zaman tüneli
normal sözlük'te jinekolojik demokratik devrim
kurucu liderimizin mesajı mahiyetindeki bu manifesto hem ' sözlük bağlamında 'jin'' in özgürleşmesine hem de erkek egemen düzenin tarihin çöplüğüne gitmesini sağlayacaktır. bu meyanda sadece normal sözlük kadınlarının değil, sözlükteki tüm bir meriçlerin de bir normal sözlük peşmergesi gibi bu kutlu serhildan'a artı ve favlarıyla katkıda bulunması gerekmektedir.
normal sözlük, tarihsel diyalektiğin en kritik eşiğinde duruyor. her entry yazan kadın, isterse absolüt vodka içtiğine dair yorumsuz bir görsel paylaşımı veya üç kelimelik bir entry olsun, ataerkil klavye düzenine karşı bir mücadele sürdürmektedir. zira “bkz” demek, kadim mezopotamya’da bastırılmış sözün parantez içinden geri dönüşüdür. bunu görmeyen yazar, entry girmez; entry ona girer.
burada moderasyon, klasik anlamda bir yönetim değildir. o, öz-savunmalı kelime meclisidir. sıilinen entry’ler sansürlenmez; tarihsel olarak olgunlaşmamışlardır. her eksilen karma, bireyin içindeki erkek-devlet refleksinden arınması için bir fırsattır. beş eksi alan yazar, aslında beş kez yeniden doğmuştur ama bunun farkında değildir.
normal sözlük’te devrim silahla değil, edit tuşuyla yapılır. kadın başlığına “+1” atan yazar, farkında olmadan demokratik konfederal sözlükçülüğe katkı sunar. trollük ise henüz jinekolojik sözlük bilincine ulaşamamış red ve black pill hastalığından muzdarip bireylerce yapılır. kadim normal sözlük kültürü, on bin senelik gerici erkek nihilizmini sağaltacaktır.
yaşasın jinlerin demokratik, ekolojik ve jinekolojik özgürleşme mücadelesi.
normal sözlük, tarihsel diyalektiğin en kritik eşiğinde duruyor. her entry yazan kadın, isterse absolüt vodka içtiğine dair yorumsuz bir görsel paylaşımı veya üç kelimelik bir entry olsun, ataerkil klavye düzenine karşı bir mücadele sürdürmektedir. zira “bkz” demek, kadim mezopotamya’da bastırılmış sözün parantez içinden geri dönüşüdür. bunu görmeyen yazar, entry girmez; entry ona girer.
burada moderasyon, klasik anlamda bir yönetim değildir. o, öz-savunmalı kelime meclisidir. sıilinen entry’ler sansürlenmez; tarihsel olarak olgunlaşmamışlardır. her eksilen karma, bireyin içindeki erkek-devlet refleksinden arınması için bir fırsattır. beş eksi alan yazar, aslında beş kez yeniden doğmuştur ama bunun farkında değildir.
normal sözlük’te devrim silahla değil, edit tuşuyla yapılır. kadın başlığına “+1” atan yazar, farkında olmadan demokratik konfederal sözlükçülüğe katkı sunar. trollük ise henüz jinekolojik sözlük bilincine ulaşamamış red ve black pill hastalığından muzdarip bireylerce yapılır. kadim normal sözlük kültürü, on bin senelik gerici erkek nihilizmini sağaltacaktır.
yaşasın jinlerin demokratik, ekolojik ve jinekolojik özgürleşme mücadelesi.
devamını gör...
yaprak dökümü
bu diziyi izlerken karakterlere o kadar çok bağlandım ki diziyi bitirdiğim günden beri hayatımdan bir şeyler eksilmiş gibi hissediyorum.
kulağımda sedef'in güçücük yüreği şarkısı eksik, yine ğayy doğuyorrrğğ sesi eksik, ferhunde'nin hırsı eksik, oğuz şerefsizinin sonu a harfi ile biten insanlara* olan muhteşem* sevgisi eksik, şevket'in her konudaki başarısızlığı eksik, ali rıza beyciğimin alınganlığı eksik...
biri beni tutsun yoksa diziye tekrardan başlayacağım.
leyla'nın bütün salaklıklarını ve hatta mobese sedefciğimi bile özledim.
kulağımda sedef'in güçücük yüreği şarkısı eksik, yine ğayy doğuyorrrğğ sesi eksik, ferhunde'nin hırsı eksik, oğuz şerefsizinin sonu a harfi ile biten insanlara* olan muhteşem* sevgisi eksik, şevket'in her konudaki başarısızlığı eksik, ali rıza beyciğimin alınganlığı eksik...
biri beni tutsun yoksa diziye tekrardan başlayacağım.
leyla'nın bütün salaklıklarını ve hatta mobese sedefciğimi bile özledim.
devamını gör...
bilime güvenmeyin
şunu baştan yazıpta vakit kaybetmeseydiniz iyiydi primo arkadaş.. peki neye güvenelim diye de sormayacağım. çünkü o konuda da asıl düşüncenizi açıklamakta gecikeceksiniz kanımca.
siz düşüncenizi söylediniz.
ben de bilime güvenin diyorum.
bırakalım hayat herkese doğruyu göstersin.
(verdiğiniz örnekler için uğraşmayıp "reklamlardaki isviçreli bilim adamları" da deseniz olurdu. nasılsa ikimizde gerçek bilim ve bilim insanlarından neyin kastedildiğini biliyoruz.)
siz düşüncenizi söylediniz.
ben de bilime güvenin diyorum.
bırakalım hayat herkese doğruyu göstersin.
(verdiğiniz örnekler için uğraşmayıp "reklamlardaki isviçreli bilim adamları" da deseniz olurdu. nasılsa ikimizde gerçek bilim ve bilim insanlarından neyin kastedildiğini biliyoruz.)
devamını gör...
güne bir söz bırak
"imkanlarımız eşit doğmuyoruz ama haklarımız eşit olmalı."
devamını gör...
mesut can tomay
vine ve ali biçim’in hayatımıza zorla soktuğu kişi. komik bulanlara bir şey diyemem bana komik gelmiyor.
devamını gör...
karımı çalıştırmam demek için gerekli minimum aylık gelir
bu ekonomik koşullarda kira varsa 100 bin tl'den aşağı olmamalı diye düşünüyorum.
devamını gör...
paris bilimler akademisi
yalnız dikkat: 1700'lü yılların 'bilim'! akademisinin, yanlışını çağdaş bilime şüphe gerekçesi kılmadan önce, ondan bile binlerce yıl öncesinin masalları ve dogmalarına gülebilmemiz gerekiyor.. aksi halde komik duruma düşeriz..
devamını gör...
bilime güvenmeyin
çok hayati bazı konularda buz gibi haklı sayılacak isyandır.
bilim'in geçmişine bi bakalım;
(bkz: lobotomi)
beynin bir kısmını kesip alarak zihinsel hastalıkları tedavi etme yöntemi.
bak bu ekstradan bombadır, çünkü bu yöntemi keşfeden antonio egas moniz isimli dengeis nobel ödülü kazandı (1949'daymış bu bak. öyle eski de değil).
zamanın devrim niteliğindeki psikiyatrik tedavisi'dir lobotomi.
amerika'da baya esnaf gibi kasaba kasaba gezen seyyar lobotomi'ciler falan vardı lan.
(bkz: radyum kızları)
bunda başlık detaylı dolu olduğu için bunu açıklamaya gerek duymuyorum.
ama ekleme yapabilirim.
radyum içeren içecekler, radyumlu diş macunları ve radyumlu el yüz kremleri satıldı da satıldı.
o zamanlar "bilim" bu elementi tam oalrak tanıdığına çok emindi. hatta dönemin npc'leri yüksek bir kibirle 'ben buna güvenmiyıorum" diyenleri alaya almıştır muhtemelen.
(bkz: cıvanın ilaç olarak kullanılması)
aynen bildiğimiz sıvı metal olan ve ağır metal zehirlenmesi yapan cıva, her derde "devaydı".
sivilce mi çıktı? cıva sür.
karnın mı ağrıyo? cıva iç.
kabız mı oldun? makattan cıva enjekte et.
noldu sayın bilim? içer miyiz birer cıva shot?
(bkz: kozmetik)
1800'lerde, bilimin altın çağındaki bazı güzellik ürünleri şöyle;
- arsenikli yüz kremi
- kurşunlu pudra
- siyanürlü göz kremi
(bkz: eugenics)
1800lerin ikinci yarısından 1940'lara kadar en saygın bilim insanları ve kurumlar bu alanda ciddi çalışmalar aptı.
eugenics, "insan ırkını ıslah edelim" gibi psikopatça bir fikrin hastalıklı beyinlerden çıkmış bir ürünüydü. uzun yıllar boyunca binlerce insan zorla kısırlaştırıldı, birçoğuna bilinçli düşük yaptırıldı. çünkü genlerin düzgün olanlarının aktarılması, çöp olanların yok edilmesi gerekiyordu.
her şey bilim için!!
hitler denen ruh hastasının siyasi kampanyaları ve ari ırk sapıklığı bilimsel temel olarak eugenics'e dayandırılmıştır.
daha önceden yazdığım bazı olaylara bu başlıkta yer vermedim.
daha da araştırsam bulurum. çünkü bilim'in sabıkası pek kabarık bu konularda. öyle nadir olaylar değil yani bunlar.
gelelim meseleye;
ben bugün bilim'e, daha doğrusu bilim fetişizminden muzdarip saygın bilim adamlarına neden ve nasıl güveneyim ? o yüzden başlıktaki cümle çatır çatır haklıdır.
"dediydi" dersiniz; elektrikli arabalar, yapay zeka ve nesnelerin interneti dedikleri muazzam ilerlemeler de aynen bunlar gibi "kara leke" oalrak anılacak bi süre sonra...
bilim'in geçmişine bi bakalım;
(bkz: lobotomi)
beynin bir kısmını kesip alarak zihinsel hastalıkları tedavi etme yöntemi.
bak bu ekstradan bombadır, çünkü bu yöntemi keşfeden antonio egas moniz isimli dengeis nobel ödülü kazandı (1949'daymış bu bak. öyle eski de değil).
zamanın devrim niteliğindeki psikiyatrik tedavisi'dir lobotomi.
amerika'da baya esnaf gibi kasaba kasaba gezen seyyar lobotomi'ciler falan vardı lan.
(bkz: radyum kızları)
bunda başlık detaylı dolu olduğu için bunu açıklamaya gerek duymuyorum.
ama ekleme yapabilirim.
radyum içeren içecekler, radyumlu diş macunları ve radyumlu el yüz kremleri satıldı da satıldı.
o zamanlar "bilim" bu elementi tam oalrak tanıdığına çok emindi. hatta dönemin npc'leri yüksek bir kibirle 'ben buna güvenmiyıorum" diyenleri alaya almıştır muhtemelen.
(bkz: cıvanın ilaç olarak kullanılması)
aynen bildiğimiz sıvı metal olan ve ağır metal zehirlenmesi yapan cıva, her derde "devaydı".
sivilce mi çıktı? cıva sür.
karnın mı ağrıyo? cıva iç.
kabız mı oldun? makattan cıva enjekte et.
noldu sayın bilim? içer miyiz birer cıva shot?
(bkz: kozmetik)
1800'lerde, bilimin altın çağındaki bazı güzellik ürünleri şöyle;
- arsenikli yüz kremi
- kurşunlu pudra
- siyanürlü göz kremi
(bkz: eugenics)
1800lerin ikinci yarısından 1940'lara kadar en saygın bilim insanları ve kurumlar bu alanda ciddi çalışmalar aptı.
eugenics, "insan ırkını ıslah edelim" gibi psikopatça bir fikrin hastalıklı beyinlerden çıkmış bir ürünüydü. uzun yıllar boyunca binlerce insan zorla kısırlaştırıldı, birçoğuna bilinçli düşük yaptırıldı. çünkü genlerin düzgün olanlarının aktarılması, çöp olanların yok edilmesi gerekiyordu.
her şey bilim için!!
hitler denen ruh hastasının siyasi kampanyaları ve ari ırk sapıklığı bilimsel temel olarak eugenics'e dayandırılmıştır.
daha önceden yazdığım bazı olaylara bu başlıkta yer vermedim.
daha da araştırsam bulurum. çünkü bilim'in sabıkası pek kabarık bu konularda. öyle nadir olaylar değil yani bunlar.
gelelim meseleye;
ben bugün bilim'e, daha doğrusu bilim fetişizminden muzdarip saygın bilim adamlarına neden ve nasıl güveneyim ? o yüzden başlıktaki cümle çatır çatır haklıdır.
"dediydi" dersiniz; elektrikli arabalar, yapay zeka ve nesnelerin interneti dedikleri muazzam ilerlemeler de aynen bunlar gibi "kara leke" oalrak anılacak bi süre sonra...
devamını gör...
çalışan kadın isteyen erkeğin garipsenmesi
kadının çalışması sırf para için olmamalı. ancak konu para kazanmaksa orda da işler öyle yürümüyor geri kalmışlıkta. maalesef toplumlar asgari ücret alırken yine de karısını evde oturtan adamlarla dolu.
çalışma hakkının , çalışabilme özgüveninin cinsiyeti olmaz.
garipseyen önce kendine baksın kendini garipsesin.
çalışma hakkının , çalışabilme özgüveninin cinsiyeti olmaz.
garipseyen önce kendine baksın kendini garipsesin.
devamını gör...
bilim fetişizmi
einstein’a görelilik diye bir kavram ortaya atmıştır. konu ile eksik ya da yanlış bildiğim şeyler olabilir. altı çiziyorum burada.
ve bu görelilik kavramına göre her şey birbirine göre değerlendirilmeli gibi bir şey savunmuştur. bununla birlikte mutlak doğru vardır diye bir şeyin kabul edilmesi de çok mümkün olmadığı da düşünülmektedir.
bu da demek oluyor ki bilim bunu böyle açıkladı bu kesin bilgi yayalım, bilimden sapmayın bakın taş olursunuz falan derken yarın bir gün bilim ışığında değişebilecek doğruların savunulması durumu olarak açıklayabilirim kendi süzgecimden geçirerek.
teknoloji ilerledikçe şartlar ilerledikçe gözlem yetenekleri ilerledikçe sorular değiştikçe zamanında bu bilim değil diyerek bokladığınız şeyler götünüzde patlayabilir.
atomda eskiden en küçük yapı birimi çekirdek çekirdekte proton nötron var denirken şimdi atomaltı parçacıklar kuarklar falanlar filanlar konuşuluyor mesela. örnek.
hadi ben de kendi baktığım pencereyi açıklamış olayım.
ve bu görelilik kavramına göre her şey birbirine göre değerlendirilmeli gibi bir şey savunmuştur. bununla birlikte mutlak doğru vardır diye bir şeyin kabul edilmesi de çok mümkün olmadığı da düşünülmektedir.
bu da demek oluyor ki bilim bunu böyle açıkladı bu kesin bilgi yayalım, bilimden sapmayın bakın taş olursunuz falan derken yarın bir gün bilim ışığında değişebilecek doğruların savunulması durumu olarak açıklayabilirim kendi süzgecimden geçirerek.
teknoloji ilerledikçe şartlar ilerledikçe gözlem yetenekleri ilerledikçe sorular değiştikçe zamanında bu bilim değil diyerek bokladığınız şeyler götünüzde patlayabilir.
atomda eskiden en küçük yapı birimi çekirdek çekirdekte proton nötron var denirken şimdi atomaltı parçacıklar kuarklar falanlar filanlar konuşuluyor mesela. örnek.
hadi ben de kendi baktığım pencereyi açıklamış olayım.
devamını gör...
20 ocak 2026 beşiktaş fenerbahçe medicana voleybol maçı
anaaa set aldık. gümbür gümbür geliyoruz :d
durum 1-2 febe önde.
durum 1-2 febe önde.
devamını gör...
whatsapp'ta sürekli sesli mesaj atan arkadaş
böyle bir özellik olduğu için gerektiğinde kullanmakta bir sakınca görmeyen arkadaştır. ben severim ses kaydı ile muhabbet etmeyi. mesaj gibi duygusal salınımın yanlış aktarılma ihtimali olmadığı gibi, arama gibi insanı kilitleyen bir yönü de yok. 24 saate yayılabilir. yeter ki zihinler ve gönüller bir olsun.
devamını gör...
devotus atheus (yazar)
bana bugün o kadar büyük bir iyilik yaptı ki o kadar olur. karşılık beklediğini düşünürüm veya karşılıklı mahçup oluruz diye endişesinden beni engelledi.
devamını gör...
dünya uzayda neden aşağı düşmüyor sorunsalı
uzayda aşağı kavramı olmamasından ötürü çok da doğru şekilde sorulmamış soru.
tdk düşmek kelimesinin tanımı olarak şunu söyler: yer çekiminin etkisiyle boşlukta, yukarıdan aşağıya inmek
"yukarıdan aşağıya" yönü, bizim dünya üzerinde tanımladığımız bir kavram. yani burada yer çekimine doğru yapılan bir ivme kazanma, bir hareket söz konusu. dolayısıyla düşmek için öncelikli şartımız, bir kütle çekim kuvvetinin varlığı. kütle çekim kuvvetinin etkisi teoride sonsuzdur ama gerçekte, uzaklığın karesi oranında azaldığı için, mesafe arttıkça bu kuvvet de dramatik şekilde azalır. yani dünya'dan uzaklaşmaya başladığımız zaman bir noktadan sonra artık ona doğru düşemeyiz.
peki, biz dünya'ya düşemeyiz de dünya bir yere "düşebilir mi"? düşer ama şerh koşalım; az önce dediğim nedenden ötürü buna "aşağıya" doğru düşmek diyemeyiz. tamam ama nasıl düşer? düşer çünkü yakınlarda büyük bir kütle çekim kuvveti kaynağı var: güneş.
yalnız burada dikkat edilmesi gereken bir şey var; dünya güneş'e doğru düşüyor demek tek başına çok anlamlı değil. eğer elinizde iki tane kütle varsa, bunlar ortak bir kütle çekim merkezi etrafında dolanırlar. diyelim ki bu kütlelerin ikisi de birbirine eşit. o zaman kütle çekim merkezi, ikisine de eşit uzaklıkta bir yerde olur. kütlelerden biri diğerine kıyasla büyük olursa, kütle çekim merkezi büyük olana doğru kayar.
güneş ve dünya arasındaki devasa kütle çekim farkını düşününce anlayacaksınız ki bu ikisinin ortak kütle çekim merkezi, güneş'e inanılmaz derecede yakın olmak zorunda. ne kadar yakın? neredeyse güneş'in sınırları içerisinde kalacak kadar. burada güneş olduğu yerde dururken biz ona doğru hareket etmiyoruz. ortak kütle çekim merkezi etrafında ikimiz de hareket ediyoruz ama o merkez güneş'e çok yakın olduğu için biz de o merkezin etrafında dolanırken sanki güneş olduğu yerde duruyor da biz güneş'e doğru düşüyormuşuz gibi görünüyor. halbuki bu iki cisim aslında karşılıklı olarak serbest düşme yapıyor.
şu durumda soru buna dönüşebilir; güneş olmasaydı ne olurdu? hiç. dümdüz bir çizgiyle uzaya doğru başımızı alıp giderdik, herhangi bir cisimle karşılaşmadığımız sürece.
kıssadan hisse; uzayda düşmek göreli bir harekettir ve mutlak bir yön kavramı olmadığından referans cisimler üzerinden tanımlanır. dolayısıyla "aşağıya düşmek" diye bir şeyden söz edemeyiz.
tdk düşmek kelimesinin tanımı olarak şunu söyler: yer çekiminin etkisiyle boşlukta, yukarıdan aşağıya inmek
"yukarıdan aşağıya" yönü, bizim dünya üzerinde tanımladığımız bir kavram. yani burada yer çekimine doğru yapılan bir ivme kazanma, bir hareket söz konusu. dolayısıyla düşmek için öncelikli şartımız, bir kütle çekim kuvvetinin varlığı. kütle çekim kuvvetinin etkisi teoride sonsuzdur ama gerçekte, uzaklığın karesi oranında azaldığı için, mesafe arttıkça bu kuvvet de dramatik şekilde azalır. yani dünya'dan uzaklaşmaya başladığımız zaman bir noktadan sonra artık ona doğru düşemeyiz.
peki, biz dünya'ya düşemeyiz de dünya bir yere "düşebilir mi"? düşer ama şerh koşalım; az önce dediğim nedenden ötürü buna "aşağıya" doğru düşmek diyemeyiz. tamam ama nasıl düşer? düşer çünkü yakınlarda büyük bir kütle çekim kuvveti kaynağı var: güneş.
yalnız burada dikkat edilmesi gereken bir şey var; dünya güneş'e doğru düşüyor demek tek başına çok anlamlı değil. eğer elinizde iki tane kütle varsa, bunlar ortak bir kütle çekim merkezi etrafında dolanırlar. diyelim ki bu kütlelerin ikisi de birbirine eşit. o zaman kütle çekim merkezi, ikisine de eşit uzaklıkta bir yerde olur. kütlelerden biri diğerine kıyasla büyük olursa, kütle çekim merkezi büyük olana doğru kayar.
güneş ve dünya arasındaki devasa kütle çekim farkını düşününce anlayacaksınız ki bu ikisinin ortak kütle çekim merkezi, güneş'e inanılmaz derecede yakın olmak zorunda. ne kadar yakın? neredeyse güneş'in sınırları içerisinde kalacak kadar. burada güneş olduğu yerde dururken biz ona doğru hareket etmiyoruz. ortak kütle çekim merkezi etrafında ikimiz de hareket ediyoruz ama o merkez güneş'e çok yakın olduğu için biz de o merkezin etrafında dolanırken sanki güneş olduğu yerde duruyor da biz güneş'e doğru düşüyormuşuz gibi görünüyor. halbuki bu iki cisim aslında karşılıklı olarak serbest düşme yapıyor.
şu durumda soru buna dönüşebilir; güneş olmasaydı ne olurdu? hiç. dümdüz bir çizgiyle uzaya doğru başımızı alıp giderdik, herhangi bir cisimle karşılaşmadığımız sürece.
kıssadan hisse; uzayda düşmek göreli bir harekettir ve mutlak bir yön kavramı olmadığından referans cisimler üzerinden tanımlanır. dolayısıyla "aşağıya düşmek" diye bir şeyden söz edemeyiz.
devamını gör...
ilginç bilgiler
bahçeli bu hafta akpnin önerdiği düşük emekli maaşını düşük bulduğunu beyan edip, yine de akpnin önerdiği düşük rakamı destekleyeceğini açıklamış.
bahçeli genel olarak ilginç ve absürd zaten. ben arada sırf gülmek için kendisini takip ederim.
bahçeli genel olarak ilginç ve absürd zaten. ben arada sırf gülmek için kendisini takip ederim.
devamını gör...
rizzoli and isles
rizzoli&ısles, tess gerritsen’in aynı adlı polisiye kitap serisinden uyarlanan bir amerikan televizyon dizisidir. 2010–2016 yılları arasında yayınlanmış ve toplam 7 sezon sürmüştür. dizi, boston polisinden dedektif jane rizzoli ve adli tıp uzmanı dr. maura ısles etrafında döner. ikili, şehirde işlenen cinayetleri birlikte çözerek hem suçları ortaya çıkarır hem de güçlü bir dostluk ilişkisi kurar. dizide hem polisiye gerilim hem de karakterler arası mizahi ve samimi anlar öne çıkar.
ben 2016-2017 yıllarında izlemiştim. güzel taraflarından biri de türk dizileri gibi uzun olmaması.. her bölümde bir olay başlar ve sonuca ulaştırılır. bir de jane hayranıydım o dönem. sabahları erken uyanıp işten önce parkta koşması vs. en taktir ettiğim özelliklerinden biriydi.
neyse, tavsiye ederim efendim. polisiye gerilim severler memnun olacaktır.
ben 2016-2017 yıllarında izlemiştim. güzel taraflarından biri de türk dizileri gibi uzun olmaması.. her bölümde bir olay başlar ve sonuca ulaştırılır. bir de jane hayranıydım o dönem. sabahları erken uyanıp işten önce parkta koşması vs. en taktir ettiğim özelliklerinden biriydi.
neyse, tavsiye ederim efendim. polisiye gerilim severler memnun olacaktır.
devamını gör...
umutsuzluk
tam ne olacak şimdi çok sıkıştım dediğinde rabbin yetişir ama farkında olmazsın. umutsuzluk hiçlik ölüm gibi. allah bir yol gösterecektir bir fırsat verir yine umut olur.
devamını gör...
erdoğan gitsin diye hırsıza oy vermek
büyük abiler onu seçti
tıpkı erdoğan’ı seçtikleri gibi
tıpkı erdoğan’ı seçtikleri gibi
devamını gör...

