bence herkes kendi gibi olduğunda sanal dünya artık real oldu hatta hayatımızın büyük bir parçası. beni çok rahat çözebilirsiniz ama tavsiye etmem. smile
devamını gör...

sivaslı olmaları her zaman işe yaramayan ülkemiz insanlarıdır.

devamını gör...

görsel
devamını gör...

magomaev diyor ki:

efsanevi yılbaşı gecesi filmi. daha önce parçalar halinde izledim çünkü film yaklaşık üç saat sürüyor. ve bugün, karısıyla sonuna kadar bitirdik. ne kadar sıcak bir film. bu harika. herkese tavsiye ederim izleyin.

vanderwalls diyor ki:

o benim erkek kardeşim.

pluviophile diyor ki:

abi, geç oldu. yatağa git, istersen uyu.

magomaev 2. tanımında diyor ki:

yarın işe geldiğim için üzgünüm. hepinize sağlıklı, mutlu ve iyi bir yeni yıl diliyorum çocuklar! ben uyuyorum. her güle, güle!

merdivenaltı_müzisyen diyor ki:

evala kardeşim, evala, evala pelvis kadındı.

*
devamını gör...

dolaylı ya da direkt olarak gelecekle ilgilenen diğer bütün bilim dallarının aksine, geçmişle ilgilenen tek bilim. bir de kendisine bağlı olarak gelişen bilim dalları var tabi, onları saymıyorum, çünkü onların da yazgısı ister istemez tarih etrafında şekilleniyor.

bir uğraşının bir yandan alabildiğine eğlenceli, diğer yandan da olanca sıkıcı olabileceğini öğretmiştir bana. öğrenirken değil de daha çok öğrendiklerinin üzerine kafa yorarken eğlencelidir mesela.

malumunuz, pek sevilmez tarih. işte bunlar hep yanlış anlatılagelmiş olmasından. yıllarca beceriksiz tarihçiler ya da tarih öğretmenleri saçmasapan ezber istemleriyle insanların kafasını allak bullak ettiler. halbuki bu uğraşı nitelikli kılabilen şey, bilimsel değerlendirmenin aktif şekilde kullanılabilmesidir. demek istediğim şu; örneğin, istanbul'un fethi'nin 29 mayıs 1453 tarihinde gerçekleştiğini bilmek zerre işinize yaramaz. önemli olan fetihle birlikte avrupa'ya kaçan bilim insanlarının ve onların ardıllarının avrupa'da gerçekleştirdiği bilimsel devrimi düşünebilmek, aradaki bağı kurabilmek, anlamdırabilmektir. bunun sonucunda da osmanlı'nın aslında o meşhur fetihle birlikte bir nevi kendi ayağına sıktığını anladığınızda aydınlanırsınız. ama bizim memlekette işler öyle yürümez. kimse işin eğlenceli tarafıyla ilgili beyin fırtınası yapmanızı istemez sizden. 29 mayıs 1453'ü ezberleyeceksiniz, sanki google'da yapacağınız beş saniye bile sürmeyecek bir aramayla öğrenemeyecekmişsiniz gibi.

tarih sıkıcı değil esasında. sıkıcı insanlar uğraşıyor sadece, o kadar. gerçi nihayet son zamanlarda bir iki eğlenceli insan çıkıp popüler olabildi de genel kanı biraz biraz değişiyor sanki. değişsin de.

falan filan. her neyse. son derece kişisel bir sitem olarak kalsın bu da. sürçülisan ettiysek affola.
devamını gör...

şiirlerinde ülkesinin acılarından, isyan ruhundan ve ülkesindeki insanların bitmeyen umudundan beslenen guatemala asıllı aktivist şair otto rené castillo'nun kaleminden dökülen şiir. şiirin yazıldığı orijinal dilinde* ismi ıntelectuales apolíticos ve castillo'nun yine meşhur bir şirinden ismini almış olan vámonos patria a caminar şiir derlemesinde bulunuyor. tam ismi vámonos patria a caminar, yo te acompaño olan eser şair ölmeden iki yıl önce 1965 yılında basılmıştır. dilimize tarafsız aydınlar olarak ülkü tamer tarafından çevrilen şiir ismi dahil oldukça iyi bir çeviriye sahip.

ülkü tamer çevirisi ile:


1
tarafsız aydınları
yurdumun
sorguya çekilecek
günün birinde
en basit insanları
tarafından
halkımızın.


un día,
los intelectuales
apolíticos
de mi país
serán interrogados
por el hombre
sencillo
de nuestro pueblo.


soracaklar onlara
ne yaptılar diye
ağır ağır ölürken
ulusları,
tatlı bir ateş gibi
ufacık, bir başına.


se les preguntará
sobre lo que hicieron
cuando
la patria se apagaba
lentamente,
como una hoguera dulce,
pequeña y sola.


kimse sormayacak onlara
giysilerini,
uzun öğle uykularını
yemek sonrasında,
bilmek istemeyecek kimse
anlamsız uğraşlarını,
hiçlik konusunda görüşlerini,
nasıl para kazandıklarını
felsefe yaparak.
sorguya çekilmeyecekler
yunan mitolojisi konusunda,
nasıl iğrendikleri konusunda
kendi kendilerinden,
korkuyla ölürken içlerinde bir şeyler.


no serán interrogados
sobre sus trajes,
ni sobre sus largas
siestas
después de la merienda,
tampoco sobre sus estériles
combates con la nada,
ni sobre su ontológica
manera
de llegar a las monedas.
no se les interrogará
sobre la mitología griega,
ni sobre el asco
que sintieron de sí,
cuando alguien, en su fondo,
se disponía a morir cobardemente.


sormayacaklar
nasıl vardıklarını
doğrulara
yalanın gölgesinde.


nada se les preguntará
sobre sus justificaciones
absurdas,
crecidas a la sombra
de una mentira rotunda.




2
o gün
basit insanlar,
tarafsız aydınların
kitaplarında, şiirlerinde
yer almayanlar,
her gün ekmek getirenler onlara,
süt getirenler,
çörek ve yumurta getirenler,
giysilerini dikenler,
arabalarını sürenler,
köpeklerine, bahçelerine bakanlar,
onlar için çalışanlar,
gelip soracaklar:
"ne yaptınız
acı çekerken yoksullar
içlerindeki sevgi
ve yaşam sönüp giderken?"


ese día vendrán
los hombres sencillos.
los que nunca cupieron
en los libros y versos
de los intelectuales apolíticos,
pero que llegaban todos los días
a dejarles la leche y el pan,
los huevos y las tortillas,
los que les cosían la ropa,
los que le manejaban los carros,
les cuidaban sus perros y jardines,
y trabajaban para ellos,
y preguntarán,
“¿qué hicisteis cuando los pobres
sufrían, y se quemaba en ellos,
gravemente, la ternura y la vida?”



3
tarafsız aydınları
güzel yurdumun,
cevap veremeyeceksiniz.


ıntelectuales apolíticos
de mi dulce país,
no podréis responder nada.


yiyip bitirecek sizi
bir sessizlik kuzgunu.
yüreğinizi kemirecek
zavallılığınız.
susup kalacaksınız
kendi utancınızla.


os devorará un buitre de silencio
las entrañas.
os roerá el alma
vuestra propia miseria.
y callaréis,
avergonzados de vosotros.


devamını gör...

rus uzay insanı.
devamını gör...

gün içerisinde daha az sıkılmaya başladım. sosyal medya vb daha az ihtiyac duymaya başlamamla bir yandan izole olmuş gibi hissettirirken bir yandan burada anonim olarak fikirlerimi belirtip başkalarının fikirlerini okurken sosyalleşmiş gibi hissettirdi.
devamını gör...

atalarımız zamanında yerleşim yerlerine özellikle köylere gerçekten ilginç isimler vermişler. neredensin diye sorunca...
geydoğan (amasya)
abazalar (amasya)
gebeler (ankara)
gebeşler (kocaeli)
çakallar (balıkesir)
gerdek (şanlıurfa)
keş (ordu)
çıplak (çanakkale)
yalak (çorum)
döllük (sivas)
büyükdöllük (edirne)
eğil (diyarbakır)
vermiş (amasya)
yalnız (amasya)
dingiller (manisa)
kızlarsekisi (adana)
malaklar (mersin)
yayakbaşı (düzce)
kocakaymaz (kocaeli)
emişbeleni (antalya)
otuzbirler (izmir)
domalan (antalya)
deretürbelinas (antalya)
öküzöldü (şanlıurfa)
yenikaradona (çorum)
eğlence (adana)
tantana (şanlıurfa)
pelitbüküsekicek (samsun)
estağfirullah (şanlıurfa)
cinali (kırıkkale)
devamını gör...

dünyanın en uzun nehirlerinden bir tanesi.
jeff bezosun şirketine bu ismi vermesinin sebebi ise sözlükte şirketine isim ararken bu kelimenin hoşuna gitmesi ve a harfi ile başlayan bir ismin internet aramalarında daha avantajlı olacağını dusunmesidir.
devamını gör...

sanatın kız tavlamak için kullanılmasından rahatsızlık duyan, hepiniz sanattan anlayacaksınız diyen entellektüel bi abimiz. ayrıca feridun abi çekirdek çitlenmesinden de pek hoşlanmaz.
devamını gör...

oldukça güzel bir atasözüdür.

khaled hossaini'nin "sırrını rüzgara fısıldarsan ağaçlara söylediği için onu suçlayamazsın." sözüne benzer.
devamını gör...

frank sinatra'nın hiç yaşamadığım zamanları sanki yaşıyormuşum gibi hissettiren, içime neşe dolduran eserlerinden biri.

"fill my heart with song
let me sing for ever more"
devamını gör...

konfüçyüs, öğrencilerine ders veriyordu. sınıfa elinde dar uzun bir vazo ile geldi. tüm öğrencilerin görebileceği şekilde vazoyu havada tuttu. diğer elinde de bir elma vardı. elmayı vazonun içinde koyduktan sonra, vazoyu yere bıraktı ve şöyle dedi;
elmayı vazodan çıkarmayı başaran öğrenci, elmayı alabilir.
öğrencilerden biri atıldı ve elini vazonun dar ağzından içeri soktu.
elmayı yakaladı, çıkarmaya çalıştıkça elma elinden kaydı. bir de elini vazoya sıkıştırdı, bağırmaya başladı:
elimi çıkaramıyorum!
konfüçyüs;
elmayı sıkı sıkı tutmaktan vazgeçmezsen, elini çıkaramazsın.
öğrenci biraz daha uğraştı, elmayı elinden bırakmak istemiyordu; ama sonunda mecburen bıraktı. elini vazodan çıkardı. konfiçyus’a sordu:
elmayı vazodan çıkarmanın bir yolu var mı?
konfüçyüs, nasıl olacağını göstereyim dedi ve vazoyu ters çevirdi. elma kendiliğinden vazonun içinden yuvarlanıp çıktı. öğrenciler çözümün bu kadar basit olması nedeniyle gülmeye başladı.
konfüçyüs, öğrencilerine elmayı göstererek dedi ki:
göründüğü gibi basit değil, bazen bırakabilmek daha zordur. eğer bir şeyi zorla tuttuğunuzda, ulaşmak istediğiniz şeyi engellediğini görüyorsanız, o zaman onu özgür bırakmalısınız.
hayatın akışında bazen ulaşmak istediklerinize onları yakalamaya çalışarak değil, onların size gelmelerine izin vererek ulaşabilirsiniz. bazen en doğrusu olayları kendi akışına bırakıp müdahale etmemektir. sorunlara bakış açınızı değiştirdiğinizde farklı çözümler bulabilirsiniz.
devamını gör...

belki ülkede aynı gündem olmasıdır.
devamını gör...

istanbul / kadıköy'de bir caddenin adıdır. cadde üzerinde kâzım karabekir müzesi bulunmaktadır.
devamını gör...

buna aşık olmak diyemeyiz. kolay hoşlanabilir denebilir ancak. ama bunu da bu şekilde genellemek doğru değil. üstelik bu 2-3iltifattan olmaz. iltifatı, ilgilenilmesi seviyordur, devam etmen için öyle gibi gözüküyordur, bu hoşlandığı anlamına bile gelmez. kendi adıma insanlardan hoşlanmam kolaydır ve duygularımı hype yaşadığım için de çoğu zaman kendimi aşık zannetmişimdir. ancak hoşlantıdan sonraki aşamaya hiçbir zaman geçemem. bir şekilde o insana olan ilgim biter. kadınlar için böyle genelleniyorsa ozaman erkekler için de aynısı söylenebilir. biri yukarıda 2-3iltifatlar günde 15 kız düşürüyorum demiş. demek ki sen de kolay beğeniyor, hemen hepsine iltifat ediyorsun. onların düşmesi senin egonu tatmin ediyor. karşıdaki de aynı şekilde ilgi görmekten hoşlanıyor. onun da egosu o şekilde tatmin oluyor. bu sadece karşılıklı ego tatminidir. ne onlar sana aşık olmuş olur, ne de sen onlara. böyle bir genelleme yapılması, bir de bunun adına aşk denmesi hepten saçma olmuş. kötü bir tespitti. bir dahakine birazcik daha uğraşın.
devamını gör...

kişi bazında değil de başlığa girdiğinde olması gerektiğini düşündüğüm butondur. bu sayede istemediğimiz başlıkları tekrar tekrar görmek zorunda kalmatız.
devamını gör...

güzel kadın da seni bekliyordu tipitip.
devamını gör...

güney afrika cumhuriyeti'nde, siyahların uyguladığı, başlık parası geleneğidir.
erkek evlenecegi kadının babasına inek veriyordu, tabi artık inek değil, ineğin parası veriliyor.
kadının güzelliği, okumuş olması ve mesleği lobola'nın fiyatında etki yapıyor. beyaz bir sporcu, televizyonda program yapan bir siyah kadınla evlenmiş ve epey lobola vermişti.
siyahlarda evlenme kısıtlaması olmadığı için, eğer paran varsa istediğin kadar kadınla evlenebilirsin. eski cumhurbaşkanı zuma'nın yedi karısı vardı.
devamını gör...
online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.