zaman tüneli

olmuyorsa olmuyor, ne yapayım?
bazıları şanslı bu konuda, bıcır bıcır yaşıyorlar.
bendeyse bir sıkıntı var galiba. kısmetsizlik diyeyim.
bir gün kader belki bana da güler.
devamını gör...

kendine yetebilen = kendi kendini s..ebilen ben böyle anlıyorum kb
devamını gör...

eskisi kadar özlemiyorum seni.
ve ağlamıyorum olduk olmadık zamanlarda.
adının geçtiği cümlelerde gözlerim dolmuyor.
yokluğunun takvimini tutmuyorum artık.

biraz yorgunum, biraz kırgın.
biraz da kirletti sensizlik beni.
nasıl iyi olunur henüz öğrenemedim.
ama “iyiyimler” yamaladım dilime.
tedirginim aslında.
seni unutuyor olmak,
hafızamı milyon kez zorlamama rağmen
yüzünü hatırlayamamak korkutuyor beni.

“gel” diye beklemiyorum artık.
hatta istemiyorum gelmeni.
nasıl olduğun konusunda
ufacık bir merak yok içimde.
ara sıra geliyorsun aklıma
“bana ne” diyorum,
“benim derdim yeter bana, bana ne!”

alıştım mı yokluğuna?
vaz mı geçiyorum varlığından?
tedirginim aslında!
ya başkasını seversem?
inan o zaman seni hayatım boyunca affetmem.

özdemir asaf
devamını gör...


şu filmi bulamadım ya bana da helal olsun.
devamını gör...

ters giden bir şeylerin olduğu andır. onun sesi kesilince iç organlarımın ve beynimin gürültüsü başlıyor.
devamını gör...

şu dakika bi tencere gömerim.
devamını gör...

neredeyse en sevdiğim yemek. bu kadar lezzetli çok az şey var ama asıl olay bu lezzeti kaybettirmek. eskiden herkes annem gibi lezzetli yapar sanıyordum. ama yapmıyormuş ve bunu acı bir şekilde deneyimledim. (:
lisede öğretmenimiz dersin sonunda beyin fırtınası yaptırırdı ve sırası gelen çok beklerse ceza alırdı. bize tatlı ya da yemek getirirdi. bizim için ödül ve benim için hep ödül kaldılar.
bir ara sarma lafı geldi ve ceza alan bir kız sınıf için bir tencere sarmayla geleceğini söyledi. ama ben nasıl mutluyum, nasıl keyifliyim anlatamam. çünkü bu yemeği pek paylaşamıyorum. allah affetsin ama bunda cimrilik yapıyordum. seviyorsam 1-2 tane veriyordum sevmiyorsam yarım, nefret ediyorsam çeyrek. sevdiğim şeylerde paylaşımcılığım en fazla bu kadar.
ben o günü iple çekiyorum. keyifliyim, sevinçliyim vs. kız tencereyle ikrama başladığında ben 3 tane aldım. "niye bu kadar az aldın, annem hepsini bize sardı. daha al." demişti. kızla pek yakın değildim ve herkes almadan fazla almayı hoş bulmadım. "herkes alsın ben sonra daha alırım teşekkür ederim ve ellerinize sağlık şimdiden." demiştim. direkt ağzıma bir tane atıp çiğnediğim gibi zehirlenmiş hissine kapıldım ve peçete arayışına girdim. ama ağzımdan çıkartmak için olsa bile hareket ettirmek istemiyordum o derece bir şey. sinirlerim de bozuldu. en sevdiğim yemeklerden birinde böyle bir şey yaşamak hayal kırıklığı ve acı vericiydi. peçeteye aldığım gibi hemen ondan da kurtuldum. günümüzde civciv sıçmığı olan kuzenimle aynı sınıftaydık. onu ağzına atmaya yakın görünce elini çektim yavaşça "ağzına sarma olarak aldığın şey sarma dışında her şey olabilir. ben yiyemedim çöpten geliyorum. bence uyaran varken sen bu hataya düşme." gibisinden bir şeyler demiştim. ama kendisi "saçmalama bir sarma en fazla ne kadar kötü olabilir ki?" deyip ağzına attı. tabi bende gülerek yüzüne bakıyorum. bir anda ekşimiş ve ağzına kurbağa girmiş gibi tepkiler verince dayanamayıp kahkaha attım "acaba demin benim yüz ifadem de böyle mi görünüyordu?" derken hâlâ gülüyordum. sonra sarma tencereli olan kız geldi. "ya ben aslında sarma sevmiyorum. demin ayıp olmasın diye aldım ama şimdi alamayacağım kusura bakma." dedim. o da anlayışla karşıladı. allah'tan sevip haftayı iple çektiğimi söylememiştim yoksa çok kötü olurdu. midem hassas ve direkt ortaya kusardım bu onu ortamda baya rencide ederdi ve hoş olmazdı. o yüzden günah yazılmasını uygun görüp böyle bir yalan söyledim. zaten yalanlarım hep bu tarzdır. sonra kuzenime "sen tam bir eşeksin. sarma aşığı, damak zevki yüksek ve hassas biri olarak yiyemedim. bir pirinç tanesini bile yutamadım. ne demek en fazla ne olabilir? bunun seviyesi o kadar üst ki bundan en fazlası olamaz bence. şekli bile garipti, bu kadar ince sarma mı olur boş sarılmış gibi? neyse yedin gördün. çok eğlendim sağ ol." demiştim. o da bozulmuş suratla bakmıştı. kendisi yiyip o tepkiyi vermiş olsaydı ben sarmayı hemen birine verirdim. ve beni şaşırtan durum sınıfın çoğunun yiyebilmesiydi. bunlar evde nasıl yemekler yiyor ya da yemek denilebilir mi? onların hâline üzülmüştüm.
gidip sadece sigara böreği ya da milföy almıştım. bunlar da çok sakatlık olmayacağını düşünerek. bunlarda da sakatlık olabileceğini başka yerlerde deneyimlemiştim. ah ne berbat deneyimler... bir de o kadar sarma tattım kimse annemin ki gibi yapamıyor. bazılarının lezzeti yakın en fazla. millet bu yemekten hem soğumasın hem de soğutmasın diye tarif mi versem? (normalde paylaşacağım bir şey değil ama o durum o kadar vahim ki yapabilirim yani. güzel şekilde yensin.)
devamını gör...

tik tak tik tak diyen saatin sesinin duyulduğu evdir.
devamını gör...

tam olarak gerçek sessizliği deneyimlediğiniz andır, bu andan önceki anlarda ortamı sessiz sanıyorsunuzdur ama o buzdolabı makinesinin sesi bazen komple kesilir, işte o an sessizliğin ne olduğunu anlarsınız. tabi odada saat olmadığını varsayıyorum.
devamını gör...

bir filmde bir yada birkaç sahnede görünüp filme katkıda bulunan konuk yıldızdır.
aslında oynadığı rol , genelde geriye dönük gönderme içeren anlamlı bir roldür. örneğin django filminde eski django olan roberto nero nun , hulk filminde ise 1987 deki ilk hulk un ufak bir rolde görünmesi gibi.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...


acıyla geçtiğim yoldan geçiyorsun
izlerime rastlıyorsun, bıraktıklarıma,
orada o yolda çekmiştim ruhumu patlatan fitili
benden savrulan parçalar kurusa da,
izleri var hala yolun kenarında.
izini sür yolun, acının ormanı büyütür insanı
vakit geniştir, ufuk sandığından daha yakın acıyla geçtiğim yoldan geçiyorsun,
ustası olacaksın içine gerdiğin tellerin
hangi sızıyla titrer içinde, hangi sesle
büyük bir aşk, hangi sesle ölür, bileceksin.
ne zamandı bilmiyorum. yaşadıklarından sana kalan tortu, seni olduğun yere çakan, olduğun yerde fırtına koparan korku. kendi sarmalında döndün, döndün, sanma ki daha dönmeyeceksin kalsan da bir yer için, aslında hep gidiyorsun.
şimdi, acının ormanından geçiyorsun
her şey bir daha kanasa da
ne geçtiğin yola ne sana dokunabilirim ben
geç meleğim, senin de şarkıların olsun
içindeki telleri titreten.

iz,birhan keskin.
devamını gör...

leo huberman ve paul sweezy'nin ortaklaşa yazdıkları kitaptır. alter yayınları basmıştır, türkçede başka baskıları var mı bilmiyorum. eğer yoksa çok yazık, çünkü alter baskısının pek iyi bir çeviri olduğu söylenemez. yazarların ikisi de çok üretken sosyalistlerdir. makaleler ve kitaplar yazmışlardır. bu çalışmanın önemi çok temel bir başlangıç kitabı olması. sosyalizmin alfabesi. sosyalizmle ilgili pek bir şey bilmeyen ama merak eden bir kişinin başvurduğunda temel kavram ve fikirlerle tanışacağı türden bir başlangıç kitabı. olabildiğince sade ve basit bir anlatım yeğlenmiş. amerikalı 'bilallere' anlatır gibi anlatmışlar aslında. onlara hitap ediyor öncelikle. amerika'da sosyalizm ve marksizm öcü kabilinden şeylerdi çünkü. şu an bile öyle denebilir. kulaktan dolma bazı bilgiler ve safsatalar haricinde ''sokaktaki amerikalı'' bu konuda bir şey bilmez. yazarlar bu eksikliği görüp genel bilgilerle bulanık havayı dağıtmayı ummuşlar. kızılların derdi nedir amerikalı bilallere anlatmışlar. bunu da istatistiklere, sayılara, kongre raporlarına filan dayanarak çok güzel kotarmışlar. haklı olarak amerika'nın mevcut üretim koşullarındaki gelişmişliğin sosyalizm için hazır ortam oluşturduğunu savunuyorlar. kitabın 60-70 yıl önce yazıldığını düşününce bu sav bugün için daha da geçerlidir diyebiliriz. başkan olarak donald trump'ı seçen bir topluluk için belki fazla rasyonel olmamak gerekir. kitapta sosyalizmin en temel fikirleri basitçe savunulur. kapitalizm savurgandır. bolluk içinde yoksulluk yaratır. sömürüye dayanır. rekabetçi söylem aslında kocaman bir hikâyedir; kapitalistler rekabetçi saldırganlığın kârı azalttığını görmüşlerdir. bunun neticesinde tekel ortaya çıkmaktadır. kitapta amerika'ya ait pek çok sayısal veri ve istatistik var. bunlar savları desteklemek için kullanılıyor. tekelleşmeye tarihiyle birlikte bakılıyor. feodalizm ve kapitalizm arasındaki geçiş özlü bir şekilde anlatılıyor. kapitalizm adaletsizdir. ben kapitalizme ahlakî açıdan yöneltilen eleştirileri pek tutmuyorum doğrusu. daha doğrusu ana eksen bu olmamalıdır. marx'ın söylemi ahlakî bir söylem midir burası çok su kaldırır. bu konuda kurtul gülenç'in marksizmde ahlak tartışmaları adlı kitabına bakılabilir. hoca marx'ın söyleminin ahlakî olmadığını; asıl olarak ekonomik üretim ilişki ve biçimlerine dayandığını haklı olarak savunuyor. yine kitapta savunulan temel fikirlerden biri kapitalizmin üretimde kaos yarattığıdır. kolektif üretim var ama mülkiyet bireysel. üretimdeki kolektivite yeterli değildir; bunu üretim araçlarına kolektif sahip olma izlemelidir. tabii ki sosyalist planlı ekonomi savunuluyor. aceleci ve telaşlı bir devrim çağrısı yok, burası önemli. şartların olgunlaşması gerekir. kapitalizmin iç çelişkilerinden kaynaklanan kaçınılmaz krizler anlatılıyor. bunların en önemli gerekçelerinden biri planlı ekonomiden yoksunluk. üretimdeki kaos. üretenlerin ürettiklerine yabancılaşması ifade ediliyor. kısacası bu bir başlangıç kitabı. temel ve özlü bir kitap. meselenin ana hatlarını tanımak isteyenler için değerli bir çalışma.
devamını gör...

geceler bizim, karanlık bizimle, yalnızlık peşimizde.
yeni üyemizle #2780207 beraber her gececi yazara selam olsun.
devamını gör...

reis sövme anama ben de evde böyle bi amfi istemiyodum hediye geldi allah çarpsın..
devamını gör...

vardır, determinizmi savunanlar kuantum fiziğine bir göz atsın.
devamını gör...

allahım şükürler olsun. demek sonunda, deve sidiğindeki ve evliyaullahın balgamındaki metisilini buldu mümin ilim adamlarımız. biliyordum, biliyordum; zaten kuran'ın fülfül suresinde apaçık yazıyordu.
devamını gör...

anladığım kadarıyla ameliyatla kadın olup tekrar kadınlara ilgi duyma olayı. bazı fikirlerim var ama çok özgür düşünceli olduğunu iddia eden kesim bu konuda iki kelam edeni homofobik ilan edip çarmıha gerdiği için şu an uğraşamayacağım. belki bir gün yazarım. hiçbir şeye halim yok valla şu an.
şundan olmuş:
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

loreena mckennitt tarafından adına marrakesh night market isimli şarkı yapılmış kent.

buradan dinle
devamını gör...

mezarcı hasan, 2000 yıl önce dünyaya gelseydi nasıralı isa'nın yerine mesih olurdu, yaşadığı modern çağ itibariyle kendisi paranoyak bir şizofren ama çevreye zararsız bir şizofren... iyiki mezarcı hasan'ın eski yobaz hali yok o zamanlar şimdikinden daha akılsızmış...
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim