kitabı temin süresini ve insanların hali hazırda okuduğu diğer kitaplarıda göz önünde bulundurarak, süreyi 15 güne yükseltmenin mantıklı olacağını düşündüğüm başlık.

bunu kitabı okumuş olanlardan bağımsız olarak söylüyorum tabi, onlarda o esnada başka kitaplar bitirirler. *
devamını gör...

amerikan yetişkin film oyuncusu. inanılmaz cool bir kadın .hetoro bir insan olmama rağmen kendisini ergenliğimden beri takip ederim .
işinde gerçekten başarılı,hep gülümsüyor ve keyif alıyor.
özgüveniyle bana hep ilham veriyor.kadinlar yaşlaninca kadınsılığını kaybeder düşüncesini beynimden silip atmıştır. sanırım onun sayesinde hiç yaş takıntım olmayacak ve hep özgüvenli olacağım.
özellikle türk televizyonlarinda kadınlar cinsellik öncesinde , sonrasında ve anında mahçup davranır ancak kendisini ilk izlediğimde ama bu hiç utanmıyor hiç
mahçup değil diye o ergen halimle beni çok şaşırtmıştı. bu konulardaki özgüvenimi kendisine borçluyum . yoluma ışık tuttun brandi , seviliyosun ...
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

sozlugu kendince "trolledigini" dusundugu icin an itibari ile uzaklastirilmis yazarimsi.
devamını gör...

sebebini bilmiyorum, bu videoyu hatırlatıyor bana:
devamını gör...

"o güzel başlıklar o güzel atlara binip çekip gittiler."
devamını gör...

şu ana kadar nefret ettiğimi veya rahatsız olduğumu belirtmedim ama her şeyin fazlası saçma oluyor, saçmalaşıyor. anormal bir konu değil ama burada tartışılacak ya da bilgi verilecek kadar önemli de değil.
devamını gör...

asıl sebebi birliğe yeni katılacak eyaletlerde köleliğin yasaklanmasıdır. normalde iç savaşa kadar yeni eyaletler bir slave state bir de non-slave state olmak üzere çifter çifter birliğe kabul ediliyordu. e nolacak yasaklanınca derseniz, güney kuzeye karşı federal seviyede zayıflayacaktı. daha fazla eyalet = daha fazla milletvekili. bu güç paylaşımı meselesi, ahlaki bir konu olan köle karşıtlığıyla da birleşince güneyliler çareyi birlikten ayrılmakta buldu. o zamanlar abd'nin bugünkü ab gibi daha çok konfederal bir birlik olduğunu hatırlatalım.

sonuçları açısından pamuğun önemi büyüktür. güneyde ortaya çıkan king cotton politikası özetle "bakın beyler korkmamıza gerek yok, pamuğumuz var, ekonomik olarak kendi kendimize yeteriz" demekti. olası bir pamuk ambargosuyla hem kuzeydeki tekstil endüstrisini yok edebileceklerini hem de pamuk sattıkları britanya'nın da savaşta kendilerini destekleyeceğini hesapladılar. ama evdeki hesap çarşıya uymadı. britanya'nın hem bol bol pamuk stoğu vardı hem de liberal bir ülke olarak kölelik yanlısı bir hareketi destekleyemezdi. üstelik amerikan donanmasıyla da savaşa girmek zorunda kalacaklardı.

peki britanya ne yaptı? pamuk ekilebilecek başka yerler aramaya başladı. bunlardan biri de çukurova'ydı. fakat çukurova o dönem bataklıktı ve tarımda çalışabilecek nüfusu yoktu. ingilizler kredi işini halledip bataklığı kurutsa da işgücü problemini çözmek osmanlı'ya düşüyordu. bu çatışma dolu bir tarihin başlangıcı oldu zira toroslar'da yaşayan ve hayvancılıkla uğraşan yörükler ovaya inip ırgat olmayı reddediyordu.

"ferman padişahınsa dağlar bizimdir" diyen dadaloğlu'nun ortaya çıkış hikayesi de aslen budur. nihayetinde uzun uğraşlar sonunda devlet yörüklere boyun eğdirdi ve onları sivrisineklerle dolu bir bataklıkta yaşamaya mahkum etti. yetmedi ve mısır'dan pamuk tarımını bilen çiftçiler getirildi. adana'da fellah olarak adlandırılan kişiler bu şekilde geldi. bunlar daha sonra yaşar kemal'in yazdığı ince memed'e de esin kaynağı olmuştur. amerika'da çıkan bir iç savaş bizi işte böylesine derinden etkilemiştir.
devamını gör...

kişinin zekasını, zevkini fikirlerini rahatca sergileyebilecegi her türlü meslek diyeceğim ama favorim mühendislik ve sanatın herhangi bir dalı olabilir.
devamını gör...

sevda şarkıları anlamına gelir.
devamını gör...

olay örgüsünde bulunan bir kırılma anından ziyade her bölümünde yavaş yavaş çatlayan ve hanno'nun ölümü ile tamamen tuzla buz olan bir cam etkisi bırakan thomas mann eseri. mann oldukça genç yaşta yazmaya başlıyor bu yarı otobiyografik eseri. esasında yarı otobiyografik denmesinin sebebi eserde mann ailesinin köklü geçmişinin ve yaşantısının yansımaları olması ama birebir olduğunu da söylemek doğru sayılmaz. titizlikle işlenmiş karakterleri ile sakince okunup herhangi bir aksiyon beklemeden dönemi ve getirilerini anlamaya yönelik bir roman esasında buddenbrooks. burjuvazinin keskin bir yansıması ve kimine göre yıkılışı kimine göre başkalaşımının iyi birer örneği. türk edebiyatı'na kadar uzanan bir etkisi var eserin edebiyat dünyasında. sadece burjuvazinin başkalaşımı değil alman edebiyatının da değiştiği dönemlere denk geliyor eser. 1830'ların ortalarına ve 1870'lerin sonlarına doğru kronolojik bir biçimde ilerliyor bu yüzden bu döneme ilgi duyan insanlar için kaynak görevi görecek kadar iyi bir dönem tasviri var eserin ki zaman zaman daha eski dönemlere de ufak geri dönüşler yapılıyor. mekan tasvirleri, karakterlerin her birinin titizlik ile yazılması ve her karakterin kitabın sonundan başına burjuvazinin bir yönünü temsil etmesi o kadar genç yaşta bir yazar için üst düzey bir kabiliyetin ürünü. zaten oldukça temiz bir zaman akışı olduğu için karakterlerden başka bir şeye odaklanmaya izin vermiyor mann ve belki de bu yüzden zaten eser boyunca belirli bir kırılma anı yaşamaktansa bütünün çatırdamalarını duyuyoruz sadece.


"wußtest du nicht, daß man auch in einer kleinen stadt ein großer mann sein kann? daß man ein cäsar sein kann an einem mäßigen handelsplatz an der ostsee? freilich, dazu gehört ein wenig phantasie, ein wenig ıdealismus… und den besaßest du nicht, was du auch von dir selbst gedacht haben magst." (küçük bir kentte bile büyük bir adam olunabileceğini bilmiyor muydun? baltık denizi kıyısında sıradan bir ticaret firmasında da sezar olunabileceğini hiç düşünmedin mi? elbette bunun için biraz hayalgücü biraz da idealistlik gerekirdi... ne düşünürsen düşün, sen bunlara sahip değilsin.) p. 216


devamını gör...

bi normal olanı sıkıntısız sorunsuz olarak halledin de sıra oraya gelsin dediğim başlık.
devamını gör...

sovyetler birliği zamanında inşa edilen binaların çoğu, doğu bloku ülkelerinin soğuk ve gri havasını da yansıtarak fütüristik bir çizgiyi sembolize ediyor.
1920 ve 1930'lu dönemlere ait bir mimarlık akımı olan konstrüktivizm akımının da etkisiyle binaların tasarım, teknolojik, mühendislik ayrıntıları o dönem var olan komünizm rejimine uygun bir toplumsal amacı ilke edinmiştir.

sosyalist rejimin yaşandığı 1960'lı yıllara kadar olan süre içerisinde, sistemin normal bir aile için yapabildiği daire biçimindeki konutların genişliği hemen hemen 2 oda ile sınırlı olmuştur. bizim bugünkü konut sisteminizdeki 1+1 örneği gibi.
devamını gör...

insan dediğin üç beş damla kan ve yüz binlerce endişedir.
devamını gör...

kedim olmayarak neler kaybettiğimi öğrendiğim başlık. ayrıca kediye fare yakalatma extremini yaşayacak hangi konumda yaşadığını merak ettiğim yazar beyanı. neyse sokağa çıkayım da bizim sokaktaki toramanlardan bir tane kapayım. gerçi buradan bir yazar gangam yaza doğru ben sana yawri gönderirim dediydi onu bekleyeyim.(bkz: swh)
devamını gör...

dünyada az bilinen çinli siyah yarasa çiçeği sıcak iklimleri seven ve soğuk havalarda iç mekana alınması gereken bir bitki türüdür. bu bitkiler 25 ile 30 cm büyüklüğünden 70 cm’e kadar uzamaktadır.
devamını gör...

smells like teen spirit şarkılarının hikayesini duyduğumda baya şaşırmıştım.
dilim döndüğü kadarıyla anlatmaya çalışayım.
cobain'in yakın bir arkadaşı ya da o dönemki kız arkadaşıyla beraber bir barda içtikten sonra eve dönüyorlar, kahve faslı falan derken, arkadaşı duvara ''kurt smells like teen spirit'' yazıyor sprey boya yardımıyla.
yani arkadaşı, cobain'e ithafen deodorant gibi kokuyorsun diyor. aynı isimle bir deodorant markası da var.
sabah gün ilk ışıklarıyla evi aydınlatırken uyanan kurt, bu cümleyi çok beğeniyor benzetme olarak algıladığı için.
kurt genç ruhu gibi kokuyor...
(bkz: based on a true story)
yanlışım olduysa özür dilerim bildirmeniz yeterlidir.
devamını gör...

anne baba sevgisi ve merhamet duygusu çocuğa yansırsa hiç bir zaman kötülük olmaz, aile de mutlu olur, çocuklar da.
devamını gör...

türk toplumunun başarısızlığının altında yatan şeydir. sorumluluk bilinci bazen abartılırsa başkalarının sorumluluklarını ellerinden almanızla sonuçlanabilir. kimden mi bahsediyorum? tabii ki ebeveynlerden.

sorumluluk baskısı yetişkin bireyler üzerinde o de o derece baskındır ki çocuklarının sorumluluklarını ellerinden alarak onların yapmaları gereken işleri de kendileri yapmaya başlarlar. "çocuktur ne bilir" mantalitesiyle olaylara yaklaşır, çocuğunun oynadığı oyuncağa bile yeri geldiğinde müdahale ederler. özgüvensiz çocuk yetiştirmenin temel anahtarı, çocuklara sorumluluk vermemekten geçer.

türk toplumlarında anlamsız bir yük yükleme eğilimi mevcuttur. ebeveynler taşımamaları gereken yükleri taşıyıp, çocukların taşıması gerekenleri de üzerlerine alırlar. sonuç olarak o çocuklar da sorumluluk almaktan uzak, sorumluluk almaktan kaçan özgüvensiz tiplere dönüşür.

günü gelir ve çocuklar büyür. iş yapmaları gerekir, ciddi işler. ciddi sorumlulukları almaları gerekir. ama bu konuda tecrübesizdirler. tüm o yükler bir anda üzerlerine yüklenince hepsini taşıyamazlar. türk gençliğinin gençlik çağlarında bocalamalarının sebebi de işte budur. en verimli çağda, sorumluluklarını yerine getirmekten uzak bir yaşam örneği gösterirler. çünkü tecrübesizdirler, çünkü küçükken kendilerine güvenilmemiştir. sorumluluk almayı bilmezler.

türk toplumunun başarısızlığının ardında insanların en üretken olmaları gereken çağlarında, özgüvensiz bir yaşama sahip olmaları gelmektedir. sorumluluk almayı öğrendiklerinde ise iş işten çoktan geçmiş olur. bu yüzden çocuklarımıza sorumluluk almayı öğretmekle birlikte, onların yapmaları gereken işleri asla ve asla bizler yapmamalıyız.
devamını gör...

benim ama hayatı boyunca cihangir ya da nişantaşında yaşayıp, bir kez olsun saldırgan sokak köpeği görmediği halde, köpekler sokaklarındır korkuyorsanız dışarı çıkmayın diyen pembe popolu arkadaşlar gibi yerleşmek istemiyorum. onlar bahçe kazıyıp organik sebze yiyeceğini falan sanıyor. 3 gün sonra köylülerin ne kadar acımasız olduğunu görüp ağlıyorlar.

daha girişte hem köylülere, hem şehirlilere hem de sokak köpeklerine sallamayı başardım. biraz sakinleşelim. şiir yazıyorum. okurken derin bir nefes alıp her şeye tekrar başlıyoruz.

avcumda unutulmuş binlerce gölge
yeraltında öldürülmeyi bekledim
günışığı vururken gözüme
ölmeyecektim

katilim yoktu,
katilim çok

babamların köyü yok. hepsi elinden hiçbir iş gelmeyen, anca para kazanmayı bilen, kavga çıkaran erkek görünce kaçan istanbul çocukları. babam hiç köy görmemiş, kibarliktan çıldırıyor. tokat atılınca ihihi yaaaaa biraz daha sert vur falan diyor. kusura bakmasın ama öyle. bir gün durup dururken biri beni itekledi, döndü o kişiden özür diledi. 19 yaşında arkadaşların köyüne gittim meraktan. karadeniz'i karış karış gezdik. gece vardık, sabah kalktık, gezmeye gidelim dediler, 10 cm topukluyu giydim çıktım köy yoluna. beni görenler orada istanbullular maldır düşüncesini kaptı. akşam geldim, bir domuzu köpeklere parçalattıkları görüntüleri kahkahalar eşliğinde izlediklerini görünce ağlama krizine girdim, oradan ben başka bir düşünceyi kaptım. burada söylemeyeyim.

biz oradan buralara gezerken gördüklerimi bir gün kitap haline getirmeyi düşünüyorum. kafama sıkıp intihar süsü vermesinler diye ölmeden 1 hafta önce yayınlayacağım.

sonra ben köyü istanbul ve yakını şehirler ile sınırlı bıraktım. çanakkale ile birkaç kez münasebetimiz oldu, bayılırım. ıstanbul köylerine yine bayılırım ama yerlilerine çok bulaşmam. bi yakınım yaşıyor istanbul'da köyde, kızcağız bir gün taksiyle eve gelmiş, taksici ile adı cıkmış. çamaşır astım bir gün kapısından geçen ipe, gelen geçen adımı beceriksize çıkardı. milletin canı sıkılıyor. kahvenin önünden 2 kez geçince kendini onlara göstermek için bunu yaptığını düşünüyorlar. köyler böyledir. köylerde yaşayıp böyle olmadığını iddia edenlere ya he diyorum.

haliyle ben zevkime uygun döşenmiş müstakil villa, birkaç italyan yardımcı, bahçemin içinde gezinen at ve midilliler ile sınırlı bir köy yaşamı çok istiyorum. böyle 10 metrelik duvarlar yaptırırım ki korkup gelmesinler. çok önemli bu kısım.
bu yazdıklarım sizlere şımarıklık gibi mi geliyor?

şuraya taş bırakıyorum, dilerseniz fırlatabilirsiniz. ama yüzüme gelmesin, yüzümle para kazanıyorum.

editiminişi: sokaklar köpeklerindir o. belki de köpekler sokaklarındır. disleksi çünkü.
devamını gör...

veeee bitti! yine çok güzel bir yayındı*.
o halde iyi geceler sözlük*.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim