netflix almak yerine internetten film izleyen insan
evlenip balayına gideceğine bekâr kalıp alayına gider.
devamını gör...
yalak
türk dil kurumu sözlüğüne göre birinci anlamı “hayvanların su içtikleri taştan ya da ağaçtan oyma kap” olan yalak benim çocukluk travmalarımdan bir diğeridir.
daha önce dünyanın en gereksiz ve saçma travmalarından biri olan saman balyası’ndan ondan sonra yemek seçmeme neden olabilecek kadar ağır bir travmaya neden olan dolmalık biberden bahsetmiştim.
bu seferki travmatik eylemin diğerlerinden farkı biraz da gerçekleştiği mekan. genelde şehir merkezlerinde gerçekleşen travma nedeni eylem bu sefer canım köyümde meydana geldi.
köydeki evin zemin tahtaları değiştirilirken bu işi babam ve iki amcam büyük bir yetkinlikle yerine getiriyorlardı. yalnız o zamanlar iş güvenliği diye bir şey bilinmediği için ne kendilerini tam olarak koruyabiliyor ne de çocuklara göz kulak olabiliyorlardı.
sadece bir iskelet halindeki zeminde onlar çalışırken ben de her zamanki la la la la laaaay nidalarımla kalasların üzerinde yürüyordum. küçük amcam sakince, büyük amcam gülerek, babamsa sadece ters bir bakış atarak kişisel bir dalış felaketi yaşamamam için beni uyardılar ama tabii ki ben o an onları uyarılarını değil thunder cats’i düşünüyordum.
tabii ki tam onda uyarıların gereksiz olmadığını anladım ve kalasların üzerinde aşağıya düştüm.
sert bir iniş olmadı zira iki tane ineğin keyifler dinlendikleri ahıra düştüm ama sadece ahıra değil, ineklerin su içtikleri yalağın içine. yukarıdan bana bakarak gülen amcamları gördüm ama daha güzel bir manzaram vardı.
ağızlarını bana doğru uzatıp su içme umudu güden ineklerin yüzünü gördüm. yine söz dinlememenin cezasını vermek için gecikmeyen bir düşüş yaşamıştım.
dersimi aldım mı? hayır. ama ineği gördüm.
daha önce dünyanın en gereksiz ve saçma travmalarından biri olan saman balyası’ndan ondan sonra yemek seçmeme neden olabilecek kadar ağır bir travmaya neden olan dolmalık biberden bahsetmiştim.
bu seferki travmatik eylemin diğerlerinden farkı biraz da gerçekleştiği mekan. genelde şehir merkezlerinde gerçekleşen travma nedeni eylem bu sefer canım köyümde meydana geldi.
köydeki evin zemin tahtaları değiştirilirken bu işi babam ve iki amcam büyük bir yetkinlikle yerine getiriyorlardı. yalnız o zamanlar iş güvenliği diye bir şey bilinmediği için ne kendilerini tam olarak koruyabiliyor ne de çocuklara göz kulak olabiliyorlardı.
sadece bir iskelet halindeki zeminde onlar çalışırken ben de her zamanki la la la la laaaay nidalarımla kalasların üzerinde yürüyordum. küçük amcam sakince, büyük amcam gülerek, babamsa sadece ters bir bakış atarak kişisel bir dalış felaketi yaşamamam için beni uyardılar ama tabii ki ben o an onları uyarılarını değil thunder cats’i düşünüyordum.
tabii ki tam onda uyarıların gereksiz olmadığını anladım ve kalasların üzerinde aşağıya düştüm.
sert bir iniş olmadı zira iki tane ineğin keyifler dinlendikleri ahıra düştüm ama sadece ahıra değil, ineklerin su içtikleri yalağın içine. yukarıdan bana bakarak gülen amcamları gördüm ama daha güzel bir manzaram vardı.
ağızlarını bana doğru uzatıp su içme umudu güden ineklerin yüzünü gördüm. yine söz dinlememenin cezasını vermek için gecikmeyen bir düşüş yaşamıştım.
dersimi aldım mı? hayır. ama ineği gördüm.
devamını gör...
andromeda galaksisinde yer alan en gizemli nötron yıldızı
iyi ki takip ettiğim yazardır.
bana göre sözlüğün görsel hafızasıdır. her başlığa uygun bir görseli mutlaka vardır. ve benim hunharca uzun uzun anlatmaya çalıştıklarımı isabetli bir görsele anlatır. saygı duyulacak bir iştir.
ayrıca nostaljik bir yanı vardır. paylaştıkları bir nevi saatli maarif takvimi özlemidir.
sakin bir insan olduğunu ve matrix konusunda kesinlikle haklı olduğunu düşünmekle birlikte tanımlarımı okuyor olmasından da büyük mutluluk duyduğum yazardır.
ve aynı zamanda there is no spoon.
bana göre sözlüğün görsel hafızasıdır. her başlığa uygun bir görseli mutlaka vardır. ve benim hunharca uzun uzun anlatmaya çalıştıklarımı isabetli bir görsele anlatır. saygı duyulacak bir iştir.
ayrıca nostaljik bir yanı vardır. paylaştıkları bir nevi saatli maarif takvimi özlemidir.
sakin bir insan olduğunu ve matrix konusunda kesinlikle haklı olduğunu düşünmekle birlikte tanımlarımı okuyor olmasından da büyük mutluluk duyduğum yazardır.
ve aynı zamanda there is no spoon.
devamını gör...
in july
bir fatih akın filmidir. 2000 yılı almanya yapımı olan filmin orijinal adı “im juli” başrollerinde, beyaz perdeye çok yakıştığını düşündüğüm moritz bleibtreu yu izleriz. tür olarak romantik komedi denir ancak bana göre bir yol filmidir.

konusu, almanya’da öğretmenlik yapan bir parça asosyal birinin, melek adlı bir kızın peşinden almanya’dan türkiye’ye uzanan, yer yer komik ancak nahif bir aşk hikayesini de barındıran bir yolculuk hikayesidir. juli adında bir falcı kahramanımız daniel’in falına bakar, daniel bu fal sonrası melek adlı kızın peşine, juli’de daniel’in peşine takılır. keyifli bir yol hikayesidir.
fatih akın ilk filmi “kısa ve acısız” ile dikkatleri üzerine çekmişti. temmuz’da filmi ile aslında bilindik bir hikayeyi farklı anlatarak yönetmenlik anlamında ağırlığını hissettirmeye bu filme başlamıştır.
eleştirmenlerden iyi notlar almış filmin imdb puanı 7.7 dir. filmde küçük bir rol ile fatih akın’ı da görürüz. ancak daha fazlası spoiler olur ki, ben yazmam yazanı da sevmem. engellerim. küserim.
yaz ayları biterken serinleten bir film izlemek isterseniz öneririm.

fatih akın’ın en beğendiğim filmi ise “solino” dur. beynimde fosfor kalırsa yazarız efendim.

konusu, almanya’da öğretmenlik yapan bir parça asosyal birinin, melek adlı bir kızın peşinden almanya’dan türkiye’ye uzanan, yer yer komik ancak nahif bir aşk hikayesini de barındıran bir yolculuk hikayesidir. juli adında bir falcı kahramanımız daniel’in falına bakar, daniel bu fal sonrası melek adlı kızın peşine, juli’de daniel’in peşine takılır. keyifli bir yol hikayesidir.
fatih akın ilk filmi “kısa ve acısız” ile dikkatleri üzerine çekmişti. temmuz’da filmi ile aslında bilindik bir hikayeyi farklı anlatarak yönetmenlik anlamında ağırlığını hissettirmeye bu filme başlamıştır.
eleştirmenlerden iyi notlar almış filmin imdb puanı 7.7 dir. filmde küçük bir rol ile fatih akın’ı da görürüz. ancak daha fazlası spoiler olur ki, ben yazmam yazanı da sevmem. engellerim. küserim.
yaz ayları biterken serinleten bir film izlemek isterseniz öneririm.

fatih akın’ın en beğendiğim filmi ise “solino” dur. beynimde fosfor kalırsa yazarız efendim.
devamını gör...
hastası olunan sözler
"gizlenen, gösterilmeyen, hissettirilmeyen sevginin zerre değeri kıymeti yok gözümde…
bu duvar’da beni çok seviyor olabilir, bilemem…"
turgut uyar.
bu duvar’da beni çok seviyor olabilir, bilemem…"
turgut uyar.
devamını gör...
12 ocak 2021 brezilya'nın açıkladığı çin aşısı etkinlik değeri
çin'li şirketin 3 kez engel olduğu açıklamayı brezilya nihayet yaptı.
açıklanan sonuçlara göre bize de ilk etapta 3 milyon doz olarak gelen çin aşısının genel etkinlik oranı; %50.38
buradan
bilindiği üzere endonezya dün ilk verilere göre aşının yüzde 65 etkinlik gösterdiğini açıklayarak acil durumlarda kullanımına onay vermişti.
türkiye'de yapılan deneylerde aşının yüzde 91.25 etkinlik oranına sahip olduğu açıklanmıştı.
açıklanan sonuçlara göre bize de ilk etapta 3 milyon doz olarak gelen çin aşısının genel etkinlik oranı; %50.38
buradan
bilindiği üzere endonezya dün ilk verilere göre aşının yüzde 65 etkinlik gösterdiğini açıklayarak acil durumlarda kullanımına onay vermişti.
türkiye'de yapılan deneylerde aşının yüzde 91.25 etkinlik oranına sahip olduğu açıklanmıştı.
devamını gör...
hakkında
sinderella gibi arabam kabak olmasın diye
12 gibi uyurum.
midem iyiyse sevdiğim şeylerden ölçüsüz yiyebilirim
okurum, yazarım, gezerim.
pandemi öncesi sinema aşığı bir insandım
evde bir şeyler izlemek işine ciddiye alamıyorum.
iç sesim her durumda bir komiklik bulur beni de bunu herkese söyle diye ikna eder.
anlatmaya dinlemeye bayılırım.
akademik anlamda sadece istikrarlıyım çok çalışkan olmaktansa aynı anda bir dünya şey yapmayı tercih ederim.
gördüğüm güzel günlerden daha da güzellerini gireceğime dair inancım 45 yıldır benimle
önüme gülümseyerek bakabiliyorum onun sayesinde.
yaşam mottom:
görelim mevla neyler neylerse güzel eyler.
12 gibi uyurum.
midem iyiyse sevdiğim şeylerden ölçüsüz yiyebilirim
okurum, yazarım, gezerim.
pandemi öncesi sinema aşığı bir insandım
evde bir şeyler izlemek işine ciddiye alamıyorum.
iç sesim her durumda bir komiklik bulur beni de bunu herkese söyle diye ikna eder.
anlatmaya dinlemeye bayılırım.
akademik anlamda sadece istikrarlıyım çok çalışkan olmaktansa aynı anda bir dünya şey yapmayı tercih ederim.
gördüğüm güzel günlerden daha da güzellerini gireceğime dair inancım 45 yıldır benimle
önüme gülümseyerek bakabiliyorum onun sayesinde.
yaşam mottom:
görelim mevla neyler neylerse güzel eyler.
devamını gör...
yoldaş'ın yetkisini kötüye kullanması
devamını gör...
iğrenç espriler
"+çocuğum sınav kağıdına baktım yazın okunmuyor.
-hocam o zaman kışın okuyun." gibi çıldırtan detaylar içeren başlıktır.
-hocam o zaman kışın okuyun." gibi çıldırtan detaylar içeren başlıktır.
devamını gör...
sigarayı bırakan insan
sinir küpüne veyahut öğütme makinesine dönüşür. ya sigara içemediği için sinirlidir veyahut sigarayı bıraktığı için yemeğe sarmıştır.
devamını gör...
sosyal deney
belirli olaylara karşı insanların tepkisini ölçmek için yapılan, birçok durumda deneklerin bir deneyde olduklarından haberdar olmadığı deney. bu haberdar olmama durumu nedeniyle, bu tür deneylerin etik kurallarına uyup uymadığı tartışmalıdır.
bilinen ilk sosyal deney, 19. yüzyıl sonlarında amerikalı psikolog norman triplett tarafından yapıldı. bu deney, bisikletçilerin zaman karşı yarışmaları durumundansa, rakiplere karşı yarışma durumunda çok daha hızlı bisiklet sürdüklerine ilişkin bir deneydi. başka bazı deneyler de yaparak benzer sonuçları elde etmişti triplett.
günümüzde sokaklarda bile yapılan ufak çaplı versiyonlarına rastlasak da, aslında en önemli ve dünyaca ünlü bazı sosyal deneyler tarihe de bir şekilde isimlerini kazıdı. genellikle bu deneyler laboratuvar ortamlarında yapılmıştı. bunların en ünlü olanlarının 1-2 tanesinden kısaca bahsedeyim.
1- stanford hapishane deneyi - 1971
ilgili başlıkta gayet detaylı şekilde güzelce anlatılmış. işin özeti, bu deneyin amacı, gardiyanların uyguladığı şiddetin ve sadistçe hareketlerin kişiliğin mi yoksa ortamın mı sonucu olduğunu araştırmaktı. bunun için denekler seçildi ve bir kısmı gardiyan, bir kısmı mahkûm olarak ayrıldı. birkaç gün içerisinde, gardiyan rolündeki deneklerin, kendilerini bu role kaptırarak inanılmaz zalim bireylere dönüştüğü görüldü. mahkûmlar ise gerçekten duygusal travmalar yaşadılar. böylece sosyal bakımdan üstlenilen rollere, insanların nasıl kolayca adapte olabildiği de açıkça görülmüş oldu. daha sonradan deneyi anlatan filmler de yapıldı.
2- hawthorne deneyi - 1924
bu deney bir fabrikadaki verimliliği artırma isteği üzerine ortaya çıktı. yine çok kısa şekilde değineceğim. deneyde amaç, ışıklandırma, mola süreleri ve sayıları, ücretlendirme gibi birtakım etkenlerin verimlilik üzerindeki etkisini görmekti. deney sonucunda, çalışanların çalışma koşullarını kendilerinin belirlemeleri ve sosyal etkileşimlere izin verilmesi ile kendilerini değerli hissetmeleri gibi durumların, performans üzerindeki olumlu sonuçları görüldü.
bilinen ilk sosyal deney, 19. yüzyıl sonlarında amerikalı psikolog norman triplett tarafından yapıldı. bu deney, bisikletçilerin zaman karşı yarışmaları durumundansa, rakiplere karşı yarışma durumunda çok daha hızlı bisiklet sürdüklerine ilişkin bir deneydi. başka bazı deneyler de yaparak benzer sonuçları elde etmişti triplett.
günümüzde sokaklarda bile yapılan ufak çaplı versiyonlarına rastlasak da, aslında en önemli ve dünyaca ünlü bazı sosyal deneyler tarihe de bir şekilde isimlerini kazıdı. genellikle bu deneyler laboratuvar ortamlarında yapılmıştı. bunların en ünlü olanlarının 1-2 tanesinden kısaca bahsedeyim.
1- stanford hapishane deneyi - 1971
ilgili başlıkta gayet detaylı şekilde güzelce anlatılmış. işin özeti, bu deneyin amacı, gardiyanların uyguladığı şiddetin ve sadistçe hareketlerin kişiliğin mi yoksa ortamın mı sonucu olduğunu araştırmaktı. bunun için denekler seçildi ve bir kısmı gardiyan, bir kısmı mahkûm olarak ayrıldı. birkaç gün içerisinde, gardiyan rolündeki deneklerin, kendilerini bu role kaptırarak inanılmaz zalim bireylere dönüştüğü görüldü. mahkûmlar ise gerçekten duygusal travmalar yaşadılar. böylece sosyal bakımdan üstlenilen rollere, insanların nasıl kolayca adapte olabildiği de açıkça görülmüş oldu. daha sonradan deneyi anlatan filmler de yapıldı.
2- hawthorne deneyi - 1924
bu deney bir fabrikadaki verimliliği artırma isteği üzerine ortaya çıktı. yine çok kısa şekilde değineceğim. deneyde amaç, ışıklandırma, mola süreleri ve sayıları, ücretlendirme gibi birtakım etkenlerin verimlilik üzerindeki etkisini görmekti. deney sonucunda, çalışanların çalışma koşullarını kendilerinin belirlemeleri ve sosyal etkileşimlere izin verilmesi ile kendilerini değerli hissetmeleri gibi durumların, performans üzerindeki olumlu sonuçları görüldü.
devamını gör...
pingu
güney kutbunda yaşayan penguen ailesini konu alan çizgi dizi. küçükken keyif alarak izlerdim ve pingu her kızağa bindiğinde çok özenirdim fakat yılardır görmüyorum tv'de. gerçi tv pek izlemiyorum bu yüzden de olabilir.
devamını gör...
neşe palamudu kadın tipi
beni mi anlatıyor bilemedim?
şuan çok detay vermek istemiyorum malum kafa bidünya yarın pişman olmayalım. neysem olduğu kadar artık.
şuan çok detay vermek istemiyorum malum kafa bidünya yarın pişman olmayalım. neysem olduğu kadar artık.
devamını gör...
da vinci şifresi
dan brown ile tanıştığım ilk kitap da vinci şifresi kitabıydı. daha sonra melekler ve şeytanlar kitabını da okumaya başladım.
yıllardır süregelen ama aslında ne olduğu bilinmeyen sırların, gizemlerin hayranı olduğum için bu kitap hayal gücümün sınırlarını çok genişletti diyebilirim. genelde franz kafka ve stefan zweig'ın kısa ama öz kitaplarını okurdum. fakat bir arkadaşımın bu kitabı bana hediye etmesiyle birlikte polisiye, gizem ve macera kitaplarının da hayranı olduğumu gördüm. böylelikle polisiye romanına adım atmış oldum bu kitapla.
konusu; harvard üniversitesi simgebilim profesörü olan robert langdon'ın kendisini, louvre müzesinin müdürünün ölümüyle beraber sır dolu bir maceraya atmasıdır. robert langdon, ilk başta normal bir cinayet gibi görünen ama aslında altında birçok gizemin bulunduğu bir ölüme şahitlik edecektir. her bir ipucu, onları tarihin eski kalıntıları arasında kaybolmuş sırları gün yüzüne çıkaracaktır. aynı zamanda louvre müzesinin ölen müdürünün torunu olan sophie neveu, bir kriptoloji uzmanıdır. birlikte paris'ten londraya kadar akıllarındaki bir sürü soru işaretini cevaplamaya çalışacaklardır. ama unuttukları bir şey vardır. bu cinayet, tamamıyla planlı ve programlı bir şekilde düşünülmüş ve icraate geçirilmiştir. dikkatli olmalı ve ellerini çabuk tutmalıdırlar. bu cinayet onları da vinci'nin ünlü mona lisa tablosuna götürecektir. tapınak şövalyelerinden sion tarikatına, hz.isa'dan leonardo da vinci'ye, kutsal kaseden magdalalı meryem'e kadar birçok sır perdesi aralanacaktır. bakalım bu cinayetin nedeninin altında yatan sırlar nelerdir?
eğer gizli örgütlerin bugüne dek nasıl geldiklerini merak ediyorsanız ve herkesin bildiği cevabın aslında yanlış olduğunu öğrenmek istiyorsanız bu kitabı okumanızı tavsiye ederim. uzun bir roman olmasına rağmen çok akıcı ve içine girildi mi çıkmak bilinmeyen bir kitap.
son olarak kitapta geçen bilgi dolu alıntılarla tanımı sonlandırmak istiyorum;
sophie şaşırmıştı. "pagan bir imparator resmi din olarak neden hıristiyanlığı seçsin?"
teabing kıkırdadı. "constantine çok iyi bir işadamıydı. hıristiyanlığın yükselişe geçtiğini görebiliyordu, bu yüzden kazanacak ata oynadı. tarihçiler hâlâ constantine'in güneşe tapan paganları hıristiyanlığa nasıl döndürdüğüne hayret ederler. pagan sembollerini, tarihlerini ve ayinlerini büyüyen hıristiyan geleneğine yerleştirerek, her iki tarafın da kabul edebileceği karma bir din yaratmıştı."
- - -
"hıristiyan sembollerinde pagan dinine ait izler inkâr edilemez.
mısırlıların güneş çemberleri katolik azizler'in haleleri oldu. isis'in mucizevi bir şekilde gebe kaldığı oğlu horus’u emzirdiğini resmeden harfler, bakire meryem'in bebek isa'yı emzirdiği modern sahnelere dönüştü. ve katolik ayinindeki tüm görsel unsurlar -piskoposluk tacı, sunak, ilahi okumak ve komünyon,
'tanrı'yı yeme töreni- doğrudan eski pagan dinlerinden alındı."
yıllardır süregelen ama aslında ne olduğu bilinmeyen sırların, gizemlerin hayranı olduğum için bu kitap hayal gücümün sınırlarını çok genişletti diyebilirim. genelde franz kafka ve stefan zweig'ın kısa ama öz kitaplarını okurdum. fakat bir arkadaşımın bu kitabı bana hediye etmesiyle birlikte polisiye, gizem ve macera kitaplarının da hayranı olduğumu gördüm. böylelikle polisiye romanına adım atmış oldum bu kitapla.
konusu; harvard üniversitesi simgebilim profesörü olan robert langdon'ın kendisini, louvre müzesinin müdürünün ölümüyle beraber sır dolu bir maceraya atmasıdır. robert langdon, ilk başta normal bir cinayet gibi görünen ama aslında altında birçok gizemin bulunduğu bir ölüme şahitlik edecektir. her bir ipucu, onları tarihin eski kalıntıları arasında kaybolmuş sırları gün yüzüne çıkaracaktır. aynı zamanda louvre müzesinin ölen müdürünün torunu olan sophie neveu, bir kriptoloji uzmanıdır. birlikte paris'ten londraya kadar akıllarındaki bir sürü soru işaretini cevaplamaya çalışacaklardır. ama unuttukları bir şey vardır. bu cinayet, tamamıyla planlı ve programlı bir şekilde düşünülmüş ve icraate geçirilmiştir. dikkatli olmalı ve ellerini çabuk tutmalıdırlar. bu cinayet onları da vinci'nin ünlü mona lisa tablosuna götürecektir. tapınak şövalyelerinden sion tarikatına, hz.isa'dan leonardo da vinci'ye, kutsal kaseden magdalalı meryem'e kadar birçok sır perdesi aralanacaktır. bakalım bu cinayetin nedeninin altında yatan sırlar nelerdir?
eğer gizli örgütlerin bugüne dek nasıl geldiklerini merak ediyorsanız ve herkesin bildiği cevabın aslında yanlış olduğunu öğrenmek istiyorsanız bu kitabı okumanızı tavsiye ederim. uzun bir roman olmasına rağmen çok akıcı ve içine girildi mi çıkmak bilinmeyen bir kitap.
son olarak kitapta geçen bilgi dolu alıntılarla tanımı sonlandırmak istiyorum;
sophie şaşırmıştı. "pagan bir imparator resmi din olarak neden hıristiyanlığı seçsin?"
teabing kıkırdadı. "constantine çok iyi bir işadamıydı. hıristiyanlığın yükselişe geçtiğini görebiliyordu, bu yüzden kazanacak ata oynadı. tarihçiler hâlâ constantine'in güneşe tapan paganları hıristiyanlığa nasıl döndürdüğüne hayret ederler. pagan sembollerini, tarihlerini ve ayinlerini büyüyen hıristiyan geleneğine yerleştirerek, her iki tarafın da kabul edebileceği karma bir din yaratmıştı."
- - -
"hıristiyan sembollerinde pagan dinine ait izler inkâr edilemez.
mısırlıların güneş çemberleri katolik azizler'in haleleri oldu. isis'in mucizevi bir şekilde gebe kaldığı oğlu horus’u emzirdiğini resmeden harfler, bakire meryem'in bebek isa'yı emzirdiği modern sahnelere dönüştü. ve katolik ayinindeki tüm görsel unsurlar -piskoposluk tacı, sunak, ilahi okumak ve komünyon,
'tanrı'yı yeme töreni- doğrudan eski pagan dinlerinden alındı."
devamını gör...
lgbt bireylerin evlat edinme hakkı
eşcinsel çiftlere evlat edinme hakkı verilmesi yanlısıyım. bazı heteroseksüel anne babalardan daha iyi ebeveyn olacaklarını düşünüyorum. ayrıca evlat edinme isteği varsa içlerinde, bu demektir ki çocuklarını sevecek ve ilgilenecekler. hiç annesi ya da babası olmamasındansa çocuğun, iki annesi ya da babasının olması daha iyi bence.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarından aforizmalar
sürekli ve mutlak bir düzen yoktur. düzen arayışımız birer kandirmacadır. kaosu yaratan biziz zaten;bilerek ve isteyerek.
devamını gör...
sanat para için midir sanat için mi sorunsalı
çıkış noktası ne para içindir ne de sanat için.
sanat bir ihtiyaçtır.
anlatma ihtiyacı.
hayatı boyunca sanatın seyircisi olmuş bir ruhun daha fazla bunun dışında kalamaması, karşı koyamamasıdır.
bir el hareketinin, tek bir nefesinin enstrümanda çıkardığı sesi duymak ister.
tuvalin üzerinde kendi elleriyle tuttuğu fırçanın bırakacağı izi, renklerin birleşimini görmek ister.
belki de bunların hiçbiri değildir. yalnızca dünyaya bir anı bırakmak istiyordur, bilemiyorum. ama hepsinin kayıtsız kalamamaktan ileri geldiğini biliyorum.
sanat bir ihtiyaçtır.
anlatma ihtiyacı.
hayatı boyunca sanatın seyircisi olmuş bir ruhun daha fazla bunun dışında kalamaması, karşı koyamamasıdır.
bir el hareketinin, tek bir nefesinin enstrümanda çıkardığı sesi duymak ister.
tuvalin üzerinde kendi elleriyle tuttuğu fırçanın bırakacağı izi, renklerin birleşimini görmek ister.
belki de bunların hiçbiri değildir. yalnızca dünyaya bir anı bırakmak istiyordur, bilemiyorum. ama hepsinin kayıtsız kalamamaktan ileri geldiğini biliyorum.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının çektiği fotoğraflar
devamını gör...


