takımyıldız
aslında bulundukları yerde bir takım halinde olmayan, aralarında binlerce ışık yılı mesafe olabilen ama gökyüzüne baktığımızda hepsi bir aradaymış ve birlikte hareket ediyormuş gibi görünen yıldız topluluğu.
şöyle bir örnekle açıklamaya çalışayım. şu resme bakın ve düşünün: yere, gözleriniz tam da bu avizenin altına gelecek şekilde uzanın. ne görürdünüz? yan yana gibi duran, irili ufaklı bir sürü kristal... oysa yandan baktığınızda bunların hepsinin farklı uzunluklarda sarkıtılmış olduğunu görüyorsunuz. takımyıldızlar da bunlar gibidir.

bilinen 88 adet modern takımyıldız var. üstelik gökyüzündeki her şeyin hareketli olması nedeniyle, burçlar kuşağı da denilen zodyak kuşağı'nda artık 12 değil 13 takımyıldız var.
ayrıca (bkz: 88 modern takımyıldız)
şöyle bir örnekle açıklamaya çalışayım. şu resme bakın ve düşünün: yere, gözleriniz tam da bu avizenin altına gelecek şekilde uzanın. ne görürdünüz? yan yana gibi duran, irili ufaklı bir sürü kristal... oysa yandan baktığınızda bunların hepsinin farklı uzunluklarda sarkıtılmış olduğunu görüyorsunuz. takımyıldızlar da bunlar gibidir.

bilinen 88 adet modern takımyıldız var. üstelik gökyüzündeki her şeyin hareketli olması nedeniyle, burçlar kuşağı da denilen zodyak kuşağı'nda artık 12 değil 13 takımyıldız var.
ayrıca (bkz: 88 modern takımyıldız)
devamını gör...
bu sıcakta başörtüsünü niye takıyorsun
embesil.
devamını gör...
2 şubat 2014 gagauzya bağımsızlık referandumu
ben gagavuz olsam ne türkiye'yi isterim, ne rusya'yı isterim. avrupa birliği gibi bir imkan varken rusya'ya yanaşmaları tuhaf bir durum.
devamını gör...
saniyelik salaklıklar
pubda sigara içmek için çakmak ararken birayı el ile devirmem, arkadaşın memitolarına arpa aroması vermek.
devamını gör...
hevesi kırılmak
insanın kısa ya da uzun süreli olarak hayata karşı isteksiz olmasına hatta hayattan soğumasına neden olan duygu.
heves insana istediğini yapma gücü ve enerjiyi veren en önemli motivasyon kaynağı bence, olmazsa olmaz. ee hal böyleyken bir insanın hevesini kırmak ona en büyük kötülüklerden birini yapmak değil de nedir?
"bir gün her şey yoluna girerse, umarım hala hevesim ve isteğim kalmış olur."
(bkz: frida kahlo)
heves insana istediğini yapma gücü ve enerjiyi veren en önemli motivasyon kaynağı bence, olmazsa olmaz. ee hal böyleyken bir insanın hevesini kırmak ona en büyük kötülüklerden birini yapmak değil de nedir?
"bir gün her şey yoluna girerse, umarım hala hevesim ve isteğim kalmış olur."
(bkz: frida kahlo)
devamını gör...
puslu kıtalar atlası
ihsan oktay anar'ın okuduğum ilk kitabı. kitabın ilk yarısına kadar sövdüğüm ama bitirdiğim de ise bütün kitaplarını almak için çırpındığım yazar.
devamını gör...
türkiye’nin girişine yazılması gereken söz
adaletsizlikler ülkesine hoş geldiniz.
devamını gör...
normal sözlük'e üye olmak isteyenlere nick tavsiyeleri
elimde şu an 3 tane kadın ve 2 tane erkek yazar mahlası olmak üzere kullanılmamış ve sahibinden sıfır mahlas bulunur. mahlas ya da rumuz arayanlar, kullandığı mahlastan memnun kalmayanlar özelden mesaj atsınlar. itina ile mahlas seçilir.
dipnot: gırgır ve şaka değil, ciddiyim.
dipnot: gırgır ve şaka değil, ciddiyim.
devamını gör...
mafya
mafya dizilerin medarı iftiharı miroğlu dizisine öyle kaptırmıştık kendimizi tuvalete bile pardesü ile girer olmuştuk, miroğlu yasaları hayatımızda öyle yer edimiştiki. kurala uyan yaşar uymayana uyku haram sloganı atardık. bir havalar, bir özgüven parke taşları pardesü ruzgarımızdan yerinden oynar o yüzden kenara basarken cırcık diye dize kadar su fışkırırdı.
bigün böyle mahallede millete ızdırap olmamız yetmez gibi evde de aynı havaya girince.
abim ile babamın gazabına uğramam ile o gün bugün mafya sözü duyunca 3-5 dk hissizleşir sessizleşir atmosfer dışına çıkar gelirim.
yok böyle bir dayak atma şekli hayatım da o hafta yok eksik yani, en işe giderken usta bana para verip git kauçuk al diyip manava gidip bi çuval kavun almıştım usta da kavunu kafama geçirince, hayatım artık şirinler, haidi, tom&jary ile sınırlı kalmıştı.
tanım: mafya, mafyacılık kötüdür gençler heves etmeyin.
bigün böyle mahallede millete ızdırap olmamız yetmez gibi evde de aynı havaya girince.
abim ile babamın gazabına uğramam ile o gün bugün mafya sözü duyunca 3-5 dk hissizleşir sessizleşir atmosfer dışına çıkar gelirim.
yok böyle bir dayak atma şekli hayatım da o hafta yok eksik yani, en işe giderken usta bana para verip git kauçuk al diyip manava gidip bi çuval kavun almıştım usta da kavunu kafama geçirince, hayatım artık şirinler, haidi, tom&jary ile sınırlı kalmıştı.
tanım: mafya, mafyacılık kötüdür gençler heves etmeyin.
devamını gör...
bir yıldır hiç makyaj yapmamış olmak
bir yıl değil 10 yıldır yapmıyorum*
makyaj yapmayı pek seven bir tip değilim kendimi olduğum gibi seviyorum* ayrıca ruj rimel neyse de o fondöten denen yaratık tenime temas edince sanki balçıkla suratımı sıvıyormuş gibi hissediyorum.
makyaj yapmayı pek seven bir tip değilim kendimi olduğum gibi seviyorum* ayrıca ruj rimel neyse de o fondöten denen yaratık tenime temas edince sanki balçıkla suratımı sıvıyormuş gibi hissediyorum.
devamını gör...
geceye bir kedi bırak

daha gece olmadı ama, açım aç.
tamam hemen cümlemi düzeltiyorum; hiçbir şey yapacak halim yok ve bu durum canımı çok sıkıyor, zaman geçsin diye yemek yemek istiyorum ancak ortalıkta yemek yok.
çubuk kemirdim ancak hızlı hızlı gidiyor, hiç zaman öldüremedim çubukla, o nedenle bıraktım. yemek yiyemeden buharlaşıp gideceğim sanırım, imdat.
devamını gör...
doğaçlama tiyatro
bir tenturdiyot ukdesi.
klasik tiyatrodan farklı olarak oyunculuk yeteneğine ek olarak hızlı düşünme ve yaratıcılık da gerektiren konuyu ve/veya oyunun gidişatını seyircinin belirlediği, seyirciden gelen aksiyonlarla şekillenen tiyatro dalıdır. (sevdiğim bir doğaçlama tiyatro grubu tiyatro sporu da demekteydi)
ülkemizde mahşer-i cümbüşle ünlendiğini ve geliştiğini düşünmekteyim.
klasik tiyatrodan farklı olarak oyunculuk yeteneğine ek olarak hızlı düşünme ve yaratıcılık da gerektiren konuyu ve/veya oyunun gidişatını seyircinin belirlediği, seyirciden gelen aksiyonlarla şekillenen tiyatro dalıdır. (sevdiğim bir doğaçlama tiyatro grubu tiyatro sporu da demekteydi)
ülkemizde mahşer-i cümbüşle ünlendiğini ve geliştiğini düşünmekteyim.
devamını gör...
normal sözlük'ün 35 yaş istilasına uğramış olması
15 yaşındakilerin istilasına uğramasından daha iyi olan durumdur..
devamını gör...
görevi devraldığımda ağaç mağaç yoktu
cumhurbaşkanı ve akp genel başkanı recep tayyip erdoğan, 5 haziran dünya çevre günü dolayısıyla gerçekleştirilen toplu açılış töreninde açıklamalarda bulundu. erdoğan"istanbul büyükşehir belediye başkanlığımda görevi devraldığımda istanbul'da ağaç mağaç böyle bir şey yoktu" dedi
artık ne bileyim…
devamını gör...
masalların ardındaki bilinmeyen karanlık gerçekler
pamuk prenses ve yedi cüceler
bu masalın temeli 16. yüzyılda yaşamış margarete von waldeck adlı bir asilzadenin trajik yaşamına dayanıyor. margarete, abisinin küçük çocukları bakır madeninde işçi olarak çalıştırdığı bad wildungen’de büyümüş. madende çalışmanın etkisiyle vücutları ciddi ölçüde deforme olan çocuklar cücelere benzerlermiş o vakitler. meşhur zehirli elma da yaşlı bir adam tarafından işçi çocuklara dağıtılan çürümeye yüz tutmuş meyvelerin bir metaforu imiş. margarete’in üvey annesi onu sürekli küçümser, hor görürmüş. sonunda da başından def etmek için margarete’i brüksel’e göndermeye karar vermiş. margarete güzelliğiyle göz kamaştıran bir genç kızmış ve ispanya kralı’nın oğlu prens ıı. philip, margarete’e kör kütük âşıkmış. bu aşkı onaylamayan ispanya kralı gizli ajanları vasıtasıyla margarete’i zehirletivermiş. görünen o ki margarete ve prens philip pek de öyle sonsuza kadar mutlu yaşayamamışlar.
rapunzel
rapunzel, temelde eski bir hıristiyan öyküsüne dayanıyor. 3. yüzyılda, akdeniz ülkelerinden birinde pagan bir tüccar yaşarmış. bu tüccar kızına garip bir tutku ile bağlıymış. öyle ki kızına evlenmeyi yasaklamış. kıskanç baba seyahate gitmesi gerektiği zaman da kızını kulesine kilitlermiş. saç konusunun nasıl bu kadar önemli hale geldiğine dair elimizde bir veri yok ne yazık ki, fakat babası tarafından kuleye kapatıldığı zamanlarda genç kızımızın yüksek sesle hıristiyan inançlarını dışa vuran dualar ettiği ve dualarının ta kentin öteki yanından duyulduğu biliniyor. kızının kendi pagan tanrılarını reddettiğini ve hıristiyan olduğunu öğrenen tüccar, kızını önce inancını terk edip baba inancına dönmeye zorlamış, istediğini alamayınca da kızının kellesini uçurmuş. bu cinayetten kısa bir süre sonraki bir genel grev sonrasında tüccar da kellesinden olmuş. sesini bütün kasabaya duyurarak tanrısına dualar eden rapunzel ise, azize barbara adıyla, ortodoks kilisesinin azizeleri arasına katılmış.
mavi sakal
perrault, öyküsünü, oğlu tarafından katledileceği kehaneti ile uyarılmış bir ortaçağ hükümdarı olan conomor’un yaşam öyküsü etrafına kurmuş. bu korkuya kapılan coromor ne vakit eşlerinden biri hamile kalsa onu öldürürmüş. perrault bu öyküyü başka bir öyküyle, 15. yüzyılda yaşamış, yüzyıl savaşları’nda başarılar kazanmasının yanı sıra çocukları öldüren bir seri katil olmasıyla da ünlenen ve mavi sakal olarak da anılan bir asilzade olan gilles de rais’in öyküsüyle birleştirmiş. gilles de rais’in mavi sakal olarak anılmasının sebebiyse gerçekten de mavi sakallara sahip olması değil, atının pürüzsüz kürkünün gün ışığında mavi bir yansımaya sahip olmasıymış. gilles de rais kan donduran duruşması sırasında çocukları nasıl avladığını ve onlara nasıl işkence ettiğini de ayrıntılı bir biçimde itiraf etmiş. bu iki korkunç öyküyü harmanlayan perrault ise kendi korkunç kahramanı olan mavi sakal’ı yaratmış.
hansel ve gretel
hansel ve gretel’in öyküsünün çocukları başıboş gezintilerden alıkoymak amacıyla tasarlandığı ortada. fakat 1315-1317 yılları arasında yaşanan ve özellikle avrupa ülkelerini vuran büyük kıtlığın ölümlerin yanı sıra küçük çocuklara yönelen bir yamyamlığı da beraberinde getirdiğini tahmin etmek mümkün değil doğrusu. ayrıca o dönemde ailelerin karnını doyuramadıkları çocuklarını ıssız yerlerde terk etmesi de yaygın bir durummuş. bu hikaye 1600’lerde yaşamış ve yaptığı harika zencefilli kurabiyelerle ünlenmiş katharina schaderin’in kıskanç bir erkek aşçı tarafından cadılıkla suçlanması hikayesiyle birleşince olmuş size hansel ve gretel. hikayenin asıl acıklı yanı ise, cadılık iddiası sebebiyle kasabadan kovulan katharina’nın kasabayı terk ederken bir grup kızgın komşu tarafından yakalanıp eviyle beraber ateşe verilmesi. demek, cadılar kimi zaman sandığımız kadar kötü olmayabilirler.
külkedisi
perrault’un hayat verdiği bu peri kızları kadar güzel ve bir o kadar da bahtsız genç kız aslında rhodopis adlı bir yunan kızının tezahürü. “elma yanak” olarak da anılan bu genç kız, trakya dolaylarında yaşarken esir alınmış ve köle olarak mısır’a satılmış. mısır halkına hiç benzemeyen beyaz tenli yaradılışı onu son derece kıymetli hale getirmiş ve efendisi onu mücevherlerle süsleyerek sergilemeye başlamış, ki bu mücevherlere bir çift altın ayakkabı da dahilmiş. gerek çarpıcı güzelliği, gerekse altın ayakkabıları sayesinde rhodopis, firavun amasis’in de dikkatini çekmiş ve amasis de rhodopis’i eş olarak almış. her ne kadar onun tek eşi olmasa da rhodopis firavunun eşlerinden biri olarak saygı görmüş ve resmi seremonilere gereğince katılmış. ayrıca firavun amais’in cinsel arzularını tatmin etmek için her daim hazır ve nazır da bulunmuş elbette. peki sonradan edindiği bu statü genç rhodopis’in sonsuza kadar mutlu yaşamasını sağlamış mıdır acaba? sanmıyorum.
peşin edit : bu yazıyı “sabit fikir” adlı blog sitesinden aldım.
peşin edit 2 : reddit'te birçok masal, dizi ve çizgi film hakkındaki teorileri de türkçe'ye çevirdikten sonra derleyip sizlerle paylaşmayı düşünüyorum.
bu masalın temeli 16. yüzyılda yaşamış margarete von waldeck adlı bir asilzadenin trajik yaşamına dayanıyor. margarete, abisinin küçük çocukları bakır madeninde işçi olarak çalıştırdığı bad wildungen’de büyümüş. madende çalışmanın etkisiyle vücutları ciddi ölçüde deforme olan çocuklar cücelere benzerlermiş o vakitler. meşhur zehirli elma da yaşlı bir adam tarafından işçi çocuklara dağıtılan çürümeye yüz tutmuş meyvelerin bir metaforu imiş. margarete’in üvey annesi onu sürekli küçümser, hor görürmüş. sonunda da başından def etmek için margarete’i brüksel’e göndermeye karar vermiş. margarete güzelliğiyle göz kamaştıran bir genç kızmış ve ispanya kralı’nın oğlu prens ıı. philip, margarete’e kör kütük âşıkmış. bu aşkı onaylamayan ispanya kralı gizli ajanları vasıtasıyla margarete’i zehirletivermiş. görünen o ki margarete ve prens philip pek de öyle sonsuza kadar mutlu yaşayamamışlar.
rapunzel
rapunzel, temelde eski bir hıristiyan öyküsüne dayanıyor. 3. yüzyılda, akdeniz ülkelerinden birinde pagan bir tüccar yaşarmış. bu tüccar kızına garip bir tutku ile bağlıymış. öyle ki kızına evlenmeyi yasaklamış. kıskanç baba seyahate gitmesi gerektiği zaman da kızını kulesine kilitlermiş. saç konusunun nasıl bu kadar önemli hale geldiğine dair elimizde bir veri yok ne yazık ki, fakat babası tarafından kuleye kapatıldığı zamanlarda genç kızımızın yüksek sesle hıristiyan inançlarını dışa vuran dualar ettiği ve dualarının ta kentin öteki yanından duyulduğu biliniyor. kızının kendi pagan tanrılarını reddettiğini ve hıristiyan olduğunu öğrenen tüccar, kızını önce inancını terk edip baba inancına dönmeye zorlamış, istediğini alamayınca da kızının kellesini uçurmuş. bu cinayetten kısa bir süre sonraki bir genel grev sonrasında tüccar da kellesinden olmuş. sesini bütün kasabaya duyurarak tanrısına dualar eden rapunzel ise, azize barbara adıyla, ortodoks kilisesinin azizeleri arasına katılmış.
mavi sakal
perrault, öyküsünü, oğlu tarafından katledileceği kehaneti ile uyarılmış bir ortaçağ hükümdarı olan conomor’un yaşam öyküsü etrafına kurmuş. bu korkuya kapılan coromor ne vakit eşlerinden biri hamile kalsa onu öldürürmüş. perrault bu öyküyü başka bir öyküyle, 15. yüzyılda yaşamış, yüzyıl savaşları’nda başarılar kazanmasının yanı sıra çocukları öldüren bir seri katil olmasıyla da ünlenen ve mavi sakal olarak da anılan bir asilzade olan gilles de rais’in öyküsüyle birleştirmiş. gilles de rais’in mavi sakal olarak anılmasının sebebiyse gerçekten de mavi sakallara sahip olması değil, atının pürüzsüz kürkünün gün ışığında mavi bir yansımaya sahip olmasıymış. gilles de rais kan donduran duruşması sırasında çocukları nasıl avladığını ve onlara nasıl işkence ettiğini de ayrıntılı bir biçimde itiraf etmiş. bu iki korkunç öyküyü harmanlayan perrault ise kendi korkunç kahramanı olan mavi sakal’ı yaratmış.
hansel ve gretel
hansel ve gretel’in öyküsünün çocukları başıboş gezintilerden alıkoymak amacıyla tasarlandığı ortada. fakat 1315-1317 yılları arasında yaşanan ve özellikle avrupa ülkelerini vuran büyük kıtlığın ölümlerin yanı sıra küçük çocuklara yönelen bir yamyamlığı da beraberinde getirdiğini tahmin etmek mümkün değil doğrusu. ayrıca o dönemde ailelerin karnını doyuramadıkları çocuklarını ıssız yerlerde terk etmesi de yaygın bir durummuş. bu hikaye 1600’lerde yaşamış ve yaptığı harika zencefilli kurabiyelerle ünlenmiş katharina schaderin’in kıskanç bir erkek aşçı tarafından cadılıkla suçlanması hikayesiyle birleşince olmuş size hansel ve gretel. hikayenin asıl acıklı yanı ise, cadılık iddiası sebebiyle kasabadan kovulan katharina’nın kasabayı terk ederken bir grup kızgın komşu tarafından yakalanıp eviyle beraber ateşe verilmesi. demek, cadılar kimi zaman sandığımız kadar kötü olmayabilirler.
külkedisi
perrault’un hayat verdiği bu peri kızları kadar güzel ve bir o kadar da bahtsız genç kız aslında rhodopis adlı bir yunan kızının tezahürü. “elma yanak” olarak da anılan bu genç kız, trakya dolaylarında yaşarken esir alınmış ve köle olarak mısır’a satılmış. mısır halkına hiç benzemeyen beyaz tenli yaradılışı onu son derece kıymetli hale getirmiş ve efendisi onu mücevherlerle süsleyerek sergilemeye başlamış, ki bu mücevherlere bir çift altın ayakkabı da dahilmiş. gerek çarpıcı güzelliği, gerekse altın ayakkabıları sayesinde rhodopis, firavun amasis’in de dikkatini çekmiş ve amasis de rhodopis’i eş olarak almış. her ne kadar onun tek eşi olmasa da rhodopis firavunun eşlerinden biri olarak saygı görmüş ve resmi seremonilere gereğince katılmış. ayrıca firavun amais’in cinsel arzularını tatmin etmek için her daim hazır ve nazır da bulunmuş elbette. peki sonradan edindiği bu statü genç rhodopis’in sonsuza kadar mutlu yaşamasını sağlamış mıdır acaba? sanmıyorum.
peşin edit : bu yazıyı “sabit fikir” adlı blog sitesinden aldım.
peşin edit 2 : reddit'te birçok masal, dizi ve çizgi film hakkındaki teorileri de türkçe'ye çevirdikten sonra derleyip sizlerle paylaşmayı düşünüyorum.
devamını gör...
glottochronology
t: antik grekçe* glotto* ve chronology sözcüklerinden oluşan, diller arasındaki tarihsel ilişkiyi ortaya çıkarmayı hedefleyen ve istatistiğe dayalı, daha çok tarihsel-karşılaştırmalı dil bilimle* ilgili olan, ilkin morris swadesh'in 1950'li yıllarda teklif ettiği bir yöntem etrafında gelişen ve bir bilim dalı.
temel amacı, "dillerin ata dilden ne zaman koptuklarını temel sözcüklerden* yola çıkarak belirmek"tir. swadesh kendi yöntemini, "tıpkı kimya'da karbon 14 metodu ile organik maddelerin tarihlendirmesi yapılabiliyorsa dillerinki de yapılabilir" varsayımı üzerine kurar. bunun doğrultusunda ise günümüzde swadesh list denilen* temel sözcükler üzerine kurulu bir liste hazırlar.* liste başta 500 kelimedir, çeşitli elemeler yaparak sözcük sayısını 100'e indirilir. bugün kullanılan ise yine swadesh'in genişlettiği 207 kelimelik listedir. 200 küsurlu bu listedeki temel kelimeler karşılaştırmaları yapılan dillere göre değişebilir. örneğin türk dilleri için 301 kelime temel alınır. buradan
mezkur listeye dayanan yöntemin formülü şudur:
t (t: bin yıllık zaman dilimi) = log(c) (c: listedeki kelimelerin korunma oranı) / 2 log (r) (r: listedeki kelimelerin değişme oranı)
starostin yöntemini kullanan anna dybo'nun türk dillerinin tarihlendirilmesi meselesi üzerine yaptığı detaylı çalışmayı şuradan inceleyebilirsiniz.
temel amacı, "dillerin ata dilden ne zaman koptuklarını temel sözcüklerden* yola çıkarak belirmek"tir. swadesh kendi yöntemini, "tıpkı kimya'da karbon 14 metodu ile organik maddelerin tarihlendirmesi yapılabiliyorsa dillerinki de yapılabilir" varsayımı üzerine kurar. bunun doğrultusunda ise günümüzde swadesh list denilen* temel sözcükler üzerine kurulu bir liste hazırlar.* liste başta 500 kelimedir, çeşitli elemeler yaparak sözcük sayısını 100'e indirilir. bugün kullanılan ise yine swadesh'in genişlettiği 207 kelimelik listedir. 200 küsurlu bu listedeki temel kelimeler karşılaştırmaları yapılan dillere göre değişebilir. örneğin türk dilleri için 301 kelime temel alınır. buradan
mezkur listeye dayanan yöntemin formülü şudur:
t (t: bin yıllık zaman dilimi) = log(c) (c: listedeki kelimelerin korunma oranı) / 2 log (r) (r: listedeki kelimelerin değişme oranı)
starostin yöntemini kullanan anna dybo'nun türk dillerinin tarihlendirilmesi meselesi üzerine yaptığı detaylı çalışmayı şuradan inceleyebilirsiniz.
devamını gör...
aşk ile yap
(bkz: türk pop müziği) dinlemeyi pek sevmem ama oldukça hoşuma giden şarkıdır.
devamını gör...
platonik aşk
küçük prens gibi kendi gezegeninde yaşamaktır. trip yok, aldatmak yok, hediye derdi yok, aradı aramadı yok.
devamını gör...

