kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

yanan sobaya sarılmayacağına dair maddeler gibi birbirinden tuhaf maddeler yazan bir kağıt imzalamak. evet, sobaya sarılmayacağımı taahhüt ettim askerde. bu da değil tek, parmaklarımı prize sokmamak için de taahhütte bulundum. daha neler var da unuttum.
devamını gör...

değeri bilinmeyecek insandır. kitap hediye etmek ne kelime yeri geldiğinde şiir bile yazar bu saf romantikler lakin kadın kısmı bunları sadece uzaktan sever.
devamını gör...

son derece mantıksız iş. siyaset için de aynısı geçerli.

genellikle maç biter, iki takımın oyuncuları sarmaş dolaş, güle eğlene, forma falan değişerek çıkarlar sahadan kol kola. millet de orada birbirini yer, bıçaklar vesaire...

yalnız bu konuda şu ana dek gördüğüm en acayip anı (eğer gerçekten yaşanmışsa tabi) şu linktekidir. bir taraftan hazin ve trajik, bir taraftan komik... insan şaşıp kalıyor ne söyleyeceğini.

tövbe ya rabbim yav!
devamını gör...

kahve,peynir çeşitleri,bitter çikolata gibi bi sürü örnek verebileceğim şey.
devamını gör...

paraguay'a özgü bir çörek. manyok isimli bir bitkide elde edilen un ile yapılıyor. kahvaltılık olarak tüketiliyor. doldu olarak peynir kullanılıyor ve üstünün gevrek olması için ise domuz yağı. helal olması için üzerine başka bir yağ tabiki sürülebilir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

schindler's list ve life is beautiful gibi ikinci dünya savaşı konulu mükemmel bir dram filmidir.

piyanistimiz filmin girişinde chopin nocturne c sharp minor çalmaktadır.

aynı parçayı aşk-ı memnu dizisinde behlül de piyano ile çalmıştır. vay anasını behlüle bak demiştim
devamını gör...

boş olduğunu görünce dumura uğradığım başlık. yazalım madem, merak edene paganizm'e giriş olsun.

politeistik & panteistik doğa dinleri bütünüdür.

geneli itibariyle paganizm aslında ibrahimi olmayan her dini kapsayan bir şemsiye terimdir, ancak kendi çevrelerinde ağırlıklı olarak doğa dinleriyle anılır.

modern paganizm çok zengin ve farklı geleneklerden oluşur. burada geleneklerden kasıt, farklı dinlerdir, ancak yine alakalı çevreler içerisinde pagan dinleri gelenekler veya "yollar" olarak anılır ve birbirinden ayrılır.

(bkz: neopaganizm)

her pagan oturmuş düzene ve işleyişe sahip bir geleneği takip etmek durumumda değildir, maneviyat hakkında kendi görüşlerini takip ederek kendi yollarını çizebilirler, bu yönüyle günümüzde çoğu pagan dini öznelliği yüceltir ve kişisel deneyimi ön plana çıkartır. dolayısıyla paganizm dogmatik değildir. paganlar doğaya hürmet ederler ve pek çok tanrı & tanrıçaya tapabilirler. buna onurlandırmak veya onurlanmak denir.

paganizm'in çokça tanrısının bulunmasının sebebi, doğanın kendi içinde bulunan çeşitliliğini tanımaya dayanır. bazı paganlar, tanrı ve tanrıçaları bir bireyler bütünü olarak görür, tıpkı bir insan toplumu gibi. diğerleri, örneğin antik zamanlardan bu yana osiris ve isis'in takipçileri, günümüzün wicca temelli paganları ile birlikte, bütün tanrıçaları bir büyük tanrıça olarak görürler, bütün tanrıları ise bir bütün; birbirleriyle olan ahenk ve düzenli etkileşimleri, evrenin sırlarını yaratır ve imgeler bize.

buna rağmen de pek çok gelenekte en yüksekte yüce bir ilahi prensip olduğu düşünülür, herakleitos'un deyimiyle "zeus olarak anılmak isteyen ve istemeyen bir tanrı." gibi. bu prensip bazıları için de her şeyin büyük tanrıça ve annesi'dir. isis'in ilk yüzyıl yazarı apuleyus'a olduğu gibi, bu paragrafta ikincil olarak bahsettiğim prensip günümüzde çoğu batılı pagan tarafınca takip edilir.

ama diğerleri, hıristiyan antikliğinde paganizm'i eski haline kavuşturan imparator julian gibi, günümüz vakitlerinde bazı hindu mistikler ile birlikte, soyut bir yüce kaideye inanırlar, her şeyin kaynağı ve özü. ama bu paganlar bile, diğer ruhani varlıkların daha yüce olabileceği ihtimalini kabul etmekle birlikte, kendilerini kutsal olarak tanırlar, yanlış veya kısmi olmayan. bahsetmiş olduğum bir'e inanan paganlar henoteist olarak adlandırılırlar, bir doğru ilahiliğe inanıp diğer bütün tanrıları reddeden monoteistlerden ayrı olarak.

biraz da tanrıçaya değinmeli. bütün pagan dinleri kutsallığın feminen yüzünü tanırlar, tanrıçalar barındırmayan bir pagan dinini, pagan dini olarak tanımlamak epey zordur. odin ya da mitra kültü gibi bazı pagan yolları, bir erkek tanrıya da özel bir bağlılık sunarlar. ama monoteistlerin yaptığının aksine, diğer tanrı ve tanrıçaları reddetmezler. judaizm, islam ya da hıristiyanlık gibi pagan olmayan dinlerin dişi bir kutsallık fikrinden iğrenmesi durumunun aksine.
devamını gör...

benim aklıma maalesef "terlikli keko" olarak anılan izmirli garibim ali uçar abimizin haberini getiren başlıktır. insanlık dersi nedir buyrun öğrenin...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

detaylı anlatım için tıklayın.

sosyal medyadan aldigi etkileşimleri teşhircilikle artirmak isteyen bir "mal"ın, metroda kitap okuyan, kimseye zararı olmayan ali uçar'ı gizlice fotoğraflayıp facebook'a aşağılayıcı bir notla yuklemesi olayı... unutamıyorum ulan. ali uçar abimizin facebook'tan verdiği cevabı unutamıyorum işte:


''arkadaşlar fotoğraftaki kişi benim ve hiç utanmıyorum karşımda oturan kızın namusuna bakmadığım için... evet ben cebi çok zengin bir insan değilim hatta ilkokul 6. sınıf terkim, annem babam ayrı toplumun huzurunu kaçıran soytarı olamadım utanıyorum... çalmıyorum çalışarak para kazanıyor param yettiğince kitap almaya kütüphaneye gitmeye çalışıyorum çok utanç duyuyorum böyle bir insan olduğum için... elbisem kirli terliğim bindiğim metroya uygun değil işte zihnimi kirletemiyorum utanıyorum... ama her ne olursa olsun bana kitaplar böyle olmayı öğretti insan olmayı hayvanlaşıp çevremi kirletmiyorum üzgünüm utanıyorum..."
ali uçar


edit: imla
devamını gör...

ne göbek gider ne dert
kaldı mı bıngıl bıngıl sarkan et
devam ederse pandemi
tüm dünya olacak pavarotti.*
devamını gör...

bu başlığa yazmadan önce sevgili boop ile kısa bir sohbetimiz olmuştu. ben de bu sohbete istinaden bu başlık altında türkiye'de ikamet etmekte olan engelli vatandaşlara yaklaşım konusunda kısa bir inceleme yazma gereği duydum. bu girdinin ilerleyen kısımlarında okuyacaklarınız bir çoğunuzu rahatsız edebilir.

hazırsanız kemerleri bağlayın sert bir giriş yapacağız konuya.

engellilik başlığına türkiye'de ikamet eden engelli bireylerin sorunlarını mesleki tecrübelerime dayanarak yazdım. okuyacaklarınıza hazırlık olması için öncelikle orada yazmış olduklarımı okumanızı öneririm.

türkiye'de ikamet etmekte olan engelli vatandaşlarımızın büyük çoğunluğu bugün ifadelerden ziyade imkanlar noktasında güçlük geçmektedir. küçük yaşlardan itibaren ihtiyaç duydukları destek eğitim kapsamında bulunan özel eğitim ve rehabilitasyon hizmetlerinden ayda toplam 12 saat yararlanabilmektedir. evet, doğru duydunuz 1 ay içerisinde toplam 12 saat. çocuklarda ayda 8 saat bireysel eğitim ve 4 saat grup eğitim hakkı tanınmaktadır. bu süre içinde çocuklar engellilik derecelerine göre yaşıtlarının sahip olduğu fiziksel, bilişsel ve duygusal gelişim düzeyine erişmeye çalışır ancak aklı selim ile düşünen her birey bu sürenin yetersizliği karşısına dehşete düşmektedir.

özellikle 2-5 yaş arasında uyaran eksikliği tanısı almış çocuklarda yoğunlaştırılmış eğitim alması halinde raporlarının tamamen kalkması söz konusu olabiliyorken - ki bu hayatının geri kalan kısmını tamamen bağımsız sürdürebilmesi manasına gelir- inisiyatif alınmayarak kısıtlı eğitim süresince ''ne olabiliyorsa o olsun '' mottosuyla kayıp ediliyor ve çok uzun yıllar boyunca eğitim almak durumunda kalıyor ve çoğunlukla tamamen bağımsız hale gelemiyor. bu durumun temel sebebi ise eğitim yukarıda bahsettiğim üzere eğitim sürelerinin kısıtlılığı. buradan okuyabileceğiniz üzere ebeveynler kendilerini yırtıyor ''ders saatleri yetmiyor'' diyerek tabi sonuçlar ne? büyük puntolar ile yazacağım; hiç

gel gelelim bu çocuklar güç bela sosyal hayata katılabilecek bilişsel becerileri kazandığı durumda onları bekleyen senaryoları incelemeye. lise ve en az ön lisans bölümlerinden mezun olanlar ekpss sınavına girerek devlet dairelerinde iş bulabiliyor ancak kadro açılırsa. * eyy devletlü han sultan hazretlerinin öyle deliler gibi kadro açıp istihdam sağladığı söylememi beklemiyordunuz her halde, değil mi? buradan bir tık yapıp 2021 yılında açılan kadroları inceleyebilirsiniz. koskoca şehirlerde 1-2 kişi kadroya geçebiliyor ve bu insanlarda gayet sınav ücreti ödüyor. koskoca ösym, çocukların cebinde ki 120 lirada göz dikiyor ama bu başka entrynin konusu.

eee bu insanlar taş yemeyecek değil mi? amaç ne? kişiyi en bağımsız yaşayacak hale getirmek. bunun için ne gerek? iş gerek. doğru düzgün engelli personel istihdam çalışmaları yapılmadığı için özel şirketler sanki bu insanlar çalışmıyormuş gibi, babasının hayrına aylık ödeniyormuş gibi muamele ile çalıştırıyor insanları. bildiğiniz mesaiye kalıyorlar, kaybolan evraklardan dolayı sürekli yönetime şikayet ediyorlar çünkü iş ahlaksızlığının da afrikası türkiye. iş yerinde karşılaşılabilecek her türlü aksiliğin sorumlusu tutuluyor ve çok ciddi mobbinge maruz kalıyorlar. bu mobbingi uygulayan şirketleri burada saymaya başlasam, sizde boykot kararı alsanız; markete gidince alış veriş yapacak 3 tane firma bulamazsınız o boyutlara ulaşan bir haksızlık söz konusu.

yani yukarıda bahsettiklerimden özetle türkiye'de yaşamakta olan engelli vatandaşların hitaplardan önce somut ihtiyaçlarına cevap veren resmi yönetmeliklere ihtiyaçları var. insana insan gibi muameleye ihtiyaçları var, hepimiz gibi. her şeyden önce insanın varlığına duyulan saygıya ihtiyaçları var, hepimiz gibi. türkiye'de yaşayan engelli vatandaşların somut dertleri var ve dolayısıyla öncelikle somut çözümlere ihtiyaçları var.

somut derken hakikaten somut düzenlemelere ihtiyaçları var. şekil a;

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


gel gelelim ifadenin yerine yurduna önemine. evet, yukarıda okuduklarınız girdi hükmünde giriş metni idi.

sosyokültürel referans içeren hakaretler başlığında bir miktar inceledik aslında bu durumu. biz memlekette asıl konuşulması gereken husus; g.te g.t demek değil. götü göte hakaret olarak kullanmak şöyle ki kör olmak, sağır olmak, zihinsel engelli olmak bir durumu ifade eden sözcüklerdir ancak yolda ayağı taşa takılan arkadaşınıza; ''kör müsün abi?'', aynı cümleyi iki kere kurmak zorunda kaldığınız arkadaşınıza; ''sağır mısın aq?'' *, kavga sırasında saçma sapan hareketler eden arkadaşınıza; ''spastik misin hocam?'' derseniz şayet bu durumu engel türünden etkilenmiş insana diyemezsiniz çünkü daha önce bunu hakaret mahiyetinde kullanmış olmanız vicdanınızı rahatsız etmeye başlar ve kişilerin, kişisel özelliklerini hakaret olarak kullanma durumu o kişisel özelliğin terminolojisine karşılık gelen ifadeden daha hasar vericidir.

bu durumu bir hikaye ile daha açıklayıcı hale getireyim isterseniz;
dipnot; sal artık sal diyenleri duyuyorum. o sebeple hikaye kısmını spoiler olarak yazacağım dileyen o kısmı atlasın.


yıllar evvel ben bir devlet üniversitesine bağlı otizm merkezinde öğretmen olarak çalışıyor aynı zamanda okuyordum. 1 yıl boyunca bu okulda çalışmaya devam ettim. her ne ise. bu kurumun ismi ilk başlarda ; otistik çocuklar okulu idi daha sonra otizmli çocuklar iş okulu oldu en son özel gereksinimli bireyler iş okulu oldu ancak bilin bakalım ne değişmedi? eğitim yönetmeliği. o üniversitede derslere giren koca koca profesörler yan odamda çaylarını yudumladı derslere girmedi. ekstra projeler yürütülmedi. şimdi sorarım size; bunca isim değişikliği neye hizmet etti? yalnızca bizim vicdan mastürbasyonu yapmamıza yaradı ben söyleyeyim size. 18 yaşımdan itibaren özel eğitim sektöründe aralıksız çalıştım. üniversite okurken özel rehabilitasyon merkezlerinde çalıştım, üniversiteye bağlı olanlarda çalıştım, koca koca profesörlerle ders anlattım ama günün sonunda benim yukarıda bahsettiğim; ''kişinin özellikleri hakaret malzemesi edilmemelidir'' düsturunu öğretemedim.


hikaye time bitti.

girdinin konusuna geri dönelim buralar dağılmadan. türkiye'de asıl mevzulardan birisi bizim kültür olarak kişisel özellikleri hakaret yada hitap olarak kullanmak konusunda takıntımız. her köyde vardır değil mi bir çolak ahmet, sağır fatma , topal hüseyin işte bu mesele biraz bizim kanımıza işlemiş işin doğrusu halbuki bugün gençler bilgisayar oyununda biraz kötü oynayan oyuncuya; ''kolsuz musun? sjhfjkdfhsdk'' diyor. peki ya gerçekten kolsuz birini gördüğünde?

bizim ülkede ilk girdide bahsedilenlerden önce somut problemlerin çözülmesi ardından kişinin özelliklerinin hakaret mahiyetinde kullanılmasının ayıp olduğu düsturunun oturması gerekiyor. zira bugün türkiye'de yumuşatılan kibarlaştırılan ifadeler muhatap için değil kurum yada şahısların vicdanını rahatlatması için yumuşatılıyor.

sonuna kadar okuyan herkese teşekkür ederim efendim. kafanıza kalpler fırlatıyorum*
devamını gör...

skafoid(scaphoideum) kemiğin avasküler nekrozuna verilen addır.
devamını gör...

daha geç işe girmeyi isterdim. farkında olmadan erken hayata atıldım galiba. bu da bünyede yorgunluğa sebebiyet verdi.
devamını gör...

bu neyin kafası? , diye sormak isterdim.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

gereksiz eylem. insanlara böyle şeyler söylenmez.

bazı - sizin deyiminizle tipsiz ya da çirkin- erkeklerin çok daha çekici olduğu gerçeğini de bir kenara yazalım.
devamını gör...

hangi doktor olduğuna göre gidişatı değişebilen durumdur.

normalde evlilikte yapılan mesleğin değil de tarafların karakterlerinin daha önemli olduğunu düşünmeme rağmen, evleneceğiniz kadın doktorsa belli başlı zorluklarla karşılaşabileceğinizi düşünüyorum.
mesela cerrahi bölümlerin asistanı olan biri ile evlenirseniz, muhtemelen çoğu sevgiliden daha az birbirinizi görürsünüz. bayram günlerinde tatil günlerinde o nöbet tutarken, tek başınıza ne yapsam diye günü geçirirsiniz.
acilde çalışan bir pratisyen veya uzmanla evlenirseniz her ay farklı bir program ile çalışan, belli düzeni olmayan ve sinir stres katsayısı tavan yapmış bir eş ile evlenmiş olursunuz.
devlette veya özelde uzman doktor birisi ise kısmen daha rahat çalışan ama yine de işi gündelik hayatının çok büyük kısmında aklından çıkmayan biri ile evlenmiş olursunuz.

bu liste böyle gider en başta dediğim gibi ne doktoru olduğu çok şeyi değiştirir. bir aile hekimiyse mesela çoğu iş kolundan daha rahat çalışıyor ve daha az yoruluyordur.

şimdi buraya kadar karşınıza çıkacak kadın doktorun sahip olabileceği yaşam koşullarından bahsettik. efendim biraz da toplumumuzda erkeklerde gördüğümüz genel beklentilerden bahsedelim.

benim gözlemlediğim erkekler genelde eşinin daha fazla kazanmasını istemiyor, çünkü her ne kadar bunu dile getirmese de kendini evde daha üst konumda görüyor ve bunun yıkılmasını istemiyor. doktor kadın erkekten daha fazla kazanabilir bunu göz önünde bulundurmak lazım. peki bundan memnun olacak erkekler de yok mu, tabi ki var. ne güzel işte maddi yönden sıkıntı çekmem diye düşünenler de var. ama bu düşünceyle başlayıp sonra toplumun küçüklükten beri kodladığı ve hala baskı yapmaya devam ettiği düşünceler sayesinde bir süre sonra bu baskı altında ezilebiliyorlar.

ikinci bir mesele ev işleri ve çocukların bakımları. yine toplum öğretilerini çok fazla sorgulamamış çoğu erkekte, eşinden evin işleri ile ilgilenmesi, güzel yemek yapması, her yeri bal dök yala şeklinde temiz tutması, annesi babası akrabaları gelince onlara en üst seviyede hizmet göstermesi gibi beklentileri oluyor. doktor kadının ise bunları yapmaya ne vakti ne de enerjisi kalıyor. (branşın burda çok önemli olduğunu tekrar hatırlatmak isterim.) yani muhtemelen evinize yardımcı bir kadın gelip ev işlerini o yapacak. çocucuklarınıza ise bakıcılar bakacak. gerçi iki tarafın da çalıştığı çoğu durumda zaten böyle oluyor ama doktorların iş hayatının daha yorucu olduğu da su götürmez bir gerçek.

tüm bunların yanında kadın doktorların gerek eğitim hayatında gerekse iş hayatında kazandığı bazı özellikler de olabilir.

mesela kendi hemcinsleri arasında çalışma oranı düşük olduğu için ve zaten toplumda da doktorluk mesleğine karşı anlamsız bir abartma
hakim olduğu için egoları bir miktar yükselmiş oluyor bu arkadaşların. bu da evlilikte tahammül sınırını aşağı çekebilir. insanoğlu zaman zaman hatalar yapar ve bu çok doğal bir şey. ama karşınızdaki insan egolu olursa sizin bu hatalarınızı alttan almak istemez ve kendinin daha iyisine layık olduğunu düşünüp evliliğe huzursuzluk getirebilir. tabi ki bunlar benim gördüklerim sonucu yaptığım genellemeler, böyle olmayan kadın doktorlar da var ve onları tenzih ederim.

major cerrahi bölümlerinde olan kadınlarda ise zannediyorum ortamın sertliğine karşı geliştirilen bir kalkan olarak aşırı bir huysuzluk ve çemkirmeye yatkınlık oluşuyor. dün akşam eve gelince çıkardığınız çorabınızı koltuğun kenarında unuttunuz diye sabah sert bir fırça ile uyanabilirsiniz. yine böyle olmayanları tenzih ederim.

aslında her branş için ayrı ayrı yazılabilecek bir konu. çünkü bir biyokimya uzmanı veya aile hekimi ile bir kadın doğum uzmanı arasında dağlar kadar fark olur.(mecaz zannediyorsunuz ama deği,gerçekten dağlar kadar fark var) ama genel olarak ortalamanın daha üstünde efor vermeniz gereken bir evlilik olacağı aşikar. eğer siz de doktorsanız bir kez daha düşünmenizi, doktor değilseniz iki kez daha düşünmenizi tavsiye ederim.

yazıyı şunu söyleyerek bitirmek istiyorum. eğer birinin kalbini sevmişseniz, onun mesleğinin ırkının dış görünüşünün hiç bir önemi kalmaz. bu hayatta risk almaya değecek tek şey sevginin peşinden koşmaktır. keşke yapsaydım lafı, keşke yapmasaydımdan her zaman daha çok ukte bırakır.
devamını gör...

sadece kadınlarla ilgili değil ki alıngan olmak.erkekler de alıngan olabilir. ben de zaman zaman alıngan olurum. cinsiyetle alakası olmayan durumdur.
devamını gör...

böyle bi pasta ile kutlama yapabiliriz.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

çok klişe olsa da, her zaman beklenendir.
devamını gör...

"kökünü kurutmak" anlamında da kullanılan bir deyimdir.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim