orijinal adı: veronika decide morrer
yazar: paulo coelho
yayım yılı: 1998
kitap, istediği şeylere sahip güzel bir hayat geçiren veronika isimli genç bir kızın, kendisini yaşamın düzenli gidişatının içinde kaybolmuş hissedip intihar girişiminde bulunmasıyla başlar. ancak ölmez ve psikiyatri kliniğine yatırılır. yaşamak için çok kısa bir süre ömrünün kaldığını öğrenen veronika, burada bazı hesaplaşmalarla baş başa kalır.
yazar: paulo coelho
yayım yılı: 1998
kitap, istediği şeylere sahip güzel bir hayat geçiren veronika isimli genç bir kızın, kendisini yaşamın düzenli gidişatının içinde kaybolmuş hissedip intihar girişiminde bulunmasıyla başlar. ancak ölmez ve psikiyatri kliniğine yatırılır. yaşamak için çok kısa bir süre ömrünün kaldığını öğrenen veronika, burada bazı hesaplaşmalarla baş başa kalır.
öne çıkanlar | diğer yorumlar
başlık "silinmiş hesap 1664" tarafından 30.11.2020 12:07 tarihinde açılmıştır.
21.
paulo coelho’num hayattan bıkmış bir kızın yaşamına son verme girişimiyle başlayan romanı.sonrasında sizi çok başka yerlere götürüyor akıl hastanesinde yatan bir çok kişinin hayatına tanıklık ediyorsunuz. kitabın sonuna doğru dr igor biraz kızdırdı beni ama aslında anlatmak istediğini çok iyi anladım. yaşamınızın her gününü son günümüz gibi yaşabilmemizi vurguluyor. bir kez daha anlıyorum hayallerimiz, yapmak istediklerimiz, söylemek istediklerimiz vb. bir çok şeyi ertelememiz gerektiği herkesin normali kendine başkalarının normaline göre yaşamayı bırakmalıyız.
devamını gör...
22.
son zamanların en trend romanlarından biri olan paulo coelho romanıdır.
kitapta yaşadığı monoton hayattan sıkılıp bir çoğumuz gibi hayatın yaşamaya değer bir yer olmadığı düşünen veronikanın ölmek istemesini anlatıyor,
veronika intihar etmesi ve ölemeyip akıl hastanesine kaldırılması sonucunda kalbinin intihar için aldığı ilaçlar yüzünden güçsüz düştüğünü ve yaşamak için sadece saylı günleri kaldığını öğreniyor, bu süreçte veronikanın içinde yaşadığı duyguları ve yavaş yavaş hayatta bunca zamandır fark edemediği kendisine aslında monoton gelen şeylerin güzelliklerini görmesini okuyoruz, kitabı okurken veronikayı karşımda tanıdığım bir kişi olarak düşünüp etrafımdaki insanların ona karşı intihar ettiği için nasıl yargılayıcı davranacaklarını hayal etmiştim, ve bazı zamanlar onu benim de yargıladığımı fark ettim, ama durup tekrar düşündüğümde veronika bunu şımarıklık yada ilgi görmek için yapmadığını onun sadece gerçekten ölmek istediği gerçeğini göz ardı ettiğimi gördüm, bu bana tanıdığım insanlar arasında sıkıntı yaşayanların bu sıkıntılardan dolayı üzülüp yaşadığı psikolojik durumları küçümsememem gerektiğinide öğretti, çünkü gerçekten bazen kendimizden kat kat daha güzel bir hayata sahip olan bir kişinin bile bizden daha mutsuz olduğunu görebiliyoruz, bu kişileri gördüğümde neden? nasıl? böyle mutsuz olabilir diye kendimle kıyaslama yapıp çok sinirlenirdim, ama kitabı okuduktan sonra oturup kendimin güzel bir hayata sahip olduğumu düşündüğümde o içimdeki huzursuz ve yok olmak isteme duygusunun yinede geçmediğini fark ettim, yani aslında nereye gidersek gidelim ne kadar kaçarsak kaçalım içimizdeki o olumsuz duygular daima bizimle gelecek, belkide bazen sürekli ileriye doğru çabalamaya çalışmak yerine olduğumuz yerde durup kendi içimizdekileri çözmeye çalışmalıyız, çünkü ne kadar ilerlersek ilerleyelim içimizdeki olumsuzluklar bizimle beraber geldiği sürece kendimizi hep yetersiz hissedeceğiz,
son olarak bu kitap morgan freeman’ın şu sözünün doğruluğunu da bir kez daha anlamamı sağladı "sen kendini öldürmek istemiyorsun! sen içindeki bir şeyleri öldürmek istiyorsun."
kitapta yaşadığı monoton hayattan sıkılıp bir çoğumuz gibi hayatın yaşamaya değer bir yer olmadığı düşünen veronikanın ölmek istemesini anlatıyor,
veronika intihar etmesi ve ölemeyip akıl hastanesine kaldırılması sonucunda kalbinin intihar için aldığı ilaçlar yüzünden güçsüz düştüğünü ve yaşamak için sadece saylı günleri kaldığını öğreniyor, bu süreçte veronikanın içinde yaşadığı duyguları ve yavaş yavaş hayatta bunca zamandır fark edemediği kendisine aslında monoton gelen şeylerin güzelliklerini görmesini okuyoruz, kitabı okurken veronikayı karşımda tanıdığım bir kişi olarak düşünüp etrafımdaki insanların ona karşı intihar ettiği için nasıl yargılayıcı davranacaklarını hayal etmiştim, ve bazı zamanlar onu benim de yargıladığımı fark ettim, ama durup tekrar düşündüğümde veronika bunu şımarıklık yada ilgi görmek için yapmadığını onun sadece gerçekten ölmek istediği gerçeğini göz ardı ettiğimi gördüm, bu bana tanıdığım insanlar arasında sıkıntı yaşayanların bu sıkıntılardan dolayı üzülüp yaşadığı psikolojik durumları küçümsememem gerektiğinide öğretti, çünkü gerçekten bazen kendimizden kat kat daha güzel bir hayata sahip olan bir kişinin bile bizden daha mutsuz olduğunu görebiliyoruz, bu kişileri gördüğümde neden? nasıl? böyle mutsuz olabilir diye kendimle kıyaslama yapıp çok sinirlenirdim, ama kitabı okuduktan sonra oturup kendimin güzel bir hayata sahip olduğumu düşündüğümde o içimdeki huzursuz ve yok olmak isteme duygusunun yinede geçmediğini fark ettim, yani aslında nereye gidersek gidelim ne kadar kaçarsak kaçalım içimizdeki o olumsuz duygular daima bizimle gelecek, belkide bazen sürekli ileriye doğru çabalamaya çalışmak yerine olduğumuz yerde durup kendi içimizdekileri çözmeye çalışmalıyız, çünkü ne kadar ilerlersek ilerleyelim içimizdeki olumsuzluklar bizimle beraber geldiği sürece kendimizi hep yetersiz hissedeceğiz,
son olarak bu kitap morgan freeman’ın şu sözünün doğruluğunu da bir kez daha anlamamı sağladı "sen kendini öldürmek istemiyorsun! sen içindeki bir şeyleri öldürmek istiyorsun."
devamını gör...
23.
on iki yıl önce okumuştum. hatırımda kalan tek şey; akıl hastanesindeki zedka isimli bir kadına belli zamanlarda güçlü bir sakinleştirici ilâç veriyorlardı. "zedka kaskatı kesildi, gözlerinin siyahı gitti" gibi bir cümle vardı.
devamını gör...
24.
oha oha oha diyerek okuduğum kitaptı malum bunu okuyana kadar daha evvel hiç erotik unsurlar içeren bir roman okumamıştım. şizofren kelimesini de ilk bu kitapla öğrenmiştim. beğenmemişimdir orası ayrı. (bkz: müptezeller)
uzun süre boyunca da kitap okumaktan sormuştum bir de biz bunu lise hazırlıkta okumuştuk nasıl manyak bir edebiyat öğretmeni varsa hiçbir şekilde çocuklara göre olmayan böyle kitap okutuyor.
uzun süre boyunca da kitap okumaktan sormuştum bir de biz bunu lise hazırlıkta okumuştuk nasıl manyak bir edebiyat öğretmeni varsa hiçbir şekilde çocuklara göre olmayan böyle kitap okutuyor.
devamını gör...
25.
paulo coelho nun en sevdigim kitabı ki bu yazarın butun kitaplarını okumus olabilirim.
veronika bir rezidansta yasayan, reklamcı bir kadındır. bir gun bu kokusmus duzen, cirkin kapitalizm, insanların cirkin yuzleri canına tak eder ve intihar eder. intihardan kurtulur. doktor intihar denemesinde kalbinde bir hasar oldugunu, birkac haftaya ölecegini soyler ve onu bir akıl hastanesine kapatır. derken kader bu ya victorya kendi gibi bi deliye asık olur akıl hastanesinde. beraber hastaneden kacarlar. ve megersem doktor yalan soylemis veronika hayata tutunsun diye, aslında veronika olmeyecekmis.
veronika bir rezidansta yasayan, reklamcı bir kadındır. bir gun bu kokusmus duzen, cirkin kapitalizm, insanların cirkin yuzleri canına tak eder ve intihar eder. intihardan kurtulur. doktor intihar denemesinde kalbinde bir hasar oldugunu, birkac haftaya ölecegini soyler ve onu bir akıl hastanesine kapatır. derken kader bu ya victorya kendi gibi bi deliye asık olur akıl hastanesinde. beraber hastaneden kacarlar. ve megersem doktor yalan soylemis veronika hayata tutunsun diye, aslında veronika olmeyecekmis.
devamını gör...
26.
başarısız bir intiharın ardından akıl hastanesine düşen veronika‘nın hikayesi.
kitap esasen bir haftalık bir süreyi anlatıyor ama öyle dolu dolu anlatıyor ki sanki seneler okuyorsunuz.
kitap beklentimi tam olarak karşılamadı aslında. bu kadar popüler olunca daha etkileyici bir şeyler beklemiştim sanırım ama beklentim neydi onu da tam bildiğim söylenemez.
veronika’nın iyileşmesini istemedim sanırım. ben onunla beraber iyileşemedim çünkü. yine de güzel bir kitaptı. coelho’nun klasik insana kendini ve yaşamını sorgulatan kitaplarındandı diyebilirim.
veronika haricinde hikayelerini okuduğumuz diğer karakterler de çok güzel yazılmıştı. yan karakter diye üzerinde durulmamış değildi. zedka, mara, eduard üçü de etkileyici hikayelere sahipti.
doktora çok kızdım, ne olursa olsun böyle bir şey yapmaya hakkı yoktu. ben veronika’nın yerinde olsam gerçek ortaya çıktığında o adamı dava ederdim... ama dediğim gibi, ben veronika’yla birlikte iyileşemedim bu kitapta. hala veronika’nın baştaki hali gibiyim. belki de o yüzden bu öfkem. iki piyano çalmakla ve bir tane adamı sevmekle geçecek şeyler mi bunlar? bilemiyorum. bildiğim tek şey sorguluyor oluşum.
kitap esasen bir haftalık bir süreyi anlatıyor ama öyle dolu dolu anlatıyor ki sanki seneler okuyorsunuz.
kitap beklentimi tam olarak karşılamadı aslında. bu kadar popüler olunca daha etkileyici bir şeyler beklemiştim sanırım ama beklentim neydi onu da tam bildiğim söylenemez.
veronika’nın iyileşmesini istemedim sanırım. ben onunla beraber iyileşemedim çünkü. yine de güzel bir kitaptı. coelho’nun klasik insana kendini ve yaşamını sorgulatan kitaplarındandı diyebilirim.
veronika haricinde hikayelerini okuduğumuz diğer karakterler de çok güzel yazılmıştı. yan karakter diye üzerinde durulmamış değildi. zedka, mara, eduard üçü de etkileyici hikayelere sahipti.
doktora çok kızdım, ne olursa olsun böyle bir şey yapmaya hakkı yoktu. ben veronika’nın yerinde olsam gerçek ortaya çıktığında o adamı dava ederdim... ama dediğim gibi, ben veronika’yla birlikte iyileşemedim bu kitapta. hala veronika’nın baştaki hali gibiyim. belki de o yüzden bu öfkem. iki piyano çalmakla ve bir tane adamı sevmekle geçecek şeyler mi bunlar? bilemiyorum. bildiğim tek şey sorguluyor oluşum.
devamını gör...
27.
hayatım boyunca intihar etmeyi hiç düşünmedim, ölmek de istemedim. ama ölümü düşündüm, insanların neden ölmek isteyebileceğini anladım. üstelik hayat bu kadar güzelken, ve henüz 24 yaşındayken.
veronika ailesinden sevgi gören, hiç karşılık beklenmediğini bilse de o sevgi ve ilgi altında suçluluk duygusuyla boğulan, kendi hayallerini geri plana atarak ailesini memnun etmeye çalışan genç bir kadın. ailesi onu hayatın zorluklarına karşı öyle koruyup kollamış ki, günün birinde bu zorluklarla baş başa kaldığında savunmasız kalacağı gerçeği hiç akıllarına gelmemiş.
veronika görünürde güzel ve düzenli bir hayatı olan 24 yaşında genç bir kadın. fakat günleri hep aynı geçtiğinden ve hayatının anlamdan yoksun olduğunu düşündüğünden ölümü planlıyor. müthiş bir karamsarlık ve umutsuzluk içerisinde. dünyada olup biten yanlışların hiç düzelmeyeceğini düşünüp kendinde de bunları düzeltebilecek ışığı görmediğinden, bu yanlış şeyleri göreceğime özgürlüğüme kavuşayım diye düşünüyor. ailesini en az üzeceğini düşündüğü, fazla ilaç kullanımından intihar ediyor. fakat hesaba katmadığı bir şey yaşanıyor ve ölmek yerine 1 hafta komada kalıyor, gözlerini akıl hastanesinde açıyor. intihar sonucu kalbinin çok zayıfladığını ve yaşamak için çok az bir ömrünün kaldığını öğreniyor. bir anda ölmeyi seçmekle, ölüme adım adım yaklaşmak aynı şey olmuyor haliyle.
kitabın konusu hakkında vereceğim bilgiler bu kadar, fazlası tat kaçıran bilgiye girer, bunu da istemem. veronika'nın akıl hastanesinde yaşadıklarını, tanıştığı arkadaşlarının hikayelerini ve iç hesaplaşmalarını siz okuyup görün isterim. nihayetinde herkesin bir kitaptan alacağı mesajlar, hisler, sorgulamalar farklıdır. fakat, anlam arayışı konusunda hepimizin özünde benzer şeylerden geçtiğini düşünüyorum. anlam arayışında veya anlamsızlıkta kendimizi tüketiyoruz. bulamasak ayrı dert, bulmak amacıyla yola çıksak ayrı dert.
kitapta dediği gibi ''ölüm bilinci bizi daha yoğun yaşamaya yöneltir'' mi emin değilim. ölümün fazla bilincinde olmak yıkıcı olabiliyor. insanları anlamsızlık, bir hiç olma, sevdiklerini kaybetme korkusu gibi duygulara itiyor. zaten öleceğim, insanların yargılarını önemsemeyip istediğim gibi yaşayayım özgürlüğünü doğurabilirse ne mutlu, ama zor.
unutmadan şuna da değineyim, dr. igor'un acılaşma hakkında yazdıklarını okumak oldukça keyifliydi. hayatı sorguladığım, zaman zaman yetersizlik hissinin ağır bastığı süreçte bu kitabı okumak güzel oldu benim açımdan. belki istediklerimi başaramadım henüz fakat en azından hayatı seviyorum, yaşamayı da öyle. belki de bu en büyük başarıdır.
umarım sevdiklerimizle birlikte sağlıklı, mutlu ve huzurlu bir yaşam süreriz.
sevdiklerinle sağlıklı olduğun sürece tüm zorluklara rağmen yaşamak güzel veronika,
lütfen yaşa, veronika.
veronika ailesinden sevgi gören, hiç karşılık beklenmediğini bilse de o sevgi ve ilgi altında suçluluk duygusuyla boğulan, kendi hayallerini geri plana atarak ailesini memnun etmeye çalışan genç bir kadın. ailesi onu hayatın zorluklarına karşı öyle koruyup kollamış ki, günün birinde bu zorluklarla baş başa kaldığında savunmasız kalacağı gerçeği hiç akıllarına gelmemiş.
veronika görünürde güzel ve düzenli bir hayatı olan 24 yaşında genç bir kadın. fakat günleri hep aynı geçtiğinden ve hayatının anlamdan yoksun olduğunu düşündüğünden ölümü planlıyor. müthiş bir karamsarlık ve umutsuzluk içerisinde. dünyada olup biten yanlışların hiç düzelmeyeceğini düşünüp kendinde de bunları düzeltebilecek ışığı görmediğinden, bu yanlış şeyleri göreceğime özgürlüğüme kavuşayım diye düşünüyor. ailesini en az üzeceğini düşündüğü, fazla ilaç kullanımından intihar ediyor. fakat hesaba katmadığı bir şey yaşanıyor ve ölmek yerine 1 hafta komada kalıyor, gözlerini akıl hastanesinde açıyor. intihar sonucu kalbinin çok zayıfladığını ve yaşamak için çok az bir ömrünün kaldığını öğreniyor. bir anda ölmeyi seçmekle, ölüme adım adım yaklaşmak aynı şey olmuyor haliyle.
kitabın konusu hakkında vereceğim bilgiler bu kadar, fazlası tat kaçıran bilgiye girer, bunu da istemem. veronika'nın akıl hastanesinde yaşadıklarını, tanıştığı arkadaşlarının hikayelerini ve iç hesaplaşmalarını siz okuyup görün isterim. nihayetinde herkesin bir kitaptan alacağı mesajlar, hisler, sorgulamalar farklıdır. fakat, anlam arayışı konusunda hepimizin özünde benzer şeylerden geçtiğini düşünüyorum. anlam arayışında veya anlamsızlıkta kendimizi tüketiyoruz. bulamasak ayrı dert, bulmak amacıyla yola çıksak ayrı dert.
kitapta dediği gibi ''ölüm bilinci bizi daha yoğun yaşamaya yöneltir'' mi emin değilim. ölümün fazla bilincinde olmak yıkıcı olabiliyor. insanları anlamsızlık, bir hiç olma, sevdiklerini kaybetme korkusu gibi duygulara itiyor. zaten öleceğim, insanların yargılarını önemsemeyip istediğim gibi yaşayayım özgürlüğünü doğurabilirse ne mutlu, ama zor.
unutmadan şuna da değineyim, dr. igor'un acılaşma hakkında yazdıklarını okumak oldukça keyifliydi. hayatı sorguladığım, zaman zaman yetersizlik hissinin ağır bastığı süreçte bu kitabı okumak güzel oldu benim açımdan. belki istediklerimi başaramadım henüz fakat en azından hayatı seviyorum, yaşamayı da öyle. belki de bu en büyük başarıdır.
umarım sevdiklerimizle birlikte sağlıklı, mutlu ve huzurlu bir yaşam süreriz.
sevdiklerinle sağlıklı olduğun sürece tüm zorluklara rağmen yaşamak güzel veronika,
lütfen yaşa, veronika.
devamını gör...
28.
coelho'nun en iyi kitabı değildir. en iyi ikinci kitabı da değildir ama piedra ırmağı'nın kıyısında oturdum ağladım'dan daha iyi bir kitaptır.
hac'ı ve simyacı'yı yazan da coelho'dur veronika ve piedra ırmağı'nı da. kendisinin zaman/kitap grafiği inişli çıkışlıdır.
hac'ı ve simyacı'yı yazan da coelho'dur veronika ve piedra ırmağı'nı da. kendisinin zaman/kitap grafiği inişli çıkışlıdır.
devamını gör...
29.
bir paulo coelho eseri.
ilk sorum; simyacı kadar abartmalı mıydık?
simyacı maneviyat içeren, okuyucuya manevi ve edebi doyum veren, felsefi bir kitaptı ancak veronika ölmek istiyor tam olarak hayatın içinden bir noktada baktı bize... tekdüze, monoton hayatların insanı sürüklediği o karamsarlığa ışık tuttu. her gün aynı kişiler, aynı sözler, aynı dudaklardan çıkan aynı samimiyetsiz övgüler... hepimiz bunlara "katlanıyorken" veronika "katlanmamayı" seçti. buraya kadar olan kısım için cevabım evet, simyacı kadar abartmalıydık fakat bu kitabı simyacı'dan ayıran tek yönü felsefi olmaması değil. en azından benim için.
çok uzun bir süre kişinin kendini imhası üzerine düşündüm. neden yapamadığımı veya neden yapmak istediğimi şu anki aklımla anlayamıyordum. her gün aynı olacaksa, hep aynı kadersizlikle sınanacaksak neden halen savaşıyorduk yaşamla? yıllar bir çırpıda geçecekse ve henüz tamamlanmamışken, neden şimdi mutlu bir anın içindeyken gitmiyorduk ruh alemine? yazar bu ve türevi birkaç soruma tam 213 sayfalık bir cevap verdi. veronika kendine yaşamın ne olduğunu ispatladıkça ben de onunla beraber birkaç sorumun üzerini çizdim. belki simyacı kadar abartmamalıydık ama simyacı'da zaten bulurduk kendimizden bir şeyler, önemli olan kişinin böyle basit bir anlatımda kendine rastlaması, bana kalırsa.
bir de, farklı bir bakış açısı olarak; yazar rehabilite merkezi'nin doktoruna "tanrı" vasfı yükledi bence. onu sınayarak, yaşamın farklı, neşeli yönlerinin de olduğunu göstererek yeniden yaşamaya "katlanmasını" sağladı. bunda aşkın da etkisi var tabii ki ama veronika'nın karakter gelişimi olmasaydı aşkı da ona istediğini vermezdi. neyse efendim.
klasik olarak birkaç alıntı bırakıp veda edeyim. tavsiye ediyorum, okuyun por favor.*
herkesin ne olursa olsun hayatta kalmak için savaşım verdiği bu dünyada, ölmeye karar verenleri anlamak kolay mı?
veronika her şeyden nefret ediyordu ya, en çok da yaşamını sürdürmüş olduğu biçimden, içinde barındırdığı yüzlerce veronika'yı keşfetmeye zahmet etmeyişinden tiksiniyordu. oysa kim bilir ne ilginç, ne meraklı, ne cesur ne küstah, ne deli kızlar duruyordu.
nasıl olduğumu zaten biliyorum ve gövdemde sizin gördüğünüz değişikliklerle hiç ilgisi yok olanların. olan her şey ruhumda oluyor.
ilk sorum; simyacı kadar abartmalı mıydık?
simyacı maneviyat içeren, okuyucuya manevi ve edebi doyum veren, felsefi bir kitaptı ancak veronika ölmek istiyor tam olarak hayatın içinden bir noktada baktı bize... tekdüze, monoton hayatların insanı sürüklediği o karamsarlığa ışık tuttu. her gün aynı kişiler, aynı sözler, aynı dudaklardan çıkan aynı samimiyetsiz övgüler... hepimiz bunlara "katlanıyorken" veronika "katlanmamayı" seçti. buraya kadar olan kısım için cevabım evet, simyacı kadar abartmalıydık fakat bu kitabı simyacı'dan ayıran tek yönü felsefi olmaması değil. en azından benim için.
çok uzun bir süre kişinin kendini imhası üzerine düşündüm. neden yapamadığımı veya neden yapmak istediğimi şu anki aklımla anlayamıyordum. her gün aynı olacaksa, hep aynı kadersizlikle sınanacaksak neden halen savaşıyorduk yaşamla? yıllar bir çırpıda geçecekse ve henüz tamamlanmamışken, neden şimdi mutlu bir anın içindeyken gitmiyorduk ruh alemine? yazar bu ve türevi birkaç soruma tam 213 sayfalık bir cevap verdi. veronika kendine yaşamın ne olduğunu ispatladıkça ben de onunla beraber birkaç sorumun üzerini çizdim. belki simyacı kadar abartmamalıydık ama simyacı'da zaten bulurduk kendimizden bir şeyler, önemli olan kişinin böyle basit bir anlatımda kendine rastlaması, bana kalırsa.
bir de, farklı bir bakış açısı olarak; yazar rehabilite merkezi'nin doktoruna "tanrı" vasfı yükledi bence. onu sınayarak, yaşamın farklı, neşeli yönlerinin de olduğunu göstererek yeniden yaşamaya "katlanmasını" sağladı. bunda aşkın da etkisi var tabii ki ama veronika'nın karakter gelişimi olmasaydı aşkı da ona istediğini vermezdi. neyse efendim.
klasik olarak birkaç alıntı bırakıp veda edeyim. tavsiye ediyorum, okuyun por favor.*
herkesin ne olursa olsun hayatta kalmak için savaşım verdiği bu dünyada, ölmeye karar verenleri anlamak kolay mı?
veronika her şeyden nefret ediyordu ya, en çok da yaşamını sürdürmüş olduğu biçimden, içinde barındırdığı yüzlerce veronika'yı keşfetmeye zahmet etmeyişinden tiksiniyordu. oysa kim bilir ne ilginç, ne meraklı, ne cesur ne küstah, ne deli kızlar duruyordu.
nasıl olduğumu zaten biliyorum ve gövdemde sizin gördüğünüz değişikliklerle hiç ilgisi yok olanların. olan her şey ruhumda oluyor.
devamını gör...
30.
veronica öl de kurtulalım gözünü seveyim.
vallahi bütün kitap trip dinliyorsunuz. sürekli varoluş sancısı, hayat anlamsız, dünya boş. kızım biraz su iç, temiz hava al, ne bileyim az alışveriş yap. düzelirsin gibi geliyor bir yerden sonra.
dram seviyesi full + full. benim enerjimi aldı.
yine de meraktan bırakamıyorsun, o da ayrı sinir.
kitabın içsel aydınlanmasına falan değinemiciiim.
vallahi bütün kitap trip dinliyorsunuz. sürekli varoluş sancısı, hayat anlamsız, dünya boş. kızım biraz su iç, temiz hava al, ne bileyim az alışveriş yap. düzelirsin gibi geliyor bir yerden sonra.
dram seviyesi full + full. benim enerjimi aldı.
yine de meraktan bırakamıyorsun, o da ayrı sinir.
kitabın içsel aydınlanmasına falan değinemiciiim.
devamını gör...
