dardanel'in instagram paylaşımı
yemin ederim efsane bir reklam olmuş. haha. bayıldım ya.
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu
devamını gör...
ermeni soykırımı iddiası
arşivler açılsın tarihçiler ve bu işte yetkin olanlar arşivleri karşılaştırsın denildi ama ermenilerdn bir cevap gelmedi!
henüz 30 yıl önce karabağ'ı işgal eden ermenilerin yaptıklarını kendi anlatımlarından görebilirsiniz.
1 ay önce ateşkes anlaşmasının üzerinden saatler geçmişken sivil yerleşim bölgelerini vuran bir milletin bizi doğradılar demesi kadar adice bir şey var mıdır. şahsi kanaatim biz bunları lübnan civarında gönderirken bunlar karabağda olduğu gibi taşkınlık yaptı, bizim anadolu halkı karşılık verdi ama bu soykırım değil yani topraklarını savunmaktır.
henüz 30 yıl önce karabağ'ı işgal eden ermenilerin yaptıklarını kendi anlatımlarından görebilirsiniz.
1 ay önce ateşkes anlaşmasının üzerinden saatler geçmişken sivil yerleşim bölgelerini vuran bir milletin bizi doğradılar demesi kadar adice bir şey var mıdır. şahsi kanaatim biz bunları lübnan civarında gönderirken bunlar karabağda olduğu gibi taşkınlık yaptı, bizim anadolu halkı karşılık verdi ama bu soykırım değil yani topraklarını savunmaktır.
devamını gör...
yazarların en sevdiği ağaç türü
çam ağacı. tercihen kızılçam. daha önce çam ağacı için "diğer ağaçların anası, ormanın koruyucusu" demiştim. john fowles da ağaç ve doğanın doğası kitabında çam ağaçları için "gerçek ağaçlar" ifadesini kullanmıştı. sahiden böyle bir izlenim bırakıyor bende de. meyvesi, geniş yaprakları yok belki ama sırf bu yüzden, sevildiğinde sahiden çıkar gözetmeksizin seviliyor.
çocukken ağaçları uzun saatler boyu seyredebilen şanslı çocuklardandım. yazları pencereden baktığımda, ormanın hemen yanındaki yayla evimizin bahçesine çıktığımda ve hatta gökyüzüne bakmak istediğimde çam ağaçları hep görüş açımda oldu. başka ağaçların canlı renklerinde değil ama onun kahverengide kendini göstermeye çalışan koyu yeşiliyle sevdim yeşili.
ormanın girişinde, içinde, her yerde çam ağaçları ve makiler. ve servi ağaçları vardı. en uzun, en heybetli ve belki de oraların en eski ağacı çam ağaçlarıydı. bu bana hep güvende hissettirmiştir. aynı zamanda da misafir gibi. benden çok önce ve dilerim ki çok sonra da orada, aynı yerde varlığını sürdürecek olan bu ağaçlar, ormanın gerçek sahipleri. hatta ormanın ta kendisi.
çocukken ağaçları uzun saatler boyu seyredebilen şanslı çocuklardandım. yazları pencereden baktığımda, ormanın hemen yanındaki yayla evimizin bahçesine çıktığımda ve hatta gökyüzüne bakmak istediğimde çam ağaçları hep görüş açımda oldu. başka ağaçların canlı renklerinde değil ama onun kahverengide kendini göstermeye çalışan koyu yeşiliyle sevdim yeşili.
ormanın girişinde, içinde, her yerde çam ağaçları ve makiler. ve servi ağaçları vardı. en uzun, en heybetli ve belki de oraların en eski ağacı çam ağaçlarıydı. bu bana hep güvende hissettirmiştir. aynı zamanda da misafir gibi. benden çok önce ve dilerim ki çok sonra da orada, aynı yerde varlığını sürdürecek olan bu ağaçlar, ormanın gerçek sahipleri. hatta ormanın ta kendisi.
devamını gör...
türk insanının ya çok şişman ya da çok zayıf olması
şişman olanlarda durum şöyledir: evli çiftlerde ‘alan almış, satan satmış’ ya da ‘biz unumuzu eleyip, eleği asmışız’ yaklaşımı mevcut olduğundan kadınlarımız basen göbek eğiliminde olurlar şişerler, erkekler de genel itibariyle türk kası adı altında göbek yaparlar. çözüm: günlük 20 dk spor bile bu tür kronik sorunları def eder.
devamını gör...
bir ömer hayyam rubaisi bırak
dünya ne verdi sana? hep dert, hep dert!
güzel canım da bir gün uçar elbet.
toprağında yeşillikler bitmeden
uzan yeşilliğe, gününü gün et.
güzel canım da bir gün uçar elbet.
toprağında yeşillikler bitmeden
uzan yeşilliğe, gününü gün et.
devamını gör...
yeşil-uzum
sayesinde bu akşam kaplumbağa terbiyecisi ile iyice bir hasret gidermiş oldum. tabloyu yakından görmeyeli epey zaman geçmişti.
devamını gör...
küçük şeylerden mutlu oluyorum insanı
çaresizlikle acizlikle ne alakası var bunun? ufak şeylerden mutlu olan insan yaşamaktan zevk alıyordur. pozitif bakmayı biliyordur. mütevazidir. asıl sizler, mutlu olanı, pozitif olanı yargılayacak kadar acizsiniz.
devamını gör...
coda
sian heder’in yönetmenliğini yaptığı la famille bélier adındaki fransız filmden uyarlama filmdir. başrolde emilia jones ve yanında da eugenio derbez, troy kotsur, ferdia walsh-peelo, daniel durant ve marlee matlin yer alıyor.
başrolümüz ruby (emilia) işitme engelli bir ailenin tek duyan çocuğu olarak dünyaya gelir. 17 yaşına kadar da hayatını sabahları ailesiyle balıkçılık yapıp ardından okula giderek geçirir. okul onun için müzik korosuna katılana kadar pek güzel değildir çünkü ailesinin sağır olması ayrıca balıkçılık yapmaları akranları tarafından alay konusu olur. fakat ruby’nin müzik korosuna katılmasıyla birçok şey değişir.
benim yorumuma geçecek olursak film kesinlikle birçok klişe barındırıyor. gerek lisede dışlanan bir çocuk figürü, gerek o çocuğun gizli bir yeteneğinin olması ve onu keşfeden hocası tarafından eğitilmesi vs. ancak bu filmde ailenin işitme engelli olması ve kızlarının şarkı söylemeyi çok sevmesi güzel bir tezat oluşturmuş. empati kurmanın belki de en zor olduğu yerlerden birinde birbirleriyle empati kurmaları/kurabilmeleri çok hoştu. ayrıca aile ilişkisi de çok güzel verilmişti. bu yüzden olsa gerek bahsettiğim birçok klişe kolayca göz ardı edilebiliyordu. keyif alarak izledim. 10 üzerinden 7 veririm. bir de ailemizin işitme engelli karakterlerini gerçekten işitme engelli oyuncular canlandırıyor. fikrimce bu da bütün olayın anlamlı bir parçası olmuş.
başrolümüz ruby (emilia) işitme engelli bir ailenin tek duyan çocuğu olarak dünyaya gelir. 17 yaşına kadar da hayatını sabahları ailesiyle balıkçılık yapıp ardından okula giderek geçirir. okul onun için müzik korosuna katılana kadar pek güzel değildir çünkü ailesinin sağır olması ayrıca balıkçılık yapmaları akranları tarafından alay konusu olur. fakat ruby’nin müzik korosuna katılmasıyla birçok şey değişir.
benim yorumuma geçecek olursak film kesinlikle birçok klişe barındırıyor. gerek lisede dışlanan bir çocuk figürü, gerek o çocuğun gizli bir yeteneğinin olması ve onu keşfeden hocası tarafından eğitilmesi vs. ancak bu filmde ailenin işitme engelli olması ve kızlarının şarkı söylemeyi çok sevmesi güzel bir tezat oluşturmuş. empati kurmanın belki de en zor olduğu yerlerden birinde birbirleriyle empati kurmaları/kurabilmeleri çok hoştu. ayrıca aile ilişkisi de çok güzel verilmişti. bu yüzden olsa gerek bahsettiğim birçok klişe kolayca göz ardı edilebiliyordu. keyif alarak izledim. 10 üzerinden 7 veririm. bir de ailemizin işitme engelli karakterlerini gerçekten işitme engelli oyuncular canlandırıyor. fikrimce bu da bütün olayın anlamlı bir parçası olmuş.
devamını gör...
madame bovary
kendi tanımımı yazmadan önce ilk tanımın sallamasyon olduğunu söylemek isterim.
gustave flaubert tarafından yazılmış ve en sevdiğim kitap karakterlerinden birisini 'emma bovary'i ' anlattığı kitaptır.
madame bovary sakin, sorgulamayan kendisini seven monoton bir doktorla evlidir. oysa kendisi ihtiraslı sürekli heyecan tutku arayan bir kadındır. madam bovary kocasını aldattığı için ahlaksız kadın konumunda bir kadındır aynı zamanda. bu konuda bir şey söylemek istemiyorum herkes kafasında istediği yere koyabilir. ama flaubert ona ahklaksız kadın gözüyle bakmamamız için kitaba şöyle bir kısımı da eklemiş. (bundan sonrası eser miktarda spoiler içermektedir)
--! spoiler !--
noter ya da ona benzer birisiydi pek emin olamadım şimdi borcuna karşılık ona kendisi ile birlikte olması teklifinde bulunmuştu emma bu ahlaksız teklifi reddetmişti. emma ahlaksız bir kadın olsaydı bunu reddeder miydi ?
zaten kitabin sonlarinda emma mutsuzluğunda kimsenin suçunun olmadığını söylemişti. madam bovary benim en sevdiğim unutamayacağım kitap karakterlerinden birisidir muhakkak.
asla aradigini bulamamış emma'nın mutsuz hayatı ve emma için umutsuzca çırpınan charles'in acılı hayatı.
--! spoiler !--
gustave flaubert tarafından yazılmış ve en sevdiğim kitap karakterlerinden birisini 'emma bovary'i ' anlattığı kitaptır.
madame bovary sakin, sorgulamayan kendisini seven monoton bir doktorla evlidir. oysa kendisi ihtiraslı sürekli heyecan tutku arayan bir kadındır. madam bovary kocasını aldattığı için ahlaksız kadın konumunda bir kadındır aynı zamanda. bu konuda bir şey söylemek istemiyorum herkes kafasında istediği yere koyabilir. ama flaubert ona ahklaksız kadın gözüyle bakmamamız için kitaba şöyle bir kısımı da eklemiş. (bundan sonrası eser miktarda spoiler içermektedir)
--! spoiler !--
noter ya da ona benzer birisiydi pek emin olamadım şimdi borcuna karşılık ona kendisi ile birlikte olması teklifinde bulunmuştu emma bu ahlaksız teklifi reddetmişti. emma ahlaksız bir kadın olsaydı bunu reddeder miydi ?
zaten kitabin sonlarinda emma mutsuzluğunda kimsenin suçunun olmadığını söylemişti. madam bovary benim en sevdiğim unutamayacağım kitap karakterlerinden birisidir muhakkak.
asla aradigini bulamamış emma'nın mutsuz hayatı ve emma için umutsuzca çırpınan charles'in acılı hayatı.
--! spoiler !--
devamını gör...
oku iş bul evlen çocuk yap öl
doğru başlık mı bilmiyorum ama buraya yazasım geldi. tuhaf gerçekten. hayatın manasının tam da buymuş gibi olması. hani böyle olmamalıydı. ne güzel hayallerimiz ne güzel amaçlarımız vardı hayatta. ama sonuç geliyor oku iş bul evlen çocuk yap öl'e dayanıyor. bilmiyorum. bu zamana kadar insanların gözlerine ışıltıyla baktığı bir insan oldum belki de. düşmanlarının bile sempati duyduğu bir tip. bana bakıp gülümsediler bana bakıp duygulandılar. yine de o soylu hikayeye sahip olamadım sanki. belki de kendi olamadım. kendi olmayı başaramadım. parçalanmış bir benlik olarak tanımlamak doğru olur mu bendeki benliği onu da bilmiyorum. o kadar farklıyım ki, her an değişiyor kararlarım.
mesela ben allah'ı çok severdim. hala seviyorum. sevdiğimi sanıyorum en azından.
sonra ben çok eskiden beri hep biri olsun isterdim. aşık olabileceğim ve bana aşık olabilecek biri. bunu o kadar istedim ve bu bana o kadar nasip olmadı ki. bir yandan etrafıma o tefekkürane nazarla bakarken hep aynı şeyi fark ettim. bana nasip edileni.
bazen öyle sözler duyuyordum ki etrafımdan, öyle şeylerle karşılaşıyordum ki hayatta, bunlara bakıp işte sana nasip edilen bu dememek duygulanmamak ancak kör insanın yapacağı işti. bense her zaman bir çocuk gibi aynı şeyi tutturdum. üzüldüğümde, hüzünlendiğimde aynı yere vardım. neden bilmiyorum. hep gökyüzünde uçan iki kuş hüzünlendirdi beni. hep kapıların önünde duran iki çift ayakkabı. el ele tutuşan çiftler. bu neden böyle oldu bilmiyorum. vakt-i zamanında dindarlığımla övünürken birilerini sıkı kınamış olmalıyım farkında olmadan. başka türlü bir cevap bulamıyorum işte. hasılı şu yaşımda biraz daha neşeli cümleler çıksın isterdim dilimden, klavyemden biraz daha umutlu cümleler dökülsün. ama bu kadar işte. ve ben hep, bana bakıp güçlenen insanların karşısında şimdi neden bu kadar aciz olduğumu yalnız olduğumu bir türlü anlayamayacağım sanırım. birileriyle yazışırken onların neden kız kardeş ana bacı bağlamında düşünmediklerini ve bana neden sulandıklarını da. yani çok karmaşık anlattım ama neyse.
mesela ben allah'ı çok severdim. hala seviyorum. sevdiğimi sanıyorum en azından.
sonra ben çok eskiden beri hep biri olsun isterdim. aşık olabileceğim ve bana aşık olabilecek biri. bunu o kadar istedim ve bu bana o kadar nasip olmadı ki. bir yandan etrafıma o tefekkürane nazarla bakarken hep aynı şeyi fark ettim. bana nasip edileni.
bazen öyle sözler duyuyordum ki etrafımdan, öyle şeylerle karşılaşıyordum ki hayatta, bunlara bakıp işte sana nasip edilen bu dememek duygulanmamak ancak kör insanın yapacağı işti. bense her zaman bir çocuk gibi aynı şeyi tutturdum. üzüldüğümde, hüzünlendiğimde aynı yere vardım. neden bilmiyorum. hep gökyüzünde uçan iki kuş hüzünlendirdi beni. hep kapıların önünde duran iki çift ayakkabı. el ele tutuşan çiftler. bu neden böyle oldu bilmiyorum. vakt-i zamanında dindarlığımla övünürken birilerini sıkı kınamış olmalıyım farkında olmadan. başka türlü bir cevap bulamıyorum işte. hasılı şu yaşımda biraz daha neşeli cümleler çıksın isterdim dilimden, klavyemden biraz daha umutlu cümleler dökülsün. ama bu kadar işte. ve ben hep, bana bakıp güçlenen insanların karşısında şimdi neden bu kadar aciz olduğumu yalnız olduğumu bir türlü anlayamayacağım sanırım. birileriyle yazışırken onların neden kız kardeş ana bacı bağlamında düşünmediklerini ve bana neden sulandıklarını da. yani çok karmaşık anlattım ama neyse.
devamını gör...
idiocracy
2006 yılı amerikan yapımı kara mizah türündeki film. zekâ seviyesi yüksek olan insanlarla düşük olanlar arasındaki üreme hızı farkı nedeniyle dünyanın nasıl bir yöne doğru gittiğini anlatır.
belki spoiler olacak ama bu sahneyi mutlaka izlemelisiniz. hele de filmin tamamını izlemek istemeyenler, en azından bu sahneyi mutlaka görmeli diye düşünüyorum. efsanedir bence (türkçe alt yazısı var):
--! spoiler !--
--! spoiler !--
belki spoiler olacak ama bu sahneyi mutlaka izlemelisiniz. hele de filmin tamamını izlemek istemeyenler, en azından bu sahneyi mutlaka görmeli diye düşünüyorum. efsanedir bence (türkçe alt yazısı var):
--! spoiler !--
--! spoiler !--
devamını gör...
ev işi yapan erkek
normal bir iş yapıyordur. özellikle tek yaşıyorsa zaten mecburi olarak yapmalıdır.
eğer ki evliyse de gayet normal bir eylem yapan erkektir.
eğer ki evliyse de gayet normal bir eylem yapan erkektir.
devamını gör...
bidayet
bidayet, başlangıç anlamına gelen sözcüktür.
nihayet sözcüğü de son anlamına gelmektedir. ikisi de arapça kökenlidir.
nihayet sözcüğü de son anlamına gelmektedir. ikisi de arapça kökenlidir.
devamını gör...
korkuyu beklerken
sevgili oğuzcum atay'ın tutunamayanlar kitabından sonra en sevdiğim kitabıdır kendisi.
korkuyu beklerken oğuz atay'ın hikayelerini derlediği kitabıdır. öykü derlemesi olarak geçer türü. 1975' te yayımlanmıştır. bu derleme kitapta iki hikaye vardır çok dikkat çeken; beyaz mantolu adam ve korkuyu beklerken.
diğer eserleri gibi bu kitabı da derinliklerle dolu bir kitap. derinliği ve üslubundaki o zenginlik sizi alıp götürür.
oğuzcum atay bu derlemelerinde genellikle sorunlu bireyleri anlatmıştır. toplum tarafından dışlanmış, itelenmiş, içinde yaşayan, benliğini kaybetmiş kişileri katmıştır hikayelere. bunalımlı yaşamların hikayelerini derlemiş de diyebiliriz bir bakımdan.
bu sefer, sarı yapraklar kaybolmadan onları uzun uzun seyrettim. her zaman kaçırırdım da. insanlar ne buluyordu bu sarı yapraklarda? yağlı boya tablolarda gene neyse, fakat yerde? bilmem ki..
korkuyu beklerken oğuz atay'ın hikayelerini derlediği kitabıdır. öykü derlemesi olarak geçer türü. 1975' te yayımlanmıştır. bu derleme kitapta iki hikaye vardır çok dikkat çeken; beyaz mantolu adam ve korkuyu beklerken.
diğer eserleri gibi bu kitabı da derinliklerle dolu bir kitap. derinliği ve üslubundaki o zenginlik sizi alıp götürür.
oğuzcum atay bu derlemelerinde genellikle sorunlu bireyleri anlatmıştır. toplum tarafından dışlanmış, itelenmiş, içinde yaşayan, benliğini kaybetmiş kişileri katmıştır hikayelere. bunalımlı yaşamların hikayelerini derlemiş de diyebiliriz bir bakımdan.
bu sefer, sarı yapraklar kaybolmadan onları uzun uzun seyrettim. her zaman kaçırırdım da. insanlar ne buluyordu bu sarı yapraklarda? yağlı boya tablolarda gene neyse, fakat yerde? bilmem ki..
devamını gör...
gayda
orjinalinde, kamıştan yapılmış çift düdük ve tulumdan oluşan bir nefesli çalgıdır. tiz seslidir. trakya, bulgar, makedon ve iskoç halklarının millî çalgısıdır. doğu karadeniz yöremize özgü tulumdan farkı, pes sesleri kontrol edebilen boruya sahip olmasıdır.
devamını gör...
kadın dediğin erkek dediğin diye başlanan cümleler
dünyanın en saçma cümleleridir. nedir bu kriter merakı anlamıyorum. iyi insan olsun, değer versin, beraber mutlu olun bitti gitti.
devamını gör...

