takipçi
pek sayın yazarları takip eden çok sevgili yazar kişileri.
iki yukarı bir aşağı yuvarlanıp gidiyoruz. birileri gidip birileri geliyor. gidenler kim bilemiyorum tabi aslında günlük yoklama çekebilsek güzel olurdu. * şaka tabi ya. ilgisini kaybetmiştir ya da hoşuna gitmeyen bir tanım girmişimdir gitmiştir. ayağına taş değmesindir, yolu açık olsundur.
bu ara pek akışta dolanmıyorum haliyle pek yeni kimseyle tanışma fırsatım olmuyor. bu yüzden duragan. normalde akışta gördüğüm başlıkları okur dikkatimi çekenleri beğenir böylece bir etkileşime girerdik. şimdi aklıma gelen başlıkları aratıyor oraya yazıyor ve sadece takip bölümünde okuyup beğeniyorum.
bu sıra modumuz bu. bir ara yine akışta akar etkileşimin anasını ağlatırız. hadi bakalım ben kaçar.
iki yukarı bir aşağı yuvarlanıp gidiyoruz. birileri gidip birileri geliyor. gidenler kim bilemiyorum tabi aslında günlük yoklama çekebilsek güzel olurdu. * şaka tabi ya. ilgisini kaybetmiştir ya da hoşuna gitmeyen bir tanım girmişimdir gitmiştir. ayağına taş değmesindir, yolu açık olsundur.
bu ara pek akışta dolanmıyorum haliyle pek yeni kimseyle tanışma fırsatım olmuyor. bu yüzden duragan. normalde akışta gördüğüm başlıkları okur dikkatimi çekenleri beğenir böylece bir etkileşime girerdik. şimdi aklıma gelen başlıkları aratıyor oraya yazıyor ve sadece takip bölümünde okuyup beğeniyorum.
bu sıra modumuz bu. bir ara yine akışta akar etkileşimin anasını ağlatırız. hadi bakalım ben kaçar.
devamını gör...
her şey bu zaman evinde naçar geçer
bu müseddes şiiri üstat mustafa doğan dikmen her pazartesi akşamı saat 22.00'de trt nağme'de yayınlanan klasik türk müziği saati programında icra ederken kendisi için şöyle yorumladığını ifade etmiştir;
çaresiz zaman denilen bu sürede sürüp giden hayatta her şey geçer gider.
en geçmeyecek sanılan gönülden ve sevgiliden dahi vazgeçilir de, onlar da geçer gider.
sadece günübirlik çağırılır bir kapıdan, ve bu davetin bir devamı olmaz.
akşam olunca, yol üzerinde kimi hayattan bitkin kimi hayata küskün geçer
pek tabidir ki harman yeri, yani hasat zamanı buğdayın sapıyla tanesinin birbirinden ayırıldığı çalışma yeri var ya,
o da hep durduğu gibi durmaz, er geç dağılır. mevsimi gelince bağlar da bozulur.
hatta, bülbülde güle aşkını söylemek için nefes kalsa ve hala şakıyor olsa bile, yazık ki son bahar gelir ve gül bahçeleri solar.
bülbülün aşkı için şakıdığı güller var ya, onların da mevsimi geçer...
eserin güftesini ve güzel bir icrasını buraya bırakıyorum
her şey bu zamân evinde nâçâr geçer
en geçmeyecek gönül geçer yâr geçer
yalnız günübirlik çağırır bir kapıdan
akşam kimi bitkin kimi bîzâr geçer
harman yeri er geç dağılır bağ bozulur
bülbülde nefes kalsa da gülzâr geçer
güfte : cemal ethem yeşil
beste : suphi ziya özbekkan
usul : aksak
makam : uşşak
çaresiz zaman denilen bu sürede sürüp giden hayatta her şey geçer gider.
en geçmeyecek sanılan gönülden ve sevgiliden dahi vazgeçilir de, onlar da geçer gider.
sadece günübirlik çağırılır bir kapıdan, ve bu davetin bir devamı olmaz.
akşam olunca, yol üzerinde kimi hayattan bitkin kimi hayata küskün geçer
pek tabidir ki harman yeri, yani hasat zamanı buğdayın sapıyla tanesinin birbirinden ayırıldığı çalışma yeri var ya,
o da hep durduğu gibi durmaz, er geç dağılır. mevsimi gelince bağlar da bozulur.
hatta, bülbülde güle aşkını söylemek için nefes kalsa ve hala şakıyor olsa bile, yazık ki son bahar gelir ve gül bahçeleri solar.
bülbülün aşkı için şakıdığı güller var ya, onların da mevsimi geçer...
eserin güftesini ve güzel bir icrasını buraya bırakıyorum
her şey bu zamân evinde nâçâr geçer
en geçmeyecek gönül geçer yâr geçer
yalnız günübirlik çağırır bir kapıdan
akşam kimi bitkin kimi bîzâr geçer
harman yeri er geç dağılır bağ bozulur
bülbülde nefes kalsa da gülzâr geçer
güfte : cemal ethem yeşil
beste : suphi ziya özbekkan
usul : aksak
makam : uşşak
devamını gör...
annesinin yakışıklı oğlum dediği çocuğun tipsiz olması
dış görünüşten çok daha derinleri gören anne bakışıdır. her insana anne gibi baksak güzellik kavramımız bu kadar sığ olmazdı belkide.
devamını gör...
ilginç genel kültür bilgileri
hindistan'da kadınlar, erkeklerle evlenmek için için başlık parası vermektedir.
devamını gör...
zeytin ağaçları
bir (bkz: ahmet ali arslan) ve (bkz: şenceylik) düeti. bugün keşfettiklerimden. içimdeki canavarı anladım mı hâlâ bilmiyorum ya, hadi hayırlısı...
open.spotify.com/track/7muF...
~~incir sütü gibi tatlı ve baygın
bir yol vardı eskiden kaybettim kasten
gönül sılasına tam kavuşurken
ölmek korkusunu terkeyledim ben
sevdiklerinin karnını bıçakla açıp
kendini arayan gafil benmişim meğer
yaram berem hepsi fora
içimdeki limanlara
aşkımdan utanmadan yanaşmak varmış
zeytin ağaçları gibi gizlemeden hiçbir şeyi
içimdeki canavarı anlamak varmış
yaram berem hepsi fora
içimdeki limanlara
aşkımdan utanmadan yanaşmak varmış
zeytin ağaçları gibi gizlemeden hiçbir şeyi
içimdeki canavarı anlamak varmış
güneş gibi olmak diğer ihtimal
göremez yıldızları uykusu beyaz
öykünmek bi' yandan dolunaylara
tarifsiz eksiklikler hep bir kıymıkla
sevdiklerinin karnını bıçakla açıp
kendini arayan gafil benmişim meğer
yaram berem hepsi fora
içimdeki limanlara
aşkımdan utanmadan yanaşmak varmış
zeytin ağaçları gibi gizlemeden hiçbir şeyi
içimdeki canavarı anlamak varmış
yaram berem hepsi fora
içimdeki limanlara
aşkımdan utanmadan yanaşmak varmış
zeytin ağaçları gibi gizlemeden hiçbir şeyi
içimdeki canavarı anlamak varmış
yaram berem hepsi fora
içimdeki limanlara
aşkımdan utanmadan yanaşmak varmış
zeytin ağaçları gibi gizlemeden hiçbir şeyi
içimdeki canavarı anlamak varmış~~
open.spotify.com/track/7muF...
~~incir sütü gibi tatlı ve baygın
bir yol vardı eskiden kaybettim kasten
gönül sılasına tam kavuşurken
ölmek korkusunu terkeyledim ben
sevdiklerinin karnını bıçakla açıp
kendini arayan gafil benmişim meğer
yaram berem hepsi fora
içimdeki limanlara
aşkımdan utanmadan yanaşmak varmış
zeytin ağaçları gibi gizlemeden hiçbir şeyi
içimdeki canavarı anlamak varmış
yaram berem hepsi fora
içimdeki limanlara
aşkımdan utanmadan yanaşmak varmış
zeytin ağaçları gibi gizlemeden hiçbir şeyi
içimdeki canavarı anlamak varmış
güneş gibi olmak diğer ihtimal
göremez yıldızları uykusu beyaz
öykünmek bi' yandan dolunaylara
tarifsiz eksiklikler hep bir kıymıkla
sevdiklerinin karnını bıçakla açıp
kendini arayan gafil benmişim meğer
yaram berem hepsi fora
içimdeki limanlara
aşkımdan utanmadan yanaşmak varmış
zeytin ağaçları gibi gizlemeden hiçbir şeyi
içimdeki canavarı anlamak varmış
yaram berem hepsi fora
içimdeki limanlara
aşkımdan utanmadan yanaşmak varmış
zeytin ağaçları gibi gizlemeden hiçbir şeyi
içimdeki canavarı anlamak varmış
yaram berem hepsi fora
içimdeki limanlara
aşkımdan utanmadan yanaşmak varmış
zeytin ağaçları gibi gizlemeden hiçbir şeyi
içimdeki canavarı anlamak varmış~~
devamını gör...
sözlüğün en sevilen yazarı
bugün de üzüldüm çok şükür.
devamını gör...
erdoğan'ın eş cinsellere güvence vermesi
pek güzel, tarihe bakarak geçmişte verdiği sözü öne çıkaran bu başlık açılmış .
ama 1994 yılında, “bütün servetim yüzüğüm”
1999 yılında, “eğer bir gün duyarsanız ki tayyip erdoğan çok zengin olmuş, bilin ki haram yemiştir!” de demişti uzun.
sazlıklardan havalanan... şarkısı eşliğinde güzel oluyor bunları anımsamak.
ama 1994 yılında, “bütün servetim yüzüğüm”
1999 yılında, “eğer bir gün duyarsanız ki tayyip erdoğan çok zengin olmuş, bilin ki haram yemiştir!” de demişti uzun.
sazlıklardan havalanan... şarkısı eşliğinde güzel oluyor bunları anımsamak.
devamını gör...
ben cem adrian sorularınızı yanıtlıyorum
kafa sözlük yönetiminin yazarlara sürprizidir.
aslında cumartesi öğlen için anlaşmıştık ancak sevgili cem bey sizleri daha fazla bekletmek istemedi.
aslında cumartesi öğlen için anlaşmıştık ancak sevgili cem bey sizleri daha fazla bekletmek istemedi.
devamını gör...
tolgame
sözlükte varlığını, okuduğunu hissettiren, takip ettiğim, sevdiğim yazarlardandır,
bende tolgeym diye okuyanlardanım, tolga me ise de, ikiside güzel orjinal.
bende tolgeym diye okuyanlardanım, tolga me ise de, ikiside güzel orjinal.
devamını gör...
öğrenildiğinde ufku iki katına çıkaran şeyler
dilimize küfür, islamiyetle tanışmamızdan sonra arapçanın da dilimize karışmasıyla yer edinmiştir. öz türkçede küfür bulunmamaktadır.
devamını gör...
köpeksiz sokaklar istiyoruz
katılıyorum ben de keşke sokaklarda hiç köpek olmasa. keşke hiç bir köpek soğukta sokaklarda kalmak zorunda olmasa, açlıktan ve bakımsızlıktan ölmese. haydi o zaman el ele verelim sokaklarımızı köpeklerden temizleyelim. her yazar bir köpek sahiplense bu iş tamamdır. ya da evde bakamam diyorsanız sokakta bakıma muhtaç köpekleri toplayıp imkansızlıklar içinde onları tedavi edip, onlara yuva olan dernekler var. bu gruplara 5, 10 demeden destek olabilir ya da bir köpeğin aylık ihtiyaçlarını üstlenebilirsiniz. bu gruplardan birkaçı; silivricanları, encander, kurtaranev, puppycity canlarıntutkusu, sohayko...
devamını gör...
üniversiteyi şehir dışında okumak
eve döndükten sonra kabusu yaşamaktır. çünkü şehir dışında yaşarken evdeki özgürlük alanın aile evinde ne yazık ki sağlanamaz.
devamını gör...
haldun taner
aynı zamanda son osmanlı meclisinde istanbul milletvekili olan istanbul üniversitesi hukuk fakültesi profesörü ahmed selahattinin oğlu.
zeki alasya ve metin akpınar ile devekuşu kabare tiyatrosunu, ahmet gülhan ile ise tef tiyatro grubunu kurdu. türk ortaoyunu gibi geleneksel motiflerden yararlanarak toplumsal olayları alaylı bir dille ele aldığı için oyunlarıyla ününe ün kattı.
zeki alasya ve metin akpınar ile devekuşu kabare tiyatrosunu, ahmet gülhan ile ise tef tiyatro grubunu kurdu. türk ortaoyunu gibi geleneksel motiflerden yararlanarak toplumsal olayları alaylı bir dille ele aldığı için oyunlarıyla ününe ün kattı.
devamını gör...
tsundoku
tsundoku hastaligi, kisinin okuyabileceginden fazla sayida kitap satin alarak evde biriktirmesi olarak karsimiza cikan bir istifleme bozuklugudur.
tsundoku hastaligi olan birey, okumak icin kitap satin alir, aldigi kitaplari vakit bulamama ya da erteleme gibi nedenlerle bir turlu okumaz; evinde raflarda, kitaplikta, cesitli mobilyalarda depolar. okumadigi kitaplarla ilgili sucluluk duyan bu kisinin kitaplarini sergilemek gibi bir amaci yoktur ama bir kitap kurdu oldugunun bilinmesinden buyuk keyif alir.
kisi, okumaya deger ve ilginc bir kitap buldugunda o kitabi hemen almayi tercih eder cunku bir daha gelisinde onu bulamayacagindan korkar. bu nedenle kitaplar satin alip gelecekte okumak uzere evde biriktirir. satin aldigi kitaplara baktiginda kendini daha iyi ve mutlu hisseden bir tsundoku hastasi, eskisini okumadan hemen yeni kitaplarin pesine duser.
tsundoku hastaligi olan birey, okumak icin kitap satin alir, aldigi kitaplari vakit bulamama ya da erteleme gibi nedenlerle bir turlu okumaz; evinde raflarda, kitaplikta, cesitli mobilyalarda depolar. okumadigi kitaplarla ilgili sucluluk duyan bu kisinin kitaplarini sergilemek gibi bir amaci yoktur ama bir kitap kurdu oldugunun bilinmesinden buyuk keyif alir.
kisi, okumaya deger ve ilginc bir kitap buldugunda o kitabi hemen almayi tercih eder cunku bir daha gelisinde onu bulamayacagindan korkar. bu nedenle kitaplar satin alip gelecekte okumak uzere evde biriktirir. satin aldigi kitaplara baktiginda kendini daha iyi ve mutlu hisseden bir tsundoku hastasi, eskisini okumadan hemen yeni kitaplarin pesine duser.
devamını gör...
kendi kültür düzeyinin çok altında biriyle evlenmek
olmayacak iştir. evlendiysen zaten yaşın 25 30 falandır. o saatten sonra kime ne öğreteceksin?
devamını gör...
yazarların yazdığı hikayeler
kafamı çıkartmaktan çok korkuyordum. bir yunan askeri leşi almak için her şeyimi feda edebilirdim oysa. kafamı siperin ıslak yüzeyine yasladım. bir yastık gibi yumuşaktı. göz ucu ile bizim cepheye doğru koşan intihar bombacısını gördüm. "gözlerinde her şeyden bıkmış. yaşamayı ölmek ile nişanlamış birini görüyordum" savaştan mı yoksa delirdiğimden mi bilmem her şeyiyle bendim bizim cepheye koşan asker. cesaretimi topladım ve silahı doğrulttum. o askeri hala kendim olarak görüyordum. bana benden daha çok benzediği hissettim. bunu umursamadım ve tetiğe bastım. silah ateş etmiyordu. tekrar ve tekrar bastım. kendimi öldüremiyordum. üzerime koştu, aramızda 1 metre kalmıştı. koşarak zıpladı ve pimi çekmedi. bombayı patlatmadı. bana sarıldı. "ölmeyi göze alan bir adam sarılabilir miydi?" bir anda sesler kesildi. bu da yetmezmiş gibi kulağımda müslüm şarkısı çalıyordu. gözlerimi açtım. geçen sene binbir zorlukla boyadığım oda duvarımı gördüm. sabah zil sesimi arabesk şarkı yapmaktan vazgeçmeliydim.
kurduğum 8. alarmda uyanmıştım. her 5 dakika daha fazla uyumak istediğimde, ölüm döşeğinde azrail ile sözleşme yapıyor gibi hissediyordum. elinde sonunda uyanacaktım. elinde sonunda ölecektim. yatağımın karşısında boy aynam vardı karşısına güçsüz ve bitkin şekilde dikildim. gözlerime baktım. gözlerimde " her şeyden bıkmış, yaşamakla ölmeyi nişanlamış birini" görüyordum. kahvaltı yapmadım. ağzımda iğrenç bir tat vardı. hiç bu yoğun tadı bozmak istemedim.
kapıdan sonunda çıkabildim. bahçede beni hazır bekleyen kedimle karşılaştım. tebessüm ettim ve oturup sarıldım. "ölmeyi göze alan bir adam sarılabilir miydi?" sanırım gün içerisinde tek tebessüm ettiğim anıda arkamda bırakmıştım.
evde yalnızdım. iş yerinde yalnızdım. vücudumun her yerine temas edilen bu mahşer yerini andıran minibüste de yalnızdım. sağımda ve solumda ki cephelerde bulunan arkadaşlarım vardı. ancak hiçbiri bana isabet eden bir merminin önüne geçmeyecekti. işte bu yüzden yalnızdım. bu merminin önüne geçecek herkes uzak diyarlara göçmüştü. intihar bombacısı gibi üstüme koşan azrail annemi, babamı, bütün sevdiklerimi almış. bana sarılmıştı.
minibüs olduğundan fazla hızlı gidiyordu. girdiği her çukur nefret ettiğim insanların bana temas etmesini sağlıyordu. öyle ya insanlardan nefret ediyordum. sağıma baktığımda bir durak dolusu insanı almadan devam etmişti. ikinci durak, üçüncü durak. minibüs durmuyordu. üzerime koşan intihar bombacısının gözlerinde ki ışık kadar kararlıydı. ben kadar kararlıydı durmamakta. şoför arkasını döndü "fren boşaldı duramıyorum" diye bağırdı. şoför bendim. nasıl olabilirdi. yüzünde ki her mimik benimdi. öleceğiz diye bağırdı. ben bağırmıyordum. ama şoför ben olduğumdan emindim. bir darbeyle sarsıldım. minibüs yan devrilmişti. herkes çürümüş bir kadavra gibi yerlerdeydi. oysa daha yeni ölmüşlerdi. minibüsünün yan devrilişi bana kendimi hatırlattı. şuan ayağa dikilmiş bedenim, yıllardır sürünen ruhumu gizliyordu. bir darbe daha aldım. bu sefer minibüs çarpmamıştı. müdürüm öğlen arasının bittiğini, işime geri dönmemi söyledi. uykuyu mu yoksa yarı ölmeyi mi çok sevdiğimden bilmem, 1 saat arada her zaman uyurdum.
işten çıktım. uzun bir nefes aldım. elimde olsa gün içerisinde tek nefes aldığımi hissettiğim bu anda aldığım bu nefesi geri vermezdim. ki öyle oluyordu. bebeğini kaybetmiş bir annenin yürek acısının binde birini hissetmeden bu nefesi vermiyordum. bu acı bile beni bazen yere düşürmeye yetiyordu. minibüse bindim şoförün yüzüne baktım. tekrar tekrar baktım. minibüsünü ben sürmüyordum. buna sevindim mi bilmiyorum. çünkü kaza yapmak, bedenimin bir minibüs gibi yan devrilmesini istiyordum.
eve girdim. annem kahvaltıyı hazırlamıştı. hafif sitemkar, hafif tebessüm ederek anne zamanları karıştırıyorsun akşam akşam ne kahvaltısı dedim. canım sabah kahvaltı yapmadın o yüzden bu gece kahvaltı yapacağız dedi. bir saniye? annem mi? öl.. doğru ya, evet evet bugün ikinciye gülümsedim.
odama girip üstümü değiştirdim. bembeyaz geceliklerimi giymiştim. boy aynama döndüm. üstümde kefen gibi duruyordu. o yüzden en sevdiğim kıyafet bunlardı. gözlerime baktım. gözlerimde " her şeyden bıkmış. yaşamakla ölmeyi nişanlamış birini"
görüyordum.
babam hadi kahvaltıya diye bağırdı. misafirimiz var dedi. kim olduğunu merak etmiyordum. ama içimi bir heyecan kaplamıştı. kapıyı açtım geçen hafta askerde şehit olmuş arkadaşım bize akşam kahvaltısına gelmişti. bu beni çok sevindirdi. sarıldık.
"ölmeyi göze alan bir adam sarılabilir miydi?"bilmiyorum
arkadaşım soğuktu. ben ise yanıyordum.
evet kahvaltı yapmamıştım. öğle arasında da uyumuştum. annecim ne hazırladın diye sordum. önüme büyük bir kapak içerisinde bir şey getirdi. sürpriz dedi. masada ki 5 kişi yemeği görmek için kapağı aynı anda kaldırdık. annem, babam, arkadaşım, ben ve ...
5. kimdi bilmiyorum. onu daha önce görmemiştim.
önümüzde silah şeklinde pastalar vardı. kahvaltı da pasta mı yenirdi? masada ki dört kişi de heyecanlı bir şekilde yiyordu. ben de çok açtım. vişne aroması bana hep güzel gelmiştir. bu yüzden kırmızı olan namlusundan başlamak istedim yemeye. gözlerimi kapattım ve başladım. gözlerimi açtım.
ve kafamı ıslak olan sipere yasladım. yastık gibiydi. bir yunan askerinin leşini almak için her şeyimi verebilirdim ama korkuyordum. cesaretimi topladım. kafamı çıkarttım. bana doğru koşan intihar bombacısını gördüm. yüzü bana çok benziyordu. mimikleri benimkilerin aynısıydı. aldırmadım. bedenimi doğrulttum ve tetiğe bastım. bu sefer silah ateşlenmişti. vişne tadı ağzıma geldi. fazla suluydu. ama tadı güzel ve ıslaktı. müslümün şarkısını duymadım. müdürüm de uyandırmadı. anne çok güzel olmuş. eline sağlık diyebildim. sonra uyudum ve birdaha uyanmadım.
kurduğum 8. alarmda uyanmıştım. her 5 dakika daha fazla uyumak istediğimde, ölüm döşeğinde azrail ile sözleşme yapıyor gibi hissediyordum. elinde sonunda uyanacaktım. elinde sonunda ölecektim. yatağımın karşısında boy aynam vardı karşısına güçsüz ve bitkin şekilde dikildim. gözlerime baktım. gözlerimde " her şeyden bıkmış, yaşamakla ölmeyi nişanlamış birini" görüyordum. kahvaltı yapmadım. ağzımda iğrenç bir tat vardı. hiç bu yoğun tadı bozmak istemedim.
kapıdan sonunda çıkabildim. bahçede beni hazır bekleyen kedimle karşılaştım. tebessüm ettim ve oturup sarıldım. "ölmeyi göze alan bir adam sarılabilir miydi?" sanırım gün içerisinde tek tebessüm ettiğim anıda arkamda bırakmıştım.
evde yalnızdım. iş yerinde yalnızdım. vücudumun her yerine temas edilen bu mahşer yerini andıran minibüste de yalnızdım. sağımda ve solumda ki cephelerde bulunan arkadaşlarım vardı. ancak hiçbiri bana isabet eden bir merminin önüne geçmeyecekti. işte bu yüzden yalnızdım. bu merminin önüne geçecek herkes uzak diyarlara göçmüştü. intihar bombacısı gibi üstüme koşan azrail annemi, babamı, bütün sevdiklerimi almış. bana sarılmıştı.
minibüs olduğundan fazla hızlı gidiyordu. girdiği her çukur nefret ettiğim insanların bana temas etmesini sağlıyordu. öyle ya insanlardan nefret ediyordum. sağıma baktığımda bir durak dolusu insanı almadan devam etmişti. ikinci durak, üçüncü durak. minibüs durmuyordu. üzerime koşan intihar bombacısının gözlerinde ki ışık kadar kararlıydı. ben kadar kararlıydı durmamakta. şoför arkasını döndü "fren boşaldı duramıyorum" diye bağırdı. şoför bendim. nasıl olabilirdi. yüzünde ki her mimik benimdi. öleceğiz diye bağırdı. ben bağırmıyordum. ama şoför ben olduğumdan emindim. bir darbeyle sarsıldım. minibüs yan devrilmişti. herkes çürümüş bir kadavra gibi yerlerdeydi. oysa daha yeni ölmüşlerdi. minibüsünün yan devrilişi bana kendimi hatırlattı. şuan ayağa dikilmiş bedenim, yıllardır sürünen ruhumu gizliyordu. bir darbe daha aldım. bu sefer minibüs çarpmamıştı. müdürüm öğlen arasının bittiğini, işime geri dönmemi söyledi. uykuyu mu yoksa yarı ölmeyi mi çok sevdiğimden bilmem, 1 saat arada her zaman uyurdum.
işten çıktım. uzun bir nefes aldım. elimde olsa gün içerisinde tek nefes aldığımi hissettiğim bu anda aldığım bu nefesi geri vermezdim. ki öyle oluyordu. bebeğini kaybetmiş bir annenin yürek acısının binde birini hissetmeden bu nefesi vermiyordum. bu acı bile beni bazen yere düşürmeye yetiyordu. minibüse bindim şoförün yüzüne baktım. tekrar tekrar baktım. minibüsünü ben sürmüyordum. buna sevindim mi bilmiyorum. çünkü kaza yapmak, bedenimin bir minibüs gibi yan devrilmesini istiyordum.
eve girdim. annem kahvaltıyı hazırlamıştı. hafif sitemkar, hafif tebessüm ederek anne zamanları karıştırıyorsun akşam akşam ne kahvaltısı dedim. canım sabah kahvaltı yapmadın o yüzden bu gece kahvaltı yapacağız dedi. bir saniye? annem mi? öl.. doğru ya, evet evet bugün ikinciye gülümsedim.
odama girip üstümü değiştirdim. bembeyaz geceliklerimi giymiştim. boy aynama döndüm. üstümde kefen gibi duruyordu. o yüzden en sevdiğim kıyafet bunlardı. gözlerime baktım. gözlerimde " her şeyden bıkmış. yaşamakla ölmeyi nişanlamış birini"
görüyordum.
babam hadi kahvaltıya diye bağırdı. misafirimiz var dedi. kim olduğunu merak etmiyordum. ama içimi bir heyecan kaplamıştı. kapıyı açtım geçen hafta askerde şehit olmuş arkadaşım bize akşam kahvaltısına gelmişti. bu beni çok sevindirdi. sarıldık.
"ölmeyi göze alan bir adam sarılabilir miydi?"bilmiyorum
arkadaşım soğuktu. ben ise yanıyordum.
evet kahvaltı yapmamıştım. öğle arasında da uyumuştum. annecim ne hazırladın diye sordum. önüme büyük bir kapak içerisinde bir şey getirdi. sürpriz dedi. masada ki 5 kişi yemeği görmek için kapağı aynı anda kaldırdık. annem, babam, arkadaşım, ben ve ...
5. kimdi bilmiyorum. onu daha önce görmemiştim.
önümüzde silah şeklinde pastalar vardı. kahvaltı da pasta mı yenirdi? masada ki dört kişi de heyecanlı bir şekilde yiyordu. ben de çok açtım. vişne aroması bana hep güzel gelmiştir. bu yüzden kırmızı olan namlusundan başlamak istedim yemeye. gözlerimi kapattım ve başladım. gözlerimi açtım.
ve kafamı ıslak olan sipere yasladım. yastık gibiydi. bir yunan askerinin leşini almak için her şeyimi verebilirdim ama korkuyordum. cesaretimi topladım. kafamı çıkarttım. bana doğru koşan intihar bombacısını gördüm. yüzü bana çok benziyordu. mimikleri benimkilerin aynısıydı. aldırmadım. bedenimi doğrulttum ve tetiğe bastım. bu sefer silah ateşlenmişti. vişne tadı ağzıma geldi. fazla suluydu. ama tadı güzel ve ıslaktı. müslümün şarkısını duymadım. müdürüm de uyandırmadı. anne çok güzel olmuş. eline sağlık diyebildim. sonra uyudum ve birdaha uyanmadım.
devamını gör...
amazon dizisi önerileri
the man in the high castle
devamını gör...
