bugün yine ölüm yıldönümün. tam 8 yıl olmuş. her 10 temmuz'da "uyan ali'm" diye anıyoruz seni abim. huzurlar içinde uyu

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

tek yazamayan ben miyim acaba? diye düşünüp bu başlığı açtım. millet çatır çatır yazıyor bilgisine, kitabına, filmine, felsefesine kadar. bir biz mi kaldık böyle cahil? en uzun tanımım kaç kelimedir onu da geçtim uzun bir tanımım var mı? onu da hatırlamıyorum. neyse sözlüğü güzel bir yere taşıyacak entryler giren yazarları buradan tebrik etmiş olayım.
devamını gör...

sırf başka bir partiden belediye yönettiği için atılan tweet’tir. söz konusu yer de türkiye’nin üçüncü en büyük metropolü. başka bir ülkenin şehri filan da değil yani. kaldı ki başka bir ülkenin şehri olsa ne olacak? insanlar afet yaşıyor, malları zarar görüyor hatta hayatlarını kaybediyorlar ama birileri bunu espri malzemesi olarak kullanabiliyor. peki kullanan kim? türkiye’nin beşinci en az nüfuslu şehrinin belediyesi. benim mahallemin nüfus gümüşhane‘nin nüfusunun iki katı.
devamını gör...

yakalandılar. peki şimdi içerde ne var? comolokkoo...

www.mynet.com/son-dakika-si...
devamını gör...

bana göre mavi güzel olan her şeyi temsil eder. umudun, özgürlüğün ve sonsuzluğun rengidir. hâlâ gökyüzünü ve denizi izlerken mutlu hissediyorsanız umudunuz bitmemiş demektir.

mavi tedavi edicidir.
devamını gör...

ses dosyaları için, kayıplı data sıkıştırma formatları arasında en meşhuru. evet. gerçekten.
devamını gör...

uzunca bi süre linç yemiş erdil yaşaroğlunun açıklamalarıdır.buradan

aslında böyle bir açıklamada bulunma gereği duyması beni çok üzdü, sonuçta kendi ürünü olan karikatürler var ve bazı siteler kendisinden daha çok kazanıyor bu karikatürleri paylaşarak. ama bunun hesabını 3 ziyaret alan blog sitelerinden çıkarmak ayıptır. zaten gün geçtikçe karikatüre ilgi azalırken, böyle bir tepkiyle kendisinden soğutması mantıklı bi hareket değil. zamanında karikatürler bizim fikirlerimizi ifade etmemizi sağlayan politik bir araçtı, şimdi herkesin bi sosyal medya hesabı var. böyle hareketlerle kendisini bitirir mizah camiası.

erdil yaşaroğlunun telif davasını istismara çevirdiğine yönelik iddialar için de buradan


not: dergi okumayı, biriktirmeyi birkaç sene önce bıraktım. hatırladığım kadarıyla çocuklar için mizah dergisi çıkartıyordu erdil yaşaroğlu, fazla okuduğum birisi olmadı hiçbir zaman. dergilerin kalitesinin düştüğü de aşikar.
devamını gör...

beş para etmeyen karanvancı diye çevirebileceğimiz, karavan çöpü anlamına da gelebilecek bir yakıştırma sözüdür.

bu söz amerika birleşik devletlerinde düşük sosyo-ekonomik bir sınıfta yer alan ve karavan parklarında yaşayan insanları aşağılamak için kullanılır.

sınıfsal ayrımlar sadece kast sistemine atfedilmiş gibi görünse de aslında hiç de öyle değildir. kapitalizm sınıfsal ayrılıkları sımsıkı kucaklayan bir sistemdir. bu sistemde tutunamayan insanlar da kendilerine alternatif yaşam tarzları üretip hayatta kalmaya çalışıyorlar.

karavan parkları da bu alternatif yaşam tarzları ve alanlarından biri. elbette karavan parkında yaşayanların tümünü alt sınıf sayamayız. bunu zevk için yapıp lüks karavanlarda belli dönemler geçirenler de var ama başlıktaki tanım karavan parklarına mahkum olanlar için.

chloe zhao’nun yazıp yönettiği ve en iyi film, en iyi kadın oyuncu ve en iyi yönetmen dallarında oscar ödülü kazanan nomadland filminde anlatılan insanlar da trailer trash tanımlamasına dahil oluyor. bu harika filmi izlediğiniz zaman ne demek istediğimi anlayacaksınız.

bu sözde beni rahatsız eden şey amerika ile ilgili birçok konuda olduğu gibi merhamet eksikliği. çarpık bir düzende tutunmayı başaramayan insanlara anlayış göstermek yerine onlarla alay edip onları aşağılamak tam bir amerikan geleneği olsa gerek.
devamını gör...

en doğal haklarından biridir. ne sebeple olursa olsun, insanlara zorla bir şey yaptırmak barbarlıktır.
devamını gör...

bu entry bolca spoiler ve alıntı içermektedir.

ben, ben aldandım be sözlük, ikinci kez aldandığımı anladım.

roman çok kez söylendiği gibi arada kalmış insanların hikayesidir. bir başarının, zaferin değil, yenilginin anlatısıdır. kitabı ilk okuduğumda ne güzel ne ironik demiştim, ikinci okuduğum da, ne ironik ve acı dedim. eminim üçüncü kez okuduğumda çok daha farklı şeyler söyleyeceğim.

peki saatleri ayarlama enstitisü neden acı bir hikayedir.
sanırım, enstitüyü sorgulayarak başlamak en doğrusu olur.
enstitüsü kurulma amacı icabıyla mantıksızdır:

''tekrar odama döndüğümüz zaman heyetin reisi kendisine ikram ettiğim içkiyi kabul edeceği yerde doğruca telefona koştu ve 0135'i arayarak saatin kaç olduğunu sordu. aldığı cevap üzerine evvela duvardaki saate, sonra yüzüme baktı.
- böyle bir kolaylık varken bu müesseseye ne lüzum var ?.. diye sordu.''(s:377)

hayri irdal bu kurumdaki mantıksızlığı romanın muhtelif yerlerinde:

''endişelerimi artık nermin hanımdan gizlemiyordum. bana söz söylemek, yahut sözümü bitirmek fırsatını verdiği nispette bu işin sonu olamayacağını anlatmaya çalışıyordum.''(s:233)
''hatta ispritizma cemiyetinde bile birbirlerine ve kendilerine yalan söylemekten hoşlanan birtakım insanlara hizmet ettiğimi bildiğim için gülünç de olsa bir iş yaptığıma inanıyordum. burada o bile yoktu.'' (s:231)

dile getirir. bu enstitünün kurulma amacı neydi ? insanlara saat, zaman bilincini aşılamak mı ? insanlar pek tabi yollardan bu işi halledebilirdi. ama halit ayarcı ensititüyü öylesine baldırarak anlatır ki, okuyucuda, kitaptaki karakterler de onun bu ''yalan''ına inanır. halit ayarcı amiyane tabirle şark kurnazlığı yapar, yalancı bir adamdır. üzgünüm ama bu böyle. o yalan dairesi içerisinde insanları kendine inandırır, onlarla oynar. hayri irdal şöyle söyler:

''ne garipti, hepimiz halit ayarcı'nın elinde bir kukla gibiydik. o bizi istediği noktaya getiriyor ve orada bırakıyordu. ve biz o zaman, sanki evvelden rolümüzü ezberlemiş gibi oynuyorduk.'' (s:232)

hayri irdal'ın dediği gibi o oyunu yalanlar üzerine kuran biridir. eskiyi tamamen reddettiği gibi, işine gelen taraflarını da almaktan çekinmez. mesela kitapta bahsedilen insanlar içinde örnek iki tipten biri olan(diğeri hayri irdal'ın oğlu ahmet. aslında emine de kısmen örnek tip olabilir.) muvakkit nuri efendi gibi eski bir adamı yalnızca işine geldiği için kullanmaktan çekinmez. tanpınar'ın anlatmak istediği tam olarak budur, yeni denen şeyi kabul edip, eskiye tamamen sırt çeviren insanlar çelişki içindedir. halit ayarcının kendi içindeki çelişkisini hayri irdal'ın ustası nuri efendiyi anlattıktan sonra verdiği tepki:

''olur şey değil... diyordu. böyle bir adam, aramızda bulunsun... monşer, bu tam filozof... zaman felsefesi... anladınız mı? zaman, yani çalışma felsefesi... sizde filozofsunuz hayri bey, hem hakiki bir filozofsunuz!.. diyordu.'' (s:220)

ve

''siz teşebbüs fikrinden mahrumsunuz. sonra idealistsiniz. realiteyi
görmüyorsunuz… hülâsa eski adamsınız. yazık, çok yazık! biraz realist
olsanız bir parça, ufak bir miktarda, her şey değişirdi.” (s:224)
bu iki örnekte de halit ayarcının çelişkisi gayet net şekilde görülüyor. bu çelişki yalnızca halit ayarcı'nın çelişkisi değildir, yeniyi aldık her şey düzeldi diyenlerin çelişkisidir. tanpınar şunun farkında; ona göre, milli tarih anlayışına körü körüne bağlı kalmamak ve batının getirdiği yeniliklere de ayak uydurmak gerekmektedir. bu nedenle halit ayarcı hem çelişkili bir tiptir, hem de yanılmıştır. romanın son kısmında yazar halit ayarcı'nın yanıldığını:

''ben, dedi, ben aldandığımı anladım...'' (s:382)
''nasıl olur ?.. diyordu, nasıl olur ? dünyanın en modern müessesinde, en mükemmel ve yeni şartlar altında ve bu kadar yenilik içinde çalışan bu insanlar bu işi nasıl anlamazlar ? o halde enstitüde ne işleri var ? niçin yeni binayı alkışladılar ? niçin bizi tebrik ettiler ? demek yalan söylüyorlar!..



ben halit ayarcı'ya vaziyeti anlatmağa çalışıyordum.
hayır, yalan söylemiyorlar, diyordum. ikisinde de samimi idiler. yeniliği kendilerine ucu dokunmamak şartıyla seviyorlardı. hala da o şartla severler. fakat hayatlarında emniyetli ve sağlam olmayı tercih ediyorlar.''(s:374)

şu iki örnekte görebiliriz.

peki hayri irdal neden saçma, mantıksız, gereksiz olduğunu bildiği enstitü için çalışmaya devam eder. hayri irdal'ı anlatmak, onun enstitüden ayrılamamasını daha iyi açıklar. hayri irdal, tipik arada kalmış insandır. bir ayağı eskideyken, diğeri ayağı kabul edemiyor olsa da yenidedir. hayri irdal toplumun yarı aydın kesimini temsil ederde denebilir. hiç kitap okumaz değildir, bazı eserleri okumuştur, bildiği bişeyler vardır ama yarım yamalaktır. en iyi bildiği konu saatçiliktir ama muvakkit nuri efendiden sonra karşısına onu bu konuda yönlendirebilecek biri çıkmadığı için saatçiliğe kanalize olamaz. nuri efendi hayri irdal'ı şöyle tanımlar:

''oğlum hayri, derdi. iyi bir saatçi olup olamayacağını bilmiyorum. doğrusu, bunun senin hayrın için çok isterdim. sen erken yaşta iş tutup ona kendini vermezsen büyük sıkıntılarla uğrayabilirsin. yaradılışın mütevazı insan yaradılışı... hayata ve etrafa karşı yeter derecede dayanıklı değilsin. seni ancak iş kurtarabilir. yazık ki bu iş için lazım olan dikkat sende yok.''

nuri efendinin dediği gibi de olur, halit ayarcı, bu basit karakterli adamla istediği gibi oynar. hayri irdal eski yaşamına özlem duysa dahi parasızlık korkusu onun bu enstitüden ayrılmasına mani olur, aslında irdal bu enstitüyü ve getirdiklerini gayette sevmiştir, biraz nazlanıyor o kadar. halit ayarcı onun durumunu çok iyi özetliyor:

''size kendi hakikatinizi söyleyeyim! artık dönemezsiniz. çünkü hiçbir şeyden vazgeçemezsiniz. bütün tenkitlerinize ve küçük görmelerinize rağmen rahat ve güzel bir karınız var, ayrıca bir metresiniz var ki çıldırıyorsunuz. kızınız, oğlunuz için her an kendinizi fedaya hazır olduğunuza da eminim. üstelik şöhreti, hatta abes telakki ettiğiniz işler içinde olsa bile hareketi seviyorsunuz. hülasa bir ahtapot gibi sayısız kollarla dünyaya yapışmışsınız! hiçbir şeyden ayrılamazsınız. nasıl döneceksiniz ?''

gerçekten de hayri irdal bu hayatı sevmiştir. onun eskiye özlem duyduğu falan yoktur, en fazla çocukluğunda ve ilk gençlik yıllarında içinde bulunduğu toplumdan gelen alışkanlıkları onu arada bir yokluyor, o kadar.
bunu yazıp yazmamak konusunda tereddüt ettim(emin olmadığım için) ama ekleyeyim. hayri irdal'ın yozlaşmışlığı öyle bir noktaya ulaşır ki eşinin kendisini halit ayarcı ile aldatmasına dahi göz yumar.
bu iddia hayri irdal'ın şu sözlerinden geliyor:

''bu çocuğa karım pakize'nin arzusu üzerine rahmetli halit ayarcı'nın adını verdiğime ne kadar isabet etmişim. gün geçtikçe ona benziyor. küçük gül yaprağı yüzünden onun çizgileri peydahlanıyor, hatta tabiatı bile yavaş yavaş o tarafa kayıyor. onun gibi iradesini herkese kabul ettiriyor, hoşuna giden her şeyi istemeden elde ediyor.''


daha çok şey yazabilirim ama çok fazla uzatmakta istemiyorum. bir kaç karakterle ilgili bişey söyleyeyim bu faslı kapatalım.

seyit lutfullah: eskinin cahil kalmış kısımlarını, uzak durulması gereken kısımlarını temsil ediyor.

zarife hanım: her döneme ayak uyduran tip. ilk görünüşü meşrutiyet öncesindeki kadınını temsil ediyor.(sofuluğu vs.) ikinci görünüşü meşrutiyetin ilanını temsil ediyor. üçüncü görünüşü cumhuriyetin ilanı ve sonrasını temsil ediyor.

ahmet irdal: olması gereken türk tipini yansıtıyor. çalışan, ahlaklı, onurlu, yalana kanmayan ve içinde yer almak istemeyen insan.

muvakkit nuri efendi: eskinin örnek alınacak yönlerini temsil ediyor. babacan, çalışkan, ahlaklı.

abdüsselam bey: oturduğu konak ve aile yapısı itibariyle osmanlı imparatorluğunun minimize edilmiş halini yansıtıyor.

dr. ramiz: yeniliğe körü körüne bağlanmayı ve olduğu yerde sayan insanları temsil ediyor.

emine irdal(hayri'nin ilk eşi): eski ve yeni aile yapısındaki birleşimini temsil ediyor. ölmeseydi hayri irdal çok başka bir hayat yaşardı.

hayri irdal'ın iki baldızı: yeninin getirdiklerinden faydalanmak isteyen, hayatın tadına varmak isteyenleri temsil ediyor.

ve daha bir çokları...

kitabın en okunası bölümleri

3. bölümün 10. kısmı
- ben sizi kırdım o akşam... affedin!.. diye fısıldadı.
- ben size değil, kendime dargınım!.. diye cevap verdim.

2. bölümün 9. kısmı

4. bölümün 2. kısmı
- ben, dedi, aldandığımı anladım...

ve

birinci bölümün tamamı.

peyami safanın yalnızızını okurken çok etkilenmiştim. samim’in mükemmel ruh, toplum çözümlemeleri, ve simeranya ütopyası, meral’in ikilikleri içindeki bocalaması beni mahvetmişti.
yine ahmet hamdi tanpınarın huzur kitabını okurken, mümtaz’ın nuran aşkı, ihsan’ın mükemmel çıkarımlar, suat’ın o sanrılı ve alaycı halleri, nuran’ın korkuları içinde bocalaması çok etkileyiciydi.
orhan pamukun kara kitap ve benim adım kırmızıdaki mükemmel hayal gücüne hayran kalmıştım. ama bu kitap gerçekten çok başka. dört bölümün hepside birbirinden bağımsız olarak mükemmel, birbirine bağlı olarak inanılmaz. okuyun okutturun, öpün, sevin, koklayın, koynunuza alıp yatın.

not: dergah yayınlarına sesleniyorum, lütfen ahmet hamdi tanpınar'ın eserlerinin içindeki eski dildeki kelimelerin günümüzdeki karşılıklarını ekleyin. bir kelimeye bakayım diye kitabı bırakınca insanın konsantrasyonu bozuluyor.
devamını gör...

ölümsüz aşkı anlatan şem'ü pervane’de (şem ile pervane'nin hikayesi) yer alır pervane.
"…geceleri balkonda ışığın etrafını alan pervane böceklerini fark etmiş miydik hiç? ya onların aşk uğruna yaşadıklarını bilir miyiz? yani pervanenin mum ışığıyla yaşadığı aşkın hikayesini"(iskender pala).
aynı zamanda çok sevilen özdemir erdoğan şarkısıdır. bana ellerini ver diye de bilinir bu şarkı.
ben bal arısı gibiydim
senden önce
bak pervanelere döndüm
seni görünce
yana yana kül olsam her an
yine de senden ayrılamam
yoluna adadım ömrümü
ben sensiz olamam
bin yıl yaşasam
yine sana doyamam
sana gönlümü verdim nazlı güzel
seni almazsam gözlerim açık gider
bana ellerini ver
hayat seni sevince güzel
yoluna adadım ömrümü ben
gel kaçma güzel.
devamını gör...

madeni paralardan başlayarak yapabildiğim aktivite. bir dönem cebimde biriken madeni paraları biriktirmeye başlamıştım ve bu sayede birçok gereksiz harcamanın önüne geçtim. 6 ay gibi bir sürede 600 lira madeni para biriktirmiştim. tabi bu 2017 yılındaydı o zaman şimdiye göre iyi paraydı.
devamını gör...

tövbe billah öyle aşka...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

oradan buradan aşırmaların arttığını düşünüyorum. bazen düşünmüyorum, gözlemliyorum. bizzat okuduğum bildiğim kitaplardan çok ama çok "benzer" cümleler hasbelkader karşıma çıkıyor. altta tabii ki alıntı filan yazmıyor, kitap ismi geçmiyor. arkadaşlar ben bilgiye inanırım, insanın öğrenme kapasitesine de büyük saygı duyarım. ama binlerce yıldır bildiğimiz bir şey var ki o da insanın belli bazı sınırları olduğudur. her şeyden önce zaman ve mekânla sınırlanmış bir varlıktır insan. bir insan ömrü bilgi söz konusu olduğunda oldukça azdır. yani öğrenilecek şeylerin, bilginin sınırsızlığı göz önüne alındığında çok azdır. dolayısıyla intihal yapmayın, madalyaya tamah etmeyin. simit satarak onurlu yaşayın. bir insan sanat, felsefe, edebiyat, müzik, tarih, mitoloji gibi müthiş geniş bir yelpazede onlarca özgün yazı kaleme alamaz. alır almasına da bunlar çok istisnai insanlardır ve ben aramızda olduklarını düşünmüyorum. lütfen, faydalandığınız kaynağı belirtin. şu an yapmıyorum bunu ama eğer işsizliğim had safhaya ulaşırsa oturur yaparım, sözlükte intihal avına çıkarım. tespit etttiğim bazı şeyler var ama şimdilik müdahale etmeyeceğim. bu mesele öyle basit bir mesele değildir, hırsızlık mide bulandırıcı bir suçtur.
devamını gör...

huzur veren, rahatlatan, mutlu eden durumları tekrarlayınca iyi gelen,
huzur kaçıran, tatsız durumları tekrarlayınca
iyi gelmeyen durum.
can sıkanı, keyif kaçıranı anarak altını çizmemek evladır.
devamını gör...

bu yaz 2 ay telefonsuzdum. kimse farketmemis. diyeceklerim bu kadar.
devamını gör...

şu zamana kadar kafa sözlükte bu abimiz ile ilgili başlık açılmamış oluşu çok büyük bir skandaldır. aynı zamanda 5 aydır bu başlığın açılmamış olduğunu fark edemem de benim ayıbımdır. şimdi bu ayıbı temizleyeceğiz.*

kendileri 84 yaşındadır. isminden de tahmin edebileceğiniz üzere abd vatandaşıdır. kendisi hem oyuncu hem de yönetmen olarak oscar ödülünü kazanan nadir kişilerden birisidir. oldukça fazla filmde yer almıştır ancak kafamda en çok yer eden filmleri burada paylaşmak istiyorum:

(bkz: three days of condor)
(bkz: spy game)
(bkz: the great gatsby) (1974 versiyonu tabii ki de)

belki de en önemlisi, kendisi bağımsız sinemaya yön veren ve bağımsız sinemanın en önemli festivali olan sundance film festivali'nin kurucusudur. genç kardeşlerimiz ise kendilerini captain america: the winter soldier filmindeki alexander pierce rolü ile hatırlayabilirler.

saymış olduğum bu sebeplerden ötürü sinema sektöründe oldukça önemli işlere imza atmıştır ve gerçek anlamda isminin daha çok zikredilmesi gereken bir şahsiyettir. adam gençliğinde brad pitt'e taş çıkartırken, yaşlılığında da oldukça karizmatiktir.
devamını gör...

susmak.
devamını gör...

müzik noktalarının manaları:

do: dominus - "yaratan"
re: rerum - "madde"
mi: miraculum - "mucize"
fa: familias planetarium - "gezegenler"
sol: solis - "güneş"
la: lactea via - "samanyolu"
si: siderae - "gökler"
devamını gör...

hadise 17 şubat 1935'te meydana gelmiş ve birkaç görselle katkıda bulunmak isterim.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim