201.
özellikle benim gibi 80'lerin çocukları üzerindeki etkisi çok büyüktü. anlamını sorguladığım deyimleri, atasozlerini öğrenmeme sebep, söylediğim ilk şarkıların sahibi bir anadolu filozofuydu. kendisinin de söylediği gibi, geliyordu ve o sadece yazıyordu. yazdıkları için "benden öte, benden ziyade" diyordu.
vefatının üzerinden 27 yıl geçmiş bugün. saygıyla hatırlıyor, dualarımı gönderiyor, rahmetle anıyorum.
vefatının üzerinden 27 yıl geçmiş bugün. saygıyla hatırlıyor, dualarımı gönderiyor, rahmetle anıyorum.
devamını gör...
202.
kendine has giyimi, danslarıyla orjinal bir adamdı barış abi. yazdığı şarkı sözleriyle belki de son ozanımızdı. bir nesil çocuk onun programı ile büyümüş, onlara rol gösteren bir abi olmuş. ülkenin yurtdışında tanınıp sevilmesine de katkısı büyüktür. yabancı olsa filozof falan ilan edilirdi.
adamı seks yaparken ölmüş diye karalamaya çalışıyorlar. velev ki öyle, barış manço'ya seks yapmak yasak mıydı. kendine reva gördüğünü başkasına tuhaf, ayıp gören bir kafa var. tüm dünya seks yapıyor lan, insanın üremesi buna bağlı. yemek yemesi ya da tuvalete gitmesi kadar normal adamın sevişmesi. adam dini lider falan de değildi he.
çocuklarını alıp atasına götürmüş, saygısını ve anıtkabir'in değerini göstermek için takım elbise giymiş barış abimiz

şu adam sevilmez mi.
adamı seks yaparken ölmüş diye karalamaya çalışıyorlar. velev ki öyle, barış manço'ya seks yapmak yasak mıydı. kendine reva gördüğünü başkasına tuhaf, ayıp gören bir kafa var. tüm dünya seks yapıyor lan, insanın üremesi buna bağlı. yemek yemesi ya da tuvalete gitmesi kadar normal adamın sevişmesi. adam dini lider falan de değildi he.
çocuklarını alıp atasına götürmüş, saygısını ve anıtkabir'in değerini göstermek için takım elbise giymiş barış abimiz

şu adam sevilmez mi.
devamını gör...
203.
atamdan sonra en sevdiğim türk beği. seni çok seviyorum barış abi.
devamını gör...
204.
galatasaray lisesi mezunudur. oradaki lakabı mösyö bakalorya imiş.
devamını gör...
205.
#3929435 galatasay'dan mezun olamamış, liseyi şişli terakki'de bitirmiştir.
devamını gör...
206.
henüz 18 yaşında olan özkan uğur'a kariyerinin başındayken ilk jazz bas gitarını hediye etmiş. özkan hiç değiştirmemiş gitarını. güzel adamların, en doğru notada buluşması.
(bkz: vefa)
(bkz: vefa)
devamını gör...
207.
barış manço, hep iyi müzisyenlerle çalışmıştır. zaten dönemi itibariyle iyi müzisyen sayısı oldukça az. bu kadar başarılı olmasının sebebi de tek başına olması değil, iyi müzisyenlerden oluşan bir kadrosu olmasındandır. batı müziğini takip edip, iyi bir alt yapı ile ülkemiz müzik kültürüne müthiş harmanlamışlar.
bu müzisyenlerden en önemlisi ve ön popüleri kurtalan ekspres'tir. özkan uğur da o dönem kurtalan ekspres kadrosunda yer alıyor. tanışıklıkları oradan geliyor. bass gitar hediye etme olayı da birlikte çalmalarından dolayıdır.
bu müzisyenlerden en önemlisi ve ön popüleri kurtalan ekspres'tir. özkan uğur da o dönem kurtalan ekspres kadrosunda yer alıyor. tanışıklıkları oradan geliyor. bass gitar hediye etme olayı da birlikte çalmalarından dolayıdır.
devamını gör...
208.
dönence şarkısını üstüme alınırım hep, yengeç burcuyum ya, yengeç dönencesi falan, öz abim olarak görürüm kendisini.
devamını gör...
209.
çocukluğunun en derin köşesine sessizce yerleşmiş bir sesti. nereden geldiğini bilmezdin. bazen sabahın ilk ışıklarında televizyonun o eski cızırtısından sızardı, bazen annenin mutfakta tencere karıştırırken mırıldandığı bir melodiye karışırdı, bazen de hiç beklemediğin bir anda sokaktan geçen eski bir arabanın radyosundan taşardı. ama o hep oradaydı. fark etmeden büyürdün onunla. bir gün anlıyordun ki bazı kelimeleri ondan kapmışsın, bazı duyguları onun şarkılarıyla isimlendirmişsin.
o, hayatına usulca girip bir daha çıkmamış bir misafir gibiydi. müziğinde bayram sabahı gibi bir sıcaklık vardı, ama şeker gibi saf değil, biraz da toprak gibi gerçek. üstünde ütüsü yeni yapılmış tertemiz bir gömlek, cebinde ise küçük bir taş. hem masum hem de ağır. domates biber patlıcan derken kahkaha atardın ama o ritmin altında, hayatın en basit şeylerinin bile nasıl derin bir düzen taşıdığını hissederdin. sanki sana “bak, görünenin altında dönen bir şey var” der gibi.
şarkıları hep iki kapının eşiğinde dururdu. bir tarafı masal, öbür tarafı gerçek. gülpembe’yi dinlerken birinin yokluğunu anlardın ama o yokluk bağırmazdı, sessizce yanına otururdu. sarı çizmeli mehmet ağa’yı dinlerken adaletin ne kadar kişisel, ne kadar kaygan bir şey olduğunu fark ederdin. çocukken hikâye sanırdın. büyüyünce o hikâyenin aslında sana dokunduğunu anlardın. işte o an bir şey içinden hafifçe sızlardı.
barış manço’nun en büyülü yanı buydu. hiçbir şeyi zorla anlatmazdı. parmağını sallamaz, nutuk atmazdı. sadece zihninin bir köşesine küçük bir cümle bırakırdı. yıllar sonra, hiç beklemediğin bir anda o cümle çalışmaya başlardı. sanki çocukken kurulmuş bir saat gibi. tık diye.
kıyafetleri, yüzükleri, saçları… dışarıdan bakınca hepsi bir gösteri gibiydi. ama aslında o gösteri bir paravandı. sen dışarıdaki renklere bakarken içeride bir şey olurdu. bir soru, bir huzursuzluk, küçük bir kıpırtı. masal anlatırken cebine bir taş koyardı, o taş yıllar sonra eline değerdi.
albümlerine bakınca da aynı hissi alırdın. “2023” sadece bir plak değildi. bir tahayyül, bir oyun, bir ihtimaldi. zamanla dalga geçer gibiydi. geçmişten geleceğe ince bir tel gererdi, sen o telin üstünde yürürken dengenin ne kadar narin olduğunu anlardın. dünden bugüne ise düz bir yol değildi, inişli çıkışlı bir yolculuktu. her dinleyişte başka bir şey açılırdı.
ama asıl mesele o daha sessiz şarkılardaydı.
kol düğmeleri bir ayrılığın değil, geride kalan küçük izlerin şarkısıydı. çekmecede unutulmuş bir eşya gibi. attığını sanırsın ama aslında kendinden bir şey eksiltirsin.
unutamadım burada unutamamak bir zayıflık değil, bir sadakattir. insanın kendi geçmişine ihanet edememesi gibi. şarkı bittiğinde hiçbir şey çözülmez, sadece kabullenirsin. ama o kabullenişin içinde garip bir huzur vardır.
barış manço’yu dinlemek aslında kendini dinlemektir. şarkılar dışarıdan içeri girmez, içeride zaten var olan bir şeye dokunur. o yüzden bazı şarkıları ilk kez dinlemezsin, hatırlarsın.
ve belki de en güzeli şu. “o artık yok” demek pek doğru gelmez. çünkü bazı insanlar gitmez. sadece biçim değiştirir. bir ses olur, bir anı olur, bir cümle olur.
işte bu yüzden hâlâ dinliyoruz onu. çünkü bitmiyor. çünkü her seferinde yeni bir şey bırakıyor sana. birazını anlatıyor, çoğunu sana bırakıyor. ve sen o bıraktığı şeyle yaşamaya devam ediyorsun.

göğe selam olsun!
o, hayatına usulca girip bir daha çıkmamış bir misafir gibiydi. müziğinde bayram sabahı gibi bir sıcaklık vardı, ama şeker gibi saf değil, biraz da toprak gibi gerçek. üstünde ütüsü yeni yapılmış tertemiz bir gömlek, cebinde ise küçük bir taş. hem masum hem de ağır. domates biber patlıcan derken kahkaha atardın ama o ritmin altında, hayatın en basit şeylerinin bile nasıl derin bir düzen taşıdığını hissederdin. sanki sana “bak, görünenin altında dönen bir şey var” der gibi.
şarkıları hep iki kapının eşiğinde dururdu. bir tarafı masal, öbür tarafı gerçek. gülpembe’yi dinlerken birinin yokluğunu anlardın ama o yokluk bağırmazdı, sessizce yanına otururdu. sarı çizmeli mehmet ağa’yı dinlerken adaletin ne kadar kişisel, ne kadar kaygan bir şey olduğunu fark ederdin. çocukken hikâye sanırdın. büyüyünce o hikâyenin aslında sana dokunduğunu anlardın. işte o an bir şey içinden hafifçe sızlardı.
barış manço’nun en büyülü yanı buydu. hiçbir şeyi zorla anlatmazdı. parmağını sallamaz, nutuk atmazdı. sadece zihninin bir köşesine küçük bir cümle bırakırdı. yıllar sonra, hiç beklemediğin bir anda o cümle çalışmaya başlardı. sanki çocukken kurulmuş bir saat gibi. tık diye.
kıyafetleri, yüzükleri, saçları… dışarıdan bakınca hepsi bir gösteri gibiydi. ama aslında o gösteri bir paravandı. sen dışarıdaki renklere bakarken içeride bir şey olurdu. bir soru, bir huzursuzluk, küçük bir kıpırtı. masal anlatırken cebine bir taş koyardı, o taş yıllar sonra eline değerdi.
albümlerine bakınca da aynı hissi alırdın. “2023” sadece bir plak değildi. bir tahayyül, bir oyun, bir ihtimaldi. zamanla dalga geçer gibiydi. geçmişten geleceğe ince bir tel gererdi, sen o telin üstünde yürürken dengenin ne kadar narin olduğunu anlardın. dünden bugüne ise düz bir yol değildi, inişli çıkışlı bir yolculuktu. her dinleyişte başka bir şey açılırdı.
ama asıl mesele o daha sessiz şarkılardaydı.
kol düğmeleri bir ayrılığın değil, geride kalan küçük izlerin şarkısıydı. çekmecede unutulmuş bir eşya gibi. attığını sanırsın ama aslında kendinden bir şey eksiltirsin.
unutamadım burada unutamamak bir zayıflık değil, bir sadakattir. insanın kendi geçmişine ihanet edememesi gibi. şarkı bittiğinde hiçbir şey çözülmez, sadece kabullenirsin. ama o kabullenişin içinde garip bir huzur vardır.
barış manço’yu dinlemek aslında kendini dinlemektir. şarkılar dışarıdan içeri girmez, içeride zaten var olan bir şeye dokunur. o yüzden bazı şarkıları ilk kez dinlemezsin, hatırlarsın.
ve belki de en güzeli şu. “o artık yok” demek pek doğru gelmez. çünkü bazı insanlar gitmez. sadece biçim değiştirir. bir ses olur, bir anı olur, bir cümle olur.
işte bu yüzden hâlâ dinliyoruz onu. çünkü bitmiyor. çünkü her seferinde yeni bir şey bırakıyor sana. birazını anlatıyor, çoğunu sana bırakıyor. ve sen o bıraktığı şeyle yaşamaya devam ediyorsun.

göğe selam olsun!
devamını gör...
210.
bu ara rastladığımda direk yakalayan ses, müzik, şahsiyet !
devamını gör...
211.
karamancolarin ince ruhlu prensi ve de gonullerin sultani.
devamını gör...
212.
son zamanlarda, sosyal medyada hemen her gün kendisi hakkında yeni bir bilgi ortaya çıkan rahmetli sanatçı.
çoğunun uydurma olduğuna eminim, o yüzden adamın adını sessize almak zorunda kaldım.
ölmüş insanlar hakkında sanki yaşıyormuş ve yeni röportaj vermişler gibi haber yapmaktan vazgeçerler umarım.
çoğunun uydurma olduğuna eminim, o yüzden adamın adını sessize almak zorunda kaldım.
ölmüş insanlar hakkında sanki yaşıyormuş ve yeni röportaj vermişler gibi haber yapmaktan vazgeçerler umarım.
devamını gör...
213.
barış abimizdir o bizim. hani masallardaki o tonton amca vardır ya, bak işte barış mançodur o. küçük bir çocukken gördük hepimiz onu. anne babamızla gittik onun yanına hepimizi arkadaşım eşek; domates, biber, patlıcan ile bizi eğlendirirken ebeveynlerimize, abimize, ablamıza asıl meramını anlattı. hem küçüklerle hem de büyüklerle aynı anda sohbet etmesini çok iyi bilirdi şarkılarında. hak geçsin istemezdi anlaşılan. hem küçüğe hem büyüğe değer verirdi. ama en çok çocukları severdi bence. bayramda çocuklara ne yapılması gerektiğini anlatırken özlemini çok güzel dile getirirdi.
küçükken sarıp sarmalardı bizi, oturturdu kucağına türlü masallar anlatırdı. biz onun uzun saçlarına, tatlı sözlerine hayran olurken o kulağımıza on sene sonra anlayacağımız şeyleri fısıldardı.
uslu çocuklardık, iyi dinledik barış abimizin sözünü. edepli nesiller yetiştirdi barış abi. bir kere bile kötü söz çıkmadı ağzından, bir kere bile kalbimizi kırmadı.
bence bir neslin manevi babasıdır barış manço. anneler babalar, çocuğunuzu barış manço ile büyütün. o da arkadaşım eşek desin, domates biber patlıcan diye bağırsın, hastalık taklidi yapsın, hatmi çiçeğini merak etsin. barış mançoyla büyüyen insandan zarar gelir mi ki?
küçükken sarıp sarmalardı bizi, oturturdu kucağına türlü masallar anlatırdı. biz onun uzun saçlarına, tatlı sözlerine hayran olurken o kulağımıza on sene sonra anlayacağımız şeyleri fısıldardı.
uslu çocuklardık, iyi dinledik barış abimizin sözünü. edepli nesiller yetiştirdi barış abi. bir kere bile kötü söz çıkmadı ağzından, bir kere bile kalbimizi kırmadı.
bence bir neslin manevi babasıdır barış manço. anneler babalar, çocuğunuzu barış manço ile büyütün. o da arkadaşım eşek desin, domates biber patlıcan diye bağırsın, hastalık taklidi yapsın, hatmi çiçeğini merak etsin. barış mançoyla büyüyen insandan zarar gelir mi ki?
devamını gör...