aşırı hırs göstererek elindekini de yitirmek anlamındaki deyimde adı geçen kuzey mısır'daki yerin ismi.
devamını gör...

padişahımız anayasayı değiştirmek istiyorsa yapabilir. ne var bunda?*

şaka maka ilk 4 madde üzerinde bir değişiklik yapılırsa eyvahlar olsun bunlar iyi günlerimiz demektir.

sürpriz yumurtadan çıkan bu yeni anayasa çalışmasının en büyük sebebi kesinlikle gideceğini anlayan hükümetin,sözde başkanın yerini sağlamlaştırmaya çalışmasıdır. yoksa ne bir söylenti vardı ne de bir tahmin yeni bir anayasaya yönelik.
devamını gör...

olmak kolaydır. ama annelik babalık yapmak herkesin yapabileceği bir şey değildir.
devamını gör...

eskilerin bu tür günlerde kullanmayı çok sevdiği üçleme.
türkçe ikilemeleriyle çok zengin bir dildir. hemen her sözcüğü o sözcüğün aynısıyla, yakın anlamlısıyla, karşıt anlamlısıyla biri anlamlı biri anlamsızıyla (daha epey var ama o ikilemelerin konusu olsun) kullanmayı çok severiz: koşa koşa, seve seve; yapa ede, ses seda; gele gide, iyi kötü; eski püskü, yarım yamalak........
başka dillerde bu tür kullanımlara (örn. ingilizcede) ben rastlamadım.
amma velakin üçlemelerle anlatım kurmak türkçede de yaygın değildir.
bugün yaşadığım yer tam da böyle bir günü yaşıyor. dışarısı burnunuzu bile çıkarmak istemeyeceğiniz kadar sisli, puslu, karanlık. (al, bir üçleme daha kullandım:)) sabah başlayan yağmurla karışık kar yağışı hala devam ediyor. arada buz gibi bir rüzgar. ohh! az önce kapalı balkona çıktım sigara içmeye. çok az araç gördüm. herkes evlerine tıkılmış beklemelerde; pandeminin bitmesini, baharın gelmesini, yeniden deniz kenarındaki kafelere oturup çekirdek çitleyip iki lafın belini kırmayı.....
geçecek, bir gün hepsi geçecek. özlediği günler kimilerine gelecek, kimileri o günleri hiç göremeyecek. hayat işte. ben, iyisi mi kahvemi tazeleyip bir sigara daha tellendireyim. böyle günler yılda kaç gün ki. deniz puslu, gemiler falan....
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ciddi bir yorum yazayim diyorum ama mumkun degil, tiplerine bakip kahkahayi basiyorum su an.
yani bence olmuslar bunlar ki yasin bir onemi yok boyu boyuna da denk, anlasiyorlarsa da neden olmasin oyle degil mi? ölenle de ölünmüyor neticede*.
devamını gör...

bundan yaklaşık bir sene önce bir gece vakti geçmiş yaşamları keşfetme ve şifalandırma meditasyonu buradan yaptım. kendim üzerimde çalışmayı seviyorum. böyle çalışmalarda hissettiklerimi, yaşadıklarımı yazarım ve ilerleme kaydedip kaydetmediğimi görürüm kendimce.. bu meditasyon, benim için ilginç bir deneyim oldu. değişik bir meditasyondu, reenkarnasyona inanmıyorum ama kolektif bilince erişip hayatıma dair ipuçlarını aldığımı düşünüyorum. eski zamanlarda yaşayan rahibe teresa'nın kıyafetine benzer bir kıyafeti olan, 30 yaşlarında 3 çocuk annesi olan emma adında evli bir kadın gördüm. perişan bir haldeydi, eşi alkolikti ve onu dövüyor, sövüyor, her türlü kötü muameleyi yapıyordu. kadın, köy gibi bir yerde yaşıyordu. annesi babası ölmüş, kimsesiz bir kadındı. hayatında sadece eşi ve çocukları vardı. kendini çocuklarına adamış, fakirlik içinde pespaye bir hayat yaşıyordu. zalim eşine boyun eğmekten başka çaresi yoktu. en çok hissettiği duygu çaresizlik ve güçsüzlük ki fark ettim ki benim de hayatım boyunca en çok hissettiğim duygular güçsüzlük ve çaresizlik... eşinin yaptığı zulümden bir türlü kurtulamıyordu ama hayatının son yıllarına doğru eşi ölünce biraz daha rahatlıyordu. sonra 60 yaşındayken çocukları etrafındayken yatağında huzurlu bir şekilde ölüyordu. rahibe teresa kıyafetinin sembolik olduğunu düşünüyorum, kendini feda eden, boyun eğen, güçsüz, çaresiz bir kadın imajını temsil ediyordu sanki.. kendime çok dersler çıkardım umarım doğru dersler çıkarmışımdır. insan, kendisi olmayınca çok acı çekiyor, kendimi gerçekleştirmek için bu dünyaya geldim ve beni kendim olmaktan alıkoyan her şeyden korkmadan uzaklaşarak kendi duygu, düşünce ve fikirlerimi korkmadan ifade etmeliyim. hepimizin biriciğiz, tekiz, eşsiziz, bunun bilincinde olarak hiç kimsenin bize kötü muamele etmesine izin vermeyecek kadar güçlü ve cesur olmalıyız. yeri geldiğinde hayır diyebilen ve kendi haklarını agresif olmadan savunan özgür bireyler olmalıyız.
devamını gör...

zaten bu mafya bozuntuları tehditten başka birşey bilmezler, işleri güçleri zorbalık, bu cesareti veren mevcut hükümet utansın. savcılar bunlar hakkında soruçturma açsa ne olacak ki? üç gün sonra yine tahliye olacaklar nasıl olsa.
devamını gör...

insan sarrafı diye bir şey yok. iki kazık yiyen kendini insan sarrafı sanıyor. daha yiyeceğimiz çok kazık var. yaşanılan olaylardan tecrübe kazanılması dahilinde, insanlar hakkında olumlu, olumsuz yargılarda bulunulabilir. veya önseziniz kuvvetlidir, içinize doğuyordur birkaç şey. tamamen karakter tahlili yapmak mümkün değil.
devamını gör...

2 haftada 14-20 kg verdirmeyi amaçlayan bir diyet, 6-14 gün uygulanmaktadır. iskandinav ülkelerin obezite oranını düşürmeyi hedeflemesi üzerine çıkardıkları beslenme şekline dayanır. sonuca her ne kadar hızlı ulaşılsa da diyabet ve kardiyovasküler sistem hastalığı olanlar için önerilmemektedir. ayrıca uygulayanlarda b vitamini eksiklikleri de görülmektedir
devamını gör...

yakın zamanda okuyup bir yükten kurtulduğumu düşündüren kitaptır.
bilişsel bir yük. herhangi bir sohbet labirentinde oğuz atay ve tutunamayanlar'ı karşıma çıktığında "okudun mu", " ondan etkikenmişsin sanki", " muhakkak okumalısın", "kendini bulacaksın" gibi dialogların ağırlığını göğüslemek zorunda kalmaktan usanmıştım. nihayetinde okudum. bencilliğe övgü'nün ( şimdi kitabın yılmaz savunucuları nasıl bir bencillik diye üşüşürler, maddi bir bencillikten bahsetmiyorum, "herkes beni sevsin, herkes beni anlasın bencilliği". öyle bir herkes ki bu, hakkın rahmetine kavuşmuş yazarlar düşünürler ve daha sonra gelecekler de dahil buna). işte bu bencil takıntı karakterlerin "disconnectus erectus" sıfatıyla kendilerini ödüllendirmelerine kadar götürüyor.
olmayacak korkuları, kaygıları kendilerine dert edinmiş ve bunu matah bir şeymiş gibi zaman zaman şiirle, destanla, kurmaca öykülerle donatmış yazar. okuduktan sonra kimsenin ne selim'i,ne turgut'u, ne günseli'yi ne de başka bir karakteri anladığını sanmıyorum. tam bir "kral çıplak" illüzyonu var. entelektüel birikimine b.k sürdürmek istemeyen bir deli kuyuya " hepimiz bir tutunamayanız, kitap bizi bize anlatıyor" demiş ve ardından gelen herkes benzer kaygılarla birbirine çok yakın cümleler kurarak aynı söylemi telaffuz etmiş. tutunamayanlarıbirhaltbellemişgillerden olmaya lüzum yok. kitabın bana göre güzel yanı, okuyanı birşeyler öğrenmek bilmek dürtüsüyle coşturması. adı geçen yazarları merak ettiriyor, onları tanımak okumak isteği uyandırıyor.
ayrıca eklemek zorundayım, oğuz atay'ın bazı bölümlerde hayata, insana dair enfes tanımları/tespitleri var. şöyle ki;
"

insan akıllı bir görünüşle, en saçma sözleri bırakabilir çevresindeki insanların yarattığı boşluğa.
"
tutunamayanlar s.403
devamını gör...

kanımca sözlüğe format diye bir şey koymaktır. kaldıracaksın formatı o buna ana bacı sövecek öbürü tutup yok bacağını yok ayağının ya da muhtelif(?) yerlerinin fotoğrafını atacak. bilmem kim sabah kahvesi güzellemesi adı altında yeni oje sürdüğü tırnaklarını yollayacak. trollük, goy goy gırla gidecek. sonra tutacaksın 3 4 paralı trollü buraya günlük bir kaç bin tanım girdi mi sonuna aptal aptal aynı kelimeleri getirerek, al sana mis gibi malzeme.
bilgi içerikli tanım girenleri de ezikleyip sepetledik mi mis gibi ortam olur...
devamını gör...

tebrik ettiğim başlıktır.
sözlük çok şeye benzetildi ama hayvan çiftliği benzetmesi çok leziz oldu enfes oturdu.
hatta george orwell bu devirleri görerek yazmış o eserini.
bütün yazarlar eşittir ama bazı yazarlar öbürlerinden daha eşittir.

abi cidden manyak olursunuz dediğim başlıktır ayrıca.
bak vazgeçin ciddiye almayın dilekçe yazar gibi hareketler yapmayın kafa dağıtın sonra gidin neden bu kadar takıyorsunuz vallahi üzülüyorum billahi üzülüyorum.
goy goy yapalım siyaset yapalım futbol konuşalım trollerle gülelim eğlenelim düşünelim üzülelim ama beraber yapalım lütfen.
bir kurallar var ve o kuralların etrafında mis gibi takılalım gidelim.
boş yapan boş yapmaya devam etsin.
dolu yapan dolu yapmaya devam etsin.
neden insanlar kendi ilgi alanı olmayan durumlara saldırıyorlar.
devamını gör...

adobe tarafından geliştirilen vektörel çizim yapma programıdır. vektörel çizim yapabilenlere her zaman gıptayla bakmışımdır. vektör çizimin, hem küçük boyutlu olması hem de 20 katlı binaya kaplama reklam yapsanız yine formatı bozulmadan, pikselleşme olmadan kullanabilmek artıları sayılabilir. sırf bu sebepten bile kullanılabilir.

çevremdeki grafikle uğraşan dostlarım paint'e benzetiyor bu programı. "yaparsın ya, çok basit." diyorlar. bende mi problem var, yoksa onlar mı çok basite indirgiyor bilmiyorum ama bence bu program çin işkencesinden farksız.

biraz öğrensem severim belki.
(bkz: bilemiyorum altan)
devamını gör...

''bütün zayıflıklarınızı bilen ama onları asla size karşı kullanmayan insan, doğru insandır.''
devamını gör...

kendine saygısı olan insanın mevsim gözetmeksizin yapacağı iş. gözleri uv ışınlarından korur, göz hassaslığı olanı aşırı rahat ettirir. şahsen bulutlu havada bile gözlerini açamayan ben gibi insanlar için aksesuar değil ihtiyaçtır.
devamını gör...

devamını gör...

ben gagavuz olsam ne türkiye'yi isterim, ne rusya'yı isterim. avrupa birliği gibi bir imkan varken rusya'ya yanaşmaları tuhaf bir durum.
devamını gör...

sovyetler astronot
rusya inşaat işçisi
türkiye dürümcü
almanya mühendis
çin dolandırıcı
amerika evsiz
ingiltere belediye başkanı
devamını gör...

mutsuzluğa alışmış insandır.
hani eski bir değiş vardır " alışmadık g*tte don durmaz" diye.
aynı o misal işte, mutsuzluk öyle bir hale bürünmüştür ki, mutluluğa yer kalmamıştır bünyede.
konunun ilginç tarafı ise, bu insanlara mutluluk fırsatı bir çok kez gelir. fakat o kadar yabancı bir şeydir ki onlar için bu, ne yapacaklarını bilemezler. zaten çok kırılgan olur bu insanların mutluluğu. bu yüzden de kırarlar bir noktada. sağlam tutmayı beceremezler.
fakat sanmayın ki bu insanlar mutlu olmayı istemez. tabi ki isterler. belki de en büyük fantazileri, arzuları mutlu olmaktır. ama bu gerçekten elde edinceye kadardır maalesef. çünkü gerçekten ellerine geçince mutluluk fırsatı, korkarlar ondan. onu koruyamamaktan, kayıp etmekten ya da daha kötüsü birinin gelip ellerinden alacağında korkarlar.
asyalıların da eski bir değişi vardır "hayat karşısına çıkardığı fırsatları değerlendirmeyenlerin yüzüne gülmez" şeklinde.
dediğim gibi mutluluk fırsatı çıkar karşılarına ama saydığım sebeplerden beceremezler. her şey yolunda gitse, bu sefer de kendilerini sabote ederler.
bilinçli de yapmazlar bunu. zaten budur ya en acısı. hem mutlu olmak istemek, hemde kendine çok görmek.
bir de şu var ki, mutsuzluk kolaydır aslında. çok çalışma gerektirmez. fakat mutluluk/mutlu olmak cesaret işidir. dik duruş gerektirir, emek gerektirir.
hayat senden ne alırsa alsın, yüzüne o gülümsemeyi takınabilmek, buruk bir gülümseme olsa bile. işte mutluluk budur.
nietzsche ne derse dersin, asıl üstün insan işte budur.
her şeye rağmen mutlu olabilen.

herkese saygılar...
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim