şu olan biten var ya, boş ver ona
taş yağsın isterse, çok sürmez
dakka şaşma dakka, yaşamaya bak
ne geçmişi düşün, ne gelecekten kork.
devamını gör...
dünyada akla değer veren yok madem,
aklı az olanın parası çok madem,
getir şu şarabı, alsın aklımızı:
belki böyle beğenir bizi el âlem!
s. 15
devamını gör...
dal goncayı bir sabah açılmış buldu...
gül melteme bir masal değip savruldu...
dünyada vefasızlığa bak
on günde bir gül yetişip açıp solup kayboldu.
sen acırken bana hiçbir günahımdan korkmam
devamını gör...
biz de çocuktuk, bir şeyler öğrendik;
bildiklerimizle övündük, eğlendik.
şu oldu, bu oldu da ne oldu sonra?
bir bulut gibi geldik, yel gibi geçtik.
devamını gör...
tanrı bizi çamurdan yarattığında
biliyordu bu dünyada ne işimiz olacak
işlediğim günahlar hep onun emriyledir
o halde cehennemde beni niçin yakacak?
devamını gör...
öldük, dünyayı şaşkın bırakıp gittik;
yüzlerce incimiz vardı delinmedik.
sersemliği yüzünden bilgisizlerin
renk renk düşünceler kaldı söylenmedik.

adnan baki'nin de kitabında dediği gibi "ismi çözdüğü kübik denklemlerle değil yazdığı rubailerle birlikte anılır."

bazılarının ömer hayyam'a ait olmadığı söylense de ben genel olarak seviyorum.
devamını gör...
geçmiş günü beyhude yere yad etme,
bir gelmemiş an için de feryad etme.
geçmiş gelecek masal bütün bunlar hep
eğlenmene bak ömrünü berbad etme.

mey kasemi kırdın yere vurdun tanrım,
zevkimden edip sanki ne buldun tanrım.
gül rengi şarabım yere döktün tekmil,
zannım bu ki sen de sarhoş oldun tanrım.
devamını gör...

kendi çarkını döndürmeye bak döndükçe dünya;
keyfinin tahtına çık kadehle dudak dudağa;
tanrının umrunda mı senin günahın sevabın:
sen kendi muradını kendi güzelinde ara.

gül der ki yüzüm yüzlerden güzelken
ezer suyumu çıkarırlar bilmem neden.
bülbül de şöyle der ona sanki içinden:
bir yıl dert çekmeden var mı bir gün sevinen?

bize şarap ve sevgili, size cami kilise;
sizler cennetliksiniz, cehennemliğiz bizlerse;
kader böyleymiş neylersin, kimsenin suçu yok:
kim ne karışır ezel nakkaşının işine?

benim varlığım senin yaptığın bir nakış;
türlü garip renklerini hep senden almış;
kendimi düzeltmeğe nasıl varsın elim:
senden güzelini yapmak bana mı kalmış!
devamını gör...
kim senin yasanı çiğnemedi ki, söyle,
günahsız geçen bir ömrün tadı ne ki, söyle,
yaptığım kötülüğü kötülükle ödetirsen sen,
sen ile ben arasında ne fark kalır ki, söyle.
devamını gör...

iki günde bir somun geçiyorsa eline
soğuk suyu da olursa bir kırık testide
niçin kendinden kötüsüne kul olur insan,
ne diye girer kendi gibisinin hizmetine?

ezel avcısı bir yem koydu oltasına
bir canlı avladı adem dedi adına
iyi kötü ne varsa yapan kendisiyken
tutar suçu yükler kendinden başkasına.

o yakut dudakları kızıl kızıl yanan nerde?
o güzelim kokusu cana can katan nerde?
müslümanlara şarap haram edilmiştir derler
içmene bak, haram işlemeyen müslüman nerde?
devamını gör...

ey kara cübbeli, senin gündüzün gece;
taş atma dünyayı bilmek isteyenlere.
onlar yaradanın sanatı peşindeler:
senin aklın fikrin abdest bozan şeylerde

derdin avucundan şarap içmedikçe
bir yudum su içmiş değilim gönlümce;
kimsenin tuzuna da ekmek banmadım
ciğerimi kebap edip yemedikçe.
devamını gör...

ben şarap içiyorum, doğrudur;
aklı olan da beni haklı bulur:
içeceğimi biliyordu tanrı,
içmezsem tanrı yanılmış olur.

dünya hangi gülü bitirdiyse yerden
kırıp atmış, toprağa gömmüş yeniden.
su yerine toprağı çekseydi bulut
sevgili kanları yağardı göklerden.

saki, gökler, denizlerce dolgunum;
içime sığmaz oldu coşkunluğum;
ak saçlarımla sarhoş ettin beni,
kış ortasında bahar bulutuyum!

şarabım, kasem, sevgilim, bir de çimen;
bırak bana bunları, al cenneti sen.
cehennemmiş, kuru laf bunlar:
kim gitmiş cehenneme, kim dönmüş cennetten?

çekmeyiz aşağılık dünyanın gamını;
özleriz gül rengi şarabın canını;
şarap dünyanın kanı, dünya ise kanlımız:
niçin içmeyelim kanlımızın kanını?

seccadeye tapanlar eşek değil de nedirler?
küfelerle riya çamuru yüklenirler gezerler.
işin kötüsü, din perdesi arkasında bunlar,
müslüman geçinirken gavurdan beterdirler.

ölüp yok olma korkuların saçma
yoktan vara yükselen dalda oldukça;
sevgiye isa gibi dirilmişsin sen;
ölüm yok artık sana dünya durdukça.

haksızlık etmekten sakın, hak yoluna gir;
yediğin ekmeği başkasına da yedir;
cana kıyma, kimsenin sırtından geçinme,
seni cennete sokmak benden: şarap getir!
devamını gör...
"açılmaz kapıları açmamız mı gerek?
dünyada insanca yaşamanız mı gerek?
bırakın öyleyse iki dünyayı birden:
ey ölü canlılar, canlar uyanık gerek!"
devamını gör...

bir testici gördüm, çamur içindeydi:
ayağı çarkında, elinde bir testi;
testinin başında bir yoksulun ayağı
kulpunda bir padişahın kellesi.

ne yazık, pişmiş ekmek çiğlerin elinde;
ne yazık, çeşmeler cimrilerin elinde.
o canım türk güzeli kömür gözleriyle,
çaylakların, uğruların, eğrilerin elinde.

bilir misin, yüceler yücesi tanrı,
şarap ne zaman çoşturur içenleri?
pazar, pazartesi, salı, çarşamba, perşembe,
bir de cuma, cumartesi günleri
devamını gör...

ben kadehten çekmem artık elimi;
tutmam senin senin kitabını, minberini.
sen kuru bir sofrasın, ben yaş bir sapık:
cehennemde sen mi iyi yanarsın, ben mi?

bayram geldi; işimiz iştir bu aralık;
horoz kanı gibi şarap bollaşır artık.
gel gelelim eşekler de boş gezer şimdi:
oruç gemi ağızlarından çıkar, yazık!

yarım somunun var mı? bir ufak da evin?
kimselerin kulu kölesi değil misin?
kimsenin sırtından geçindiğin de yok ya?
keyfine bak: en hoş dünyası olan sensin.
devamını gör...
“bu zamanda az dostun olsun, daha iyi.
herkesle uzaktan hoşbeş edip geçmeli.
can gözünü açınca görüyor ki insan
en büyük düşmanıymış en çok güvendiği.”
devamını gör...

kendi çarkını döndürmeye bak döndükçe dünya;
keyfinin tahtına çık kadehle dudak dudağa;
tanrının umrunda mı senin günahın sevabın:
sen kendi muradını kendi güzelinde ara.

gül der ki yüzüm yüzlerden güzelken
ezer suyumu çıkarırlar bilmem neden.
bülbül de şöyle der ona sanki içinden:
bir yıl dert çekmeden var mı bir gün sevinen?

bize şarap ve sevgili, size cami kilise;
sizler cennetliksiniz, cehennemliğiz bizlerse;
kader böyleymiş neylersin, kimsenin suçu yok:
kim ne karışır ezel nakkaşının işine?

benim varlığım senin yaptığın bir nakış;
türlü garip renklerini hep senden almış;
kendimi düzeltmeğe nasıl varsın elim:
senden güzelini yapmak bana mı kalmış!
devamını gör...

iki günde bir somun geçiyorsa eline
soğuk suyu da olursa bir kırık testide
niçin kendinden kötüsüne kul olur insan,
ne diye girer kendi gibisinin hizmetine?

ezel avcısı bir yem koydu oltasına
bir canlı avladı adem dedi adına
iyi kötü ne varsa yapan kendisiyken
tutar suçu yükler kendinden başkasına.

o yakut dudakları kızıl kızıl yanan nerde?
o güzelim kokusu cana can katan nerde?
müslümanlara şarap haram edilmiştir derler
içmene bak, haram işlemeyen müslüman nerde
devamını gör...
mal mülk düşkünleri rahat yüzü görmezler, bin bir derde düşer, canlarından bezerler.
öyleyken, ne tuhaftır, yine de övünür, onlar gibi olmayana adam demezler.
gül verme istersen, diken yeter bize.
ışık da vermezsen, ateş yeter bize.
hırka, tekke, post most olmasa da olur, kilise çanları bile yeter bize.
devamını gör...
rubai olmamakla birlikte amin maalouf'un semerkant 'ındaki şu dizeleri pek severim:

"sevgilinin yanında yapayalnızdın hayyam!
şimdi sığınabilirsin ona, artık gitti madem."
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"bir ömer hayyam rubaisi bırak" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim