doğru insanı bulma olasılığı
olasılıksız demek istiyor. pozitif kelime kullanıp insanlara boş umut vermeyin ulan.
t: imkansız ihtimal.
t: imkansız ihtimal.
devamını gör...
günlük tutan insan
düşüncelerinin okunma olasılığını arttırmış insandır.
devamını gör...
çaylak yazarların bilmesi gerekenler
entelliğe meylediyormuşsunuz.. etmeyin.
bir gece evinizin kapısı kırılarak little devil lucifer içeri girer. tavsiye etmiyorum.
enteller dolaylı yollardan kızlara yazılıyor burada "merhaba tanışalım mı" demek isteyen bir entel, konuya rönesans'da sanattan girer, iran sinemasının dünyada kazandığı kimlikten çıkar.
kimse onu sallamayınca, herkese asılan abazan yazarlar diye trollere saldırıya geçer.
entellik ruh kanseridir. entellik ucuz migros viskisidir. özenmeyelim kardeşlerim.
yayalım bunu.
bir gece evinizin kapısı kırılarak little devil lucifer içeri girer. tavsiye etmiyorum.
enteller dolaylı yollardan kızlara yazılıyor burada "merhaba tanışalım mı" demek isteyen bir entel, konuya rönesans'da sanattan girer, iran sinemasının dünyada kazandığı kimlikten çıkar.
kimse onu sallamayınca, herkese asılan abazan yazarlar diye trollere saldırıya geçer.
entellik ruh kanseridir. entellik ucuz migros viskisidir. özenmeyelim kardeşlerim.
yayalım bunu.
devamını gör...
para mutluluğu satın almaz
para somut olarak herşeyi satın alabilir gibi gözükse de soyut olanları satın alamayacak güçtür bana göre. para ancak mutluluğu biraz daha artırabilecek maddi değerler için bir araç olabilir yalnızca. hatta eskilerden kalan bir reklam aklıma geldi. "paranın satın alamayacağı şeyler vardır ve geri kalan herşey için *** card.". paranız olmadığında da mutlu olabilirsiniz ancak paranızla her mutluluğu satın alamazsınız. mesela bir çocuğun yüzündeki tebessümü, sevdiğinizin kollarındaki huzuru, bir şeyler başarmanın hazzını, bir manzara karşısındaki o güzelliği, kavuşmanın verdiği heyecanı, en kıymetlilerinizin gözlerindeki ışıltıyı, bir "özledim" mesajındaki o kalp atışlarınızı ve buna verebileceğim insanı gerçekten mutlu edecek hiçbir örneği satın alamazsınız. duyguları satın alamazsınız kısaca parayla. o yüzden mutluluk dediğiniz kavram sizin için neyse neye sığdırdıysanız ya da ne ile gösterebiliyorsanız, parayla satın alamayacağınız bu güzel duyguyu yaşamaya çalışın. hayat gerçekten çok kısa. mutlu olun ve mutlu etmeye bakın efenim.
devamını gör...
kendisine verilen tableti satan öğrenci
neden yasal işlem başlatılmış ki devlet bu tableti kiralık mı veriyor.
devamını gör...
bu sözlüğün bir sahibi olmadığı anlaşılınca kafaya oynayacağı gerçeği
günaydın günaydın dediğim başlıktır.
ben hayatımda bu kadar bir şey anlatmak isteyip anlatamayan bir yazı ve başlık görmedim açana teşekkür ederim.
o anlatma çabasını anladım takdir ettim ama ne anlatmaya çalıştığını hiç anlamadım. neyse günaydın sözlük sabah sabah iyi geldi bu yazı.
ben hayatımda bu kadar bir şey anlatmak isteyip anlatamayan bir yazı ve başlık görmedim açana teşekkür ederim.
o anlatma çabasını anladım takdir ettim ama ne anlatmaya çalıştığını hiç anlamadım. neyse günaydın sözlük sabah sabah iyi geldi bu yazı.
devamını gör...
avrupa uzay ajansı
avrupa’nın uzay programını hazırlamak ve geliştirmek amacıyla 1975 yılında fransa’da kurulmuştur. evren ve dünya hakkında bilgileri arttırmayı, uydu tabanlı teknolojiler geliştirmeyi ve avrupa uzay endüstrisindeki gelişmeleri tanıtmayı amaçlar.
- - - alıntı - - -
kaynak: fizik dersi notlarıdır. bana ait değildir.
- - - alıntı - - -
kaynak: fizik dersi notlarıdır. bana ait değildir.
devamını gör...
nesimi çimen
anadolu’nun bağrından kopar, yolu paris’e düşer. bi başına, karnı aç. elleri cebinde dolaşırken, bakar ki, sokak çalgıcıları var, müzik yapıyorlar, para topluyorlar. çöker bi köşeye, cura’sını tıngırdatmaya, yanık yanık söylemeye başlar:
“aç kulaklarını dinle sözümü,
yalan söz gerçeğe tuzak değil,
insan hakkını hak bilen kişi,
özünde nur doğar yalan ateşi,
kamili taşlamak cahilin işi,
cahilden kötülük hiç uzak değil…”
tesadüfen ordan geçerken, durup, dinleyenler arasında abidin dino da vardır.
tanışırlar… kasketli, pala bıyıklı, buram buram anadolu kokan ozan’ın kalacak yeri olmadığını öğrenir, koluna girer, evine davet eder.
güzin dino, sofrayı kurar. otururlar, sohbete koyulurlar. laf lafı açar, ozan der ki, "beni yarın çarşıya götürür müsünüz?"
"hayrola?" derler, "ne lazımsa biz sana alalım…"
“bale ayakkabısı alacağım” der.
dino’lar şoke olur. kara yağız ozan, o şahane şivesiyle devam eder:
“benim oğlan balet de… ona göndereceğim.”
çünkü…
nesimi çimen’dir o.
türkü derleyen, ilk plak çalışmasını 1964’te yapan, almanya’da fransa’da isveç’te albümler çıkaran, dünyanın en önemli müzikhollerinde sahne alan, türkiye’de ha bire gözaltına alınan, işkence gören, sürüm sürüm süründürülen, yılmayan, ömrünün sonuna kadar hiç sosyal güvencesi olmayan, yurtdışından gelen teliflerle mütevazı yaşamını sürdürmeye gayret eden…
sazın, sözün, üç telli cura’nın ustası...
"yılmaz özdil"
“aç kulaklarını dinle sözümü,
yalan söz gerçeğe tuzak değil,
insan hakkını hak bilen kişi,
özünde nur doğar yalan ateşi,
kamili taşlamak cahilin işi,
cahilden kötülük hiç uzak değil…”
tesadüfen ordan geçerken, durup, dinleyenler arasında abidin dino da vardır.
tanışırlar… kasketli, pala bıyıklı, buram buram anadolu kokan ozan’ın kalacak yeri olmadığını öğrenir, koluna girer, evine davet eder.
güzin dino, sofrayı kurar. otururlar, sohbete koyulurlar. laf lafı açar, ozan der ki, "beni yarın çarşıya götürür müsünüz?"
"hayrola?" derler, "ne lazımsa biz sana alalım…"
“bale ayakkabısı alacağım” der.
dino’lar şoke olur. kara yağız ozan, o şahane şivesiyle devam eder:
“benim oğlan balet de… ona göndereceğim.”
çünkü…
nesimi çimen’dir o.
türkü derleyen, ilk plak çalışmasını 1964’te yapan, almanya’da fransa’da isveç’te albümler çıkaran, dünyanın en önemli müzikhollerinde sahne alan, türkiye’de ha bire gözaltına alınan, işkence gören, sürüm sürüm süründürülen, yılmayan, ömrünün sonuna kadar hiç sosyal güvencesi olmayan, yurtdışından gelen teliflerle mütevazı yaşamını sürdürmeye gayret eden…
sazın, sözün, üç telli cura’nın ustası...
"yılmaz özdil"
devamını gör...
kişinin kendini en özgür hissettiği an
2 yaz öncesi, küçük bir beldede arkadaşlarımın işlettiği tatilevine kısa süreli yerleşmiştim. hiçbir sorumluluğum yoktu, telefonum kapalıydı. saatin hiçbir önemi yoktu. hayvanlarla ve böceklerle samimi olup, biraz yüzüp biraz yürümüş, acıkınca yemiş, uykum gelince uyumuştum. yattığım yerin, giydiğim kıyafetin, saçımın, yüzümün, gözümün hiçbir önemi yoktu. araba sesi, şehir gürültüsü, kalabalık hepsini unutmuştum. cırcır böcekleri senfoni orkestrasına eski şarkılar eşlik ediyordu, ne istersem yapabilirim gibi hissediyordum. bazen bunaldığımda gözümü kapatıp orada hissediyorum kendimi.
devamını gör...
maurice tillet
shrek karakterine ilham olan the french angel lakaplı ağır siklet güreş şampiyonu.
shrek karakterini yaratan kişi zorlanmamış adamı direk yeşile boyamış bence.
fotoğraf kaynağı
shrek karakterini yaratan kişi zorlanmamış adamı direk yeşile boyamış bence.
fotoğraf kaynağı
devamını gör...
yazarların konuşmaktan en çok keyif aldığı konular
biri ile sohbet ederken açtığı bir konu vardır ki, o an anlarsınız o muhabbet saatlerce sürecek.
t. saatlerce konuşulsa bıkılmayacak konular.
benim için hayatını anlatırken söylediklerinde yakaladığım, hayata aynı bakıyoruz hissi.
t. saatlerce konuşulsa bıkılmayacak konular.
benim için hayatını anlatırken söylediklerinde yakaladığım, hayata aynı bakıyoruz hissi.
devamını gör...
girilen tanımdan arkadaşını tanımak
geçen gün arkadaşa kafa sözlükte yazdığımı söyledim. çok ısrar etsede nickimi söylemedim. ertesi gün seni buldum. yoldaş benjamin değil mi dedi. ne diyim.
devamını gör...
kara veba
insanlık tarihinde kaydedilen en ölümcül salgındır. yersinia pestis adlı bakteri neden olur. salgın, yalnızca 14. yüzyılda yaklaşık 200 milyon kişinin ölümüyle sonuçlanmıştır.
14. yüzyılda bu salgına "büyük ölüm" dense de, daha sonraki yıllarda "kara ölüm" olarak tanımlanmıştır. bunun sebebi de, bu hastalık sonucunda deri altı kanamalar yüzünden derinin siyaha dönmesidir. aslında bu ad mecazi anlamda kullanılmış olup, "kara" burada kasvetli, sıkıntılı, kederli anlamına gelir.
veba salgınının yayılışını anlayabilmek için o dönemin siyasi durumuna biraz bakmak gerekir. ilk vaka uzak doğu'da görülmüş ve salgın günden güne yayılmakta, durdurulamaktadır.
salgının yayılışında kilit nokta önüne gelen kenti işgal eden moğollardır. o yıllarda moğollar orta asya'dan başladıkları işgallerinde kırım'a dek ulaşmıştır. 1347'de cenevizliler'e ait olan bir ticaret merkezini kuşatmışlardır. salgının avrupa'ya taşınması da işte bu kuşatmada gerçekleşmiştir. vebalı cesetleri mancınıkla şehre fırlatan moğol ordusu, şehri veba salgınıyla baş başa bırakmış ve şehri ele geçirmiştir. işte bu noktadan sonra veba tüm avrupa'ya yayılmıştır.
cenevizliler ticaretle uğraşan bir topluluktur. her ülke ve kent ile ticaret yapan bu topluluk, vebanın tüm avrupa'ya yayılmasına da sebep olmuştur. öyle ki birkaç yıl içinde avrupa'nın her yerinde veba görülür olmuştur.
avrupa’yı kasıp kavuran hastalık neticesinde 75 milyon olan avrupa nüfusu 3’te 1’ini kaybederek 50 milyona düştü.
14. yüzyılda bu salgına "büyük ölüm" dense de, daha sonraki yıllarda "kara ölüm" olarak tanımlanmıştır. bunun sebebi de, bu hastalık sonucunda deri altı kanamalar yüzünden derinin siyaha dönmesidir. aslında bu ad mecazi anlamda kullanılmış olup, "kara" burada kasvetli, sıkıntılı, kederli anlamına gelir.
veba salgınının yayılışını anlayabilmek için o dönemin siyasi durumuna biraz bakmak gerekir. ilk vaka uzak doğu'da görülmüş ve salgın günden güne yayılmakta, durdurulamaktadır.
salgının yayılışında kilit nokta önüne gelen kenti işgal eden moğollardır. o yıllarda moğollar orta asya'dan başladıkları işgallerinde kırım'a dek ulaşmıştır. 1347'de cenevizliler'e ait olan bir ticaret merkezini kuşatmışlardır. salgının avrupa'ya taşınması da işte bu kuşatmada gerçekleşmiştir. vebalı cesetleri mancınıkla şehre fırlatan moğol ordusu, şehri veba salgınıyla baş başa bırakmış ve şehri ele geçirmiştir. işte bu noktadan sonra veba tüm avrupa'ya yayılmıştır.
cenevizliler ticaretle uğraşan bir topluluktur. her ülke ve kent ile ticaret yapan bu topluluk, vebanın tüm avrupa'ya yayılmasına da sebep olmuştur. öyle ki birkaç yıl içinde avrupa'nın her yerinde veba görülür olmuştur.
avrupa’yı kasıp kavuran hastalık neticesinde 75 milyon olan avrupa nüfusu 3’te 1’ini kaybederek 50 milyona düştü.
devamını gör...
vermeyince mabud neylesin sultan mahmud
--- alıntı ---
derler ki sultan mahmut'a kısmeti bağlı bir adamdan söz etmişler. sultan adamı bir de kendisi denemek istemiş.
bir koca tepsi baklava yaptırmış. üst tabakadan başka tepsinin her tarafına görünmeyecek şekilde altın dizdirmiş. adamını gönderip, ona tepsiyi birinin bir adağı diyerek kısmetsiz şahsa vermesini ve o şahsı takip etmesini emretmiş.
adamımız tepsiyi almış. yolda bir tanıdığına rastlamış. ikisinin de olaydan haberi yok. adamımız hikayeyi anlatınca, "senin," demiş - gerçek bir hayırseverlik duygusuyla-, "baklavadan çok paraya ihtiyacın var. al şu iki altını, sat tepsiyi bana." teklif adamımızın da işine gelmiş ve tepsiyi satmış.
sultan hikayeyi duyunca "fesüphanallah!" demiş. adamına, adamımızın her gün geçtiği köprünün, her gün geçtiği tarafına o gelmeden hemen önce altın dizmesini ve kenara çekilip izlemesini emretmiş.
adamımız köprüye gelince "ya!" demiş, "hep aynı taraftan geçiyorum, bu gün de diğer taraftan geçeyim, bir değişiklik olsun," demiş.
sultan hikayeyi duyunca, "ya hazreti pir!" demiş. adamımızı yaka paça beylik arazilerden birine getirmelerini emretmiş. getirmişler. adam korkudan tir tir titrerken ona bir kasnak verilmesini emretmiş ve adamımıza, "bu kasnağı atabildiğin kadar uzağa atacaksın. en son durduğu yere kadar olan arazi senin olacak," demiş.
adamımız kasnağı savurmuş. kasnak havada bir yay çizip gelmiş ayaklarının dibinde durmuş.
sultan "ya malik el mülk!" diye haykırmış, "getirin onu!" doğruca hazine odasına gitmişler. adama bir kürek verilmesini emretmiş. "küreği daldır, ne gelirse senindir." adam korku ve heyecandan küreği ters daldırmış ve gele gele bir metelik gelmiş.
sultan "kısmeti bağlı" olmanın ne demek olduğunu anlamış böylece.
raviyan-ı ahbar, nakilan-ı esrar zikr idürler kim "vermeyince mabut, neylesin sultan mahmut" meselini dahi şol sultan irad buyurmuştur.
--- alıntı --- buradan
derler ki sultan mahmut'a kısmeti bağlı bir adamdan söz etmişler. sultan adamı bir de kendisi denemek istemiş.
bir koca tepsi baklava yaptırmış. üst tabakadan başka tepsinin her tarafına görünmeyecek şekilde altın dizdirmiş. adamını gönderip, ona tepsiyi birinin bir adağı diyerek kısmetsiz şahsa vermesini ve o şahsı takip etmesini emretmiş.
adamımız tepsiyi almış. yolda bir tanıdığına rastlamış. ikisinin de olaydan haberi yok. adamımız hikayeyi anlatınca, "senin," demiş - gerçek bir hayırseverlik duygusuyla-, "baklavadan çok paraya ihtiyacın var. al şu iki altını, sat tepsiyi bana." teklif adamımızın da işine gelmiş ve tepsiyi satmış.
sultan hikayeyi duyunca "fesüphanallah!" demiş. adamına, adamımızın her gün geçtiği köprünün, her gün geçtiği tarafına o gelmeden hemen önce altın dizmesini ve kenara çekilip izlemesini emretmiş.
adamımız köprüye gelince "ya!" demiş, "hep aynı taraftan geçiyorum, bu gün de diğer taraftan geçeyim, bir değişiklik olsun," demiş.
sultan hikayeyi duyunca, "ya hazreti pir!" demiş. adamımızı yaka paça beylik arazilerden birine getirmelerini emretmiş. getirmişler. adam korkudan tir tir titrerken ona bir kasnak verilmesini emretmiş ve adamımıza, "bu kasnağı atabildiğin kadar uzağa atacaksın. en son durduğu yere kadar olan arazi senin olacak," demiş.
adamımız kasnağı savurmuş. kasnak havada bir yay çizip gelmiş ayaklarının dibinde durmuş.
sultan "ya malik el mülk!" diye haykırmış, "getirin onu!" doğruca hazine odasına gitmişler. adama bir kürek verilmesini emretmiş. "küreği daldır, ne gelirse senindir." adam korku ve heyecandan küreği ters daldırmış ve gele gele bir metelik gelmiş.
sultan "kısmeti bağlı" olmanın ne demek olduğunu anlamış böylece.
raviyan-ı ahbar, nakilan-ı esrar zikr idürler kim "vermeyince mabut, neylesin sultan mahmut" meselini dahi şol sultan irad buyurmuştur.
--- alıntı --- buradan
devamını gör...
herkes mahlasına yakışanı yapsın
ne yapacağım sana mı kaldı?
devamını gör...
fakir baykurt
asıl adı tahir baykurt'tur. postacının tahir sözcüğünü fakir diye söyleyişini benimseyerek adını 1927 yılında fakir baykurt olarak değiştirmiştir.
yılanların öcü, yazarımızın ilk romanı ve aynı zamanda ırazca üçlemesi'nin ilk cildidir. romanda muhtarın haksızlıklarına karşı direnen yoksul köy halkı işlenir. eser cumhuriyet gazetesi'nde tefrika edilir. hatta yunus nadi roman yarışmasında birincilik bile almıştır fakat romanın oyun haline getirilmiş versiyonu devlet tiyatrosu'nca oynanması engellenmiş ayrıca film sansür kurulunca engellenmek istenmiş. dönemin cumhurbaşkanı cemal gürsel'in kişisel buyruğu sayesinde sinemalarda gösterime girmesi sağlanmışsa bile ankara'da ulus sineması'ndaki gala gecesinde film ve yazar el altından kışkırtılan kişiler tarafından gazoz şişeleri atılarak saldırya uğramıştır.. protestolar piyeste ve filmde "müstehcen fıkra" olduğu için yapılmıştır amma velakin filmde ve piyeste herhangi bir "müstehcen fıkra" söz konusu bile değildir. eylemlerin asıl nedeni siyasi ve toplumsal nedenlere bağlanabilir.
fazla söze gerek yok.. fakir baykurt eserlerinde ankara'nın bitmiş köylerinde dolaşrken gördüğü bozkır köylerini onların yağmura aç otlarını hayvanlarını ve halka sırt çeviren yönetimini anlatmıştır.
yılanların öcü, yazarımızın ilk romanı ve aynı zamanda ırazca üçlemesi'nin ilk cildidir. romanda muhtarın haksızlıklarına karşı direnen yoksul köy halkı işlenir. eser cumhuriyet gazetesi'nde tefrika edilir. hatta yunus nadi roman yarışmasında birincilik bile almıştır fakat romanın oyun haline getirilmiş versiyonu devlet tiyatrosu'nca oynanması engellenmiş ayrıca film sansür kurulunca engellenmek istenmiş. dönemin cumhurbaşkanı cemal gürsel'in kişisel buyruğu sayesinde sinemalarda gösterime girmesi sağlanmışsa bile ankara'da ulus sineması'ndaki gala gecesinde film ve yazar el altından kışkırtılan kişiler tarafından gazoz şişeleri atılarak saldırya uğramıştır.. protestolar piyeste ve filmde "müstehcen fıkra" olduğu için yapılmıştır amma velakin filmde ve piyeste herhangi bir "müstehcen fıkra" söz konusu bile değildir. eylemlerin asıl nedeni siyasi ve toplumsal nedenlere bağlanabilir.
fazla söze gerek yok.. fakir baykurt eserlerinde ankara'nın bitmiş köylerinde dolaşrken gördüğü bozkır köylerini onların yağmura aç otlarını hayvanlarını ve halka sırt çeviren yönetimini anlatmıştır.
devamını gör...
mutsuz bir ailede büyümek
aynı zamanda sevgisiz büyümek demektir. ünlü bir düşünür “maraşlı dizisinde*” demiştir ki; dünyayı sevgisiz büyüyen insanların savaşları mahvetti.
devamını gör...

