sadece türk erkeğinin göremediği gerçek.

çok uluslu bir şirkette çalışıyorum. bu yüzden de sık sık yurtdışına çıkıyorum. şirkette gayet ortalama türk kadını olan arkadaşlar yurtdışında çok sık iltifat alıyorlar. ben de tabi ki bizim insanımızı yabancılarla karşılaştırıyorum. kadınlarımızın gözleri, dudakları, yüz hatları çok belirgin. şuna dikkat ettim, avrupalıların yüz hatları yok. kaşı-gözü nerede başlıyor, nerede bitiyor belli değil. bunun için bir sürü makyaj yapıyorlar.

uzun lafın kısası kadınlarımız dünya kadınlarından daha güzel. biz okyanusta yaşayan balık misali suyun kıymetini bilmiyoruz.
devamını gör...

bunu yaptığı için zengin olan insandır.
devamını gör...

yaşamak için bile ingilizce gerekli olduğundan katıldığım başlıktır.
devamını gör...

su basligi okurken bile, bir yandan yaptigim eylem... "bak bunu ben de yapiyorum" derken bile yapiyorsam, ileri seviye de bir aliskanlik haline gelmis demektir.
devamını gör...

bir tespit.

belki de sorulup "evet dünyaya gelmek istiyorum." cevabı alındıktan sonra, bize sorulduğu kısım unutturulmuştur. harry potter'daki unutturma büyüsünde olduğu gibi...
devamını gör...

beğendiğim bütün tanımları okuyorum. içiniz rahat olsun canlarım.*
devamını gör...

ben hala anlayamadım flört olayını ve aşamalarını. nefret ediyorum bu tarz olaylardan. birisinden hoşlanırsın ve sadece onunla ilgilenirsin. bu ne böyle aynı anda bir sürü insanla konuşmak, karşındaki insanın sana soru bile soramaması. böyle olaylar yüzünden asla bir ilişkim olmayacak muhtemelen, hiç anlayamadım bu yaşıtlarımın ilişki yaşama biçimlerini.
devamını gör...

insanları etnik kökenine veya yaşadığı ülkeye göre değerlendirmeye prensip olarak karşıyım. yabancı biri derken ille de başka bir milletten olması gerekmiyor.

gitmediğim görmediğim yaşamadığım yer bana yabancı. adetlerini bilemeden kültürü tanımadan orada yaşayan insanın ağzından çıkan cümleleri referans olarak almak bana yanlış geliyor çünkü kimse yoğurdum ekşi demiyor.

bir yerin adeti çok saçma da olsa orada doğup büyüyünce oranın kültürü ile yetişirseniz normaliniz o kalıp oluyor. bu kalıba laf edilirse de onu savunmak ihtiyacı hissediyorsunuz.

yani şimdi ben bir rus ile evlensem 100 üstünden sayıları uyduruyorum % 70 kültür çatışması olacaksa bu, ülke içinde %10 olmuyor demek istiyorum.

elbette insanlar evleniyor ama zaman içinde sosyal ortamlarda bir araya geliyorsunuz ve maruz kalıyoruz ister istemez.

hadi siz istemediniz gitmediniz ama çocuk olduğu zaman hem çocuk açısından hem de eşinizin ailesinin hakkı açısından sorunlar ortaya çıkıyor.
devamını gör...

fransızca öğrenildikten sonra izlenilmesi gereken filmlerden biri. bazı yerlerde o kadar fazla çeviri hatası var ki türkçeye insanı soğutuyor izlemekten. örneğin bir sahnede angèle adlı karakter bir hikaye anlatıyor. hikaye şöyle başlıyor:

"her şeye sahip bir adam varmış: bir karısı, çocukları, sağlığı (ve sağlık her şeydir). bir gün hasta olmuş. doktor öleceğini söylemiş. karısı üzüntüden mahvolmuş. adam çıldırmış, yataktan kalkmış ve ayrılacağını söylemiş. [...] "

hikayenin geri kalanı maalesef çevrilmemişti. *

sans toi ile beni fethetti zaten bu film ayrıca...

film neyi anlatıyor? yalnızlık ve güzellik ekseninde ilerleyen bir kurguya sahibiz. ana karakterimiz çok güzel bir kadındır. fakat yine bir bakıma güzelliğinden dolayı yalnızdır. fakat kadın (ismi cléo, gerçek ismiyse florence) kendisini güzelliğiyle avutmaya çalışır. aşkı arar bir yandan da. fakat insanlar sırf o güzel diye onunladır vs.

lakin kadının düşüncesi şu yöndedir: "ben güzelim fakat güzel olduğum için insanlar etrafımda. (aynı zamanda bir albüm çıkaran şarkıcıydı.) o halde yalnızım. eğer çirkin olsaydım belki gerçek aşk beni bulurdu. gerçekten sevilirdim bir kişi tarafından. çünkü sevgi her şeydir. ama çirkin değilim. o halde çirkinlik ölümün bir şeklidir ve güzel olduğum sürece yaşıyorumdur. o yüzden güzel olduğum için kendimi sevmeli, yalnızlığımın bir gün geçeceğini ummalıyım."

bu tarz bir akıl yürütmeye sahip olduğunu söyleyebilirim. *

şimdi spoiler.



kendisini sevdiğini söyleyen insanlar vardır. onu her an mutlu etmeye çalışır. fakat karakterimiz buna aldırış etmez pek. çünkü içten içe biliyordur derin yalnızlığını. o halde ne yapmalı? bir şey yapmayı düşünmez sanırım. güzelliğiyle yaşamaya, eğlenmeye kaptırmıştır kendini bir bakıma. fakat aşkı da yakında bulacaktır.

hikaye baş karakterin hasta olup olmadığını, ölüp ölmeyeceğini düşündüğü bir sırada geçiyor. bu sürecin sonlarına doğruysa gerçek aşk olarak adlandırabileceği bir kimseyle tanışıyor. herkes cléo'ya hastalığını abarttığını, yakında iyi olacağını söylerken sadece sondaki yeni karakterimiz onun hastalığı karşısında saygı duyuyor ve cléo için bir nevi endişeleniyor. zaten gerçek aşkı da bu kişiyle buluyor yanılmıyorsam.




film bize ne katabilir? sanırım çok şey. ya da hiçbir şey. ayrıca bir şey katmasına gerek de olmayabilir. insan doğasına güzel bir dokunuş bırakabilir. yaralarınıza merhem olabilir. veya yaralarınızı deşebilir. ama sırf o piyano sahnesi için bile izlenir bu film. o nece müthiş sahnedir yahu.

insan hiç aşık olmaz mı? aşkı yeterince derin, tehlikeli ve uzlaşmasız göremez miyiz bu hayatta? görsek ne yapardık? kaçar mıydık, kabullenir miydik? aşkın zamanı olur mu? vs. vs. sorular çoğaltılabilir. tabii her film size bu gibi mesajları, soruları yöneltecektir. neticede bir film bir hayatı ifade eder. (edebilme potansiyelindedir en azından, bizlerinki gibi...)



"kaçma, sevimli kelebek. çirkinlik ölümün bir şeklidir. güzel olduğum sürece yaşıyorumdur."

"çıplaklık kendini doğallaştırmaktır."

"-hiç aşık olmadın mı?
-bazen, ama hiçbir zaman istediğim derinliğe ulaşmadı."

devamını gör...

insanın küçük kardeşi ile ciddi sorunları konuşmaya başladığı an. karşısındaki her ne kadar saçmalasa da büyük bir özenle dinlemesi ve ona yardımcı olmaya çalışması.
devamını gör...

sözlüğün 'ne kadar miniği?' olduğunu merak ettiğim yazar.
malum yıldız tozu 13 yaşında, iki kardeşle tanışmıştım burada biri 14 diğeri 15 ti şuan aktif değiller gerçi ama işte alt limit ne onu merak etmeme neden oluyorlar doğrusu?

açıkçası ben böyle yaşından daha olgun daha bilgili daha cesur daha kültürlü insanları görünce tanıyınca çok mutlu oluyorum. *

sevgili yazarımız da bir ışık gibi parlıyor doğrusu. tanımları, duruşu, bilgi birikimi ve bunun yanında onu aktarma şekli çok hoş. keyifle takip ediyoruz sizi sayın yazar.

doğum gününüzü de ayrıca kutluyorum.
aslında nickaltınızı ziyaret nedenim buydu ama yine de bir iki cümle kurmadan gitmeyeyim dedim.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

yeni yaşın sana huzur, umut, mutluluk getirsin. sevgiyle kal. *
devamını gör...

danimarka, isveç, izlanda, estonya ve norveç'te kullanılan para birimi. estonya daha sonra euro kullanmaya başladı.
devamını gör...

rus yazar dmitry glukhovsky'nin imzasını taşıyan serinin ilk kitabı. post apokaliptik bilim kurgunun başarılı örneklerinden biridir. serinin konusu nükleer savaş sonrası yanıp kül olmuş bir dünyada, patlamalar esnasında moskova metrosuna sığınarak hayatta kalmayı başarmış birkaç bin insan etrafında şekillenmektedir. nükleer silahların sebep olduğu zehirli gazlar nedeniyle yeryüzü artık yaşanabilir halde değildir ve insanoğlu yerin altında varlık mücadelesi vermektedir. önlerindeki tek zorluk zehirli hava da değildir ki mutasyona uğramış yaratıklar ciddi bir tehdit olarak tehlike arz etmektedir. metro sakinlerinden genç artyom, kaderin ona biçtiği rol üzerine metronun merkezi olan "polis" istasyonuna doğru bir yolculuğa çıkacaktır. serinin ilk kitabı olan 2033, bu genç adamın yolculuğunu konu edinmektedir.
devamını gör...

istanbul devlet tiyatrosunda metin belgin'in, ankara devlet tiyatrosunda ise olcay akın kavuzlu'nun uzun yıllar başarıyla oynadıkları patrick süskind eseri.
devamını gör...

şöyle bir mavi olsa, adı kadıköy olsa..
neyse, şimdilik beklesin bakalım..

günaydın sözlük!

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

karşı olduğum başlıklar. bütün yazar arkadaşlarım bir şeyler yazıyor ve mutlaka ilgisini çekenleri, sevenleri vardır. her şeyin en 'leri lütfen burada olmasın. kalpler kırılmasın buranın maksadı kendimizi sevdirmek veya en iyi olmak olmasa gerek.
devamını gör...

aleksandra'ya selam söyle dediğim başlıktır.
devamını gör...

son istek

şiire, aşka ve ölüme inanıyorum, diyor,
işte bu yüzden ölümsüzlüğe de inanıyorum.
bir dize yazıyorum, dünyayı yazıyorum; ben varım; dünya
var.
bir ırmak akıyor serçe parmağının ucundan.
yedi kere bu ırmak gökyüzünün mavisi. yeniden
ilk gerçek oluyor bu arılık, bu benim son dileğim.

yannis ritsos


bu şiir ritsos'un kendisidir kanımca. ne bir eksik ne bir fazla.
devamını gör...

terketmedi sevdan beni,
aç kaldım, susuz kaldım,
hayın, karanlıktı gece,
can garip, can suskun,
can paramparça...
ve ellerim, kelepçede,
tütünsüz uykusuz kaldım,
terketmedi sevdan beni...

devamını gör...

evliya çelebi’nin yanlış söyleyip “seyahat” diyerek ömrü boyunca gezmesine vesile olmuş kelime.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim