herbokoloji
tıbbın çare bulamadığı hastalıklardan biridir ayrıca. okumamak, araştırmamak başlıca sebeplerindendir.
devamını gör...
nickaltı yalakalığı
takdiri bilmez insan domuz sözünü aklıma getiren bir olumsuzcuğun açtığı başlık. hor görelim, aşağılayalım, kendimizi yüceltelim, eleştirdikçe eleştirelim zaten. iki güzel söz söylemeyelim kimseye, gönlünü hoş etmeyelim, yüzünü gülümsetmeyelim, öküz gibi yaşayalım değil mi sattığımın hayatını.
*
*
devamını gör...
paranoya
düzenli birbiriyle bağlantılı mantıklı ve sürekli sanrılarla gerçekdışı şüphecilik kuşku ve bilinçsiz suçluluk duygularının yoğun yaşandığı ruhsal bozukluktur.
devamını gör...
gulf stream
meksika körfezinden başlayarak britanya'ya ve izlanda'ya kadar ulaşan okyanus yüzeyi sıcak su akıntısıdır.
eğer bu akıntı olmasaydı 60. enlemlerde bulunan britanya ve izlanda , sibirya gibi bir iklimi olurdu.
bu akıntı sayesinde batılı alize rüzgarları ülkemize kadar yağışları taşıyor.
ingiltere ile ayni enlemde bulunan kanada ile kışın 30 dereceye yakın farklar oluşur.
bunun bir nedeni de kuzeydoğu amerika'da etkili olan labrador soğuk su akıntısıdır.
kanada'da okyanus donarken, britanya'da + dereceler görülür.
eğer bu akıntı olmasaydı 60. enlemlerde bulunan britanya ve izlanda , sibirya gibi bir iklimi olurdu.
bu akıntı sayesinde batılı alize rüzgarları ülkemize kadar yağışları taşıyor.
ingiltere ile ayni enlemde bulunan kanada ile kışın 30 dereceye yakın farklar oluşur.
bunun bir nedeni de kuzeydoğu amerika'da etkili olan labrador soğuk su akıntısıdır.
kanada'da okyanus donarken, britanya'da + dereceler görülür.

devamını gör...
normal sözlük yazarlarının şiirleri
harfsiz diller çetesi
kim anlardı ki ;
mumdan akan tanelerin, bahçede ki çınardan kopan yaprakların ve öğle saatlerinde çalan kornaların dilinden
ben anlar mıydım ki ?
kahvenin içine dökülen sütün karmaşasını, bir sahaftan rastgele alınan ilk baskı ‘’ garcia ’’mısralarını ..mmm
bilmem, belki tırmansaydım
o gökte ki rengarenk kumaş merdivenden
çocuk olup şehirlere bakar mıydım , seksek oynadığımız o gökteki pamuktan kubbelerden?
bilemedim şimdi..
tencerenin dibindeki tatlıyı birlikte sıyırmak mıydı önemli olan
yoksa göz göze iken kalabalığın arasında kaybolabilmek mi ?
bilemedim..
hee bildim aslında, önemli olan sevebilmekti, hiç kimse gibi..
ve söyleyebilmekti hiçbir harfin dans etmesine izin vermeden.
hame
kim anlardı ki ;
mumdan akan tanelerin, bahçede ki çınardan kopan yaprakların ve öğle saatlerinde çalan kornaların dilinden
ben anlar mıydım ki ?
kahvenin içine dökülen sütün karmaşasını, bir sahaftan rastgele alınan ilk baskı ‘’ garcia ’’mısralarını ..mmm
bilmem, belki tırmansaydım
o gökte ki rengarenk kumaş merdivenden
çocuk olup şehirlere bakar mıydım , seksek oynadığımız o gökteki pamuktan kubbelerden?
bilemedim şimdi..
tencerenin dibindeki tatlıyı birlikte sıyırmak mıydı önemli olan
yoksa göz göze iken kalabalığın arasında kaybolabilmek mi ?
bilemedim..
hee bildim aslında, önemli olan sevebilmekti, hiç kimse gibi..
ve söyleyebilmekti hiçbir harfin dans etmesine izin vermeden.
hame
devamını gör...
normal sözlük'ü 3 kelime ile anlat
emekleyen bir çocuk.
koşacağı günler de pek yakındır.
e zaman geçtikçe büyüyecek.
koşacağı günler de pek yakındır.
e zaman geçtikçe büyüyecek.
devamını gör...
moderasyonda iç savaş çıkma olasılığı
bizim gibi avam sınıfında iç savaş olur, moderasyonda olunca taht kavgaları deniyor adına.
devamını gör...
evdekilere küsüp kızınca yapılanlar
küçükken üstümü değiştirip gelirdim, böylece kızgınlığımın önceki kıyafetimde kaldığıma inanıp, birşey olmamış gibi devam ederdim
birde duvarın arkasına saklanıp önce çağırmalarını beklerdim
sjsjsjsj tatlı, saf çocukmuşum aslında.
birde duvarın arkasına saklanıp önce çağırmalarını beklerdim
sjsjsjsj tatlı, saf çocukmuşum aslında.
devamını gör...
sözlük radyo istek saati
kafa sözlük yazarımız, sevgili quinn‘nin sevin gayrı şarkısını istek olarak buraya belirtiyorum. sesine sağlık, sesin ne huzurlu çiçek quinn.
-gomercan göreve.
-gomercan göreve.
devamını gör...
huriyle birleşmede kıl diplerine kadar herkes haz alacak
saçma sapan ve uydurma beyan.
kuran'da ne cennette cinsellikle ilgili bir konuya rastlarsınız ne de hurinin tam olarak ne olduğuna... hatta aksine, cennette verilecek olan nimetlerin tam olarak ne olduğunu kimsenin bilemeyeceği söylenir secde 17'de. bu yüzden bazı şeyleri insanın sınırlı aklının alabilmesi için bildiği konular üzerinden benzetmelerle anlatılır cennet.
huri kelimesi bildiğim kadarıyla cinsiyet hakkında bilgi vermiyor. temiz, iri gözlü, gözünün akı bembeyaz olan gibi anlamları var sadece. kadın ya da cinsellik yaşayacağınız bir şey anlamı taşımıyor. cennette verilen eş dediğiniz zaman bu eşin ne işe yarayacağı da belirsiz. sadece size orada hizmet edecek bir "yaratık" olması ihtimali oldukça yüksek. hizmetten kasıt da sekstir diyebilmemiz için açık ve net bir söylem yok.
bu arada diyanet'in eski meallerinde öyle memesi tomurcuklanmış genç kızlar falan diye saçmalıklar yok. son dönemde yeni meallere koydular onu. son dönemdeki diyanetin uygulamalarını da hepiniz biliyorsunuz. söyleyin bakalım artan deist ve ateist sayısı sizce tesadüf mü yoksa özellikle mi yapılıyor? farkındaysanız milliyetçiliği temsil eden mhp de atatürkçülüğü temsil eden chp de dini temsil eden diyanet de eski halleriyle uzaktan yakından alakasız durumlara getirildi.
bilin bakalım milliyet, din, ortak değerler gibi kavramlara sahip olan ulus devletlerin bu özelliklerini bilinçli olarak yok etmenin adı ne? ben söyleyeyim:
(bkz: yeni dünya düzeni)
kuran'da ne cennette cinsellikle ilgili bir konuya rastlarsınız ne de hurinin tam olarak ne olduğuna... hatta aksine, cennette verilecek olan nimetlerin tam olarak ne olduğunu kimsenin bilemeyeceği söylenir secde 17'de. bu yüzden bazı şeyleri insanın sınırlı aklının alabilmesi için bildiği konular üzerinden benzetmelerle anlatılır cennet.
huri kelimesi bildiğim kadarıyla cinsiyet hakkında bilgi vermiyor. temiz, iri gözlü, gözünün akı bembeyaz olan gibi anlamları var sadece. kadın ya da cinsellik yaşayacağınız bir şey anlamı taşımıyor. cennette verilen eş dediğiniz zaman bu eşin ne işe yarayacağı da belirsiz. sadece size orada hizmet edecek bir "yaratık" olması ihtimali oldukça yüksek. hizmetten kasıt da sekstir diyebilmemiz için açık ve net bir söylem yok.
bu arada diyanet'in eski meallerinde öyle memesi tomurcuklanmış genç kızlar falan diye saçmalıklar yok. son dönemde yeni meallere koydular onu. son dönemdeki diyanetin uygulamalarını da hepiniz biliyorsunuz. söyleyin bakalım artan deist ve ateist sayısı sizce tesadüf mü yoksa özellikle mi yapılıyor? farkındaysanız milliyetçiliği temsil eden mhp de atatürkçülüğü temsil eden chp de dini temsil eden diyanet de eski halleriyle uzaktan yakından alakasız durumlara getirildi.
bilin bakalım milliyet, din, ortak değerler gibi kavramlara sahip olan ulus devletlerin bu özelliklerini bilinçli olarak yok etmenin adı ne? ben söyleyeyim:
(bkz: yeni dünya düzeni)
devamını gör...
zihinde yer etmiş anonslar
devamını gör...
itici gelen hitap şekilleri
leeennn!
bu erkeğin kullandığı lan hitabının özellikle orta yaşlı ya da yaşlı kadınlarca söylenişi. çocukken ismimizi bilmediklerinden böyle seslenirlerdi. mazur görsek bile yine de itici bir hitap.
bu erkeğin kullandığı lan hitabının özellikle orta yaşlı ya da yaşlı kadınlarca söylenişi. çocukken ismimizi bilmediklerinden böyle seslenirlerdi. mazur görsek bile yine de itici bir hitap.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının ses tonları
devamını gör...
bir ülkenin gelişmişlik seviyesini gösteren detaylar
güvenilir ve yaygın bir adalet sistemi,
güçlü ve nitelikli ulusal eğitim ağı,
hukukun üstünlüğü,
kuvvetler ayrılığı,
her alanda benimsenmiş reform ilkesi,
yeniliğe açıklık,
katma değer üretiminden elde edilmiş sermaye grupları
iyi ahlak ve en önemlisi de yerleşik kültür.
bu kültürün eleştirilmesi, türkiye gibi ülkelerde ciddi bir reaksiyonla karşılaşmanıza sebep olacaktır. mühendislikte; odtü, boğaziçi tıpta; çapa, cerrahpaşa ya da çeşitli köklü hukuk fakülteleri olan bir ülkede eğitim kalitesizliği konu değildir. ortalama eğitimin kalitesiz olduğunu savunabilirsiniz ama bu başka bir konu. asıl mesele, bir insanın eğitim yoluyla sıfat atlayabileceğine inanmasıdır. aksi durumda eğitim; kişinin kendi isteklerine ulaşma dürtüsü olma özelliğini kaybeder. maalesef insanların çok azı eğitimi nedenselleştirecek idealizme sahip. bunun tercümesi şudur: bu ülkenin kültüründe bir gün nobel ödülü kazanma hedefiyle doktora yapan insan sayısı çok çok az. maalesef rahat yaşam, toplumsal saygınlık, statü vs. daha baskın geliyor.
kültürün, hukuktan önce geldiğini savunan birisiyim. kültürü düzelttiğimiz zaman eğitim de, adalet de, katma değer de yaratabiliriz. ha kültürü düzeltmezsen de rasyonaliteyi yıllar evvel terk etmiş bir topluma ''bizi kıskanıyorlar'' diyerek toplumu buna inandırabilirsiniz. ama asla cari açık vermeden büyüyecek bir makroekonomik yapıyı kuramazsınız, çünkü yerleşik kültür buna asla izin vermeyecektir.
güçlü ve nitelikli ulusal eğitim ağı,
hukukun üstünlüğü,
kuvvetler ayrılığı,
her alanda benimsenmiş reform ilkesi,
yeniliğe açıklık,
katma değer üretiminden elde edilmiş sermaye grupları
iyi ahlak ve en önemlisi de yerleşik kültür.
bu kültürün eleştirilmesi, türkiye gibi ülkelerde ciddi bir reaksiyonla karşılaşmanıza sebep olacaktır. mühendislikte; odtü, boğaziçi tıpta; çapa, cerrahpaşa ya da çeşitli köklü hukuk fakülteleri olan bir ülkede eğitim kalitesizliği konu değildir. ortalama eğitimin kalitesiz olduğunu savunabilirsiniz ama bu başka bir konu. asıl mesele, bir insanın eğitim yoluyla sıfat atlayabileceğine inanmasıdır. aksi durumda eğitim; kişinin kendi isteklerine ulaşma dürtüsü olma özelliğini kaybeder. maalesef insanların çok azı eğitimi nedenselleştirecek idealizme sahip. bunun tercümesi şudur: bu ülkenin kültüründe bir gün nobel ödülü kazanma hedefiyle doktora yapan insan sayısı çok çok az. maalesef rahat yaşam, toplumsal saygınlık, statü vs. daha baskın geliyor.
kültürün, hukuktan önce geldiğini savunan birisiyim. kültürü düzelttiğimiz zaman eğitim de, adalet de, katma değer de yaratabiliriz. ha kültürü düzeltmezsen de rasyonaliteyi yıllar evvel terk etmiş bir topluma ''bizi kıskanıyorlar'' diyerek toplumu buna inandırabilirsiniz. ama asla cari açık vermeden büyüyecek bir makroekonomik yapıyı kuramazsınız, çünkü yerleşik kültür buna asla izin vermeyecektir.
devamını gör...
depresyon burjuvalar içindir
ken loach'ın riff-raff filminde geçen ünlü bir repliktir.
+ sen hiç depresyona girdin mi?
- depresyon burjuvalar içindir. biz sadece sabah uyanır ve yollara düşeriz. hepsi bu.
+ sen hiç depresyona girdin mi?
- depresyon burjuvalar içindir. biz sadece sabah uyanır ve yollara düşeriz. hepsi bu.
devamını gör...
kıskanmak ve özel alana saygının farkı
kıskanmak ile özel alana saygı kavramlarının çokça karıştırıldığını düşünüyorum. özel alana karışmamak, saygı duymak lazım. erkekler ve kadinlar “kıskanıyorum” adı altında partnerlerinin özel alanına saygı duymamaları, kendi haddini bilmemeleri “kıskanmanın” anlamı ve değerini de malesef değiştirmiş.
devamını gör...
tek başına lastikli çarşaf değiştirmek
üniversitede kendi evimi kurup misler gibi yalnızlığın tadını çıkarırken bir gün yine lastikli çarşaf değiştiriyorum, boy aynasında süngerle cebelleşen hâlimle karşılaşınca “kendi kendine lastikli çarşaf değiştiremeyen de gelip sana tatava yapmasın.” diye gazlamıştım kendimi.
lastikli çarşafı süngeri bir güzel bazadan ayırmadan takmaya çalışmayın arkadaşlar. çıkarın, sünger size uysun öyle daha kolay.
lastikli çarşafı süngeri bir güzel bazadan ayırmadan takmaya çalışmayın arkadaşlar. çıkarın, sünger size uysun öyle daha kolay.
devamını gör...
sizi en çok sarsan kitap
sofi'nin dünyası diyebilirim. felsefe ile felsefe olarak ilgilenmeye başladığımı fark ettiğim ilk kitaptı
devamını gör...
diyalektik materyalizm
o kadar 'gomünist maderyalis' gaynıyo burası bi kişi açmamış şu başlığı, kırgın ve sitemkarım...
gelmiş geçmiş en evrensel* metafizik anlayışı olan hegel'in idealist metafizik düşüncesini, marx taraından farklı bir zemine oturtulmasıdır d.m. meşhur 'baş aşağı duran hegel'i ayakları üzerine oturtma' geyiği işte tam bununla alakalı. şimdi marx, hegel'i nası ters çevirmiş ona bakalım bakalım kısaca...
marx için gerçeklik, faaliyet, işleyiş ya da adına her ne dersen, maddi güçlerin toplamından ibarettir. öyle metafizikçilerin dediği gibi mekansal konumdan başka mekansal konuma hareket eden maddeler dizisiyle falan alakası yok yani mevzunun. maddi dünya diyalektik süreçle sürekli evrim halindedir ve her evrede bir çelişkiyi ''sentez''* ile aşar. bu diyalektik evrenin gelişimindeki süreci meydana getirir ve açıklar.
marx' hegel'den diyalektiği alır, ancak idealizm yerine materyalizmi ikame eder. hegel'den alıp kullandığı metafizik kavramları ya reddeder ya da içini boşaltıp yeni anlamlar verir. özne-nesne ilişkisinde, zihnin temel gerçeklik olduğu fikrini reddeder ve aslolanın madde olduğunu söyler. işte geriye kalan bu kuru gerçeklik ise, sadece maddenin evrimsel değişimiyle ilgili diyalektik süreç yoluyla anlaşılabilir.
gelmiş geçmiş en evrensel* metafizik anlayışı olan hegel'in idealist metafizik düşüncesini, marx taraından farklı bir zemine oturtulmasıdır d.m. meşhur 'baş aşağı duran hegel'i ayakları üzerine oturtma' geyiği işte tam bununla alakalı. şimdi marx, hegel'i nası ters çevirmiş ona bakalım bakalım kısaca...
marx için gerçeklik, faaliyet, işleyiş ya da adına her ne dersen, maddi güçlerin toplamından ibarettir. öyle metafizikçilerin dediği gibi mekansal konumdan başka mekansal konuma hareket eden maddeler dizisiyle falan alakası yok yani mevzunun. maddi dünya diyalektik süreçle sürekli evrim halindedir ve her evrede bir çelişkiyi ''sentez''* ile aşar. bu diyalektik evrenin gelişimindeki süreci meydana getirir ve açıklar.
marx' hegel'den diyalektiği alır, ancak idealizm yerine materyalizmi ikame eder. hegel'den alıp kullandığı metafizik kavramları ya reddeder ya da içini boşaltıp yeni anlamlar verir. özne-nesne ilişkisinde, zihnin temel gerçeklik olduğu fikrini reddeder ve aslolanın madde olduğunu söyler. işte geriye kalan bu kuru gerçeklik ise, sadece maddenin evrimsel değişimiyle ilgili diyalektik süreç yoluyla anlaşılabilir.
devamını gör...
dadaizm
20. yüzyılın başlarında avrupa'da yenilikçi bir akım olarak karşımıza çıkmıştır. 1916 yılında hugo ball'ın etkisiyle isviçre'de, 1920 yıllarında ise paris'te yayılmaya başlamıştır. 1. dünya savaşı'na tepki olarak çıkan ve gelişen bu akım modern toplumun estetik tabularını yıkarak anlamsızlığı ve mantıksızlığı savunmuştur. edebiyat alanında bir başkaldırı olarak kabul edilen bu akımın en önemli temsilcisi tristan tzara'dır.
*

devamını gör...