elia kazan
joseph mccarthy fırtınası esmeye başlamadan önce elia kazan ile arkadaşlığımız henüz yeni yeni şekilleniyordu. adam neticede anadolu çocuğu. bizim toprağın suyunu içmiş, havasını solumuş. dedik ki, bu adam delikanlı olur. anadolu irfanına sahiptir (!) yani memleketçilik yaptık biraz. kâh kayserili olması sebebiyle biraz cimriydi ama onu da çok önemsemedik. yediğimizin içtiğimizin faturasını hep bana kilitledi. önemsemedim. ırklarımız farklı olsa da köklerimiz aynıydı. birbirimizin dilinden anlardık. kendisine nerelisin diye sorulduğunda verdiği yanıt ''ben anadoluluyum!'' olurdu. bu tavrı da açıkçası bana samimi gelirdi. 1952 yılında ''viva zapata''yı çekmesi ile birlikte has adam olduğuna inancım iyice arttı. tabi filmin ilk gösterimini sinemada izlemiş olmak biraz gözümü boyamış olabilir. egom okşanmıştı. tavşana patisini ters gösterdiğim zamanlardan beri bu kadar onere edilmemiştim. tosbağalar bu konularda biraz iyimserdir. herkesi kendileri gibi sanırlar ama mevzu bu değil. hele 1950'lerin amerikasında o filmi çekmek kanımca büyük cesaret istiyordu. o kazan ben kepçe takılıyorduk işte, arkadaşlık böyle bir şey. birisi onun hakkında kötü bir kelam etti mi tak diye ağzının payını verirdim. işte en büyük yanlışımda o olmuş. görememişim adamın içindeki şeytanı. aslına bakarsanız onun şeytanı korkuydu. ne yaptı ise korktuğu için yaptı. inandığı her şeyden de o korkusu yüzünden vazgeçti. aslını inkar etti. haramzadenin hası oldu.
mccarthy dönemi soruşturmalarında, komiteye ifade vermeye gittiğinde beklentimiz diğerleri gibi dik durmasıydı. başka beklentimiz yoktu. zira arkadaşımız komünisttir, viva zapatayı çekmiştir, aynı zamanda komünist parti üyesidir. nazımın ''yatar bursa kalesinde'' şiiri gibi oldu bu kısım ama olsun. hem nazımı yeri geldikçe anmakta fayda var. nazımdan zarar gelmez. zarar dibi tutmuş kazandan gelir. kazanın cidden dibi tutmuş. biz bilmiyoruz tabi. beyzade komisyona bülbül gibi şakımış. suçlu suçsuz kim varsa herkesi ihbar etmiş. hele ki, orson welles'i ihbar etmesi dayanılacak şey değildi. tabiri caizse bu köylü kurnazı ''yurttaş kane''i ''vivazapata''ya peşkeş çekmişti. sadece o mu? ''great dictator'' ve ''modern times''ı da ''a streetcar named desire''a * peşkeş çekmiş. kendini kurtarmak adına pek çok güzel insanı tehlikeye atmıştı. artık sözleri de filmleri de umurumuzda değildi. istediği kadar büyük yönetmen olabilirdi. ama adam değildi!
bertolt brecht o komisyona ifade vermedi ve ülkeyi terk etti. charlie chaplin komünist olmadığı halde baskıcı sistemin istediğini vermek yerine, ''komünist olmak en doğal hakkımdır'' diyerek, duruşunu göstermişti. sonra o da bastı isviçre'ye gitti. rosenberg'ler idam edildiler. suçsuzlukları sonra anlaşıldı. ve bunun gibi yığınla örnek...
1989 yılında beyefendi oscarı kazandığında, mikrofona ''utanıyorum'' diye fısıldadı ama ne kadar samimiydi bilemem. onun samimiyeti, komisyonla birlikte yok olup gitmişti. o utançla, o sektörde o kadar boy gösterip, ödülleri toplamaya devam edip, keyfine bakıp nasıl yaşadın dibi tutmuş kazan? neyse sinirlerim tepeme çıktı yine. arkadaşlarınızı iyi seçin derim. memleketçilik yapmayın. sonra, benim dibi tutmuş kazanda yaşadığım acı tecrübeleri sizde yaşarsınız ve kurbağa misali kısık ateşte pişip, sonrasında sofraya servis edilirsiniz. şarlo'nun bu konuyla ilgili çok güzel analizleri vardır ama onları başka zaman anlatırım. bakın işte o güzel adamdı. tabi bizde akıllandığımız için yoğurdu üfleyerek yedik de, sonrasında adam gibi adamlarla muhatap olduk.
tanım: vicdan ve sorumluluk sınavından sınıfta kalan başarılı yönetmen.
mccarthy dönemi soruşturmalarında, komiteye ifade vermeye gittiğinde beklentimiz diğerleri gibi dik durmasıydı. başka beklentimiz yoktu. zira arkadaşımız komünisttir, viva zapatayı çekmiştir, aynı zamanda komünist parti üyesidir. nazımın ''yatar bursa kalesinde'' şiiri gibi oldu bu kısım ama olsun. hem nazımı yeri geldikçe anmakta fayda var. nazımdan zarar gelmez. zarar dibi tutmuş kazandan gelir. kazanın cidden dibi tutmuş. biz bilmiyoruz tabi. beyzade komisyona bülbül gibi şakımış. suçlu suçsuz kim varsa herkesi ihbar etmiş. hele ki, orson welles'i ihbar etmesi dayanılacak şey değildi. tabiri caizse bu köylü kurnazı ''yurttaş kane''i ''vivazapata''ya peşkeş çekmişti. sadece o mu? ''great dictator'' ve ''modern times''ı da ''a streetcar named desire''a * peşkeş çekmiş. kendini kurtarmak adına pek çok güzel insanı tehlikeye atmıştı. artık sözleri de filmleri de umurumuzda değildi. istediği kadar büyük yönetmen olabilirdi. ama adam değildi!
bertolt brecht o komisyona ifade vermedi ve ülkeyi terk etti. charlie chaplin komünist olmadığı halde baskıcı sistemin istediğini vermek yerine, ''komünist olmak en doğal hakkımdır'' diyerek, duruşunu göstermişti. sonra o da bastı isviçre'ye gitti. rosenberg'ler idam edildiler. suçsuzlukları sonra anlaşıldı. ve bunun gibi yığınla örnek...
1989 yılında beyefendi oscarı kazandığında, mikrofona ''utanıyorum'' diye fısıldadı ama ne kadar samimiydi bilemem. onun samimiyeti, komisyonla birlikte yok olup gitmişti. o utançla, o sektörde o kadar boy gösterip, ödülleri toplamaya devam edip, keyfine bakıp nasıl yaşadın dibi tutmuş kazan? neyse sinirlerim tepeme çıktı yine. arkadaşlarınızı iyi seçin derim. memleketçilik yapmayın. sonra, benim dibi tutmuş kazanda yaşadığım acı tecrübeleri sizde yaşarsınız ve kurbağa misali kısık ateşte pişip, sonrasında sofraya servis edilirsiniz. şarlo'nun bu konuyla ilgili çok güzel analizleri vardır ama onları başka zaman anlatırım. bakın işte o güzel adamdı. tabi bizde akıllandığımız için yoğurdu üfleyerek yedik de, sonrasında adam gibi adamlarla muhatap olduk.
tanım: vicdan ve sorumluluk sınavından sınıfta kalan başarılı yönetmen.
devamını gör...
mutmain
islam dini terimidir. inanmış, gönlü kanmış, emin olmuş anlamlarına gelir.
devamını gör...
bir tereddüdün romanı
ilk baskısı 1933 yılında yapılmış bir peyami safa eseri.
"...bence kitap demek bir defa okunmak için yazılan şey değildir. bazı tanıdıklarım haftada üç dört tane okuyorlar. onlara hayret ediyorum. kitap. nasıl diyeyim... içinde yaşadığımız ev gibi olmalı, vatan gibi olmalı, ona alışmalıyız, bağlanmalıyız, köşesini bucağını gayet iyi tanımalıyız, her noktasına hatıralarımız karışmalı."
"...bence kitap demek bir defa okunmak için yazılan şey değildir. bazı tanıdıklarım haftada üç dört tane okuyorlar. onlara hayret ediyorum. kitap. nasıl diyeyim... içinde yaşadığımız ev gibi olmalı, vatan gibi olmalı, ona alışmalıyız, bağlanmalıyız, köşesini bucağını gayet iyi tanımalıyız, her noktasına hatıralarımız karışmalı."
devamını gör...
hezarfen ahmed çelebi
1638 yılında tahtadan yaptırdığı kanatları sırtına takıp, galata kulesi'nden üsküdar'a uçtuğu söylenir. bu uçuş denemesi avrupa'da da dikkat çekmiş, bu uçuşla ilgili gravürler yapılmış.
devamını gör...
özgürlükte amerika sağlıkta küba sanayide almanya gibi olmayı istemek
yalnız bence amerika pek de sandığımız kadar özgür bir ülke değil. 2018 yılında nüfus oranına göre en çok mahkum sayısı olan ülke diye açıklanmıştı. ha ifade özgürlüğünden bahsediyorsak o biraz ince. incesini bilemem. (bu arada almanya da amerika da bizi kıskanmıyor sözlük, hala böyle sanan varsa haber vereyim istedim.)
kendi evimin önündeki kendi arsamdaki çimleri bile abd'de çok uzamadan kesmek zorundayım, aksi takdirde cezası var. belki ben uzun çim seviyorum kardeşim niye karışıyorsun?
kendi evimin önündeki kendi arsamdaki çimleri bile abd'de çok uzamadan kesmek zorundayım, aksi takdirde cezası var. belki ben uzun çim seviyorum kardeşim niye karışıyorsun?
devamını gör...
büyükbaba paradoksu
geçmişte sebep olunacak, ileriye yönelik sonuçları olan bir olayın gerçekleşmesi durumunda ortaya çıkan ikilemi anlatan paradoks.
arkadaşlar özetlemiş: geçmişe gittim, dedemi öldürdüm. bu durumda ben nasıl hayatta olacağım ki geçmişe gidip dedemi öldürebileyim?
paradoksun aranan olası çözümü, çoklu evrenler ve zaman dallanması gibi hipotezlerde bulunur. buna göre geriye gidip dedenizi öldürdüğünüzde zaman boyutunda bir dallanma meydana getirirsiniz ve alternatif bir gerçeklik ortaya çıkar. o gerçeklikle dedeniz de siz de var olmak zorunda değilsiniz. yahut gittiğiniz geçmiş, dedenizin paralel bir evrendeki kopya hayatının olduğu bir geçmiştir ve orada yapacağınız herhangi bir işlem sizi etkilemez. ancak dedenizin hayatını etkiler.
bu arada zaman makinesinin var olup olmaması konusu, paradoksu pek de boşa çıkarmaz. zira bu da birçok teorik fizik konusu gibi sadece bir düşünce deneyidir.
arkadaşlar özetlemiş: geçmişe gittim, dedemi öldürdüm. bu durumda ben nasıl hayatta olacağım ki geçmişe gidip dedemi öldürebileyim?
paradoksun aranan olası çözümü, çoklu evrenler ve zaman dallanması gibi hipotezlerde bulunur. buna göre geriye gidip dedenizi öldürdüğünüzde zaman boyutunda bir dallanma meydana getirirsiniz ve alternatif bir gerçeklik ortaya çıkar. o gerçeklikle dedeniz de siz de var olmak zorunda değilsiniz. yahut gittiğiniz geçmiş, dedenizin paralel bir evrendeki kopya hayatının olduğu bir geçmiştir ve orada yapacağınız herhangi bir işlem sizi etkilemez. ancak dedenizin hayatını etkiler.
bu arada zaman makinesinin var olup olmaması konusu, paradoksu pek de boşa çıkarmaz. zira bu da birçok teorik fizik konusu gibi sadece bir düşünce deneyidir.
devamını gör...
kainatın aynasıyım
asıl adı ismail aydın olan, 1932 doğumlu ve 1983 yılında yaşamanı yitiren büyük usta halk ozanı aşık daimi'ye ait eser. 2015 yılında çıkan "aleviler'e kalan 2" albümünde yer alan sevgili erdal erzincan yorumunu şuracığa bırakalım..
devamını gör...
lucifer'in aslında benjamin olması
lucifer'ın kim olduğuyla ilgilenmiyorum, ben hala tecavüzü fantezi olarak gören kişi nasıl olur da sözlüğe geri döner onun derdindeyim.
devamını gör...
atforvendetta
kendisini anlatmaya yetecek sözler bulamadığım yazardır. yardımsever, sabırlı, itinalı, candan, zarif bir insan tanıdığıma çok mutluyum . *
devamını gör...
koç noktası
gök ekvatoru ile ekliptik düzleminin kesiştiği noktalardan biri. ilkbahar noktası olarak da bilinir.
görselde vernal equinox ile gösterilen kırmızı nokta koç noktasıdır:

(görsel, aero.iitb.ac. in'den alıntıdır.)
görselde vernal equinox ile gösterilen kırmızı nokta koç noktasıdır:

(görsel, aero.iitb.ac. in'den alıntıdır.)
devamını gör...
sarılmak
özdemir asaf bey'den bir alıntı bırakmadan edemiyorum :" sarılmak için önce yürek gerekir kollar sonraki iş..."
devamını gör...
cahil insanların cahil olma nedenleri
sürekli "cahiller şöyle, cahiller böyle" diye konuşup kendi cehaletlerinin farkında olmamaları...
devamını gör...
savaş sanatı
binlerce yıl önce yazılmış hakiki bir klasiktir. hem doğu toplumlarında hem de batı toplumlarında yüzyıllardır okunan kısacık bir eserdir. sun tzu esas olarak savaş sanatını ele almaktadır ama satır aralarından ekonomiden devlet yönetimine değin pek çok çıkarım yapmak mümkündür. kendisi kitapta sık sık belirli bazı şeylere dikkat edildiği takdirde zaferin ve bozgunun önceden öngörülebileceğini söyler. sözgelimi her şeyden önce iyi bir komutan düşmanını çok iyi tanımalı ve analiz etmelidir. bu yeterli değildir; iyi komutan aynı zamanda kendi kudretini ve emrindeki ordunun kabiliyetini de makûl bir biçimde bilebilmelidir. savaşta yer ve gökyüzünü bilmelidir iyi komutan. iklim ve coğrafi şartları göz önünde tutmalıdır. düşmanın sayısına göre hareket etmeli ve pozisyonunu kararlaştırmalıdır. düşmanı kuşatmak ve teslim almak en önemli maharetlerdendir. çok uzak yerlere yapılan seferlerin veya ordu sevklerinin bazı sakıncaları vardır. mühimmat, malzeme ve erzaklar iyi planlanmalıdır. düşman orduyu yağmalamalıdır ki devletin kaynakları idareli kullanılabilsin. komutanlık ciddi bir sanattır ve bu işi liyakat sahiplerine bırakmalıdır. hükümdar komutanın kritik kararlarına müdahale etmemelidir. komutan duruma her yönüyle hâkim olmalı ve askerlerinin moralini yüksek tutmalıdır. iyi komutan düşmana beklemediği yerden saldırır ve avantaj elde eder. düşmana yapmak istediği şeylerin tersini sezdirerek onları gâfil avlar. şehirlere tesadüfen saldırılmaz, her meydanda savaşılmaz, bodoslama her muharebeye girilmez. surlara varıncaya kadar dikkat etmelidir iyi komutan. yeknesak olabilen ordu her zaman için avantajlıdır. komutan ordusunun bütün askerlerini aynı idealle donatabilmeli ve onların umutlarını diri tutmalıdır. komutanın en büyük kabiliyetlerinden biri düşmanı bölebilmek ve birbirlerinden ayırabilmektir. günümüzdeki böl/parçala ve yönet anlayışıdır bu bir bakıma. stratejisi olmayan komutan mağlup olmaktan kaçınamaz. bütün savaşlar hile/aldatmaya dayanır. düşmanı şaşırtan ve hiç beklemediği yerlerden vuran komutan savaş sanatını en iyi icrâ edendir. "all warfare is based on deception" .
devamını gör...
başıboşlar
tek eksiği akış sekmesinde tek tıklamayla açılmıyor oluşu, akış ile gündemin yanına iliştirmek gerekli. onun dışında tam istediğim gibi olmuş.
şimdi sıra kendini fularlı, entel dantel görenlerin girmiş oldukları tanımların vs birbir başıboşlara düşmesini izleyip, kahkaha atmak olacak.
çok yaşa yönetim. içten içe çok matah şeyler yazdığını düşünen x yazarının başıboş hüznüne ortak olmak paha biçilemez. sısısı
şimdi sıra kendini fularlı, entel dantel görenlerin girmiş oldukları tanımların vs birbir başıboşlara düşmesini izleyip, kahkaha atmak olacak.
çok yaşa yönetim. içten içe çok matah şeyler yazdığını düşünen x yazarının başıboş hüznüne ortak olmak paha biçilemez. sısısı
devamını gör...
sözlük yazarlarından alınan ilginç mesajlar
"buralarda top var mı?"
şerefsizim arkamı tuta tuta kaçtım.
şerefsizim arkamı tuta tuta kaçtım.
devamını gör...
sözlüğe nesilciliğin gelmesi
vay bee demek 2.nesil geldi he. hoşgelsinler madem. bundan bi 20 yıl sonra hala buralarda olursam ben bu sözlüğün ilk yazarlarındandım diye hava atıcam millete.
devamını gör...
sokak hayvanlarına selam veren insan
bu sanırım ben oluyorum. hatta sohbet de ediyorum. birini bekliyorsam ona dert yanıyorum falan... değişik ama zevkli.
devamını gör...
kısası makbul olan şeyler
hint filmleri. ne olur sanki biraz az dans etseniz!
devamını gör...

