ben şahsen üzülüyorum o yüzden kimseyi üzmemeye çalışıyorum.
devamını gör...

seyyid nesimi ye göre, iyi/kötü insan yoktur. kamil/cahil insan vardır.

çünkü nesimi; insanın, allah tan bir parça olduğunu, iyilik ve kötülüğün allah tan kaynaklanan olgular olmadığı tezini savunur. kemalat mertebesini; bu duruma vakıf olmak olarak, cehalet mertebesini ise; bu duruma vakıf olmamak olarak yorumlar.

bektaşilikte 7 ulu ozandan biridir.
devamını gör...

türk rock tarihinde yapılmış en başarılı albümlerden biri olan mor ve ötesi albümü. playlist şöyledir:
yardım et
cambaz
bir derdim var
re
sevda çiçeği
serseri
aşk içinde
az çok
son deneme
uyan---> yirmi yedi dakikasını dinleyince farklı yerlere gidebiliyorsunuz.
devamını gör...

bende: farsça köle, kul anlamına gelir.
"bende'niz" kullanımı "köleniz olarak" anlamına gelir. alçakgönüllülük, bağlılık belirtmek için yahut kendinden makamca üstün kimselere hitap ederken "ben" demek yerine "bende'niz" kullanılır.
devamını gör...

elizabeth swann ya da nam-ı diğer keira knightley:

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

merhabalar herkese...

en güzel bayram olan "cumhuriyet bayramı'mız kutlu olsun öncelikle sözlük ahalisi.
sevinçliyiz, mutluyuz, gururluyuz. içimizdeki çocuklar şiirler okuyor bugün, kalbimiz ayrı çarpıyor.
nice 98 yıllara...

her zaman olduğu gibi hüzün candır ile beraber hazırladığımız ama kafamız nasıl güzel radyo programı saat 23’te sözlük radyoda!

sakıncası yoksa eğer bugün biraz hayatınıza burnumuzu sokacağız sayın dinleyen!
pişmanlıklarımızı konuşacağız.

neydi en büyük pişmanlığınız?
hangi kararı veremediniz ya da verdiğiniz hangi karar en yanlış karardı?
kim sizi çok sevdiğinize pişman etti?
hangi yoldan döndünüz?
sevmediğiniz bir mesleği yaptığınız için mi yoksa sizin pişmanlığınız?
kim üzdü sizi en çok?


içine keşke'leri doldurduğumuz pişmanlık bohçamızı sırtlandık ve sizleri de bekliyoruz...
buluşmak üzere efenim.
23 demiş miydim?
devamını gör...

bakın bu olmasın. gerçekten bunu yapmayın. bu çok kötü. olmaz bu.
devamını gör...

-okulumu bitirmek ilk hedefim
-listeledigim kitaplarin hepsini en azindan hazirana kadar bitirmek
-fransizcaya duzenli vakit ayirip calismak
-vucut kondisyonumu yukseltmek, ozellikle kollarimi kuvvetlendirmek
-ilgi duydugum iki alanda kendimi gelistirmek istiyorum son olarak...
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

aşk olsun adama! başlığı görünce kabuğumdan aşağı kaynar sular döküldü resmen. canhıraş bir şekilde bağırdım; hay bin kunduz! şu sözlükte ilk kez böyle bir hissiyata kapılıyorum. o kadar başlık kaptırdım hiç umurumda olmadı. en sevdiğim filmler, kitaplar, karakterler, müzik grupları, yazarlar, kızılderili kabileleri, kızılderili şefleri... liste uzar gider. ama bu sefer durum başka. durum ciddi. işin ucunda denver var. hal böyle olunca, elim, ayağım kabuğum titredi. ne yapacağımı bilemedim. başlığa tıklasam mı, tıklamasam mı diye ikilemde kaldım. hücum borusu çalmış sanki, düşünceler beynime doğru orantısız bir biçimde taarruza kalkmış; ya diyorum iki kelimeyle geçiştirdilerse başlığı ya benim mavi gözlü dev dostumun hakkı verilmediyse. bakın çok pis kurdum kendimi. soldan soldan geliyorlar.

sonra derin bir nefes aldım. ondan geriye doğru saymaya başladım. nefes alış verişim biraz düzelince, bir gayret başlığa tıkladım. başladım okumaya, fena gitmedi sanki. ben kendimi en kötüsüne hazırlamışım zaten. mevcut tanımın gayet derli toplu olduğunu görünce hafif bir gülümseme yerleşti yüzüme. sonra baktım ki, başlığı açan gogolun dar paltosu imiş. her ne kadar geçenlerde paltosunun koltuk altını yırtmış olsa da, bu olay tanımı yazarken ruh haline yansımamış. mahlasta güven telkin edici olunca benim yelkenler suya indi. bastım beğeni ve favori tuşuna başlığı da helal ettim.

aslında kafa sözlük yazarlarının en sevdiği çizgi film introları başlığında, şu tanımı #500678 yazıp başlıktaki arkadaşlara günaha girdiklerini, şirk koştuklarını söylemiştim. (denver'in introsu'nun üzerine intro mu olur ülgen aşkına?) ondan sonra da başlığı açacaktım. lakin bizim torunlar dünyaya gelince unuttuk kaldı. beş gün sözlüğe girmeyince mevzu tamamen aklımdan çıkmış. neyse şu an iyiyim. herhangi bir sıkıntı yok. tansiyonum falan da normal.

ilk tanımda belirtilmemiş madem şimdi mavi gözlü yeşil devimizin takım arkadaşlarını tanıyalım;

1. sıraya garip kırmızı şapkası ve gözlükleri ile wally'yi koyuyoruz. peki niye birinciliği ona veriyoruz? çünkü bu çocuk denver'i evinin garajında saklama cesaretini gösteren mümtaz bir şahsiyet. işin tüm yükü aslında bu arkadaşta. artı hayvanlara karşı inanılmaz bir sevgisi var. köpek, kedi, tavşan, papağan elemanda ne ararsanız var. bir dinozorun lafımı olur deyip onu da evine almasıyla birlikte kahramanlık mertebesine yükselmiştir. kutlu olsun!

ikinciliği jeremy'e veriyorum zira o olmasa denver ile baş etmeleri çok zor olurdu. çocuk bir kaç okka mürekkep yalamış yutmuş, dinozorlarla ilgili ziyadesiyle bilgiye sahip, bu sayede denver ile ekip arasında köprü vazifesi görüyor. bu yüzden onun da değer tartışılmaz.

diğer elemanları ise birbirinden çok ayırmamak lazım. az çok hepsinin olayların gelişim sürecinde katkısı oluyor. ama shades cesur çocuktur, onun altını çizmek lazım. bunların arasındaki tek gıcık karakter kahraman wally'nin ablası heather'dır. sinsi kısık bakışlı kız olarak kalmış aklımda.

bu arada denver ismi de shades'in ona koyduğu bir isim. denver, çalan otobüs kornasından korkup, tabanları yağlamaya kalkınca, shades otobüsteki denver yazısını görür ve bizim mavi gözlü yeşil devimiz bu isimle anılmaya başlar.

işte böyle... şimdi başlıktan huzur içerisinde çıkabilirim.
devamını gör...

pazar günü açıklandığı üzere 60 yaş üstü ve eşleri, immunsuprefis ilaç kullananlar ve down sendromlular risk gruplarına aşı sırası geldi denmesi üzerine hemen ertesi gün e-nabız aracılığı ile hem anne babama hem de kendime aşı randevusu aldım.

biontech'in uygulanmaya başlayacağı duyumu da dolaşıyordu o yüzden mantıken kapsamlı devlet hastaneleri ile eğitim araştırmalarda uygulanabilir olacağını düşünerek iki ayrı araştırma hastanesinden randevu oluşturdum(anne-baba'ya aynı hastane, kendime başka hastane ama ikiside eğitim araştırma).
sonra fark ettim ki randevu sayfasında sinovac olduğu yazıyordu.
bugün açıklandığı üzere aşı seçme olanağı olacak şeklinde söylemlere dayanarak 182'yi aradım ve değiştirip değiştiremeyeceğimi sordum. olur, dediler ve başka bir hastaneye değiştirildi randevularımız.
sonuç; ilk defa bir şeyi doğru söylediklerini söyleyebilirim ama henüz kanıtlayamam. tabi aşıyı olana kadar yine içimden acaba mı diyeceğim ama bilgilendirmek istedim ve aşıdan sonra editleyeceğim.
devamını gör...

mahmut tuncer-mendil
devamını gör...

mihail bulgakov'un dokuz öyküsünden oluşan tıp fakültesinden yeni mezun olmuş genç bir doktorun yaşadıklarını anlatan harika bir kitaptır.
kitap devrim zamanında geçmektedir. yeni mezun olmuş doktor, uzak bir kasabaya atanır. çoktan unutulmuş geleneklerin hüküm sürdüğü, kışın kasabanın her zerresini ele geçirdiğini bir dönemdir. genç doktor hem batıl inançlarla hem hastalıkla hem de imkansızlıklarla kara kışta çetin bir sınav verir.
dilinin oldukça sade ve akıcı olduğu, samimi bir üslubun hakim olduğu kitap sizleri ilk sayfadan itibaren içine hapsediyor. doğumda, ameliyatta, hastaya yetişmek için çıkılan o karlı yolculukta sanki siz de ordaymışsınız gibi geziniyorsunuz satırlar arasında. kesinlikle okunmasını düşündüğüm harika bir kitap.
devamını gör...

yeni keşfettiğim iyi bir yazarımız. tanımlarını okurken hiç sıkılmadım. umarım hep yazar, biz de kendisini keyifle okuruz. sözlükte daim olsun efenim *.
devamını gör...

çorap alsanız beğenecektir. çok zorlamaya gerek yok.
devamını gör...

ampulun göbeğine tutturulmuş olan, ortalama 60 cm. boyundaki tel sargıdır.
devamını gör...

kayseri mantısı ve sıcacık tereyağı sürülmüş bazlama.
devamını gör...

gülerim. gülerim fakat çaktırmam. beğeni atmam yani. böyle de kinciyim.
ama bil bakalım ne eksik? sevmediğim yazar yok. azıcık hoşlanmadığım vardı, artık piyasada değil. geri kalanları sevmemem için bir neden yok. sevmem için de yok. yazar yazardır, gerisi teferruattır.*
devamını gör...

turşu suyu, yemek yerken falan turşunun altında kalan suyunu içerim ve tabiki de çok kötü susarım.
devamını gör...

"elfen lied" almancadır ve elf'in şarkısı anlamına gelir.

2004'te yayınlanmaya başlamasıyla birlikte o yıl çok konuşulan ve ses getiren animelerden biriydi, elfen lied.

konuya bakacak olursak;

yeni bir türün ilk bireyleri yavaş yavaş dunyaya adım atmaya başlamıştır, öyle ki bu daha tam olarak çıkmamış olan türün insan ırkının sonunu getireceği bile düşünülmektedir. bu yeni türün insanlara yaşatabileceği vahşetin kapasitesi gun geçtikçe açığa çıkarken uzmanlar, bilim insanları bu tür üstünde deneylerine başlamıştır bile, devlet de arkasındadır.

bu bahsedilen yeni türün, sırtlarından çıkan 'vektör' adı verilen 2 metre boyutunda elleri ve kafalarının üzerinde küçük bir çift boynuzları bulunmaktadır, fakat insanlar 'vektör' denen elleri goremezler. ayrıca bu turdekiler genelde kırmızı gözlere ya da pembemsi saçlara sahip olurlar. aynı zamanda bu 'vektör'lerin başka bir insana teması o virüsün yayılmasını sağlar, virüsün bulaştığı kişilerin doğacak çocukları da diclonius adı verilen yeni türe dahil olur.

tabi her ne kadar insanlığı "tehdit " edici olsalar da, animeler bu türün uzerinden işlenir, suçsuz olmasına rağmen işkencelere, acımasız deneylere maruz kalan, dışlanılan, sevilmeyen, masum küçük bir çocuk olsa dahi günah kecisi ilan edilen bu yeni türlerden.

öncelikle animenin kendisi kadar ünlü olan açılış müziği ile başlayayım, çünkü animedeki duyguyu gerçekten çok iyi aktarıyor. ayrıca klipteki görselleri de gustav klimt'in eserlerinden yola çıkarak yapmışlar. bunlarla birlikte latincenin güzelliği de olaya dahil edilince mükemmel bir opening çıkmış.
dinlemek için buradan

şimdi senaryoya gelecek olursak;


bir gün bu lablardan kaçmayı başaran bir diclonius, insanların arasına karışır. adı lucy olan bu diclonius, kaçarken başına aldığı bir kurşun darbesiyle hafızasını kaybetmiş ve kişiliği bölünmüştür...
sabaha karşı denizi izlemeye gelen iki kuzen yuka ve kouta, sadece "nyuu" diyebilen iki boynuzlu çıplak bir kızla karşılaşırlar. nyuu'yu evlerine götürürler ve onunla yaşarlar. ama nyuu'nun hafızası zaman zaman yerine gelir ve o zaman acımasız katil lucy'ye dönüşür,
ve insanlığın yok olmasını engellemek isteyen bilim insanları lucy'yi öldürmek zorundadırlar...
onu evine alan kouta'nın ise babası ve kız kardeşi öldürüldüğünden sonra aklı dengisi bozulmuştur, hastanede yattığı sırada aldığı ilaclar nedeniyle de geçmişini hatırlayamamaktadır. ve lucy ile zaman içerisinde unuttuğu bazı şeyleri hatırlayacaktır...



animenin konusu, senaryosu gayet güzel. lakin işleyiş konusunda da aynı şeyi diyemem, bolca mantık hatası ve boş sahne var.
öyle ki ana karakter ve mantıken animenin onun etrafında dönmesi gereken lucy, aksine nadir karşımıza çıkıyor. peki biz napıyoruz? 13 bölüm boyunca salak iki kuzenin (kouta ve yuka) hayatını, aşklarını, hiç durup düşünmeden sokakta görüp eve aldıkları kızları,cinsiyetler arasında yaşanan cinsel gerilimin yarattığı komiklikleri(!), ve gereksiz çıplaklığı izliyoruz. sonra son iki üç bölümde anime birden yine lucy'e odaklanıyor, allam lütfen sonu kötü bitmesin!!1!1! diye şükrediyoruz..
ama sonu da çok havada kalmıştı diyebilirim. yarıda kesilmiş gibiydi, gerçi animenin manga ile bir süre sonra yolları ayrılıyordu. yine de oradada benzer bir son vardı diye hatırlıyorum, gerisi spoiler, ona da gerek yok...
( japonya da kuzen ilişkisi normal karşılanıyormus bu arada, bunu da öğrenmiş olduk..)

mantık hataları da bolca var, ama benim kafama en çok takılan ve gözüme çarpan şey boynuzlardı. iyi tamam, evrim geçiriyorlar sonuçta, falan filan.. ama neden boynuz- daha doğrusu kedi kulağına benziyor- çünkü bizim gibi primat ailesine mensup olanların boynuzlarının olmamasının bir nedeni vardır, evrim geçiriyorlar ise, neden böyle birşeye ihtiyaç duyup da geçiriyorlar? animedeki çoğu şey ile birlikte bu soru da havada kalmıştı...

fakat bu animeye "duygu sömürüsü" demek yanlış. böyle diyen birçok kişi var. anime ilk bölümden, hayatın tüm acı gerçeklerini yüzünüze vuruyor. tüm mantık hatalarına ya da gereksiz sahnelere rağmen izlenilesi bir anime.

kısaca animede bolca dram var. acı, kan, vahşet, dehşet, kıskançlık, nefret, aşk, yalnızlık, travma. çok hassas iseniz, izlemenizi en başından önermiyorum. ama bunun dışında yine ne olursa olsun, izlenmeye değer bir anime diye düşünüyorum, öyle ki, sadece bir kaç dakikalık sahneleri için bile izlenir. bittikten sonra gerçekten üzerinizde bir etki bırakıyor, zaten izlerken de o hissi çok iyi yaşatıyor. isteyerek ya da istemeyerek sizi o havaya sokuyor. hiç değilse, sadece lucy'nin hikayesi için izleyin...
başka anime eleştirilerinde görüşmek üzere...
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim