41.
ekmek yoksa pasta yesinler diyen kraliçe. ölünün arkasından da konuşulmaz ama sen de halka az çektirmemişsin be bacım. bir de senin gibilerinin soyu da tükenmiyor. lafı da edilmiyor malesef.
devamını gör...
42.
emanete hıyanetlik etmek. birisi sana güvenmiş, seni insan bilmiş, sana kıymetli bir şeyini bırakmış. sen ise ya onu kırdın, ya sattın, ya kendin kullandın, oldu mu şimdi bu?
devamını gör...
43.
44.
(bkz: akp ye oy vermek)
devamını gör...
45.
46.
günde 30 dal içen ama asla paket almayan otlakçı tarifesi.
devamını gör...
47.
yavrum buraya kendimi nasıl bırakayım. benden yapabileceğim bir şey iste. aa.
devamını gör...
48.
benimle aynı masada oturup, ortak arkadaşın arkasından sallayan yüzyüze gelince rahip teresa kesilen aşağılık karakter. muhtemelen başkasının masasında da bana giydiriyor.
egoist şeref yoksunu yavşak karakter.
egoist şeref yoksunu yavşak karakter.
devamını gör...
49.
sene ikibin filan kaç.
taksim'de cemaat toplanmış araların da askerden izne gelmiş askerler de var. teğmen asteğmen vs. subay yani öyle konserve kutusuna hallenecek posizyonda kimse yok.
oturulmuş içerkene birden birisi;
- burdaondokuzharfvar sen buraları bilirsin bizi karıya götürsene .
*tamam içelim şunları ben sizi güzel bir yere götürücem.
tabi burdaonkuzharf'e pemezenk muamelesi yapılması zoruna gitmiştir. intikam is loading.
bunlara bir kaç kadeh karışık shot attırılır iyice kelle olunca -hadi kalkın kızları aradım eve gelmişler gidiyoruz diye sürüyü öne katarak ilerlenir.
taksimin meşhur sokağına girilir bu yumurtacılar göze kestirilen ilk binaya sokulur.
-benim selamımı söyleyin ben girmiyorum yoksa beni de tutarlar sizi oturduğumuz mekanda bekliyoruz acele etmeyin rahat rahat tadını çıkara çıkara takılın derim ve topuklarım.
sokak ülker sokaktır bina travestilerin olduğu binalardan birisidir.
intikamını alan burdaondokuzharf mutludur geriye döner bu sazanları bekler.
devamı bir başka entrye.
taksim'de cemaat toplanmış araların da askerden izne gelmiş askerler de var. teğmen asteğmen vs. subay yani öyle konserve kutusuna hallenecek posizyonda kimse yok.
oturulmuş içerkene birden birisi;
- burdaondokuzharfvar sen buraları bilirsin bizi karıya götürsene .
*tamam içelim şunları ben sizi güzel bir yere götürücem.
tabi burdaonkuzharf'e pemezenk muamelesi yapılması zoruna gitmiştir. intikam is loading.
bunlara bir kaç kadeh karışık shot attırılır iyice kelle olunca -hadi kalkın kızları aradım eve gelmişler gidiyoruz diye sürüyü öne katarak ilerlenir.
taksimin meşhur sokağına girilir bu yumurtacılar göze kestirilen ilk binaya sokulur.
-benim selamımı söyleyin ben girmiyorum yoksa beni de tutarlar sizi oturduğumuz mekanda bekliyoruz acele etmeyin rahat rahat tadını çıkara çıkara takılın derim ve topuklarım.
sokak ülker sokaktır bina travestilerin olduğu binalardan birisidir.
intikamını alan burdaondokuzharf mutludur geriye döner bu sazanları bekler.
devamı bir başka entrye.
devamını gör...
50.
bir canlıya şerefsizlik bu kadar mı yakışır! tipe bak, sevimli, ne olacak:
devamını gör...
51.
ilac bekledigini söyleyen ve yardim isteyen , kanser hastasi gencecik bir kiza 20 lira uzatip "hadi al parayi da git buradan" demek... bunun tarifi yok .
devamını gör...
52.
bu başlık şerefsizlik bırak değil de herkesin acısı olmuş.
tanım: sırrınızın afişe olması.
tanım: sırrınızın afişe olması.
devamını gör...
53.
iftira atmak.insani işinden, evinden, düzeninden, yaşam standartlarından edecek, 1 sene işsiz kaldıracak kadar iftira atmak. diyeceklerim bu kadar.
devamını gör...
54.
sonra yemek için sakladığın tatlının gizlice yenmesi
devamını gör...
55.
sürahideki suyu bitirip sonra doldumamak.
devamını gör...
56.
arkadaşımın yurtdışından gelen votkasını, biraları tuvalet lavabosuna dökmek...
devamını gör...
57.
bir teknisyenin kompresör arızası dediği ve yüksek fiyat verdiği işi yalnızca servis ücreti alarak gidermek. şerefsizlik yapan ben değilim ama olsun.*
devamını gör...
58.
düşündüm düşündüm aklıma gelmedi, bir insan bu kadar good boy olmamalı, sonra bu tarz başlıklara yazacak anınız olmuyor.
devamını gör...
59.
üniversitenin ilk yılındaydı sanırım bir yakınım vardı. ve zor süreçten geçiyordu vize dönemlerime yakın ama yine de çoğu zaman sabaha kadar konuşuyorduk durumunu düzeltebilmek adına.
durumunu düzelttikten sonra benden uzaklaştı. ama ben bu uzaklaşmayı farklı sandım. "sorunu çözemedik mi acaba?" veya "başka bir şey mi oldu?" veya "bu döneminde tam yanında olamadım mı yoksa, ondan mı bozuldu da böyle davranıyor?" diye saf saf düşünürken meğersem kendisi (11'e gidiyordu.) sınava hazırlık yaparken zamanını alıyormuşum diye benle konuşmak istememiş. bir de ben anca bunu 5-6 gün sonra onu sıkıştırıp öğrendim. sıkıştırma olayı da derdinin kesinlikle benle olduğunu anlamamdan kaynaklıydı. ve sen sorun yaratıyorsan insan gibi açıklamanı yapamıyorsan o vakit eşek gibi yapacaksın. sorun yaratıp kaçmak, pardon nereye?
neyse işte olayı öğrendim ve onu sildim.
bölümüm hep uygulamalar üzerindeydi neredeyse. 2-3 hafta teorikten sonra uygulamaya geçiyoruz. bunun yoruculuğu vardı, malzeme bulma sıkıntısı, kız apartmanında kalma olayı (yemek, temizlik, çamaşır vs. zaman alıcı ve yorgunluklar üst üsteyken yorucu oluyor.) sonrasında sınavlara çalışma olayında ben ona saat akşam 10'dan sabah 4-6'ya kadar vakit ayırmışım üst üste birkaç gün. ve kendisinin zaman kaybı olmuş. (:
o an hiç bunlardan bahsetmedim bile. dediğim tek şey "keşke ilkten deseydin de zaman kaybına bu günleri de eklemeseydin. ve doğrudan deseydin ben seni anlardım ama böyle aptallık yapmandan ötürü anlayış göstermeyeceğim. ne hâlin varsa görebilirsin. bir daha görüşmemek üzere desem de son olmayacağını biliyorum." gibisinden bir şeyler deyip silmiştim.
ve sonralarda "abla özür dilerim."ler ama yok. bazı olayların ben de tek hakkı var. yaptın mı silinirsin kim olursan ol.
benim senin yanında olmaya çalıştığım zamanlara hem saygısızlık hem de terbiyesizlik ediyorsun. sınav sürecinde vakit kaybı olarak görmen bile yeterliydi neyse. insanlar büyük ve küçük olarak bu tarz.
en son depremde kuzenime sormuş durumumu, o da "ne diyeyim?" deyince"haysiyet kaybı olanlara cevap vermiyormuş. ve eğer bir kez daha sorulursa o kişinin ağzına ediyormuş. bu yüzden şanslarını çokta zorlamasınlarmış." diye yazdırmıştım. yabancıya dönüşen onlarsa ve şerefsiz bir yabancıya dönüşüyorlarsa ona göre muamele ederim ben de. ben o süreçten sonra onları tamamen siliyorum. hayatımda olmayan aklımda da olmuyor. deprem tarzı olaylarda aklıma bile gelmediler mesela. tamamen bitirip gerçek yabancılara çeviriyorum. bu olay benim için lütuf gibi. yoksa baya üzülürdüm.
şerefsizlikten çekinmeyenlere had bildirmekten çekinecek değilim bu kim olursa olsun. böyle adilik yapınca normal muamele bekleme pişkinlikleri de var? sen benim midemi bulandırdıktan sonra hangi yüzle iyi halimi bekliyorsun ki? adi oldukları kadar beyinsiz gibiler.
niye nefes alıyorlar ya da ben niye onlarla aynı yerde nefes alıyorum? bu bariz dengesizlik benim sinirimi bozuyor ve tiksindiriyor. temel benzerliklerden bile iğreniyorum. benim gibi saçı var, gözü var falan iyy yani. bakınca insan, tanıyınca cinsi belirsiz bir yaratık?
insan görünümünün kamuflaj olayından nefret ediyorum tırt yiyin...
durumunu düzelttikten sonra benden uzaklaştı. ama ben bu uzaklaşmayı farklı sandım. "sorunu çözemedik mi acaba?" veya "başka bir şey mi oldu?" veya "bu döneminde tam yanında olamadım mı yoksa, ondan mı bozuldu da böyle davranıyor?" diye saf saf düşünürken meğersem kendisi (11'e gidiyordu.) sınava hazırlık yaparken zamanını alıyormuşum diye benle konuşmak istememiş. bir de ben anca bunu 5-6 gün sonra onu sıkıştırıp öğrendim. sıkıştırma olayı da derdinin kesinlikle benle olduğunu anlamamdan kaynaklıydı. ve sen sorun yaratıyorsan insan gibi açıklamanı yapamıyorsan o vakit eşek gibi yapacaksın. sorun yaratıp kaçmak, pardon nereye?
neyse işte olayı öğrendim ve onu sildim.
bölümüm hep uygulamalar üzerindeydi neredeyse. 2-3 hafta teorikten sonra uygulamaya geçiyoruz. bunun yoruculuğu vardı, malzeme bulma sıkıntısı, kız apartmanında kalma olayı (yemek, temizlik, çamaşır vs. zaman alıcı ve yorgunluklar üst üsteyken yorucu oluyor.) sonrasında sınavlara çalışma olayında ben ona saat akşam 10'dan sabah 4-6'ya kadar vakit ayırmışım üst üste birkaç gün. ve kendisinin zaman kaybı olmuş. (:
o an hiç bunlardan bahsetmedim bile. dediğim tek şey "keşke ilkten deseydin de zaman kaybına bu günleri de eklemeseydin. ve doğrudan deseydin ben seni anlardım ama böyle aptallık yapmandan ötürü anlayış göstermeyeceğim. ne hâlin varsa görebilirsin. bir daha görüşmemek üzere desem de son olmayacağını biliyorum." gibisinden bir şeyler deyip silmiştim.
ve sonralarda "abla özür dilerim."ler ama yok. bazı olayların ben de tek hakkı var. yaptın mı silinirsin kim olursan ol.
benim senin yanında olmaya çalıştığım zamanlara hem saygısızlık hem de terbiyesizlik ediyorsun. sınav sürecinde vakit kaybı olarak görmen bile yeterliydi neyse. insanlar büyük ve küçük olarak bu tarz.
en son depremde kuzenime sormuş durumumu, o da "ne diyeyim?" deyince"haysiyet kaybı olanlara cevap vermiyormuş. ve eğer bir kez daha sorulursa o kişinin ağzına ediyormuş. bu yüzden şanslarını çokta zorlamasınlarmış." diye yazdırmıştım. yabancıya dönüşen onlarsa ve şerefsiz bir yabancıya dönüşüyorlarsa ona göre muamele ederim ben de. ben o süreçten sonra onları tamamen siliyorum. hayatımda olmayan aklımda da olmuyor. deprem tarzı olaylarda aklıma bile gelmediler mesela. tamamen bitirip gerçek yabancılara çeviriyorum. bu olay benim için lütuf gibi. yoksa baya üzülürdüm.
şerefsizlikten çekinmeyenlere had bildirmekten çekinecek değilim bu kim olursa olsun. böyle adilik yapınca normal muamele bekleme pişkinlikleri de var? sen benim midemi bulandırdıktan sonra hangi yüzle iyi halimi bekliyorsun ki? adi oldukları kadar beyinsiz gibiler.
niye nefes alıyorlar ya da ben niye onlarla aynı yerde nefes alıyorum? bu bariz dengesizlik benim sinirimi bozuyor ve tiksindiriyor. temel benzerliklerden bile iğreniyorum. benim gibi saçı var, gözü var falan iyy yani. bakınca insan, tanıyınca cinsi belirsiz bir yaratık?
insan görünümünün kamuflaj olayından nefret ediyorum tırt yiyin...
devamını gör...
60.
şu an yağmurun sesini ve bilgisayarımın vız vız sesini duyuyorum. önceden baktığım yanımda yaşayan tekir kedimin ruhu galiba bu gece yanıma uğradı onu anmamı istiyor, şaman inanışına göre, hiç bir ruh ölmezmiş her insanın koruyucu bir ruhu bulunduğuna inanılır, bu kedi, köpek, kurt, ayı, kuş ve ya ölen insanların ruhu gibi. şamanizm inanışına yüzde yüz inanmasam dahi, merak ediyorum. şamanlar doğaya uyumlu insanlardı, saygım sonsuz...
yazlık tatil köyü gibi bir yerde yaşarken tekir kedim özgür doğasına uygun şartlarda yaşıyordu, hem evde hem de sokaktaydı, bazen eve uzun süre gelmez kaybolurdu, ancak geri döneceğini biliyorduk, onu hiç bir zaman kısırlaştırmadım, bazen dişi kediler ile gelip onlara da yem vermemi isterdi, normalde kedileri kapıya sokmaz ve ne zaman görsem ağzı burnu yara bere içinde olurdu. evin sokağını sahiplenmişti ve kuş uçurtmuyordu, bir ara her gün kapıya tıpkı insan gibi kapıya vuruyordu ağzında kuş ile karşımıza çıkıp kafasını kaldırıp bak kuşu yine yakaladım der bakışı atıp evin halkına kendisini sevdirirdi, o bir avcıydı, ağaçların üstünde saklanır giriş kapısından kim geçerse sırtına atlardı, dış kapının giriş kapısından insanlar girmeye korkardı eve dışarıdan gelen insanları sokmaz korkuturdu, beni de ara ara hep korkutmayı başarırdı, saklanırdı bir yerlerde bir anda önüme atlardı, ancak bana saldırmazdı. beni her gün bir köpek gibi durağa kadar takip edip evine geri dönerdi, mutfakta her gün ona haşladığımız tavuğu kafasını kaldırıp bir asker gibi hazır bir şekilde bekliyordu, yemek masasına çıkamazdı evin kurallarına uymak zorundaydı, aşırı agresif, eğlenceli, avcı bir kediydi. insan olsaydı ona çok zeki bir yaratıksın derdim. zamanla mahalle tıpkı ona benzeyen kediler ile doldu. şimdi bu sıkıcı satırlarımı bırakıp asıl şerefsizliği anlatayım.
bir gün yine böyle bu saatlerde gecenin bir yarısı sessiz ve çok sessiz bir gecede yaz aylarında, rüzgar sesi bile yok evdekiler uyuyor bir ben uyumuyorum ve resim çiziyordum, dolabımın altında da çizdiğim resimleri yere bırakmıştım. benim yaramaz tekirim de yanımda duruyor oda uyumuyordu. ölüm sessizliği içersin de bir anda pat diye bir ses duydum ve yerde duran çizimlerin üzerinde kocaman ters dönmüş bir böcek dolabın üstünden yere düşmüştü hamam böceği, kakalak, kara fatma siz ne diyorsanız artık onun böyle iri yarı besili büyümüş bir haşere. şu an yazarken garip hallere giriyorum içim kıyıldı, ıığğğ, böyle spastikler gibi yazı yazıyorum, şekilden şekle girdim. şerefsiz tekirim tam şerefsiz fıtı fıtı koşup böceği ön patileri ile yakalayıp katır kutur çatır çutur o kabuklarını karnını patlata patlata karşımda yemişti ölü sessizliği gecenin sessizliği de duyabildiğim tek ses yenen bir böcek sesiydi. kafasına kalemleri fırlattım üstüne bir sürü şey attım durmadı. şerefsiz dedim de sevdiğim için dedim yoksa onu çok özledim.
yazlık tatil köyü gibi bir yerde yaşarken tekir kedim özgür doğasına uygun şartlarda yaşıyordu, hem evde hem de sokaktaydı, bazen eve uzun süre gelmez kaybolurdu, ancak geri döneceğini biliyorduk, onu hiç bir zaman kısırlaştırmadım, bazen dişi kediler ile gelip onlara da yem vermemi isterdi, normalde kedileri kapıya sokmaz ve ne zaman görsem ağzı burnu yara bere içinde olurdu. evin sokağını sahiplenmişti ve kuş uçurtmuyordu, bir ara her gün kapıya tıpkı insan gibi kapıya vuruyordu ağzında kuş ile karşımıza çıkıp kafasını kaldırıp bak kuşu yine yakaladım der bakışı atıp evin halkına kendisini sevdirirdi, o bir avcıydı, ağaçların üstünde saklanır giriş kapısından kim geçerse sırtına atlardı, dış kapının giriş kapısından insanlar girmeye korkardı eve dışarıdan gelen insanları sokmaz korkuturdu, beni de ara ara hep korkutmayı başarırdı, saklanırdı bir yerlerde bir anda önüme atlardı, ancak bana saldırmazdı. beni her gün bir köpek gibi durağa kadar takip edip evine geri dönerdi, mutfakta her gün ona haşladığımız tavuğu kafasını kaldırıp bir asker gibi hazır bir şekilde bekliyordu, yemek masasına çıkamazdı evin kurallarına uymak zorundaydı, aşırı agresif, eğlenceli, avcı bir kediydi. insan olsaydı ona çok zeki bir yaratıksın derdim. zamanla mahalle tıpkı ona benzeyen kediler ile doldu. şimdi bu sıkıcı satırlarımı bırakıp asıl şerefsizliği anlatayım.
bir gün yine böyle bu saatlerde gecenin bir yarısı sessiz ve çok sessiz bir gecede yaz aylarında, rüzgar sesi bile yok evdekiler uyuyor bir ben uyumuyorum ve resim çiziyordum, dolabımın altında da çizdiğim resimleri yere bırakmıştım. benim yaramaz tekirim de yanımda duruyor oda uyumuyordu. ölüm sessizliği içersin de bir anda pat diye bir ses duydum ve yerde duran çizimlerin üzerinde kocaman ters dönmüş bir böcek dolabın üstünden yere düşmüştü hamam böceği, kakalak, kara fatma siz ne diyorsanız artık onun böyle iri yarı besili büyümüş bir haşere. şu an yazarken garip hallere giriyorum içim kıyıldı, ıığğğ, böyle spastikler gibi yazı yazıyorum, şekilden şekle girdim. şerefsiz tekirim tam şerefsiz fıtı fıtı koşup böceği ön patileri ile yakalayıp katır kutur çatır çutur o kabuklarını karnını patlata patlata karşımda yemişti ölü sessizliği gecenin sessizliği de duyabildiğim tek ses yenen bir böcek sesiydi. kafasına kalemleri fırlattım üstüne bir sürü şey attım durmadı. şerefsiz dedim de sevdiğim için dedim yoksa onu çok özledim.
devamını gör...