sıkıntıdan kendilerine yeni korkular bulmaya çalışıyorlar. bir uçak bileti kadar yakınız. korku, adrenalin, heyecan ne ararsan burada. koşun gelin.
devamını gör...

geçen gün bir kamu spotunda bana teşekkürler eden oyuncu.
o hoş sesi ile hemde. bi mutlu oldum bi mutlu oldum.
iyi ki aşı oldum dedim.
ikinci dozda yüzyüze demesini bekliyorum.
devamını gör...

kapalı pencere'nin önünde, elinde art of seduction adlı kitapla ne yapacağını bilemez halde dikiliyordu. altı tane çocuk gürültülü şekilde beerilaryikeygary yürüyerek ve gülüşerek aşağıda durdu. içerideki odada karanliktakimum eşliğinde açık olan müziği duydu: to bid you farewell çalıyordu. elindeki kitabı masa lambası'nın yanına bıraktı ve oturma odasına gitti.

açık televizyonda belgesel vardı, sesi kısık şekilde... az önceki şarkı bitmiş, şimdi black rose immortal çalmaya başlamıştı. "zaten kafambidünya, bu şarkı şu an için fazla gürültülü" diye düşünerek radyoyu kapattı. tam o anda arkasında zippodan çıkan çınn sesi'ni duydu. hızla döndü ve göz göze geldiler. "merhababengeldim" dedi, sanki yıllar geçmemiş gibi aradan.

dışarıdan komşu mehpare hanım'ın sesi geliyordu. galiba çocuklara "başka yerde oynayın" gibi bir şeyler söylüyordu. "ne işin var senin burada? ya da benim burada ne işim var diye mi sormalıydım? aah, yıllar sonra bile kafamı karıştırıyorsun!" dedi düşünceli düşünceli. şimdi mistik bazı konuların anlatıldığı belgeselde bir lucifer betimlemesi görüyordu, tam da onun arkasındaki televizyonda. "ruhunu insana satmış şeytan" diye geçirdi aklından, şeytana bile pabucunu ters giydirebilecek zekâdaki kadına bakarak. ne çok sevmişti onu! oysa o "ne zaman gitti tren" demeye bile kalmadan bir trene binip kayboluvermişti gözden. onu orada yarım bırakılan roman gibi terk ederek... hesap sormak istese de bir yanıyla "dahavakitvar" diyordu içinden bir ses; "onun da zamanı gelecek..."

o rahatsız, sağır edici sessizlik telefonun acı acı çalan ziliyle kesildi birden. "ben_ebruli" dedi karşısındaki, her zamanki ürkek sesiyle. "verdiğin sözü unutmadın değil mi? bugün gelecektin?" dedi sorar bir ses tonuyla. tamamen aklından çıkmıştı, az önceki şokun etkisiyle. "kahretsin!" dedi içinden ama telefona "tabii ki unutmadım! az sonra yanındayım" demeyi de ihmal etmedi. usulca bıraktı ahizeyi yerine. ona döndü, sessizveduygusuz bir bakış atarak "bunu konuşacağız... eğer yine bir anda ortadan kaybolmazsan tabii?" diye ekledi. cevap vermesini beklemeden, patroniçe gibi havalı bir şekilde odanın ortasında duran kadının yanından geçti hızla. dışkapınındışmandalını çevirirken zihninde tek bir soru vardı: ya gerçekten geri döndüyse?

kadının gözlerindeki yaşları görseydi, belki de o an vazgeçerdi gitmekten.

ama görmedi...

*
devamını gör...

yaptığım eylemdir. birilerinin sizi fark ettiğini fark etmek mutlu olmanızı sağlıyor.
devamını gör...

- samsung c100
- nokia 3500
- nokia 5800 xpress music
- samsung s3
- samsung s4
- samsung s5
- samsung a6 plus ( seviyeli birlikteliğimize devam ediyoruz )
devamını gör...

bizim evde asla yabancılık çekmez. soframın baş köşesindedir... ayva,vişne,çilek,incir hepsi benim sevdiceğimdir.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ben hoşuma giden her şeyi artılıyorum. neden bencil olayım ki çok saçma!
devamını gör...

biri bana "ben seni arkadaşım olarak hayatımda görmeyi isterim" demişti. ben de "benim yeterince arkadaşım var sağol canım" demiştim.
devamını gör...

asıl soru şu: dağ delinir mi?..*
devamını gör...

hissetmeyi özledim
devamını gör...

bu sözlükte gerçekten kitap çıkarmasını istediğim birkaç yazar var.
listenin başını çeken bu beyefendidir.
tanımlarını oturup dinlene dinlene okumanızı öneririm. hepside cahil olduğum konularda ve anlatımı çok çok güzel.
ellerine sağlık.
devamını gör...

z kuşağına analık-babalık ve abilik-ablalık eden kuşaktır...kısacası asıl sanatçılardır. bu durumda z kuşağı da sanat oluyor. (bkz: yersiz hicivler)
devamını gör...

vatman kısaca şehir içi hatlarda kullanılan tramvayların ve metroların sürücülerine verilen isimdir.
çoğunlukla makinistlik ile karıştırılan vatman, yalnızca kent içi ulaşım sağlayan ve yoldan herhangi bir yüksekliği bulunmayan raylı sistemlerde görev yapan kişilerdir.
dün yaşanan bir olay
devamını gör...

cafer modarres sadeghi’nin iki öykülük öykü kitabına ismini veren ben sabaha kadar uyanığım öyküsünde geçen bir sözdür.

artık aldığınız yaşlar alacağınız yaşlardan daha fazla olmaya başladığında dönüp geçmişe bir göz atma ihtiyacı hissedersiniz. nostaljik bir yenilenme ve hatırlama hesabından çok; bir hesap çıkarma, olup biteni anlamlandırma çabasıdır bu geri dönüşün bir arpa boyu uzanan halsizliği.

ben de geri dönüp baktığımda az gidip uz gittiğimden ve dere tepe düz gittiğimden emin olduktan sonra gökten düşen üç elmadan sadece birini yerden alıp kafamı şöyle bir ovuşturup acıdan kurtularak düşünmeye başladım.

ve benim de bir yıkıcılık mazim olduğu ortaya çıktı geçmişimi daha iyi görebilmek için kullandığım kozmik gözlerimin nedenini açıklamaya çalışırken.

sanki belli bir yaş aralığında dokunduğum her şeyi yerle yeksan etmişim ve işin en kötü yanı ise bunun farkına varmayacak kadar iyi niyetli bir kötü adammışım. ne kadar çok insana zarar vermişim, ne kadar çok umudu yıkıp geçmişim, ne kadar hayal kırıklığı yaratmışım.

mazimde kalmasını umduğum yıkıcılığa kesin olarak bir son verme isteğindeyim. bir sonraki yaşım bir dönüm noktası olacak, bunun sözünü aldım. yıkılcılık mazisi kaybolup gider belki. enkazın altında sapasağlam çıkarım.
devamını gör...

o zamanlar 3,5 yaşında olan minnoş kuzenim (ki şimdi de 4,5 yaşında) heyecanla annemin yanına gelir, büyük bir keşif yapmıştır, yer yerinden oynayacaktır ve hepimizin aklını alacaktır;

minnoş: yenge! yenge, biliyor musun?! amcam, babamın abisiymiş!
annem: biliyorum...
m: ne?! sana kim söyledi?
devamını gör...

öncelikle şunu belirteyim, akademi ödülleri denen şeyin tarihte gelmiş geçmiş en büyük mıçmasıdır. sadece üç dalda oscara aday gösterilmiş, hiçbirini alamamış, kıymeti o zamanlar bilinmemiş ama seneler geçtikçe güzel yaşlanan bir film olmuştur. tıpkı yıllandıkça tadı ve değeri artan bir şarap gibidir. bu nedenle ilk kez seyreden yeni nesillerin bile gönlünde taht kurmuştur. reginald rose' un aynı isimli oyunundan gene kendisi tarafından senaryolaştırılmış 1957 yapımı film olup yönetmeni sinemanın ustalarından sidney lumet tir. (bkz: kült film)

film çok düşük bir bütçe ve bunun getirdiği zorluklarla çekilmiş olmasına rağmen güzel değil çok güzel bir film nasıl yapılırın en güzel örneklerinden biridir belki en iyi örneğidir. bu konuda to kill a mockingbird ile yarışır ama bariz biçimde 12 engri men daha üstündür.*

filmin herşeyini geçin şu sübliminal mesajlar bile nasıl bir şey olduğunu anlamanıza yarar:
- herkes siyah elbiseliyken yalnızca bir jüri üyesinin beyaz takım elbise giymesi ( ki bu jüri no 8 i oynayan henry fonda, yani en başta ayak direyen tek kişi),
- jüri odasındayken baştan beri vantilatörün çalışmadığına karar verip, aslında lambaya bağlı olduğu için çalışmadığını tesadüfen öğrenmeleri ve “önyargıları” sebebiyle uzun süre boyunca sıcakta bunalmaları,
- jüriyi boğan sıcak havanın olaylar biraz çözülmeye başlayınca serinleyerek yağmura dönmesi, bu ve bunun gibi hatırlayamadığım bir sürü konu.

film üç dalda 1957 akademi ödüllerine aday olmuş ve üçünde de o sene en iyi film akademi ödülünü alacak olan the bridge on the river kwai filmine kaybetmiş. bu üç adaylık en iyi film akademi ödülü, en iyi yönetmen akademi ödülü ve en iyi uyarlama senaryo akademi ödülü. tamam kwai köprüsü iyi filmdir ama bununla kıyaslanacak bir film değildir.

filmde en başta hayır oyu veren tek kişi olan jüri no 8 i oynayan henry fonda' nın en son ikna ettiği adam olan jüri no 3 ü oynayan lee j. cobb da müthiş bir oyunculuk çıkartıyor.

filmin siyah beyaz olan görüntüleri ve çekim teknikleri de anlatılasıdır:
- filmin başlangıcında, kameraların tümü göz seviyesinin üzerine yerleştirilmiş ve nesneler arasında daha büyük bir mesafe görünümü vermek için kamera geniş açılı lenslerle çekim yapmaktadır.

- film ilerledikçe kameralar göz hizasından çekim yapar.

- filmin sonuna doğru neredeyse tamamı göz seviyesinin altında, yakın çekimde ve klostrofobi hissini artırmak için telefoto lenslerle çekim yapılmıştır.

- filmin sonunda mahkeme binasından çıkarken gene tepeden geniş açı ile çekim yapılarak özgürlük hissi vurgulanmıştır.

yönetmen sidney lumet, oyuncuların hepsini aynı odaya birkaç saatliğine kapatmış ve burada prova yapmalarını sağlayarak bir odaya kapatılmanın nasıl bir şey olacağını anlamalarını istemiş, bu da doğal olarak filmdeki performanslarının doğal gözükmesini sağlamış.

film gişede beklenen ilgiyi görememiş (yuh ki yuh). bu yüzden henry fonda filmin karından alacağı parayı alamamıştır. buna rağmen fonda kariyerinde bu filmi en iyi üç filmi arasına koyar. diğer ikisi the grapes of wrath (1940) ve the ox-bow incident (1942).

bu film genellikle işletme okullarında ve atölyelerinde (workshop) ve hukuk fakültelerinde ; ekip dinamiklerini ve fikir ayrılıklarını çözme tekniklerini göstermek için kullanılır.

henry fonda kendisini filmlerinde izlemekten hoşlanmadığı için film yayınlanmadan önce tamamını izlememiş. ancak, izlediği kadar olanı için gitmeden önce yönetmen sidney lumet'e "sidney, bu muhteşem" demiştir.

filmde zanlı olan gencin etnik kökeni belirtilmemektedir. tek gerçek olan kuzey amerika kökenli olmadığıdır. filmde bu şekilde ırkçı bir yaklaşım sergilenmesi sağlanılmış. (bana italyan asıllı veya hispanik gibi gelir her seferinde). gerçek adı john savoca dır ve filmde çok az gözükür. gerçek hayattada kim olduğu hakkında internette pek bir bilgi yok. zaten tek filmde oynamış, sonra medyanın önüne hiç çıkmamıştır.

filmde oynayan 12 jüriden en son hayatta kalanı olan jüri no 5 jack klugman 24.12.2012 de ölmüş. hepsi öbür dünyada jürinin karşısına çıkacak duruma gelmiş anlayacağınız.

filmin üç dakikası dışında tamamı yaklaşık 5 metreye 7 metre gibi olan jüri odası içinde çekilmiştir. tek mekanda geçen filmler arasında müstesna bir yerdedir.

dağıtıcı firma united artists henry fonda'dan bu filme yapımcı olmasını istemiş, böylece fonda filmin hem oyuncusu hem de yapımcısı olmuştur. ancak bir daha asla bir filme yapımcılık yapmamaya karar vermiş.

film boyunca oniki jüri üyesinden sadece ikisinin adı bellidir. jüri no 8 mr. davis, jüri no 9 mr. mccardle. bunun dışındakilerin isimleri bilinmez.

filmin sosyal psikolojik incelemesini ise buradan okuyabilirsiniz.
devamını gör...

altın çiçek hanedanın reisidir. morgoth’un(melkor) çaldığı silmarillerin peşinden ölümsüz karaları terk eden elflerdendir.

kaynak: ortadunya.com
devamını gör...

öyle güzel tasvir edilmiş ki, bir melek öldüresim geldi.
oyuna gelmeyeceğim ama.
devamını gör...

daha fazlasını hakediyorum. kendini beğenmezsen seni kim beğensin değil mi?
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim