ölümün en iyi tanımı
yahya kemal beyatlı'nın şu güzel şiiridir:
artık demir almak günü gelmişse zamandan
meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.
hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
sallanmaz o kalkışta ne mendil, ne de bir kol.
rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli,
biçare gönüller! ne giden son gemidir bu!
hicranlı hayatın ne de son matemidir bu.
dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.
birçok gidenin her biri memnun ki yerinden,
birçok seneler geçti; dönen yok seferinden.
artık demir almak günü gelmişse zamandan
meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.
hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
sallanmaz o kalkışta ne mendil, ne de bir kol.
rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli,
biçare gönüller! ne giden son gemidir bu!
hicranlı hayatın ne de son matemidir bu.
dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.
birçok gidenin her biri memnun ki yerinden,
birçok seneler geçti; dönen yok seferinden.
devamını gör...
muhteş ikiliyle kafa rock radyo yayını
uykum şu kahkahalarla açıldı, kahveye gerek duymuyorum her pazar be! kafein gibi ruhuma bedenime işliyorsunuz muhteş ikili!* enfes parçalarla başladınızzzz dinlemedeyizz.*
devamını gör...
sönmez reyiz
internetin derinliklerinde ortaya çıkmış yaratıcı küfürbaz alemin dayısı alemin reyizidir. en son twitchte yayın açmaya başlamıştı şu an ne yapıyor bilmiyorum. ayrıca eski sevgilimin attığı uzun mesaja sönmez reyizin kim okuyacak lan bunu videosunu gönderdiğim için kavga etmiştik.
devamını gör...
yaldızlı bir yalan söyle
yoldayım şu an geliyorum.(daha hazırlanmamış bile)
devamını gör...
tanımların sonuna nokta koyma gerekliliği
tanim duzenlemekten bikmis, hakli mod tepkisi.
son harfi yazdiktan sonra tek bir nokta koymak ne kadar zor olabilir, anlamiyorum.
son harfi yazdiktan sonra tek bir nokta koymak ne kadar zor olabilir, anlamiyorum.
devamını gör...
mansur yavaş’ın tüm makam araçlarını satma kararı
umarım mansur yavaş böyle devam eder. birine iyi demeye korkuyorum artık çünkü sonradan bozuluyor. bizi şaşırtmaya devam et mansur başkan. ınşallah cumhurbaşkanı da olursun.
devamını gör...
geceye hayatta öğrendiğin bir şey bırak
bizim için değerli olduğunu sandığımız şeylerin aslında zamanla bize zarar verdiğini fark etmek.
devamını gör...
anıt sayaç
türkiye'de öldürülen kadınları unutmamamız için yapılmış, sayacın her arttığında mahvettiği internet sitesi. "şiddetten ölen kadınlar için dijital anıt." dünyanın başka yerinde böyle bir açıklamalı bir internet sitesi olsa isyanlar çıkar.
edit: ben bu başlığa tanımı girdiğimde sayaç 327 idi. an itibariyle 335.
edit 2: an itibariyle 353.
edit 3: an itibariyle 382, bugün bir kadını yakarak, diğerini kafasından vurarak öldürdüler.
edit 4: yeni yılda sayaç tekrar başladı, bugün itibariyle 67, geçen gün 92 yaşında bir kadına tecavüz edip boğarak öldürdüler.
edit: ben bu başlığa tanımı girdiğimde sayaç 327 idi. an itibariyle 335.
edit 2: an itibariyle 353.
edit 3: an itibariyle 382, bugün bir kadını yakarak, diğerini kafasından vurarak öldürdüler.
edit 4: yeni yılda sayaç tekrar başladı, bugün itibariyle 67, geçen gün 92 yaşında bir kadına tecavüz edip boğarak öldürdüler.
devamını gör...
tanımlarını kimin oyladığını kontrol eden yazar
tek tek bakıyorum. liste var tik atıyorum. şahsıma yapılan beğenisi 800 e ulaşacak ilk 100 yazara kitap hediyesi vardır.*
devamını gör...
kişinin kendini en özgür hissettiği an
bütün sosyal medya hesaplarımı sildiğim zaman.
devamını gör...
esaretin bedeli
1994 yapımı amerikan filmi. yönetmenliğini frank darabont yapmıştır ve senaryosu, stephen king'in yazdığı "kuşku mevsimi" adlı kitabın "rita hayworth'u seven adam" bölümünden uyarlanmıştır. kitapla ilgili olarak şunu söyleyeyim ki, türkiye'de yayınlanan versiyonunda bu bölüm nedense bulunmamaktadır.
filmin bana düşündürdükleri ise şöyledir:
bu filmi beğenen birçok kişi gibi benim de içime halen sindiremediğim şey ödülleri forrest gump'a kaptırmış olması. tom hanks en sevdiğim erkek oyunculardan birisi o ayrı. forrest gump en sevdiğim filmlerden biridir o da ayrı. ama iki filmi önüme koyup hangisi dediklerinde tartışmasız bu film derim. ama gelin görün ki ödülleri kaptırmış olması bir hayli üzücü.
hayattaki en nefret ettiğim şeylerden biri kıyas konusudur. herkes gibi her şey de birbirinden farklıdır arkadaş. dolayısıyla bu iki filmi kıyaslamak yanlış olacaktır. ama ister istemez kıyaslamak durumunda kalıp sonuna kadar bu film diyorum.
bir kere bu film daha çok şey öğretiyor insana. en başta zaten afişinde de yazdığı gibi umut etmenin aslında ne kadar önemli bir şey olduğunu anlatıyor. durumun ne kadar berbat ve zor olursa olsun umudu bırakmamak gerektiğini, hayatının tıpkı andy dufrasne gibi bir anda tepe takla olması durumunda bile umut etmek gerektiğini anlatıyor.
bira sahnesini yazmaya cesaret edemiyorum. çünkü o sahnedeki güzelliği her ne kadar anlatmak istesem de yazdıklarım yetmez açıkçası. o nedenle anlatamıyorum. (bu sahneyi yazıyla değil de sözlü olarak birine anlatmaya kalksam sanırım "into the wild" filminde mccandless'in bardaki o top sakallı arkadaşına "ben alaska'ya gidiyorum, ta oralara ta uzaklara" derken yaşadığı mutluluk sarhoşluğuna bürünürüm sanırım)
bir diğer öğrettiği şey ise dostluk. aslında fazla arkadaşın olmasa bile sahip olduğun gerçek bir dostun varsa başka bir arkadaşa ihtiyacının olmadığını, bunun yanında zor şartlarda zor insanlarla beraberken o zorluğu paylaştığın bir dost varsa üstesinden sırt sırta vererek aşılabileceğini anlatıyor.
boş beyinli olmamak, bir şeyleri iyi derecede bilmek ve bir şeylere tutku duymak gerektiği de benim çıkardığım bir diğer sonuç. andy eğer taşlara ilgi duymasaydı ve onların yapısından anlamasaydı o duvarı kazmayacaktı. ama bu konudaki bilgisini eyleme döküp duvarı kazmayı ve oradan ayrılmayı başardı. veya oradayken zamanı geçirebilmek adına devamlı bir şeylerle uğraşması, satranç takımı hazırlamaktan tutun da kütüphaneyi adama benzetmesine kadar devamlı bir meşguliyet içinde olması boktan durumlarda olduğumuz anlarda geçmek bilmeyen zamanı hızlandırmak ve zaman algımıza müdahale edebileceğimize iyi bir örnek.
ve belki de en önemlisi müzik dinlemek denen şeyin aslında basit gibi görünse de hiç de öyle basit bir şey olmadığı, müzik dinlemenin aslında çok büyük bir lüks olduğu ve müziğe aç olmanın en büyük açlıklardan biri olduğunu anlatıyor. gardiyan odasında dayak yeme pahasına bütün mahkumlara hoparlörden yaptığı müzik yayını bunu oldukça iyi anlatıyordu.
özgürlüğü anlatmasını söylemeye gerek yok. onu diğer hapishane filmleri de işliyor zaten. ama bu film hayatın içinde bulunan ama aslında basit gibi görünen şeylerin esasında ne denli önem sahibi olduğunu adeta gözümüze sokuyor ve ders gibi anlatıyor. varsın ödül alamasın. ben ve benim gibi birçok insanın içinde öyle görünüyor ki kalıcı olarak bir numarada kalacak.
iyi ki böyle bir film var, iyi ki izledim ve iyi ki içimde yer etti. yeri her daim özel olacaktır içimde.
filmin bana düşündürdükleri ise şöyledir:
bu filmi beğenen birçok kişi gibi benim de içime halen sindiremediğim şey ödülleri forrest gump'a kaptırmış olması. tom hanks en sevdiğim erkek oyunculardan birisi o ayrı. forrest gump en sevdiğim filmlerden biridir o da ayrı. ama iki filmi önüme koyup hangisi dediklerinde tartışmasız bu film derim. ama gelin görün ki ödülleri kaptırmış olması bir hayli üzücü.
hayattaki en nefret ettiğim şeylerden biri kıyas konusudur. herkes gibi her şey de birbirinden farklıdır arkadaş. dolayısıyla bu iki filmi kıyaslamak yanlış olacaktır. ama ister istemez kıyaslamak durumunda kalıp sonuna kadar bu film diyorum.
bir kere bu film daha çok şey öğretiyor insana. en başta zaten afişinde de yazdığı gibi umut etmenin aslında ne kadar önemli bir şey olduğunu anlatıyor. durumun ne kadar berbat ve zor olursa olsun umudu bırakmamak gerektiğini, hayatının tıpkı andy dufrasne gibi bir anda tepe takla olması durumunda bile umut etmek gerektiğini anlatıyor.
bira sahnesini yazmaya cesaret edemiyorum. çünkü o sahnedeki güzelliği her ne kadar anlatmak istesem de yazdıklarım yetmez açıkçası. o nedenle anlatamıyorum. (bu sahneyi yazıyla değil de sözlü olarak birine anlatmaya kalksam sanırım "into the wild" filminde mccandless'in bardaki o top sakallı arkadaşına "ben alaska'ya gidiyorum, ta oralara ta uzaklara" derken yaşadığı mutluluk sarhoşluğuna bürünürüm sanırım)
bir diğer öğrettiği şey ise dostluk. aslında fazla arkadaşın olmasa bile sahip olduğun gerçek bir dostun varsa başka bir arkadaşa ihtiyacının olmadığını, bunun yanında zor şartlarda zor insanlarla beraberken o zorluğu paylaştığın bir dost varsa üstesinden sırt sırta vererek aşılabileceğini anlatıyor.
boş beyinli olmamak, bir şeyleri iyi derecede bilmek ve bir şeylere tutku duymak gerektiği de benim çıkardığım bir diğer sonuç. andy eğer taşlara ilgi duymasaydı ve onların yapısından anlamasaydı o duvarı kazmayacaktı. ama bu konudaki bilgisini eyleme döküp duvarı kazmayı ve oradan ayrılmayı başardı. veya oradayken zamanı geçirebilmek adına devamlı bir şeylerle uğraşması, satranç takımı hazırlamaktan tutun da kütüphaneyi adama benzetmesine kadar devamlı bir meşguliyet içinde olması boktan durumlarda olduğumuz anlarda geçmek bilmeyen zamanı hızlandırmak ve zaman algımıza müdahale edebileceğimize iyi bir örnek.
ve belki de en önemlisi müzik dinlemek denen şeyin aslında basit gibi görünse de hiç de öyle basit bir şey olmadığı, müzik dinlemenin aslında çok büyük bir lüks olduğu ve müziğe aç olmanın en büyük açlıklardan biri olduğunu anlatıyor. gardiyan odasında dayak yeme pahasına bütün mahkumlara hoparlörden yaptığı müzik yayını bunu oldukça iyi anlatıyordu.
özgürlüğü anlatmasını söylemeye gerek yok. onu diğer hapishane filmleri de işliyor zaten. ama bu film hayatın içinde bulunan ama aslında basit gibi görünen şeylerin esasında ne denli önem sahibi olduğunu adeta gözümüze sokuyor ve ders gibi anlatıyor. varsın ödül alamasın. ben ve benim gibi birçok insanın içinde öyle görünüyor ki kalıcı olarak bir numarada kalacak.
iyi ki böyle bir film var, iyi ki izledim ve iyi ki içimde yer etti. yeri her daim özel olacaktır içimde.
devamını gör...
banker bilo
ertem eğilmez'in yönettiği,türk sinemasının mihenk taşlarından olan ve efsane replikler barındıran film.
adres adres pavlike!
ne pevlikesi kardeşim!
adres adres pavlike!
ne pevlikesi kardeşim!
devamını gör...
vorapaksar
tromboz durumlarında kullanılan par-1(proteaz aktive trombin reseptörü) antagonisti ajandır.
devamını gör...
uzun tanımları okumamak
bayıla bayıla okuyanlardan biriyim. uzun yazılan tanımları daha çok seviyorum. öğreniyorum çünkü. okumayı da sevdiğimden hiç yormuyor beni.
uzun tanımları okumamak isteyenlerin forumsal başlıklarda takılabileceğini önerdiğim sitem.
ya da gülü seven dikenine katlansın bir zahmet.
uzun tanımları okumamak isteyenlerin forumsal başlıklarda takılabileceğini önerdiğim sitem.
ya da gülü seven dikenine katlansın bir zahmet.
devamını gör...
internette en son aradığınız şey
(bkz: baş ağrısı nedenleri)
her ağrıdığında beynimde tümör olduğunu düşündüren aramamdır.
her ağrıdığında beynimde tümör olduğunu düşündüren aramamdır.
devamını gör...
demans
bilişsel ve kognitif fonksiyonlarda yaşlanmayla birlikte gelen bozulmadır. bu durum yaşlanmanın doğal ve kaçınılmaz bir sonucudur. yapılan bir çok araştırma demansın engellenemediğini fakat ilerme hızının yavaşlatılabileceğini vurgulamıştır.
devamını gör...
hayrat
yoksul halkın para vermeden yararlanabileceği okul, çeşme, yurt gibi hayır amaçlı yapılan ve bağışlanan kurum ya da yapılardır.
devamını gör...
sosyal medyanın insana hissettirdiği korkular
herkese "yalancıdır" düşüncesiyle yaklaşmak en çok görülenlerden...
devamını gör...
run lola run
bir tom tykwer filmidir.
hayatımızdaki küçük tercihlerin neden olduğu paralel evren hikayelerinden biridir ve belki de ne güzel örnekleri arasında sayabiliriz.

keyifle kahvemi içerken yazdığım bu tanım içerisinde söyleyebilirim ki muhteşem bir filmdir. lola’nın sevgilisini kurtarmak için 20 dakikada bulması gereken 100.000 marka ulaşma çabasını anlatır...
hayatımızdaki küçük tercihlerin neden olduğu paralel evren hikayelerinden biridir ve belki de ne güzel örnekleri arasında sayabiliriz.

bu tanımı yazarken her zamanki dikkatsizliğin sonucu üst paragrafta bahsettiğim kahveden sadece bir yudum içebildim. kahveyi boylu boyunca masaya boca etmeyi başardığım için kendime kızmakla meşgulüm şu an. filme gelirsek filmde lola isimli bir kızın torbacı erkek arkadaşını kurtarmak için saçmasapan aksiyonlara girip yirmi dakika içinde 100.000 alman markın bulmak için girdiği amansız ve gereksiz mücadele anlatılmakta. daha iyi örneklerini izleyebileceğiniz bir film olduğunu söyleyebilirim...
hayatımızdaki küçük tercihlerin neden olduğu paralel evren hikayelerinden biridir ve belki de ne güzel örnekleri arasında sayabiliriz.

çok sevimli bir garson kız gelip döktüğüm kahveyi temizledi. bence yüzünde içten ve tatlı bir gülümseme de vardı. ayrıca kitabım kahveye bulaşmadığı için de çok şanslı olduğumu düşünüyorum. filmimizle ilgili ise şunu söyleyebilirim: konu oldukça ilgi çekici, ayrıca renk kullanımı ve müzik filmi bambaşka bir boyuta taşımış. hikayemiz ise lola isimli bir kızın 20 dakika içinde 100.000 mark bularak erkek arkadaşını kurtarma çabasını merkeze almış...
her neyse, izlenmeye değer.
hayatımızdaki küçük tercihlerin neden olduğu paralel evren hikayelerinden biridir ve belki de ne güzel örnekleri arasında sayabiliriz.

keyifle kahvemi içerken yazdığım bu tanım içerisinde söyleyebilirim ki muhteşem bir filmdir. lola’nın sevgilisini kurtarmak için 20 dakikada bulması gereken 100.000 marka ulaşma çabasını anlatır...
hayatımızdaki küçük tercihlerin neden olduğu paralel evren hikayelerinden biridir ve belki de ne güzel örnekleri arasında sayabiliriz.

bu tanımı yazarken her zamanki dikkatsizliğin sonucu üst paragrafta bahsettiğim kahveden sadece bir yudum içebildim. kahveyi boylu boyunca masaya boca etmeyi başardığım için kendime kızmakla meşgulüm şu an. filme gelirsek filmde lola isimli bir kızın torbacı erkek arkadaşını kurtarmak için saçmasapan aksiyonlara girip yirmi dakika içinde 100.000 alman markın bulmak için girdiği amansız ve gereksiz mücadele anlatılmakta. daha iyi örneklerini izleyebileceğiniz bir film olduğunu söyleyebilirim...
hayatımızdaki küçük tercihlerin neden olduğu paralel evren hikayelerinden biridir ve belki de ne güzel örnekleri arasında sayabiliriz.

çok sevimli bir garson kız gelip döktüğüm kahveyi temizledi. bence yüzünde içten ve tatlı bir gülümseme de vardı. ayrıca kitabım kahveye bulaşmadığı için de çok şanslı olduğumu düşünüyorum. filmimizle ilgili ise şunu söyleyebilirim: konu oldukça ilgi çekici, ayrıca renk kullanımı ve müzik filmi bambaşka bir boyuta taşımış. hikayemiz ise lola isimli bir kızın 20 dakika içinde 100.000 mark bularak erkek arkadaşını kurtarma çabasını merkeze almış...
her neyse, izlenmeye değer.
devamını gör...

