traktörüne haciz gelen vatandaşın kalp krizinden ölmesi
nerde o çiftçi güzellemesi yapan tanımlar başlıklar, abartıyorlar vs. getirin buraya getirin...
bu ülke çiftçisinin ürettiği tek üzüm tanesi dahi yerseniz boğularak can veriniz, o kadar net.
traktör satmak nedir? ekmek kapısı satmaya mecbur kalmak nedir?
cennete gitti dimi? orda en lüks traktörlerde gezecek, banka yok tefeci yok! bir sektirip gidiniz.
tanım: ölecek nefes israfı o kadar çok adam var iken gariban çiftçinin acı ölümü.
bu ülke çiftçisinin ürettiği tek üzüm tanesi dahi yerseniz boğularak can veriniz, o kadar net.
traktör satmak nedir? ekmek kapısı satmaya mecbur kalmak nedir?
cennete gitti dimi? orda en lüks traktörlerde gezecek, banka yok tefeci yok! bir sektirip gidiniz.
tanım: ölecek nefes israfı o kadar çok adam var iken gariban çiftçinin acı ölümü.
devamını gör...
sanal parçacıklar
boşluk enerjisi ya da boşluktaki çalkantılar gibi bir ifadeyle özetleyebileceğimiz, kuantum fiziğindeki birçok olguyu açıklayabilen parçacık türü.
meraklısı için biraz detay;
boş uzay ya da vakum diye tanımladığımız, evrenin dokusunu oluşturan yapı, aslında tamamen boş değil. bunu şöyle hayal edebilirsiniz: boşluk olarak düşündüğünüz uzay dokusunun her yerine, son derece küçük, gözle görülemeyen noktacıklar ekleyin. bu noktacıkların her birine biraz da enerji ekleyin. bu enerjinin etkisiyle tüm bu noktacıklar salınım olarak da adlandırabileceğimiz bir osilasyon hareketine başlar. evet, şimdi elimizde, salınım yapan noktalarla donanmış bir evren dokusu var. tabi bu hareketler nedeniyle, etraflarında bulunan uzay dokusunu da etkiliyorlar.
heisenberg belirsizlik ilkesine göre, parçacıkların konum ve momentumu ya da enerji ve zaman arasında belirli bir limit bulunur. bunu, konuya ilişkin başlıktan detayıyla okuyabilirsiniz. bu başlıkta ise şu kadarını bilmemiz yeterli: parçacığın sahip olduğu enerji ile o enerjiye sahip olacağı sürenin çarpımı, belirli bir sabitten büyük ya da ona eşit olmak zorundadır. yani hiçbir zaman 0 olamaz. o halde enerji de, zaman da 0 olamaz. bu, fiziğin temellerinden biridir. yukarıda bahsettiğimiz noktacıklar da bu kurala uyacağından, bunların enerjileri 0 olamaz. bu enerji "boşlukta", kuantum vakum dalgaları ya da kısaca kuantum dalgaları denilen harekete neden olur. işte tanımda bahsi geçen boşluk enerjisi, bu dalgalanmaların yarattığı enerjidir.
hiçbir gerçek parçacık, temel durum enerjisi ya da sıfır noktası enerjisi de diyebileceğimiz ve bir kuantum sisteminin izin verdiği en düşük enerji seviyesinden daha düşük enerjiye sahip olamaz. ancak sanal parçacıklar, bu son derece düşük enerji seviyelerine sahip olabilir.
sanal parçacıklar, boşlukta madde ve antimadde çiftleri halinde bir anda ortaya çıkar ve son derece kısa bir süre içerisinde yok olur. belirsizlik ilkesini bir kez daha hatırlamakta yarar var bu noktada: bu parçacıkların enerjisi ne kadar büyük olursa, var oldukları süre o kadar kısalır. tersi de geçerlidir.
***
bu parçacıkların sanal olması, onların varlığını gözlem yoluyla tespit edemeyeceğimiz anlamına gelmiyor. casimir etkisi deneyi ile bunların varlığı tespit edildi. deneyi, ilgili başlıkta anlatmak üzere şimdilik bırakıyorum.
***
sanal parçacıklar, hawking radyasyonu adlı fenomen aracılığı ile kara delikleri daha iyi anlamak yolunda bir ipucu veriyor bize. ayrıca kuantum köpüğü adlı yapıyı tanımlayarak, kütle çekimini de farklı bir bakış açısıyla açıklayabiliyor.
meraklısı için biraz detay;
boş uzay ya da vakum diye tanımladığımız, evrenin dokusunu oluşturan yapı, aslında tamamen boş değil. bunu şöyle hayal edebilirsiniz: boşluk olarak düşündüğünüz uzay dokusunun her yerine, son derece küçük, gözle görülemeyen noktacıklar ekleyin. bu noktacıkların her birine biraz da enerji ekleyin. bu enerjinin etkisiyle tüm bu noktacıklar salınım olarak da adlandırabileceğimiz bir osilasyon hareketine başlar. evet, şimdi elimizde, salınım yapan noktalarla donanmış bir evren dokusu var. tabi bu hareketler nedeniyle, etraflarında bulunan uzay dokusunu da etkiliyorlar.
heisenberg belirsizlik ilkesine göre, parçacıkların konum ve momentumu ya da enerji ve zaman arasında belirli bir limit bulunur. bunu, konuya ilişkin başlıktan detayıyla okuyabilirsiniz. bu başlıkta ise şu kadarını bilmemiz yeterli: parçacığın sahip olduğu enerji ile o enerjiye sahip olacağı sürenin çarpımı, belirli bir sabitten büyük ya da ona eşit olmak zorundadır. yani hiçbir zaman 0 olamaz. o halde enerji de, zaman da 0 olamaz. bu, fiziğin temellerinden biridir. yukarıda bahsettiğimiz noktacıklar da bu kurala uyacağından, bunların enerjileri 0 olamaz. bu enerji "boşlukta", kuantum vakum dalgaları ya da kısaca kuantum dalgaları denilen harekete neden olur. işte tanımda bahsi geçen boşluk enerjisi, bu dalgalanmaların yarattığı enerjidir.
hiçbir gerçek parçacık, temel durum enerjisi ya da sıfır noktası enerjisi de diyebileceğimiz ve bir kuantum sisteminin izin verdiği en düşük enerji seviyesinden daha düşük enerjiye sahip olamaz. ancak sanal parçacıklar, bu son derece düşük enerji seviyelerine sahip olabilir.
sanal parçacıklar, boşlukta madde ve antimadde çiftleri halinde bir anda ortaya çıkar ve son derece kısa bir süre içerisinde yok olur. belirsizlik ilkesini bir kez daha hatırlamakta yarar var bu noktada: bu parçacıkların enerjisi ne kadar büyük olursa, var oldukları süre o kadar kısalır. tersi de geçerlidir.
***
bu parçacıkların sanal olması, onların varlığını gözlem yoluyla tespit edemeyeceğimiz anlamına gelmiyor. casimir etkisi deneyi ile bunların varlığı tespit edildi. deneyi, ilgili başlıkta anlatmak üzere şimdilik bırakıyorum.
***
sanal parçacıklar, hawking radyasyonu adlı fenomen aracılığı ile kara delikleri daha iyi anlamak yolunda bir ipucu veriyor bize. ayrıca kuantum köpüğü adlı yapıyı tanımlayarak, kütle çekimini de farklı bir bakış açısıyla açıklayabiliyor.
devamını gör...
acının tatlı tebessümü
açıklanamayan derin duyguların yüze vurmuş ifadesidir.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının ilk aşkları için yaptıkları
kafa atmıştım.
şimdi feminikler doluşcak fakat genede bahsedeyim.
1. sınıfın ilk günü. mavi gözlü, mavi önlüklü hatunum asiye kımıl kımıl yaklaşıyo sınıfa doğru. tuttup kolundan sordum adını.
dedi asiye. elimle tek gözümü kapatıp, bende korsan dedim.
memnun oldu tabi...
karizmam o biçim, saçlar hemüz dökülmemiş.
biraz muhabbet, sohbet derken gözüm alnında ki sivilcesine ilişti. dedim oynama daha da büyütürsün. ama dedi kaşınıyor.
mahallede ercan hep patlatırdı. anneside ona öyle tembihlemiş. bahsettim. dedi korsan patlatalım. tamam deyip elimi attım hemen dur acıyo dedi.
o zaman dedim kafa tokuşturalım. nasıl olcak? dedi.
dedim 3 deyince.
1 - 2 - 3!
45 kişilik mevcudu olan sınıftan bir çığlık sesi.
asiye feryat figan bağrıyo nasıl tırsıyorum ama.
kızın alnı oldu davul gibi.
viyak viyak bağırdıkça, heyecan yapmışım kaçcak delik arıyom. tek ayak üzerinde ceza yedim. kızın ailesi o gün gelip kızı okuldan aldı. bir daha sınıfta eskisi gibi olamadık.
yaman kızdın assy...
girersin zamansız rüyalarıma, facebook'a koyduğun o evlilik fotoğrafınla...
şimdi feminikler doluşcak fakat genede bahsedeyim.
1. sınıfın ilk günü. mavi gözlü, mavi önlüklü hatunum asiye kımıl kımıl yaklaşıyo sınıfa doğru. tuttup kolundan sordum adını.
dedi asiye. elimle tek gözümü kapatıp, bende korsan dedim.
memnun oldu tabi...
karizmam o biçim, saçlar hemüz dökülmemiş.
biraz muhabbet, sohbet derken gözüm alnında ki sivilcesine ilişti. dedim oynama daha da büyütürsün. ama dedi kaşınıyor.
mahallede ercan hep patlatırdı. anneside ona öyle tembihlemiş. bahsettim. dedi korsan patlatalım. tamam deyip elimi attım hemen dur acıyo dedi.
o zaman dedim kafa tokuşturalım. nasıl olcak? dedi.
dedim 3 deyince.
1 - 2 - 3!
45 kişilik mevcudu olan sınıftan bir çığlık sesi.
asiye feryat figan bağrıyo nasıl tırsıyorum ama.
kızın alnı oldu davul gibi.
viyak viyak bağırdıkça, heyecan yapmışım kaçcak delik arıyom. tek ayak üzerinde ceza yedim. kızın ailesi o gün gelip kızı okuldan aldı. bir daha sınıfta eskisi gibi olamadık.
yaman kızdın assy...
girersin zamansız rüyalarıma, facebook'a koyduğun o evlilik fotoğrafınla...
devamını gör...
çakmak isteyen genç kız
hakkında bu kadar şey yazılacağını bilse, o çakmağı istemeyecek olan genç kızdır.
devamını gör...
bir şehir bir kütüphane
çeşitli şehirlerden mimarisi, konumu, barındırdığı eserleri veya herhangi bir özelliği ile göze çarpan kütüphaneler paylaşabileceğimiz başlık.
ilki benden gelsin:
(bkz: tianjin binhai kütüphanesi)
çin'in tianjin kentinde bulunan ve 2014-2017 yılları arasında yapımı tamamlanmış olan kütüphane akıl dolu mimarisi ile ziyaretçilerinin ve meraklılarının oldukça ilgisini çekmektedir.
yapının tam ortasında aşağıda görmüş olduğunuz oditoryumu barındıran göz bulunmakta ve yapı bu gözün çevresinde şekillenmekte.

bu gözün etrafında basamaklar halinde çeşitli okuma, dinlenme ve oturma alanları bulunuyor.
binanın başlangıcından bitişine kadar dalgalandırılmış raflar var ve bu yapı kütüphanenin kendine özgü topoğrafyasını oluşturuyor. kütüphanede bir milyonu aşkın kitap bulunuyor.

gözün etrafında görmüş olduğunuz her raf aslında hem oturma hem tırmanma hem de okuma alanı işlevi görüyor. böylelikle kütüphane aslında bir kültür ve sosyalleşme merkezi olarak da işlevini sürdürüyor.

kütüphanenin belli kotlarında eğitim üzerine programlanmış alanlar mevcut. yer altında kalan kısımda arşiv, kitap deposu ve servis alanı, ilk katlarda çocuk ve yaşlılar için okuma alanları var. en üst katlar ise toplantı, ofis ve bilgisayar odaları için ayrılmış.

kütüphane hem içeriden dışarıyı hem dışarıdan içeriyi görebilecek şekilde dizayn edilmiş, amaç dışarı ile bağlantıyı sürdürmek. böylelikle hem kütüphaneye olan ilgi canlı tutuluyor hem de kütüphane günlük yaşamın bir parçası haline getirilerek herkesin düşündüğü "sessiz, kitaplarla dolu, sıkıcı bir yer" şeklindeki imajından sıyrılıyor.
çok daha detaylı bilgi ve görsel için kaynak gösterdiğim siteyi ziyaret edebilirsiniz.
tianjin binhai kütüphanesine gideeeer-->
ilki benden gelsin:
(bkz: tianjin binhai kütüphanesi)
çin'in tianjin kentinde bulunan ve 2014-2017 yılları arasında yapımı tamamlanmış olan kütüphane akıl dolu mimarisi ile ziyaretçilerinin ve meraklılarının oldukça ilgisini çekmektedir.
yapının tam ortasında aşağıda görmüş olduğunuz oditoryumu barındıran göz bulunmakta ve yapı bu gözün çevresinde şekillenmekte.

bu gözün etrafında basamaklar halinde çeşitli okuma, dinlenme ve oturma alanları bulunuyor.
binanın başlangıcından bitişine kadar dalgalandırılmış raflar var ve bu yapı kütüphanenin kendine özgü topoğrafyasını oluşturuyor. kütüphanede bir milyonu aşkın kitap bulunuyor.

gözün etrafında görmüş olduğunuz her raf aslında hem oturma hem tırmanma hem de okuma alanı işlevi görüyor. böylelikle kütüphane aslında bir kültür ve sosyalleşme merkezi olarak da işlevini sürdürüyor.

kütüphanenin belli kotlarında eğitim üzerine programlanmış alanlar mevcut. yer altında kalan kısımda arşiv, kitap deposu ve servis alanı, ilk katlarda çocuk ve yaşlılar için okuma alanları var. en üst katlar ise toplantı, ofis ve bilgisayar odaları için ayrılmış.

kütüphane hem içeriden dışarıyı hem dışarıdan içeriyi görebilecek şekilde dizayn edilmiş, amaç dışarı ile bağlantıyı sürdürmek. böylelikle hem kütüphaneye olan ilgi canlı tutuluyor hem de kütüphane günlük yaşamın bir parçası haline getirilerek herkesin düşündüğü "sessiz, kitaplarla dolu, sıkıcı bir yer" şeklindeki imajından sıyrılıyor.
çok daha detaylı bilgi ve görsel için kaynak gösterdiğim siteyi ziyaret edebilirsiniz.
tianjin binhai kütüphanesine gideeeer-->
devamını gör...
günaydın sözlük
günaydın sözlük...
ama tam şöyle yatağınızda yayıla yayıla telefonumla youtube batağına düşeyim derken; şarjınızın olmadığını fark ederek telefonu yatak ucunuzdaki şarja takmışsınız da şarj kablosundaki temassızlık yüzünden, o doğru açıyı yakalar yakalamaz mumya gibi sabit kalmışsınız gibi bir günaydın değil elbet...
bir akşam vakti, parmak arası terliğinizle yokuş yukarı yürürken, ayağınızdan sürekli çıkan terliği, ayağınıza giyer giymez bir futbolcu edasıyla, şut çeker gibi, ileri doğru fırlatıp; ona doğru yürürken çıplak ayaklarınızın altındaki asfaltın sizde uyandırdığı his gibi değişik bir günaydın...
rahatsız ama ferah bir günaydın...
ayağınıza taş değmeyen bir günaydın...
ama tam şöyle yatağınızda yayıla yayıla telefonumla youtube batağına düşeyim derken; şarjınızın olmadığını fark ederek telefonu yatak ucunuzdaki şarja takmışsınız da şarj kablosundaki temassızlık yüzünden, o doğru açıyı yakalar yakalamaz mumya gibi sabit kalmışsınız gibi bir günaydın değil elbet...
bir akşam vakti, parmak arası terliğinizle yokuş yukarı yürürken, ayağınızdan sürekli çıkan terliği, ayağınıza giyer giymez bir futbolcu edasıyla, şut çeker gibi, ileri doğru fırlatıp; ona doğru yürürken çıplak ayaklarınızın altındaki asfaltın sizde uyandırdığı his gibi değişik bir günaydın...
rahatsız ama ferah bir günaydın...
ayağınıza taş değmeyen bir günaydın...
devamını gör...
sözlük dergi yazılarını bekliyor
herkes gerçekten ama gerçekten harika işler ortaya koymuş ben acemiliğimden utandım şu an. emeği geçen herkesin eline sağlık, gururlu bir anne gibi gözlerim dolu dolu baktım dergiye ne güzel olmuş. bu süreç boyunca her işe koşturan sevgili karambol'ün yokluğunu görmek kötü hissettirdi. bu yazı olmuş mu ya bunun şurasını şöyle mi yapsam diye diye bir aydır kafasının etini yemiştim kaçtı gitti galiba benim çenesizliğime dayanamayıp. ondan başka kimse benim gereksiz sorularıma tahammül etmiyor, 90'lar trendlerinden daha hızlı bir şekilde geri dönmesi dileklerimle.
devamını gör...
seni seviyorum
karşı tarafa olan sevgiyi ifade eden bir cümle, ifade. sık kullanılırsa anlamını kaybedebilir.
şimdi fuları bağlayıp uzun uzun postmodernizim, neoliberalism vs. -ism ekiyle biten kelimeler içeren, hiçbir anlam taşımayan cümleler kurasım var da bune ne enerjim yeter, ne de bu düzgünce becerebileceğim bir eylem.
internetin yoğun bir biçimde hayatımızda yer edinmesiyle iletişim kurma yöntemlerimiz de değişti. doğal olarak bir mektupta elle yazıldığı gibi anlamlı olmuyor telefonda "sni svyrm" şeklinde görünce. bir de ilişkilerde kolayca ve sık sık kullanılıp (hem yazılı hem de sözlü olarak telefon aracılığıyla etkileşim halindeyiz ve iletişim kurmayı bu diğer yöntemlerden daha kolay aynı zamanda da hızlı hale getiriyor, mesafeleri kısaltıyor bir bakıma) değerinin düştüğü de gözlemlenebilir.
sevin birbirinizi, yeri ve zamanında seni seviyorum deyiverin, çok fazla şey kaybetmezsiniz.
şimdi fuları bağlayıp uzun uzun postmodernizim, neoliberalism vs. -ism ekiyle biten kelimeler içeren, hiçbir anlam taşımayan cümleler kurasım var da bune ne enerjim yeter, ne de bu düzgünce becerebileceğim bir eylem.
internetin yoğun bir biçimde hayatımızda yer edinmesiyle iletişim kurma yöntemlerimiz de değişti. doğal olarak bir mektupta elle yazıldığı gibi anlamlı olmuyor telefonda "sni svyrm" şeklinde görünce. bir de ilişkilerde kolayca ve sık sık kullanılıp (hem yazılı hem de sözlü olarak telefon aracılığıyla etkileşim halindeyiz ve iletişim kurmayı bu diğer yöntemlerden daha kolay aynı zamanda da hızlı hale getiriyor, mesafeleri kısaltıyor bir bakıma) değerinin düştüğü de gözlemlenebilir.
sevin birbirinizi, yeri ve zamanında seni seviyorum deyiverin, çok fazla şey kaybetmezsiniz.
devamını gör...
orta doğu'da kartlar yeniden dağıtılıyor
ortadoğuda kumar oynayacak yer mi kaldı kardeşim ne kartı, diye düşündüren başlığımsı.
devamını gör...
üsküdar'a gider iken
her ne kadar bir hanımefendi'nin bir kâtip için söylediği sözler olduğu düşünülse bile işin aslı çok başkadır.
işin aslı zamanın kabadayıları kâtiplerle dalga geçmek için söylemiştir.
üsküdara gidiş yolu.
işin aslı zamanın kabadayıları kâtiplerle dalga geçmek için söylemiştir.
üsküdara gidiş yolu.
devamını gör...
kürtajın yasaklanması gerekliliği
benim doğurup doğurmayacağıma 3. kişinin karar vermesi saçmalığı.
devamını gör...
bilmelisin
10 ekim ankara garı patlamasının yıl dönümünde defalarca dinlediğim ve yürek yakan bir suavi şarkısı.
bilmelisin
bu yol bizim yolumuzdur
gidip geri dönmemek var
kalanlarla yola devam
umut bizim isigimiz
sira kimde belli olmaz
ümit bizim isigimiz
bilmelisin bilmelisin ümitsizlik yok
sana hosçakal diyemem
ama simdi gitme vakti
yüregimde çanlar vurur
kalbim sökülüyor sanki
yüreginde hasret biter
ümitsiz olma yeter
gidip de dönmemek var dönüpte görmemek var
bu bir veda sarkisidir yüzüne el sürmemek var
bilmelisin bilmelisin ümitsizlik yok
bilmelisin
bu yol bizim yolumuzdur
gidip geri dönmemek var
kalanlarla yola devam
umut bizim isigimiz
sira kimde belli olmaz
ümit bizim isigimiz
bilmelisin bilmelisin ümitsizlik yok
sana hosçakal diyemem
ama simdi gitme vakti
yüregimde çanlar vurur
kalbim sökülüyor sanki
yüreginde hasret biter
ümitsiz olma yeter
gidip de dönmemek var dönüpte görmemek var
bu bir veda sarkisidir yüzüne el sürmemek var
bilmelisin bilmelisin ümitsizlik yok
devamını gör...
ali ismail korkmaz
t: ülkenin polisi ve insandışı varlıkları tarafından öldüresiye darp edilen, hiçbir suçu olmayan, hastanede saatlerce bilerek tedavi edilmeyen, gencecik bir kardeşimizdi. faillerinin bazıları görüntüler olduğu halde beraat ettirildi, bazıları kasten adam öldürme suçundan 8-10 yıl gibi komik cezalar aldılar. ödül desek daha doğru olur.
ülkemi bu kadar vahşi ve yaşanılmaz bir yer hâline getiren kim varsa hepsine yazıklar olsun. kendi karanlığınızda boğulun.
ülkemi bu kadar vahşi ve yaşanılmaz bir yer hâline getiren kim varsa hepsine yazıklar olsun. kendi karanlığınızda boğulun.
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
üniversitelerin itiraf sayfalarında bile daha çetrefilli şeyler yazılıyor. buraya gelip şöyle hissediyorum böyle hissediyorum yazıyorsunuz. olmaz böyle.
devamını gör...
çalıkuşu
iki kez okuduğum nadir kitaplardandır ki benim için çok zordur bu. osmanlı toplumundaki kültürel ve ekonomik çöküşü ve anadolu'daki yansımalarını bir kadının gözünden anlatan çok güzel bir romandır. köy öğretmenliği yapan bir kadının modernleşme ve çağdaşlaşma mücadelesi, aydın çocuklar yetiştirebilme çabası ancak bu kadar romantik anlatılabilirdi.
cumhuriyetler romantizme ve romantik sanatçılara çok şey borçlu.
cumhuriyetler romantizme ve romantik sanatçılara çok şey borçlu.
devamını gör...
alcatraz
bu isimde bir dizi vardı. aslında fena da başlamamıştı. zaten mevzu alcatraz olunca ben olaya balıklama atlarım. alcatraz'la ilgili film, belgesel ne varsa bulup buluşturup izlemişimdir. dizinin konusu da ilgi çekiydi. oyuncu kadrosu da fena değildi. diziyi çeken de j.j. abrams olunca, merak da etmedim değil. ha lost'un sonunda çuvallamış olsa da, bir yere kadar götürdü yani adam o diziyi. bu dizide de belki aynı haltı yer ama o zamana kadar bize de seyredecek bir şeyler çıkar diye düşünmüştüm.
orada rebeca madsen diye dedektif bir ablamız vardı. bayağıda takıntılı bir ablaydı. bir cinayeti çözeceğim derken taa 1960'lara doğru yol aldı hanımefendi. deliller ve belgeler kendisini o dönemlerde alcatraz'da kalmış bir suçluya doğru götürdü. işte orada işler çok pis karıştı. lanet olası federaller falan devreye girdi. bu arada jack sylvane denen şüphelinin de 80'leri aşkın bir yaşı var ama adam kamera kayıtlarına böyle zıpkın gibi fişek gibi gencecik yakalanıyor falan. sonra emerson hauser diye bir karakter var. adam adada gardiyanlık yapmış. jack'in yalnız olmadığını, o dönemde pek çok mahkumun onun gibi ortadan kaybolduğunu söylüyor. adamlar buharlaşıp yok olmuşlar. ve geri dönecekleri tutmuş.
alın size işte mis gibi gizem! alcatraz var, gizem var, çözülecek mevzu var, izlemeyip de ne yapacaksınız? izledik haliyle ve sonrası tam bir hayal kırıklığı.
bu adamlar yaşlanmıyor, niye yaşlanmıyor? niye geri dönüyorlar? dertleri ne?
el-cevap: bunların kanına o dönemin hapishane müdürü gümüş enjekte ettiriyor.
peki neden? bilmiyoruz abicim. adamın fantezisi buymuş herhalde.
sonracığıma anahtarlar var. bunlar ne ayak? müdür bunları niye toplatıyor? yine derin bir sessizlik. acaba anahtarlar için mi geri dönüyorlar? ona da yanıt yok. ortaya gizemi at. hiç birini açık etme. sonra da dedektifi öldür ve diziyi bitir. istiklal marşı ve kapanış...
bence abrams lost'dan daha beter nasıl batırırım sorusunu kendine sormuş ve bu diziyi çekmiş. başka bir açıklaması olamaz. varsa bile bu kadar zincirleme felaket sonrası bana hiç inandırıcı gelmez/gelmedi. öyle işte bilin istedim. hani denk gelip, başlayıp kursağınızda bırakmayın. yazık etmeyin kendinize *
orada rebeca madsen diye dedektif bir ablamız vardı. bayağıda takıntılı bir ablaydı. bir cinayeti çözeceğim derken taa 1960'lara doğru yol aldı hanımefendi. deliller ve belgeler kendisini o dönemlerde alcatraz'da kalmış bir suçluya doğru götürdü. işte orada işler çok pis karıştı. lanet olası federaller falan devreye girdi. bu arada jack sylvane denen şüphelinin de 80'leri aşkın bir yaşı var ama adam kamera kayıtlarına böyle zıpkın gibi fişek gibi gencecik yakalanıyor falan. sonra emerson hauser diye bir karakter var. adam adada gardiyanlık yapmış. jack'in yalnız olmadığını, o dönemde pek çok mahkumun onun gibi ortadan kaybolduğunu söylüyor. adamlar buharlaşıp yok olmuşlar. ve geri dönecekleri tutmuş.
alın size işte mis gibi gizem! alcatraz var, gizem var, çözülecek mevzu var, izlemeyip de ne yapacaksınız? izledik haliyle ve sonrası tam bir hayal kırıklığı.
bu adamlar yaşlanmıyor, niye yaşlanmıyor? niye geri dönüyorlar? dertleri ne?
el-cevap: bunların kanına o dönemin hapishane müdürü gümüş enjekte ettiriyor.
peki neden? bilmiyoruz abicim. adamın fantezisi buymuş herhalde.
sonracığıma anahtarlar var. bunlar ne ayak? müdür bunları niye toplatıyor? yine derin bir sessizlik. acaba anahtarlar için mi geri dönüyorlar? ona da yanıt yok. ortaya gizemi at. hiç birini açık etme. sonra da dedektifi öldür ve diziyi bitir. istiklal marşı ve kapanış...
bence abrams lost'dan daha beter nasıl batırırım sorusunu kendine sormuş ve bu diziyi çekmiş. başka bir açıklaması olamaz. varsa bile bu kadar zincirleme felaket sonrası bana hiç inandırıcı gelmez/gelmedi. öyle işte bilin istedim. hani denk gelip, başlayıp kursağınızda bırakmayın. yazık etmeyin kendinize *
devamını gör...


