bizim yan komşu çocuğunu küçük kardeşimle oynasın bahanesiyle gönderiyordu sürekli. hep de telefonla gelirdi. meğer çocuğu tembihlemiş modemi bul şifrenin fotoğrafını çek diye. keşke isteseydi nazikçe. şeytanla komşuymuşuz 2 sene boyunca.
devamını gör...

buna her gördüğümde gülerim :)
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bir trabzonlu için mısır ekmeği.
devamını gör...

fakat müzeyyen bu derin bir tutku.
entry'lerini inceleyip göreceksiniz ki, passat'ın türkiye temsilcisi sanarsınız onu, o derece.
devamını gör...

demosthenes, m.ö. 384 yılında atina'da doğmuş ünlü politikacı ve hatiptir. küçük yaşta babasını kaybeden ve konuşma güçlüğü bulunan demosthenes, yaşadığı zorluklardan dolayı içine kapanık ve utangaç biri olmuş. kekeme olan demosthenes, o dönemde atina' da bulunan hatiplere çok özeniyor ve tıpkı onlar gibi kitlelere hitap etmeyi, nutuklar yazmayı istiyordu. fakat ne zaman bunu yapmaya çalışsa kekemeliğinden dolayı insanların alaylarına ve eleştirilerine maruz kalıyordu. her şeye rağmen hedeflerinden vazgeçmeyen demosthenes, ağzına çakıl taşları doldurup konuşma egzersizleri yapıyor ve fırtınalı havalarda denize karşı bağırarak şarkılar söylüyordu. işte bu çabalarıyla kekemeliğini yenen demosthenes artık en iyi hatip olmayı başarmıştı. atina da halka hitap ediyor ve nutuklar yazıyordu. ayrıca avukatlık ve politakıcılık da yapmış. ve alay edilen o çocuk şimdi hayranlıkla dinleniyordu.
cicero onun için, tüm hatipler arasında tek başına duruyor demiştir.


“en kolay şey insanın kendisini aldatmasıdır, çünkü bir insan genellikle arzu ettiği şeyin gerçek olduğuna inanır.” demosthenes (mö 384-322)
devamını gör...

#1147806
şimdi haber geldi. hakketten liste başına yazmışlar ismimi. nasıl teşekkür edeceğimi bilemedim. ben tam delirmedim diye düşünürken yooo gayette güzel sıyırmışsınız dediler. sanırım farketmemişim bu durumu. gönderdiğiniz hunilerde elime geçti çürümüş vişne rengi ne kadar düşüncelisiniz gözlerim doldu. buralara gelmek için çok emek sarf ettim. nihayet farkedildim.

çok sevdiğim kulüp ve değerli üyeleri sizlere halay başı ayyy pardon liste başı olarak bir şarkı armağan etmek istiyorum.
aklınıza zeval gelmesin.*

her dilde çevirip çevirip okuyabilirsiniz. bizim için kolaylık sağlamış bu şarkı. düdüdüdüdüttüütütüt tü tü..

ayy ne iyi ettiniz be. günlüklerimide buraya yazabiliyor muyum paşkan bey ve yardımcısı?*
devamını gör...

aya benzer yüreğim
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

şiirin gür sesi halen daha türkiye'de yankılanabiliyorsa bunu ismet özel'e borçludur.
"çünkü kavganın ortasıdır benim yerim."
devamını gör...

1987 yapımı kült uzaylı temalı filmidir. ayrıca peter jackson'ın ilk filmi olma özelliği taşır. peter jackson, aşırı düşük bütçeli bu filmi arkadaş grubuyla birlikte 4 senede çekmiştir.

filmde çok fazla gore sahne mevcut midesi kaldirmayanlar pek hoslanmayabilir. bu arada peter jackson bu filmden kazandığı parayla, benim çok sevdiğim (bkz: braindead (dead alive))'i çekmiştir.

imdb
devamını gör...

seyyar tarla projesi. yazdım bunu, tutar bu proje.
devamını gör...

70'lerde sovyetler birliğinde kurulmuş kürt rock grubu.

kürtçe rock yapan ilk gruptur ve fikrimce en iyilerindendir.
gürcistanda gerçekleştirilen bir müzik festivalinin ülkece naklen yayınlanmasından sonra ilgi gören grup, plak çıkarmaya karar vermiş ve ilk gelirlerini halepçe katliamı için organize edilen yardım kuruluşlarına bağışlamıştır.

şarkılarının sözleri kürt aydınlarının şiirlerinden oluşup, besteler kendilerine aittir.

60 ve 70ler rock gruplarını dinlemekten sıkılmış ama o tür şarkıların yoksunluğunu çeken müzikseverlere kesinlikle öneriyorum.
elegez
brindar
filito lawo
hewa sare
devamını gör...

amerikan rüyası fantezisinin ortaya çıkışı, amerikada kolonilerin kurulmaya başlanmasına kadar dayanır. ingiliz kolonilerinin, ispanyol ve portekizli yerleşimciler karşısında, avrupadan daha çok göç alabilmek adına başlattığı propagandalar, amerikan rüyasını ortaya çıkarmıştır.

yeni dünya amerikanın, verimli, geniş toprakları, tüm avrupanın iştahını kabartıyordu, fakat avrupadan oraya göç etmek için yeterli alt yapı yoktu. bu yüzden ilk olarak, avrupada ne kadar haydut, dolandırıcı, sahtekar, toplum düşmanı, işe yaramaz adam varsa, bunların hepsi amerikaya gönderildi. western filmlerinde görmeye alışık olduğumuz haydutlar, sürekli hırsızlık ve yağma ile iş gören tiplerdi. bu bir tesadüf değil, boşuna vahşi batı denmiyordu. amerikanın, ilk soluk benizli yerleşimcilerinin çoğu, azılı katiller, hırsızlar, serserilerden oluşuyordu. bu hırslı, gözü dönmüş, insanlıktan çoktan çıkmış yaratıklar. kızılderililerle sürekli çatışmakta ve onları öldürmekteydiler. bu dönemde ölü bir kızılderili leşi getirene ödül verilmekteydi. kelle avcılığı yapılan bir toplumdan, daha vahşi bir toplum olamaz.

filmlerde, karizmatik kovboylar, olarak tanıdığımız bu caniler, tüm pis huylarını, kötü alışkanlıklarınıda amerikaya taşımıştı. neredeyse her kasabada fuhuş yapılan, içki içilen, kumar oynanan bir bar bulunmaktaydı.

kızılderililerin başına musallat olan, bu vahşi yaratıklar, hayatlarını, ya altın çıkarma sevdasıyla ya kelle avcılığıyla ya hırsızlık ve yağmayla, çetecilikle kumar, içki ve fuhuşla kısacası rezilliklerle dolu işlerle geçirirlerdi.

evet, amerikan ulusu işte böyle bir rezillikten türedi. bir yanda vahşi kovboylarımız, en ahlaksız hayatları yaşarken, daha büyük şehirlerde ise avrupada yaşama imkanı bulamayan bir çok milletten insanla doluştu. burayada beraberlerinde tefecilik, kölelik, kumar, fuhuş gibi türlü çirkin işleride beraberlerinde getirip, amerikada rahatça yaydılar. amerika özgürlükler dünyasıydı çünkü daha henüz sağlam bir otorite yoktu.

din adına, pirüten mezhebinin insanlara sunulmasıda bir tesadüf değil. bu dünya içinde çok çalışın, cenneti çalışmanız karşılığında hakedeceksiniz, anlayışında bir inançla, amerikalılar çalıştıkça çalıştı, biriktirdikçe biriktirdi, harcadıkça harcadı büyük bir aç gözlülükle amerika hızla gelişti. bu sayede inananlar çalışmayı tanrının emri olarak görüyordu.
bağımsızlığını ilan edip, avrupadan daha çok göç almak isteyen amerika, yeni yerleşimcilere; otoritesi olan, düzenin geldiği, vahşi yerlilerden soykırımla arındırılan, kalanlarında toprak reformuyla ehlileştirildiği, asimile edildiği, geniş ve verimli arazileri olan, her köşesinden altın madeni ve türlü zenginlikler fışkıran, fırsatlar ve özgürlükler diyarı olan bir efsane sundular. bu amerikan rüyasının ilk haliydi, avrupadan insanlar kitleler halinde amerikaya akın etti.

sömürgeci zihniyete sahip avrupa, dolayısı ile amerikalılar, bu yeni dünyanın zenginliğinin tadını çıkarırken, angarya işleri ise kölelere yaptırmayı düşündü. çinden ve afrikadan milyonlarca köle ingiliz sömürgelerince, amerikaya köle olarak çalıştırılmak üzere götürüldü. çinlilere demir yolları ve maden işleri yaptırılırken, afrikalılarda evlerde, arazilerde köle olarak çalıştırılıyordu. kızılderililerle baş edemeyeceklerini anlayınca, türlü hilelerle onlarıda toprak reformu yaparak, asimile etme yoluna gittiler. özel kızılderili toplama kampları ve ikna süreçlerinden sonra kızılderililer zorla toprak sahibi yapılarak, göçebe kabile yaşamından, çiftliklerde tarımla uğraşarak yaşayan insanlara dönüştürüldü. zaten çok az kalan kızılderili nüfusu baskılara daha fazla dayanamadı.

afrikadan getiriler köle sayısı amerika nufusunun önemli bir bölümünü oluşturuyordu. bu günki amerikada karaderililerin nufusunun bu denli fazla olması bu sebeptendir. çinli köleler ise nispeten daha azdır. yine günümüzde özellikle san francisco da çin mahallesinde yaşayan önemli ölçüde bir çinli nufusuda vardır.

kölelik amerikada asla kaldırılmadı, sadece şekil değiştirdi. soluk benizli adam her zaman diğerlerini köle olarak çalıştırmaya devam etti.

ikinci dünya savaşından sonra ise amerika artık tüm düzenini oturtmuş, sanayide, ekonomide, üretimde ciddi bir yol katetmişti. artan sanayi faaliyetleri, daha çok iş gücü gerektiriyordu. yapılan yatırımlar, oluşturulan ekonomik pazarlar karşısında yeni taleplere ihtiyaç duyuluyordu. amerikan rüyasının daha fazla canlanması, herkesi kendine çekmesi, cezbetmesi lazımdı. gelişen teknolojiyle birlikte, amerikan rüyasını satmak için bir çok yol bulundu. bunlardan en önemlisi şüphesiz sinema idi.

amerikan rüyasını satmak için, sinemanın bir fırsat olduğunu gören devlet, bankerler, sanayiciler, yatırımcılar hepsi sinema sektörüne büyük yatırımlar yaptı. bunların çoğu yahudi bankerler ve tefeciler, yatırımcılardı. ekonomik faaliyetlerini daha geniş bir alana yayabileceklerdi sinema ile. devlet ise bundan ziyade güçlü toplumsal bir kimlik bilinç oluşturmak istiyordu. amerikan ulusu geçmişi olmayan gaspçı, katil, hırsız bir ulusken, insanların zihninde belleğinde yeni bir amerika inşa etmek için sinemayı kullandılar.

david griffit in 1915 yapımı, bir ulusun doğuşu filminde, zihinlerde amerikanın yeniden inşa edilmesinin ilk örneklerini görebilirsiniz. sinema sektörünün geliştiği ilk yıllarda, amerikan halkı nerdeyse bir sakız fiyatına sinemalara doluşturularak, amerikan yaşam biçimi, düşünce yapısıyla detaylıca tanıştırıldılar. çekilen bu filmlerle amerikan ulusuna, sentetik bir tarih ve tarih bilinci yaratıldı. toplumsal psikoloji kontrol altına alındı.

amerikan filmlerini heppiniz bilirsiniz, neredeyse her filmin açılış sahnesinde, gökdelenler, devasa yapılar, kalabalık ve düzenli, hareketli, renkli, canlı bir amerika gösterilir. evler, odalar kocamandır. arabalar kocamandır. herşey devasa ve ışıltılıdır. insanlar malikane gibi evlerde, villalarda köşklerde yada müstakil, bahçeli, havuzlu evlerde yaşarlar. apartman dairesinde yaşayan amerikalı yoktur sanki, apartman yerine gökdelenlerde yaşarlar sanki, işlerine baktığınızda hepsi yine plazalarda, gökdelenlerde önemli şirketlerde, yüksek pozisyonlarda çalışırlar. filmlerde göreceğiniz klişe bir diğer konuda aile yapısıdır. boşanmış anne babalar, evebeynlerini umursamayan çocuklar, hatta annesi babası yokmuşçasına yaşayan gençler, karısını aldatan erkekler, kocasını aldatan kadınlar, çarpık ilişkiler ve daha bir sürü şey.
amerikalı aileler her hafta sonu barbekü partileri, havuz partileri yaparlar. komşuluk ilişkileri genelde bahçeyi sularken birbirine selam vermekten öteye geçmez. amerikalılar, evlerinde barbekü, havuz partileri, noel, paskalya, sevgililer günü, cadılar bayramı bağımsızlık günü, gibi aktiviteler dışında genellikle çalışırlar. sadece baba değil, annede çalışır. içinde yaşadıkları kocaman evler, pahallı eşyalar, garajlarındaki arabalar, kıyafetleri, aksesuarları, ışıltılı lüks hayatları amerikan rüyasının her seferinde yeniden pazarlanmasıdır.

sömürgeci emperyalist gücün, dünyadaki tüm insanlara empoze etmeye çalıştığı yaşam biçimidir, amerikan rüyası.

çalışın, kazanın, harcayın, amerikan rüyasına erişin.

amerikan rüyasına erişmek, yani bize özendirilen o yatlı, katlı, pahallı, lüks hayatı elde etmek hiçte kolay değildir. amerikan rüyası, taşrada yaşanmaz, bunun için metropollerde yaşamanız gerekir. metropoller ise aynı rüyayı yaşama arzusuyla oraya gelenlerle dolup taşmıştır bile. size, amerikan rüyasını yaşatabilecek bir iş bulmak ise çok zordur. büyük şehirler sizi hemen sindirir, boş çıkan bir kaç girişiminizden sonra dizginlenirsiniz ve kendi küçük amerikan rüyanızı oluşturursunuz. bir apartman dairesi, bir araba, aylık ikibin lira maaş, sizi avutmaya yeterde artar bile.

amerikan rüyası, kapitalizmin en güçlü silahıdır. atom bombasından bile etkili olan bu silahla, dünyadaki tüm kültürler, dejenere edildi, yıkıldı ve yeniden amerikan rüyası olarak inşa edildi. kültürlerini ve dolayısıyla kimliklerini kaybeden milletler, sahip oldukları değerlere kolayca yüz çevirdi.

oluşturulmaya çalışılan, yeni dünya düzenin, tek bir kültürü var. bu gün hindistandan macaristana, taylanddan cezayire, kolombiyadan çine kadar tüm toplumlar ve milletler üzerinde hakim olan yegane kültür amerikan rüyasıdır. hamburger yiyip, kot pantolon giyen, akıllı telefonlarıyla youtubedan rihanna dinleyen, ardından facebook ve twitter hesaplarını kontrol eden, eve gidince full hd dev ekran televizyonundan macera dolu amerikan dizilerininin 9. sezonunu takip eden milyarlarca insan var bu dünyada.

kimiz biz, sadece türk, kürt, arap, rus, çinli, italyan yada başka bişey mi? hayır. heppimizin ikinci bir milli bilinci, ikinci bir kültürü, ikinci bir rüyası var. eğer bu gün dünyadaki çeşitli kültür ve milletler, öz kimliklerini ikinci plana bırakıp, hayatının merkezine amerikan rüyasını koyup ona göre yaşıyorsa, burda bir sıkıntı var demektir. bu gün kendi tarihimizden çok amerikan tarihine hakimsek, çocukluğumuz, amerikan yapımı çizgi film ve oyunlarını oynamakla geçmişse, ergenliğimiz amerikalı müzik gruplarına fandom olmakla geçmişse, gençliğimiz amerikan filmleri, dizileri izlemekle geçmişse, bir şeye ihtiyacımız olduğunda hemen avm lere koşuyorsak, acıktğımızda hamburger ve pizza ile karnımzı doyuruyorsak, kıyafetlerimizi alırken modayı sıkısıkıya takip ediyorsak, marka takıntımız varsa, üzerimizde etiketlerle dolaşıyorsak, heppimizin cebinde bir kredi kartı ve akıllı bir telefon varsa, hülasa manhattanda yoldan çevireceğiniz herhangi bir amerikalıdan hiçbir farkınız yoksa, kusura bakmayın ama siz türk, kürt, arap, italyan, çerkes, bask, hintli yada kongolu falan değilsiniz. evet belki orda doğdunuz ama siz tam bir amerikalısınız.

kendini bir millete ait hisseden, insanları millet yapan şey üzerinde yaşadıkları coğrafya değil, sahip oldukları kültürel kimliktir. olabilir, kültür zamanla zenginleşir, çeşitlenir, boyut değiştirir ama temel dinamiklerini korur. ama bir millet kendi öz kültürünü hor görüp, başka bir kültüre özenerek, kültürel anlamda kimlik değiştiriyorsa o millet ölmek üzeredir. artık o toplumda insanları bir arada tutan manevi bağlar yok olmuş ve toplumu bir arada tutan şey simbiyotik ilişkilere, yani çıkar ilişkilerine dönüşmüştür.

amerikan rüyası, insanlığın karşılaştığı en büyük afettir. bir salgın gibi yayılan bu hastalık, insanları nefsine köle etmiş, insan onurunu, iradesini, özgürlüğünü elinden almış, zihnini, emeğini fikirlerini, hayatını sömürmüş, ölmeyecekmiş gibi sahte bir hayatın peşinden koşturan, akıl tutulması yaşayan 6 milyar nüfuslu bir akıl hastanesine çevirmiştir tüm dünyayı.
neyin peşindeyiz? ne istanbulun taşı toprağı altın, ne almanyanın, ne amerikanın. insanca bir hayat yaşamak için ne kocaman malikanelere, villalara, katlara, arabalara ihtiyacımız var, nede süper hayatlara.

her insan doğar, yaşar ve bir gün ölür. dış dünyaya doğarız, evet ama bu yetermi yaşamaya? hiç denediniz mi kendi içinize doğmayı? yaşam biz dünyaya geldiğimizde başlar ama insan olmak için birde kendi içinize doğmanız gerekir. şuursuz hayvanlar gibi güdülerek yaşıyorsak eğer, bu gün insanlığımızı tartışmamız gerekir. evet nefes alıyoruz, ama insan denen varlık emin olun sadece bu değil, kendi rüyanız olmalı insan olmak için. size sunulan amerikan rüyasına kapılıp, zihninizi kapatamazsınız. kendi özgün hayalleriniz, prensipleriniz, fikirleriniz, bakış açınız yoksa siz sadece bir amerikalısınız insan değilsiniz.

birinci sınıf bir tüketicisiniz, seçim zamanı bir oy pusulasısınız, taraftarsınız, takipçisiniz, fandomsunuz, hayran kitlesisiniz, vergi mükellefisiniz, kağıtlar üzerinde rakamlarsınız, siz her hangi bir amerikalı gibi bir hiçsiniz.

emperyalizm ile, liberalizm ile sinema, tv, şarkılar yada diğer herşeyle amerikan rüyasının kucağında yaşayan biz çok kültürlü yada kayıp kültürlü, kimliksiz, gönüllü hatta istekli amerikan vatandaşları olarak, yeni bir uygarlığa evrileceğiz gelecekte. düşünün, bir yanda türlü zevklerle dolu amerikan rüyası, diğer tarafta insan olmaya çalışmak ve ölümlü olduğumuzu anlamaya çalışmak, sizce hangi yöne evriliyoruz?
devamını gör...

astrobrite isminde, bilinen ingiliz shoegaze soundına bir tepki nihayetinde kurulan amerikan shoegaze müzik grubunun en hoşuma giden üçüncü stüdyo albümü.

aynı zamanda bu albümden zamanında oluşan bir etki ile kurulmuş rusya - saint petersburg çıkışlı shogeze - dream pop müzik grubu.

astrobrite için
pinkshinyultrablast için
devamını gör...

bir erkek olarak belirli periyodlarda kullandığım ve memnun olduğum kişisel bakım ürünü.

amacı bölgeyi minik minik tahrip ederek orayı onarmak amacıyla yenilemek ve daha güzel görünmesini sağlamak.
gerçekten etkili önerilir ancak uygulanışını iyice araştırmalı ve ilk uygulamada fazla sert davranılmamalı. hatta kendine güvenilmiyorsa ilk sefer için paraya kıyılıp işin uzmanına gidilmeli.

dermaroller ucunda iğneler bulunan bir silindirdir. tabi uygulanacak bölgeye göre iğnelerin boyutları değişir. ben yüzüm için (elmacık kemiği, göze çok yakınlaşmadan ama hafifte yakın, burun, alın) kullanıyorum. zaten erkek neresi için kullansın başka. 0.50 mm olanını aldım. konunun uzmanı daha iyi yönlendirebilir.
youtube dan uygulanışı ile ilgili çokça video izledikten sonra uygulayacağım her bölgede yıldız çizerek 6 sefere üzerinden geçiyorum. e yüzüm kıpkırmızı oluyor ve haliyle kanayan yerlerde oluyor. alev atıyor insanın yüzü. tamamladıktan sonra hyaluronik asit içerikli kağıt yüz maskesini yapıyorum. bu maske yatışmasını ve beslenmesini daha çabuk onarılmasını sağlayacak.normalde 15 dk durması yeterli ki maskede de öyle yazıyor. ancak lazer epilasyonumu yapan güzellik uzmanı hanım dermadan sonra kuruyana kadar tutun dedi. aynı hanım eğer soyulmasını istiyorsanız redox-c de kullanın demişti. deri değişimi isteyenler deneyebilir.
kritik konu ise uyguladıktan sonra uygulanılan bölgenin güneş görmemesi. bu çok önemli. 3 gün güneş görmeyecek derma yaptığınız bölge. kısa süreli yada arabayla çıkılacaksa (ki önerilmez) güneş kremi sürülmeli.
devamını gör...

namı diğer wembley canavarı. olaya kriketle başlayıp sonrasında futbolcu olmuş. steve harris abimiz west ham ile işe başlayıp sonrasında nasıl bas gitarı öttürmüşse, hurst'te futbolda aynı şeyi yapmış. tabi ortak noktaları west ham united olunca steve abimizin adını anmadan geçemezdim. ona iltimas geçme hakkımız her daim saklıdır. * yalnız hurst çok başarılı bir karakter olmasının yanı sıra biraz da lanetli bir kişilikmiş gibi duruyor.

işçinin emekçinin takımı, gönüllerin sultanı west ham united ile henüz ikinci sezonunda fa cup'ı kaldırıyor. malum ingilizler için fa cup'ın manevi değeri yüksektir. kupa wembley'in de olmazsa olmazlarından birisidir. işte adam mabette golünü attıktan sonra west ham tarihine tabiri caizse kestirmeden geçiveriyor. ama wembley stadyumu ile hurts arasındaki bağ inanılmaz. bu seferde 1860 münih ile yine aynı statta oynanan kupa galipleri kupası finalini kazanıyorlar ve böylece hurts wembley'de ikinci kupasını kaldırmış oluyordu.

bundan sonra ise hikaye iyice ilginçleşiyor. her daim futbolun beşiği olduğunu iddia eden ingilizlerin -ki doğrudur da- o tarihe kadar bir dünya kupası bile kazanmışlıkları yok. katıldıkları her turnuvada futbolun beşiğini bir başka ülke sallıyor ve her daim ingiltere'ye boynu bükük dönmek durumunda kalıyorlar. sırasıyla uruguay, italya, almanya, brezilya burunlarından kıl aldırmayan ingilizlere nanik yapıyor. cidden onur kırıcı bir durum.

1966 yılına gelindiğinde ise ingilizler dünya kupasına ev sahipliği yapma imkanına erişiyorlar. ve kupayı kaldırmaları için futbol tanrıları kapıyı çalıyor.. aslında kadrolarında gizli bir silahları var lakin bundan habersizler. ya da şifreyi henüz çözememişler ki, hurst gibi adamı kupada yedek bırakıyorlar. oysa tek yapmaları gereken kendilerini wembley'de oynanacak finale atmak. sonrası kolay. nasıl olsa hurst var. o kupa zaten bir şekilde alınır. *

turnuvada ilginç şeyler yaşanıyor. mesela tüm dünyanın kupanın en büyük favorisi olarak gördüğü peleli, garrinchalı muazzam brezilya takımı gruptan çıkamıyor. hurst'ün kadro da olması dahi koca brezilya'yı turnava dışına itmeye yetiyor. ingilizler çeyrek finalde arjantin ile eşleşiyorlar ama zibille sakatları var. hurts bu maçta oynama şansı elde ediyor ve onun attığı gol ile ingiltere yarı finale çıkıyor. pele'li brezilya'yı öğüten hurst-wembley bağı bu sefer yarı finalde bir başka büyük oyuncu eusebio'yu saf dışı ediyor. ve ingilizler boby charlton'ın golleri ile finale çıkıyor. ama bu sefer karşılarında almanlar var. üstün alman teknolojisi ile nasıl baş edilir? cevap tabiki belli hurst-wembley sinerjisi ile.

fakat bu maç ne yazık ki, ingilizlerin istediği şekilde başlamaz. ilk golü batı almanya atar. fakat wembley hurst'e yürü ya kulum der ve hurst skoru 1-1'e getirir. ingilizler ikinci yarıda 2-1 öne geçseler de, 89. dakika da almanlar bir gol daha atar ve maç 2-2 biterek uzatmalara gider. acaba wembley hurst'e sırtını mı dönmektedir? elbette hayır işe sadece heyecan katmak istemiştir. ve dünya futbol tarihinde yer eden ingilizlerin üçüncü golü yine hurst'ün vuruşunda 112. dakika da gelir. lakin top çizgiyi geçti mi geçmedi mi tartışmaları yıllar boyu sürecektir. orta hakemin adını bile hatırlamayan biz futbol severler yan hakem bayramov'un ismini bu pozisyon yüzünden ezbere biliriz.

bu golün verilmesi de kanımca hurst-wembley ilişkisinin alameti farikası olmuştur. * sonrasında hurst, ''burası wembley burada benim borum öter'' diyerek uzatmaların son dakikasında bir gol daha atar ve futbolun beşiği ingiltere sonunda kendi beşiğini sallamayı başarır.

pele'yi, garrincha'yı, eusebio'yu, macarları, sscb'yi ve en nihayetinde almanları oynadığı/oynamadığı karşılaştığı/karşılaşmadığı maçlar sonunda saf dışı eden hurst'ün enteresanlığı bununla bitmez.

wembley'de üç önemli kupayı kaldıran hurst'den sonra, ne west ham united , ne de ingiliz milli takımı bir daha dikiş tutturamaz. yani sizin anlayacağınız hurst yoksa kupa yoktur. ve bu lanet daha ne kadar sürer onu da futbol tanrıları bilir sanırım... *

bu arada hurst dünya kupası finalleri tarihinde hat-trick yapan ilk ve tek oyuncu olma özelliğini sürdürüyor.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

"soooldattt! wach auf!" iletisiyle oyumun rengini belli etmem için tarafından dürtüldüğüm modern zamanların zübükzâdelerden kommandant, führer fuzzy lee.
devamını gör...

kurtlar vadisi isimli dizide bir dönem geçen podosa adlı ülke.
devamını gör...

resmi gazete'de yayımlanan cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile boğaziçi üniversitesi'ne hukuk fakültesi ve iletişim fakültesi kurulması.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

iletişim fakültesi tamam ama hukuk fakültesine hiç gerek yoktu bence. zira elini sallasan hukuk fakültesi öğrencisine değiyor.

kaynak: tr.sputniknews.com/turkiye/...
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

xviii. ve xix. yüzyıllarda yaygın olarak kullanılmış bir yelkenli gemi türüdür. iki adet direğe sahip bu gemi çeşidinin pruva kısmına yakın ön direği sübye armalı iken, arkada kalan ana direği ise kabasorta armalı yelkenlere sahip idi.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
ingilizcede kısaca "brig" de denen bu gemi türü hızlı, süratli ve yüksek manevra kabiliyetine sahip olması sebebiyle ufak çaplı tüccarlar tarafından sıkça tercih edilmekte idi. ayrıca olası bir korsan gemi saldırısına karşı benzerleri olan şalupa (sloop) veya uskuna (schoner) tarzı gemilere kıyasla daha dayanıklı ve donanımlı gemi olması idi.

ancak, brig gemilerinin bu özelliği aynı şekilde korsanların da ilgisini çekmekte idi ve korsanlar arasında da oldukça yaygın bir şekilde kullanılmaktaydı. 10-18 arasında topa sahip bu gemiler nispeten küçük boylu olması sebebiyle sığ sularda da rahatlıkla gidebilmekte ve olası bir baskına karşı korsan gemilerine hızlıca kaçma şansı veriyordu. ki bu, kalyon, fırkateyn ve man of war (ya da man-o'-war) tarzı devasa savaş gemilerinin sahip olmadığı bir özellik idi. bu özelliklerinin yanında, keşif seferleri için oldukça kullanışlı bir gemi olması bakımından, brig'lerin ortalama bir tayfanın hemen hemen tüm beklentilerini karşılayabilecek bir gemi türü olduğu söylenebilir. keza, charles darwin'in meşhur keşif gemisi olan hms beagle de bir brigantin idi.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim