kitap hediye notu
genelde koskocaman harflerle "sakın zarar verme!" yazıyorum.
tek istisna durum liseden mezun olmadan evvel arkadaşlarımdan birine yazdığım nottu.
ektedir;
"istediğin her cümlenin altını çizebilirsin ama o kitabı bir gün geri alacağımı, o cümlelerin seni yansıttığını ve 'kimse benimle ilgili bir şey bilmesin' tezini çürüteceğimi bil."
not: kitap geri alınmadı.
tek istisna durum liseden mezun olmadan evvel arkadaşlarımdan birine yazdığım nottu.
ektedir;
"istediğin her cümlenin altını çizebilirsin ama o kitabı bir gün geri alacağımı, o cümlelerin seni yansıttığını ve 'kimse benimle ilgili bir şey bilmesin' tezini çürüteceğimi bil."
not: kitap geri alınmadı.
devamını gör...
ülkeler hakkında ilginç bilgiler
şöyle bir örnekle katkı sağlayabileceğimi düşündüğüm bilgilerdir.
çin ve japon ırkında alkolizm daha nadir görülürmüş. çünkü bu ırklarda alkol dehidrogenazın aktivitesi fazla olduğu için asetaldehit daha fazla birikir ve alkolden tiksinme hissi olurmuş.
çin ve japon ırkında alkolizm daha nadir görülürmüş. çünkü bu ırklarda alkol dehidrogenazın aktivitesi fazla olduğu için asetaldehit daha fazla birikir ve alkolden tiksinme hissi olurmuş.
devamını gör...
kazandibi
hemem hemen her sütlü tatlıyı sevdiğim gibi sevdiğim mükemmel ötesi tatlıdır.
bıkmadan 3-4 porsiyon bile yiyebilirim ama sonrası bıktırır.
bıkmadan 3-4 porsiyon bile yiyebilirim ama sonrası bıktırır.
devamını gör...
reginamills
yaptığımız bir iki ufak sohbet esnasında “olgun bir zihne” sahip olduğu konusunda anlaştığımız, profilime her uğradığında beni mutlu eden, tevazunun doğal olduğunda ne kadar muhteşem bir şey olabileceğini gösteren ve bu sözlüğün sadece yazmak için değil okumak için de kullanılabileceğinin kanıtı olan çok iyi bir yazardır.
var olsun!
var olsun!
devamını gör...
yazarların şu an olmak istedikleri yerler
devamını gör...
senin dışında düşünmemek hastalığına müptelayım
bir ahmet hamdi tanpınar cümlesidir.
ahmet hamdi tanpınar yazdığı muhteşem roman huzur’da kurar bu cümleyi. nuran ve mümtaz aşkının bir anlatısıdır roman. benim içinse asla bulamayacağımı sandığım huzurun bir gamze öteye itilmesidir.
bu romanı ilk okuduğumda cümleyi çok beğenmiştim. hatta altını çizmişim cümlenin ama hafızamda o kadar da yer etmemişim. ikinci okuyuşumda cümleye daha bir dikkatli baktım. sanki içimde bir aydınlık oluştu. sonra kütüphanemi karıştırırken elime geçti kitap yine. sayfaları epeyce sararmış. sayfaları sapsarı karıştırırken cümleye yeniden denk geldim. bu sefer üstadın ne demek istediğini tam olarak anladım.
bir insanın durmadan düşünmek ne kadar büyük bir huzur verir insanın içine. sabah uyanır uyanmaz aklınıza ilk o insanın gelmesi, gece uyumadan hemen önce, tam ölüm simülasyonuna yuvarlanırken o insanı düşünmek. bir kitap okurken artık beğenilen cümlelerin altını çizmek yerine aklınızda tutup o insana anlatmak. bu şiiri o da okumalı, bu şarkıyı o da dinlemeli, bu filmi o da izlemeli demek. kendinden çok onu düşünmek. en üzgün anlarda, en korkulan zamanlarda, en yorgun olunduğunda sadece o insanın nasıl hissettiğini merak etmek. hayatınız tehlikede iken kendinden çok onu düşünmek. * yani sadece onu düşünmek.
ve bunu bir hastalık derecesine getirecek ve bu hastalığa tutkun olacak ve bu iptilayı vazgeçilmez saymak ve vazgeçmedikçe daha çok bağlanmak ve başka şey düşünememek.
sonra ahmet hamdi tanpınar cümlesinin altını bu sefer başka renkli bir kalemle çizmek ve yanına kendinden bir not düşmek:
“her müptela göçük altındayken bir ışık görmek için sessizce bekler.”
ahmet hamdi tanpınar yazdığı muhteşem roman huzur’da kurar bu cümleyi. nuran ve mümtaz aşkının bir anlatısıdır roman. benim içinse asla bulamayacağımı sandığım huzurun bir gamze öteye itilmesidir.
bu romanı ilk okuduğumda cümleyi çok beğenmiştim. hatta altını çizmişim cümlenin ama hafızamda o kadar da yer etmemişim. ikinci okuyuşumda cümleye daha bir dikkatli baktım. sanki içimde bir aydınlık oluştu. sonra kütüphanemi karıştırırken elime geçti kitap yine. sayfaları epeyce sararmış. sayfaları sapsarı karıştırırken cümleye yeniden denk geldim. bu sefer üstadın ne demek istediğini tam olarak anladım.
bir insanın durmadan düşünmek ne kadar büyük bir huzur verir insanın içine. sabah uyanır uyanmaz aklınıza ilk o insanın gelmesi, gece uyumadan hemen önce, tam ölüm simülasyonuna yuvarlanırken o insanı düşünmek. bir kitap okurken artık beğenilen cümlelerin altını çizmek yerine aklınızda tutup o insana anlatmak. bu şiiri o da okumalı, bu şarkıyı o da dinlemeli, bu filmi o da izlemeli demek. kendinden çok onu düşünmek. en üzgün anlarda, en korkulan zamanlarda, en yorgun olunduğunda sadece o insanın nasıl hissettiğini merak etmek. hayatınız tehlikede iken kendinden çok onu düşünmek. * yani sadece onu düşünmek.
ve bunu bir hastalık derecesine getirecek ve bu hastalığa tutkun olacak ve bu iptilayı vazgeçilmez saymak ve vazgeçmedikçe daha çok bağlanmak ve başka şey düşünememek.
sonra ahmet hamdi tanpınar cümlesinin altını bu sefer başka renkli bir kalemle çizmek ve yanına kendinden bir not düşmek:
“her müptela göçük altındayken bir ışık görmek için sessizce bekler.”
devamını gör...
forrest gump
robert zemeckis yönetiminde çekilmiş, tom hanks'in büyüleyici oyunculuğu ile izleyenlerin gönlünde taht kurmuş, winston groom'un aynı isimli romanından uyarlama film.
babası tarafından terk edilmiş ve onu çok seven annesi ile birlikte yaşayan forrest gump'un hayat öyküsünü anlatan film çok büyük bir başyapıt. öğrenme ile alakalı bazı güçlükler çeken baş karakterimizin çocukluktan itibaren başından geçenleri, olaylara karşı basit yaklaşımı sayesinde kazandığı başarılı olan film bir çok aforizma dolu.
filmde herkesin aptal gözüyle baktığı forrest gump karakterinin, başarıdan başarıya koşuşuna hayretle şahit olurken onu bazen bir futbol yıldızı, bazen başarılı bir asker, bazen muhteşem bir masa tenisi oyuncusu, aşkı yüzünden tüm amerika'yı baştan sonra koşan bir adam, zengin bir iş adamı olarak görüyoruz. kitapta uzaya bile çıkan bu karakterimizin tüm öyküsü bire bir filme geçirilmemiş.
film hakkında fazla spoiler vermeden bu harika filmin aynı zamanda amerikan tarihinin kısa bir özeti olduğunu da söylemeden geçemeyiz. amerika tarihindeki birçok dönüm noktasını, vietnam savaşı'nı, elvis'i, beatles'i, başkan kennedy'i, işlenen suikastleri de komik bir dil ve kısa sahnelerle harika bir şekilde anlatmış. zaman geçtikçe forrest ve etrafındaki insanların amerika'nın durumuna göre nasıl şekillendiğine de şahit oluyoruz. kimi milliyetçi tavırlarını törpülerken, kimi de hippi olarak karşımıza çıkıveriyor mesela.
tüm bunların yanında çekim teknikleri, müzikler, dekorlar, dönemin yansıtılmasına dair tüm detaylar mükemmel. zaten 6 farklı oscar ödülünü almış olması da bunun bir kanıtı. ayrıca türkçe dublajı da çok kaliteli olan filmlerden biridir.
izleyin, izlettirin.
babası tarafından terk edilmiş ve onu çok seven annesi ile birlikte yaşayan forrest gump'un hayat öyküsünü anlatan film çok büyük bir başyapıt. öğrenme ile alakalı bazı güçlükler çeken baş karakterimizin çocukluktan itibaren başından geçenleri, olaylara karşı basit yaklaşımı sayesinde kazandığı başarılı olan film bir çok aforizma dolu.
filmde herkesin aptal gözüyle baktığı forrest gump karakterinin, başarıdan başarıya koşuşuna hayretle şahit olurken onu bazen bir futbol yıldızı, bazen başarılı bir asker, bazen muhteşem bir masa tenisi oyuncusu, aşkı yüzünden tüm amerika'yı baştan sonra koşan bir adam, zengin bir iş adamı olarak görüyoruz. kitapta uzaya bile çıkan bu karakterimizin tüm öyküsü bire bir filme geçirilmemiş.
film hakkında fazla spoiler vermeden bu harika filmin aynı zamanda amerikan tarihinin kısa bir özeti olduğunu da söylemeden geçemeyiz. amerika tarihindeki birçok dönüm noktasını, vietnam savaşı'nı, elvis'i, beatles'i, başkan kennedy'i, işlenen suikastleri de komik bir dil ve kısa sahnelerle harika bir şekilde anlatmış. zaman geçtikçe forrest ve etrafındaki insanların amerika'nın durumuna göre nasıl şekillendiğine de şahit oluyoruz. kimi milliyetçi tavırlarını törpülerken, kimi de hippi olarak karşımıza çıkıveriyor mesela.
tüm bunların yanında çekim teknikleri, müzikler, dekorlar, dönemin yansıtılmasına dair tüm detaylar mükemmel. zaten 6 farklı oscar ödülünü almış olması da bunun bir kanıtı. ayrıca türkçe dublajı da çok kaliteli olan filmlerden biridir.
izleyin, izlettirin.
devamını gör...
sıcak bir yaz gününde karpuz yemekten kendini alıkoyamamak
alıkoymaya çalışmaya ne gerek var ki? bol bol yiyelim ne güzel. şu sıcak günlerde kavum, karpuz olmasa ne yapardık ki biz? ne renk katardı yazlarımıza?
devamını gör...
bal
dört kutsal kitapta bal ile ilgili ayetler var. nahl süresi de baldan bahsediyor.
hayatımıza şeker girene kadar tatlandırıcı olarak kullandığımız meyve ve pekmezlerden ziyade balı tercih etmişiz. cihan harbi zamanında pahalı olmasından dolayı mutfağımızda bulunan tek tatlı bal olmuş. o zaman şeker, fiyatı el yaktığı için alınamıyor.
hayatımıza şeker girene kadar tatlandırıcı olarak kullandığımız meyve ve pekmezlerden ziyade balı tercih etmişiz. cihan harbi zamanında pahalı olmasından dolayı mutfağımızda bulunan tek tatlı bal olmuş. o zaman şeker, fiyatı el yaktığı için alınamıyor.
devamını gör...
müslüm gürses
yaşanmadan geçen yıllar utansın.
3 mart vefat yıl dönümü de rahmetle anıyorum...
3 mart vefat yıl dönümü de rahmetle anıyorum...
devamını gör...
voynich el yazması
wilfrid voynich (1865-1930)
1912 de bu kitabı italya’da bi papazdan satın alan yazar, kitabın şifresini çözmek için çalışmalara başlıyor.
113’e yakın tanınmayan bitkiler,
astronomi ve astroloji,
karnı şişik, banyo yapan çıplak kadınlar,
kozmolojik çizimler,
bitkisel ilaç resimleri ve
kimsenin bilmediği bi dilde yazılmış sayfalarca yazı barındıran, 240 sayfadan oluşan bu kitabın 15. yüzyıla ait olduğu düşünülüyor.
bazıları bunu voynich’in trollüğü zannederken, bazıları ise ölümsüzlüğün formülü var zannederek hayatlarını bu şifreleri çözmeye adıyor. bi ara voynichology diye akım bile çıkmış ortaya.
2018’ de yapay zeka’nın bile çözemediği bir dilde olan bu kitabı bi ele geçirsem, nasıl sevinçli olurdum biliyor musunuz? *
daha çok detay ver, daha çooook diyeni şöyle alayım.
bahsettiğim gibi merak ettiğim bir konu. vaktim olunca mutlaka izleyeceğim üstteki videoyu.
umarım gizem çözülmüştür. *
edit:
az önce izlemeye çalıştım fakat sadece yirmibeş dakikasına katlanabildim. şimdiye kadar düşündüğümden farklı bir kelime etmedi kitabı inceleyen şahıs. altı yılını* boşuna heba etmiş maalesef.
kitabın neyi anlattığına değil, anlatmadıklarına odaklanarak sırrını çözme yolunda, onun deyimi ile “çemberi daraltmış.” ben böyle göremedim.
kitaba ulaşmış ve bunun havasını atıyor gibi yansıdı bana. altı yüz yıldır çözülemeyen bu kitap, altı yüz yıl daha çözülemeyecek gibi.
1912 de bu kitabı italya’da bi papazdan satın alan yazar, kitabın şifresini çözmek için çalışmalara başlıyor.
113’e yakın tanınmayan bitkiler,
astronomi ve astroloji,
karnı şişik, banyo yapan çıplak kadınlar,
kozmolojik çizimler,
bitkisel ilaç resimleri ve
kimsenin bilmediği bi dilde yazılmış sayfalarca yazı barındıran, 240 sayfadan oluşan bu kitabın 15. yüzyıla ait olduğu düşünülüyor.
bazıları bunu voynich’in trollüğü zannederken, bazıları ise ölümsüzlüğün formülü var zannederek hayatlarını bu şifreleri çözmeye adıyor. bi ara voynichology diye akım bile çıkmış ortaya.
2018’ de yapay zeka’nın bile çözemediği bir dilde olan bu kitabı bi ele geçirsem, nasıl sevinçli olurdum biliyor musunuz? *
daha çok detay ver, daha çooook diyeni şöyle alayım.
bahsettiğim gibi merak ettiğim bir konu. vaktim olunca mutlaka izleyeceğim üstteki videoyu.
umarım gizem çözülmüştür. *
edit:
az önce izlemeye çalıştım fakat sadece yirmibeş dakikasına katlanabildim. şimdiye kadar düşündüğümden farklı bir kelime etmedi kitabı inceleyen şahıs. altı yılını* boşuna heba etmiş maalesef.
kitabın neyi anlattığına değil, anlatmadıklarına odaklanarak sırrını çözme yolunda, onun deyimi ile “çemberi daraltmış.” ben böyle göremedim.
kitaba ulaşmış ve bunun havasını atıyor gibi yansıdı bana. altı yüz yıldır çözülemeyen bu kitap, altı yüz yıl daha çözülemeyecek gibi.
devamını gör...
baklava vs profiterol
(bkz: kaymaklı ekmek kadayıfı) diyorum öylesine sırf ortalığı kızıştırmak için.. benim için tatlı olsun da hiç farketmez hepsini de afiyetle yerim.baklavada benim canım profiterol de ayıramam hiç birini birbirinden.
devamını gör...
çorbayla doyan kişi
başıma gelen tuhaf bir olayı hatırlattı bak. 2005 yılı ramazan ayı (ekim ayıydı) selçuk üniversitesinde öğrenciyim. yatay geçişle yeni geçtiğim için arkadaş çevrem çok geniş değil.
ortaokuldan bir arkadaşım sayesinde yatay geçiş tercihimi yapmış ve soluğu konya’da almıştım. onun oradaki ikinci yılıydı. bir öğrenci evinde kalıyordu. ben yurtta kalıyorum tabi.*
dört beş erkek bir ev tutmuş kalıyorlardı. tipik bir öğrenci evi işte. neyse! arkadaşımın sınıf arkadaşları da ev tutmuşlar iki kız, iki de erkek bir evi paylaşıyorlar. iki çift gül gibi de geçiniyorlar.*
arada ayaküstü de olsa karşılaşıp sohbet etmişliğimiz var ama samimi değilim o çiftlerle. tabii arkadaşımla samimiler. ne de olsa aynı sınıftalar. arkadaşımla ikimizi bir gün iftara çağırmışlar…
eli boş gitmek olmaz diyip; gazoz ve meyve suyu alıp gittik iftara. bizim çifte kumrular niyetli de değiller ama iftar hazırlıkları tam gaz devam ediyor. çok şen şakraklar. sohbet muhabbet de gırla. bide birbirlerine yakışıyorlar ki sormayın!
derken geldi ezan vakti. onlar da bizimle yemek için beklemişlerdi. yemek masasına kurulmuş iftar sofrasına geçtik. masanın ortasında biraz salata var. herkesin önüne dilimlenmiş ekmek ve pide konmuş. birer de çorba kasesi.
arkadaşımın erkek kaynayan öğrenci evi yokluktan kırıldığı için garipsemedik. karnımızı aldığımız birer kase takviye çorba kasesi ile* tıka basa doyurduk.**
çifte kumrular da ses etmiyorlar tabi. biz öğrenci evidir inkanları yoktur diye garipsemeden ekmek bana bana doyurduk karnımızı. ellerinize sağlık diyip kalkerken meğer şakalandığımızı öğrenmiş olduk.**
sonra gelsin, köfteler, börekler sulu yemekler. biz, karnımız tok olmasına rağmen biraz daha tıkındık. sonra yemekleri bizim için yaptıklarını ve kesinlikle bizi salmayacaklarını söylediler.
biz de -dünden razıyız aslında ya neyse- ısrarları üzerine yatıya kalıp yemeklerin geri kalanını sahurda gömdük.**
ortaokuldan bir arkadaşım sayesinde yatay geçiş tercihimi yapmış ve soluğu konya’da almıştım. onun oradaki ikinci yılıydı. bir öğrenci evinde kalıyordu. ben yurtta kalıyorum tabi.*
dört beş erkek bir ev tutmuş kalıyorlardı. tipik bir öğrenci evi işte. neyse! arkadaşımın sınıf arkadaşları da ev tutmuşlar iki kız, iki de erkek bir evi paylaşıyorlar. iki çift gül gibi de geçiniyorlar.*
arada ayaküstü de olsa karşılaşıp sohbet etmişliğimiz var ama samimi değilim o çiftlerle. tabii arkadaşımla samimiler. ne de olsa aynı sınıftalar. arkadaşımla ikimizi bir gün iftara çağırmışlar…
eli boş gitmek olmaz diyip; gazoz ve meyve suyu alıp gittik iftara. bizim çifte kumrular niyetli de değiller ama iftar hazırlıkları tam gaz devam ediyor. çok şen şakraklar. sohbet muhabbet de gırla. bide birbirlerine yakışıyorlar ki sormayın!
derken geldi ezan vakti. onlar da bizimle yemek için beklemişlerdi. yemek masasına kurulmuş iftar sofrasına geçtik. masanın ortasında biraz salata var. herkesin önüne dilimlenmiş ekmek ve pide konmuş. birer de çorba kasesi.
arkadaşımın erkek kaynayan öğrenci evi yokluktan kırıldığı için garipsemedik. karnımızı aldığımız birer kase takviye çorba kasesi ile* tıka basa doyurduk.**
çifte kumrular da ses etmiyorlar tabi. biz öğrenci evidir inkanları yoktur diye garipsemeden ekmek bana bana doyurduk karnımızı. ellerinize sağlık diyip kalkerken meğer şakalandığımızı öğrenmiş olduk.**
sonra gelsin, köfteler, börekler sulu yemekler. biz, karnımız tok olmasına rağmen biraz daha tıkındık. sonra yemekleri bizim için yaptıklarını ve kesinlikle bizi salmayacaklarını söylediler.
biz de -dünden razıyız aslında ya neyse- ısrarları üzerine yatıya kalıp yemeklerin geri kalanını sahurda gömdük.**
devamını gör...
rahatsız (yazar)
ne zaman bu yazara nickaltı girilse bana girildi sanıyorum. kısacası nicklerimizin benzediği yazar.
edit: değerli yazar gel seninle sözlükte kendi partimizi açalım. bir ortaklık kuralım yani. *
edit: değerli yazar gel seninle sözlükte kendi partimizi açalım. bir ortaklık kuralım yani. *
devamını gör...
#sokakhayvanlarısahipsizdeğil
kendi s... keyfi için diğer insanların korku içinde yaşamasından ve zarar görmesinden hiçbir şekilde rahatsızlık duymayan varlıkların saçmalığı.
dilimizde tüy bitti kardeşim. bu hayvanlar doğal türler değil; sokakta ya da ormanda işleri yok. ya insan denetiminde olacaklar ya da hiç olmayacaklar, bu kadar basit.
hiç gelip de yaşam alanlarını işgal ettik bik bik diye ötmeyin. sanki insanlardan önce ortalık 50'li köpek çeteleriyle doluydu anasını satayım.
hayvanların yaşam alanlarını işgal ettik diyenler, aç kalıp da şehre inen kurtları görünce ellerine av tüfeğini alıp ayakları götüne vura vura hayvanları arıyor vurmak için. e az bir mama, dalak, böbrek falan taşıyaydın yanında sen de di mi kardeşim.
siz insanı delirtirsiniz...
dilimizde tüy bitti kardeşim. bu hayvanlar doğal türler değil; sokakta ya da ormanda işleri yok. ya insan denetiminde olacaklar ya da hiç olmayacaklar, bu kadar basit.
hiç gelip de yaşam alanlarını işgal ettik bik bik diye ötmeyin. sanki insanlardan önce ortalık 50'li köpek çeteleriyle doluydu anasını satayım.
hayvanların yaşam alanlarını işgal ettik diyenler, aç kalıp da şehre inen kurtları görünce ellerine av tüfeğini alıp ayakları götüne vura vura hayvanları arıyor vurmak için. e az bir mama, dalak, böbrek falan taşıyaydın yanında sen de di mi kardeşim.
siz insanı delirtirsiniz...
devamını gör...
simon
beni sürekli beğenmeseydi sözlük tanımlarına denk düşebilir miydim bilemiyorum çünkü aklıma bir şeyler geliyor ben onun hakkında karalıyorum ya da gündemde görüp yazasım geliyor. ama iyi ki beğenmiş iyi ki okumuşum yazılarını. güzel kaliteli düşündürücü bilgileri güzel bir dille anlatıyor. ben de o yeteneğin olduğunu çok düşünmediğimden hayran hayran okuyorum. lütfen yazmaya devam etsinler.
devamını gör...
kar küresi
herkesin bana almasını istediğim, kimseciklerin bana almadığı ve saatlarce izleyebildiğim huzur veren minnak kürecikler :) yazarken bile içim mutlandı.
devamını gör...
kitaplardaki en etkileyici giriş cümlesi
“santiago nasar, onu öldürecekleri gün, piskoposun gelecegi gemiyi karşılamak için sabah saat 5.30'da kalkmıştı.”
bir kitabın sonu, daha en başından bellidir.
bir kitabın sonu, daha en başından bellidir.
devamını gör...

