türkiye'de sahte içkilerin patlama yapması
kötü ekonomi ile doğru orantılı olduğunu düşündüğüm eylemdir.
devamını gör...
mastürbasyon yaptıktan sonra gelen pişmanlık hissi
boşa giden onca vitamin , mineral , protein vb ürünlere içerlenen vücut anotomisi
devamını gör...
yazarları çileden çıkartan davranışlar
özellikle üst katta, müstakil evde yaşıyormuşçasına, sabahın erken saati, gecenin geç saati demeden gürültü edilmesi.
madem hayvan gibi yaşamaya bu kadar meraklısınız, ev değil ahır kiralayın kendinize!
(bkz: apartman gürültü yönetmeliği)
madem hayvan gibi yaşamaya bu kadar meraklısınız, ev değil ahır kiralayın kendinize!
(bkz: apartman gürültü yönetmeliği)
devamını gör...
kendine saygısı olmayanların en az 6 saat uyuması
muhtemelen günde 2 saatten çok çok fazla uyuyan yazarın beyanı. * bir dönem, günde 5 saat uyuyarak bir sene kadar yaşadım. çok yoğundum, gerek zihnen gerek bedenen çok çalışıyordum. bir senenin sonunda artık nevroza girmiştim resmen, gün içinde kafam hep bulutlu gibiydi, okuduğum hiçbir şeyi anlamıyordum. kitapları çok sevmeme rağmen roman dahi görmek/okumak istemiyordum. tabii bunlar sadece uykusuzluk ile alakalı değildi ama büyük bir kısmını oluşturuyordu. çok değil, iki-üç gün uyumayıp deneyimlenebilir, sarhoş gibi olursunuz, aptal aptal her şeye gülersiniz, moralinizi bozacak bir şey, muhtemelen normalden birkaç kat daha fazla moralinizi bozar. bu durumu uzatırsanız psikiyatrik bir vaka olursunuz.
bunlardan bize ne derseniz ben de bilmiyorum, örnek vererek anlatayım istedim. tecrübe ettim çünkü. işin özü sayın yazarlar günde iki saat uyuyarak hayat falan yaşanmaz, başlık mıçmanın dahi bi' edebi var. günde en az 6 saat uyuyun, çok çalışıyorsanız en az 7. 8 bence de biraz lüks. bir de 11-12 saat, hatta daha fazla uyuyanlar var, sormayın gitsin.
bunlardan bize ne derseniz ben de bilmiyorum, örnek vererek anlatayım istedim. tecrübe ettim çünkü. işin özü sayın yazarlar günde iki saat uyuyarak hayat falan yaşanmaz, başlık mıçmanın dahi bi' edebi var. günde en az 6 saat uyuyun, çok çalışıyorsanız en az 7. 8 bence de biraz lüks. bir de 11-12 saat, hatta daha fazla uyuyanlar var, sormayın gitsin.
devamını gör...
pandemi bitince nick değiştireceğim
yeni nickinin "pandemi bittti nick degistirdim" olmasını bekledigim yazar.*
devamını gör...
nick_bulamayan_ kullanıcı
çok güzel tanımları olan yazar arkadaşımızdır kendileri.
devamını gör...
güne bir söz bırak
her daim kendin ol
sen, seni anlayana mucizesin.
nazım hikmet
sen, seni anlayana mucizesin.
nazım hikmet
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
uyandı, şöyle bir gerindi. her zamanki gibi huzurlu uyumuştu. ne kadar şükretse azdı.
etrafına bakındı, kendine gelmesi zaman alacaktı.
evde dolaşmaya başladı. ev arkadaşları çoktan uyanmıştı.
açıkçası umurunda bile değildi. dengesiz uykularıyla mutluydu. zaten kendisine karışan da yoktu.
bir kez olsun erken yat, biraz kendine çeki düzen ver dememişlerdi.
onu en çok seven arkadaşı da kendisi gibiydi. ne zaman uyuyacağı ne zaman uyanacağı hiç belli olmazdı. sakindi.
ama bazen beklenmedik şeyler yapabiliyordu. ufak tefek şakalar falan işte. sanki çocuktu. koca adamın yapacağı şey miydi? ev birbirine giriyordu. sırf bu yüzden onunla kavga bile ediyordu. yumruklaşmalara varan kavgalar hem de. arkadaşının kanını akıttığı çoktu. kavga bittiğinde ise herkes köşesine çekiliyordu.
tabi sonra arkadaşı pişman olup ona en sevdiği tatlıdan ikram ediyordu. içinden 'sen tam bir türk'sün, ne olur maddi bir şeyle gönlümü alacağına düzgün davransan' diye geçiriyordu. ama onu değiştiremeyeceğini biliyordu. yine de seviyordu keratayı!
ısınma barında esneme hareketlerini yaptı. artık kendine gelmişti. köşesine çekilebilirdi.
pencere kenarında günün aydınlanışını seyretmeye bayılırdı. gözlem yapmayı pek severdi. saatlerce dışarıyı seyrederdi.
bir de pek bi yakışıklıydı.
karşı komşunun kızları onu gördüklerinde pencereye üşüşürlerdi. ne olurdu bir kere de onu yakından görselerdi. ama ne mümkün hiç pas vermezdi.
bir şeyler yese iyi olacaktı. kahvaltıyı yapayım biraz daha uyurum diye düşündü.
ama o da ne arkadaşı gülerek yanına yaklaşıyordu. bu işte bir iş vardı. göz bebekleri büyüdü, kaçsa iyi olurdu. nasıl olsa ondan hızlıydı.
hamlesini yaptı fakat nasıl olduysa arkadaşı onu birden yakalamıştı. böyle şans mı olurdu. kavga etmeselerdi bari.
ama daha kötüsü oldu. arkadaşı onu öpücük yağmuruna tutmuştu. ne anlıyordu şu öpücük işinden. neyse ki fazla uzatmadı da rahat bir nefes aldı. kahvaltısını yaptıktan sonra hemen uyku faslına geçti. allah'tan uykusunda rahat veriyorlardı.
uyku demişken uyuma işini kendisinden daha iyi yapan yoktu. arkadaşı onu ne zaman uyurken görse 'bir kere de ben böyle uyusam ne olur' diye iç geçirirdi. ama bu imkansızdan öte bir şeydi.
etrafına bakındı, kendine gelmesi zaman alacaktı.
evde dolaşmaya başladı. ev arkadaşları çoktan uyanmıştı.
açıkçası umurunda bile değildi. dengesiz uykularıyla mutluydu. zaten kendisine karışan da yoktu.
bir kez olsun erken yat, biraz kendine çeki düzen ver dememişlerdi.
onu en çok seven arkadaşı da kendisi gibiydi. ne zaman uyuyacağı ne zaman uyanacağı hiç belli olmazdı. sakindi.
ama bazen beklenmedik şeyler yapabiliyordu. ufak tefek şakalar falan işte. sanki çocuktu. koca adamın yapacağı şey miydi? ev birbirine giriyordu. sırf bu yüzden onunla kavga bile ediyordu. yumruklaşmalara varan kavgalar hem de. arkadaşının kanını akıttığı çoktu. kavga bittiğinde ise herkes köşesine çekiliyordu.
tabi sonra arkadaşı pişman olup ona en sevdiği tatlıdan ikram ediyordu. içinden 'sen tam bir türk'sün, ne olur maddi bir şeyle gönlümü alacağına düzgün davransan' diye geçiriyordu. ama onu değiştiremeyeceğini biliyordu. yine de seviyordu keratayı!
ısınma barında esneme hareketlerini yaptı. artık kendine gelmişti. köşesine çekilebilirdi.
pencere kenarında günün aydınlanışını seyretmeye bayılırdı. gözlem yapmayı pek severdi. saatlerce dışarıyı seyrederdi.
bir de pek bi yakışıklıydı.
karşı komşunun kızları onu gördüklerinde pencereye üşüşürlerdi. ne olurdu bir kere de onu yakından görselerdi. ama ne mümkün hiç pas vermezdi.
bir şeyler yese iyi olacaktı. kahvaltıyı yapayım biraz daha uyurum diye düşündü.
ama o da ne arkadaşı gülerek yanına yaklaşıyordu. bu işte bir iş vardı. göz bebekleri büyüdü, kaçsa iyi olurdu. nasıl olsa ondan hızlıydı.
hamlesini yaptı fakat nasıl olduysa arkadaşı onu birden yakalamıştı. böyle şans mı olurdu. kavga etmeselerdi bari.
ama daha kötüsü oldu. arkadaşı onu öpücük yağmuruna tutmuştu. ne anlıyordu şu öpücük işinden. neyse ki fazla uzatmadı da rahat bir nefes aldı. kahvaltısını yaptıktan sonra hemen uyku faslına geçti. allah'tan uykusunda rahat veriyorlardı.
uyku demişken uyuma işini kendisinden daha iyi yapan yoktu. arkadaşı onu ne zaman uyurken görse 'bir kere de ben böyle uyusam ne olur' diye iç geçirirdi. ama bu imkansızdan öte bir şeydi.
devamını gör...
çörek
beni eskiye götüren hafif tatlımsı hamur işi.
eskiye götürme derinliğine bakacak olursak taaa çocukluğuma inebiliriz. çocukluğumda her bayram babaanne evinde toplanılırdı. babaannem de her bayram bu çörekten yapardı. eski köy evine girince mis gibi kokan ekmek, yerini mis gibi kokan anasona bırakırdı. burun deliklerinizden giren koku başınızı döndürürdü. elbette çöreklerin yeri belli. üzerine bez örtülmüş tepsiler, kapının girişinde bulunan masanın üzerinde olurdu. çöreklerin yerinin belli olduğu ölçüde o çörekleri kimlerin yiyeceği de belliydi. bunların başında; büyük amcamın eşi ve çocukları, küçük halam ve diğerleri. yani bir bakıma çörekler onlar için özel yapılırdı. küçük halam istanbul'dan geldiği için, büyük amcam da genç yaşında vefat ettiği için bu iki hususa hep bi özen gösterilirdi. biz de babaanne evine gittiğimizde çörek yerdik; ama kimin için yapıldığının bilincinde olarak yerdik. bunu düşününce insan biraz hüzünleniyor.
gün geçti, devran döndü. babaannem vefat etti. eskisi gibi bayram günü toplaşmaları kalmadı. ama çörek özlemi her daim devam etti. özlem olunca çörek yapma işini annem üstlendi. babaannemin yaptığından da güzel oldu. tabii ben de gözlemci olarak her daim annemin yanında oldum, oluyorum, olacağım. * şimdi de bu güzelliği sizinle paylaşıyorum.
malzemeler
* yoğurmak isterseniz un, su, tuz ile bir hamur oluşturacağız. böyle biraz sert oluyor. sert olmasını engellemek için bu üçlünün içine ;
* 1 su bardağı sıvı yağ
* 1 su bardağı ılık süt ekleyebiliriz. ( eğer yoğurmaya üşenirsek fırından hazır yoğurulmuş ekmek hamuru da alabiliriz, tercih bizim, keyif bizim swh.)
* 1 küp yaş maya
* 1 - 2 çorba kaşığı anason
* şeker
* 2 su bardağı iri kıyılmış ceviz
* sıvı yağ
yapılışı:
öncelikle hamurumuzu güzelce yoğuralım. biraz ele yapışan bir hamur olacak. bu kısım biraz sinir bozucu olsa da hamuru açmak için kullanacağımız sıvı yağ ile o yapışkanlığı hissetmeyeceğiz. hamur yoğrulunca mayalanması için bir kenarda bekletelim. bu sırada cevizleri iri iri kıyalım, anasonu bir havanda dövelim. dövelim ki yağı çıksın. kokusu evin içine yayılsın. döverken sizi yıpratan olayları düşünüp daha da kuvvetli olabilirsiniz. *
tüm bunları yaptıktan sonra hamurumuz mayalanmış olacaktır. hamurumuzdan irice bir parça koparalım ve sıvı yağ ile hamuru tezgahın üzerinde açalım. mayalı bir hamur olduğu için, hamuru açmaya çalıştıkça hamur küçülecek, adeta bizimle inatlaşacak.bu inatlaşmanın sonunda biz kazanacağız tabii ki. * yağla iyice incelmiş hamura dövülmüş anasonu ve iri kıyılmış cevizi güzelce serpiştirelim. anasonun acılığını kırmak için hamurun üzerine 1-2 yemek kaşığı şeker serpiştirelim ve bu üçlüyü -hamura iyice yapışması için- elimizle iyice bastıralım. bir ucundan rulo şeklinde sarmaya başlayalım. hamuru sarmayı bitirince kalın bir rulo olacak ve bu kalın hamuru tezgaha vura vura inceltelim. üç parmak genişliğinde keselim ve hamur kısımları yukarı bakacak şekilde tepsiye dizelim. içli kısım yukarı bakarsa cevizler yanabilir ve tadı hoş olmaz. hamur kısımları yukarı bakınca ser olabiliyor bazen. tepsiyi bu şekilde doldurduktan sonra önceden ısıtılmış 180-200 derece fırında çöreklerin üzeri kızarana kadar pişirelim. çörek pişerken evin içini anason kokutup kendimizden geçebiliriz.
bu da çöreğimizin pişmiş hâlidir.
eskiye götürme derinliğine bakacak olursak taaa çocukluğuma inebiliriz. çocukluğumda her bayram babaanne evinde toplanılırdı. babaannem de her bayram bu çörekten yapardı. eski köy evine girince mis gibi kokan ekmek, yerini mis gibi kokan anasona bırakırdı. burun deliklerinizden giren koku başınızı döndürürdü. elbette çöreklerin yeri belli. üzerine bez örtülmüş tepsiler, kapının girişinde bulunan masanın üzerinde olurdu. çöreklerin yerinin belli olduğu ölçüde o çörekleri kimlerin yiyeceği de belliydi. bunların başında; büyük amcamın eşi ve çocukları, küçük halam ve diğerleri. yani bir bakıma çörekler onlar için özel yapılırdı. küçük halam istanbul'dan geldiği için, büyük amcam da genç yaşında vefat ettiği için bu iki hususa hep bi özen gösterilirdi. biz de babaanne evine gittiğimizde çörek yerdik; ama kimin için yapıldığının bilincinde olarak yerdik. bunu düşününce insan biraz hüzünleniyor.
gün geçti, devran döndü. babaannem vefat etti. eskisi gibi bayram günü toplaşmaları kalmadı. ama çörek özlemi her daim devam etti. özlem olunca çörek yapma işini annem üstlendi. babaannemin yaptığından da güzel oldu. tabii ben de gözlemci olarak her daim annemin yanında oldum, oluyorum, olacağım. * şimdi de bu güzelliği sizinle paylaşıyorum.
malzemeler
* yoğurmak isterseniz un, su, tuz ile bir hamur oluşturacağız. böyle biraz sert oluyor. sert olmasını engellemek için bu üçlünün içine ;
* 1 su bardağı sıvı yağ
* 1 su bardağı ılık süt ekleyebiliriz. ( eğer yoğurmaya üşenirsek fırından hazır yoğurulmuş ekmek hamuru da alabiliriz, tercih bizim, keyif bizim swh.)
* 1 küp yaş maya
* 1 - 2 çorba kaşığı anason
* şeker
* 2 su bardağı iri kıyılmış ceviz
* sıvı yağ
yapılışı:
öncelikle hamurumuzu güzelce yoğuralım. biraz ele yapışan bir hamur olacak. bu kısım biraz sinir bozucu olsa da hamuru açmak için kullanacağımız sıvı yağ ile o yapışkanlığı hissetmeyeceğiz. hamur yoğrulunca mayalanması için bir kenarda bekletelim. bu sırada cevizleri iri iri kıyalım, anasonu bir havanda dövelim. dövelim ki yağı çıksın. kokusu evin içine yayılsın. döverken sizi yıpratan olayları düşünüp daha da kuvvetli olabilirsiniz. *
tüm bunları yaptıktan sonra hamurumuz mayalanmış olacaktır. hamurumuzdan irice bir parça koparalım ve sıvı yağ ile hamuru tezgahın üzerinde açalım. mayalı bir hamur olduğu için, hamuru açmaya çalıştıkça hamur küçülecek, adeta bizimle inatlaşacak.bu inatlaşmanın sonunda biz kazanacağız tabii ki. * yağla iyice incelmiş hamura dövülmüş anasonu ve iri kıyılmış cevizi güzelce serpiştirelim. anasonun acılığını kırmak için hamurun üzerine 1-2 yemek kaşığı şeker serpiştirelim ve bu üçlüyü -hamura iyice yapışması için- elimizle iyice bastıralım. bir ucundan rulo şeklinde sarmaya başlayalım. hamuru sarmayı bitirince kalın bir rulo olacak ve bu kalın hamuru tezgaha vura vura inceltelim. üç parmak genişliğinde keselim ve hamur kısımları yukarı bakacak şekilde tepsiye dizelim. içli kısım yukarı bakarsa cevizler yanabilir ve tadı hoş olmaz. hamur kısımları yukarı bakınca ser olabiliyor bazen. tepsiyi bu şekilde doldurduktan sonra önceden ısıtılmış 180-200 derece fırında çöreklerin üzeri kızarana kadar pişirelim. çörek pişerken evin içini anason kokutup kendimizden geçebiliriz.
bu da çöreğimizin pişmiş hâlidir.
devamını gör...
indira gandi
hindistanın en bilinen başbakanların'dan olan indira priyadarşini gandhi 19 kasım 1917 yılında , britanya hindistanına bağlı allahabad kentinde gözlerini açmıştır. 2 dönem (1966-77 _ 1980-84) başbakanlık yapmış olan indira gandhi , hindistanın ilk kadın başkanı ve ayrıca en uzun süre başkanlık yapan ikinci başbakanıdır.

siyasi hayatı
............
doğu pakistan'ın askeri cuntadan kurtuluşa önayak olmuştur , ama oralardan gelen mülteciler , kendi halkını sıkıntıya sokmuş ve ülke büyük bir bunalıma girmiş.
her demokrat lider gibi , o da zaman içinde diktatör rejimi sergilemekten ve diktatör olarak anılmaktan kurtulamamıştır. ismi seçim yolsuzluğuna karışmış , muhalefet parti liderlerinin mahkum olmasını sağlamıştır.
bir halkın uyanışına ve özgürleşmesine önayak olmuştur , ve büyük ihtimalle de bütün liderlerin içine düştüğü , 'ben olmasam herşey boka sarar' düşüncesi ile koltuğunu bırakmaktan korkmuş ve bir diktatöre dönüşmüştür.
'indiragandi ' gibi , cebe para indirmek , manalı bir argo kelimeyi hiç haketmemiş , iktidarda bulunduğu sürece , maddi getiriyle itham edilmemiştir. sadece , oğlu saraj gandi'ye fazlasıyla yardımı bulunmuş.
kısaca tanımlarsak ;
yeşil devrim gibi , hindistan'ı kısa süreliğine düzlüğe çıkaracak bir projenin yaratıcı olmuştur , doğu pakistanı özgürlüğüne kavuşturmuş , batı pakistanla savaşmıştır. sikh gibi koyu din temelli topluluk tarafından tehtit edilmiş , bir nevi iç savaş yaşamış , ve sonunda da bir sikh olan korumaları tarafından öldürülmüştür.
din temelli ayrımcılığa karışıdır , herkesin eşit haklara sahip olması gerektiğini savunmuştur. gel gör ki hindistan gibi çok karmaşık bir ülke de her çok renk barındıran ülkede olduğu gibi bunu başaramamıştır.

siyasi hayatı
............
doğu pakistan'ın askeri cuntadan kurtuluşa önayak olmuştur , ama oralardan gelen mülteciler , kendi halkını sıkıntıya sokmuş ve ülke büyük bir bunalıma girmiş.
her demokrat lider gibi , o da zaman içinde diktatör rejimi sergilemekten ve diktatör olarak anılmaktan kurtulamamıştır. ismi seçim yolsuzluğuna karışmış , muhalefet parti liderlerinin mahkum olmasını sağlamıştır.
bir halkın uyanışına ve özgürleşmesine önayak olmuştur , ve büyük ihtimalle de bütün liderlerin içine düştüğü , 'ben olmasam herşey boka sarar' düşüncesi ile koltuğunu bırakmaktan korkmuş ve bir diktatöre dönüşmüştür.
'indiragandi ' gibi , cebe para indirmek , manalı bir argo kelimeyi hiç haketmemiş , iktidarda bulunduğu sürece , maddi getiriyle itham edilmemiştir. sadece , oğlu saraj gandi'ye fazlasıyla yardımı bulunmuş.
kısaca tanımlarsak ;
yeşil devrim gibi , hindistan'ı kısa süreliğine düzlüğe çıkaracak bir projenin yaratıcı olmuştur , doğu pakistanı özgürlüğüne kavuşturmuş , batı pakistanla savaşmıştır. sikh gibi koyu din temelli topluluk tarafından tehtit edilmiş , bir nevi iç savaş yaşamış , ve sonunda da bir sikh olan korumaları tarafından öldürülmüştür.
din temelli ayrımcılığa karışıdır , herkesin eşit haklara sahip olması gerektiğini savunmuştur. gel gör ki hindistan gibi çok karmaşık bir ülke de her çok renk barındıran ülkede olduğu gibi bunu başaramamıştır.
devamını gör...
evde beslemek istenilen yabani hayvanlar
beluga diyerek katıldığım başlıktır efendim. belki su faturası biraz fazla gelir ama canı sağ olsun. değer onun için.
devamını gör...
acilen kaldırılması gereken sözlük özellikleri
sözlük mağazası ürünlerinin dolara endekslenmesi saçmalığının başı çektiği listedir.
zaten reeldeki pahalılık yüzünden psikolojimiz tepetaklak olmuş... üstüne girdiğimiz sanal platformda bile sürünüyoruz.
zaten reeldeki pahalılık yüzünden psikolojimiz tepetaklak olmuş... üstüne girdiğimiz sanal platformda bile sürünüyoruz.
devamını gör...
dünyanın en pis hissi
dışlanmak. sevilmemek.
devamını gör...
kafa sözlük tanım okuma metotları
az önce keşfettiğim yöntemi paylaştığım başlık.
hep şikayet ediyoruz ya sevdiğimiz, ilgimizi çeken yazarları istediğimiz gibi okuyamıyoruz diye. işte bunun bir yolu var.
maksimum artı adedi belli bir süreye bağlı . bu süreyi uzatmak için, keşfetmek istediğimiz ya da sevdiğimiz birden fazla yazar buluyoruz. sonra başlıyoruz okumaya, bize göre artıyı hak eden tanıma geldiğimizde diğer yazarın tanımlarını okumaya başlıyoruz. bu şekilde dönüşümlü olarak okuma yapıp yeni yazarlar keşfedebiliriz.
hep şikayet ediyoruz ya sevdiğimiz, ilgimizi çeken yazarları istediğimiz gibi okuyamıyoruz diye. işte bunun bir yolu var.
maksimum artı adedi belli bir süreye bağlı . bu süreyi uzatmak için, keşfetmek istediğimiz ya da sevdiğimiz birden fazla yazar buluyoruz. sonra başlıyoruz okumaya, bize göre artıyı hak eden tanıma geldiğimizde diğer yazarın tanımlarını okumaya başlıyoruz. bu şekilde dönüşümlü olarak okuma yapıp yeni yazarlar keşfedebiliriz.
devamını gör...
dibe vurmuş insanlara tavsiyeler
dibe vurmak iyidir, güzeldir, muhteşemdir. şayet gerçekten de içinde bulunduğunuz şu hayatta üzülmeye değecek bir şeyler yaşıyorsanız eğer adam gibi dibe vurmalısınız yalnızca bir defa da olsa. hem de sağlam bir şekilde vurup en dibe batmanızın hissindeki mükemmellik tarif edilemez. dibe vurmanın ivmesiyle yükselmek kolaylaşır, bu sayede dibe vurmak halen düşüyor olmaktan kat be kat daha iyi bir duygudur. oradan çıkmak için çok çaba sarf etmenize de gerek yoktur. zira bir gün gelecek ve size hiç kimsenin bir şey yapamadığını göreceksiniz. işte o zaman acıların da bir kaldırma kuvveti olduğunu fark edeceksiniz.
devamını gör...
lamb of god
1994 yılında virginia eyaletinin richmond şehrinde kurulan death metal ile groove metali sentezleyen metal grubudur. metal müzik dendi mi ilk akla gelen gruplardan biridir aynı zamanda. her ne kadar şarkılarında kafa ütüleyici riffler, gitar soloları akabinde atılan brutaller olsa da lamb of god kendini dinlettirmeyi her zaman başarmıştır. metal müzik tarihinin en sevilen gruplardan biri olmasının sebebi de budur kuşkusuz. bazı albümleri metal camiasında rağbet görmez iken bazı albümleri de yok satmıştır.
grubun bir sürü albümü var hangi birini yazalım buraya azizim? o zaman favori lamb of god albümlerimi yazayım ben buraya madem; music from the film as the palaces burn, ashes of the wake, sacrament, wrath, burn the priest, hourglass: the anthology gibi gibi işte. bu saydığım albümlerin her biri metal camiasında sevilen lamb of god albümleridir. her biri benim gözümde altın gibi değerlidir. dinlerken sıkılmazsınız, şarkıların akışına kapılıp gidersiniz. tabi metalciler için bu durum mevcut diğerleri pek sevmez. *
grup 5 kişiliktir, grup üyelerinin kendine has tarzı vardır, yetenekleri vardır lakin grubun vokali ve şarkı yazarı olan randy blythe denen şahsın yeri ben de ayrı her zaman. adam adeta brutal atma konusunda oldukça usta, şarkıyı şahlandıran bunun attığı brutallerdir şüphesiz ki. çok yetenekli bir abimizdir. grubun bir diğer elemanı ve aynı zamanda bas gitaristi olan john campbell’ın gitar kullanışına ve de çalışına oldukça hastayımdır. adeta gitarı elinde oynatıyor azizim, headbang yaparken bile yapıyor bu işlemi. maşallah kendisine. *
kendilerine sevgiler saygılar olsun, daha çok albüm yapmaları dileğiyle. metal müzik sizlerle daha güzel be…
grubun bir sürü albümü var hangi birini yazalım buraya azizim? o zaman favori lamb of god albümlerimi yazayım ben buraya madem; music from the film as the palaces burn, ashes of the wake, sacrament, wrath, burn the priest, hourglass: the anthology gibi gibi işte. bu saydığım albümlerin her biri metal camiasında sevilen lamb of god albümleridir. her biri benim gözümde altın gibi değerlidir. dinlerken sıkılmazsınız, şarkıların akışına kapılıp gidersiniz. tabi metalciler için bu durum mevcut diğerleri pek sevmez. *
grup 5 kişiliktir, grup üyelerinin kendine has tarzı vardır, yetenekleri vardır lakin grubun vokali ve şarkı yazarı olan randy blythe denen şahsın yeri ben de ayrı her zaman. adam adeta brutal atma konusunda oldukça usta, şarkıyı şahlandıran bunun attığı brutallerdir şüphesiz ki. çok yetenekli bir abimizdir. grubun bir diğer elemanı ve aynı zamanda bas gitaristi olan john campbell’ın gitar kullanışına ve de çalışına oldukça hastayımdır. adeta gitarı elinde oynatıyor azizim, headbang yaparken bile yapıyor bu işlemi. maşallah kendisine. *
kendilerine sevgiler saygılar olsun, daha çok albüm yapmaları dileğiyle. metal müzik sizlerle daha güzel be…
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının şiirleri
aynı anda var olabilseydi birkaç boyut
birinde doğru, güzel olanı yaşamıyorsak
diğerinde mutlu olsaydık.
birinde olamadığımız için pişman olduklarımızı,
telafi edebilse idik bir diğerinde.
yaşayabilir miydik doğru olanı?
yoksa gereği gibi insan olmanın;
sahiplenip her şeyi,
bizim için var olduğu yanılgısı ile
ve birlikte diğer bütün yanılsamalarımızla
mahveder miydik yine her boyutunu hayatımızın.
birinde doğru, güzel olanı yaşamıyorsak
diğerinde mutlu olsaydık.
birinde olamadığımız için pişman olduklarımızı,
telafi edebilse idik bir diğerinde.
yaşayabilir miydik doğru olanı?
yoksa gereği gibi insan olmanın;
sahiplenip her şeyi,
bizim için var olduğu yanılgısı ile
ve birlikte diğer bütün yanılsamalarımızla
mahveder miydik yine her boyutunu hayatımızın.
devamını gör...
bir normal sözlük yazarına yürümek
yoldaşlığa aykırı bir durumdur.
devamını gör...


