocası sokakta gezebilirdir. çünkü neden gezmesindir. uygar ve iradeli bir namusludur o. kadın kim köpektir.
allah akıl fikir versin.
allah akıl fikir versin.
devamını gör...
öğretmen öğrenci diyalogları
- komik bir şey varsa anlat biz de gülelim.
+ geçen otobüste giderken...
- tamam kes.
+ geçen otobüste giderken...
- tamam kes.
devamını gör...
dostoyevski'den alıntılar
"ne ben bir kimseye benziyordum ne de bir başkası bana. 'onlar hep birlikte, bense onlardan farklıydım' diye derin düşüncelere dalıyordum."
(bkz: yeraltından notlar)
(bkz: yeraltından notlar)
devamını gör...
seleukos imparatorluğu
büyük iskender'in ölümünden sonra yetişkin erkek çocuğu olmadığından ülkesi 4 komutanı arasında pay edildi... buna göre bu dört komutan erkek çocukları büyüyene kadar büyük iskender'in ülkesine sahip çıkacaklardı...
tahmin ettiğiniz gibi büyük iskender'in çocukları hiç bir zaman büyüyemediler!
komutanlar arasında ise müthiçş bir rekabet ve güç savaşı doğdu ...
bu 4 komutan arasındaki savaşın kesin kazananı ipsus zaferinden sonra seleukos samandağ oldu.
m.ö. 63 yılına yani romalılar tarafından yıkılana kadar, 250 yıllık bir süreçte ortadoğu'nun büyük bir bölümüne hükmetmiş büyük bir imparatorluktu efem..
1. seleucus nicator; ipsus savaşından sonra büyük iskenderin en büyük komutanı antigonus'u mağlup edince onun daha önce yönettiği topraklardaki yeni kuracağı merkezi bir efsane ile malalas denilen bir tahçi şöyle anlatıyor.
seleucus kel dağına çıkar ve bir kurban keser... zeusa yeni kenti nereye kurması gerektiğini sorar ve ona yol göstermesi için dua eder. bunun üzerine bir kartal gelir ve etten bir parça alarak bu eti bugün hatay samandağ ilçesindeki musa dağı eteğindeki mağaracık- çevlik bölgesine bırakır böylece burası kent merkezi olur...kentin adıda ''seleucia''olur.
kentin arkasındaki musa dağı tepelerini ise kendi doğup büyüdüğü yer olan makedonya'daki tempe şehrindeki pierra dağlarını benzettiğinden şehrin adına
''seleucia pierra'' olarak adlandırmıştır.
oğlu antiocochus'un adını vereceğ şehir belirleme törenini de aynı şekilde kel dağı yerine silpıus dağına çıkarak yapıyor...
antioch antakya böylece kurulmuş oluyor efem...
bugün hatay-samandağ çevlikte bulunan seleucia limanı tüm bakımsızlığına ve hor kullanılmasına rağmen görkemli bir şekilde musa dağının eteğine yaslanmış bir şekilde durmaktadır.
o taraflara giderseniz muhakkak gezmenizi tavsiye ederim.
www.google.com/search?q=sel...
tahmin ettiğiniz gibi büyük iskender'in çocukları hiç bir zaman büyüyemediler!
komutanlar arasında ise müthiçş bir rekabet ve güç savaşı doğdu ...
bu 4 komutan arasındaki savaşın kesin kazananı ipsus zaferinden sonra seleukos samandağ oldu.
m.ö. 63 yılına yani romalılar tarafından yıkılana kadar, 250 yıllık bir süreçte ortadoğu'nun büyük bir bölümüne hükmetmiş büyük bir imparatorluktu efem..
1. seleucus nicator; ipsus savaşından sonra büyük iskenderin en büyük komutanı antigonus'u mağlup edince onun daha önce yönettiği topraklardaki yeni kuracağı merkezi bir efsane ile malalas denilen bir tahçi şöyle anlatıyor.
seleucus kel dağına çıkar ve bir kurban keser... zeusa yeni kenti nereye kurması gerektiğini sorar ve ona yol göstermesi için dua eder. bunun üzerine bir kartal gelir ve etten bir parça alarak bu eti bugün hatay samandağ ilçesindeki musa dağı eteğindeki mağaracık- çevlik bölgesine bırakır böylece burası kent merkezi olur...kentin adıda ''seleucia''olur.
kentin arkasındaki musa dağı tepelerini ise kendi doğup büyüdüğü yer olan makedonya'daki tempe şehrindeki pierra dağlarını benzettiğinden şehrin adına
''seleucia pierra'' olarak adlandırmıştır.
oğlu antiocochus'un adını vereceğ şehir belirleme törenini de aynı şekilde kel dağı yerine silpıus dağına çıkarak yapıyor...
antioch antakya böylece kurulmuş oluyor efem...
bugün hatay-samandağ çevlikte bulunan seleucia limanı tüm bakımsızlığına ve hor kullanılmasına rağmen görkemli bir şekilde musa dağının eteğine yaslanmış bir şekilde durmaktadır.
o taraflara giderseniz muhakkak gezmenizi tavsiye ederim.
www.google.com/search?q=sel...
devamını gör...
afgan tacizcinin saldırdığı kızın vefat ettiği iddiası
sorumlusu kafasını kuma gömmüş siyasal islamcı kokuşmuş zihniyettir.
devamını gör...
bronkospazm
solunum almayı zorlaştıran, akciğer alt solunum yolları olan bronşların daralması durumudur.
devamını gör...
soğuk plazma
sıcaklığı 1000 kelvinin altında olan plazmalara verilen isim. termal plazmalardan en önemli farkı oda sıcaklığında olmalarıdır. plazmalar yüksek sıcaklıklarda elektronların serbestleşmesiyle meydana gelen maddenin 4. fazı olarak tanımlanırlar. plazmayı oluşturan elektronlar ve iyonlar termodinamik açıdan iki farklı sistem olarak kabul edilir. iyonlar ile karşılaştırıldıklarında elektronların kütleleri binlerce kat küçük kalmaktadır. termodinamiğe göre iyonlar ve elektronlardan oluşan bu iki sistemin aralarında bir enerji farkı olduğu için sistemler arasında denge durumu yani enerjileri eşit olana kadar aralarında enerji alış verişi olur.
termal plazmalarda bu iki sistem arasındaki enerji alışverişi denge durumuna ulaşır, iyonlar ve elektronlar arasındaki kütle farkının büyüklüğü düşünüldüğünde aynı miktarda enerjiye sahip olabilmeleri aralarında büyük bir enerji akışı gerçekleşir. soğuk plazmalarda ise durum farklıdır, iyonların enerjisi düşük seviyelerde kalırken ortamda serbestleşen elektronların enerjileri daha yüksektir yani termodinamik açıdan dengede değillerdir. bu durumun mümkün olabilmesi için dışarıdan verilen enerjiye ihtiyaç vardır. bu enerji genellikle çeşitli gazlara (oksijen, azot, argon) verilen yüksek şiddetli elektrik veya elektromanyetik alanlardır.
soğuk plazmaların iyonları elektronları kadar yüksek enerjiye sahip olmadığı için oda sıcaklığında çalışabilirler. elektronların yüksek enerjine sahip olması sayesinde etkileşime girdikleri yüzeylerde kimyasal değişikliklere sebep olabilirler. malzeme biliminde yüzey modifikasyonları için kullanılırlar. bunun dışında tıp alanında diyabetik ayak ülseri veya dişçilikte sınırlı bir kullanım alanına sahiptir.
termal plazmalarda bu iki sistem arasındaki enerji alışverişi denge durumuna ulaşır, iyonlar ve elektronlar arasındaki kütle farkının büyüklüğü düşünüldüğünde aynı miktarda enerjiye sahip olabilmeleri aralarında büyük bir enerji akışı gerçekleşir. soğuk plazmalarda ise durum farklıdır, iyonların enerjisi düşük seviyelerde kalırken ortamda serbestleşen elektronların enerjileri daha yüksektir yani termodinamik açıdan dengede değillerdir. bu durumun mümkün olabilmesi için dışarıdan verilen enerjiye ihtiyaç vardır. bu enerji genellikle çeşitli gazlara (oksijen, azot, argon) verilen yüksek şiddetli elektrik veya elektromanyetik alanlardır.
soğuk plazmaların iyonları elektronları kadar yüksek enerjiye sahip olmadığı için oda sıcaklığında çalışabilirler. elektronların yüksek enerjine sahip olması sayesinde etkileşime girdikleri yüzeylerde kimyasal değişikliklere sebep olabilirler. malzeme biliminde yüzey modifikasyonları için kullanılırlar. bunun dışında tıp alanında diyabetik ayak ülseri veya dişçilikte sınırlı bir kullanım alanına sahiptir.
devamını gör...
kedi besleyen erkek
elhamdülillah bugünde top olduk, bakalım yarın ne olacağız.
devamını gör...


