kaç zamandır içinde olduğum ruh halimi; ''gelmiyor içimden hüzünlenmek bile'' dizesi ile tarif edebileceğim şair.
devamını gör...
rengini dünyaya ilk defa sunan
adsız bir çiçek gibi parlıyorsa gözlerim
sevgilim
bana 'sen bir şairsin' dediğin zaman.

yalnız sana yazıyorum bu şiiri
istersen bir şiir gibi okuma
çünkü her yıl yeniden yazacağım onu
soğuklar başlayınca havalanıp
millerce yol katettikten sonra
güneyi tadan bir kuşun sevinciyle.

ve yazmış olacağım bir de
her dönemde her çağda
sevdanın kendine özgü diliyle.

muhteşem dizelerinin sahibidir.
devamını gör...
biliyor musun az az yaşıyorsun içimde
oysaki seninle güzel olmak var
örneğin rakı içiyoruz, içimize bir karanfil düşüyor gibi
bir ağaç işliyor tıkır tıkır yanımızda
midemdi aklımdı şu kadarcık kalıyor.
sen o karanfile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte
sen de bir başkasına veriyorsun daha güzel
o başkası yok mu bir yanındakine veriyor
derken karanfil elden ele.
görüyorsun ya bir sevdayı büyütüyoruz seninle
sana değiniyorum, sana ısınıyorum, bu o değil
bak nasıl, beyaza keser gibisine yedi renk
birleşiyoruz sessizce.

muhteşem dizelerinin sahibidir.
devamını gör...
"her şeyin fazlası zararlıdır ya,
fazla şiirden öldü edip cansever."
cemal süreya
devamını gör...
onun için fazla şiirden ve platonik aşkından öldü derler. kendisi tomris uyar'a platonik aşıktır. ama onu kendine aşık edememiştir. tomris ile baş başa oturdukları bir rakı masasında "tomris rakıyı çok sever, bense onu..." yazmıştır peçeteye. ona duyulmamış duyguların şairi de denir.
devamını gör...
konuşuyoruz desem, konuşmuyoruz da
ayrı ayrı şeyler düşünüyoruz üstelik
birbirimize bakarak
ne seviyoruz ne de sevmiyoruz birbirimizi
ne varız ne de yoğuz gerçekte
iki lamba gibiyiz, iki ayrı yerinden
aydınlatan odayı

değilsekte yakın birbirimize
uzak da sayılmayız büsbütün
gökyüzünde iki uçurtma başıboş
yanyanayızdır sadece

her çiçek bir çoğulluktur gününe göre
yalnızlık bir çoğulluktur
sanırım bir giz de yok bu beraberlikte

edip cansever
devamını gör...
“içinden doğru sevdim seni
bakışlarından doğru sevdim de
ağzındaki ıslaklığın buğusundan
sesini yapan sözcüklerden sevdim bir de
beni sevdiğin gibi sevdim seni
kar bırakılmış karanlığından.”
devamını gör...
alıştık bakıvermeye, az şey mi balkonda deniz
son gözlerimizi harcadık, en çok da güneşin tuttuğu
sırası gelmişken söyliyelim de
biz onunla güneşi, suyu aşka çeviriyoruz
bana uzun mu uzun portakal dilimlerini anlatıyor
duvarları boyatıyor her sonbaharda
şimdiyse ne yapalım? bilemiyoruz.

saçlarla gözleri kesiyoruz makaslar konusunda
ayağa kalkıyoruz ayağa gece gündüz
her elde bir gökyüzü var ağlıyacağımız geliyor bir türlü
çocuklar beklme yapıları gibi sokaklarda
biz ki çok alımlı bir balkonu olan
sarkarak dışarıya
bunca olanlara bakar gibisine belki
insanda bir türkü var onu çıkarıyoruz.
devamını gör...
"sevda bir ateş buldu sende, eğilip öptü seni
artık kimse denizi bilmiyor.

dirseklerini masaya koyuşundan belli
gelip geçen bir günü bitirmek istemediğini
sevda bir umut buldu sende.

ey bir yolcu listesinde bir ölüyü arayan
artık kimse gözlerini bilmiyor.

şunu imzala
bir mektup, bir telgraf alındısı değil
unutulmuş bir sevdadır kapısını çalan
ve sevimsiz bir terlik gibi duran odan
kimse artık bir şey giymek istemiyor.

sonra bir pencereden kendine
ayışığı gibi vuran sen
ne sana na başkasına benziyor.

ve işte bir dip balığı su boşluğunda
çırparaktan yüzgeçlerini
hiç kimseye uymayan bir mevsim öneriyor."
devamını gör...
bütün iyi kitapların sonunda
bütün gündüzlerin, bütün gecelerin sonunda
meltemi senden esen
soluğu sende olan
yeni bir başlangıç vardır

parmağını sürsen elmaya, rengini anlarsın
gözünle görsen elmayı, sesini duyarsın
onu işitsen, yuvarlağı sende kalır
her başlangıçta yeni bir anlam vardır.

nedensiz bir çocuk ağlaması bile
çok sonraki bir gülüşün başlangıcıdır.
devamını gör...
hakkımda soruşturma açılmasına neden olan büyük şairdir.

çalıştığım okulda bir şiir dinletisi yapılmaya karar verir idare ve edebiyat öğretmeni arkadaşıma bu görev verilir, o da güzel bir şiir seçkisi yapar, öğrencileri seçer ve çalışmaya başlar ama dinletiye 15 gün kala tayin olup gider. okulda başka edebiyat öğretmeni de olmadığı için dinletiyi çıkarmak bana düşer.

hikaye burda başlar zaten. bir kız öğrenci “ yerçekimli karanfil”i okur ve güzel de okur. ben de beğendiğim için dinletide bu şiirle başlamaya karar veririm. iki gün sonra ise hayatımda duyduğum en saçma soruşturma için milli eğitimden aranırım.

meğer bir veli beni şikayet etmiştir, güzel şiir okuyan kızın velisi ve şikayet konusu şudur:

“ şiirde rakı içiliyor.”

edip cansever ile şiirde içtiğimiz rakıdan sarhoş olan velilerimizin şikayeti ile açılan soruşturmadan elbette bir şey çıkmadı ama edip abiye ayıp oldu. işte sarhoş eden şiir:


yerçekimli karanfil
biliyor musun az az yaşıyorsun içimde
oysaki seninle güzel olmak var
örneğin rakı içiyoruz, içimize bir karanfil düşüyor gibi
bir ağaç işliyor tıkır tıkır yanımızda
midemdi aklımdı şu kadarcık kalıyor.

sen karanfile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte
sen de bir başkasına veriyorsun daha güzel
o başkası yok mu bir yanındakine veriyor
derken karanfil elden ele.

görüyorsun ya bir sevdayı büyütüyoruz seninle
sana değiniyorum, sana ısınıyorum, bu o değil
bak nasıl, beyaza keser gibisine yedi renk
birleşiyoruz sessizce.
devamını gör...
“ve okuyorum yıllardır bütün yalnızlıkları okuyorum da
kuş olsun, insan olsun
yalnızlık, sevmesini bilmeyenlerin icadı işte.”

- edip cansever
devamını gör...
“cemal süreya’ya içki içmesini ben öğrettim..”
- edip cansever

“edip’e şiir yazmayı ben öğrettim..”
- cemal süreya

“bu ikisi bunları tartışırken ben de gittim tomris'le evlendim.."
- turgut uyar
devamını gör...
"edip şiiri bozarken şiir edip’i düzeltmiştir."
cemal süreya
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
cemal süreya'dan edip cansever tasviri.
devamını gör...
hiç böyle ısınmamıştım;
daldaki vişneye,
vitrindeki aydınlığa,
salça kokusuna mutfağımın,
akan dereye, uçan buluta,
hiç böyle ısınmamıştım yaşamaya.
devamını gör...
edebiyat diasporasının avangart ismidir, akabinde de küçük iskender gelir zannımca. tek başına ikinci, üçüncü ve hatta beşinci yeni bile olabilmeye muktedirdir. hiç unutmam merhum arkadaşım ve meslektaşım küçük iskender'in bir röportajını. kitaplarla dolu bir odada büyüyen bir insan iskender. babası emekçi komünist bir ressam. şiirler en nadide arkadaşları. tabi edip okuyor henüz yeni yeni filizlendiği zamanlarda. birden anlamsız buluyor bir şiirini edip'in ve kitabı duvara fırlatıyor. o şiir de edip cansever'in " phoen ix" şiiri. şiirde bir mısrada köpeklerden bahsediyor ve şöyle diyor: "kim bakardı uzağa köpekleri saymazsam" sonra aradan birkaç gün geçtikten sonra trenle bir yolculuğa çıkıyor iskender ve bir köpek görüyor arazide. köpek alabildiğine ufka doğru manalı-manasız bakıyor, yalnızca bakıyor... o an edip cansever'in şiiri geliyor aklına ve eve vardığında kitabı alıp bağrına basıyor. en sevdiği şairdir iskender'in edip. sorarım sizlere, sevilmeyecek biri midir? ve şiirin tamamı da şöyledir:


ben orada, akşamına orospular dadanan
camlarında pis sinekler gezinen, ben orada
eskimiş bir tutuşla şarabını içiyor
kadınlarda ölüyor kadınsız bakışlarla
başıyla öne düşmüş yüreğiyle beraber
ya tanrıya inanır ya da isyana.

kimseye vermiyor ki acılardan artarsa
kuytular çıkarıyor sevişmeler onlardan
bu nasıl bir bakış ki dünyaya intiharla
ya da hep kar yağıyor da düşünmesi siyahtan
öyle ya kim sevişirdi acıları olmasa
kim bakardı uzağa köpekleri saymazsam.

orası bir ölümdür şarabımı doyuran
ölünen yüzler gibi bir bütündür adamlar
vaftizi gün ışığında bir garip protestan
tanrısıyla sevişir, herkes bilir sevişmeyi o kadar
kim ne derse desin ben bu günü yakıyorum
yeniden doğmak için çıkardığım yangından
devamını gör...
edip cansever'i bir kere anlarsanız işiniz yaş demektir, artık hep anlayan-düşünen-sorgulayan biri olacaksınız demektir.
cansever hiçbir şairle kıyaslanamaz; o kendi başına bir edebiyat akımıdır. vesselam.
devamını gör...
-masa da masaymış ha-
adam yaşama sevinci içinde
masaya anahtarlarını koydu
bakır kâseye çiçekleri koydu
sütünü, yumurtasını koydu
pencereden gelen ışığı koydu
bisiklet sesini, çıkrık sesini
ekmeğin, havanın yumuşaklığını koydu
adam masaya
aklında olup bitenleri koydu
ne yapmak istiyordu hayatta
işte onu koydu
kimi seviyordu, kimi sevmiyordu
adam masaya onları da koydu
üç kere üç dokuz ederdi
adam koydu masaya dokuzu
pencere yanındaydı, gökyüzü yanında
uzandı masaya sonsuzu koydu
bir bira içmek istiyordu kaç gündür
masaya biranın dökülüşünü koydu
uykusunu koydu, uyanıklığını koydu
tokluğunu, açlığını koydu.

masa da masaymış ha
bana mısın demedi bu kadar yüke
bir iki sallandı, durdu
adam ha babam koyuyordu...
(bkz: edip cansever)

t:93 yıl önce bugün, dünya'ya ölümsüzlüğü kanıtlamak için teşrif etmiş şairdir. şiirleri sonsuzluğa atılan en güzel imzadır.

tanım girmeden önce başlığa yazılanları bir tarayım dedim. "acaba hayatımın şiirini kendine düstur edinen var mı?" diye. yokmuş. şiir çok girift bir yapı. ikinci yeni şairleri de bu durumu destekliyor bana göre. bir halkiyatçı olarak görüş farklılıklarımız olsa da hepsine ayrı ayrı hayranım. en çok da edip cansever'e. 3 yıl önce bir doğum günümde yakın arkadaşlarım olan iki güzel kadın bana yerçekimli karanfil ve ben ruhi bey nasılım kitabını hediye etmişlerdi. o gün ve gece doğum günüm şiir şölenine dönmüştü. hayatımın en güzel günlerinden biriydi muhakkak. ayda bir şiir ve türkü gecemiz olurdu. kimi türkü söyler, kimi bağlamasını konuşturur, kimi de şiir okurdu. güzel günlerdi. dolu dolu geçti. geleyim asıl meseleye biraz uzattım affedin. ben o gecelerde hep -masa da masaymış ha- şiirini okurdum. bazıları anlardı beni, acı'yı birlikte sevmiştik onlarla. bazıları da "neden bu şiir" diye sorarlardı. "hayatımın gerçeğine dokunduğundan" derdim, uzatmazdım. 14 yaşındaydım bu şiirle tanıştığımda. biraz zor zamanlardı. 10 gün boyunca -uyanık kalabildiğim zamanlar tabii- sürekli okudum, dinledim. hayat ayaklarımın altından kayıp giderken bir şiire tutundum. vertigo atakları da edip cansever'e hayran oldu yani. o'nun imgesi, benim anlamım oldu. kimdi o adam ya da kadın? belki de cismani bir varlık değil. bir yaratıcı! verdikleriyle, aldıklarıyla anlatmaya çalıştığı neydi? amacı neydi ya da ne? şeklimi ceviz ağacından vermiş belli. bir "masa" bu kadar dayanaklı olabilir miydi? her neyse "ben bir ceviz ağacıydım*, yaşanmışlıklarla dolu bir evin sessizliğinde" o da bilmiyordu bu kadar dayanıklı bir masa olacağımı.* halbuki ezel ve ebed ellerinde...

iyi ki doğdun canım edip cansever.
devamını gör...
türk edebiyatında dizeleri en iyi felsefi duyuma sahip şair.
"ımgesiyim ölümün..."
devamını gör...
"ve işte bir dip balığı su boşluğunda
çırparaktan yüzgeçlerini
hiç kimseye uymayan bir mevsim öneriyor."
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"edip cansever" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim