ucuz ve pratik yemek tarifleri
makarnayı pişiriyoruz bir de kremalı mantar sote yapıyoruz bunları karıştırıyoruz. mis.
devamını gör...
whiplash
dilimizde aferinden daha tehlikeli bir cümle yoktur.
bu söz ile altın vuruşu yapan filmdir. öğrenme sürecinde gereksiz verilen her aferinle ya da boca edilen her abartılı alkışla, belli bir yaşın üzerindeki gençlerin potansiyellerinin köreltildiğini anlatıyor. gidişatından fazlasıyla hoşnut bir gencin, aslında harcanmış bir potansiyel olabileceğine dikkat çekerken.
ellerini kanatana kadar davula vuracak olan bir gencin motivasyonunun öyle pışpışlanarak sağlanmadığını tam tersine kamçıyla sağlandığını görürüz bu filmde. insanı, kendisinden fazla hoşnut bir vasat olmaya iten, içi boş tonla aferinden bir tanesini bile vermiyor eğitici. taa ki öğrenenin kendi potansiyelini, sonuna kadar hırsla kullandığını göreceği sahneye kadar.
tabii bize holywood'un pek tatlış gösterdiği eğitim sisteminin, dehaları çıkaran gerçek yüzünü de gösteriyor film. her şehre bir üniversite açarak kendinden fazla hoşnut gençler yaratan tontişler ülkesindeki her eğitimcinin izlemesi gereken bir eserdir. elbette öğrenen ve öğreten arasındaki bağa her fırsatta müdahale eden velilerin de izlemesi gerekir. çünkü filmde onları temsil eden bir dangalak da mevcuttur. kamçı, mübarek şeydir aslında doğru kullanıldığında.
devamını gör...
şiir inceleme
uzun süredir düşündüğüm bir şeydi bir şiir üzerinde şiiri incelemesi yapmak. daha önce şiir inceleme başlığında yazmıştım. onları önce burada bir tekrarlayalım ki, okuyacak olanlara kolaylık olsun:
şiir nedir?
şiirin tek bir tanımı yoktur. hatta biraz abartarak söyleyelim; şiirin, şiiri tanıyıp, bilenlerin sayısı kadar tanımı olabilir. nedir şiiri bu kadar 'özel' kılan? şiiri bilen insan sayısı kadar tanımı olmasını sağlayan?
ben bugün, şiirin edebi tanımları üzerinde durmayacağım. şiiri tıpkı öğrencilerime anlatır gibi, 'formülleştirerek' anlatmaya çalışacağım.
şiir kısaca; ses + imaj/imge'dir.
şimdi 'ses'le neyi kastettiğimizi açalım:
ses aslında şiirin biçimine ait her şeydir; şiirin nazım şekli, şiirin nazım birimi, şiirin ölçüsü, şiirin kafiye dizilişi, şiirin kafiye ve varsa redifleri, şiirdeki bilinçli ses tekrarları (aliterasyonlar ve asonanslar).....
şiirde, imge/imaj nedir onu açalım şimdi de:
imge/imaj dediğimiz şey, şiire ait her türlü anlamsal/bağlamsal niteliktir. yine formülize ederek açıklamaya çalışırsak,
şiirleri; şiirin konusu, şiirin ana duygusu (theme/tema), şiirin -eğer varsa- vermek istediği mesaj, şiirde kullanılan edebi sanatlar, şiirin imge dünyası (şiiri okuduğumuzda gözümüzde canlananlar), şiirde kullanılan sözcüklerin seçimi (dil ve anlatım)... özellikleriyle irdelediğimizde ortaya koyduğumuz her şeydir.
şimdi, yukarıdaki açıklamaları okuyanlar "bu da nedir, yazar bize ne anlatmaya çalışıyor?" diyebilirler.
bu soruya çok basitçe bir cevap verirsek, lisedeki edebiyat derslerinde ve üniversitelerdeki 'dil' bölümlerinde, bir şiir inceleneceği zaman yukarıdaki kriterlerden hareket edilir. bu kişiler (öğrenciler?) için şiir, yalnızca 'ruhlarında fırtınalar estiren bir söz mucizesi' değildir. onlar bir şiiri yukarıda saydığım kıstaslar çerçevesinde didik didik ederler.
belki siz de bundan sonra bir şiiri okurken, yukarıya yazdıklarımı hatırlar ve şiire bir de bu çerçeveden bakarsınız.
zamanı oy, sesini sakla; bir ahmet erhan şiirini bu izlekler eşliğinde incelemek istedim. önce şiir:
zamanı oy, sesini sakla...unutulmasın
tarih düşür her yazdığının altına
aynaya bak, yüzünü göm...unutulmasın
bir gün küllerin savrulur nasılsa
bence sen bir günlük tutmalısın
solgun güller kurutarak yapraklarında
yağmurda yürü, izini koru...unutulmasın
toprağı eşeleyen çocukların avuçlarında
şimdi kentlerin yalın-kılıç yalnızlığındasın
geçtiğin kırmızı, durduğun yeşil...unutulmasın
dimdik önündesin bir fotoğraf karesinin
o fotoğrafta hiç sarı kullanılmasın
iyi çocuk ol, acınla büyü...unutulmasın...
-------------------------------------------------
şiire önce 'ses' özellikleri açısından bakalım:
şiir, türk şiirinin özellikle 80 sonrası bir dönemine ait olduğu için herhangi bir nazım şeklinden söz etmemiz mümkün değil. tamamen serbest ve şairin kendi özgür biçemiyle kurduğu bir şiir. bu nedenle şiirde bir ölçüden de söz etmek mümkün değil.
şiir seslerden örüldüğü için şiirde bir kafiye şeması arayalım önce:
abab/abab/aaca/a
şiir üç dörtlük ve bir dizeden oluşmuş. her dörtlük şemalaştırırken harflerle işaretlediğimiz gibi benzer seslerle örülmüş. ana ses, olumsuz emir kipi 3. tekil şahısla kurulmuş: unutulmasın!
kafiye ve rediflere tek tek bakarsak;
1. dörtlükte: unutulmasın sözleri redif.
altına ve nasılsa sözcüklerinde ise 'a' sesleri yarım kafiye.
2. dörtlükte: tutmalısın ve unutulmasın sözcüklerindeki 'sın' sesleri arasında zengin kafiye var. çünkü, 'tutmalısın'daki 'sın'-->gereklilik kipinin ikinci tekil şahsı. 'unutulmasın'daki 'sın'-->emir kipi üçüncü tekil şahıs. yani aralarında herhangi bir anlam ya da görev benzerliği yok. sadece ses benzerliği olduğu ve üç ses benzediği için de zengin kafiye diyoruz.
3. dörtlüğe gelince: birinci dizedeki yalnızlığındasın sözcüğündeki 'sın' ikinci tekil şahıs eki. üçüncü ve dördüncü dizelerdeki, unutulmasın ve kullanılmasın sözcüklerindeki ortak sesler olan 'sın'lar ise emir kipi üçüncü tekil şahıs ekleri ve bu nedenle redif ama birinci dizedeki ses benzerliği bu redif ilişkisini bozduğu için bu üç dize arasında da zengin kafiye olduğunu söyleyeceğiz.
3. dörtlüğün üçüncü dizesindeki 'karesinin' sözcüğünü başka bir kafiye işareti ile işaretlemiştik. evet burada da kulağımıza benzeyen sesler çarpıyor ama diğer üçüyle herhangi bir kafiye ya da redif ilişkisi yok bu dize ile diğer dizeler arasında. sadece bir asonans ya da aliterasyon benzerliğinden söz edebiliriz.
ve şiir tek bir vurucu dize ile bitiyor, o dizedeki kafiye sesi de bütün şiir boyunca şiire hizmet eden aynı sözcüğün içindeki aynı ses--> 'sın' sesi.
bütün bir şiir boyunca bir öğüt ve emir karışımı ifade var; bu ifade emir kipiyle pekiştirilmiş ve şiirin ana sesinin 's' sesi olduğunu; şiirde en çok tekrar edilen seslerin, ünlülerde 'ü ve 'a' (asonans); ünsüzlerde 's' sesinin yanında, 'l', 't', 'n' ve 'ç' sesleri olduğunu söyleyebiliriz (aliterasyon).
bütün bu ses benzerliklerine ve aralarındaki ilişkiye bakarsak, şiirin her şeyden önce, bir dilde yaratılan seslerin mükemmel uyumu olduğunu söyleyebiliriz. işte tam bu nedenden ötürü de şiirin asla çevrilemeyeceğini, aynı konuda farklı bir dilde yeni bir şiir yazılacağını rahatlıkla söyleyebiliriz.
------------------------------------------
şimdi gelelim şiirin öz yönünden incelenmesine yani, anlamsal, imgesel incelemesine.
şiir incelemeleri aslında tam buradan başlar. bundan önce yazdıklarımız aslında sadece işin akademik öğretisidir ama bundan sonra yazacaklarımız herkesi ilgilendiren, şiiri şiir yapan her türlü hayal, duygu, anlam.......dır.
şiiri okuduğumuzda ilk hissettiğimiz, çocukluk anılarıyla harmanlanmış bir geleceğe bir şeyler bırakma kaygısı. son derece insani. son derece anlaşılır. hepimizde, her birimizde var olan bir duygu. öyle bir duygu ki, sözlüklere yazma nedenimiz de o, günlük tutmamız ya da fotoğraf çektirme nedenimiz de o.
geçici, kısacık ömürlerimizde bir şeylere tutunma, var olma isteği. benliğimiz.
aslında bizi biz yapan her şey, bütün duygularımız, yaşantımız, yaşadıklarımız....
hani geçmişe dönebilsek o zamanki bize, 'şu an' hakkında bir şeyler söylemek isteriz ya, hani 'keşke'lerimizi geçmişe dönüp yok etmek isteriz ya, hani o çocukluğun masum saflığındaki çocuğa, yaşadıklarının kıymetini bil, kendini koru, n'olur incinme demek isteriz ya, işte o duyguların hepsi bu şiirde var.
"şimdi kentlerin yalın-kılıç yalnızlığındasın
geçtiğin kırmızı, durduğun yeşil...unutulmasın
dimdik önündesin bir fotoğraf karesinin
o fotoğrafta hiç sarı kullanılmasın"
artık bugündür, bir yetişkin olarak yaşadıkların da kıymetli. ölüm, ah ölüm! evet, belki ölüm hep var ama ölümsüzlük de yok mu? yoksa bile unutulmamak. evet, o işte kesinlikle var. o zaman unutulmaz ol. öyle şeyler yap, öyle şeyler bırak ki, asla unutulma. işte ölümsüzlüğün formülü de bu. bunu bilerek yaşa.
şiirde olağanüstü imgeler, benzetmeler, mecazlar..... yok. var olanlar da o kadar açık ve net ki. gerçek çırılçıplak patlıyor suratlarımızda.
toprağı eşeleyen bir çocuk imgesinden, büyük kentte tek başına mücadele eden adam yalnızlığına kadar her sözcük bilinçli, kullanılan renkler bilinçli. eğer bir simge halinden söz edebilirsek yalnızca bu renkler bir şeyleri örterek anlatmış, yoruma açık diyebiliriz.
şiirler; bazen sırdaşımız, dert ortağımız, tesellimiz, ağlayışlarımız, umutlarımız, umutsuzluklarımız, sevinçlerimiz, coşkularımız, arzularımız, zayıflıklarımız, gücümüz, karanlık yanlarımız, bitmeyen isteklerimiz.........insanlığımız.
ben şaire, sevdiğim bir şarkı eşliğinde, bu kalp seni unutur mu diyorum.
şiir nedir?
şiirin tek bir tanımı yoktur. hatta biraz abartarak söyleyelim; şiirin, şiiri tanıyıp, bilenlerin sayısı kadar tanımı olabilir. nedir şiiri bu kadar 'özel' kılan? şiiri bilen insan sayısı kadar tanımı olmasını sağlayan?
ben bugün, şiirin edebi tanımları üzerinde durmayacağım. şiiri tıpkı öğrencilerime anlatır gibi, 'formülleştirerek' anlatmaya çalışacağım.
şiir kısaca; ses + imaj/imge'dir.
şimdi 'ses'le neyi kastettiğimizi açalım:
ses aslında şiirin biçimine ait her şeydir; şiirin nazım şekli, şiirin nazım birimi, şiirin ölçüsü, şiirin kafiye dizilişi, şiirin kafiye ve varsa redifleri, şiirdeki bilinçli ses tekrarları (aliterasyonlar ve asonanslar).....
şiirde, imge/imaj nedir onu açalım şimdi de:
imge/imaj dediğimiz şey, şiire ait her türlü anlamsal/bağlamsal niteliktir. yine formülize ederek açıklamaya çalışırsak,
şiirleri; şiirin konusu, şiirin ana duygusu (theme/tema), şiirin -eğer varsa- vermek istediği mesaj, şiirde kullanılan edebi sanatlar, şiirin imge dünyası (şiiri okuduğumuzda gözümüzde canlananlar), şiirde kullanılan sözcüklerin seçimi (dil ve anlatım)... özellikleriyle irdelediğimizde ortaya koyduğumuz her şeydir.
şimdi, yukarıdaki açıklamaları okuyanlar "bu da nedir, yazar bize ne anlatmaya çalışıyor?" diyebilirler.
bu soruya çok basitçe bir cevap verirsek, lisedeki edebiyat derslerinde ve üniversitelerdeki 'dil' bölümlerinde, bir şiir inceleneceği zaman yukarıdaki kriterlerden hareket edilir. bu kişiler (öğrenciler?) için şiir, yalnızca 'ruhlarında fırtınalar estiren bir söz mucizesi' değildir. onlar bir şiiri yukarıda saydığım kıstaslar çerçevesinde didik didik ederler.
belki siz de bundan sonra bir şiiri okurken, yukarıya yazdıklarımı hatırlar ve şiire bir de bu çerçeveden bakarsınız.
zamanı oy, sesini sakla; bir ahmet erhan şiirini bu izlekler eşliğinde incelemek istedim. önce şiir:
zamanı oy, sesini sakla...unutulmasın
tarih düşür her yazdığının altına
aynaya bak, yüzünü göm...unutulmasın
bir gün küllerin savrulur nasılsa
bence sen bir günlük tutmalısın
solgun güller kurutarak yapraklarında
yağmurda yürü, izini koru...unutulmasın
toprağı eşeleyen çocukların avuçlarında
şimdi kentlerin yalın-kılıç yalnızlığındasın
geçtiğin kırmızı, durduğun yeşil...unutulmasın
dimdik önündesin bir fotoğraf karesinin
o fotoğrafta hiç sarı kullanılmasın
iyi çocuk ol, acınla büyü...unutulmasın...
-------------------------------------------------
şiire önce 'ses' özellikleri açısından bakalım:
şiir, türk şiirinin özellikle 80 sonrası bir dönemine ait olduğu için herhangi bir nazım şeklinden söz etmemiz mümkün değil. tamamen serbest ve şairin kendi özgür biçemiyle kurduğu bir şiir. bu nedenle şiirde bir ölçüden de söz etmek mümkün değil.
şiir seslerden örüldüğü için şiirde bir kafiye şeması arayalım önce:
abab/abab/aaca/a
şiir üç dörtlük ve bir dizeden oluşmuş. her dörtlük şemalaştırırken harflerle işaretlediğimiz gibi benzer seslerle örülmüş. ana ses, olumsuz emir kipi 3. tekil şahısla kurulmuş: unutulmasın!
kafiye ve rediflere tek tek bakarsak;
1. dörtlükte: unutulmasın sözleri redif.
altına ve nasılsa sözcüklerinde ise 'a' sesleri yarım kafiye.
2. dörtlükte: tutmalısın ve unutulmasın sözcüklerindeki 'sın' sesleri arasında zengin kafiye var. çünkü, 'tutmalısın'daki 'sın'-->gereklilik kipinin ikinci tekil şahsı. 'unutulmasın'daki 'sın'-->emir kipi üçüncü tekil şahıs. yani aralarında herhangi bir anlam ya da görev benzerliği yok. sadece ses benzerliği olduğu ve üç ses benzediği için de zengin kafiye diyoruz.
3. dörtlüğe gelince: birinci dizedeki yalnızlığındasın sözcüğündeki 'sın' ikinci tekil şahıs eki. üçüncü ve dördüncü dizelerdeki, unutulmasın ve kullanılmasın sözcüklerindeki ortak sesler olan 'sın'lar ise emir kipi üçüncü tekil şahıs ekleri ve bu nedenle redif ama birinci dizedeki ses benzerliği bu redif ilişkisini bozduğu için bu üç dize arasında da zengin kafiye olduğunu söyleyeceğiz.
3. dörtlüğün üçüncü dizesindeki 'karesinin' sözcüğünü başka bir kafiye işareti ile işaretlemiştik. evet burada da kulağımıza benzeyen sesler çarpıyor ama diğer üçüyle herhangi bir kafiye ya da redif ilişkisi yok bu dize ile diğer dizeler arasında. sadece bir asonans ya da aliterasyon benzerliğinden söz edebiliriz.
ve şiir tek bir vurucu dize ile bitiyor, o dizedeki kafiye sesi de bütün şiir boyunca şiire hizmet eden aynı sözcüğün içindeki aynı ses--> 'sın' sesi.
bütün bir şiir boyunca bir öğüt ve emir karışımı ifade var; bu ifade emir kipiyle pekiştirilmiş ve şiirin ana sesinin 's' sesi olduğunu; şiirde en çok tekrar edilen seslerin, ünlülerde 'ü ve 'a' (asonans); ünsüzlerde 's' sesinin yanında, 'l', 't', 'n' ve 'ç' sesleri olduğunu söyleyebiliriz (aliterasyon).
bütün bu ses benzerliklerine ve aralarındaki ilişkiye bakarsak, şiirin her şeyden önce, bir dilde yaratılan seslerin mükemmel uyumu olduğunu söyleyebiliriz. işte tam bu nedenden ötürü de şiirin asla çevrilemeyeceğini, aynı konuda farklı bir dilde yeni bir şiir yazılacağını rahatlıkla söyleyebiliriz.
------------------------------------------
şimdi gelelim şiirin öz yönünden incelenmesine yani, anlamsal, imgesel incelemesine.
şiir incelemeleri aslında tam buradan başlar. bundan önce yazdıklarımız aslında sadece işin akademik öğretisidir ama bundan sonra yazacaklarımız herkesi ilgilendiren, şiiri şiir yapan her türlü hayal, duygu, anlam.......dır.
şiiri okuduğumuzda ilk hissettiğimiz, çocukluk anılarıyla harmanlanmış bir geleceğe bir şeyler bırakma kaygısı. son derece insani. son derece anlaşılır. hepimizde, her birimizde var olan bir duygu. öyle bir duygu ki, sözlüklere yazma nedenimiz de o, günlük tutmamız ya da fotoğraf çektirme nedenimiz de o.
geçici, kısacık ömürlerimizde bir şeylere tutunma, var olma isteği. benliğimiz.
aslında bizi biz yapan her şey, bütün duygularımız, yaşantımız, yaşadıklarımız....
hani geçmişe dönebilsek o zamanki bize, 'şu an' hakkında bir şeyler söylemek isteriz ya, hani 'keşke'lerimizi geçmişe dönüp yok etmek isteriz ya, hani o çocukluğun masum saflığındaki çocuğa, yaşadıklarının kıymetini bil, kendini koru, n'olur incinme demek isteriz ya, işte o duyguların hepsi bu şiirde var.
"şimdi kentlerin yalın-kılıç yalnızlığındasın
geçtiğin kırmızı, durduğun yeşil...unutulmasın
dimdik önündesin bir fotoğraf karesinin
o fotoğrafta hiç sarı kullanılmasın"
artık bugündür, bir yetişkin olarak yaşadıkların da kıymetli. ölüm, ah ölüm! evet, belki ölüm hep var ama ölümsüzlük de yok mu? yoksa bile unutulmamak. evet, o işte kesinlikle var. o zaman unutulmaz ol. öyle şeyler yap, öyle şeyler bırak ki, asla unutulma. işte ölümsüzlüğün formülü de bu. bunu bilerek yaşa.
şiirde olağanüstü imgeler, benzetmeler, mecazlar..... yok. var olanlar da o kadar açık ve net ki. gerçek çırılçıplak patlıyor suratlarımızda.
toprağı eşeleyen bir çocuk imgesinden, büyük kentte tek başına mücadele eden adam yalnızlığına kadar her sözcük bilinçli, kullanılan renkler bilinçli. eğer bir simge halinden söz edebilirsek yalnızca bu renkler bir şeyleri örterek anlatmış, yoruma açık diyebiliriz.
şiirler; bazen sırdaşımız, dert ortağımız, tesellimiz, ağlayışlarımız, umutlarımız, umutsuzluklarımız, sevinçlerimiz, coşkularımız, arzularımız, zayıflıklarımız, gücümüz, karanlık yanlarımız, bitmeyen isteklerimiz.........insanlığımız.
ben şaire, sevdiğim bir şarkı eşliğinde, bu kalp seni unutur mu diyorum.
devamını gör...
keyif veren maddeler
anayasanın ilk 4 maddesi.
devamını gör...
david garrett
bir saniyede 13 nota basarak adını dünyanın en hızlı keman çalan insanı olarak guinness rekorlar kitabına yazdıran, 1980 doğumlu ve dünyanın en önemli keman virtüözlerinden hatta dahilerinden biri olarak gösterilen alman keman virtüözüdür.
her ne kadar bazı kaynaklar tarafından üstün alman teknolojisiyle donatılmış olduğu rivayet edilse de*, bir konseri sırasında 1 milyon dolara satın aldığı guadagnini kemanını, müzik tarihine "guadagnini kazası" olarak geçmiş olan bir sahne kazası sonucu kırabilecek kadar da sakardır.
önemsiz bir ayrıntı ama hakkında yapılan yorumlardan edindiğim bilgiye ve şahsi fikrime göre, kendisi aynı zamanda dünyanın en yakışıklı keman virtüözü olma ünvanını da elinde bulundurmaktadır.
enfes bir sahne performansı için buyrun.
her ne kadar bazı kaynaklar tarafından üstün alman teknolojisiyle donatılmış olduğu rivayet edilse de*, bir konseri sırasında 1 milyon dolara satın aldığı guadagnini kemanını, müzik tarihine "guadagnini kazası" olarak geçmiş olan bir sahne kazası sonucu kırabilecek kadar da sakardır.
önemsiz bir ayrıntı ama hakkında yapılan yorumlardan edindiğim bilgiye ve şahsi fikrime göre, kendisi aynı zamanda dünyanın en yakışıklı keman virtüözü olma ünvanını da elinde bulundurmaktadır.
enfes bir sahne performansı için buyrun.
devamını gör...
sayısalcı kadınların çok sıkıcı olması
bir iddia.
taş olursun bak bana sıkıcı dersen.
yalnız şu var; karşımdaki sıkıcıysa ondan daha sıkıcı olurum ki bir daha benimle muhatap olmasın...
taş olursun bak bana sıkıcı dersen.
yalnız şu var; karşımdaki sıkıcıysa ondan daha sıkıcı olurum ki bir daha benimle muhatap olmasın...
devamını gör...
moderasyon ifşalamak
izinsiz asla yapılmaması gerekir.* yeşil kodlu kelimeyi gördükten sonra dilediğiniz gibi geyik yapabilirsiniz.
edit: başlık başa.
edit: başlık başa.
devamını gör...
normal sözlük'te müdahale edilmesi gereken konular
''şöyle olan kadınlar'' '' böyle olan kadınlar'' bir kadın olarak full kadınları savunmuyorum ama cidden sıktı şu başlıklar. kadınları rahat bırakın!
devamını gör...
dertleşmek istenen roman karakteri
ölü ozanlar derneğinden bay keatingle dertleşmek o kadar iyi gelirdi ki. öğrencilerinin her birinin kendileri olmalarını, hayallerinin peşinden gitmelerini sağlamaya çalışırdı. onlara hayatı, daha doğrusu hayatın değerini aşılardı her dersinde. kendisi sanki kitap karakteri değilmiş de gerçek hayatta hocammış gibi her cümlesi ile kendim olmanın ne kadar güzel olduğunu hatırlattı bana..
"ormana gittim çünkü bilinçli yaşamak istiyordum. hayatı tatmak ve yaşamın iliğini özümsemek istiyordum. yaşam dolu olmayan her şeyi bozguna uğratmak ve ölüm geldiğinde aslında hiç yaşamamış olduğumu fark etmemek için."
"ormana gittim çünkü bilinçli yaşamak istiyordum. hayatı tatmak ve yaşamın iliğini özümsemek istiyordum. yaşam dolu olmayan her şeyi bozguna uğratmak ve ölüm geldiğinde aslında hiç yaşamamış olduğumu fark etmemek için."
devamını gör...
erol taş
şimdi hatırlayamadığım bir filminde isminin, şirket adı gibi, "eroltaş" şeklinde yazılmış olduğu akla gelmiş ve aynı kulvarlardaki diğer gönüllü meslektaşları gibi oldukça underrated olduğunu düşündüğüm değerli bir yeşilçam oyuncusu, sanatçı.
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
bu çocuklar her yeri güzelleştiriyor, çiçeklendiriyor balsınız hepiniz.
keyfim çok yerinde yaaa var olun. *
keyfim çok yerinde yaaa var olun. *
devamını gör...
muharrem ince'nin ahırda basın toplantısı düzenlemesi
arkadaki simentalin oturdukları balyayı yemesi güldürmüştür.
devamını gör...
4 aşamalı yeniden kuruluş anayasası
daha ne kadar ileri gidebilirlerki.. dedikçe, daha da ileri gidiyorlar bir şekilde, yok reform, yok yeniden kuruluş filan..
sürekli anlatacak bir şeyleri de var yani...
hem kaç yıldır zaten her yerde biz vardık her şeyi biz yaptık diyip, hem de şu sorunlar var bu sorunlar var, bunları çözmek lazım demek nasıl bir kafadır...
sorun varsa sizin yüzünüzden, adalet yoksa sizin yüzünüzden, gelir dağılımında uçurum varsa sizin yüzünüzden, çözümlerin hepsini siz yaptınız da, sorunları kim yaptı acaba...
koyunlara anlatsalar anlardı..
bunların seçmeni tın tınn.. bomboş kafalar bomboş ya gerçekten, korona da kaybedilen yaşlı nüfustan bile medet umuyorum gerçekten..
üzgünüm ama o bile kar yani...
sürekli anlatacak bir şeyleri de var yani...
hem kaç yıldır zaten her yerde biz vardık her şeyi biz yaptık diyip, hem de şu sorunlar var bu sorunlar var, bunları çözmek lazım demek nasıl bir kafadır...
sorun varsa sizin yüzünüzden, adalet yoksa sizin yüzünüzden, gelir dağılımında uçurum varsa sizin yüzünüzden, çözümlerin hepsini siz yaptınız da, sorunları kim yaptı acaba...
koyunlara anlatsalar anlardı..
bunların seçmeni tın tınn.. bomboş kafalar bomboş ya gerçekten, korona da kaybedilen yaşlı nüfustan bile medet umuyorum gerçekten..
üzgünüm ama o bile kar yani...
devamını gör...
yazarların engellediği yazarlar
1-2 tane nick altı sataşanı vardı, tanımadığı halde kafasına göre karakter tahlili yaptığını zanneden, onları engelledim.
1 tane yürümeye mi çalıştı ne yaptı belli olmayan, mevzu istediği şekilde gitmeyince terbiyesizleşen vardı*, onu engelledim.
1-2 tane de küfreden yahut açık açık "s..lim mi?"* diyen odun vardı, onları da engelledim.
en son dücane'yi engelledim saçmaladığı için.
alaimisema var bir de durup dururken küfreden, onu da engelledim. ismini hatırladığım bu üçü var. bazıları kalbimiz seninle mertebesine ermişti zaten zamanında.
1 tane yürümeye mi çalıştı ne yaptı belli olmayan, mevzu istediği şekilde gitmeyince terbiyesizleşen vardı*, onu engelledim.
1-2 tane de küfreden yahut açık açık "s..lim mi?"* diyen odun vardı, onları da engelledim.
en son dücane'yi engelledim saçmaladığı için.
alaimisema var bir de durup dururken küfreden, onu da engelledim. ismini hatırladığım bu üçü var. bazıları kalbimiz seninle mertebesine ermişti zaten zamanında.
devamını gör...
ölmek
sonsuz uyku değil, sonsuz uyanıştır bence.
devamını gör...
türkiye'de 9 milyon suriyeli mülteci olması
burada suriyelileri koruyan üstelik bizi suçlayan bir kesim var ben anlamıyorum çıkalım mı biz kardeş? plansız ve denetimsiz nüfuslanmayı savunmaktır asıl aptallık. sanki olması gereken bir şey de biz garipsiyormuşuz gibi. 9 milyondan fazlalar sicilleri belirsiz. bir de konforcu bencil damgası yemişiz özür dilerim ya ülkemde yaşamımı düşündüğüm için.
devamını gör...
iki kule
ı̇kinci kitapta yüzük sadece takanı değil onun üzerinde hüküm sahibi olmak isteyenleri de kötü etkilemeye başlar. bu lanetli güç yüzünden yüzük kardeşliği zor günler geçirmeye başlar. bazı dostlara veda edilir. frodo görevinin ağırlığıyla yoluna devam etme zorunluluğu hisseder ve sadık dostu sam onu yalnız bırakmamaya kararlıdır. bu kitapta benim çok sevdiğim yaratıklar olan entler ile tanışan kardeşlik üyeleri var. bir de onları bir sürpriz bekler. ak süvari çıkagelir. ak süvari benim içime su serpti. filmi de izlemediğim için çok mutlu oldum. dost görünümlü düşman olan saruman'ı da bu kitapta daha yakından tanıma fırsatımız oluyor. bir de o meşhur karakter smeagol var. hiçbir zaman ona güvenmedim. hep acıdım ama. frodo ve sam için her zaman bir tehdit olarak gördüm. kitabın sonunda da kalpleri hoplatacak bir olay yaşanıyor. ı̇nsanın stresten elleri terliyor okurken. hain gollum. hep hissetmiştim zaten. sam sen de ne koca yürekli bir hobbitsin. sen bizim umudumuzsun.
kitap dört yüz sayfa ama çabuk okunuyor. yazar j. r. r. tolkien'e böyle harika bir seri yazdığı için tekrar minnettarız. yüzüklerin efendisi her zaman okunacak, bundan eminim.
devamını gör...


