zaman tüneli
mersin denince akla gelenler
52 kat.
devamını gör...
uygulama geliştirmek
bugün bir elektronik para altyapısının 1.5 senelik tüm teknik borçları bitti. sonunda kurtulduk!
devamını gör...
unut ama beni (yazar)
#3852275 ücretsiz olarak windows store a koyacağım, ayrıca githubta açık kaynak olarak paylaşacağım isteyen kendisi girip kodlara bakıp kafasına göre modifikasyonlar yapabilecek. kendim için başladığım bir yolculuk olduğundan maddiyat düşünmüyorum.
devamını gör...
tanrının varlığının ve tekliğinin ispatı
eğer allah yoksa ben bir şey kaybetmem, sen de kaybetmezsin, ama allah varsa vay senin haline.
not: tevhid inancına sahip bir birey olarak şahsi kanaatimdir. yukarıda yazılan yazı bir mantık önermesi olarak yazılmıştır. varlık, yokluk tartışmasında inancım sabittir.
not: tevhid inancına sahip bir birey olarak şahsi kanaatimdir. yukarıda yazılan yazı bir mantık önermesi olarak yazılmıştır. varlık, yokluk tartışmasında inancım sabittir.
devamını gör...
ertelenmiş düş kurgusu
langston hughes'i, yıllar önce caz tutkunu bir şair dostum aracılığıyla duymuştum ilk kez. "siyah düşler nasıl olur biliyor musun sen" demişti.. çok sarhoştu(k)..suskunluğumu haklı olarak bilmediğim şeklinde anladı. -uzun yıllar abd.de yaşamıştı- önce ingilizce okuduğu dizeleri sonra türkçe anlattı bana.. aklımda kalan dizeler:
umrumda bile değil alabama
memleketim olsa bile.. olmuştu..
öylesine hüzünle okuyordu ki dizeleri.. o akşam kızıl sakalları olan uzun saçlı mavi gözlü,ama bir siyahi olduğunu düşündüm onun. çok sarhoştuk..
'langston hughes' dedi.. sonrada..belki abartılı abd eleştirim nedeniyle söylemişti bilmiyorum. "şiir her yerde dostum" dedi. "abd.de de.. aynı..."
( nitekim daha sonra yeniden döndü abd.ne. bir siyah kadınla evli. alabama'da yaşıyor. sonrasında bir gün, "hani çok fena içmiştik, bimem hatırlıyor musun.. sana söz ettiğim şairdən dizeler gönderiyorum. dost selamlar" notuyla gönderdiği kitap, o günden beri kitaplığımda.
(hatırlamama aracı olduğun için yürekten teşekkürler son singapur vapuru..)
umrumda bile değil alabama
memleketim olsa bile.. olmuştu..
öylesine hüzünle okuyordu ki dizeleri.. o akşam kızıl sakalları olan uzun saçlı mavi gözlü,ama bir siyahi olduğunu düşündüm onun. çok sarhoştuk..
'langston hughes' dedi.. sonrada..belki abartılı abd eleştirim nedeniyle söylemişti bilmiyorum. "şiir her yerde dostum" dedi. "abd.de de.. aynı..."
( nitekim daha sonra yeniden döndü abd.ne. bir siyah kadınla evli. alabama'da yaşıyor. sonrasında bir gün, "hani çok fena içmiştik, bimem hatırlıyor musun.. sana söz ettiğim şairdən dizeler gönderiyorum. dost selamlar" notuyla gönderdiği kitap, o günden beri kitaplığımda.
(hatırlamama aracı olduğun için yürekten teşekkürler son singapur vapuru..)
devamını gör...
kırık bir aşk hikayesi
kasaba sıkıntısı mevhumunu en güzel anlatan filmlerden birisi olup yanılmıyorsam selim ileri'nin kaleminden çıkmıştır. hümeyra'nın kusurlu ve kırılgan güzelliği, kadir inanır'ın çok şey söylemek isteyen gözleri, hali ergün'ün samimiyeti, küçük burjuva hayatı yaşayan taşralıların sonsuz döngüleri filmin omurgasını oluşturur. ilk andan itibaren başlayan ve bir kaç tesadüfi karşılaşma neticesinde büyüyen etkileşim, ilçe dışında bir otel odasında sevişmeyle bitecekken hümeyra'nın soyunduğu esnada birden durup odayı terk etmesi ve peşinden koşan kadir inanır'a ''çok çirkindi'' demesi, filmin en sevdiğim anıdır. yalın ve çok temiz bir filmdir.
devamını gör...
iss
aynen şehir hastanelerinin hizmet işlerinin verildiği avrupa merkezli tesis yönetim kurumu, 325.000 küsür çalışanı olan bir kurum ayrıca.
devamını gör...
uygulama geliştirmek
devamını gör...
karnelerde atatürk ve istiklal marşının kaldırılması
(bkz: kaynak neydi kaynak emekti)
t: menbaını öğrensek de öyle konuşsak dediğim bir hadise.
t: menbaını öğrensek de öyle konuşsak dediğim bir hadise.
devamını gör...
uygulama geliştirmek
artık veri seti daha düzenli, ayrıca kategorisini ve eklenme tarihinide ekledim.

aslınds kategori zaten vardı veride ama tabloda yoktu, eklenme tarihi ise yeni geldi. ileride alfabetik sıralamanın yanına eklenme tarihine göre sıralamada gelecek.
eskiden böyle idi bu arada

işlevsellik neredeyse aynıydı ama yemeğiniz ne kadar iyi olursa olsun görsel olarak zayıfsa, sunum tabağı kötü ise, restoran pis ise insanlar tatmaz bile o yemeği. bu mantık ile olabildiğince iyi bir ui ve ux tasarımı yapmaya çalışıyorum. her şeyden önce brn kendim için yapıyorum esasen, yani benim sevmem lazım ki kullanayım. noktan bir arayüze saatlerce bakamam. ki daha bu bitmedi boşluk ayarları, sütun ayarları, büyütme küçültme ayarı falan gelecek.

aslınds kategori zaten vardı veride ama tabloda yoktu, eklenme tarihi ise yeni geldi. ileride alfabetik sıralamanın yanına eklenme tarihine göre sıralamada gelecek.
eskiden böyle idi bu arada

işlevsellik neredeyse aynıydı ama yemeğiniz ne kadar iyi olursa olsun görsel olarak zayıfsa, sunum tabağı kötü ise, restoran pis ise insanlar tatmaz bile o yemeği. bu mantık ile olabildiğince iyi bir ui ve ux tasarımı yapmaya çalışıyorum. her şeyden önce brn kendim için yapıyorum esasen, yani benim sevmem lazım ki kullanayım. noktan bir arayüze saatlerce bakamam. ki daha bu bitmedi boşluk ayarları, sütun ayarları, büyütme küçültme ayarı falan gelecek.
devamını gör...
karnelerde atatürk ve istiklal marşının kaldırılması
meb ilkokul birinci sınıf ve ikinci sınıflarda 'öğrenci gelişim raporu'na geçti.
atatürk ve istiklal marşı kaldırılarak yerine akp dönemindeki bazı projelerin görselleri kullanıldı.
bu da karne gününe bir gün kala öğrenildi.

edit: yeni bir haber olduğu için yarın kesin olarak öğrenmiş olacağız.
atatürk ve istiklal marşı kaldırılarak yerine akp dönemindeki bazı projelerin görselleri kullanıldı.
bu da karne gününe bir gün kala öğrenildi.

edit: yeni bir haber olduğu için yarın kesin olarak öğrenmiş olacağız.
devamını gör...
yazarların en köylü özelliği
“gari” kelimesini sık kullanmam.
devamını gör...
cartel
90lardaki müzik kültürünü anlatacak bir belgesel çekilirse kesinlikle olması gereken 2 gruptan bir tanesidir. diğeri için (bkz: grup vitamin)
daha önce bu topraklarda denenmemiş bir müzik türü almanyadan ithal olarak türkce sözlerle hayatımıza necmettin batırel'in şakkadanak 10 milyar dolar satışı gibi girmişti. neo-nazi karşıtı protest sözleri ve anadolu ezgilerinden fırlamış melodisiyle tüm gençliği etkisi altında bıraktı. sokaklarda cartel t-shirtleriyle gururla gezen asi gençlerimiz vardı artık. (bkz: isyanın kime? keke)

türkiye bu yeni gruba hemen alıştı. gençler grubun içinde favori rapçilerinin diğerlerinden daha iyi olduğu konusunda birbirlerini ikna etmeye çalışıyorlardı. atların dili olan almancaya bile sempati arttmıştı çünkü şarkı içinde almanca bir kısım bile vardı.
sonları grup türkiyede unutuldu, almanya durumlar nasıldı bilinmez. grubun hala 90 kuşağı üzerinde sempatisi vardır. 25 yaşında 100 binlik araba gibi sözleri türk lirasıyla alman markı arasındaki uçurumu yüzümüze tokat gibi vurmasaydı almanyanın bizi kıskandığına o yıllarda inanmaya başlardık.
daha önce bu topraklarda denenmemiş bir müzik türü almanyadan ithal olarak türkce sözlerle hayatımıza necmettin batırel'in şakkadanak 10 milyar dolar satışı gibi girmişti. neo-nazi karşıtı protest sözleri ve anadolu ezgilerinden fırlamış melodisiyle tüm gençliği etkisi altında bıraktı. sokaklarda cartel t-shirtleriyle gururla gezen asi gençlerimiz vardı artık. (bkz: isyanın kime? keke)

türkiye bu yeni gruba hemen alıştı. gençler grubun içinde favori rapçilerinin diğerlerinden daha iyi olduğu konusunda birbirlerini ikna etmeye çalışıyorlardı. atların dili olan almancaya bile sempati arttmıştı çünkü şarkı içinde almanca bir kısım bile vardı.
sonları grup türkiyede unutuldu, almanya durumlar nasıldı bilinmez. grubun hala 90 kuşağı üzerinde sempatisi vardır. 25 yaşında 100 binlik araba gibi sözleri türk lirasıyla alman markı arasındaki uçurumu yüzümüze tokat gibi vurmasaydı almanyanın bizi kıskandığına o yıllarda inanmaya başlardık.
devamını gör...
tanrının varlığının ve tekliğinin ispatı
mümkün değildir. yokluğunu ve hiçliğini ispat etmek de aynı ölçüde namümkündür. ancak, herkes inanmakta yahut inanmamakta hürdür.
devamını gör...
çatışma hayatın ve diyalektiğin kalbidir
çatışma hayatın ve diyalektiğin kalbidir... varoluşun itici gücüdür diye düşünüyorum. karşıtlıklar olmasa hareket olmaz, hareket olmasa zaman beni sıkmaya başlar, hayat da yerinde sayar. soru doğmadan cevap, çelişki ortaya çıkmadan bilinç gelişmez. insanın içindeki iyiyle kötü, toplumdaki eskiyle yeni, düşüncedeki tezle antitez bir arada uslu uslu oturmaz... çatışır, didişir, sonra da beni dönüştürür. zaten herkes aynı fikirde olsaydı, felsefeye değil belki uzun ve derin bir uykuya ihtiyacımız olurdu.
diyalektikten anladığım; çatışma bir yıkım değildir, doğru okunduğunda gelişimin motorudur gibi geliyor bana. kaçtığım çatışmalar beni konforlu ama hareketsiz kılar, yüzleştiğim çatışmalar ise biraz rahatsız eder ama ileri taşır. her yüzleşmem, bilincimin kendisiyle yaptığı ciddi bir sohbettir... arada sesler yükselir, kapılar çarpılır ama mesele tam da budur. insan çelişkilerini yok ederek değil, onları düşüncenin süzgecinden geçirerek olgunlaşır.
umut da tam burada başlar. çatışmanın tamamen bitmesinde değil, onun içinden yeni bir denge kurabilme ihtimalinde. hayat bana pürüzsüz bir yol vadetmez, ama dönüşme şansı sunar. belki de en güzel tarafı şu desem yanlış olmaz... beni geliştiren şey, her şeyin yolunda gitmesi değil, yolunda gitmeyenlerle ne yaptığımdır. ve buna hala gülümseyebiliyorsam, diyalektik görevini fazlasıyla iyi yapıyor demektir.
diyalektikten anladığım; çatışma bir yıkım değildir, doğru okunduğunda gelişimin motorudur gibi geliyor bana. kaçtığım çatışmalar beni konforlu ama hareketsiz kılar, yüzleştiğim çatışmalar ise biraz rahatsız eder ama ileri taşır. her yüzleşmem, bilincimin kendisiyle yaptığı ciddi bir sohbettir... arada sesler yükselir, kapılar çarpılır ama mesele tam da budur. insan çelişkilerini yok ederek değil, onları düşüncenin süzgecinden geçirerek olgunlaşır.
umut da tam burada başlar. çatışmanın tamamen bitmesinde değil, onun içinden yeni bir denge kurabilme ihtimalinde. hayat bana pürüzsüz bir yol vadetmez, ama dönüşme şansı sunar. belki de en güzel tarafı şu desem yanlış olmaz... beni geliştiren şey, her şeyin yolunda gitmesi değil, yolunda gitmeyenlerle ne yaptığımdır. ve buna hala gülümseyebiliyorsam, diyalektik görevini fazlasıyla iyi yapıyor demektir.
devamını gör...
bir üstteki yazar hakkında düşünülenler
angaralı bir yazar.
devamını gör...
fırtına (le clezio)
2008 nobel edebiyat ödülünü alan jean marie gustave le clezio tarafından yazılmış 200 sayfalık kitap. içinde iki roman var. fırtına, kimliksiz kadın. nobele gerek var mıydı bilmiyorum. evet çok güzeldi ikisi de. ama nobelin ne kadar önemseneceği konusunda beni bir kez daha aydınlattı kitap. beğenerek okudum.
fırtına bir adada acı bir olay yaşayan adamın uzun süre sonra adaya geri dönmesini ve orada geçirdiği değişimi anlatıyor. ilk başta adamın hikayesi dikkatinizi çekerken hikaye ilerledikçe bir kız çocuğunun hızla bir yetişkine dönüşmesinin öyküsü ele geçiriyor sizi. yetişkinliğin yüze yerleşen o soğuk ifadesi, yürüyüşün bile değişmesi, hislerin bambaşka şeylere dönüşmesini çok güzel anlatmış yazar. ayrıca o kızın ait olamama hissinin aktarılış şeklini çok beğendim. yazar ruhumuzu sarımsak eziciyle ezip geçti. bir yandan küçük bir çocukken bir yandan hayatı anlamlandırmakta zorlanan ve bunu çok da istemeyen bir yetişkine dönüştük. hepimizin olduğu gibi. kitapta adaya gelen adamın çok daha derin bir ruhunun olduğunu düşünmüştüm başta. kitap biterken ne kadar basit olduğunu düşünüp ona küfürler ediyordum. etkileyici bir hikayeydi.
kimliksiz kadın ise annesi ve babası olmayan kızın bir ailenin yanında büyümesini ve gerçek bir sevgi görmediği için dönüştüğü kadını anlatıyor. çok zor çok. evde anne konumunda olan cadı yüzünden yavrucak ne acılar çekti. bir ruha zarar vermek ne kadar kolay. nerden gelip nereye gittiğini bilememe, seni dünyaya getiren kadın hakkında bile bir fikrinin olmaması, hem resmi olarak hem de varoluş açısından bir kimliksiz olmak iyi anlatılmıştı. fırtına'yı daha çok sevdiğimi düşünüyorum ama bu anlatıyı da beğendim.
keyifle okunacak bir kitap. güzel iki hikaye. fırtına ilerleyen dönemlerde mutlaka rüyama girer. bilinçaltıma işlediğini şimdiden hissedebiliyorum. belki de nobel almayı hak etmiştir. okuyun.
fırtına bir adada acı bir olay yaşayan adamın uzun süre sonra adaya geri dönmesini ve orada geçirdiği değişimi anlatıyor. ilk başta adamın hikayesi dikkatinizi çekerken hikaye ilerledikçe bir kız çocuğunun hızla bir yetişkine dönüşmesinin öyküsü ele geçiriyor sizi. yetişkinliğin yüze yerleşen o soğuk ifadesi, yürüyüşün bile değişmesi, hislerin bambaşka şeylere dönüşmesini çok güzel anlatmış yazar. ayrıca o kızın ait olamama hissinin aktarılış şeklini çok beğendim. yazar ruhumuzu sarımsak eziciyle ezip geçti. bir yandan küçük bir çocukken bir yandan hayatı anlamlandırmakta zorlanan ve bunu çok da istemeyen bir yetişkine dönüştük. hepimizin olduğu gibi. kitapta adaya gelen adamın çok daha derin bir ruhunun olduğunu düşünmüştüm başta. kitap biterken ne kadar basit olduğunu düşünüp ona küfürler ediyordum. etkileyici bir hikayeydi.
kimliksiz kadın ise annesi ve babası olmayan kızın bir ailenin yanında büyümesini ve gerçek bir sevgi görmediği için dönüştüğü kadını anlatıyor. çok zor çok. evde anne konumunda olan cadı yüzünden yavrucak ne acılar çekti. bir ruha zarar vermek ne kadar kolay. nerden gelip nereye gittiğini bilememe, seni dünyaya getiren kadın hakkında bile bir fikrinin olmaması, hem resmi olarak hem de varoluş açısından bir kimliksiz olmak iyi anlatılmıştı. fırtına'yı daha çok sevdiğimi düşünüyorum ama bu anlatıyı da beğendim.
keyifle okunacak bir kitap. güzel iki hikaye. fırtına ilerleyen dönemlerde mutlaka rüyama girer. bilinçaltıma işlediğini şimdiden hissedebiliyorum. belki de nobel almayı hak etmiştir. okuyun.
devamını gör...
istiklal marşı
her okuduğumda gururlandiğim marş
devamını gör...

