kitaplardaki en etkileyici giriş cümlesi
başlık "bjartur" tarafından 19.12.2020 02:18 tarihinde açılmıştır.
61.
bugün annem öldü, belki de dün, bilmiyorum.
albert camus-yabancı
albert camus-yabancı
devamını gör...
62.
ütün mutlu aileler birbirine benzer ama her mutsuz ailenin kendine özgü bir mutsuzluğu vardır.
tolstoy- anna karenina
tolstoy- anna karenina
devamını gör...
63.
size biraz klişe gelecektir belki, fakat şu ana kadar okuduğum en iyi giriş şudur:
"zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü, hem akıl çağıydı, hem aptallık, hem inanç devriydi, hem de kuşku, aydınlık mevsimiydi, karanlık mevsimiydi, hem umut baharı, hem de umutsuzluk kışıydı, hem her şeyimiz vardı, hem hiçbir şeyimiz yoktu, hepimiz ya doğruca cennete gidecektik ya da tam öteki yana - sözün kısası, şimdikine öylesine yakın bir dönemdi ki, kimi yaygaracı otoriteler bu dönemin, iyi ya da kötü fark etmez, sadece 'daha' sözcüğü kullanılarak diğerleriyle karşılaştırılabileceğini iddia ederdi."
(bkz: iki şehrin hikayesi)
"zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü, hem akıl çağıydı, hem aptallık, hem inanç devriydi, hem de kuşku, aydınlık mevsimiydi, karanlık mevsimiydi, hem umut baharı, hem de umutsuzluk kışıydı, hem her şeyimiz vardı, hem hiçbir şeyimiz yoktu, hepimiz ya doğruca cennete gidecektik ya da tam öteki yana - sözün kısası, şimdikine öylesine yakın bir dönemdi ki, kimi yaygaracı otoriteler bu dönemin, iyi ya da kötü fark etmez, sadece 'daha' sözcüğü kullanılarak diğerleriyle karşılaştırılabileceğini iddia ederdi."
(bkz: iki şehrin hikayesi)
devamını gör...
64.
ben hasta bir adamım.
devamını gör...
65.
devamını gör...
66.
oku...
daha orjinali olamazdı.
daha orjinali olamazdı.
devamını gör...
67.
"yumruğunu yemedikçe kimsenin bırakıp gitmediği o garip şehir kristiania'da aç açına sürttüğüm günlerdeydi..."
knut hamsun/açlık
en sevdiğim giriş budur ve hep öyle kalacak sanırım.
knut hamsun/açlık
en sevdiğim giriş budur ve hep öyle kalacak sanırım.
devamını gör...
68.
okuduklarım arasında kafka'nın dönüşüm'üdür.
"gregor samsa, bir sabah, korkulu bir rüyadan uyanınca yatağının içinde kendini korkunç bir hamam böceği olarak buldu."
"gregor samsa, bir sabah, korkulu bir rüyadan uyanınca yatağının içinde kendini korkunç bir hamam böceği olarak buldu."
devamını gör...
69.
ben vardım, yani alex, yanımda da üç kankam, yani pete, georgie ve dim, ki dim cidden epey budalaydı ve korova sütbarı'nda oturmuş akşam ne yapacağımıza karar veriyorduk, arsız karanlık, buz gibi kış piçlik yapıyordu, ama yağmur yoktu. (otomatik portakal)
devamını gör...
70.
2. bölümün girişini paylaşmak istiyorum. (bkz: kinyas ve kayra)
"benim adım kinyas. gün ağrıyor. başım ağrıyor. ismimi kendime ben verdim. bitmeyen bir öfke ve bitmeyen bir mutsuzluğun ifadesi. bütün insanlara kızgınım. yaşadıkları için. hayattan midem bulanıyor. ateşle oynarım. yeterince benzin ve karşımda oturan adamın ceketinin iç cebindeki çakmakla dünyayı yakabilirim. benim adım neron. geceleri çaldığım arabalarla gezerim. tokyo'da doğdum. iki zenciye üç gram kokain karşılığında bileklerimi kestirttim. sabah uyandığımda okyanus beni yıkadı. benim adım steve mcqueen. bütün bildiklerimi kusarak hayatta kalıyorum. david bowie'yi rüyamda gördüm. sabah bir gözüm yoktu. şiir yazdım. tam üç tane. birini rendeleyip makarna sosuma kattım. diğerini yakıp küllerini kum saatine koydum. biraz zaman kazandım böylece. sonuncusunu ise şimdi yazdım. işte geliyor:
sözlerimin sonunu duymadığın zaman.
cümlelerimin sonunu duymadığın zaman.
değiştiriyorum son kelimelerimi.
değiştiriyorum sonumu.
kendimi ölümsüz olarak görüyorum. mekân ve zamandan kopalı yıllar oluyor. bir kıza âşık olmuştum. onu görmek için altı saat yol almam gerekiyordu. bir sabah, treni kaçırdım. âşık olmaktan vazgeçtim. kendinden vazgeçmenin ne olduğunu asıl ben bilirim. benim adım kaygusuz abdal. tanrı'dan vazgeçtim. ölmekten vazgeçtim. çünkü ölürsem ve eğer yukarıda beni ödül ve ceza sisteminin bekçileri bekliyorsa çok büyük kavgalar etmem gerekecekti. ölmek istemiyorum, çünkü tanrı'yı da öldürürüm diye korkuyorum. ve böyle bir vefata benim dışımda kimse dayanamaz... platon'un mağara istiaresi'ne karşılık, ben de kuyu istiaresi'ni yazdım: doğdukları andan itibaren düşen insanların, yanlarından hızla geçen fırsatlara ve başka insanlara tutunup tırmanmalarını ve bunu sadece doğdukları andaki yüksekliklerine erişebilmek için yaptıklarını anlattım. ancak ellerini ağızlarına sokup, parmaklarını ısırıp hiçbir şeye tutunmamaya kararlı olanları da anlattım. ve sordum, tanrı'nın yukarıda mı yoksa aşağıda mı olduğunu. eskiden poker oynardım. şimdi de, tanrı'nın aşağıda, kuyunun dibinde olduğuna oynuyorum. hayatım masada, birkaç kırmızı oyun fişiyle.
az yedim, çok içtim. hâlâ içiyorum, içki ayırmadım. alkolü kendime yakıştırdım. her türlü uyuşturucudan tattım. bağımlılıktan nefret ettim. gitmemi, terk etmemi engeller diye. ne bir maddeye, ne de bir insana bağlandım. sırf bunu kendime kanıtlamak için eroin kullandım, âşık oldum. ikisini de arkama bakmadan bırakıp gittim. geçmişe tükürüp geleceği çiğnedim. bugünü ise uyuyarak geçirdim. benim adım houdini. dünyayı bir oyuncağa çevirdim. ayak basmadığım yer kalmadı. kalan varsa, onları da amuda kalkar geçerim ! duvarlara, bedenime resimler çizdim. bir gün öyle gürledim ki önümde duran şarap kadehi çatladı. benim adım hitler. kendi ordumu kurmak için bir sürü kadına tohumlarımı bıraktım... şimdiyse ağlıyorum. hepimiz için. çünkü hiçbiri işe yaramadı...
kendimi defalarca buldum, defalarca kaybettim. gerçek adımı hatırlamıyorum. kimliğimi bir çocuğa sattım. çirkinleşmek için çok uğraştım. isteyene ruhumu kiraladım. vücudumdaki dikiş sayısını artık bilmiyorum. hayatımı diktiler. oysa yırtmak için çok uğraşmıştım..."
"benim adım kinyas. gün ağrıyor. başım ağrıyor. ismimi kendime ben verdim. bitmeyen bir öfke ve bitmeyen bir mutsuzluğun ifadesi. bütün insanlara kızgınım. yaşadıkları için. hayattan midem bulanıyor. ateşle oynarım. yeterince benzin ve karşımda oturan adamın ceketinin iç cebindeki çakmakla dünyayı yakabilirim. benim adım neron. geceleri çaldığım arabalarla gezerim. tokyo'da doğdum. iki zenciye üç gram kokain karşılığında bileklerimi kestirttim. sabah uyandığımda okyanus beni yıkadı. benim adım steve mcqueen. bütün bildiklerimi kusarak hayatta kalıyorum. david bowie'yi rüyamda gördüm. sabah bir gözüm yoktu. şiir yazdım. tam üç tane. birini rendeleyip makarna sosuma kattım. diğerini yakıp küllerini kum saatine koydum. biraz zaman kazandım böylece. sonuncusunu ise şimdi yazdım. işte geliyor:
sözlerimin sonunu duymadığın zaman.
cümlelerimin sonunu duymadığın zaman.
değiştiriyorum son kelimelerimi.
değiştiriyorum sonumu.
kendimi ölümsüz olarak görüyorum. mekân ve zamandan kopalı yıllar oluyor. bir kıza âşık olmuştum. onu görmek için altı saat yol almam gerekiyordu. bir sabah, treni kaçırdım. âşık olmaktan vazgeçtim. kendinden vazgeçmenin ne olduğunu asıl ben bilirim. benim adım kaygusuz abdal. tanrı'dan vazgeçtim. ölmekten vazgeçtim. çünkü ölürsem ve eğer yukarıda beni ödül ve ceza sisteminin bekçileri bekliyorsa çok büyük kavgalar etmem gerekecekti. ölmek istemiyorum, çünkü tanrı'yı da öldürürüm diye korkuyorum. ve böyle bir vefata benim dışımda kimse dayanamaz... platon'un mağara istiaresi'ne karşılık, ben de kuyu istiaresi'ni yazdım: doğdukları andan itibaren düşen insanların, yanlarından hızla geçen fırsatlara ve başka insanlara tutunup tırmanmalarını ve bunu sadece doğdukları andaki yüksekliklerine erişebilmek için yaptıklarını anlattım. ancak ellerini ağızlarına sokup, parmaklarını ısırıp hiçbir şeye tutunmamaya kararlı olanları da anlattım. ve sordum, tanrı'nın yukarıda mı yoksa aşağıda mı olduğunu. eskiden poker oynardım. şimdi de, tanrı'nın aşağıda, kuyunun dibinde olduğuna oynuyorum. hayatım masada, birkaç kırmızı oyun fişiyle.
az yedim, çok içtim. hâlâ içiyorum, içki ayırmadım. alkolü kendime yakıştırdım. her türlü uyuşturucudan tattım. bağımlılıktan nefret ettim. gitmemi, terk etmemi engeller diye. ne bir maddeye, ne de bir insana bağlandım. sırf bunu kendime kanıtlamak için eroin kullandım, âşık oldum. ikisini de arkama bakmadan bırakıp gittim. geçmişe tükürüp geleceği çiğnedim. bugünü ise uyuyarak geçirdim. benim adım houdini. dünyayı bir oyuncağa çevirdim. ayak basmadığım yer kalmadı. kalan varsa, onları da amuda kalkar geçerim ! duvarlara, bedenime resimler çizdim. bir gün öyle gürledim ki önümde duran şarap kadehi çatladı. benim adım hitler. kendi ordumu kurmak için bir sürü kadına tohumlarımı bıraktım... şimdiyse ağlıyorum. hepimiz için. çünkü hiçbiri işe yaramadı...
kendimi defalarca buldum, defalarca kaybettim. gerçek adımı hatırlamıyorum. kimliğimi bir çocuğa sattım. çirkinleşmek için çok uğraştım. isteyene ruhumu kiraladım. vücudumdaki dikiş sayısını artık bilmiyorum. hayatımı diktiler. oysa yırtmak için çok uğraşmıştım..."
devamını gör...
71.
bu cümle, yazmayı öğrendiğimin kanıtıdır. bu cümleyse, okumaya devam ettiğinin kanıtı. birlikte, iki kanıtı olan bir suç işleyeceğiz. bir hayata son vereceğiz. ancak korkma. doğum yeri belli olmayan ölümün serpilişi o kadar yavaş olacak ki ölenin kim olduğunu anlamayacaksın. işlediğin bir suçtan ötürü, belki de ilk kez pişmanlık duymayacaksın. belki de o gün geldiğinde, bir hayata son vermenin suç olmadığına inanacaksın. ancak şimdi titrediğini biliyorum. elindeki kağıdı tutmayı sürdürmekle yırtıp atmak arasında hangi hızla gidip geldiğini rüzgarından hissedebiliyorum.
devamını gör...
72.
"bugün annem ölmüş belki de dün. bilmiyorum"
yabancı- albert camus
kitabı okuduktan sonra giriş daha da anlam kazanıyor, bence en vurucu girişlerden biridir.
yabancı- albert camus
kitabı okuduktan sonra giriş daha da anlam kazanıyor, bence en vurucu girişlerden biridir.
devamını gör...
73.
"hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum."
orhan pamuk/ masumiyet müzesi
orhan pamuk/ masumiyet müzesi
devamını gör...
74.
beni en çok etkileyenlerden birisi...
'öyleyse kim kurtacak beni var olmaktan?
hayatımı toprağa veriyorum.
f.p.' *
sonrasında fernando pessoa'nın yakın dostu mario de sa-carneiro'ya yazdığı mektupla devam ediyor.o mektubun giriş paragrafından:
"....kolayca tahmin edebileceğiniz gibi,söyleyecek hiçbir şeyim yok.dipsiz bir bunalımdayım bugün -hepsi bu. sözlerimin saçmalığı halime tercüman olsun."
ve bu mektuptan kısa bir süre sonra mario de sa-carneiro intihar ediyor...
'öyleyse kim kurtacak beni var olmaktan?
hayatımı toprağa veriyorum.
f.p.' *
sonrasında fernando pessoa'nın yakın dostu mario de sa-carneiro'ya yazdığı mektupla devam ediyor.o mektubun giriş paragrafından:
"....kolayca tahmin edebileceğiniz gibi,söyleyecek hiçbir şeyim yok.dipsiz bir bunalımdayım bugün -hepsi bu. sözlerimin saçmalığı halime tercüman olsun."
ve bu mektuptan kısa bir süre sonra mario de sa-carneiro intihar ediyor...
devamını gör...
75.
76.
iki şehrin hikayesi
"zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü."
"zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü."
devamını gör...
77.
en iyisi olmasa da, kolay unutulamayan, akıllarda kolayca yer eden kitap cümlesidir.
"gregor samsa bir sabah bunaltıcı düşlerden uyandığında, kendini yatağında devasa bir böceğe dönüşmüş olarak buldu."
(bkz: franz kafka)
"gregor samsa bir sabah bunaltıcı düşlerden uyandığında, kendini yatağında devasa bir böceğe dönüşmüş olarak buldu."
(bkz: franz kafka)
devamını gör...
78.
"bugün annem ölmüş belki de dün. tam bilmiyorum"
(bkz: albert camus -yabancı)
(bkz: albert camus -yabancı)
devamını gör...
79.
siyahlı adam çölde kaçıyordu...
devamını gör...
80.
"ulema, cühela ve ehli dubara; ehli namus, ehli işret ve erbab-ı livata rivayet ve ilan, hikâyet ve beyan etmişlerdir ki kun-ı kâinattan 7079 yıl, isa mesih'ten 1681 ve hicretten dahi 1092 yıl sonra, adına konstantiniye derler tarrakası meşhur bir kent vardı. ceneviz taifesinin buraya ilk gelen gemilerine karanlıkta uçan bir ak martının yol gösterdiği, ancak salimen karaya vasıl olduktan sonra dümencileri olacak pundus nam kâfirin bu martıyı mesih addederek yuvasını arayıp bulduğu ve itikatlarınca isa'nın etini yemek sünnet olduğundan kuşu kızartıp yediği rivayet olurdu. eskiler, bu martının yuvasının bulunduğu yere ceneviz kavmının yüksek bir kule diktiğini rivayet etmişlerdir ki, sonraları galata kulesi diye nam salmış bu heybetli yapının tepesinde, yalı adamlarının dürbünle, yiğitlerin ise çıplak gözle, bursa kentinin ulu dağını seçtikleri söylenegelmiştir. ne var ki bu şayianın, ziyaretçilerinden bahşiş koparmak hevesiyle kuledeki yangın gözcüleri tarafından okunan bir kurt masalı olduğu da ağızdan ağıza dolaşmıştı bir zamanlar. beher yangın için, eğer vaktinde tespit edebilirlerse yirmi akçe ikramiye, edemezlerse yangın sönene kadar saat başı yirmi değnek ceza alan bu adamlara hazine-i humayûndan on akçe helal yevmiye verilirdi..."
puslu kıtalar atlası
puslu kıtalar atlası
devamını gör...