çayla birlikte giden en iyi şeyler
hayat da dahil her şey.
börek mi var çay da yapalım,
tatlı mı var çay da yapalım,
pasta mı var çay da yapalım,
bisküvi mi var çay da yapalım,
kuruyemiş mi var çay da yapalım
turşu mu var çay da yapalım,
lahmacun mu var çay da yapalım,
...
yanına yakışmayan bir şey yok. *
börek mi var çay da yapalım,
tatlı mı var çay da yapalım,
pasta mı var çay da yapalım,
bisküvi mi var çay da yapalım,
kuruyemiş mi var çay da yapalım
turşu mu var çay da yapalım,
lahmacun mu var çay da yapalım,
...
yanına yakışmayan bir şey yok. *
devamını gör...
kadimzamanlar ve diğer vakitler
2018 nobel edebiyat ödüllü olga tokarczuk romanı. çevirisini neşe taluy yüce yapmış. *
hayatıma bir sürprizle giren ve beni oldukça mutlu eden ancak karmakarışık bir zamanda olduğum için de hakkını verebilecek sürede okuyamadığım ama okuduğum her anda oldukça keyif aldığım bir roman.
ilk olarak kafamı kurcalayan taraflarından bahsedeyim *. nereye koyacağımı bilemedim ve üzerine de pek araştırma yapmaya fırsatım olmadı. kadimzamanlar fantastik bir ülke, orada zaman farklı ve tanrı var* kötü adam gibi olağanüstü karakterler de var. sonrasında ise büyülü gerçeklik gibi bir zemine de oturtulmuş, tarihsel bir süreç var. ve sanırım türü böyle almalıyız. *
yazar alt metinde öyle çok noktaya dokunuyor ki: aşık olmak, aldatmak-sadakat, tecavüz, savaş-barış, güven - güvensizlik, sevgi (koşullu - koşulsuz)... yani demem o ki tokarczuk'un çok fazla meselesi var.
yarattığı karakterler de insanda hem tip özelliğini hissettiriyor hem de bir yandan çok şahsına münhasır olduklarını düşündürtüyor.
benim favorilerim ise başak ve ruta. ki zaten böyle değil midir hep, kendimize benzeyenler aşina gelir ve onlara daha çok empati beslediğimizden daha çok severiz.
üslubu ise çok sevdim - ki ilk kez tanıştık yazarla- * hem insanı yormayan hem de etkileyen birçok cümle kaldı zihnimde. ve çok fazla satır çiziktirdim böylelikle. kadimzamanlar ve diğer vakitler de altını çizerek okuduğum ilk kitap oldu. daha öncesinde ise sayfanın arasına bir kağıt hatırlatıcı olsun diye bırakır, kitabin bakirliğine dokunmak istemezdim. fark ettim ki derinlemesine yaşamak için iz bırakmak lazım.
son olarak arka kapak alıntısı bırakayım.
dört melek tarafından korunan kadimzamanlar, evrenin kalbidir. burada zaman farklı akar. bu ne hükümetlerin, ne generallerin ne de başkanların tarihidir. kadimzamanlar’ın her sakini kendi zamanının hikâyesini yazar: inancını yitiren toprak sahibi popielski, geçmişinden kopmak istemeyen michał, kendini ormana hapseden kötü adam, savaşla birlikte vicdanını yitiren ıvan mutka, dünyanın karmaşasını emen kahve öğütücüsü, deliliğin sınırlarında dolaşan ve kabul edilmeyen başak, ölümün yaşamı olan mantar miselleri, ağlamayı unutan paweł, değişimlerle çalkalanan insan karşısında hiç değişmez gözüken meyve bahçeleri… peki kim yazmaktadır zamanın kaderini?
hayatıma bir sürprizle giren ve beni oldukça mutlu eden ancak karmakarışık bir zamanda olduğum için de hakkını verebilecek sürede okuyamadığım ama okuduğum her anda oldukça keyif aldığım bir roman.
ilk olarak kafamı kurcalayan taraflarından bahsedeyim *. nereye koyacağımı bilemedim ve üzerine de pek araştırma yapmaya fırsatım olmadı. kadimzamanlar fantastik bir ülke, orada zaman farklı ve tanrı var* kötü adam gibi olağanüstü karakterler de var. sonrasında ise büyülü gerçeklik gibi bir zemine de oturtulmuş, tarihsel bir süreç var. ve sanırım türü böyle almalıyız. *
yazar alt metinde öyle çok noktaya dokunuyor ki: aşık olmak, aldatmak-sadakat, tecavüz, savaş-barış, güven - güvensizlik, sevgi (koşullu - koşulsuz)... yani demem o ki tokarczuk'un çok fazla meselesi var.
yarattığı karakterler de insanda hem tip özelliğini hissettiriyor hem de bir yandan çok şahsına münhasır olduklarını düşündürtüyor.
benim favorilerim ise başak ve ruta. ki zaten böyle değil midir hep, kendimize benzeyenler aşina gelir ve onlara daha çok empati beslediğimizden daha çok severiz.
üslubu ise çok sevdim - ki ilk kez tanıştık yazarla- * hem insanı yormayan hem de etkileyen birçok cümle kaldı zihnimde. ve çok fazla satır çiziktirdim böylelikle. kadimzamanlar ve diğer vakitler de altını çizerek okuduğum ilk kitap oldu. daha öncesinde ise sayfanın arasına bir kağıt hatırlatıcı olsun diye bırakır, kitabin bakirliğine dokunmak istemezdim. fark ettim ki derinlemesine yaşamak için iz bırakmak lazım.
son olarak arka kapak alıntısı bırakayım.
dört melek tarafından korunan kadimzamanlar, evrenin kalbidir. burada zaman farklı akar. bu ne hükümetlerin, ne generallerin ne de başkanların tarihidir. kadimzamanlar’ın her sakini kendi zamanının hikâyesini yazar: inancını yitiren toprak sahibi popielski, geçmişinden kopmak istemeyen michał, kendini ormana hapseden kötü adam, savaşla birlikte vicdanını yitiren ıvan mutka, dünyanın karmaşasını emen kahve öğütücüsü, deliliğin sınırlarında dolaşan ve kabul edilmeyen başak, ölümün yaşamı olan mantar miselleri, ağlamayı unutan paweł, değişimlerle çalkalanan insan karşısında hiç değişmez gözüken meyve bahçeleri… peki kim yazmaktadır zamanın kaderini?
devamını gör...
unutkanlığa çare
işe yarayan bir yöntem bulmuştum ama şu an aklıma gelmiyor.
devamını gör...
gelirken ekmek al
şermin yaşar, nam-ı diğer oyuncu anne'nin öykü kitabı.
çok keyifli bir kitap dili akıcı ve samimi. zaten şermin yaşar'ın bütün kitapları öyledir. sıcaktır, samimidir. bir çırpıda okuyup bitirir insan.
bir gün parkta yalnız oturup, düşüncelere dalmışken:
yanıma çok hoş bir hanımefendi oturdu. kendisiyle biraz sohbet etme şansı bulduk.
halet-i ruhiyyemi anlamış olacaktı ki bana:
şermin yaşar'ın ev yapımı sihirli değnek kitabını önerdi.
neyse efendim, bir süre sonra o kitabı temin edip, yukarıda da söylediğim gibi bir çırpıda okuyup bitirdim. aslında bir kişisel gelişim kitabı. ama asla bir kişisel gelişim kitabı okuduğunuzu anlamıyorsunuz.(kişisel gelişim kitapları biraz sıkıcı olur)
"kalk ve kendin için bir şeyler yap" diyordu kitabında. ben de hemen kalktım ve kendim için bir kahve yaptım.
ertesi gün, hiç üşenmedim kendim için çay yaptım.
o gün bugündür kendim için kahve ve çay yapıyorum.
neyse bu kitabı bitirip ruhen huzura kavuştuktan sonra şermin yaşar'ı yakın markaj altına almaya başladım.
sırasıyla:
dedemin bakkalı: yazarımız bu kitabında çocukluğunu anlatıyor çok keyifli sıcacık.
tarihi hoşça kal lokantası:29 öyküden oluşuyor hepsi birbirinden sıcak öyküler.
bu iki kitabını da zevkle okudum.
annelere rehber olabilecek başka kitapları da var. onları da artık ileride okurum.
bu arada şermin yaşar ve kitaplarıyla tanışmama vesile olan, o güzel hanımefendiye;
gıyabında teşekkürlerimi sunuyorum.*
çok keyifli bir kitap dili akıcı ve samimi. zaten şermin yaşar'ın bütün kitapları öyledir. sıcaktır, samimidir. bir çırpıda okuyup bitirir insan.
bir gün parkta yalnız oturup, düşüncelere dalmışken:
yanıma çok hoş bir hanımefendi oturdu. kendisiyle biraz sohbet etme şansı bulduk.
halet-i ruhiyyemi anlamış olacaktı ki bana:
şermin yaşar'ın ev yapımı sihirli değnek kitabını önerdi.
neyse efendim, bir süre sonra o kitabı temin edip, yukarıda da söylediğim gibi bir çırpıda okuyup bitirdim. aslında bir kişisel gelişim kitabı. ama asla bir kişisel gelişim kitabı okuduğunuzu anlamıyorsunuz.(kişisel gelişim kitapları biraz sıkıcı olur)
"kalk ve kendin için bir şeyler yap" diyordu kitabında. ben de hemen kalktım ve kendim için bir kahve yaptım.
ertesi gün, hiç üşenmedim kendim için çay yaptım.
o gün bugündür kendim için kahve ve çay yapıyorum.
neyse bu kitabı bitirip ruhen huzura kavuştuktan sonra şermin yaşar'ı yakın markaj altına almaya başladım.
sırasıyla:
dedemin bakkalı: yazarımız bu kitabında çocukluğunu anlatıyor çok keyifli sıcacık.
tarihi hoşça kal lokantası:29 öyküden oluşuyor hepsi birbirinden sıcak öyküler.
bu iki kitabını da zevkle okudum.
annelere rehber olabilecek başka kitapları da var. onları da artık ileride okurum.
bu arada şermin yaşar ve kitaplarıyla tanışmama vesile olan, o güzel hanımefendiye;
gıyabında teşekkürlerimi sunuyorum.*
devamını gör...
uykuya dalmadan önce alınan radikal kararlar
ota bka entry girmiycem.
devamını gör...
ağlamamak için kendini zor tutmak
önce boğaz düğümlenir sonrasında yutkunmaya çalışırsın ama yutkunamazsın. tutarsın kendini öyle tutarsın lakin o boğazda ki düğümü yutmadan ağlamamak imkansızdır. bırakın ağlayın, acınızı yaşayın. içimize attıklarımız, zorumuza giden şeylerin bir kere acısını yaşayalım.
devamını gör...
kazıklı maria
özellikle kitap incelemesi yaptığı seriye bayıldığım youtuber.
devamını gör...
kırlangıç
kırlangıç: küçük ve tatlı, bana nedense özgürlüğü hissettiren bir kuş türü.
kırlangıçlar;
gökyüzünün süsleri.
ne de güzel uçuşuyorlar,
sanki özgürlük timsali.
dedim onlara:
oradan nasıl gözüküyor insanoğlu ?
hep bir ağızdan: kibir dolu, nefret dolu.
dedim: yok mu bunu bir hâl çaresi ?
hep bir ağızdan: sevgi, sevgi ...
kırlangıçlar;
gökyüzünün süsleri.
ne de güzel uçuşuyorlar,
sanki özgürlük timsali.
dedim onlara:
oradan nasıl gözüküyor insanoğlu ?
hep bir ağızdan: kibir dolu, nefret dolu.
dedim: yok mu bunu bir hâl çaresi ?
hep bir ağızdan: sevgi, sevgi ...
devamını gör...
kadın
tanım: bazıları xx, bazıları da* xy kromozomlu olan insan.
doğarken ağladı kadın. erkek çocuk bekliyorlardı. ailesi memnun kalmadı. annesi babasına nasıl açıklardı bunu. doğan ilk çocuklarının erkek olması gerekiyordu. geçen ay komşuları bu yüzden dayak yemişti. annesi zaten bıkmıştı dayaktan, şiddetten. kadınların kaderiydi ama bu. dayak cennetten çıkmıştı, hele hele kocasıyken dayağı atan. kocam en doğrusunu bilir diye düşündü. bazılarını şaşırtırdı bu "y kromozomu" bu kadar mı fark eder vay anasını. tek bir harf yüzünden daha güçlü, daha zeki oluyorlar. her şeyde ama her şeyde daha iyi oluyorlar. çünkü kızlar aptal. ama bu onların istediği.
doğumdan hemen sonra dayak yedi annesi. bu beklenmedik değildi. ama bu sefer hastaneye kaldırdılar. hastane de küçük bir yer. doktorlar, hemşireler tanıyordu artık onları. of, nasıl özenirdi oradaki çalışan kadınlara. kıskanırdı, ayıplardı ama. kocalarını da. nasıl başka erkeklerle çalışmalarına izin veriyorlardı. kocaları yoksa daha ayıp allah bilir kimlerle yatıp kalkıyorlar, evde kalmışlar, gencecik kadınlar bir başlarına duruyorlar ne kadar ayıp. güler yüzle karşıladılar onları ama bu güler yüzlerinin altında gözlerinde bir acıma duygusu saklıydı. aman bana niye acıyorlar dedi. kendilerine acısınlar bu yaşta, kadın başlarına... kocası ne kadar iyi bir adamdı. hem döver hem severdi işte. ne kadar iyi koskoca hastaneye getirmişti onu. her sefer hastaneye gelmezlerdi, sadece çok ciddi zamanlarda. bu dayak hikayesi de böyle bitti.
bebeği büyüdü artık okul çağına gelmişti. kocası pek hevesli değildi ama kız kıza işte hocaya gitsinler diyordu. hoca erkekti ama bir şey olmazdı hocadan. nasıl olsa koskoca hoca. kız gitmeye başladı köyün kızları ile. gittiler geldiler bir süre böyle devam etti. ah ama 10 yaşında sıcak bir yaz gününde sona kalmıştı. ve sona kalan dona kalır. hoca başındaki kocaman sarığı çıkarmıştı. yavaş yavaş yaklaştı ona. ne olduğunu anlamadı ki açıklasın. ama canı çok acımıştı. hem de çok. kanamasından belli değil miydi zaten? işte bu da kızın "namusunu" kaybetme hikayesi. artık kadın mı desek?
ailesi ses etmedi nasıl olsa hocaydı o. hem zaten laf etmesinler adları çıkmasın. hocanın karısı, onun yaşında çocukları vardı. 3 adet kuması bile vardı. 5 karıyla olmazdı allah ona kızardı. evlendiremediler. kuzeniyle evlendirdiler onlar da. belli bir yaşa kadar kardeş gibi büyüdüğü kuzeni artık kocası olmuştu. babamın bir bildiği vardır dedi, kocasıydı artık onun. o ne derse doğruydu, ondan izin almadan yemek bile yapamazdı.
o gün evlendiler. belinde yapmacık bir kırmızı kurdele vardı. hediye paketi gibi. her şey bir yalandan ibaret değil miydi? aman elalem ne der kurdelesiydi o. ona tecavüz eden adam kıydı nikahlarını. gözlerinin içine baka baka. acısını bir daha hissetti. düğün bitti. herkes oynadı, yemek dağıtıldı. çok eğlendiler. cenazede böyle bir şey yaparlar mıydı ki acaba?
gerdeğe girdiler. kan yoktu. kocası çok kızdı ölesiye dövdü, belki öldürdü. bilinci kapalıydı. adı şimdi "orospuya" çıktı. o ölürken ailesi, akrabaları onu ayıplıyordu. kim inanırdı tecavüze. tecavüz diye bir kavram bile yoktu.
bir gün kurban bıçağıyla geldi eve kocası. ama kurban yoktu ortalıkta. ya da vardı. o görememişti. mantıken insan dışarıya bakarsa kendini göremez. önce karnına sapladı. gözündeki öfke... ah çok büyüktü. sonra boğazını kesti. ölmüştü zaten. karnındaki bebek de onunla ölmüştü. ama daha iyiydi böyle bir dünyaya gelmemek. ne kadar şanslı bir bebekmiş o. tecavüz bebeği. ölüsüne bile tecavüz etti kocası. rahat rahat ölemedi bile.
işte bu kadardı kadının hikayesi gayet basit ve sade. tabi bize ne ki...
doğarken ağladı kadın. erkek çocuk bekliyorlardı. ailesi memnun kalmadı. annesi babasına nasıl açıklardı bunu. doğan ilk çocuklarının erkek olması gerekiyordu. geçen ay komşuları bu yüzden dayak yemişti. annesi zaten bıkmıştı dayaktan, şiddetten. kadınların kaderiydi ama bu. dayak cennetten çıkmıştı, hele hele kocasıyken dayağı atan. kocam en doğrusunu bilir diye düşündü. bazılarını şaşırtırdı bu "y kromozomu" bu kadar mı fark eder vay anasını. tek bir harf yüzünden daha güçlü, daha zeki oluyorlar. her şeyde ama her şeyde daha iyi oluyorlar. çünkü kızlar aptal. ama bu onların istediği.
doğumdan hemen sonra dayak yedi annesi. bu beklenmedik değildi. ama bu sefer hastaneye kaldırdılar. hastane de küçük bir yer. doktorlar, hemşireler tanıyordu artık onları. of, nasıl özenirdi oradaki çalışan kadınlara. kıskanırdı, ayıplardı ama. kocalarını da. nasıl başka erkeklerle çalışmalarına izin veriyorlardı. kocaları yoksa daha ayıp allah bilir kimlerle yatıp kalkıyorlar, evde kalmışlar, gencecik kadınlar bir başlarına duruyorlar ne kadar ayıp. güler yüzle karşıladılar onları ama bu güler yüzlerinin altında gözlerinde bir acıma duygusu saklıydı. aman bana niye acıyorlar dedi. kendilerine acısınlar bu yaşta, kadın başlarına... kocası ne kadar iyi bir adamdı. hem döver hem severdi işte. ne kadar iyi koskoca hastaneye getirmişti onu. her sefer hastaneye gelmezlerdi, sadece çok ciddi zamanlarda. bu dayak hikayesi de böyle bitti.
bebeği büyüdü artık okul çağına gelmişti. kocası pek hevesli değildi ama kız kıza işte hocaya gitsinler diyordu. hoca erkekti ama bir şey olmazdı hocadan. nasıl olsa koskoca hoca. kız gitmeye başladı köyün kızları ile. gittiler geldiler bir süre böyle devam etti. ah ama 10 yaşında sıcak bir yaz gününde sona kalmıştı. ve sona kalan dona kalır. hoca başındaki kocaman sarığı çıkarmıştı. yavaş yavaş yaklaştı ona. ne olduğunu anlamadı ki açıklasın. ama canı çok acımıştı. hem de çok. kanamasından belli değil miydi zaten? işte bu da kızın "namusunu" kaybetme hikayesi. artık kadın mı desek?
ailesi ses etmedi nasıl olsa hocaydı o. hem zaten laf etmesinler adları çıkmasın. hocanın karısı, onun yaşında çocukları vardı. 3 adet kuması bile vardı. 5 karıyla olmazdı allah ona kızardı. evlendiremediler. kuzeniyle evlendirdiler onlar da. belli bir yaşa kadar kardeş gibi büyüdüğü kuzeni artık kocası olmuştu. babamın bir bildiği vardır dedi, kocasıydı artık onun. o ne derse doğruydu, ondan izin almadan yemek bile yapamazdı.
o gün evlendiler. belinde yapmacık bir kırmızı kurdele vardı. hediye paketi gibi. her şey bir yalandan ibaret değil miydi? aman elalem ne der kurdelesiydi o. ona tecavüz eden adam kıydı nikahlarını. gözlerinin içine baka baka. acısını bir daha hissetti. düğün bitti. herkes oynadı, yemek dağıtıldı. çok eğlendiler. cenazede böyle bir şey yaparlar mıydı ki acaba?
gerdeğe girdiler. kan yoktu. kocası çok kızdı ölesiye dövdü, belki öldürdü. bilinci kapalıydı. adı şimdi "orospuya" çıktı. o ölürken ailesi, akrabaları onu ayıplıyordu. kim inanırdı tecavüze. tecavüz diye bir kavram bile yoktu.
bir gün kurban bıçağıyla geldi eve kocası. ama kurban yoktu ortalıkta. ya da vardı. o görememişti. mantıken insan dışarıya bakarsa kendini göremez. önce karnına sapladı. gözündeki öfke... ah çok büyüktü. sonra boğazını kesti. ölmüştü zaten. karnındaki bebek de onunla ölmüştü. ama daha iyiydi böyle bir dünyaya gelmemek. ne kadar şanslı bir bebekmiş o. tecavüz bebeği. ölüsüne bile tecavüz etti kocası. rahat rahat ölemedi bile.
işte bu kadardı kadının hikayesi gayet basit ve sade. tabi bize ne ki...
devamını gör...
amerika'da 1 saat çalışınca gökdelen almak
gelmeyesiniz diye sizi kandırmışlar. ben 1 saat çalışarak 3 gökdelen alıyorum.
devamını gör...
yaşarken boşluğa düşme hissi
çok kere yaşadığımız o his var ya, hani yaşarsın ama imkansız bir andır o, bunla da yaşarsam artık daha da ölmem dersin, daha beteri gelir.
işte o his. tam da o his.
çocukken uzaya gitmekten ölesiye korkardım.
korkardım uzaya gitmekten... ve orada o boşluğa düşmekten,
düşüp kaybolmaktan, kaybolup nefessiz kalmaktan... ölesiye korkardım o boşluk hissinden... şimdiyse böyle bir korkum kalmadı artık.... yaşarken
fark ettim ki tanrı'dan tek bir an mucize istemişim... tek bir an...
ve o mucizeyi kendi istediği bir vakitte yola koymasından oluşan bir dilek feneri işlemiş, beklemeye koyulmuşum...
gel zaman git zaman bu dileğimi unutmuşum...
bir gün bir büyük boşluğa sokulmuşum. tam o an.... işte tanrı o ya... o an, dileğimi gerçekleştirivermiş... tutuvermiş dilek fenerimden... bir an uzay boşluğuna düşmüşüm ve mucize gerçek oluvermiş. tam da onun istediği o an...
garip.. . ezelden takdir etmiş mi sahi.. yok ben mi irade etmişim. kader mi tecelli etmiş irade mi derken düşünecek çok da vakit var...
fark edivermişim... boşluktayım ve mucizevi bir şekilde hayattayım... . oksijen yok, lakin nefes almaktayım... kendi belirlediği o zaman gelene kadar da bu boşlukta akıp, yol almaktayım....
işte o his. tam da o his.
çocukken uzaya gitmekten ölesiye korkardım.
korkardım uzaya gitmekten... ve orada o boşluğa düşmekten,
düşüp kaybolmaktan, kaybolup nefessiz kalmaktan... ölesiye korkardım o boşluk hissinden... şimdiyse böyle bir korkum kalmadı artık.... yaşarken
fark ettim ki tanrı'dan tek bir an mucize istemişim... tek bir an...
ve o mucizeyi kendi istediği bir vakitte yola koymasından oluşan bir dilek feneri işlemiş, beklemeye koyulmuşum...
gel zaman git zaman bu dileğimi unutmuşum...
bir gün bir büyük boşluğa sokulmuşum. tam o an.... işte tanrı o ya... o an, dileğimi gerçekleştirivermiş... tutuvermiş dilek fenerimden... bir an uzay boşluğuna düşmüşüm ve mucize gerçek oluvermiş. tam da onun istediği o an...
garip.. . ezelden takdir etmiş mi sahi.. yok ben mi irade etmişim. kader mi tecelli etmiş irade mi derken düşünecek çok da vakit var...
fark edivermişim... boşluktayım ve mucizevi bir şekilde hayattayım... . oksijen yok, lakin nefes almaktayım... kendi belirlediği o zaman gelene kadar da bu boşlukta akıp, yol almaktayım....
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının süper güçleri
100 lirayı saniyeler içinde yok edebiliyorum
devamını gör...
ilker canikligil
nuri bilge ceylan kompleksi rahatsızlığına yakalanmış, azımsanamayacak bir kitle tarafından yönetmen olduğu iddia edilen bir zat.
fırsat buldukça, nuri bilge ceylan'a sallamayı kendine şiar edinmiştir. söyledikleriyle eleştiriden çok, itibarsızlaştırma maksadı gütmektedir.
sinema ona göre; insanların eğlence için kullandığı bir araçtır. söylediği her şey genel geçermiş gibi bir otör edasıyla konuşur. karşıt görüşe falan da saygısı yoktur. her şeyin en iyisini bilir o.
peki, nuri bilge ceylan cannes'da ödül koleksiyonu yaparken kendisi ne yapmıştır?
kendisinin uzun metrajı yoktur. rezil kısa metraj filmleri vardır. birkaçını izledim, eğer bahsettiği eğlence buysa; eğlenceden ırak, hikaye örgüsünden kopuk bir yapısı vardı. koca nuri bilge ceylan külliyatı saatlerce izlenir ama onun 10 dakikalık kısa filmi izlenmez, izlenilmeye tahammül edilmez. masaya konulup eleştirilecek bir yanı da yok.
velhasıl kelam; nuri bilge ceylan da herkes gibi eleştirilebilir, beğenilmeyebilir bunda hem fikiriz. ama bunu yönetmen olduğunu iddia eden sözde meslektaşı yaparsa orada dur deriz. çek daha iyisini de izleyelim deriz. cannes kapısından içeri gir de, şöyle bir smokinli seni de görelim deriz.
fırsat buldukça, nuri bilge ceylan'a sallamayı kendine şiar edinmiştir. söyledikleriyle eleştiriden çok, itibarsızlaştırma maksadı gütmektedir.
sinema ona göre; insanların eğlence için kullandığı bir araçtır. söylediği her şey genel geçermiş gibi bir otör edasıyla konuşur. karşıt görüşe falan da saygısı yoktur. her şeyin en iyisini bilir o.
peki, nuri bilge ceylan cannes'da ödül koleksiyonu yaparken kendisi ne yapmıştır?
kendisinin uzun metrajı yoktur. rezil kısa metraj filmleri vardır. birkaçını izledim, eğer bahsettiği eğlence buysa; eğlenceden ırak, hikaye örgüsünden kopuk bir yapısı vardı. koca nuri bilge ceylan külliyatı saatlerce izlenir ama onun 10 dakikalık kısa filmi izlenmez, izlenilmeye tahammül edilmez. masaya konulup eleştirilecek bir yanı da yok.
velhasıl kelam; nuri bilge ceylan da herkes gibi eleştirilebilir, beğenilmeyebilir bunda hem fikiriz. ama bunu yönetmen olduğunu iddia eden sözde meslektaşı yaparsa orada dur deriz. çek daha iyisini de izleyelim deriz. cannes kapısından içeri gir de, şöyle bir smokinli seni de görelim deriz.
devamını gör...
normal sözlük'ün yavaşlaması
bir süredir benimde başımda olan beladır.
arkadaşlar yavaş girin siteye alooo yüklenmeyin yahu sıkıntı oluyor bak.
arkadaşlar yavaş girin siteye alooo yüklenmeyin yahu sıkıntı oluyor bak.
devamını gör...
tabii lan manyak mısın
kullanışlı bir bkz cümlesidir.
devamını gör...
18 yaşındayım ilk ilişkime girdim çok mutlu oldum
hesap fake midir, gerçek midir bilmiyorum. ancak bu yeni çağa yetişemiyorum artık ve bundan da hiç pişman değilim. sosyal ağlar sayesinde insanların hiç bir özelinin kalmadığı bir çağdayız. ve bir çoğu her şeyini paylaşmak için adeta yarışıyor. neyin yarışı bu, anlıyorum fakat anlamlandıramıyorum. ne kadar kalabalık ve ne kadar yalnızlar aslında.
devamını gör...
hızlı yaşa genç öl cesedin yakışıklı olsun
çoğunlukla y neslinin gençliğinde kullandığı tabirdir. şimdi çoğu evli göbekli baba falan. tiksinç ikiyüzlüler. bazıları orta yaşlı ve göbekli ve gençliğindeki çılgın ideallerini gerçekleştirememiş olduğu gerçeğini gizlemek için 50 lerinden sonra bandana takıp motor falan alırlar ve bornova sokağında barların önünde park edip elinde birayla liseli metalci kızlarla sohbet ederek gençleştiklerini sanırlar. eski nesilin kayıp domuzları sizi biz yer miyiz sizin numaralarınızı be hehehehe.
devamını gör...
yazarların aile evindeki adı
huyumsuz. *
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
"cennet kapısında çalınan parça" olduğuna dair bir tweet gördüm bugün ama görmemle kaybetmem bir oldu. bence de olabilir. *
devamını gör...
