zaman tüneli

yahudilerden başlayarak yapılması gereken proje!
devamını gör...

#3955359 senin gibilerden başlanırsa faydası olur sanki.
devamını gör...

b lar normal değil organize bişeyler oluyor.

gençler arasında criminal bir trend başlıyor olabilir.

benim sevgilim daha criminal akımı vardı bir ara.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bir de bulamadım ama üzerinde kıbrıs haritası olan kahve fincanı seti.
anneannemin vitrini geldi direkt gözüme.
devamını gör...

bazen bir nota, kemiklerinizin derinliğinde bir çatlak açar. bazen bir riff, ruhunuzu yerinden söker, alıp götürür seni o uçsuz bucaksız karanlığa. dissection tam da böyle bir şeydi. isveç’in ıssız bir kasabasında, strömstad’ın nemli ormanlarında, 1989’da doğan bu grup, sadece müzik yapmıyordu; içindeki kaosu dışarı dökmek için bir kapı aralıyor, o kapıdan geçen herkesi de kendiyle birlikte sürüklüyordu. ve o kapının anahtarı, o kapının efendisi, jon andreas nödtveidt’ti.

jon’u anlamak için önce o sesi dinlemek lazım. sekiz yaşında gitarı eline alan, running wild’in korsan melodilerinden black sabbath’ın ağır lanetine, oradan judas priest’in çelik gibi keskinliğine uzanan bir çocuk.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


ama o, sıradan bir metal delisi değildi. o, müziği bir araç olarak gördü. bir araç ki, kozmosu yaracak, anti-kozmik bir ışık getirecekti. dissection’i peter palmdahl’la kurduğunda daha on dört yaşındaydı. ilk provalar, ilk demo’lar… the grief prophecy’de bile o melankolik, o buz gibi dokunuş vardı. sanki norveç’in karanlık ormanlarından esen bir rüzgâr, isveç’in gri gökyüzüne karışmıştı. ama jon’un vizyonu daha büyüktü. death metalin vahşetiyle black metalin soğuk mistisizmini birleştirecek, üstüne de o unutulmaz gitar armonilerini, o akıcı, neredeyse epik melodileri ekleyecekti.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

1993’te the somberlain geldi. albüm, bir yas ilahisi gibiydi. “the somberlain” parçasının açılışında o akustik gitar, sanki bir mezar taşının üstüne düşen yağmur damlaları gibi. sonra patlıyor her şey. . . davullar bir fırtına, bas bir deprem, jon’un vokali ise… o vokal, hem çığlık hem fısıltı. içinde hem öfke hem teslimiyet var. albümün tamamı, bir ruhun karanlığa gömülüşünü anlatıyor; ama öyle bir anlatış ki, dinlerken kendinizi o gömülüşün içinde buluyorsunuz. “nocturnal bloodlust”ta o ikili gitar çalışması, sanki iki gölge dans ediyor, birbirini kovalıyor, birbirini yutuyor.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

jon’un sözleri ise doğrudan mlo’nun -misanthropic luciferian order- o anti-kozmik felsefesine dokunuyor. kozmosu reddeden, kaosu kucaklayan bir isyan. bu albüm çıktığında, mayhem’in kurucularından øystein aarseth’e, yani euronymous’a adanmıştı.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


çünkü jon, o norveç sahnesinin ateşini hissetmişti; ama kendi yolunu çiziyordu. dissection, black metalin norveç damarını isveç’in melodik damarlarıyla birleştirdi. ve bunu yaparken de kimseyi taklit etmedi; yarattı.

iki yıl sonra storm of the light’s bane… işte burada işler zirveye çıktı. 1995’in kasımında nuclear blast’ten çıkan bu albüm, bir fırtına değildi; fırtınanın kendisiydi. “where dead angels lie”nin o epik girişi, “thorns of crimson death”in o delici melodileri… jon’un gitarı burada bir kılıç gibi; hem kesiyor hem yarayı sarıyor.

albümün atmosferi o kadar yoğun ki, dinlerken sanki bir buz tabakasının altında boğuluyorsunuz. ama boğulmak güzel, çünkü o boğuluşta bir tür özgürlük var. jon ve ekibi -o dönemde johan norman’la ikili gitarlar efsaneydi- death metalin hızını black metalin karanlığıyla harmanlarken, 70’lerin melodik rock dokunuşlarını da unutmamışlardı. iron maiden’in epikliğinden bir parça, ama zehirlenmiş, lanetlenmiş hali.

bu albüm, isveç ekstrem metalinin mihenk taşı oldu.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

naglfar’dan in flames’e, hatta daha sonra gelen nice gruba ilham verdi. ama kimse dissection gibi yapamadı. çünkü kimse jon gibi hissedemedi.

sonra… hayat, müziğin karanlığını yakaladı. 1997’de o olay oldu. jon, mlo’nun içinde, o kaotik arayışın tam ortasındaydı. anti-kozmik satanizm onun için bir felsefe değil, bir varoluş biçimiydi. liber azerate’nin sayfaları arasında, ölümün orgazm olduğunu söyleyen o adam, 1998’de on yıl hapis cezası aldı. dissection sustu. ama jon’un sesi, o hücrelerde bile yankılanıyordu.


2004’te çıktığında, her şey değişmişti. ama değişmemişti de. dissection’i yeniden doğurdu. yeni kadro, yeni enerji… 2004’te maha kali ep’si, o eski ruhu geri getirdi. sonra 2006’da reinkaos. albüm, mlo’nun formüllerini doğrudan sözlere dökmüştü. daha doğrudan, daha ritüelistik, daha sert.

“starless aeon”da o kaos patlaması, “black horizons”ta o son çağrı… jon burada artık sadece şarkı söylemiyordu; bir ayin yönetiyordu.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

albüm çıktıktan kısa süre sonra, 13 ağustos 2006’da, hässelby’deki dairesinde, mumlarla çevrili bir çemberin içinde, elinde liber azerate’yle, kafasına sıkarak intihar etti. 31 yaşındaydı.

ölümü, kendi deyimiyle, “güçlü bir satanistin ölümü”ydü. yaşlılıkta, hastalıkta değil, ritüelin tamamlanması, zirvede.

bazıları onun hayatını trajedi olarak görür, bazıları bir bütünün parçası. ben oraya çok girmiyorum. çünkü mevzu o değil.

dissection dinlerken o gitarlar kulaklarına dolduğunda, vokal boğazını sıktığında şunu fark ediyorsun:
karanlık gerçekten de bir yer. ama herkesin yaşayacağı bir yer değil. jon nödtveidt o sesi kurdu, evet. ama o evin içinde ne vardı, orası başka bir hikâye. herkesin girip kalmak isteyeceği bir yer değil orası.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

2026’da hâlâ o kapıdan geçenler var. çünkü melodik black/death dediğin damar, teknikten çok his meselesi. o hissi de birçok kişi ondan öğrendi, doğru.

ama dissection dinlemek dediğin şey, birini örnek almak değil. sadece o yoğunluğu, o iç sarsıntıyı deneyimlemek. kemiklerine kadar inen bir titreşim, ardından gelen tuhaf bir sakinlik. acı veren ama gerçek bir sakinlik.

müziği kalır. çünkü müzik bazen sahibinden bağımsız yaşar. gerisi ise herkesin kendi mesafesini koyması gereken bir karanlık.
devamını gör...

anadoluda hala yaygındır. beni bile tehdit ettiler toprak meselesinden birinin çocuğunu vurursan bizim orada senin de kafana sıkarlar. evlat bu başka bir şeye benzemez.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


mersin'in tarsus ilçesinde bulunan fatih anadolu lisesi’nde 12’nci sınıf öğrencisinin okula tabanca ile geldiği ortaya çıktı.

öğle saatlerinde durumun fark edilmesi üzerine okul yönetimi ve okul polisi harekete geçti. olası bir tehlike yaşanmadan öğrencinin üzerindeki silah alınarak el konuldu.

haber linki
devamını gör...

ortaokula giden çocuk 5 silah 7 şarjör bulabiliyor!
9 ölü 13 yaralı var, intihar etmiş. 13-14 yaşındaki bir çocuk yine çocuk öldürüyor.

iddiaya göre okul müdürü 2 gün önce savcılığa gidip şikayette bulunuyor fakat olay yine de yaşanıyor.

önlem alınmazsa devamı da gelecek gibi duruyor.
hangisi için önlem alındı ki? okulda da güvenlik yoksa nerede olacak? o silahlarla şarjörlerle okula girmesi nasıl mümkün?
devamını gör...

kendi kızını ülkenin en köklü özel okularından birine verip,kitleleri de anti laik eğitim ile oyalayan bir o kadar da karanlık bir bakanın oldugu bir eğitim sisteminden ne beklenir?
devamını gör...

yeni olaylara işaret edildiğini dün söylemiştim ama bambaşka bir şehir hiç aklımdan geçmemişti. farklı hesaplar siverekteki çocuğa destek vermişti bakalım sonu nereye varacak.

işin kötüsü masum insanların ölmesi. ölenlere rahmet yakınlarına başsağlığı dileklerim ile.

sevgili yazarlar son sözümde size, gözünüzün kenarındaki perdeleri açıp öyle yazın derim. kimin başına ne gelir ne zaman gelir nasıl gelir bilmiyoruz. azıcık dilinizin kemiği olsun. selametle.
devamını gör...

adam keselim demiyor kimse, kes kes bitmez ve hatta artar. doğumları azaltmak lazım.

sıkışıklıktan birbirine çatal sokan; bir karış dağ, deniz manzarası için aileleri kesen toplumlar olmaya başladık çoktan. bunun deneyi var, istediğin kadar yemek ver, sonsuz kaynak yığ; nüfus şişerse topluluk çıldırır.

yani hem nüfus; hem güvenlik, huzur olmaz.

hepimizin selameti için azalması gerekiyor da şimdiki emeklilik ve sağlık sistemlerinin yürümesi için de muhakkak artması gerekiyor netcez?

gençler artmazsa bu kadar yaşlıya kim bakacak? kimse 70'inden sonra çalışmak istemiyor, gençler de çalışıp çalışıp yarısını emekliye vermek istemiyor.
devamını gör...

bunu söyleyenler nüfusu azaltmayı kendinden başlayarak bu fikre inancını kanıtlayabilirler. ama herhangi bir dolar milyarderi söylediği yalanlar uğruna sizce kendini öldürür mü?

dünyada nüfus fazlalığından doğan problemler çözülür. çözülemeyecek durumda değil. asıl problemler servetin ve gücün bir avuç insanda toplanması. ve o bir avuç insanın gözünün doymaması.
devamını gör...

eskiden ogrish.com vardı. bir de bir tane daha vardı o da liveleak.
ne videolar vardı bunlarda, sonra hepsini kapattılar.
genelde rus menşeli sitelerdi. millet bunlardan bakardı o videoları. şimdi de merak edenler oluyor, o tip görüntülerden keyif alanlar var, onlar da soruyor işte.

allah akıl fikir versin.
devamını gör...

genellikle olmadık yerlere gelişigüzel yayılan insanlara yapılan benzetme.
en çok güldüğüm deyimlerden biri.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...


dünya bankası başkanı ajay banga, gelişmekte olan ülkelerde önümüzdeki 10 ila 15 yılda çalışma çağına girecek 1,2 milyar kişi için yeterli istihdam yaratılamayacağı uyarısında bulundu. banga’ya göre mevcut eğilimler sürerse yalnızca 400 milyon yeni iş oluşacak


oksijen
devamını gör...

sanki birileri bir yerde düğmeye basmış gibi 2 günde 2. olay. üzücü, endişe verici ve vahim. bir ortaokulda 8'i öğrenci 9 ölü olduğu yazıyor. 6'sı ağır 13 yaralı varmış. umarım daha fazla kurban vermeyiz. bari geride kalanlar sağlıklarına kavuşsunlar.

ister istemez 2015'te tayyipin tek başına kazanamadığı seçimleri ve sonrasında hortlayan terör eylemlerini hatırlattı. 400 vekili verin bu iş huzur içinde çözülsün denmişti. şimdi de bu iki olayın ihanet süreciyle alakası var mıdır acaba diye düşündürdü. çünkü biliyorsunuz bop için her şeyi yaparlar.
devamını gör...

bu başlığı 3 sene önce ben açmışım maalesef. bu insanlarda değişen bir şey yok. nasıl insanlar olduklarına dair esaslı bilgiyi de psikiyatr ve psikologlar verir diye ümit ediyorum.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
şunun gibi on binlerce tweet, instagram yorumu, facebook yorumu var.
devamını gör...

o kadar üzülüyorum ki yaşananlara, elimi kolumu oynatmak gelmiyor içimden. bu olanlar çok canımı yakıyor. ülkemin geldiği hali gördükçe yüreğim kan ağlıyor. şu an evlere düşen ateşi düşünüyorum, hiç tanımadığım o insanların çığlığını feryadını duyuyorum sanki, canım acıyor, fiziksel olarak göğsümün ortasında bir acı hissediyorum. gözümden akan yaşlara engel olamıyorum.
çok üzgünüm, çok. hepimizin başı sağ olsun. bu kadar acıyı kaldıramıyorum artık.
devamını gör...

aslında ismi manidardır. nero, roma'yı yakmış ya. roma'nın ingilizcesi rome ve rom ile aynı okunuyor.

yani nero burning rom'un okunuşunun anlamı doğrudan "nero, roma'yı yakıyor" şeklinde.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim