tanım girince altta kalan güzel tanımlar
bunu sadece ben mi yediremiyorum kendime? güzel güzel felsefe falan konuşmuşum, ondan sonraki aptal aptal tanımlarım yer kaplıyor. profile giren beni boş zanneder. hep entel entel konuşmak da yoruyor, arada boş yapmak istiyorum, ama yazıların altta kalacağı gerçeği insanı uzaklaştırıyor yazmaktan.
devamını gör...
stephen king
edebiyatın korku tanrısıdır.
kitapları popüler kitap kültürünün bir parçası gibi görünse de aslında güzel bir kurguları ve insanın ruhunun derinliklerini kurcalayan hatta bazen bozan bir anlatım tarzı vardır.
benim için sığınak olan yazarlardan da biridir king. öyle zamanlar olur ki içimden stephen king okumamı söyleyen sesler duyarım. ve bu sesleri asla karşılıksız bırakmam zira seslerin sahibi stephen king olabilir ve onun zihninin tuzaklarına dolanmak istemem.
sağ olsun, kendisi ayrıca köpeklerden korkmamın da nedenidir. kujo isimli kitabını okuduğumda çok küçüktüm ve o zamandan beri bütün köpekler potansiyel bir kujo benim için. pet sematary kitabıyla de kedilerle aramı bozmuştur.
palyaçoları zaten oldum olası sevmezdim ama it sayesinde iyice soğudum o sevimsiz boya küplerinden. the mist ise bana, bir zamanlar en görkemli doğa olayı olarak görünen sise bakış açımı değiştirdi. bir insan işaret parmağından korkar mı? the shining sayesinde o da oldu, maşallah.
yazdığı kitaplar daha fikir aşamasındayken yapım şirketleri tarafından satın alınan yazar bu filmlerin çoğunu beğenmez. belki de haklıdır. ama ne hikmetse bilinmez the shawshank redemption üç asırdır imdb sitesinde bir numarada. the green mile ise birçok insanın en sevdiği film hala.
artık stephen king dozunu azalttım. bu yaştan sonra yeni yeni fobilere ihtiyacım yok.
kitapları popüler kitap kültürünün bir parçası gibi görünse de aslında güzel bir kurguları ve insanın ruhunun derinliklerini kurcalayan hatta bazen bozan bir anlatım tarzı vardır.
benim için sığınak olan yazarlardan da biridir king. öyle zamanlar olur ki içimden stephen king okumamı söyleyen sesler duyarım. ve bu sesleri asla karşılıksız bırakmam zira seslerin sahibi stephen king olabilir ve onun zihninin tuzaklarına dolanmak istemem.
sağ olsun, kendisi ayrıca köpeklerden korkmamın da nedenidir. kujo isimli kitabını okuduğumda çok küçüktüm ve o zamandan beri bütün köpekler potansiyel bir kujo benim için. pet sematary kitabıyla de kedilerle aramı bozmuştur.
palyaçoları zaten oldum olası sevmezdim ama it sayesinde iyice soğudum o sevimsiz boya küplerinden. the mist ise bana, bir zamanlar en görkemli doğa olayı olarak görünen sise bakış açımı değiştirdi. bir insan işaret parmağından korkar mı? the shining sayesinde o da oldu, maşallah.
yazdığı kitaplar daha fikir aşamasındayken yapım şirketleri tarafından satın alınan yazar bu filmlerin çoğunu beğenmez. belki de haklıdır. ama ne hikmetse bilinmez the shawshank redemption üç asırdır imdb sitesinde bir numarada. the green mile ise birçok insanın en sevdiği film hala.
artık stephen king dozunu azalttım. bu yaştan sonra yeni yeni fobilere ihtiyacım yok.
devamını gör...
birinden vazgeçme eşiği
“kötü günümde yanımda olmadığın zaman vazgeçtim.
canın sıkıldığında benimle paylaşmadığını, kırılacak veya tedirgin olacak olsam bile düşüncelerini açıkça söylemediğini anladığım zaman vazgeçtim.
bana yalan söylediğini anladığım zaman vazgeçtim.
gözlerime baktığında kalbinle bakmadığını ve bana hala söylemediğin şeyler olduğunu hissettiğimde vazgeçtim.
her sabah benimle uyanmak istemediğini, geleceğimizin hiçbir yere gitmediğini anladığım zaman vazgeçtim.
düşüncelerime ve değerlerime değer vermediğin için vazgeçtim.
ağrılarımı dindirecek sıcak sevgiyi bana vermediğinde vazgeçtim.
sadece kendi mutluluğunu ve geleceğini düşünerek beni hiçe saydığın için vazgeçtim.
tablolarımda artık kendimi mutlu çizemediğim ve tek neden “sen” olduğun için vazgeçtim.
bencil olduğun için vazgeçtim.
bunlardan sadece bir tanesi senden vazgecmem için yeterli değildi, çünkü sevgim yüceydi.
ama hepsini düşündüğümde senin benden çoktan vazgeçtiğini anladım.
bu yüzden ben de senden vazgeçtim.”
frida kahlo
canın sıkıldığında benimle paylaşmadığını, kırılacak veya tedirgin olacak olsam bile düşüncelerini açıkça söylemediğini anladığım zaman vazgeçtim.
bana yalan söylediğini anladığım zaman vazgeçtim.
gözlerime baktığında kalbinle bakmadığını ve bana hala söylemediğin şeyler olduğunu hissettiğimde vazgeçtim.
her sabah benimle uyanmak istemediğini, geleceğimizin hiçbir yere gitmediğini anladığım zaman vazgeçtim.
düşüncelerime ve değerlerime değer vermediğin için vazgeçtim.
ağrılarımı dindirecek sıcak sevgiyi bana vermediğinde vazgeçtim.
sadece kendi mutluluğunu ve geleceğini düşünerek beni hiçe saydığın için vazgeçtim.
tablolarımda artık kendimi mutlu çizemediğim ve tek neden “sen” olduğun için vazgeçtim.
bencil olduğun için vazgeçtim.
bunlardan sadece bir tanesi senden vazgecmem için yeterli değildi, çünkü sevgim yüceydi.
ama hepsini düşündüğümde senin benden çoktan vazgeçtiğini anladım.
bu yüzden ben de senden vazgeçtim.”
frida kahlo
devamını gör...
okuduğun kitaptan bir alıntı bırak
''_yılbaşının da sence hiçbir hususiyeti yok mudur ?'' diye sordum.
''_hayır'' dedi. ''_senenin diğer günlerinden ne farkı var sanki ? tabiat onu herhangi bir şekilde ayırmış mı? ömrümüzden bir sene geçtiğini göstermesi bile o kadar mühim değil; çünkü ömrümüzü senelere ayırmak da insanların uydurması... insan ömrü doğumdan ölüme kadar uzanan tek bir yoldan ibârettir ve bunun üzerinde yapılan her türlü taksimât sun'îdir.''
kürk mantolu madonna - sabahattin ali
''_hayır'' dedi. ''_senenin diğer günlerinden ne farkı var sanki ? tabiat onu herhangi bir şekilde ayırmış mı? ömrümüzden bir sene geçtiğini göstermesi bile o kadar mühim değil; çünkü ömrümüzü senelere ayırmak da insanların uydurması... insan ömrü doğumdan ölüme kadar uzanan tek bir yoldan ibârettir ve bunun üzerinde yapılan her türlü taksimât sun'îdir.''
kürk mantolu madonna - sabahattin ali
devamını gör...
her şey bitti derken çıkagelen insan
murphy kanunlarından birini hatırlatır:
" bir şeyi istemekten vazgeçtiğiniz zaman hayat size onu sunar. "
" bir şeyi istemekten vazgeçtiğiniz zaman hayat size onu sunar. "
devamını gör...
oruç tutmamak için bahaneler
ben allahsızım.
devamını gör...
kitap alıntıları
“bazı insanlar zalim, çıkarcı ve zeki oldukları için, bazı insanlar ise güçsüz ve zayıf oldukları için adalet isterler.“ var mısın ki yok olmaktan korkuyorsun - farabi
devamını gör...
yoldaş'ın beş vakit namaz kılan müslüman olması
devamını gör...
oyasumi punpun
inio asano'nun yedi yıl süren mangası. punpun adlı ana karakterin ilkokul yıllarından yirmili yaşlarına kadar büyümesini anlatan bir "coming of age" hikayesi. punpun ve ailesi, mangadaki diğer karakterlerin aksine, bir ördek şeklinde, basitçe çizilmiş; tabii bunu sadece okuyucu biliyor. diğer karakterler onları normal insan olarak görüyor. ilk bakışta en çarpıcı özelliği bu. ama elbette ki bundan çok daha fazlası.
13 volume ve 147 sayıdan oluşan bu manganın ana hikayesi, punpun ve ilk sayıda punpun'ın okuduğu okula transfer olan aiko arasındaki aşk. bunun dışında pek çok arc var elbette. dayısının, okul arkadaşlarının, annesinin, yaşı ilerledikçe tanıştığı insanların da hikayeleri zaman zaman merkeze oturuyor. ana hikaye akıcı, sürükleyici ancak bu yan hikayelerin de çoğu iyi kotarılmış. aralarında biraz daha üstünkörü ve havada kalmış olanları da var elbette.
punpun ve aiko oldukça iyi yazılmış, çok boyutlu, kompleks, gelişen ve değişen karakterler. hikayeleri ve yolculukları boyunca ne yapacaklarını kestirmek pek mümkün olmuyor. özellikle punpun geçirdiği değişimler, hayata dair fikirleri, tepkileri çok iyi yansıtılmış, kolayca özdeşleşme sağlanıyor, pek çok açıdan oldukça uç bir karakter olsa da.
ülkemizde henüz çok popüler değil ve türkçe baskısı an itibariyle yok, daha hiçbir yayınevi haklarını alıp da çevirmedi ama yakın gelecekte çıkacaktır diye tahmin ediyorum. ingilizce baskısını edinmek mümkün fakat kur nedeniyle pahalı. internette ise hem ingilizce hem de türkçe çevirisini var. japonca aslını okumadığım için çeviriyi değerlendirmek mümkün değil ama yine de ingilizce çevirisinin akıcı ve fena olmadığını söyleyebilirim.
mangaya ya da genel olarak çizgi roman dünyasına uzak insanların da çok keyif alabileceği bir seri bu; kafada, manga deyince otomatik oluşan klişelerin çok azı mevcut. hele ki shounen klişeleri hiç yok. depresif, pesimist, gerçekçi, şok edici, hüzünlü ve oldukça kara bir tona sahip; ördek çizimler yanıltmasın. hatta fazla depresif ve dark bulup yarıda kesen okuyucu yorumları da gördüm internette.
13 volume ve 147 sayıdan oluşan bu manganın ana hikayesi, punpun ve ilk sayıda punpun'ın okuduğu okula transfer olan aiko arasındaki aşk. bunun dışında pek çok arc var elbette. dayısının, okul arkadaşlarının, annesinin, yaşı ilerledikçe tanıştığı insanların da hikayeleri zaman zaman merkeze oturuyor. ana hikaye akıcı, sürükleyici ancak bu yan hikayelerin de çoğu iyi kotarılmış. aralarında biraz daha üstünkörü ve havada kalmış olanları da var elbette.
punpun ve aiko oldukça iyi yazılmış, çok boyutlu, kompleks, gelişen ve değişen karakterler. hikayeleri ve yolculukları boyunca ne yapacaklarını kestirmek pek mümkün olmuyor. özellikle punpun geçirdiği değişimler, hayata dair fikirleri, tepkileri çok iyi yansıtılmış, kolayca özdeşleşme sağlanıyor, pek çok açıdan oldukça uç bir karakter olsa da.
ülkemizde henüz çok popüler değil ve türkçe baskısı an itibariyle yok, daha hiçbir yayınevi haklarını alıp da çevirmedi ama yakın gelecekte çıkacaktır diye tahmin ediyorum. ingilizce baskısını edinmek mümkün fakat kur nedeniyle pahalı. internette ise hem ingilizce hem de türkçe çevirisini var. japonca aslını okumadığım için çeviriyi değerlendirmek mümkün değil ama yine de ingilizce çevirisinin akıcı ve fena olmadığını söyleyebilirim.
mangaya ya da genel olarak çizgi roman dünyasına uzak insanların da çok keyif alabileceği bir seri bu; kafada, manga deyince otomatik oluşan klişelerin çok azı mevcut. hele ki shounen klişeleri hiç yok. depresif, pesimist, gerçekçi, şok edici, hüzünlü ve oldukça kara bir tona sahip; ördek çizimler yanıltmasın. hatta fazla depresif ve dark bulup yarıda kesen okuyucu yorumları da gördüm internette.
devamını gör...
gündemde gezerken keyfin kaçması
her seferinde başıma gelen şeydir. sadece keyif kaçması da değildir. üzüntüdür. korkudur. çaresizliktir. ne yapabiliriz ki, ne olur da değişir ki bu ülke? hoş sorun tek bizde de değil. biz sadece burayı görüyoruz diye sıklıkla buradaki olayları duyuyoruz diye tek sorun bizde zannediyoruz. sorun insanlıkta.
devamını gör...
şebnem şibumi
murat menteş'in yazdığı en güzel kitap olan korkma ben varım'da, müntekim gıcırbey'in sayfalarca aşk mektubu yazdığı kurgusal kadın karakterdir. *
devamını gör...
eve geldiğinde hoş geldin diyen birinin olmaması
bir yere, bir şeye ait olmadan sessizliklere yönelmişcesine, içimizden kopan fırtına olur...
bazen gurbet gibidir,
bazen hasret...
bazen gurbet gibidir,
bazen hasret...
devamını gör...
shrunken head
ergenlik travmalarımdan biri.beter böcek filmindeki muazzam karakter.iri yarı vücuttaki o minicik kafanın orantısızlığından ziyade bakışları ve çirkinliği daha da ürkütücü, rahatsız edicidir.enteresan olan onun çıktığı bekleme salonu sahnesini merakla izlerim her seferinde.tek kelime etmemesi de elemana ayrı bir hava katar.
devamını gör...
sigmund freud'un en güzel sözü
mutluluk dediğimiz şey, yoğun bir şekilde bastırılmış ve engellenmiş olan ihtiyaçların kısa süreliğine tatmin edilmesinden başka bir şey değildir.
ruhunun derinliklerine in ve ilk önce kendini tanımayı öğren. bunu yaptıktan sonra, bu hastalığa neden yakalandığını anlayacak ve belki de bir daha hastalanmayacaksın.
ruhunun derinliklerine in ve ilk önce kendini tanımayı öğren. bunu yaptıktan sonra, bu hastalığa neden yakalandığını anlayacak ve belki de bir daha hastalanmayacaksın.
devamını gör...
slipknot
(bkz: the devil in ı) şarkısının sahibi muhteşem bir metal grubudur. kulaklıkla dinlenmeyi hak ediyor.
devamını gör...
yazarların uyumama sebepleri
biraz geç uyuyayım daha çabuk uyurum diye düşünüp yanlışlıkla diğer güne başladım.
devamını gör...
bütün zamanların en geçersiz bahanesi
a banyodaydım duymadım.
devamını gör...
bir masaldır yaşamak
kör bir kuyuda umut ışığıdır yaşamak
kör bir kuyuda umut ışığıdır yaşamak
düşleri gerçek yapmak
gökten yıldızlar çalmak
bağlamak kanayan yarayı
ağlamak doyasıya
bağlamak kanayan yarayı
ağlamak doyasıya
şarkılı bir masaldır yaşamak
bir özlem yangınıdır yaşamak
acısı derdi çok olsa da inan yine de güzel yaşamak
az bilinen muhteşem şarkılara bir örnek olan umut dolu bu güzide şarkıyı paylaşmaktan mutluluk duyarım... *
sevingül bahadır
devamını gör...



