41.
rengini dünyaya ilk defa sunan
adsız bir çiçek gibi parlıyorsa gözlerim
sevgilim
bana 'sen bir şairsin' dediğin zaman.
yalnız sana yazıyorum bu şiiri
istersen bir şiir gibi okuma
çünkü her yıl yeniden yazacağım onu
soğuklar başlayınca havalanıp
millerce yol katettikten sonra
güneyi tadan bir kuşun sevinciyle.
ve yazmış olacağım bir de
her dönemde her çağda
sevdanın kendine özgü diliyle.
muhteşem dizelerinin sahibidir.
devamını gör...
42.
korkmuyorum artık solmaktan
solmaktan ve solgunluktan
gelmişim nerelerden böyle
kurumuş bir dere yatağı gibi
ya da pek kurumamış da
baygın, hasta ya da cançekişen
çırparaktan yüzgeçlerimi dip sularında
ya da yer tahtaları, muşamba, örtük perdelerin kasvetini
yorgun düşerek taşımaktan
ve ne çıkar ayırmasam kendimi
suların büyük içkilere kavuştuğu koylardan.
koylardan
kapsayan o sevimsiz, o küçük aşkları da
eskiyen turunçlar gibi ilk rengini pek aratmayan
ayırmasam kendimi
diyorum ayırmasam
köhnemiş bir geminin -izine pek rastlanılmayan-
içindeki bir yolcudan da, değerli taşlarla dolu cepleri
cepleri yüreği cepleri
ayırmasam da ben
kim görürdü o yolcuyu, yani kim farkederdi beni
sıradan acılardır çünkü bütün ilgileri toplayan
oysa sıkıntıyı buruşuk bir iç çamaşırı gibi saklayan
bu kımıltısız gövde
görülmemiştir ki hiç görülsün şimdi
görülmediği gibi gündoğumundan havalanan kuşların
ya da bir oda kapısını açtığınız zaman
o müthiş öğle sıcağında
pencerenin önünde örgü ören birinin
- örgü mü, bir çay bardağını başka başka tutan ellerin becerikliliği mi-
görülmediği gibi
ama var mıydı sanki görülmek isteyen
var mıydı bir şeyler bekleyen yüreğimin eskittiklerinden. insanın başını döndürür, aynamız mı acaba dediğimdir.
solmaktan ve solgunluktan
gelmişim nerelerden böyle
kurumuş bir dere yatağı gibi
ya da pek kurumamış da
baygın, hasta ya da cançekişen
çırparaktan yüzgeçlerimi dip sularında
ya da yer tahtaları, muşamba, örtük perdelerin kasvetini
yorgun düşerek taşımaktan
ve ne çıkar ayırmasam kendimi
suların büyük içkilere kavuştuğu koylardan.
koylardan
kapsayan o sevimsiz, o küçük aşkları da
eskiyen turunçlar gibi ilk rengini pek aratmayan
ayırmasam kendimi
diyorum ayırmasam
köhnemiş bir geminin -izine pek rastlanılmayan-
içindeki bir yolcudan da, değerli taşlarla dolu cepleri
cepleri yüreği cepleri
ayırmasam da ben
kim görürdü o yolcuyu, yani kim farkederdi beni
sıradan acılardır çünkü bütün ilgileri toplayan
oysa sıkıntıyı buruşuk bir iç çamaşırı gibi saklayan
bu kımıltısız gövde
görülmemiştir ki hiç görülsün şimdi
görülmediği gibi gündoğumundan havalanan kuşların
ya da bir oda kapısını açtığınız zaman
o müthiş öğle sıcağında
pencerenin önünde örgü ören birinin
- örgü mü, bir çay bardağını başka başka tutan ellerin becerikliliği mi-
görülmediği gibi
ama var mıydı sanki görülmek isteyen
var mıydı bir şeyler bekleyen yüreğimin eskittiklerinden. insanın başını döndürür, aynamız mı acaba dediğimdir.
devamını gör...
43.
“kuş olsun, insan olsun.
yalnızlık sevmeyi bilmeyenlerin icadı.”
yalnızlık sevmeyi bilmeyenlerin icadı.”
devamını gör...
44.
"ben sanki bir gazetenin hiç okunmayan yerlerindeyim"
"kim ne derse desin ben bu günü yakıyorum, yeniden doğmak için çıkardığım yangından."
"bir bakın, uyanıp kalkınca çocuk olmalarım var benim."
"gitsem de her yerde biraz vardır. hatırda zamansız bir plak. bir otel kapısı, biraz istasyon. vardır o seninle birlikte olmak. buluşur çok uzaktan ellerimiz. ve nasıl göz gözeyiz ansızın bir infilak."
"unutulmuş gibiyim ben. ve insan bir bakıma unutulmuş gibidir. bilmem ki nasıl anlatmalı? yalnız bile değilim."
güzel adamdır edip cansever.
"kim ne derse desin ben bu günü yakıyorum, yeniden doğmak için çıkardığım yangından."
"bir bakın, uyanıp kalkınca çocuk olmalarım var benim."
"gitsem de her yerde biraz vardır. hatırda zamansız bir plak. bir otel kapısı, biraz istasyon. vardır o seninle birlikte olmak. buluşur çok uzaktan ellerimiz. ve nasıl göz gözeyiz ansızın bir infilak."
"unutulmuş gibiyim ben. ve insan bir bakıma unutulmuş gibidir. bilmem ki nasıl anlatmalı? yalnız bile değilim."
güzel adamdır edip cansever.
devamını gör...
45.
başım dönüyor ikimizden
çocuklar ekmek yiyorlar gibidir sesin
ön dişleriyle belli belirsiz
bir martı kalıyor gibidir hiç olmayandan
çünkü biz ikimiz de çirkin değiliz
evet mi hayır mı pek anlamadan.
ne biçim bir sestir şu bizim dalgınlığımız
bir tayın dişinde ince taflan
az yaşlı bir kadında göğüs uçlarının
yanarak sımsıcak bir kedinin ağzından
dönüp iç çekmesine gece kuşlarının.
sonra biz dağ başlarında apansız kurşunlanan
süresiz baş dönmesiyiz çok garip adamların.
muhteşem dizelerin sahibidir.
devamını gör...
46.
dam yaşama sevinci içinde
masaya anahtarlarını koydu
bakır kaseye çiçekleri koydu
sütünü yumurtasını koydu
pencereden gelen ışığı koydu
bisiklet sesini çıkrık sesini
ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu
adam masaya
aklında olup bitenleri koydu
ne yapmak istiyordu hayatta
işte onu koydu
kimi seviyordu kimi sevmiyordu
adam masaya onları da koydu
üç kere üç dokuz ederdi
adam koydu masaya dokuzu
pencere yanındaydı gökyüzü yanında
uzandı masaya sonsuzu koydu
bir bira içmek istiyordu kaç gündür
masaya biranın dökülüşünü koydu
uykusunu koydu uyanıklığını koydu
tokluğunu açlığını koydu.
masa da masaymış ha
bana mısın demedi bu kadar yüke
bir iki sallandı durdu
adam ha babam koyuyordu.
muhteşem dizelerin sahibidir.
devamını gör...
47.
adam hayatını koymuş masaya, her okuduğumda yaşamımı sorguladığım, tercihlerim, kararlarım, doğru ya da yanlışlarım bir koyalım masaya hangisi ağır gelecek.
adam yaşama sevinci içinde
masaya anahtarlarını koydu
bakır kâseye çiçekleri koydu
sütünü yumurtasını koydu
pencereden gelen ışığı koydu
bisiklet sesini çıkrık sesini
ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu
adam masaya
aklında olup bitenleri koydu
ne yapmak istiyordu hayatta
işte onu koydu
kimi seviyordu kimi sevmiyordu
adam masaya onları da koydu
üç kere üç dokuz ederdi
adam koydu masaya dokuzu
pencere yanındaydı gökyüzü yanında
uzandı masaya sonsuzu koydu
bir bira içmek istiyordu kaç gündür
masaya biranın dökülüşünü koydu
uykusunu koydu uyanıklığını koydu
tokluğunu açlığını koydu.
masa da masaymış ha
bana mısın demedi bu kadar yüke
bir iki sallandı durdu
adam ha babam koyuyordu.
edip cansever
adam yaşama sevinci içinde
masaya anahtarlarını koydu
bakır kâseye çiçekleri koydu
sütünü yumurtasını koydu
pencereden gelen ışığı koydu
bisiklet sesini çıkrık sesini
ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu
adam masaya
aklında olup bitenleri koydu
ne yapmak istiyordu hayatta
işte onu koydu
kimi seviyordu kimi sevmiyordu
adam masaya onları da koydu
üç kere üç dokuz ederdi
adam koydu masaya dokuzu
pencere yanındaydı gökyüzü yanında
uzandı masaya sonsuzu koydu
bir bira içmek istiyordu kaç gündür
masaya biranın dökülüşünü koydu
uykusunu koydu uyanıklığını koydu
tokluğunu açlığını koydu.
masa da masaymış ha
bana mısın demedi bu kadar yüke
bir iki sallandı durdu
adam ha babam koyuyordu.
edip cansever
devamını gör...
48.
cumhuriyet dönemi ve ikinci yeni akımının öncü şairlerindendir. yalnız kalmış bireyin şehir yaşamına olan yabancılığını konu edinmiştir. sosyal kurallar içinde bunalan bireyi, zengin bir imgesel anlatımla yazıya dökmüştür. şiirlerinde öyküleyici ve betimleyici anlatıma, diyaloğa, dramaya önem vermiştir.
devamını gör...
49.
küçük iskender' in anlattığına göre, tanışmayı çok istediği, tam tanışacakları gün, üstelik iskender' in doğum günü olan 28 mayıs' ta hayatını kaybeden ikinci yenici türk şair.
yerçekimli karanfil.
ben ruhi bey, nasılım?
en bilindik kitapları, masa şiiri, en meşhur şiiridir.
yerçekimli karanfil.
ben ruhi bey, nasılım?
en bilindik kitapları, masa şiiri, en meşhur şiiridir.
devamını gör...
50.
bu aralar ellerim hep üşür benim... doktor kansızlık der, ben sensizlik derim.
edip cansever
edip cansever
devamını gör...
51.
seni sevmek intihar da
sevmemek ihtimal bile değil.
edip cansever.
devamını gör...
52.
her yere yetişilir
hiçbir şeye geç kalınmaz ama
çocuğum beni bağışla
ahmet abi sen de bağışla…
şiirin içinde geçen “ahmet abi” cansever’ in komşusu tanpınar mıdır? cevabını bilemiyorum ama aklıma “ahmet abi” tanpınar olarak kazınmıştır.
hiçbir şeye geç kalınmaz ama
çocuğum beni bağışla
ahmet abi sen de bağışla…
şiirin içinde geçen “ahmet abi” cansever’ in komşusu tanpınar mıdır? cevabını bilemiyorum ama aklıma “ahmet abi” tanpınar olarak kazınmıştır.
devamını gör...
53.
#2005385
ahmet abi; edip cansever'in istanbul'da tanışmış olduğu türkiye komünist partisi'ne üye eski bir işçi olan ahmet gayretli'dir. 89 yaşında hayata gözlerini yummuştur.
ahmet abi; edip cansever'in istanbul'da tanışmış olduğu türkiye komünist partisi'ne üye eski bir işçi olan ahmet gayretli'dir. 89 yaşında hayata gözlerini yummuştur.
devamını gör...
54.
çocuklar büyükler gibi konuşur sefaletten diyen şairdir.
bu cümleyi okuyunca aklıma sokak röportajlarında konuşan ve konuşurken haklı tepkiler veren çocuklar geldi.
bu cümleyi okuyunca aklıma sokak röportajlarında konuşan ve konuşurken haklı tepkiler veren çocuklar geldi.
devamını gör...
55.
iyi ki doğdun güzel bakan adam.
iyi ki doğdun kalbi güzel şair!
doğum gününü geç olsa da kutlamak istedim.
doğumla ölüm yine yan yana.
dallar mı kırılmış, sarmaşıklar mı toz içinde
beklesem hemen gelecek olduğun
tam öyle olduğun
oysa hep yanımdasın, seninle her şey yanımda
kırıp dökük de olsa yanımda
mesela çok sevdiğin bir deniz bile yanımda
o deniz ki aramızda hiç kımıldamadan
erkeğini iyi tanıyan bir kadın gibi yorgun.
yarısı yenmiş bir elmaydık bana sorarsan
ikimizdik, iki kişi değildik
bakıyorsak birlikte bakıyorduk gözlerimin içine
birlikte gözlerinin içine bakıyorduk senin
yanlıştı, doğruydu, hiç bilmiyorum
sanki bir bakıma ayrılık böyle.
iyi ki doğdun kalbi güzel şair!
doğum gününü geç olsa da kutlamak istedim.
doğumla ölüm yine yan yana.
dallar mı kırılmış, sarmaşıklar mı toz içinde
beklesem hemen gelecek olduğun
tam öyle olduğun
oysa hep yanımdasın, seninle her şey yanımda
kırıp dökük de olsa yanımda
mesela çok sevdiğin bir deniz bile yanımda
o deniz ki aramızda hiç kımıldamadan
erkeğini iyi tanıyan bir kadın gibi yorgun.
yarısı yenmiş bir elmaydık bana sorarsan
ikimizdik, iki kişi değildik
bakıyorsak birlikte bakıyorduk gözlerimin içine
birlikte gözlerinin içine bakıyorduk senin
yanlıştı, doğruydu, hiç bilmiyorum
sanki bir bakıma ayrılık böyle.
devamını gör...
56.
henüz ortaokul yıllarında fatih’teki millet kütüphanesi’nde eski sanat dergilerini okuyup notlar alarak başlayan şiir yazma isteği, istanbul erkek lisesi’nde okuduğu yıllarda artarak devam etti. okulun babıâli’ye oldukça yakın oluşu sebebiyle akşamüstleri marmara, abc ve yokuş kitabevlerine uğrayarak yeni şiir anlayışını tutkuyla izledi. millî eğitim bakanlığı yayınlarından çıkan kitaplar aracılığıyla yunan ve lâtin klâsiklerini, dünya edebiyatınının klasiklerini okudu. ilerleyen yaşlarında marksizm ve sol düşünce ile tanıştı.
ilk şiiri 1944'te istanbul dergisinde yayınlandı. yücel, fikirler, edebiyat dünyası, kaynak dergilerinde çıkan ilk gençlik şiirlerini ikindi üstü başlıklı kitapta topladı. bu şiirlerde varlıklı, her şeye yaşama sevinciyle bakan bir gencin avarelikleri, duyguları ön plandaydı.
1951'de nokta dergisini çıkardı. bu dergi, genç şairlerle ve yazarlarla tanışmasını sağladı. ilk kitabından 7 yıl sonra yayınladığı dirlik düzenlik bu dönemin ürünüdür. bu kitaptaki şiirlerde düşünceyi dil içinde eritmeye yönelen, özlü bir söyleyiş ve çarpıcı biçim arayan, toplumsal eleştiri için mizah aracını kullanan bir tutum görüldü. 1957'de yayınlanan yerçekimli karanfil ile kendisine özgü bir şiir evreni kurdu. ikinci yeni akımının özgün örneklerini verdi. yenilik, pazar postası, yeni dergi gibi dönemin sanat yayınlarında şiirsel canlılığı besleyen şairlerden biri oldu. şiirinde zamanla sevinç yerini bunalıma, toplumsal dengesizlikleri eleştirme kaygısı yerini yıkıcı bir umutsuzluğa bıraktı. "dize işlevini yitirdi" gerekçesiyle yeni arayışlara yöneldi. şiirde tiyatrodan esinlenen diyaloglar kullandı. nerde antigone, tragedyalar, çağrılmayan yakup bu dönemin ürünleridir. yine de ikinci yeni içindeki bazı şairler gibi anlamsızlığı savunmadı. kapalı, anlaşılması güç, yine de anlamdan ayrılmayan bir şiire yöneldi. çok farklı imgeler kullanırken bile düşünce öğesini göz ardı etmedi. yapıtlarına tutarlı bir bütünlük kazandırdı. şiirinde düzyazı olanaklarını kullanmaktan da çekinmedi. yalnız şiirleriyle değil tepkileri ve yaşama biçimiyle de kendisinden söz ettirdi. sürekli yazan, yayınlayan bir şair olarak ilgileri hep üstünde tuttu.
edip cansever’in sağlığında yayımlanan son kitabı, oteller kenti oldu. 1985-1986 yılları arasında yazdığı fakat yayımlanmayan şiirleri, bazı düzyazıları, hakkında yazılanlar ve bazı konuşmalar, ölümünden sonra gül dönüyor avucumda (1988) başlığıyla neşredildi. 1990’da yayımlanmış tüm şiir kitapları, yerçekimli karanfil/toplu şiirleri ı ve şairin seyir defteri/toplu şiirleri ıı başlığıyla yeniden yayımlandı. 2005’te bütün şiirleri, sonrası kalır ı-ıı başlığıyla yapı kredi yayınları tarafından yayımlandı. cansever’in çeşitli dergilerde yayımlanan, ancak şiir kitaplarına almadığı şiirleri, mehmet can doğan tarafından derlendi ve 2009’da öncesi de kalır başlığıyla neşredildi.
ilk şiiri 1944'te istanbul dergisinde yayınlandı. yücel, fikirler, edebiyat dünyası, kaynak dergilerinde çıkan ilk gençlik şiirlerini ikindi üstü başlıklı kitapta topladı. bu şiirlerde varlıklı, her şeye yaşama sevinciyle bakan bir gencin avarelikleri, duyguları ön plandaydı.
1951'de nokta dergisini çıkardı. bu dergi, genç şairlerle ve yazarlarla tanışmasını sağladı. ilk kitabından 7 yıl sonra yayınladığı dirlik düzenlik bu dönemin ürünüdür. bu kitaptaki şiirlerde düşünceyi dil içinde eritmeye yönelen, özlü bir söyleyiş ve çarpıcı biçim arayan, toplumsal eleştiri için mizah aracını kullanan bir tutum görüldü. 1957'de yayınlanan yerçekimli karanfil ile kendisine özgü bir şiir evreni kurdu. ikinci yeni akımının özgün örneklerini verdi. yenilik, pazar postası, yeni dergi gibi dönemin sanat yayınlarında şiirsel canlılığı besleyen şairlerden biri oldu. şiirinde zamanla sevinç yerini bunalıma, toplumsal dengesizlikleri eleştirme kaygısı yerini yıkıcı bir umutsuzluğa bıraktı. "dize işlevini yitirdi" gerekçesiyle yeni arayışlara yöneldi. şiirde tiyatrodan esinlenen diyaloglar kullandı. nerde antigone, tragedyalar, çağrılmayan yakup bu dönemin ürünleridir. yine de ikinci yeni içindeki bazı şairler gibi anlamsızlığı savunmadı. kapalı, anlaşılması güç, yine de anlamdan ayrılmayan bir şiire yöneldi. çok farklı imgeler kullanırken bile düşünce öğesini göz ardı etmedi. yapıtlarına tutarlı bir bütünlük kazandırdı. şiirinde düzyazı olanaklarını kullanmaktan da çekinmedi. yalnız şiirleriyle değil tepkileri ve yaşama biçimiyle de kendisinden söz ettirdi. sürekli yazan, yayınlayan bir şair olarak ilgileri hep üstünde tuttu.
edip cansever’in sağlığında yayımlanan son kitabı, oteller kenti oldu. 1985-1986 yılları arasında yazdığı fakat yayımlanmayan şiirleri, bazı düzyazıları, hakkında yazılanlar ve bazı konuşmalar, ölümünden sonra gül dönüyor avucumda (1988) başlığıyla neşredildi. 1990’da yayımlanmış tüm şiir kitapları, yerçekimli karanfil/toplu şiirleri ı ve şairin seyir defteri/toplu şiirleri ıı başlığıyla yeniden yayımlandı. 2005’te bütün şiirleri, sonrası kalır ı-ıı başlığıyla yapı kredi yayınları tarafından yayımlandı. cansever’in çeşitli dergilerde yayımlanan, ancak şiir kitaplarına almadığı şiirleri, mehmet can doğan tarafından derlendi ve 2009’da öncesi de kalır başlığıyla neşredildi.
devamını gör...
57.
zamana zamanla baktım, diyen türk şair.
devamını gör...
58.
masa da masaymış ha, ben ruhi bey nasılım gibi şiirleriyle ünlenmiş ikinci yeninin temel taşlarından biri olan şairdir.
devamını gör...
59.
alıntım şu olan şair:
gökyüzü gibi bir şey çocukluk
hiçbir yere gitmiyor
gökyüzü gibi bir şey çocukluk
hiçbir yere gitmiyor
devamını gör...
60.
çok karanlık bir cümlede durmuş gibiyiz.*
devamını gör...
"edip cansever" ile benzer başlıklar
cansever
10