mutsuzluğa alışmış insandır.
hani eski bir değiş vardır " alışmadık g*tte don durmaz" diye.
aynı o misal işte, mutsuzluk öyle bir hale bürünmüştür ki, mutluluğa yer kalmamıştır bünyede.
konunun ilginç tarafı ise, bu insanlara mutluluk fırsatı bir çok kez gelir. fakat o kadar yabancı bir şeydir ki onlar için bu, ne yapacaklarını bilemezler. zaten çok kırılgan olur bu insanların mutluluğu. bu yüzden de kırarlar bir noktada. sağlam tutmayı beceremezler.
fakat sanmayın ki bu insanlar mutlu olmayı istemez. tabi ki isterler. belki de en büyük fantazileri, arzuları mutlu olmaktır. ama bu gerçekten elde edinceye kadardır maalesef. çünkü gerçekten ellerine geçince mutluluk fırsatı, korkarlar ondan. onu koruyamamaktan, kayıp etmekten ya da daha kötüsü birinin gelip ellerinden alacağında korkarlar.
asyalıların da eski bir değişi vardır "hayat karşısına çıkardığı fırsatları değerlendirmeyenlerin yüzüne gülmez" şeklinde.
dediğim gibi mutluluk fırsatı çıkar karşılarına ama saydığım sebeplerden beceremezler. her şey yolunda gitse, bu sefer de kendilerini sabote ederler.
bilinçli de yapmazlar bunu. zaten budur ya en acısı. hem mutlu olmak istemek, hemde kendine çok görmek.
bir de şu var ki, mutsuzluk kolaydır aslında. çok çalışma gerektirmez. fakat mutluluk/mutlu olmak cesaret işidir. dik duruş gerektirir, emek gerektirir.
hayat senden ne alırsa alsın, yüzüne o gülümsemeyi takınabilmek, buruk bir gülümseme olsa bile. işte mutluluk budur.
nietzsche ne derse dersin, asıl üstün insan işte budur.
her şeye rağmen mutlu olabilen.

herkese saygılar...
devamını gör...

diktatör saltanatını ilan edecek işte.

artık ölene kadar durur ülkenin başında.

eski türkiye-yeni türkiye-şeriatla yönetilen yeni bir türkiye. tam olarak doğru şema bu sanırım.
devamını gör...

ilk önce annemin gözleri gitti evimizden.
mesela kardeşim yastıkları yere attı, üstüne zıpladı.
annem hiç görmedi.
ben kış günü incecik giyindim, annem fark bile etmedi.

sonra elleri gitti annemin evimizden.
sessizce.
mesela kardeşimin unuttuğu resim defterini koymadı gece çantasına.
doğru dürüst toplamadigim saçlarımi da toplamadı.

sonra burnu gitti annemin.
insanın hiç burnu gider mi, annemin burnu gitti.valla.
yemek yandı, yanık kokusu dört bir yanı sardı. konu komşu telaslandı.kardesim korktu,ağladı.
ama annem fark etmedi.

sonra sesi gitti annemin evimizden.
"yavrum koşturma! kızım geç kalacaksın, hadi!!"
hepsi,bir anda.
ev sustu,
öylece.

ardından hiç utanmadan kulakları da gitti.
mesela kardeşim defalarca 'anne,anne! " dedi zor duydu annem.
ben on defa sordum kırmızı kazağım nerde, diye.
cevap bile vermedi.

en son aklı terk etti bizi.
en çok o,
sahipsiz bıraktı.
en çok o,
yaraladı.
geç kalsak bizde kalan,
kardeşimin okulda ne öğrendiğini merak eden aklı.
gitti.
kuş olup uçtu.

bugün tüm o gidişleri üstünden onca zaman da gitti.

ve ben ancak şimdi anlayabiliyorum.
annemin paramparça olduğunu.
ve herbir parçasının başka bir kadının arkasından giden babamın ardından gittiğini.
devamını gör...

tweet atmak isteyen twitter'a gitsin.
devamını gör...

insana ayakta kalıp savaşma gücü veren, yaşama bağlayıcı, beklenti.

belli bir süre sonra gerçekleşmeyen umutlar daha yıkıcı olabiliyor. fazlası zarar.
devamını gör...

türkçe’ye ermenice’den geçmiş kelimedir. batı dillerinde latince crux köküne dayanan cross*, croix * ve kreuz * kelimeleri kullanılır. grekçe’si stavrosdur. dilimizde istavroz olarak anılır. grekçe’de 'direk, sivri uçlu kazık, sırık' anlamlarına gelen stavros sonradan haç anlamında kullanılmaya başlanmıştır. kelimenin ibranice’si talah, arapça’sı salib, farsça’sı çehar mihtır. bunların hepsi 'dört çivi' anlamına gelir. bu anlamdan dolayı dilimize çarmıh olarak yerleşmiştir.

hristiyanlar 4. yüzyıldan günümüze kadar haça inanç ve fedakarlığın bir sembolü olarak saygı göstermişlerdir. bizans imparatoru konstantin'in hristiyanlığı kabul etmesinden sonra hristiyanlara yapılan zulüm ve işkenceler bitmiş, geniş halk kitleleri arasında dinsel bir sembol olarak yaygınlık kazanmaya başlamıştır. tarih öncesi dönemlerden günümüze kadar bir çok din ve öğretide sembol halinde gelen haç bir çok şekilde tasvir edilmiştir.

grek haçı*; dört kolu da bir birisine eşit olan haçtır.
latin haçı*; üç kolu eşit, alt kolu diğerlerinden uzun olan haçtır.
tau haçı*; aziz antony haçı da denilmektedir. büyük 't' harfi şeklinde olan haçtır.
aziz andrew haçı*; bir birini çapraz kesen iki koldan oluşan haçtır.
kulplu haç*; latin haçına benzer fakat üst kısmı oval olan haçtır.
gamalı haç*; grek haçına benzemektedir ancak uç kısımları grek alfabesindeki gama harfine benzer.
malta haçı*; dört kolu eşit nacak uç kısımlar çentikli olan haçtır.
lorraine haçı*; yatayda iki kolu bulunan haçtır.
kelt haçı; latin haçı şeklindedir fakat kolların kesiştiği yer bir daire ile çevrilmiştir.
peter haçı; latin haçının tersi şeklinde olan haçtır.
papalık haçı*; yatayda üç kolu bulunan haçtır.
devamını gör...

dogs, pigs ve echoes'la beraber "uzun olduğundan dinlenmeyen şarkılar" grubuna dahil olan, dinlemeyenin çok şey kaçırdığı bir pink floyd şarkısı.
devamını gör...

ahtapot gibi sekiz koluyla sarılan yazar.
devamını gör...

christopher nolan'ın en çok beğendiğim ve üzerinde en çok kafa patlattığım filmi. harika detaylara sahip olan bu filmin mühendisi nolan abimiz bu mükemmel senaryoyu harika oyuncular seçerek ve onları gayet iyi yöneterek kült olmaya aday bir film çıkarmış.

ana karakterlerin isimleri olan alfred borden ve robert angier'in baş harfleri alındığında sihirbazlar tarafından kullanılan ortak bir kelime olan "abrakadabra"da olduğu gibi, "abra" kelimesi ortaya çıkar.

--! spoiler !--

dikkatli bakıyor musunuz?

her sihirbazlık numarası üç bölüm ya da perdeden oluşur.

-birincisi "vaat" bölümüdür. sihirbaz size sıradan bir şey gösterir. iskambil destesi, bir kuş ya da bir insan. bu nesneyi size gösterir. son derece gerçek, üzerinde oynanmamış, normal bir şey olduğunu görmeniz için nesneyi incelemenizi ister. fakat gerçek, farklı olabilir.

-ikinci perdeye "dönüşüm" denir. sihirbaz olağan bir nesneyi alır ve onu olağanüstü bir şeye dönüştürür. hilenin sırrını arıyorsunuz, ama bulamazsınız. çünkü dikkatli bakmıyorsunuz. siz sırrı bilmek değil, kandırılmak istiyorsunuz. henüz alkışlamazsınız, çünkü bir şeyi yok etmek yeterli değildir. onu geri getirmeniz gerekir.

-işte bu yüzden her sihirbazlık numarasında üçüncü bir perde bulunur. içlerinde en zorlusu. bizlerin deyişiyle "prestij".

--! spoiler !--
devamını gör...

sözlüğün adı gibi babası sayılabilecek yazar. sonuçta ikisi de aileyi ayakta tutuyor.*
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

okulda benden daha kilolu bi çocuk vardı. sürekli benimle alay ederdi. şişkosun ayısın ehehhe diye kendi arkadaş grubuna hedef gösterip onların da dalga geçmesini sağlardı.

abi. sen. benden. kilolusun. sen. benden..

ezik bu insanlar işte. ilk tanımı giren yazar arkadaşın dediği gibi tek dertleri hedef şaşırtmak. insanlar dikkatini başka bir şeye versin ki gözler kendilerinin üzerine gelmesin.
bir de bu çocuğun yaptığını yapan başka bir çocuk daha vardı. o da yaşıtlarına göre kısa ve zayıf kalmış biriydi. 13-14 yaşında bi erkek gibi değil de 9 yaşında gibi duruyordu ve sürekli benimle alay ediyordu.
ahh ne kadar yazıkk.. benimle alay ederek kendilerince 'zaman kazandılar'. umarım şimdi kendileriyle barışık, millete salça olmayan mutlu birer genç yetişkin olmuşlardır.
devamını gör...

ülkemizde şiddetle ihtiyaç duyulan sağlık kollarından biridir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

yazılı bir içeriği, verdiği mesajı bozmadan düzelten kişidir. sıklıkla tashih yani düzelti yapan kişiyle karıştırılır. tashih veya düzelti yapan kişi; bir metnin yazım kurallarına uygun olup olmadığını; sözcükler arasında çift boşluk bırakılıp bırakılmadığını; karıştırılabilen sözcüklerin yanlış yazımlarının metinde mevcut olup olmadığını denetler. mesela mevhum yerine mefhum yazılmış mı buna bakar.

günümüzde bunu word gibi programlara eklenen ‘dil denetimi’ özelliğiyle de kısmen yapabiliyoruz. bir güzel çiziveriyor virgülden sonra boşluk bırakmadığın yerleri. harf hatası yaptıysan onun da altına tırtıklı bir çizgi yerleştirip sokuyor gözüne insanın bu programlar.

yok ben bunu insana yaptıracağım dediğimizde bu yapılan şey düzeltidir. düzelti aşamasında kırk fırın ekmek yemiş olması gerekir ki editörlük aşamasına geçebilsin kişi. elbette kendi yazdıkları da kişinin bu ilk basamağa uygun olup olmadığı konusunda en değerli kanıttır. bir düzelti emekçisi arayışındaki yayınevi, başvurudaki niyet mektubunda aptal saptal virgüller gördüğünde o başvuruyu kahve fincanına altlık yapar. bari değerlendireyim de kağıda yazık olmasın diye.

peki ama editör neme nem bir şeydir o halde? metnin daha çok anlam ve üslubuna kafa yorar dersek çok da yanılmış olmayız. anlam yönünden şunları denetler ve öneriler getirir; metin içerisinde aynı kavram için aynı sözcüğün istikrarlı bir şekilde kullanılıp kullanılmadığı; minicik bir anlam nüansında başka bir sözcüğün başarılı bir şekilde seçilip seçilmediği; zıt anlamlı sözcüklerin yerli yerince kullanılıp kullanılmadığı vb.

üslup yönünden de metnin hedeflenen okur kitlesine başarılı bir şekilde hitap edip etmediğiyle ilgilenir. örnek olarak kadın hakları üzerine yazılmış bir metinde bayan sözcüğünü kullanmışsanız; acımadan çiziverir o cümlenizi editör. ya da çocuklar için yazdığınız bir hikâyede “gölden taşı almak için domalmıştı” yazmanız halinde saçı başı yolarak abv yorumunu ekler bir güzel. akademik bir makalede edilgen çatıyla yazdığınız cümlelerin üstünü çatır çatır çiziverir. aynı makalede “ayrıyeten” gibi akla zarar bir sözcüğü gördüğünde bir daha sittin sene size editörlük yapmamaya yemin edebilir.

sözcük enflasyonu yaptığınız cümlelerin bir editörün hışmından kaçması mümkün değildir. 180 sözcükle allayıp pulladığınız ama pek az şey anlatan o tuhaf cümleyi, anlamını tam olarak koruyarak 50 sözcüğe indiriverir. yayın politikasında asgarî sözcük şartı olan bir derginin editörüyse hele bir de! yemez sizin laf cambazlıklarınızı.

tashih/düzelti ile editörlük arasındaki farkı bilmeyen kişiye bilgisayar programı üzerinde yazım denetimi yaparak bir güzel editörlük ücreti de alabilir kimi zaman. böyle de çakaldır yerine göre.
devamını gör...

günde iki kere aramayı adet edinmiş numaradır. istemem alakam yok dersiniz, ertesi gün yine ararlar. engellersin bu sefer farklı numaradan ararlar.
devamını gör...

terörist deyince faşist zart zurt diyorlar sonra.
devamını gör...

özel peynirler ve dondurma üretiminde kullanılan süt. inek sütünden daha beyazdır ve daha yüksek fiyata satılır.
devamını gör...

kendisi endüstriyel metal sanatçısıdır. ismini ve soy ismini marilyn monroe ve charles manson’dan almıştır. aslında biz bu adamı yargılıyoruz da hayat hikayesini biliyor muyuz? hayır. çocukluğu çok sıkıntılı geçmiş, çok acılar çekmiştir. itilip kalkılmış sürekli baskı altında büyümüş. şarkılarında olan isyan da bu yüzden bence. marjinal olması onun kalitesini ortaya koymuştur.

dita von teese, evan rachel wood, stoya gibi kadınlarla birlikte olmuştur aykırı sanatçı. hatta dita von teese ile de evlenmişler geçinemeyince de ayrılmaya karar vermişler. hatta para noir şarkısının klibinde de onu oynatmıştır. o klip çekimi esnasında aşk yaşamaya başlamışlar. kendisi şeytana hayran birisiymiş, seri katillerin hayat hikayelerini çok okurmuş. psikolojik olarak sıkıntılı olduğu da aşikar kanımca.

geçmişte güzel işler yapmış ama marilyn baba. albümleri dinlenebilir cinsten. misal sweet dreams, personal jesus gibi harika şarkıları muhteşem şekilde coverlamıştır. hatta orjinalinden iyi olan coverlar arasına da girmiş bu şarkılar. kendisinin en favori albümüm elbette the pale emperor’dur. ne bileyim şarkıları daha soft daha şeffaf, tam da yaşına uygun bi albüm olmuş. karizmatik yani.

en son hakkında tecavüz odası olduğu ve bu tecavüz odasında kadınlara cinsel istismarda bulunduğu iddiası ortaya atıldı lakin yine de görmeden bir şey diyemiyoruz elbette. ben severim marilyn manson’u ya. kendine has tarzı özelliği var. bazı söylemiş olduğu sözleri de çok güzel.


kölesi değilim var olmayan bir tanrının, kölesi değilim umrumda olmayan bir dünyanın.



avrupa’da amerikanlaşmayan bir şehre yolculuk yapmak gerçekten heyecan verici. (istanbul için)


gazetecilik okuyup rockstar olmak her yiğidin harcı değil be. yine de sevgi ve saygıyla.. *
devamını gör...

metrobüste sürekli insalara yer veren ince düşünceli yardımsever aktör.
devamını gör...

türklere medeniyet hediye etmemiştir, türk medeniyeti islamdan ve arap medeniyetinden eskidir. araplar daha birlik olamamışken türkler medeniyetlerini geliştirmişlerdi. ayrıca islamla savaşan tüm milletler müslüman olmamıştır. moğolların büyük bölümü budist ya da inançsızdır. bkz: #44164

islam bir inanç şeklidir ve bir milliyetten ya da daha da özelleleştirirsek türklükten üstünlüğü yoktur. zaten bu ikisi farklı şeylerdir. müslümanlığın milliyet ile kıyaslanması islama zarar verir.

son olarak türkler, arapların yaptığı katliamlardan ya da zorlamalarından dolayı islama geçmemişlerdir. günün şartlarında düşmanlarının ortak olmasından dolayı araplara yakınlaşmış ve zaman içerisinde müslüman olmuşlardır. tabi türklerin müslümanlığa bakış açısıyla arapların bakış açısı tamamen farklıdır. türkler müslümanlığı kendi inanç tarzlarına benzetmişlerdir ve bu yüzden arap toplulukları türkleri tam olarak müslüman saymazlar.

edit: yazar arkadaş müslüman moğol topluluklarına, bu bkz: #44164 tanımda altın orda, kırım hanlığı ve ilhanlıları örnek vermiş. haklı olarak altın orda devletinin resmi dini islamdı demiş. berke han müslüman olmuştur demiş. ancak o bölgede yaşayan halktan, konuştukları dilden hiç bahsetmemiş.

öncelikle o dönem, o bölgede en yoğun nüfusa sahip olanlar kıpçaklar, ardından tatarlar ve doğu slavları geliyor. moğollar ise diğer küçük türk toplulukları ile beraber yaşıyor ki bunlar genellikle savaşçı ve göçebe kesim. ayrıca yönetimde olan moğollar var. halkın geneli kıpçak türkçesi konuşuyor.

altın orda devletinin resmi dini müslümanlık olduktan ve devlet yıkıldıktan sonra kısaca; doğu slavları hristiyanlaşıp rus imparatorluğunu kuruyorlar. tatarlar müslüman olup kırım ve kazan hanlığını kuruyorlar. kıpçak türklerinin bir kesmi batıya gidip soydaşları bulgarlarla karışıyorlar. diğerleri müslüman oluyorlar. budist ya da şaman olan türk-moğol toplulukları ise budist ve şaman olarak orta asya'ya göçmüş. geride kalanlarda diğer topluluklar arasında yok olmuşlar.

ilhanlılar ve kırım hanlığı ile ilgili de bir şeyler karalardım ama ne başlık uygun ne de benim çok fazla bilgim var.

neyse kısaca; moğollar müslüman olmamışlardır. evet bazı küçük moğol toplulukları (bkz: donşianlar)müslüman olmuştur elbette ama türklerdeki gibi toplu bir geçiş hiç bir zaman olmamıştır.


donşianlar batıya göç etmemişler, araplarla savaşmamışlar ayrıca islamı uygurlardan ve ticaret için çin'e giden araplardan öğrenmişlerdir.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim