normal sözlük yazarlarının okumakta olduğu kitaplar
kanlı yalı - melis ö.büyükplevne
devamını gör...
tanrı egoist midir sorunsalı
kulluk ve ibadet etmemizi bekliyorsa evet, egoisttir. yüceliğini kabul etmemizi bekler. kabul etmezsek cehennem ile korkutur.
devamını gör...
misafirin sinir eden davranışları
çocuğuna “dur” dememesi. çocuğu tatlı dille uyarsanız dahi kendi sorumsuzluğunu görmezden gelip sizin söylediklerinize alınması, göz devirmesi, kendisine batması.
bize bir gün gelen misafir çocuk telsiz telefonun olduğu odada kapıyı kapatmış telefonla diğer odada ki babasının cebini arayıp kihkihkih gülüyor. baba “bu sizin numara” dedi. olayı fark edince oğlunun aradığını söyledim be adam bi kalk yerinden değil mi? bir şey söyle. çocuk benim hattımdan sürekli birilerini arıyor. anasının, babasının hiiiiiç umuru değil zaten. e iş başa düştü. kestim hesabını yapacak bir şey yok. çocuk falan dinlemem. az disiplin öğretin veletlerinize.
bize bir gün gelen misafir çocuk telsiz telefonun olduğu odada kapıyı kapatmış telefonla diğer odada ki babasının cebini arayıp kihkihkih gülüyor. baba “bu sizin numara” dedi. olayı fark edince oğlunun aradığını söyledim be adam bi kalk yerinden değil mi? bir şey söyle. çocuk benim hattımdan sürekli birilerini arıyor. anasının, babasının hiiiiiç umuru değil zaten. e iş başa düştü. kestim hesabını yapacak bir şey yok. çocuk falan dinlemem. az disiplin öğretin veletlerinize.
devamını gör...
aşka karşılık gelen bir kelime yaz
isim verip övmek istemiyorum.
devamını gör...
sözlükteki hoşça kalın intihar ediyorum modası
#1042881 son girdim yüzünden bu taş bana geldi sanırım.
kardeşim anlatıyorum dikkatli dinle. bir kişinin intihar etmesi zerre umurumda değil. çünkü saygı duyuyorum bu duruma. anladınız mı? ben saygı duyuyorum ya. ben yaşamak istemiyorum diyen birine ''tabi ki senin kararın'' derim. bir insan yaşamak istemeyebilir. artık hayatta bir amacı olmayabilir. mutlu olamayacağından emindir. ve özgürlüğünü kullanıp bu hakkını kullanır. herkesin kendi canı kendi kararı. birine ''hayırrrrrr intihar etme lütfeeeeeenn'' demek anlamlı değil benim için. zaten aşırı zor bir karar. ve bunun üzerine kişi benim elli katım düşünmüştür. ancak bir yakınıma sevdiğime koşarım böyle. o da içgüdüsel.
benim şahsi olarak bunları yazmamın amacı gerçekten sahteliğin midemi bulandırması. ilgi çekmek için yapılan yazık hareketler. intihar edecekmiş sözlüğe veda edesi tutmuş sanki aynı beşikte büyüdük *mk. ya intihar edecek adam anasının babasının yüzünü görmek istemiyor ne etsin sözlüğü. nasıl böyle düşünebiliyorsunuz aklım almıyor. her gün yatmadan bir paket margarin mi yiyorsunuz. beyniniz tıkanmış sadece duyguyla hareket ediyor gibisiniz.
al kardeşim (bkz: mehmet pişkin)'in veda videosu. hayatımda gördüğüm en hazin videolardan biri ama saygı duyuyorum. çok şey kazandırır bu on üç dakikalık video. demek istediğimi çok net anlarsın. *
+18 uygunsuz youtube içeriği.
kardeşim anlatıyorum dikkatli dinle. bir kişinin intihar etmesi zerre umurumda değil. çünkü saygı duyuyorum bu duruma. anladınız mı? ben saygı duyuyorum ya. ben yaşamak istemiyorum diyen birine ''tabi ki senin kararın'' derim. bir insan yaşamak istemeyebilir. artık hayatta bir amacı olmayabilir. mutlu olamayacağından emindir. ve özgürlüğünü kullanıp bu hakkını kullanır. herkesin kendi canı kendi kararı. birine ''hayırrrrrr intihar etme lütfeeeeeenn'' demek anlamlı değil benim için. zaten aşırı zor bir karar. ve bunun üzerine kişi benim elli katım düşünmüştür. ancak bir yakınıma sevdiğime koşarım böyle. o da içgüdüsel.
benim şahsi olarak bunları yazmamın amacı gerçekten sahteliğin midemi bulandırması. ilgi çekmek için yapılan yazık hareketler. intihar edecekmiş sözlüğe veda edesi tutmuş sanki aynı beşikte büyüdük *mk. ya intihar edecek adam anasının babasının yüzünü görmek istemiyor ne etsin sözlüğü. nasıl böyle düşünebiliyorsunuz aklım almıyor. her gün yatmadan bir paket margarin mi yiyorsunuz. beyniniz tıkanmış sadece duyguyla hareket ediyor gibisiniz.
al kardeşim (bkz: mehmet pişkin)'in veda videosu. hayatımda gördüğüm en hazin videolardan biri ama saygı duyuyorum. çok şey kazandırır bu on üç dakikalık video. demek istediğimi çok net anlarsın. *
+18 uygunsuz youtube içeriği.
devamını gör...
tarihi şahsiyetler yazar olsa açacağı başlıklar
distopyanın gerçek olması sorunsalı
george orwell
george orwell
devamını gör...
kitap okuyoruz
birkaç kitapseverle(sözlükten bir bakıma bağımsız olarak) sanırım 7-8 aydır telegram üzerinden devam ettirdigimiz faaliyet.
şimdiye kadar hatırı sayılır kitap ve filmi geride bırakmış bulunmaktayız kiritize ederek.
alışkanlığa dair de paslanma veya tozlanmalara iyi geliyor gerçekten.
edit: normal sözlük dahil gruplaşma olunca dağılabilme özellği var tabi.
şimdiye kadar hatırı sayılır kitap ve filmi geride bırakmış bulunmaktayız kiritize ederek.
alışkanlığa dair de paslanma veya tozlanmalara iyi geliyor gerçekten.
edit: normal sözlük dahil gruplaşma olunca dağılabilme özellği var tabi.
devamını gör...
terazi burcu
terazilik güzel..
ya da değil pek şeyapamadım.
ama iyi aslında.neyse..
#196418
kadını erkeği yok.arkadaş güzel anlatmış.
ya da değil pek şeyapamadım.
ama iyi aslında.neyse..
#196418
kadını erkeği yok.arkadaş güzel anlatmış.
devamını gör...
yansıma sözcük
kuzunun melemesi
rüzgarın uğultusu
yaprağın hışırdaması.
rüzgarın uğultusu
yaprağın hışırdaması.
devamını gör...
saraybosna
bosna hersek'in kozmopolit başkenti. savaşta bu doku kısmen bozulsa da halen boşnaklar ve hırvatlar, bir yandan birbirleriyle savaşırken öte yandan bosnalı sırpların saldırılarına maruz kalan iki halk burada yaşıyor, görünürde pek de sıkıntıları yok. sırbistan'da oturan bir arkadaşım "artık hiç olay yok, novipazar'da da (sırbistan toprakları içinde yani) boşnaklar oturuyor" demişti. sanırım yeni kuşaklar arasında ırk temelli de düşüncelerle "hepimiz slavız abi" diyenler var. türkiye'de kabul edilemeyen bir şey, çünkü bir boşnak arkadaşım resmen ağlamıştı "biz slav değiliz türküz, slavları asimile etmek için yerleştirilmiş karamanlılarız" diye... ama bosna sırp cumhuriyeti içinde düşmanca tavır sürüyor, o ayrı (zaten soykırımı esas yapanlar da bu bosna sırpları).
gazi hüsrev bey tarafından yapılan bosna bey sarayı hasebiyle saray-ı bosna veyahut sarajevo adını almış saraybosna'ya mostar'dan çıkıp kapalı bir havada girdik demiştik. yol boyunca savaşı dinlemek tüyler ürpertici. üç yıl radovan karadziç'in tam teçhizatlı birliklerince abluka edilen, sırp keskin nişancıların av partisine dönmüş saraybosna hâlen çok hüzünlü bir yer. daha şehre girince kurşun delikli duvarlar kendini gösteriyor.


1914'te hasburg veliahtının vurulduğu köprüde geziye başlıyoruz. köprünün bir tarafında hasburg döneminde yapılan milli kütüphane var. savaşta bombalanan kütüphane yeniden yapılsa da tahrip olan 2 milyon kitap kurtarılamamış.


teyzenin arkasındaki bina inatkuca (inat evi) olarak biliniyor. köprü yapılacağı zaman istimlâk edilecek evini bir türlü vermeyen bir boşnak inadına sahip ailenin, evin karşı kıyıda yeniden kurulması şartıyla evlerini tahliye etmeleri üzerine yapılan bu ev enteresan bir anıt.
buradan sonra geçtiğimiz başcarşı türkiye'deki uzun çarşılar gibi... en ilginç tabela da galatasaray oldu. meğer 1980'lerde sarı kırmızılı formayı giyen tarık hodzic'in kebapçısı imiş.
çarşıda önce çok kalabalık bir dükkanda börek yedik. ünlü boşnak böreğinin aslı börek'te bile satıldığını görmek orta karar bir şok idi.
başçarşının ortasında, sancak sarayını da yaptıran malkoçoğlu sülalesinden akıncı reisi gazi hüsrev bey camii var. hemen önünde, anadolu'da gördüklerimizden daha eski bir saat kulesi. saatin alaturka düzene göre ayarlandığı da dikkatimizi çekti. ayrıca boşnak müezzinler savaştan beri büyük yatırım yapan araplar gibi makamsızca ezan okuyor. arap gırtlağı her daim ibrahim tatlıses gibi kulağımıza geldiğinden ses kötü değil, ama makam nazariyat sıfır. epey şaşırdık.
bir saraybosna gülü. bombanın düştüğü yerdeki çukurlar kırmızı boyanıp anıt olarak korunuyor.
partizanların saraybosna'yı kurtarmasının anısına dikilen "sönmeyen ateş" anıtı. bu ateş savaşta bile yanmaya devam etmiş.
kapalı pazara gitmeden olmazmış, rehberin oraya gideceğimizi söylemesiyle koca doktorlar bir sevindi ki... o kadar tatsız yerlerden geçe geçe bıkan insanlar alışveriş istiyormuş. nitekim rehberimizin "akşama doğru havaalanına gidebiliriz, orada şehir içine sırp mevzilerini atlayarak geçen tünelleri görürüz" önerisine "hastir lan, artık avm görmek istiyoruz" cevabını verdiler. keza aliya'nın mezarını da görmek istemediler. neyse... kapalı pazar denen yer aslında bizim ulus haline benziyor. iste salamura edilmiş et ve peynir aldı herkes. uzun süre bu isli eti annem yemeklerde kullansa da is is kokusuna alışmamız mümkün olmadı...
gazi hüsrev bey meydanından yukarı çıkınca da aliya izzetbegoviç'in mezarı yer alıyor. kabirden inen yolun başındaysa komik bir şey oldu. kafilemiz, bira fiyatlarının ucuzluğunu görünce o meydandaki hırvat bir büfeci teyzenin tüm dükkanını yağma etti. komple bira stoğunu paylaştık yani. sokak ortasında gürültüyle heinekenleri kapışan bir müslüman grup en çok da artık dükkanı kapatan büfecinin dikkatini çekti, "siz no müslüman, no allahu ekber" diye şaşırdı.
gürültülerin ortasında bir de aliya'nın mezarından bir türk heyeti çıkmaz mı? yanımızdan geçerken türkçe konuşmalarımızı duyup selam verdiler, biracı tayfaya da kerhen bir "afiyet olsun" dediler. başlarındaki isim de bakandı üstelik...
gece yine rahatsız bir otelde biraları içip yattık. ertesi günkü rotamız sırp toprakları üzerinden sırbistan idi...
gazi hüsrev bey tarafından yapılan bosna bey sarayı hasebiyle saray-ı bosna veyahut sarajevo adını almış saraybosna'ya mostar'dan çıkıp kapalı bir havada girdik demiştik. yol boyunca savaşı dinlemek tüyler ürpertici. üç yıl radovan karadziç'in tam teçhizatlı birliklerince abluka edilen, sırp keskin nişancıların av partisine dönmüş saraybosna hâlen çok hüzünlü bir yer. daha şehre girince kurşun delikli duvarlar kendini gösteriyor.


1914'te hasburg veliahtının vurulduğu köprüde geziye başlıyoruz. köprünün bir tarafında hasburg döneminde yapılan milli kütüphane var. savaşta bombalanan kütüphane yeniden yapılsa da tahrip olan 2 milyon kitap kurtarılamamış.


teyzenin arkasındaki bina inatkuca (inat evi) olarak biliniyor. köprü yapılacağı zaman istimlâk edilecek evini bir türlü vermeyen bir boşnak inadına sahip ailenin, evin karşı kıyıda yeniden kurulması şartıyla evlerini tahliye etmeleri üzerine yapılan bu ev enteresan bir anıt. buradan sonra geçtiğimiz başcarşı türkiye'deki uzun çarşılar gibi... en ilginç tabela da galatasaray oldu. meğer 1980'lerde sarı kırmızılı formayı giyen tarık hodzic'in kebapçısı imiş.

çarşıda önce çok kalabalık bir dükkanda börek yedik. ünlü boşnak böreğinin aslı börek'te bile satıldığını görmek orta karar bir şok idi.
başçarşının ortasında, sancak sarayını da yaptıran malkoçoğlu sülalesinden akıncı reisi gazi hüsrev bey camii var. hemen önünde, anadolu'da gördüklerimizden daha eski bir saat kulesi. saatin alaturka düzene göre ayarlandığı da dikkatimizi çekti. ayrıca boşnak müezzinler savaştan beri büyük yatırım yapan araplar gibi makamsızca ezan okuyor. arap gırtlağı her daim ibrahim tatlıses gibi kulağımıza geldiğinden ses kötü değil, ama makam nazariyat sıfır. epey şaşırdık.
bir saraybosna gülü. bombanın düştüğü yerdeki çukurlar kırmızı boyanıp anıt olarak korunuyor.
partizanların saraybosna'yı kurtarmasının anısına dikilen "sönmeyen ateş" anıtı. bu ateş savaşta bile yanmaya devam etmiş.kapalı pazara gitmeden olmazmış, rehberin oraya gideceğimizi söylemesiyle koca doktorlar bir sevindi ki... o kadar tatsız yerlerden geçe geçe bıkan insanlar alışveriş istiyormuş. nitekim rehberimizin "akşama doğru havaalanına gidebiliriz, orada şehir içine sırp mevzilerini atlayarak geçen tünelleri görürüz" önerisine "hastir lan, artık avm görmek istiyoruz" cevabını verdiler. keza aliya'nın mezarını da görmek istemediler. neyse... kapalı pazar denen yer aslında bizim ulus haline benziyor. iste salamura edilmiş et ve peynir aldı herkes. uzun süre bu isli eti annem yemeklerde kullansa da is is kokusuna alışmamız mümkün olmadı...
gazi hüsrev bey meydanından yukarı çıkınca da aliya izzetbegoviç'in mezarı yer alıyor. kabirden inen yolun başındaysa komik bir şey oldu. kafilemiz, bira fiyatlarının ucuzluğunu görünce o meydandaki hırvat bir büfeci teyzenin tüm dükkanını yağma etti. komple bira stoğunu paylaştık yani. sokak ortasında gürültüyle heinekenleri kapışan bir müslüman grup en çok da artık dükkanı kapatan büfecinin dikkatini çekti, "siz no müslüman, no allahu ekber" diye şaşırdı.
gürültülerin ortasında bir de aliya'nın mezarından bir türk heyeti çıkmaz mı? yanımızdan geçerken türkçe konuşmalarımızı duyup selam verdiler, biracı tayfaya da kerhen bir "afiyet olsun" dediler. başlarındaki isim de bakandı üstelik...
gece yine rahatsız bir otelde biraları içip yattık. ertesi günkü rotamız sırp toprakları üzerinden sırbistan idi...
devamını gör...
kimliksiz hikayeler
1.
gün aydınlanmak üzereydi. balkona çıktı. güneş, tüm çirkinliği ile önünde uzanan beton yığınlarının arasından kendini göstermeye başlamıştı. saatine baktı. tüm şehir uyanmıştı ama adam yine uykusuz bir geceyi daha devirmişti. sigarasından derin bir nefes çekti. savurdu gökyüzüne doğru. içindeki tüm karamsarlıkla birlikte saldı nefesini. hepsi annemin suçu diye düşündü.
- çocukken o hayalleri satmasaydı bana bugün "onun gerçekten aşık olacağım kadın olduğunu" düşünmeyecektim.
çünkü annesi, tüm çocukluğu boyunca bir gün gelecek ve ruhunu gören bir kadın bulacaksın, o zaman çok sevildiğini hissedeceksin, üstelik tüm bu parasızlıktan kurtulacak iyi bir işin olacak, demişti. olmuştu da kendi işini kurmuş çok güzel para kazanmıştı. paranın satın alabileceği her şey elinin altındaydı. ve ruhunu gören ilk kadına da aşık olmuştu. demek ki annesinin sözleri tesir etmişti ruhuna yıllarca.
sesini düşündü kadının, kahkahalarını. onda hiç kimsede olmayan bir şey vardı. konuştukça hiç susmasın istiyordu. o anlatınca her şey kulağına masalsı geliyordu.
ben hiç masal dinlemedim çocukluğumda demişti kadına, sonra aynı gece telefonuna onun için yazılmış bir masalın kaydı gelmişti. yüreği titremişti. ne zaman canım sıkkın dese kadına, onu neşelendirecek başka bir hikaye ile geliyordu karşısına.
harbi kadındı. delikanlıydı. özü sözü birdi. öfkelendiğinde o küçücük bedenine rağmen önünde durmak oldukça güçtü.
gözlerini hatırladı sonra gülüşü gözlerine yansırdı, hüznü de. kırılgandı çok. çabuk acıyordu. küçük bir kız gibi küsüveriyordu da. öyle kaybetmişti zaten. küstürmüştü.
çok çabuk sinirleniyordu adam. sinirlendiğinde de karşısında kim olursa olsun istemsizce kusuyordu tüm öfkesini. kontrol edemiyordu kendini.
çok da kıskançtı.kadın demişti bir gün " sanırım sen beni bir cam kavonoza koyup kimselere göstermek istemiyorsun.", "hayır, ben seni etrafı kaplı bir kavonoza koyup içine atlayıp kapağını kapatmak istiyorum; senin ve benim dışımda kimsenin olmadığı bir dünya olsun istiyorum." diye yanıtlamıştı kadını. kadının gözlerinde sevgi aynı zamanda da bir korku görmüştü. zaten anlamıyordu kadını. bunu sürekli ona da söylüyordu. senin gibi sevgi dolu birinin, benim gibi kavgacı biri ile ne işi var anlamıyorum, diye. sevilmeye bu kadar alışkın birinin, bu kadar gel-gitleri olan hayata karşı acımasız duran bir adamla, onu acıtmak için ağzına geleni söyleyen bir adamla ne işi olurdu ki?
sanırım ben ona farklı geldim, diye düşündü. ona attığı bir mesajı hatırladı.
"aşık oldum sana anlıyor musun? bu hayatta tek bir kadına aşık oldum, bir kadını kıskandım, bir kadını sevdim, bir kadını kırdım. parçalıyorsun beni. bu da can yapma. sen bir söylüyorsun ben bin parçalanıyorum. gidiyorsun. tam toparlanıyorum. her dönüşünde ben tekrar dağılıyorum. bu da hayat. yapma." böyle yazıyordu. ama içten içe hep gelsin istiyordu. kadın gittiğinde her yerde onu takip ediyor hayatından asla çıkamıyordu.
"nasıl bir belaya bulaştım ben, nasıl kurtulucam bu boktan. cesaretim yok. gitsin istemiyorum o da tam olarak gelmek istemiyor. beni asla benim onu sevdiğim kadar sevmedi. bunu bile bile bir kenarda bekleyip duruyorum. her gelişinde dünyam aydınlanıyor, her gidişinde dünya kararıyor." diye düşünüyordu.
çokça dağıtmıştı kendini. uyuyamıyordu. günde birkaç saat uyuyabilirse, birkaç lokma yerse kendini iyi hisseder hala gelmişti. her gece ya bir şişe viski ya bir şişe votka ile başlıyor, gün aydınlanana dek bir sigara yakıp diğerini söndürüyordu. iki ayda on kilo vermiş 65 kiloya düşmüştü. geçmeyen mide ve baş ağrıları şimdilik tek arkadaşıydı. dayanamıyordu. kadının hayatını yaşamasını izliyor. öfkesi günden güne büyüyordu. en sonunda patladı. bütün ipleri koparmak istiyordu. biliyordu kadın ona her döndüğünde karşısında duramayacağını , ona hayır diyemeceğini.
bu yüzden kadına savurdu bütün öfkesini. kustu içinde ne varsa. çok sevmekten, çaresizlikten böyle ama nefret ediyorum artık bu durumdan, dedi. ağzından çıkanları kulağı duymaz hale geldi. bir küfürle taçlandırdı cümlelerini.
gitti kadın. bu kez gerçekten gitti. dönmemek üzere. aylar geçti. sesine hasret aylar.
artık güneş doğmuş, tüm şehir aydınlanmıştı. caddeyi arabaların gürültüsü, insanların sesleri kaplamıştı. kalabalıkların içinde yapayalnız hisseden adam, "mutluluk kapıdan şöyle bir başını uzattı, itiverdim onu ellerimle." diye düşündü.
gün aydınlanmak üzereydi. balkona çıktı. güneş, tüm çirkinliği ile önünde uzanan beton yığınlarının arasından kendini göstermeye başlamıştı. saatine baktı. tüm şehir uyanmıştı ama adam yine uykusuz bir geceyi daha devirmişti. sigarasından derin bir nefes çekti. savurdu gökyüzüne doğru. içindeki tüm karamsarlıkla birlikte saldı nefesini. hepsi annemin suçu diye düşündü.
- çocukken o hayalleri satmasaydı bana bugün "onun gerçekten aşık olacağım kadın olduğunu" düşünmeyecektim.
çünkü annesi, tüm çocukluğu boyunca bir gün gelecek ve ruhunu gören bir kadın bulacaksın, o zaman çok sevildiğini hissedeceksin, üstelik tüm bu parasızlıktan kurtulacak iyi bir işin olacak, demişti. olmuştu da kendi işini kurmuş çok güzel para kazanmıştı. paranın satın alabileceği her şey elinin altındaydı. ve ruhunu gören ilk kadına da aşık olmuştu. demek ki annesinin sözleri tesir etmişti ruhuna yıllarca.
sesini düşündü kadının, kahkahalarını. onda hiç kimsede olmayan bir şey vardı. konuştukça hiç susmasın istiyordu. o anlatınca her şey kulağına masalsı geliyordu.
ben hiç masal dinlemedim çocukluğumda demişti kadına, sonra aynı gece telefonuna onun için yazılmış bir masalın kaydı gelmişti. yüreği titremişti. ne zaman canım sıkkın dese kadına, onu neşelendirecek başka bir hikaye ile geliyordu karşısına.
harbi kadındı. delikanlıydı. özü sözü birdi. öfkelendiğinde o küçücük bedenine rağmen önünde durmak oldukça güçtü.
gözlerini hatırladı sonra gülüşü gözlerine yansırdı, hüznü de. kırılgandı çok. çabuk acıyordu. küçük bir kız gibi küsüveriyordu da. öyle kaybetmişti zaten. küstürmüştü.
çok çabuk sinirleniyordu adam. sinirlendiğinde de karşısında kim olursa olsun istemsizce kusuyordu tüm öfkesini. kontrol edemiyordu kendini.
çok da kıskançtı.kadın demişti bir gün " sanırım sen beni bir cam kavonoza koyup kimselere göstermek istemiyorsun.", "hayır, ben seni etrafı kaplı bir kavonoza koyup içine atlayıp kapağını kapatmak istiyorum; senin ve benim dışımda kimsenin olmadığı bir dünya olsun istiyorum." diye yanıtlamıştı kadını. kadının gözlerinde sevgi aynı zamanda da bir korku görmüştü. zaten anlamıyordu kadını. bunu sürekli ona da söylüyordu. senin gibi sevgi dolu birinin, benim gibi kavgacı biri ile ne işi var anlamıyorum, diye. sevilmeye bu kadar alışkın birinin, bu kadar gel-gitleri olan hayata karşı acımasız duran bir adamla, onu acıtmak için ağzına geleni söyleyen bir adamla ne işi olurdu ki?
sanırım ben ona farklı geldim, diye düşündü. ona attığı bir mesajı hatırladı.
"aşık oldum sana anlıyor musun? bu hayatta tek bir kadına aşık oldum, bir kadını kıskandım, bir kadını sevdim, bir kadını kırdım. parçalıyorsun beni. bu da can yapma. sen bir söylüyorsun ben bin parçalanıyorum. gidiyorsun. tam toparlanıyorum. her dönüşünde ben tekrar dağılıyorum. bu da hayat. yapma." böyle yazıyordu. ama içten içe hep gelsin istiyordu. kadın gittiğinde her yerde onu takip ediyor hayatından asla çıkamıyordu.
"nasıl bir belaya bulaştım ben, nasıl kurtulucam bu boktan. cesaretim yok. gitsin istemiyorum o da tam olarak gelmek istemiyor. beni asla benim onu sevdiğim kadar sevmedi. bunu bile bile bir kenarda bekleyip duruyorum. her gelişinde dünyam aydınlanıyor, her gidişinde dünya kararıyor." diye düşünüyordu.
çokça dağıtmıştı kendini. uyuyamıyordu. günde birkaç saat uyuyabilirse, birkaç lokma yerse kendini iyi hisseder hala gelmişti. her gece ya bir şişe viski ya bir şişe votka ile başlıyor, gün aydınlanana dek bir sigara yakıp diğerini söndürüyordu. iki ayda on kilo vermiş 65 kiloya düşmüştü. geçmeyen mide ve baş ağrıları şimdilik tek arkadaşıydı. dayanamıyordu. kadının hayatını yaşamasını izliyor. öfkesi günden güne büyüyordu. en sonunda patladı. bütün ipleri koparmak istiyordu. biliyordu kadın ona her döndüğünde karşısında duramayacağını , ona hayır diyemeceğini.
bu yüzden kadına savurdu bütün öfkesini. kustu içinde ne varsa. çok sevmekten, çaresizlikten böyle ama nefret ediyorum artık bu durumdan, dedi. ağzından çıkanları kulağı duymaz hale geldi. bir küfürle taçlandırdı cümlelerini.
gitti kadın. bu kez gerçekten gitti. dönmemek üzere. aylar geçti. sesine hasret aylar.
artık güneş doğmuş, tüm şehir aydınlanmıştı. caddeyi arabaların gürültüsü, insanların sesleri kaplamıştı. kalabalıkların içinde yapayalnız hisseden adam, "mutluluk kapıdan şöyle bir başını uzattı, itiverdim onu ellerimle." diye düşündü.
devamını gör...
normal sözlük şikayet hattı
yazar ahalisinin dert serme mekanı.
diyecekler ki kafa sözlük için öneriler başlığına yaz. hayır efendim, buraya yazacağım. neden biliyor musun sevgili moderasyon? çünkü her şeyi, her entryi, her başlığı kafanıza göre taşımanızdan sıkıldım. eğer o işin cılkı çıkmamış olsa emin olun kafa sözlük için öneriler başlığına yazardım. dine karşı din.
rahatsız olmaya başladım. bakın, küfürsüz yazmayı artık hemen hemen herkes kabullendi ve onayladı. dahası zaten bunu kabul etmeyenin burada ne işi var? fakat benim ve benim gibi düşünenlerin takıldığı nokta argo ve hafif bel altı muhabbetlere adeta 35 yaşında çılgın bakireler gibi yaklaşmanız. arkadaşım ben buraya bir şeyler öğrenmek,okumak için geldiğim gibi biraz da makara yapmaya geliyorum. hatta ve hatta kız ayarlayacağım ulan. sana ne?
diyecekler ki kafa sözlük için öneriler başlığına yaz. hayır efendim, buraya yazacağım. neden biliyor musun sevgili moderasyon? çünkü her şeyi, her entryi, her başlığı kafanıza göre taşımanızdan sıkıldım. eğer o işin cılkı çıkmamış olsa emin olun kafa sözlük için öneriler başlığına yazardım. dine karşı din.
rahatsız olmaya başladım. bakın, küfürsüz yazmayı artık hemen hemen herkes kabullendi ve onayladı. dahası zaten bunu kabul etmeyenin burada ne işi var? fakat benim ve benim gibi düşünenlerin takıldığı nokta argo ve hafif bel altı muhabbetlere adeta 35 yaşında çılgın bakireler gibi yaklaşmanız. arkadaşım ben buraya bir şeyler öğrenmek,okumak için geldiğim gibi biraz da makara yapmaya geliyorum. hatta ve hatta kız ayarlayacağım ulan. sana ne?
devamını gör...
her entry'i beğenen yazarın amacı
mutlu bir yuva kurmak...hoşuma giden, tebessüm ettiren, benimle ortak şeyler yaşamış kişilerin yazdıklarını oyluyorum. ne amacım olabilir ameke.
devamını gör...
kaktüs beslemek
önce birer birer başlıyorsun almaya sonra bir bakmışsın bağımlılık yapmış evin içi bu dikenli canlılarla dolup taşmış. susuzluktan değil de çok sulamaktan ölen, çürüyen bu bitkicikler çok ilgiyi sevmezler. birazcık kendi hallerine bırakacaksın ki kafalarını dinlesinler. balkonumda her birine ayrı ayrı yer yapmışımdır. tehlikeli türleri de vardır. tavşan kaktüsün ince ve sivri dikenleri evcil hayvanlara (kedilere, köpeklere) alerji yapabilir. insanlar içinde bazı türler alerjik reaksiyon gösterebilirler. efenim bu dikenli canlıların dikenleri saksı değişimi sırasında ellerinize batabilir. bunun için gazete kağıtları, eldivenler veya kaktüs tutaçları ile tutulup rahatlıkla saksı değişimi yapabilirsiniz. her gün her birini sever, öper alıp bağrıma basardım. ama baktım ki çok ilgiden şımarıyorlar ilgi alakayı kesince bir tanesi dikkat çekmek için çiçek bile açmıştır. (bkz: ziyaa ziyaaaa) neyse velhasıl kelam kaktüs beslemek de bir sanattır, hobidir. herkesin rahatlıkla besleyebileceği bir
bitki türüdür. efenim eşiniz sinir mi etti sizi bol dikenli olanı fırlatın kafasına...
neyse evlatlarımdan birini atıp burayı terk ediyorum.
bitki türüdür. efenim eşiniz sinir mi etti sizi bol dikenli olanı fırlatın kafasına...
neyse evlatlarımdan birini atıp burayı terk ediyorum.
devamını gör...
sarı kabartmalı parke taşı
görme engelliler için tasarlanmış sarı kabartmaları bulunan parke taşları. tasarlayan da geçtiğimiz aylarda hayatını kaybeden mimar cengiz bektaş. ilk olarak kızılay ile tandoğan arasında kullanılmış ve sonra yaşadığımız şehirlere yayılmış. tek kötü tarafı kar yağdığında kayganlaşması.
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
(bkz: kafa sözlük kulüpleri oyun kulübü) ile birlikte toplu şekilde discord sunucusunda dinlediğimiz programdır. bugün için ayrılan neşeli şarkılar köşesi modumuzu ciddi anlamda yükseltmeye başladı. birazdan kulüpçe kalkıp oynayacağız. *
devamını gör...
tc vatandaşlığından çıktığı için sevinen adam
herkesin kendi tercihidir, bizi zerre ilgilendirmez.
devamını gör...
nörüyon
türkçenin katledilişine güzel bir örnektir.
devamını gör...
