zaman tüneli
bir üstteki yazar hakkında düşünülenler
valla kendisinin çok naif ve ince düşünceli bir yazar olduğunu düşünüyorum. keşke yayın yapsa da o özel müzik zevkinden nasiplensek mesela. neden olmasın?
yeni yıl yeni umutlar.
yeni yıl yeni umutlar.
devamını gör...
bir üstteki yazar hakkında düşünülenler
“günaydın. instagram’da gezerken profilini gördüm, durup selam vermek istedim. nasılsın? umarım bu saatte uyandırmam seni. bugün hafta sonu. her şey senin gönlünce olsun. sen eminim ki şu an bebek gibi uyuyorsundur ve bir prenses gibi uyanacaksın.“
hocanın nick’i bu efsane instagram dm’ini hatırlatıyor.
hocanın nick’i bu efsane instagram dm’ini hatırlatıyor.
devamını gör...
batı'nın doğu'ya üstünlüğünün sebebi
medeniyetlerin birbirine üstünlüğü çoğunlukla üstün olanın erdemi yahut doğru konusundaki süreğen isabeti değil, son dönemde daha az yanlış yapmış olmasından gelir.
bunun, üstünlüğe maruz medeniyette kültürel tesiri ve içselleştirilmesi, somut durumun teorik lokal üstünlük söylemlerine galip gelmesiyle olur.
ister kültürünüzle, ister erdeminizle, ister zekanızla, ister ırkınızla, ister sanatınızla övünün, orta ve uzun vadede hakim olan somut durum karşısında ikna imal edemezsiniz.
çünkü zor oyunu bozar ve fiili güç sahibi görünmez içsel bir çürüme yaşamıyorsa zaman içinde her alanda galebe çalar.
buna dair tek çözüm fiilen galip gelmektir. yahut edilgen bir şekilde çürümenin tahakküm sahibini zayıflatmasını beklersiniz.
reelpolitik açıdan savaşlar kaçınılmazdır, sadece vakti gelene kadar bir taraf lehine ertelenir. genellikle üstün olan aleyhine ertelenir.
zbigniew brzezinski‘nin onca sofistike kültürel, ekonomik, sosyolojik tesir aygıtına rağmen abdnin askeri hegemonyasına bu denli önem atfetmesi boşuna değil yani.
bunun, üstünlüğe maruz medeniyette kültürel tesiri ve içselleştirilmesi, somut durumun teorik lokal üstünlük söylemlerine galip gelmesiyle olur.
ister kültürünüzle, ister erdeminizle, ister zekanızla, ister ırkınızla, ister sanatınızla övünün, orta ve uzun vadede hakim olan somut durum karşısında ikna imal edemezsiniz.
çünkü zor oyunu bozar ve fiili güç sahibi görünmez içsel bir çürüme yaşamıyorsa zaman içinde her alanda galebe çalar.
buna dair tek çözüm fiilen galip gelmektir. yahut edilgen bir şekilde çürümenin tahakküm sahibini zayıflatmasını beklersiniz.
reelpolitik açıdan savaşlar kaçınılmazdır, sadece vakti gelene kadar bir taraf lehine ertelenir. genellikle üstün olan aleyhine ertelenir.
zbigniew brzezinski‘nin onca sofistike kültürel, ekonomik, sosyolojik tesir aygıtına rağmen abdnin askeri hegemonyasına bu denli önem atfetmesi boşuna değil yani.
devamını gör...
kabak tatlısı
kirece yatırılıp çıtır çıtır olanı açık renkli kış kabağından olur. turuncu yaz kabağı helva kıvamında olursa makbuldür, üstüne tahin dökülür yenir.
devamını gör...
yaşlanıyorum denilen an
çenemdeki beyaz sakallarda bir miktar artış olunca fiziksel yaşlılık belirtileri gözüme daha çok batmaya başladı diyebilirim.
o kadar göze batacak ölçüde değil ama insanın hoşuna gitmiyor yine de.
o kadar göze batacak ölçüde değil ama insanın hoşuna gitmiyor yine de.
devamını gör...
yılbaşı kutlamak bizim kültürümüzde yoktur düşüncesi
her sene bir kesimin yılbaşı ritüeli olan düşüncedir. yılbaşı tebliğcileri olarak sağda solda bunu zikretme ihtiyacı duyarlar. bu da bir nevi kutlamaya girer zaten. kendi içinde çelişen oksimoron bir durumdur yani.
devamını gör...
yaşlanıyorum denilen an
(bkz: yakın gözlüklerim neredeeee)
devamını gör...
yaşlanıyorum denilen an
saçımda beyaz saç teli gördüğüm an
devamını gör...
şarkısına çok amatör klip çekilmiş iyi sesli şarkıcı
ara sıra youtube aracılığıyla dinlediğim müziklerde karşıma çıkan kişidir. bir şarkı çıkıyor meselâ önerilerde, bakıyorsun şarkının ismine ve söyleyenin ad soyadına. çok umut beslemesen de çeşitlilik olsun diye açıyorsun. kendine bir şey katacağına ve en azından bir şarkı daha dinlemiş olacağına ilişkin bir ümit içerisindesin. şarkı başlıyor.
başını dinliyorsun, tamam. nakarattan önceki köprüyü de dinliyorsun ve son derece sağlıklı bir bütün hâlinde şarkı. hele nakarat tam bir duygusal şölen. hem şarkıyı söyleyen kişinin sesi tam yerinde hem de şarkı yağ gibi akıyor. sen de başta beklentiyi az tuttuğun şarkı ve şarkıcının iyi çıkmasından kaynaklanan haklı bir sevinç yaşıyorsun. diyorsun ki ben bu şarkıyı ara ara dinlerim hacı, iyiymiş bu.
gel gör ki aynı zamanda klibe bakarken acıma duygusu, hüzün ve bir tutam utanç kaplıyor yüreğini inceden inceden. klip kötü şartlarda, yetersiz olanaklarla çekilmiş ve iyi sesli şarkıcımızın büyük ihtimalle kamera karşısına ilk kez çıkıyor oluşu onu kötü oyunculuk yapmaya, donukluğa itmiş. böyle bir elini kolunu nereye koyacağını bilememe, hareket etmeyi yeni öğreniyormuş gibi jestler sergileme, sözlerin duygusallığına göre üzülecek yerde gülme gibi garip davranışlar görüyorum bu insanların kliplerinde ve şarkıların güzelliğine, seslerinin netliğine ket vurabilecek nitelikte bu amatörlükler beni üzüyor.
buradan klip senaristlerine ve yönetmenlerine sesleniyorum. lütfen böylesine iyi şarkı ve şarkıcılarımıza, bu denli gür seslerimize daha profesyonel klipler çekelim ki ciddiye alınsınlar. amatörlüğün tadı iyidir ama kişiyi gördüğünden geri bırakır. siz gelin beni dinleyin, yazık etmeyin emeğe.
başını dinliyorsun, tamam. nakarattan önceki köprüyü de dinliyorsun ve son derece sağlıklı bir bütün hâlinde şarkı. hele nakarat tam bir duygusal şölen. hem şarkıyı söyleyen kişinin sesi tam yerinde hem de şarkı yağ gibi akıyor. sen de başta beklentiyi az tuttuğun şarkı ve şarkıcının iyi çıkmasından kaynaklanan haklı bir sevinç yaşıyorsun. diyorsun ki ben bu şarkıyı ara ara dinlerim hacı, iyiymiş bu.
gel gör ki aynı zamanda klibe bakarken acıma duygusu, hüzün ve bir tutam utanç kaplıyor yüreğini inceden inceden. klip kötü şartlarda, yetersiz olanaklarla çekilmiş ve iyi sesli şarkıcımızın büyük ihtimalle kamera karşısına ilk kez çıkıyor oluşu onu kötü oyunculuk yapmaya, donukluğa itmiş. böyle bir elini kolunu nereye koyacağını bilememe, hareket etmeyi yeni öğreniyormuş gibi jestler sergileme, sözlerin duygusallığına göre üzülecek yerde gülme gibi garip davranışlar görüyorum bu insanların kliplerinde ve şarkıların güzelliğine, seslerinin netliğine ket vurabilecek nitelikte bu amatörlükler beni üzüyor.
buradan klip senaristlerine ve yönetmenlerine sesleniyorum. lütfen böylesine iyi şarkı ve şarkıcılarımıza, bu denli gür seslerimize daha profesyonel klipler çekelim ki ciddiye alınsınlar. amatörlüğün tadı iyidir ama kişiyi gördüğünden geri bırakır. siz gelin beni dinleyin, yazık etmeyin emeğe.
devamını gör...
tamirat tadilat ve tesisat bilgisi olan insan
kararmış banyo silikonunu yenileyebilen insandır. arkadaş o neymiş ya!
devamını gör...
psikoterapi
hiçbir silkime yaramayan, kandırıkçı, ticari eylem.
artık psikologların çalışma stillerini de çözdüm. sana sorular sorup, o güne denk fark etmediklerini farkettirip “aaa oha” illüzyonunu yaratıyor ve parayı cebe atıyorlar. evet arkadaşım farkettim. daha evvel bakmadığım çerçevelerden baktım. baktım da eeeee??? sonuç???
bırakın allasen ya. bana beni anlatıp, egomu okşuyor olmanızı artık yemiyorum. “zagora hanım, içsel farkındalığınız çok yüksek, bu muazzam bir şey.” bana çözümle gel çözümle. yok abi, bu işler lafla sözle düzelecek işler değil. boşa para vermeyin rica ediyorum. illa iyi bir şeyler duymak, farkındalık kazanmak istiyorsanız bana verin o parayı. aynısı ben de pekala yapabilirim.
beyninde doğru çalışmayan nöron, frekans bilmem ne var. var ki bunları hissediyorsun. bu da ancak medikal destekle düzelebilir. düşünce şeklinin somut bir şeyler üzerinde etkisi yok. telekinezi üstadıysanız orası ayrı. ama lütfen kendinizi kandırmayın.
ilaçsa ilaç. doğru yol bu.
artık psikologların çalışma stillerini de çözdüm. sana sorular sorup, o güne denk fark etmediklerini farkettirip “aaa oha” illüzyonunu yaratıyor ve parayı cebe atıyorlar. evet arkadaşım farkettim. daha evvel bakmadığım çerçevelerden baktım. baktım da eeeee??? sonuç???
bırakın allasen ya. bana beni anlatıp, egomu okşuyor olmanızı artık yemiyorum. “zagora hanım, içsel farkındalığınız çok yüksek, bu muazzam bir şey.” bana çözümle gel çözümle. yok abi, bu işler lafla sözle düzelecek işler değil. boşa para vermeyin rica ediyorum. illa iyi bir şeyler duymak, farkındalık kazanmak istiyorsanız bana verin o parayı. aynısı ben de pekala yapabilirim.
beyninde doğru çalışmayan nöron, frekans bilmem ne var. var ki bunları hissediyorsun. bu da ancak medikal destekle düzelebilir. düşünce şeklinin somut bir şeyler üzerinde etkisi yok. telekinezi üstadıysanız orası ayrı. ama lütfen kendinizi kandırmayın.
ilaçsa ilaç. doğru yol bu.
devamını gör...
yaşlanıyorum denilen an
geçen akşam bu an geldi.
sonra bir 15-20 dakika nefeslendim, geçti.
sonra bir 15-20 dakika nefeslendim, geçti.
devamını gör...
türkiye'deki rejimin adı konulmamış komünizm olması
komünizm olsa, en başta para karşılığı seks tarihe karışacağı için, anca bu şekilde bir ilişkimsi yaşayabilen çoğu mikropipili iktidarsız halkın kazan kaldıracağını hepimiz biliyoruz. komünizm bu ülkeye sırf bu yüzden gelemez.
devamını gör...
cypher haklı mıydı sorusu
cypher, kendi de ifade ettiği gibi bıkmış/yorulmuş biriydi. belki morpheus'un liderlik ettiği "davaya" hiçbir zaman inanmamıştı, belki başta inanıp sonra inancını yitirmişti... neticede o şekilde bir yaşam onun için bir yüktü. neo'nun seçilmiş kişi olup tüm o robotlar ordusunun tek başına hakkından gelebileceğine inanmıyordu. bu arada çoğu insan aslında bu bağlamda kendisi gibi düşünürdü bence. gene de cypher, bir haindi ve sinsi bir tipti. morpheus'un neo'ya kırmızı ve mavi hapı sunup birini seçmekten başka çaren yok minvalinde onu bir tercihe zorlaması beni rahatsız etmişti açıkçası zira manipülatif bir vücut diliyle bunu yapmıştı. geçen morpheus vs ajan smith başlığına yazdığımı buraya kopyala yapıştır yapayım bu konuda:
öncelikle, morpheus bana mavi ve kırmızı hapı sunup "ikisinden birini almak zorundasın" baskısını kurduğu anda; ikisini de almıyorum, ya anlat ya da evime dönerim, derdim. yani neden mavi hapı alıp o ana kadar yaşadığım deneyimleri unutmak isteyeyim ki? kırmızı hapı alacak kadar idealist biri değilim ve morpheus'a deli gibi güvensem bile almazdım sanırım. mavi hapı da almazdım ama. bu iki seçenekten birine zorlandığım anda zaten ters reaksiyon verip ya anlat ya da evime döneceğim, derdim. bunu ikinci kere söyledim. deja vu! :d ama anlatırsa ve ikna olursam da kırmızı hapı alabilirdim.
tamam, zaten başta iki hapı da almazdım ve al o hapları popona fitil yap, derdim ben morpheus'a, ama cypher gibi bir hainlik de yapmazdım, kırmızı hapı alsa idim, ki dediğim gibi, bana önceden ikna edici bir açıklama yapsaydı kırmızı hapı alabilirdim de. cypher da neo gibi sazanlayıp kırmızı hapı hemencecik almış gibi görünüyor. bundan sonrasında ise... cypher olsaydım... ne bileyim, senin davana inanmıyorum ve işte sürekli sen ne dersen onu yapmak beni acayip sinirlendiriyor. artık başka gemide biraz keyfime bakmam için bağlantılarını mı kullanırsın ne yaparsın bilmiyorum da, senin için çalışmak istemiyorum ben, falan derdim muhtemelen.
hele ajan smith ile anlaşıp yeniden bir robot kölesi olmak istemek... evlerden uzak. yani ihanetinin yanında bu tercihi de çok problemliydi bence. hafızan tamamen silinecek mesela ki bu korkunç bir şey.
fakat işte, cypher o kadar yılgındı ki başka bir çıkış bulamadı kendi adına. yani ajan smith ile yaptığı anlaşmanın onu matrix'te böyle zengin bir aktör yapacağının da bir garantisi yoktu ki. hafızanı sildiği anda zaten o görüşmeyi de unutacaksın. sen bizi senelerce uğraştırdın, ben de seni matrix'teki en sefil hayata mahkum edeceğim de diyebilirdi smith. bunu bile göze aldı yani cypher. o denli koşullarından memnuniyetsizdi. mutlu hissedebileceği bir dünyayı yalan bile olsa kucaklamak için herkesi ve her şeyi feda edebilirdi ve bunu denedi de zaten.
öncelikle, morpheus bana mavi ve kırmızı hapı sunup "ikisinden birini almak zorundasın" baskısını kurduğu anda; ikisini de almıyorum, ya anlat ya da evime dönerim, derdim. yani neden mavi hapı alıp o ana kadar yaşadığım deneyimleri unutmak isteyeyim ki? kırmızı hapı alacak kadar idealist biri değilim ve morpheus'a deli gibi güvensem bile almazdım sanırım. mavi hapı da almazdım ama. bu iki seçenekten birine zorlandığım anda zaten ters reaksiyon verip ya anlat ya da evime döneceğim, derdim. bunu ikinci kere söyledim. deja vu! :d ama anlatırsa ve ikna olursam da kırmızı hapı alabilirdim.
tamam, zaten başta iki hapı da almazdım ve al o hapları popona fitil yap, derdim ben morpheus'a, ama cypher gibi bir hainlik de yapmazdım, kırmızı hapı alsa idim, ki dediğim gibi, bana önceden ikna edici bir açıklama yapsaydı kırmızı hapı alabilirdim de. cypher da neo gibi sazanlayıp kırmızı hapı hemencecik almış gibi görünüyor. bundan sonrasında ise... cypher olsaydım... ne bileyim, senin davana inanmıyorum ve işte sürekli sen ne dersen onu yapmak beni acayip sinirlendiriyor. artık başka gemide biraz keyfime bakmam için bağlantılarını mı kullanırsın ne yaparsın bilmiyorum da, senin için çalışmak istemiyorum ben, falan derdim muhtemelen.
hele ajan smith ile anlaşıp yeniden bir robot kölesi olmak istemek... evlerden uzak. yani ihanetinin yanında bu tercihi de çok problemliydi bence. hafızan tamamen silinecek mesela ki bu korkunç bir şey.
fakat işte, cypher o kadar yılgındı ki başka bir çıkış bulamadı kendi adına. yani ajan smith ile yaptığı anlaşmanın onu matrix'te böyle zengin bir aktör yapacağının da bir garantisi yoktu ki. hafızanı sildiği anda zaten o görüşmeyi de unutacaksın. sen bizi senelerce uğraştırdın, ben de seni matrix'teki en sefil hayata mahkum edeceğim de diyebilirdi smith. bunu bile göze aldı yani cypher. o denli koşullarından memnuniyetsizdi. mutlu hissedebileceği bir dünyayı yalan bile olsa kucaklamak için herkesi ve her şeyi feda edebilirdi ve bunu denedi de zaten.
devamını gör...
çin halk cumhuriyeti
bunları kim okuyo acaba.
devamını gör...
yaşlanıyorum denilen an
biraz sarsıcı şaşırtıcı oluyor evet ama endişelenmeyin, alışıyor kabulleniyorsunuz. yani isterseniz de kabullenmeyin efem. bunu da dünya takmıyor endişelenmiyor zaten..
(ben mi ilk ne zaman yaşadım bunu..
e siz kaşındınız, dinleyin o zaman.. :
iş nedenli seyahatlerden biri nedeniyle, o sıralar yeşilköy havaalanında, sanırım kafelerden birinde -aslında pekte sevmediğim- uçak beklentisi stresiyle, bir yandan kahve içip elimdeki kitaba yoğunlaşmaya çalışıyor, aradada gözlerimi dinlendirmek için ortalığa boş boş bakarken farkettimki, oldukça alımlı, bakımlı güzel genç bir kadın da, gözlerini ayırmadan bekleme salonu kanepelerinden yakınımda olan birinden, bana bakmakta. bu taraklarda gerçekten bezi olmayan biri olarak, tabii başlangıçta önemsemedim. yanımda yöremde arkamda birisi ile ilgilendiğini düşündüm. ancak gözucuyla kolaçan ettiğim çevremde kimsenin olmayışı ve her kafamı kaldırışımda farkettiğim bu sanki büyülenmiş şaşkınlıktaki ısrarcı bakışlar, hatta gülümseyen yüz nedeniyle, her ne kadar 'vay canısına sandığımdan fazla giderimiz var galiba ha, cesarete bak' diye, belli belirsiz bir gurur yaşadıysam da (şaka), kalkıp uzaklaşmanın en iyi yol olacağını düşünerek ayaklandım. ilginçtir genç kadın da adeta yerinden fırlayarak kapıda yakaladı beni.. başdöndüren cazibemin keyfini daha yaşayamadan da " beyfendi afedersiniz, size bir şey sorabilir miyim" dedi. şaşkınlığımı gizleyebilmekteki oscarlık performansımın da sevinciyle "anlayamadım, buyrun" diyebilmiştim ki, devam etti.. "utku adlı bir oğlunuz, yahut yakınınız var mı efendim. ortaokul aşkım benim, ona o kadar benziyorsunuz ki.. ilk aşklar unutulamıyor.."
eee.. ne eee'si.. "yok kızım, ama umarım yine karşılaşabilirsiniz, dünya küçüktür derler." diyerek uzaklaştım tabii.. :))
benim yaşlanmaya ve bunun farkına varmaya hakkım yok mu..?
(ben mi ilk ne zaman yaşadım bunu..
e siz kaşındınız, dinleyin o zaman.. :
iş nedenli seyahatlerden biri nedeniyle, o sıralar yeşilköy havaalanında, sanırım kafelerden birinde -aslında pekte sevmediğim- uçak beklentisi stresiyle, bir yandan kahve içip elimdeki kitaba yoğunlaşmaya çalışıyor, aradada gözlerimi dinlendirmek için ortalığa boş boş bakarken farkettimki, oldukça alımlı, bakımlı güzel genç bir kadın da, gözlerini ayırmadan bekleme salonu kanepelerinden yakınımda olan birinden, bana bakmakta. bu taraklarda gerçekten bezi olmayan biri olarak, tabii başlangıçta önemsemedim. yanımda yöremde arkamda birisi ile ilgilendiğini düşündüm. ancak gözucuyla kolaçan ettiğim çevremde kimsenin olmayışı ve her kafamı kaldırışımda farkettiğim bu sanki büyülenmiş şaşkınlıktaki ısrarcı bakışlar, hatta gülümseyen yüz nedeniyle, her ne kadar 'vay canısına sandığımdan fazla giderimiz var galiba ha, cesarete bak' diye, belli belirsiz bir gurur yaşadıysam da (şaka), kalkıp uzaklaşmanın en iyi yol olacağını düşünerek ayaklandım. ilginçtir genç kadın da adeta yerinden fırlayarak kapıda yakaladı beni.. başdöndüren cazibemin keyfini daha yaşayamadan da " beyfendi afedersiniz, size bir şey sorabilir miyim" dedi. şaşkınlığımı gizleyebilmekteki oscarlık performansımın da sevinciyle "anlayamadım, buyrun" diyebilmiştim ki, devam etti.. "utku adlı bir oğlunuz, yahut yakınınız var mı efendim. ortaokul aşkım benim, ona o kadar benziyorsunuz ki.. ilk aşklar unutulamıyor.."
eee.. ne eee'si.. "yok kızım, ama umarım yine karşılaşabilirsiniz, dünya küçüktür derler." diyerek uzaklaştım tabii.. :))
benim yaşlanmaya ve bunun farkına varmaya hakkım yok mu..?
devamını gör...



