güzeller güzeli bir kuş ve has bir angara bebesidir.
devamını gör...

diyemiyorsanız demeyiniz güzel yazar arkadaşlarım. "hissettirin" bu daha etkili bir yöntemdir.
devamını gör...

insanları çaylak ve yazar olarak ayırmaması. yazar olmak için aylarca beklemek gerekmemesi.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

otomatik düzeltme eklentisi getirilse çözülebilecek olan sorundur.
devamını gör...

q.bee: yoldaş bak açıklayabilirim.
yoldaş benjamin f: neyi açıklayacaksın? natalie portman neyi itiraf edecek? pavlov'un göbeğiyle ne ilgisi var?
harun: seviyorum merkezz!
yoldaş: harun bi dur lan ortalık zaten karışık.
x mod: gereksiz anons yapmayalım. kodun ne sesin?
ateist_kaplumbağa: gün geçmiyor ki kafa sözlükte bir olay daha yaşanmasın. pavlov'un göbeği sözlüğün karanlık taraflarında dehşet saçarken, daddy adlı üye sayesinde gerçekler gün yüzüne çıkartıldı. olay yeri inceleme ekibinden yoldaş b.f'nin ne yapacağı ise merak konusu...
devamını gör...

(bkz: marihuana)
devamını gör...

ödünç kitap vermem, istediği bir kitap varsa satın alır ve hediye ederim. çünkü kitabı okurken altını çizmiş ya da not almışsınızdır doğal olarak hislerinizi, düşüncelerinizi de ödünç vermiş olursunuz.
devamını gör...

hitler beyaz ırk üstündür deyince pis ırkçı diyenler, kuzey avrupalılara benzemek için herşeyi yapıyor. adama ırkçı diyorlar ama çoğu asyalı çekik gözlerinden kurtulmaya çalışıyor, çoğu afrikalı kıvırcık saçlarını düzleştiriyor yada peruk takıyor, bazı latinler kuzey avrupadan sarışın erkeklerin spermini alıyor, bizim gibi arada kalmış esmer tiplerin çoğuda bir şekilde onlara benzemeye çalışıyor. ama sorsan ne mutlu türküm diyene, ne mutlu japonum diyene...
devamını gör...

longoz ormanı'nda adına tabela olan kıymetli böcek kardeş.
kelime dağarcığım adını yazacak durumda değil.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ben kendi ukdelerimi dolduruyorum neden? çünkü kendimden çok hoşlanıyorum canım kendim*.
devamını gör...

nazım usta'nın piraye hanımefendi'ye yine içine bolca solculuk ve dava sosları ekleyerek, hapishanede yazdığı şiirleri. 5 ekim benim favorim, herkesin bir popisi var. ha unutmadan, başlık bir bengaripsengüzeldünyaumutlu uktesi.*


ne güzel şey hatırlamak seni :
ölüm ve zafer haberleri içinden,
hapiste
ve yaşım kırkı geçmiş iken...

ne güzel şey hatırlamak seni :
bir mavi kumaşın üstünde unutulmuş olan elin
ve saçlarında
vakur yumuşaklığı canımın içi istanbul toprağının...
içimde ikinci bir insan gibidir
seni sevmek saadeti...
parmakların ucunda kalan kokusu sardunya yaprağının,
güneşli bir rahatlık
ve etin daveti :
kıpkızıl çizgilerle bölünmüş
sıcak
koyu bir karanlık...

ne güzel şey hatırlamak seni,
yazmak sana dair,
hapiste sırtüstü yatıp seni düşünmek :
filânca gün, falanca yerde söylediğin söz,
kendisi değil
edasındaki dünya...

ne güzel şey hatırlamak seni.
sana tahtadan bir şeyler oymalıyım yine :
bir çekmece
bir yüzük,
ve üç metre kadar ince ipekli dokumalıyım.
ve hemen
fırlayarak yerimden
penceremde demirlere yapışarak
hürriyetin sütbeyaz maviliğine
sana yazdıklarımı bağıra bağıra okumalıyım...

ne güzel şey hatırlamak seni :
ölüm ve zafer haberleri içinden,
hapiste
ve yaşım kırkı geçmiş iken...

20 eylül 1945
bu geç vakit
bu sonbahar gecesinde
kelimelerinle doluyum;
zaman gibi, madde gibi ebedî,
göz gibi çıplak,
el gibi ağır
ve yıldızlar gibi pırıl pırıl
kelimeler.
kelimelerin geldiler bana,
yüreğinden, kafandan, etindendiler.
kelimelerin getirdiler seni,
onlar : ana,
onlar : kadın
ve yoldaş olan...
mahzundular, acıydılar, sevinçli, umutlu, kahramandılar,
kelimelerin insandılar...

21 eylül 1945
oğlumuz hasta,
babası hapiste,
senin yorgun ellerinde ağır başın,
dünyanın hali gibi halimiz...

insanlar, daha güzel günlere insanları taşır,
oğlumuz iyileşir,
babası çıkar hapisten,
güler senin altın gözlerinin içi,
dünyanın hali gibi halimiz...

22 eylül 1945
kitap okurum :
içinde sen varsın,
şarkı dinlerim :
içinde sen.
oturdum ekmeğimi yerim :
karşımda sen oturursun,
çalışırım :
karşımda sen.
sen ki, her yerde «hâzırı nâzır»ımsın,
konuşamayız seninle,
duyamayız sesini birbirimizin :
sen benim sekiz yıldır dul karımsın...

23 eylül 1945
o şimdi ne yapıyor
şu anda şimdi, şimdi?
evde mi, sokakta mı,
çalışıyor mu, uzanmış mı, ayakta mı?
kolunu kaldırmış olabilir,
— hey gülüm,
beyaz, kalın bileğini nasıl da çırçıplak eder bu hareketi!...—

o şimdi ne yapıyor,
şu anda, şimdi, şimdi?
belki dizinde bir kedi yavrusu var,
okşuyor.
belki de yürüyordur, adımını atmak üzredir,
— her kara günümde onu bana tıpış tıpış getiren
sevgili, canımın içi ayaklar!...—
ve ne düşünüyor
beni mi?
yoksa
ne bileyim
fasulyanın neden bir türlü pişmediğini mi?
yahut, insanların çoğunun
neden böyle bedbaht olduğunu mu?

o şimdi ne düşünüyor,
şu anda, şimdi, şimdi?...

24 eylül 1945
en güzel deniz :
henüz gidilmemiş olanıdır.
en güzel çocuk :
henüz büyümedi.
en güzel günlerimiz :
henüz yaşamadıklarımız.
ve sana söylemek istediğim en güzel söz :
henüz söylememiş olduğum sözdür...

25 eylül 1945
saat 21.
meydan yerinde kampana vurdu,
nerdeyse koğuşların kapıları kapanır.
bu sefer hapislik uzun sürdü biraz :
8 yıl...
yaşamak : ümitli bir iştir, sevgilim,
yaşamak :
seni sevmek gibi ciddî bir iştir...

26 eylül 1945
bizi esir ettiler,
bizi hapse attılar :
beni duvarların içinde,
seni duvarların dışında.

ufak iş bizimkisi.
asıl en kötüsü :
bilerek, bilmeyerek
hapisaneyi insanın kendi içinde taşıması...
insanların birçoğu bu hale düşürülmüş,
namuslu, çalışkan, iyi insanlar
ve seni sevdiğim kadar sevilmeye lâyık...

30 eylül 1945
seni düşünmek güzel şey
ümitli şey
dünyanın en güzel sesinden en güzel şarkıyı dinlemek gibi bir şey.
fakat artık ümit yetmiyor bana,
ben artık şarkı dinlemek değil
şarkı söylemek istiyorum...

1 ekim 1945
dağın üstünde :
akşam güneşiyle yüklü olan bir bulut var dağın üstünde.
bugün de :
sensiz, yani yarı yarıya dünyasız geçti bugün de.
birazdan açar
kırmızı kırmızı :
gecesefaları birazdan açar kırmızı kırmızı.
taşır havamızda sessiz, cesur kanatlar
vatandan ayrılığa benzeyen ayrılığımızı...

2 ekim 1945
rüzgâr akar gider,
aynı kiraz dalı bir kere bile sallanmaz aynı rüzgârla.
ağaçta kuşlar cıvıldaşır :
kanatlar uçmak ister.
kapı kapalı :
zorlayıp açmak ister.
ben seni isterim :
senin gibi güzel,
dost
ve sevgili olsun hayat...
biliyorum henüz bitmedi
sefaletin ziyafeti...
bitecek fakat...

5 ekim 1945
ikimiz de biliyoruz, sevgilim,
öğrettiler :
aç kalmayı, üşümeyi,
yorgunluğu ölesiye
ve birbirimizden ayrı düşmeyi.
henüz öldürmek zorunda bırakılmadık
ve öldürülmek işi geçmedi başımızdan.

ikimiz de biliyoruz, sevgilim,
öğretebiliriz :
dövüşmeyi insanlarımız için
ve her gün biraz daha candan
biraz daha iyi
sevmeyi...

6 ekim 1945
bulutlar geçiyor : haberlerle yüklü, ağır.
buruşuyor hâlâ gelmeyen mektup avucumda.
yürek kirpiklerin ucunda
uzayıp giden toprak uğurlanır.
benim bağırasım gelir : — «p î r â y e ,
p î r â y e !...» — diye...

7 ekim 1945
insan çığlıkları geçti geceleyin açık denizleri
rüzgâr-
-larla.
dolaşmak tehlikeli hâlâ
geceleyin açık denizleri...

altı yıldır sürülmedi bu tarla,
duruyor olduğu gibi tank paletlerinin izleri.
tank paletlerinin izleri
kapanır bu kış karla.

ah, gözümün nuru, gözümün nuru,
yine yalan söylüyor antenler :
alın teri tacirleri kapatabilsin diye defteri yüzde yüz kârla.
fakat ezrailin sofrasından dönenler
döndüler verilmiş kararlarla...

8 ekim 1945
çekilmez bir adam oldum yine :
uykusuz, aksi, nâlet.
bir bakıyorsun ki
ana avrat söver gibi, azgın bir hayvanı döver gibi bugün çalışıyorum,
sonra bir de bakıyorsun ki
ağzımda sönük bir cıgara gibi tembel bir türkü
sabahtan akşama kadar sırtüstü yatıyorum ertesi gün.
ve beni çileden çıkartıyor büsbütün
kendime karşı duyduğum nefret
ve merhamet...

çekilmez bir adam oldum yine :
uykusuz, aksi, nâlet.
yine her seferki gibi haksızım.
sebep yok,
olması da imkânsız.
bu yaptığım iş ayıp
rezalet.
fakat elimde değil
seni kıskanıyorum
beni affet...

9 ekim 1945
dün gece rüyama girdin :
dizimin dibinde oturuyormuşun.
başını kaldırdın, kocaman, sarı gözlerini bana çevirdin.
bir şeyler soruyormuşun.
ıslak dudakların kapanıp açılıyor,
sesini duymuyorum ama.

gecenin içinde bir yerlerde aydınlık bir haber gibi saat çalıyor.
havada fısıltısı başsızlığın ve sonsuzluğun.
kırmızı kafesinde, kanaryamın : «memo»mun türküsü,
sürülmüş bir tarlada toprağı itip yükselen tohumların çıtırdısı
ve bir kalabalığın haklı ve muzaffer uğultusu geliyor kulağıma.
senin ıslak dudakların hep öyle açılıp kapanıyor
sesini duymuyorum ama...

kahrederek uyandım.
kitabın üstünde uyuyakalmışım meğer.
düşünüyorum :
yoksa senin miydi bütün o sesler?

10 ekim 1945
gözlerine bakarken
güneşli bir toprak kokusu vuruyor başıma,
bir buğday tarlasında, ekinlerin içinde kayboluyorum...

yeşil pırıltılarla uçsuz bucaksız bir uçurum,
durup dinlenmeden değişen ebedî madde gibi gözlerin :
sırrını her gün bir parça veren
fakat hiçbir zaman
büsbütün teslim olmayacak olan...

18 ekim 1945
kale kapısından çıkarken ölümle buluşmak üzre,
son defa dönüp baktığımızda şehre,
sevgilim, şu sözleri söyleyebileceğiz :
«— pek de öyle güldürmedinse de yüzümüzü,
çalıştık gücümüzün yettiği kadar
seni bahtiyar
kılalım diye.
devam ediyor bahtiyarlığa doğru gidişin,
devam ediyor hayat.
içimiz rahat,
gönlümüzde hak edilmiş ekmeğine doymuşluk,
gözümüzde ışığından ayrılmanın kederi,
işte geldik gidiyoruz
şen olasın halep şehri...»

27 ekim 1945
bir elmanın yarısı biz
yarısı bu koskoca dünya.
bir elmanın yarısı biz
yarısı insanlarımız.
bir elmanın yarısı sen
yarısı ben
ikimiz...

28 ekim 1945
ıtır saksısında artan koku,
denizlerde uğultular
ve işte dolgun bulutları ve akıllı toprağıyla sonbahar...

sevgilim,
yaş kemâlini buldu.
bana öyle gelir ki
belki bin yıllık bir ömrün macerası geçti başımızdan.
ama biz hâlâ
güneşin altında el ele yalnayak koşan
hayran gözlü çocuklarız...

5 kasım 1945
çiçekli badem ağaçlarını unut.
değmez,
bu bahiste
geri gelmesi mümkün olmayan hatırlanmamalı.
ıslak saçlarını güneşte kurut :
olgun meyvelerin baygınlığıyla pırıldasın
nemli, ağır kızıltılar...
sevgilim, sevgilim,
mevsim
sonbahar...

8 kasım 1945
uzaktaki şehrimin damları üzerinden
ve marmara denizinin dibinden geçip
sonbahar topraklarını aşarak
olgun ve ıslak
geldi sesin.
bu, üç dakikalık bir zamandı.
sonra, telefon simsiyah kapandı...

12 kasım 1945
damardan boşanan kan gibi ılık ve uğultulu
son lodoslar esmeye başladı.
havayı dinliyorum :
nabız yavaşladı.
uludağda, zirvede kar
ve kirezli-yaylada şahane ve şipşirin yatmış uykudadır
kırmızı kestane yapraklarının üstünde ayılar.
ovada kavaklar soyunuyor.
ipekböceği tohumları kışlaklarına gitti gidecek,
sonbahar bitti bitecek,
nerdeyse girecek gebe-uykularına toprak.
ve biz yine bir kış daha geçireceğiz :
büyük öfkemizin içinde
ve mukaddes ümidimizin ateşinde ısınarak...

13 kasım 1945
tarif kabul etmez, — diyorlar, — istanbulun sefaleti,
milleti, — diyorlar, — kırıp geçirdi açlık,
verem illeti, — diyorlar, — diz boyu.
şu kadarcık kız çocuklarını, — diyorlar, —
yangın yerlerinde, sinema localarında...

. . . . .
. . . . . . . . .

kara haberler geliyor uzaktaki şehrimden :
namuslu, çalışkan, fakir insanların şehri —
sahici istanbulum,
sevgilim, senin mekânın olan
ve nereye sürülsem, hangi hapiste yatsam
sırtımda, torbamın içinde götürdüğüm
ve evlât acısı gibi yüreğimde,
senin hayalin gibi gözlerimde taşıdığım şehir...

20 kasım 1945
saksılarda hâlâ tek tük karanfil bulunursa da
ovada güz nadasları yapıldı çoktan,
tohum saçılıyor.
ve zeytin devşirilmekte.
bir yandan kışa girilmekte,
bir yandan bahar fidelerine yer açılıyor.
bense hasretinle dolu
ve büyük yolculukların sabırsızlığıyla yüklü
yatıyorum demirli bir şilep gibi bursada...

1945 yılı aralık ayının dördü
ilk göz göze geldiğimiz günkü elbiseni çıkar sandıktan,
giyin, kuşan,
benze bahar ağaçlarına...
hapisten
mektubun içinde yolladığım karanfili tak saçlarına,
kaldır, öpülesi çizgilerle kırışık beyaz, geniş alnını,
böyle bir günde yılgın ve kederli değil,
ne münasebet,
böyle bir günde bir isyan bayrağı gibi güzel olmalı nâzım hikmetin
kadını...

5 aralık 1945
delindi sintine,
esirler parçalamakta pırangaları.
yıldız-poyrazdır esen,
tekneyi kayaların üstüne atacak.
bu dünya, bu korsan gemisi batacaktır,
taş çatlasa batacak.
ve senin alnın gibi hür, ferah ve ümitli bir âlem
kuracağız pirâyem...

6 aralık 1945
onlar ümidin düşmanıdır, sevgilim,
akar suyun,
meyve çağında ağacın,
serpilip gelişen hayatın düşmanı.
çünkü ölüm vurdu damgasını alınlarına :
— çürüyen diş, dökülen et —,
bir daha geri dönmemek üzre yıkılıp gidecekler.
ve elbette ki, sevgilim, elbet,
dolaşacaktır elini kolunu sallaya sallaya,
dolaşacaktır en şanlı elbisesiyle : işçi tulumuyla
bu güzelim memlekette hürriyet...

7 aralık 1945
bursada havlucu recebe,
karabük fabrikasında tesviyeci hasana düşman,
fakir-köylü hatçe kadına,
ırgat süleymana düşman,
sana düşman, bana düşman,
düşünen insana düşman,
vatan ki bu insanların evidir,
sevgilim, onlar vatana düşman...

12 aralık 1945
ağaçlar ovada son bir gayretle pırıldamakta :
pul pul altın
bakır
tunç ve tahta...
öküzlerin ayakları yaş toprağa gömülüyor yumuşacık.
ve dağlar dumana batık
kurşunî, sırılsıklam...
tamam,
sonbahar belki bugün bitti artık.
yaban kazları hızla gelip geçti demin
herhal iznik gölüne gidiyorlar.
havada serin
havada is kokusu gibi bir şey :
havada kar kokusu var...

şimdi dışarda olmak,
dörtnala sürmek dağlara doğru atı.
«— ata binmesini de bilmezsin,» —- diyeceksin ama
şakayı bırak ve kıskanma,
yeni bir huy edindim hapiste :
seni sevdiğim kadar değilse de
hemen hemen ona yakın seviyorum tabiatı...
ve ikiniz de uzaktasınız...

13 aralık 1945
gece kar birdenbire bastırmış.
bembeyaz dallardan dağılan kargalarla başladı sabah.
göz alabildiğine bursa ovasında kış :
başsızlık ve sonsuzluk geliyor akla.
sevgilim,
değişti mevsim
çekişen gelişmelerden sonra bir sıçramakla.
ve karın altında mağrur
hamarat
sürüp gidiyor hayat...

14 aralık 1945
hay aksi lânet, fena bastırdı kış...
sen ve namuslu istanbulum ne haldesiniz kim bilir?
kömürün var mı?
odun alabildin mi?
camların kıyısına gazete kâadı yapıştır.
gece erkenden yatağa gir.
evde de satılacak bir şey kalmamıştır.
yarı aç, yarı tok üşümek :
dünyada, memleketimizde ve şehrimizde
bu işte de çoğunluk bizde...
devamını gör...

bir küçük anı paylaşayım mı sizinle millet? kim cevap verecekse? ayh boş yapma miko. başla işte.

şimdi bir süredir, aslında hayli uzun süredir takip ediyorum ben sevgili kızkardeşim _mor'u. severek, beğenerek, kendisinin hakim olmadığını çok sonra, birazdan bahsedeceğim bir diyalogumuzda belirttiği ama beni konu hakkında ikna edemediği feminist terminolojisini de gayet takdir ederek. ben insanları içselleştirmek konusunda çok sorun yaşayan biri değilim. hiç tanımadığım insanlarla onlar farkında olmadan bağ kurarım, falan. bunlar benimle ilgili konular. aslında tartışmaya/eleştiriye de açıklar. gelgelelim _mor ile de buna benzer bir bağ yakaladım ben. sessiz sessiz , hiç iletişmeden bir süre okudum kendisini. sonra günlerden bir gün çok yumuşak bir karnımdan beni yakalayan bir başlığa tıkladım korka korka. okuyacak belki biraz ağlayacak gidecektim. çok fazla entry yoktu. bir tanesi de _mor'a aitti. okumayı bitirdiğimde başlığa gelirken hissettiklerimden çok başka şeyler hissediyordum. net bir agresyon. kontrolümü yitirmeme sebebiyet verecek bir sinir. 5. entry'i girdim mezkur başlığa. şimdi ben normal hayatında seksist olmamasına özen göstererek argo kelimeler kullanan bir insanım. ama iyi bir sözlükçüyüm. kafa sözlüğün bu konudaki kuralına da riayet ediyorum. altında yatmakta olduğunu düşündüğüm görüşe de saygımdan zannediyorum bu kuralı hiç çiğnemedim o güne değin. ancak o kadar sinirliydim ve üzgündüm ki ve hatta itiraf ediyorum o kadar hayal kırıklığı yaşıyordum ki baştan aşağı argo bile değil küfür içeren bir entry girdim o başlığa tam da _mor'un entry'sinin altına. sonra da hadi gidin bunu şikayet edin diyerek entry'i bitirdim. derhal _mor'u takipten çıktım ve kendimi oyalayacak bir şeyler aramaya başladım. bir süre geçti. birkaç saat zannediyorum. entry ile ilgili işlem yapılmadı. arada girdim baktım, başka biri de entry girmedi. sol frame'den düştü düşecek derkeeenn _mor bana mesaj attı. kendisine yönelen, son derece tahrik edici bu entry'nin üzere _mor bana öyle bir net duruşla beni anladığını ama benimle aynı şeyleri yaşamamış olması, dolayısıyla da aynı duygu durumunu paylaşmadığı için özür dilemesi gereken bir şey olmadığını düşündüğünü, buna rağmen yazdığının beni ne kadar incittiğini tahmin ettiği için üzgün olduğunu ifade etti ki yani ne diyeceğimi gerçekten bilmiyorum. o esnada biliyordum gerçi; aynı yüksek perdeden cevap verdim kendisine. geri adım atmadım; geri adım atmadı. ama buna rağmen bana kendisini o kadar sinirli olmama ve onu anlamaya kapalı olmama rağmen anlatacak kadar olgun olmayı başardı. tekrar ediyorum, çok hassastım, çok kırılgandım, çok sinirliydim ve kılıçlarım çok keskindi. hiç yutkunmadan da bunu ona yansıttım ancak karşımdaki kadın olanca sakinliği ile geri adım atmadan, bir konuda birden fazla insanın başka başka tür haklılıklarda olabileceklerini bana tane tane açıklayacak kadar sağduyulu, benim üzüntümü o esnada onunla hiç paylaşmak istemezken paylaşacak kadar empat ve kendisine yönelen hakaretamiz söylemleri beni tahrik ettiğini düşündüğü için kişiselleştirmeden göğüsleyecek kadar egosundan azade bir duruş sergiledi.

bakın. bunlar çok önemli meziyetler. iyi ki kızkardeşlik dedirten cinsten benim dünyamda. ve _mor sen o gün o mesajlaşmada defaatle belirttiğin gibi feminist olmasan da olur. kadın olan tüm kadınlara; insan olan tüm insanlara...

selam _mor, n'aber? her kimsen, kendini nasıl tanımlıyor ya da tanımlamıyorsan...
devamını gör...

mesele asgari ücretin 3600 tl'de kalması veya 4000 tl olması değil. asgari ücret 3600 tl'de olsa, 4000 tl'de olsa alım gücünün görünürdeki kadar değişmemesidir.

enflasyon zamlardan daha hızlı artıyor. ( yani zamlar karşısında tl eriyor. gerçekleşen enflasyon beklenen (senenin başında hedeflenen) enflasyonun çok çok üstünde. bir teneke yağ olmuş 80-90 tl. ki bu mal lüks tüketim malı falan da değil, zorunlu tüketim malı. gün geçmiyor ki temel gıda maddelerine zam gelmesin.

kıytırık bir bim, a101, şok gibi marketler bile artık bakkallardan çok daha pahalı biçimde malzeme satıyor. ki dikkatinizi çekerim buralar sözde toptan perakende marketler. yakın bir zamana kadar atm'lerde 20 lira yoktu. çünkü alım gücü yok.

önce 1 kuruslardan vazgeçtik. sonra 5 kuruslardan. sonra 25 kuruslardan ve hatta yavaş yavaş 1 liralardan vazgeçeceğiz. çünkü alım gücü yok. eskiden 1 lira ile girdiğimiz bakkaldan 4 çeşit abur cubur alıp çıkabilirdik. şimdi 5 tl'nin alım gücü 2 çeşidi zorla buluyor.

200 liranın dolar ve altın karşısındaki alım gücü o kadar düştü ki, 500 liralik banknotların basılıp basilmamasi gerektiği tartisiliyor. dolar, euro, sterlin almış başını gidiyor. azerbaycan'ın para birimi bile doların kaç katı. bizim ekonomimiz ister yerli yatırım ( altın) ister yabancı yatırımdan ( döviz) yana berbat bir durumda.

bu ülkenin yarısından fazlası asgari ücretle ev gecindiryor. şu şartlar altında asgari ücrete gelen 400 liralık bir zamin ne hükmü olabilir?
devamını gör...

kasa sırası beklerken dibime kadar gelip giren insanlar. maalesef hala bunu yapanlar var.
devamını gör...

izin günüm.
devamını gör...

18 yaş altı yazarlar sözlükte 13:00 ile 16:00 saatleri arasında yazabiliyor diye biliyorduk.

demek kural değişmiş.
devamını gör...

yazılarıyla hayata bakışımı değiştiren, benim için çok kıymetli bir yazar... her vakit aramızda olmanızdan gurur ve onur duyarız efendim, iyiki varsınız...*
devamını gör...

ergenligim(iz)in basrolu, belki de simdiki dinledigim(iz)/begendigim(iz) muhtesem sarkilarla tanismam(iz)i saglamis olan biricik chazy chaz’e adanmis bir yayin olacaktir efenim.

canim partnerim kafadandeniz ile biraz ani yad etmeli bir program yapacagiz, +1 olmak isteyenler elime mum diksin.*

-alisilageldik yayin saatimizden 5 dk erken basliyoruz, yoklama yapacagim gec kalmayin!!!111!!!*
devamını gör...

yunanca kökenli bir sözcüktür. estet kişinin estetik duygusu ve algısı müthiş gelişmiştir. estet olmak, hayata bir estet gözüyle bakabilmek marifet sayılır. yalnız, sonradan estet bakış açısını benimsemekle doğuştan, bir estet olarak dünyaya gelmek farklıdır. estet kişi bu algıyı çabasız kazanmıştır. estet bakabilmek, estet olmak anlamına gelmez.

estet olanda yalnızca sanat eserlerinde değil hayatın bütününe yayılmış bir güzellik algısı söz konusudur. belirtmekte fayda var ki, estet kişi, olmayan bir güzelliği yaratma çabasında değildir. var olan güzelliği algılar, ayırt eder, dolayısıyla güzelliğe duyarlıdır. güzelden haz duyar. gözleri başka görür, zihninde cisimleri, bir bedeni, tabloyu, bir ağacı anlamlandırma deneyimi farklıdır. güzelden hoşlanan estet, çirkini görmekten (algılamaktan) bir o kadar rahatsız olur.

metinde bahsettiğim güzellik ve çirkinlik, popüler kültürün öğrettiği tanımlarıyla eş manada değildir.

ayrıca, (bkz: estetik), (bkz: estetizm), (bkz: pironik estet), (bkz: hüsn ü aşk).
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim