fkrm
* sesli harf alamadım.
devamını gör...

acılar insana öğretir, mutluluk ise insanı hayata bağlar.
devamını gör...

insana değer
sürekli cinayet haberleri normalleşti. her akşam kanalları gezerken gördüğümüz bir şey. intihar eden 'vah vah' diyip geçiyoruz. elimizden gelen bir şey yok. bunu düzeltebileceklerin ise daha önemli (!) işleri var. okumaya çalışan masum bir insan evladısındır maymunun biri çıkıp sana demediğini bırakmaz. bazen fikrini belirtirsin beğenmezler terörist olmayla itham ederler.
neyin yarışındayız. napıyoruz?

edit1:türkiye işçi partisi milletvekili barış atay'ın değindiğim konuyla ilgili olarak bütçe üzerine yaptığı konuşma.buyrunuz efendim
devamını gör...

doğum sancısı olabilir, yani biz erkekler bilemeyiz, tahmin bile edemeyiz. kadınlar bir birini bu konuda daha iyi anlar sanırım.
devamını gör...

haline üzüldüğüm garsondur. o da bir emekçi sonuçta muhtemelen oldukça dalgındı. ama yine de sakinliğini koruması olumsuzluğu yok etmiştir bence. baklava sonuçta ha açık yemişsin ha kapalı.
devamını gör...

günlerce konuşmaz, yazmaz, aramaz, sormaz; sonra gelir bir ‘merhaba’ der, yine o kazanır.
devamını gör...

ben listede yokum. zekâmı kaybettim hükümsüzdür.
devamını gör...

kendisini türk olarak hisseden her insanın gururlanarak söylediği "ne mutlu türküm diyene! cümlesidir.
devamını gör...

bir durumun kişiye yarar sağlamaması. onu bulunduğu konumdan daha geriye itmesi. zararı dokunan şeyler anlamındadır. fransızcadan dilimize geçmiş sözcüklerden biridir.
devamını gör...

"ben" dedi kadın, onu aslında şimdiye dek hiç duymayan, görmeyen adama;

"ben senden kaçtığımı sanıyordum, her gittiğim yere yine seni de götürdüğümü bilmeden. her uzaklaşmaya çalıştığımda daha çok özleyerek geri döndüm sana. sonra anladım ki izin verdiğin kadar uzağa gidebiliyor, sonra ateşe uçan pervaneler gibi kendimi yaka yaka senin etrafında dönüyorum. ne sabrım tükeniyor, ne ümidim. her yeri sana boyuyorum ben, ikimize dair bir dünya inşa ediyorum gittiğim her yere, anılarımızı yerleştiriyorum o dünyanın içine, yeni hayaller kuruyorum geleceğe dair. sonra sen gelip her şeyi yerle bir ediyorsun. ve bunu iyi hal indirimi alabilmek için takım elbise giymiş bir katilin soğukkanlılığı ile yapıyorsun. hafifletici sebepler sunuyorsun "ama" ile başlayıp "üzgünüm" ile biten. ben de her seferinde kabulleniyor, boyun eğiyorum suçlu benmişim gibi., tutunacak bir dal arıyorum kelimelerinin arasında. izin ver gideyim artık. şimdi değil ama bir gün, unuturum, iyileşirim belki. alttan alttan depreşip, ara ara yoklayacağını biliyorum, göz yaşartıcı sebeplerim hep olacak; bir şiir dizesi, bir şarkı, sesi sana benzeyen birisi belki. ama artık bırak gideyim ben. başa dönüp dönüp aynı yerde tekrar yıkılıp kalmaktan yoruldum. iyi gibi görünmeye çalıştıkça içten içe kemiriyor beni, yok oluyorum yavaş yavaş görmüyor musun? ışığım söndü, ilk tanıdığında çiçek bahçesi gibi rengarenk olan kadın koyu gri bir hüzne büründü artık. bırak beni artık, bırak gideyim"
kadın
artık ağlamıyordu,
artık üzülmüyordu,
artık yoktu çünkü,
hissetmiyordu...

ve adam
"iyi geceler" dedi,
"konuşuruz bunları uzun uzun" dedi kısacık cevabında...

ve kadın biliyordu,
o adam verdiği sözleri tutmazdı.
devamını gör...

önce sosu yapıp sonra sosu sulandırıp, makarnayı sosun içinde pişirmek. tabi ayarı tutturmak önemli ve 7 dk'dan fazla kaynamamalı.
devamını gör...

hizmet aldığınız bir yere veya bir diyalog ortamına karşı sergilediğiniz tutum mütevazı ve karşınızdaki kişi kendisini daha üst pencereden görecek bir kişiliğe sahip ise bir süre sonra veya hemen akabinde size karşı olan tavrı size göre daha sert olacaktır. türkiye'de mütevazı olmak zordur.


“mütevazılık falan hiçbir zaman gerçek bir üst değer olamamıştır bizde. bir ortamda mütevazı olmaya kalkarsanız saygı hemen azalmaya başlar, hissedersiniz…”

-nuri bilge ceylan

devamını gör...

alıkoymaya çalışmaya ne gerek var ki? bol bol yiyelim ne güzel. şu sıcak günlerde kavum, karpuz olmasa ne yapardık ki biz? ne renk katardı yazlarımıza?
devamını gör...

yılmaz erdoğan'ın yazıp yönettiği tiyatro oyunu. benim için en iyi oyundur. hemen her sahne ve espri ezberimdedir. çık oyna desin oynarım her rolü. gülseren hariç.
devamını gör...

(mantıkta) iki önermesi bulunan ve iki önermenin vargısı aynı olan kıyas, dilem, ikilem
atasözlerinde de bu durumu anlatan örnekler olsa da birebir aynı değildir.

mantık sorularında da kullanılan bu kıyas türünün kullanım örneklerine tarihte de epey rastlamaktayız. mesela tekerrür eden tarihi bir olay ebu zer el-gifari'nin ak saray için muaviye'ye söyledikleridir. her iki durumda da haklı çıkar:

"ey muaviye! eğer sen bu sarayı halkın parasıyla yaptırdıysan, ihanettir, kul hakkıdır. ve eğer kendi paranla yaptıysan israftır, haramdır"


diğer bazı meşhur örnekler için de:

(bkz: kralın dilemması)
(bkz: fatih sultan mehmet paradoksu)
devamını gör...

zamanında tükürüğün sobanın üzerinde cızlamasını seyretmekten zevk alan şimdilerde anne baba olmuş nesildir.
devamını gör...

dünya görmemiştir.övünecek tek şeyi odur
ve o da bunu sonuna kadar kullanır .
devamını gör...

sözleri şöyledir,
ben gamlı hazan sense bahar dinle de vazgeç.
sen kendine kendin gibi bir taze bahar seç
olmaz meleğim böyle bir aşk bende vakit geç
sen kendine kendin gibi bir taze bahar seç.

şiiri yazan sıtkı angınbaş, bestesini yapan melahat pars'tır. bu şarkı'nın hikayesi belki bir şehir efsanesi belki gerçek ama hüzünlü bir hikayesi vardır. neyse efendim ben bu parçayı rahmetli kemal sunal'ın meraklı köfteci filminde kısacık yorumlaması ve kendi kendine konuşmasından güldürmesiyle paylaşmak istedim.
buradan
devamını gör...

gayet olağan bir insandır.
devamını gör...

filmi herkese önerebilirim.ama bence öğretmen adayları da izlemeli. amerikan kapitalist toplum düzeninde sosyoekonomik olarak bitik, arka mahalle okullarına ayna tutuyor. dolayısıyla amerika gibi toplum yapısı olan ülkeleri de gözümüzün önüne seriyor.

çocukluğu zor diyebileceğimiz yaşantılarla geçmiş başrol kahramanımız(piyanist filminin başrol oyuncusu olarak bildiğimiz adrien brody) kendisine hiç de yabancı olmayan bu dönemin z kuşağı diye tabir edebileceğimiz(çevre etkisine açık, insan hayatının en hassas olduğu yaş aralığı olarak ele alıyorum), yine buradaki adıyla ücretli öğretmenlik yapıyor.

okulun ticarethaneye dönmesi(kar-zarar ilişkisi, eğitim kalitesinden, öğrencilerin hayata hazırlanmasından ziyade afedersiniz barınak gibi olması), öğretmenlerin de çocuklardan yılıp, kendilerini onlara göre koşullaması, ailelerin çocuklar üzerindeki baskısı filmden çıkarım yapılabilecek bazı önemli konular.

başrol oyuncumuz da bu kaotik ve karanlık, ümit vermeyen ortamda filmin adına yaraşır şekilde karşımızda yer alıyor; detachment-kopma-kayıtsızlık!

kime, neye göre kopma, kayıtsız olma? kendimize mi, başkasına mı, topluma mı? koptukça, kayıtsız kaldıkça yaşamıyoruz.

"ah kimselerin vakti yok
durup ince şeyleri anlamaya"
gülten akın-ilkyaz şiirinden

ionna kuçuradi'nin sözü çok hoşuma gidiyor.

"uzaya da gitsek yapılacak ilk iş insan ilişkileri"
diye

filmi tersten okursak aslında bir bağlanış söz konusu. kopmama, kayıtsız olmama. insanları bu farkındalığa yönlendiriyor.
fimdeki karakterler çok da uzağımızda olmayan kişilerdir. hatta belki bizden yakınımızdan birileri. daha ileri gidiyorum belki de ben!

film dram türünde bir film ve amerikan yapımı. buna istinaden yine amerikalı bir yazar olan f. scott fitzgerald'a ait muhteşem gatsby romanından bir alıntılama yapmak istiyorum;


birisini eleştirmeye kalkıştığında, "dedi bana, "şu dünyada her insanın senin sahip bulunduğun ayrıcalıklara sahip olmadığını hiç aklından çıkarma."
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim