sen insansın
attila ilhan'ın insanlığa yakarışıdır, sorulan bir sorudur *
namı diğer lilişan :
--! spoiler !--
'..grevciler linç edilen zenciler
yumruk gibi sıkılmış sanki dünyamız
ölümlerden ölüm beğen lilişan
sen insansın iki milyar cansın
fransız ve slovak arnavut ve alaman
kalbinde pırıl pırıl ümitler taşıyarak
dünyada bulutlar misali yaşayansın sen
sen insansın sen insansın sen insan.
--! spoiler !--
ahmet kaya şarkıyla hatırlatır
namı diğer lilişan :
--! spoiler !--
'..grevciler linç edilen zenciler
yumruk gibi sıkılmış sanki dünyamız
ölümlerden ölüm beğen lilişan
sen insansın iki milyar cansın
fransız ve slovak arnavut ve alaman
kalbinde pırıl pırıl ümitler taşıyarak
dünyada bulutlar misali yaşayansın sen
sen insansın sen insansın sen insan.
--! spoiler !--
ahmet kaya şarkıyla hatırlatır
devamını gör...
geceleri gökyüzünden bir yerlerden dünya
rus fotoğrafçı anton balazh tarafından nasa fotoğraflarından yola çıkarak 3 boyutlu olarak hazırlanmış. müthişler.
not: "nasa tarafından çekilen müthiş fotoğraflar" olarak internette dolaşan beyan doğru değildir.







görsel kaynağı
not: "nasa tarafından çekilen müthiş fotoğraflar" olarak internette dolaşan beyan doğru değildir.







görsel kaynağı
devamını gör...
regaip kandili
tüm islam aleminin kandili mübarek olsun.
devamını gör...
şahtı şahbaz oldu
halk arasında, yapılan yanlış davranışı arttırarak devam eden kimseler için kullanılan ironik söz.
şah kelime anlam: iran veya afgan hükümdarı.
şahbaz kelime anlamı: iri bir tür akdoğan.
hikayesi: sultan 1. abdulhamit, kılık kıyafetine pek bir itina gösterir imiş. bir gün, kendisine yeni bir kaftan yaptırtıp giyinmiş. etrafındakilere:
“bakın bakalım yeni kaftanım nasıl olmuş?” diye sorduğunda, bir hizmetkârı şöyle demiş:
“pek yakıştı hünkarım, pek yakıştı! şah idiniz, şimdi şahbaz oldunuz.”
şah kelime anlam: iran veya afgan hükümdarı.
şahbaz kelime anlamı: iri bir tür akdoğan.
hikayesi: sultan 1. abdulhamit, kılık kıyafetine pek bir itina gösterir imiş. bir gün, kendisine yeni bir kaftan yaptırtıp giyinmiş. etrafındakilere:
“bakın bakalım yeni kaftanım nasıl olmuş?” diye sorduğunda, bir hizmetkârı şöyle demiş:
“pek yakıştı hünkarım, pek yakıştı! şah idiniz, şimdi şahbaz oldunuz.”
devamını gör...
geceye bir şiir bırak
yolumuz düşmeden serviliklere
gülüşün işlesin ta iliklere
hayranım sendeki beyazlıklara
hayranım sudaki maviliklere
geçeceğin yola gönül döşemek
kırk yıllık belalım aklı boşlamak
artık ne bir kaygı ne yazı ne söz
yaşamak istiyor gönlüm yaşamak
behçet kemal çağlar
gülüşün işlesin ta iliklere
hayranım sendeki beyazlıklara
hayranım sudaki maviliklere
geçeceğin yola gönül döşemek
kırk yıllık belalım aklı boşlamak
artık ne bir kaygı ne yazı ne söz
yaşamak istiyor gönlüm yaşamak
behçet kemal çağlar
devamını gör...
yanlış anlaşılan şarkı sözleri
aşkı nateşi yakarmı şateşi
devamını gör...
islam’da kadının yeri
system error a critical error has occurred and the process must be terminated.
devamını gör...
11 eylül 2021 önemli sözlük duyurusu
öncelikle bu duyuru başlığının akis/güncel/...vs en üstte sürekli durmasını sağlamak için moderatorlere kamu seslenişi yapıyorum.
dava konusuna gelince bilmemnaaptimin ülkesinde her şey amatörce yürürken bu isim/patent bilmemne işleri gayet de profesyonelce yürüyor ya ne diyim.
daha önce kendim de isim babalığını yaptığım bir forum sitemizi kapatmak zorunda kaldığım için; "evlat acısı " gibi koyduğunu bilirim. ve fakat;
yoldaş. bizler buradayız. ben ismi kafa olduğu için burada olmadım. içeriği için burada oldum ve olmaya devam edeceğim.
canımız sıkılmasın. yazan her yerde yazar. yazmayan da teee ya şorda kumda oynayabilir.
temelin dedigi gibi; "ha bu bize ders olsun."
isim için de önerilere açıksak; " kaffa " oluversin.
çok da şaaapmaya gerek yok..
show must go on..
dava konusuna gelince bilmemnaaptimin ülkesinde her şey amatörce yürürken bu isim/patent bilmemne işleri gayet de profesyonelce yürüyor ya ne diyim.
daha önce kendim de isim babalığını yaptığım bir forum sitemizi kapatmak zorunda kaldığım için; "evlat acısı " gibi koyduğunu bilirim. ve fakat;
yoldaş. bizler buradayız. ben ismi kafa olduğu için burada olmadım. içeriği için burada oldum ve olmaya devam edeceğim.
canımız sıkılmasın. yazan her yerde yazar. yazmayan da teee ya şorda kumda oynayabilir.
temelin dedigi gibi; "ha bu bize ders olsun."
isim için de önerilere açıksak; " kaffa " oluversin.
çok da şaaapmaya gerek yok..
show must go on..
devamını gör...
spoiler kelimesini karşılayan türkçe kelime
kaldırgaçlı götürgeçli tarzı bir türkçe karşılığı hak eden bu terim için benim önerim hevesgeç'tir. hevesi geçiriyor neticede.
devamını gör...
anksiyete
insanı yoran hayattan tat almasını engelleyen bir durumdur. herşeyden endişe duyarsınız sınavı kaybetmekten , kötü bir hastalığa yakalanmaktan , dışarı çıktığınızda arkadanızdan gelen insanın size zarar vericek mi endişesinden , sevgiliniz varsa onun size seni seviyorum diyerek yalan söyleyip sizi acaba bu beni aldatıyor mu ? beni gerçekten seviyor mu ? düşüncesinden , gelecek kaygısından vs birçok nedeni vardır .
zor bir durum uyku düzeniniz bozulur geceleri uyuyamazsınız beslenme düzeniniz bozulur güçsüz kalırsınız . kafanızı dağıtmak istersiniz dışarda birşeyler yiyip içeyim dersiniz arkadaşlarımla sohbet edeyim derdimi anlatıyım dersiniz bi bakarsınız onlarda sizi anlamaz , düzgünce dinlemez, empati kurmaz, kendinize kızarsınız nasıl bunlarla arkadaş oldum dersiniz birde ordan sinir stress de üzerine eklenir . ailenize derdinizi anlatırsınız sizi aptal yerine koyar sorununuz ile ilgilenmez "neden böyle düşünüyorsun " derler ve seni yargılamaya başlarlar . empati kurmazlar. psikoloğa gidersiniz oda para peşindedir (ekmek derdi malüm ekonomik koşullar) seans git seans gel cebinizde paranız kalmaz , yarar sağlamaz sonuç alınmaz . en sonunda kendi başınıza kalırsınız yatağa başınızı koyup gözlerinizi kapatsanızda uyku tutmaz yıllarca böyle devam eder. korkular sizi yönlendirir.
zor bir durum uyku düzeniniz bozulur geceleri uyuyamazsınız beslenme düzeniniz bozulur güçsüz kalırsınız . kafanızı dağıtmak istersiniz dışarda birşeyler yiyip içeyim dersiniz arkadaşlarımla sohbet edeyim derdimi anlatıyım dersiniz bi bakarsınız onlarda sizi anlamaz , düzgünce dinlemez, empati kurmaz, kendinize kızarsınız nasıl bunlarla arkadaş oldum dersiniz birde ordan sinir stress de üzerine eklenir . ailenize derdinizi anlatırsınız sizi aptal yerine koyar sorununuz ile ilgilenmez "neden böyle düşünüyorsun " derler ve seni yargılamaya başlarlar . empati kurmazlar. psikoloğa gidersiniz oda para peşindedir (ekmek derdi malüm ekonomik koşullar) seans git seans gel cebinizde paranız kalmaz , yarar sağlamaz sonuç alınmaz . en sonunda kendi başınıza kalırsınız yatağa başınızı koyup gözlerinizi kapatsanızda uyku tutmaz yıllarca böyle devam eder. korkular sizi yönlendirir.
devamını gör...
en iyi gerilim filmi
iflah olmaz bir gerilimci olarak listem aşağıdaki gibidir, hepsi de izlenmeye değer, gerilim severleri gerim gerim gerecek filmlerdir:
(bkz: the shining)
(bkz: el cuerpo)
(bkz: contratiempo)
(bkz: loft)
(bkz: nocturnal animals)
(bkz: hodejegerne)
(bkz: julıa's eyes)
(bkz: don't breathe)
(bkz: the invisible guest)
(bkz: eden lake)
(bkz: the hidden face)
(bkz: the others)
(bkz: el secreto de sus ojos)
(bkz: split)
(bkz: vertigo)
(bkz: durante la tormenta)
(bkz: secuestro)
mutlaka izlemelisin dediğiniz filmler varsa tavsiye alırım.
(bkz: the shining)
(bkz: el cuerpo)
(bkz: contratiempo)
(bkz: loft)
(bkz: nocturnal animals)
(bkz: hodejegerne)
(bkz: julıa's eyes)
(bkz: don't breathe)
(bkz: the invisible guest)
(bkz: eden lake)
(bkz: the hidden face)
(bkz: the others)
(bkz: el secreto de sus ojos)
(bkz: split)
(bkz: vertigo)
(bkz: durante la tormenta)
(bkz: secuestro)
mutlaka izlemelisin dediğiniz filmler varsa tavsiye alırım.
devamını gör...
bebek kokusu
huzur kelimesinin eş anlamlısı kabul ederim
devamını gör...
the life you can save
felsefe ve etik profesörü peter singer'ın 2009 yılında yayınlanan kitabı.
kitap dünyadaki yoksulluğu bitirmek için varlıklı insanların bağış yapması gerektiğini anlatıyor temelde. hem teorik etik felsefesi ile ilgili argümanlar ile bu gerekliliğin boyutlarını tartışıyor, hem de insanların neden olması gerektiği kadar bağış yapmadığını pratik sebepleriyle anlatıyor. ayrıca şiddetli yoksulluk nedeniyle hayatını kaybeden bir insanın hayatını kurtarmak veya bir kişinin hayat kalitesini artırmak için gereken para miktarıyla ilgili birçok araştırmadan örnek veriyor. aklımda kalan birkaç tanesini paylaşayım.
- sıtmanın yaygın olduğu bölgelerde bir çocuğun hayatını kurtarabilecek bir yatak filesi/cibinlik için $10
- katarakt gibi basit bir operasyonla çözülebilecek bir sebeple kör olan bir kişinin tedavisi için $50
- doğum sırasında oluşan fistül nedeniyle hayatını tek başına, insan içerisine çıkamadan yoksulluk içerisinde geçiren bir kadının tedavisi için $400 gerekiyormuş.
kitapla ilgili kendi fikrime gelirsek, her ne kadar singer'in önerdiği yüksek etik standartlara uyabileceğimi düşünmesem de, kitap beni bu konuda düşünmeye ve bir şeyler yapmaya yöneltti, bu nedenle başarılı buldum - yazarın amacı da bir şekilde insanları harekete geçirmek zaten. ayrıca bir felsefe profesöründen beklediğime göre çok daha az teori, çok daha fazla pratik, uygulanabilir düşünce içeriyor, bu da hoşuma gitti.
sonuçta, iş hayatına yeni girmiş biri olarak hafif hafif ama tamamen rastgele bir şekilde yapmaya başladığım yardımları/bağışları belirli bir plana oturtma kararı aldım bu kitapla birlikte. her yıl hangi stk'lara ve ne kadar bağış yapacağımı planladım. ayrıca ne kadar kalıcı olacağını bilmesem de en azından bir süre yapmayı düşündüğüm her lüks/gereksiz harcamada benim buna verebileceğim parayla x çocuğun hayatı kurtulabilirdi diyeceğim gibi görünüyor.
siz de benim gibi bir şeyler yapmak isteyip neyi ne kadar yapacağını bilemeyen biriyseniz okumanızı tavsiye ederim
kitap dünyadaki yoksulluğu bitirmek için varlıklı insanların bağış yapması gerektiğini anlatıyor temelde. hem teorik etik felsefesi ile ilgili argümanlar ile bu gerekliliğin boyutlarını tartışıyor, hem de insanların neden olması gerektiği kadar bağış yapmadığını pratik sebepleriyle anlatıyor. ayrıca şiddetli yoksulluk nedeniyle hayatını kaybeden bir insanın hayatını kurtarmak veya bir kişinin hayat kalitesini artırmak için gereken para miktarıyla ilgili birçok araştırmadan örnek veriyor. aklımda kalan birkaç tanesini paylaşayım.
- sıtmanın yaygın olduğu bölgelerde bir çocuğun hayatını kurtarabilecek bir yatak filesi/cibinlik için $10
- katarakt gibi basit bir operasyonla çözülebilecek bir sebeple kör olan bir kişinin tedavisi için $50
- doğum sırasında oluşan fistül nedeniyle hayatını tek başına, insan içerisine çıkamadan yoksulluk içerisinde geçiren bir kadının tedavisi için $400 gerekiyormuş.
kitapla ilgili kendi fikrime gelirsek, her ne kadar singer'in önerdiği yüksek etik standartlara uyabileceğimi düşünmesem de, kitap beni bu konuda düşünmeye ve bir şeyler yapmaya yöneltti, bu nedenle başarılı buldum - yazarın amacı da bir şekilde insanları harekete geçirmek zaten. ayrıca bir felsefe profesöründen beklediğime göre çok daha az teori, çok daha fazla pratik, uygulanabilir düşünce içeriyor, bu da hoşuma gitti.
sonuçta, iş hayatına yeni girmiş biri olarak hafif hafif ama tamamen rastgele bir şekilde yapmaya başladığım yardımları/bağışları belirli bir plana oturtma kararı aldım bu kitapla birlikte. her yıl hangi stk'lara ve ne kadar bağış yapacağımı planladım. ayrıca ne kadar kalıcı olacağını bilmesem de en azından bir süre yapmayı düşündüğüm her lüks/gereksiz harcamada benim buna verebileceğim parayla x çocuğun hayatı kurtulabilirdi diyeceğim gibi görünüyor.
siz de benim gibi bir şeyler yapmak isteyip neyi ne kadar yapacağını bilemeyen biriyseniz okumanızı tavsiye ederim
devamını gör...
pia
nasıl yazıldığı hakkında farklı rivayetler olan attila ilhan şiiri.
en kabul gören rivayet şu şekilde: attila ilhan bir gün kadıköy rıhtımda otururken bir nakliye kamyonu görür uzaklaşmakta olan. şair aracı beklediği kadına benzetir, belki o kadın da tıpkı bu nakliye kamyonu gibi geçip gitmiştir yanından, belki o kadını da tıpkı bu araç gibi hayatında sadece kısa bir an için görebilecektir. büyük şair işte bu kadın için yazar şiiri, ismini de o aracın üzerindeki ''pakistan international airlines'' yazısının baş harflerinden koyar, ismi pia'dır artık.
bu rivayetin çıkış kaynağı sanıyorum metin üstündağ'ın öküz dergisi ocak 2001 sayısı için yazdığı ironik bir yazıdan geliyor. o yazı:
''...bu şiire mecidiyeköy'deki evinde başlamış, otobüste devam etmiş ve taksim'e geldiğinde bitirmiş. yayınlandığında müthiş bir üne kavuşmuş bu şiir. sandallara, dolmuşlara, kamyonlara yazılmış, radyoda reklam programlarına girmiş. bir dönem ''başı bereli, yağmurluklu genç kız'' tipini moda eden de bu şiir olmuş. herkes merak etmiş sonra bu pia isimli kız kim? pia ismi çevresinde türlü söylentiler, rivayetler çıkmış... peki ama aslında kimmiş bu pia? şair attila ilhan'ın şiirine pia ismini otobüsle mecidiyeköy'den taksim'e gelirken elmadağ'da divan pastanesi'nin yakınındaki gördüğü bir tabeladan almış. pia'nın açılımı: pakistan international airlines... yani, uluslararası pakistan havayolları. düşünsenize ismi bir dönem sandallara, dolmuşlara, kamyonlara yazılan, radyo reklamlarına çıkan, herkesin platonik aşkı gizemli dilber pia, meğer pakistan havayolları'ymış...''
ufak tefek değişiklikler olsa da hikaye neredeyse aynı. hatta bir başka rivayete göre attila ilhan bu yazıya çok sinirlenir ve ''şiir ancak bir öküz tarafından bu şekilde yorumlanabilir'' der. yine bir rivayete göre attila ilhan'a sorulur bu pia, ve kendisi şöyle der: ''belki de o kadın aslında pia. o hiç olmayan kadın. aklımda kalanlar, imkânsız aşkların kadını. yaşanmış aşklar kalmıyor, bitiriyorsunuz karşılıklı. hatırlanan, askıda kalmış aşklar. ama pia aşkı yaşanmışlık olmadığı için, hiç bitmiyor...''
bir başka rivayet ise pia'nın yabancı bir hostes olduğu yönünde. attila ilhan bir yolculuğu sırasında güzel bir hostes görür, onunla konuşmak için sürekli bir çaba gösterse de nafile. hostes yabancıdır ve attila ilhan'ı bir türlü anlayamaz. bu rivayete referans olarak da uçağın singapura gitmekte olduğu ve şiirde bununla ilgili atıflar olduğu öne sürülmekte. (bu rivayeti yıllar evvel bir yerlerden okumuştum fakat nereden olduğu hakkında en ufak fikrim yok)
düzenleme:
hasan bülent kahraman'ın 10 şubat 2022 tarihli "yetmiş yıl önce attilâ ilhan..." isimli denemesinde okuduğum pia ile ilgili kısmı buraya eklemek istiyorum, yazının tamamına buradan ulaşabilirsiniz.
bir diğer aşkı meşhur ‘pia’ şiirini yazdıran genç kızdır. ondan söz açar:
"pia’yı (hani bir g. vardı ya, onun adını pia koymuştum) terkediyorum. ağlayacak biliyorum, ama tahammülüm yok. bu kız beni sahiden seviyor ve benim buna tahammülüm yok. ufak bir kız. çarşamba günü randevum vardı, gitmedim. işte böyle. herhalde bir kere daha izzetinefsini çiğnemez.’ (s. 223) ama g’den daha önce söz etmiştir: ‘içlerinden bir tanesi var: adı boktan: g. akademide talebe. çolpan’la yaşıt. tarifsiz fakir bir kızcağız. beni hüzünlendiriyor. onunla dolaşıyorum. ona sinemaları gezdiriyorum. ve dünyayı öğretiyorum. beni deli gibi seviyor. ve benim için izzetinefsini çiğniyor. ağlayacak gibi oluyorum." (s. 215)
ardından çok sarsıcı bir cümle yazar, daha sonra yazacağı pia şiirinin öncüsü olan bir cümle:
"onun için hala daha bir şeyler yazamadığım için utanıyorum. üç buudlu gözleri var. baktıkça derinleşiyor. sisler bulvarı’nı ve üçüncü şahsın şiiri’ni okuyup içleniyor ve sırf benim müstakbel kitaplarımı resimlemek için büyük ressam olmayı kuruyor (...) o gün g. de vardı. onun saçlarını okşadım. sen hiç kendinden on yaş küçük bir kızla böyle şeyler yaşadın mı kardeşim? ölürsün sanki." (s. 216-17)
sanıyorum nasıl yazıldığından daha önemli olan ne yazıldığı:
ne olur kim olduğunu bilsem pia’nın.
ellerini bir tutsam, ölsem;
böyle uzak uzak seslenmese,
ben bir şehre geldiğim vakit,
o başka bir şehre gitmese:
otelleri bomboş bulmasam.
içlenip buzlu bir kadeh gibi,
buğulanıp buğulanıp durmasam.
ne olur sabaha karşı rıhtımda,
çocuklar pia’yı görseler,
bana haber salsalar bilsem.
içimi büsbütün yıldız basar.
bir hançer gibi çıkıp giderdim.
ben bir şehre geldiğim vakit,
o başka bir şehre gitmese,
singapur yolunda demeseler.
bana bunu yapmasalar yorgunum.
üstelik parasızım, pasaportsuzum.
ne olur sabaha karşı rıhtımda,
seslendiğini duysam pia’nın:
sırtında yoksul bir yağmurluk,
çocuk gözleri büyük büyük;
üşümüş, ürpermiş, soluk.
ellerini tutabilsem pia’nın,
ölsem; eksiksiz ölürdüm.
en kabul gören rivayet şu şekilde: attila ilhan bir gün kadıköy rıhtımda otururken bir nakliye kamyonu görür uzaklaşmakta olan. şair aracı beklediği kadına benzetir, belki o kadın da tıpkı bu nakliye kamyonu gibi geçip gitmiştir yanından, belki o kadını da tıpkı bu araç gibi hayatında sadece kısa bir an için görebilecektir. büyük şair işte bu kadın için yazar şiiri, ismini de o aracın üzerindeki ''pakistan international airlines'' yazısının baş harflerinden koyar, ismi pia'dır artık.
bu rivayetin çıkış kaynağı sanıyorum metin üstündağ'ın öküz dergisi ocak 2001 sayısı için yazdığı ironik bir yazıdan geliyor. o yazı:
''...bu şiire mecidiyeköy'deki evinde başlamış, otobüste devam etmiş ve taksim'e geldiğinde bitirmiş. yayınlandığında müthiş bir üne kavuşmuş bu şiir. sandallara, dolmuşlara, kamyonlara yazılmış, radyoda reklam programlarına girmiş. bir dönem ''başı bereli, yağmurluklu genç kız'' tipini moda eden de bu şiir olmuş. herkes merak etmiş sonra bu pia isimli kız kim? pia ismi çevresinde türlü söylentiler, rivayetler çıkmış... peki ama aslında kimmiş bu pia? şair attila ilhan'ın şiirine pia ismini otobüsle mecidiyeköy'den taksim'e gelirken elmadağ'da divan pastanesi'nin yakınındaki gördüğü bir tabeladan almış. pia'nın açılımı: pakistan international airlines... yani, uluslararası pakistan havayolları. düşünsenize ismi bir dönem sandallara, dolmuşlara, kamyonlara yazılan, radyo reklamlarına çıkan, herkesin platonik aşkı gizemli dilber pia, meğer pakistan havayolları'ymış...''
ufak tefek değişiklikler olsa da hikaye neredeyse aynı. hatta bir başka rivayete göre attila ilhan bu yazıya çok sinirlenir ve ''şiir ancak bir öküz tarafından bu şekilde yorumlanabilir'' der. yine bir rivayete göre attila ilhan'a sorulur bu pia, ve kendisi şöyle der: ''belki de o kadın aslında pia. o hiç olmayan kadın. aklımda kalanlar, imkânsız aşkların kadını. yaşanmış aşklar kalmıyor, bitiriyorsunuz karşılıklı. hatırlanan, askıda kalmış aşklar. ama pia aşkı yaşanmışlık olmadığı için, hiç bitmiyor...''
bir başka rivayet ise pia'nın yabancı bir hostes olduğu yönünde. attila ilhan bir yolculuğu sırasında güzel bir hostes görür, onunla konuşmak için sürekli bir çaba gösterse de nafile. hostes yabancıdır ve attila ilhan'ı bir türlü anlayamaz. bu rivayete referans olarak da uçağın singapura gitmekte olduğu ve şiirde bununla ilgili atıflar olduğu öne sürülmekte. (bu rivayeti yıllar evvel bir yerlerden okumuştum fakat nereden olduğu hakkında en ufak fikrim yok)
düzenleme:
hasan bülent kahraman'ın 10 şubat 2022 tarihli "yetmiş yıl önce attilâ ilhan..." isimli denemesinde okuduğum pia ile ilgili kısmı buraya eklemek istiyorum, yazının tamamına buradan ulaşabilirsiniz.
bir diğer aşkı meşhur ‘pia’ şiirini yazdıran genç kızdır. ondan söz açar:
"pia’yı (hani bir g. vardı ya, onun adını pia koymuştum) terkediyorum. ağlayacak biliyorum, ama tahammülüm yok. bu kız beni sahiden seviyor ve benim buna tahammülüm yok. ufak bir kız. çarşamba günü randevum vardı, gitmedim. işte böyle. herhalde bir kere daha izzetinefsini çiğnemez.’ (s. 223) ama g’den daha önce söz etmiştir: ‘içlerinden bir tanesi var: adı boktan: g. akademide talebe. çolpan’la yaşıt. tarifsiz fakir bir kızcağız. beni hüzünlendiriyor. onunla dolaşıyorum. ona sinemaları gezdiriyorum. ve dünyayı öğretiyorum. beni deli gibi seviyor. ve benim için izzetinefsini çiğniyor. ağlayacak gibi oluyorum." (s. 215)
ardından çok sarsıcı bir cümle yazar, daha sonra yazacağı pia şiirinin öncüsü olan bir cümle:
"onun için hala daha bir şeyler yazamadığım için utanıyorum. üç buudlu gözleri var. baktıkça derinleşiyor. sisler bulvarı’nı ve üçüncü şahsın şiiri’ni okuyup içleniyor ve sırf benim müstakbel kitaplarımı resimlemek için büyük ressam olmayı kuruyor (...) o gün g. de vardı. onun saçlarını okşadım. sen hiç kendinden on yaş küçük bir kızla böyle şeyler yaşadın mı kardeşim? ölürsün sanki." (s. 216-17)
sanıyorum nasıl yazıldığından daha önemli olan ne yazıldığı:
ne olur kim olduğunu bilsem pia’nın.
ellerini bir tutsam, ölsem;
böyle uzak uzak seslenmese,
ben bir şehre geldiğim vakit,
o başka bir şehre gitmese:
otelleri bomboş bulmasam.
içlenip buzlu bir kadeh gibi,
buğulanıp buğulanıp durmasam.
ne olur sabaha karşı rıhtımda,
çocuklar pia’yı görseler,
bana haber salsalar bilsem.
içimi büsbütün yıldız basar.
bir hançer gibi çıkıp giderdim.
ben bir şehre geldiğim vakit,
o başka bir şehre gitmese,
singapur yolunda demeseler.
bana bunu yapmasalar yorgunum.
üstelik parasızım, pasaportsuzum.
ne olur sabaha karşı rıhtımda,
seslendiğini duysam pia’nın:
sırtında yoksul bir yağmurluk,
çocuk gözleri büyük büyük;
üşümüş, ürpermiş, soluk.
ellerini tutabilsem pia’nın,
ölsem; eksiksiz ölürdüm.
devamını gör...
robnaja
tanıştığımız andan beri, sevgili (bkz: robnaja)’ya nickaltı yazmak istiyorum ama yazacaklarım onu anlatmaya kâfi gelmeyeceğinden, özene bezene yazmak istediğimden bekliyordum. sonra anladım ki ne kadar beklersem bekliyim kelimeler onu anlatmaya kifayetsiz kalacak, bende elimde klavye nasıl yazsam acaba diye düşünerek yaşlanacaktım. gün bu gündür dedim ve hemen işe koyuldum.
#196560 nolu “ evde spor yapmak” tanımını inceleyin. o profilde ki karın kasları o incecik bel aman tanrım kıskanıyorum!!! ancak o tanım ile bize de çok güzel bir yol göstermiş, ben olsam kendime saklardım mesela.(swh) o paylaşımcı...
edebi yönünü, dilini, detaylı güzel tanımlarını yazmayacağım zaten onları okuyan herkes farkediyor asıl benim yazacaklarım; duyarlı, sevgi dolu, sıcacık ve samimi bir çiçek. evet çiçek... “çiçekler beni renklendiriyor.” demişti, kabul etmiyorum. çiçekleri renklendiren senin doğallığın, ve güzelliğin robnaja.
#196560 nolu “ evde spor yapmak” tanımını inceleyin. o profilde ki karın kasları o incecik bel aman tanrım kıskanıyorum!!! ancak o tanım ile bize de çok güzel bir yol göstermiş, ben olsam kendime saklardım mesela.(swh) o paylaşımcı...
edebi yönünü, dilini, detaylı güzel tanımlarını yazmayacağım zaten onları okuyan herkes farkediyor asıl benim yazacaklarım; duyarlı, sevgi dolu, sıcacık ve samimi bir çiçek. evet çiçek... “çiçekler beni renklendiriyor.” demişti, kabul etmiyorum. çiçekleri renklendiren senin doğallığın, ve güzelliğin robnaja.
devamını gör...
şofbeni bulan adamın ömrünü su sıcaklığını ayarlamaya adaması
kesinlikle gerçektir.
çözüm bulamamış olacak ki suyu ayarlayamadan ölmüş.
çözüm bulamamış olacak ki suyu ayarlayamadan ölmüş.
devamını gör...
horizon zero dawn
zamanında ps4 exclusive olan bir oyundur ancak sonraları bilgisayara da çıkmıştır. şimdi spoiler vakti.
--! spoiler !--
bu oyunun konusu, insanlar ile makinelerin çarpışmasıdır. makineler insanları yenmiştir, ki beklenen de budur zaten. sen kim köpeksin de ölmek umrunda olmayan ve üretilmesi sadece malzeme gerektiren makineleri kendi organik halinle yenebileceğini sanıyorsun ha? neyse, bilim insanları makineler insanları mahvedince insanlık ölmesin diye bir plan kurmuşlardır. bu plan, makineler insanları yok ettikten sonra, yapay zeka modülleri kullanılarak insanlığın yeniden canlandırılmasıdır. bu modüller, tam hatırlamıyorum ama farklı amaçlara hizmet ederler. mesela birisi insanlığın o zamana kadar sahip olduğu bilgi birikimini muhafaza eder, bir diğeri havayı uygun hale getirir falan. bilim adamları bilir ki bir deney her zaman istenen sonucu vermeyebilir, hele böylesine büyük çaplı ve hiç denenmemiş bir deneyse bu oran daha da çoktur. bu yüzden bir de hades eklerler. bu hades, eğer diğer modüller insanlığı geri getiremezse tüm ilerlemeleri silecektir. böylelikle modüller insanlığı geri getirmeye baştan başlayabileceklerdir. sıkıntı ise şudur: bu sefer hades, insanlık geri geldiği halde tüm ilerlemeyi yok etmek istemektedir. biz, ana karakter olarak hades'e dalar ve kendisini keseriz. bu arada modülün ismi hades olmayabilir tam emin değilim oynayalı baya oldu. neyse, bu makine insan savaşından dolayı etrafta inekler gibi hayvanlar vardır ama bu hayvanlar aslında makinedir. yani gerçek inek değil robotik inek. insanlar bunlara alışmıştırlar. ayrıca, bazı eskiden kalma teknolojiler hala hayattadır ve bunlar hakkında ses kaydı veya yazı toplayarak insan makine savaşını ve buna giden yolu öğrenebiliriz. oyunun bence en ilginç kısmı ise, bizim kabilemizdeki kekoların eski teknolojiyi tanrı sanması ve ona tapmasıdır. yani mesela bir kapı var, bu kapı lazerle önünde dikileni tarıyor ve dna uyuşmazsa izin verilmedi gibi bir şey diyor. yani kendisi kapı siri'si. bizim keko kabile ise bunu tanrı sanıyor, gariplerim nereden bilsin tabi kapıdan ses çıkabileceğini? daha komiği ise bu lafı vahiy sanıp yorumluyorlar, bilmiyorlar ki aslında şişko gözlüklü bir yazılımcı if 0 printf("invalid") gibisinden bir şey yazdı. tabi bizim dna uyuşuyor. haliyle, oyunda böyle bir kapı varsa ve biz ana karaktersek uyuşacak tabi. sonra bizi dışlayan tüm bu keko kabile biz kapıya girince bizi tanrısal peygamberimsi bir yere koyuyor ve ben de noldu lan beni dışlıyodunuz diyorum ama ne yazık ki ana karakter bunu demiyor. el ele tutuşup robotları dövüyoruz.
--! spoiler !--
--! spoiler !--
bu oyunun konusu, insanlar ile makinelerin çarpışmasıdır. makineler insanları yenmiştir, ki beklenen de budur zaten. sen kim köpeksin de ölmek umrunda olmayan ve üretilmesi sadece malzeme gerektiren makineleri kendi organik halinle yenebileceğini sanıyorsun ha? neyse, bilim insanları makineler insanları mahvedince insanlık ölmesin diye bir plan kurmuşlardır. bu plan, makineler insanları yok ettikten sonra, yapay zeka modülleri kullanılarak insanlığın yeniden canlandırılmasıdır. bu modüller, tam hatırlamıyorum ama farklı amaçlara hizmet ederler. mesela birisi insanlığın o zamana kadar sahip olduğu bilgi birikimini muhafaza eder, bir diğeri havayı uygun hale getirir falan. bilim adamları bilir ki bir deney her zaman istenen sonucu vermeyebilir, hele böylesine büyük çaplı ve hiç denenmemiş bir deneyse bu oran daha da çoktur. bu yüzden bir de hades eklerler. bu hades, eğer diğer modüller insanlığı geri getiremezse tüm ilerlemeleri silecektir. böylelikle modüller insanlığı geri getirmeye baştan başlayabileceklerdir. sıkıntı ise şudur: bu sefer hades, insanlık geri geldiği halde tüm ilerlemeyi yok etmek istemektedir. biz, ana karakter olarak hades'e dalar ve kendisini keseriz. bu arada modülün ismi hades olmayabilir tam emin değilim oynayalı baya oldu. neyse, bu makine insan savaşından dolayı etrafta inekler gibi hayvanlar vardır ama bu hayvanlar aslında makinedir. yani gerçek inek değil robotik inek. insanlar bunlara alışmıştırlar. ayrıca, bazı eskiden kalma teknolojiler hala hayattadır ve bunlar hakkında ses kaydı veya yazı toplayarak insan makine savaşını ve buna giden yolu öğrenebiliriz. oyunun bence en ilginç kısmı ise, bizim kabilemizdeki kekoların eski teknolojiyi tanrı sanması ve ona tapmasıdır. yani mesela bir kapı var, bu kapı lazerle önünde dikileni tarıyor ve dna uyuşmazsa izin verilmedi gibi bir şey diyor. yani kendisi kapı siri'si. bizim keko kabile ise bunu tanrı sanıyor, gariplerim nereden bilsin tabi kapıdan ses çıkabileceğini? daha komiği ise bu lafı vahiy sanıp yorumluyorlar, bilmiyorlar ki aslında şişko gözlüklü bir yazılımcı if 0 printf("invalid") gibisinden bir şey yazdı. tabi bizim dna uyuşuyor. haliyle, oyunda böyle bir kapı varsa ve biz ana karaktersek uyuşacak tabi. sonra bizi dışlayan tüm bu keko kabile biz kapıya girince bizi tanrısal peygamberimsi bir yere koyuyor ve ben de noldu lan beni dışlıyodunuz diyorum ama ne yazık ki ana karakter bunu demiyor. el ele tutuşup robotları dövüyoruz.
--! spoiler !--
devamını gör...




