toplumdan izole edilmesi gereken insanlar
narsistler diyebilirim. tamam her insan kendini sever ama aşırısı hem şahsa hem topluma zarar.
devamını gör...
1984
totaliter rejimler ve insanın özne olarak rolü*nün azaltılması konulu bir yapıt.
bu kısıtlama ve insanı indirgeme çabası birkaç alana yayılıyor.
düşünsel alanda, gerçeğin sürekli değişken tutulması, tarih ve geçmişin ortadan kaldırılması, dilin kapsamının daraltılarak düşünme yeteneğinin baskılanması gibi faktörler var.
duygusal alanda :insanın sosyalleşme, aile kurma, çocuk sahibi olma gibi ihtiyaç ve isteklerinin kendisine karşı çevrilmesi durumu var. arkadaşlarınız, eşiniz, çocuklarınız hepsi size karşı gerek onları sevdiğiniz ve kollamak istediğiniz için; gerekse sizin zaaflarınızı ve kimliğinizi en yakından takip etme şansına sahip oldukları için birer silah olarak kullanılıyor.
fizyolojik alanda : yemek yemek, sevişmek gibi insanı duygusal olarak da değiştirme gücüne sahip eylemleri katı, monoton, zevksiz süreçler haline getirip insanın içindeki enerjinin nefrete kanalize edilmesi var.
içgüdüler ve duygular otokratik rejimin bir numaralı düşmanı iken akıl eğitilip yönlendirilebilir olduğu için bazen dostu bile oluyor.
insanın bir etken faktör olarak doğada bulunma hakkının bariz yansımaları yaratma eyleminde,aşk ve nefret gibi yoğun duygularda, analiz veya tasarım gerektiren mesleklerde, kompleks ve kullanıcının düşüncelerinin doğrultusunu evrilten bir dil kullanmakta iken bunların hepsi yok edilerek ya da azaltılarak insan nesne konumuna indirgeniyor.
bilgi alma ve onu uslamlama hakkı 'çiftdüşün' denen bir süreçle proleter olmayan kesime farklı yollardan veriliyor ve çoğunluk bundan memnun. tıpkı matrix çözülse de özgür şehirlere değil yapay rahimlere gitmek isteyecek insanlar gibi ya da cesur yeni dünya'da meskalinleri elinden alınınca ağlayan ve gerçeklik algısının çarpıtılmış halini sevenlerin varlığı gibi.
bu kitapla beraber iyi gidecek yapımlardan biri de das leben der anderen. burada hem otoritenin belli bir kademesindeki anti kahramanımız güçlü olmayı , baskın çıkmayı reddederek diğer insanlar üzerindeki yaptırımından vazgeçiyor. bu kahraman bu şekilde evrilirken, ilk başta rejim tarafından çizilen sınırlar içerisinde hoplayıp zıplayan bir piyes yazarının giderek yaratma eylemini bir karşı duruş'a çevirmesi ve özne olma hakkını elde etme mücadelesini görüyoruz.
bu olay 1984'te en başından düşünülüp engellenmiş durumda. meslek tanımları daha mekanik ve arada bir çalışanlar biraz zeka isteyen işlerle yemlenerek itiraz etmemeleri sağlanıyor. daha sorgulayan yapıdaki bireyleri de sistem kendi lehine kullanacak alanlar buluyor, iç parti üyeleri, newspeak yaratıcıları (daha doğrusu yok edicileri) nispeten daha kafa yoran işlerle oyalanıyor.
umudumuz proleterlerde lafı sık sık geçiyor ve mesaj veriliyor lakin, realiteye bakılınca winston proleterlerin çoğunun günlük hayatlarının koşuşturmacası içinde olduğunu, muhabbetlerinde büyük ölçekli işlere , değişimlere yer kalmadığı gibi hafızalarından da önemli şeylerin silinmiş olduğunu görüp hayal kırıklığına uğruyor. burada kafka'nın der prozess'indeki gibi bir kabulleniş ve maktulün giderek işkencecisini ve süreci tersinden algılama eğilimi yani stokholm sendromu görülüyor. bir başka benzerlikse düşmanın kim olduğunun bilinmezliği, bir otorite ve ters gidişat mevcut lakin belli bir birey ya da olay doğrudan sebep gösterilemiyor.
dilin indirgenmesinin human as an agent rolüne vurulan en büyük darbe olduğunu görüyoruz. fazla konuştuğu için sonradan uçurulan arkadaş winston'a yaptıkları işin önemini anlatan uzun bir nutuk çekmişti. iyiyi ve kötüyü aynı kelimelerle tanımlamaya en sonunda da sadece 1 kelime kalana kadar dili bitirmeye çalıştıklarını, böylece kimsenin düşünce suçu işleyemeyeceğini dile getiriyor. yani düşünme sürecini en başından baskılarsanız, her şey tıkır tıkır işler ve kimse aksini düşünüp mutsuz olamaz .
1984, cesur yeni dünya vb. romanların distopya mı ütopya mı olduğu konusu aslında o kadar basit değil. içindeki bütün insanların gidişattan memnun olduğu, herkesin rolünü benimsediği, hayatını sevdiği , aykırı düşüncelerin hiç oluşmadığı bir mekana distopya demek için dışarıdan bakanların aksaklıklar görüyor olması yeterli midir? özellikle cesur yeni dünya içeriden bakıldığında bir ütopyadır. toplumsal hiyerarşi vardır lakin herkes kendi sınıfını sevmeye koşullanmıştır, yaşam şartlarından memnundur. şu anki dünya düzenindeki aksaklıkların ve özne rolünü elde etmiş ama bunu birbiri üzerinde egemenlik kurmak için harcamış insanların, kakao çekirdeği işleyip çikolatanın tadından habersiz insanların mevcudiyetinde; fırsat eşitliği , demokrasi gibi yalanların mevcudiyetinde; insanların hırsı kullanılarak emek sömürüsünün kariyer diye yutturulduğu yalan dolan mesleklerin mevcudiyetinde bu yapımların dünyasına distopya demekte ve bunları değiştirmeye çalışan baş kahramanları övmekte ne kadar haklıyız?
bu kısıtlama ve insanı indirgeme çabası birkaç alana yayılıyor.
düşünsel alanda, gerçeğin sürekli değişken tutulması, tarih ve geçmişin ortadan kaldırılması, dilin kapsamının daraltılarak düşünme yeteneğinin baskılanması gibi faktörler var.
duygusal alanda :insanın sosyalleşme, aile kurma, çocuk sahibi olma gibi ihtiyaç ve isteklerinin kendisine karşı çevrilmesi durumu var. arkadaşlarınız, eşiniz, çocuklarınız hepsi size karşı gerek onları sevdiğiniz ve kollamak istediğiniz için; gerekse sizin zaaflarınızı ve kimliğinizi en yakından takip etme şansına sahip oldukları için birer silah olarak kullanılıyor.
fizyolojik alanda : yemek yemek, sevişmek gibi insanı duygusal olarak da değiştirme gücüne sahip eylemleri katı, monoton, zevksiz süreçler haline getirip insanın içindeki enerjinin nefrete kanalize edilmesi var.
içgüdüler ve duygular otokratik rejimin bir numaralı düşmanı iken akıl eğitilip yönlendirilebilir olduğu için bazen dostu bile oluyor.
insanın bir etken faktör olarak doğada bulunma hakkının bariz yansımaları yaratma eyleminde,aşk ve nefret gibi yoğun duygularda, analiz veya tasarım gerektiren mesleklerde, kompleks ve kullanıcının düşüncelerinin doğrultusunu evrilten bir dil kullanmakta iken bunların hepsi yok edilerek ya da azaltılarak insan nesne konumuna indirgeniyor.
bilgi alma ve onu uslamlama hakkı 'çiftdüşün' denen bir süreçle proleter olmayan kesime farklı yollardan veriliyor ve çoğunluk bundan memnun. tıpkı matrix çözülse de özgür şehirlere değil yapay rahimlere gitmek isteyecek insanlar gibi ya da cesur yeni dünya'da meskalinleri elinden alınınca ağlayan ve gerçeklik algısının çarpıtılmış halini sevenlerin varlığı gibi.
bu kitapla beraber iyi gidecek yapımlardan biri de das leben der anderen. burada hem otoritenin belli bir kademesindeki anti kahramanımız güçlü olmayı , baskın çıkmayı reddederek diğer insanlar üzerindeki yaptırımından vazgeçiyor. bu kahraman bu şekilde evrilirken, ilk başta rejim tarafından çizilen sınırlar içerisinde hoplayıp zıplayan bir piyes yazarının giderek yaratma eylemini bir karşı duruş'a çevirmesi ve özne olma hakkını elde etme mücadelesini görüyoruz.
bu olay 1984'te en başından düşünülüp engellenmiş durumda. meslek tanımları daha mekanik ve arada bir çalışanlar biraz zeka isteyen işlerle yemlenerek itiraz etmemeleri sağlanıyor. daha sorgulayan yapıdaki bireyleri de sistem kendi lehine kullanacak alanlar buluyor, iç parti üyeleri, newspeak yaratıcıları (daha doğrusu yok edicileri) nispeten daha kafa yoran işlerle oyalanıyor.
umudumuz proleterlerde lafı sık sık geçiyor ve mesaj veriliyor lakin, realiteye bakılınca winston proleterlerin çoğunun günlük hayatlarının koşuşturmacası içinde olduğunu, muhabbetlerinde büyük ölçekli işlere , değişimlere yer kalmadığı gibi hafızalarından da önemli şeylerin silinmiş olduğunu görüp hayal kırıklığına uğruyor. burada kafka'nın der prozess'indeki gibi bir kabulleniş ve maktulün giderek işkencecisini ve süreci tersinden algılama eğilimi yani stokholm sendromu görülüyor. bir başka benzerlikse düşmanın kim olduğunun bilinmezliği, bir otorite ve ters gidişat mevcut lakin belli bir birey ya da olay doğrudan sebep gösterilemiyor.
dilin indirgenmesinin human as an agent rolüne vurulan en büyük darbe olduğunu görüyoruz. fazla konuştuğu için sonradan uçurulan arkadaş winston'a yaptıkları işin önemini anlatan uzun bir nutuk çekmişti. iyiyi ve kötüyü aynı kelimelerle tanımlamaya en sonunda da sadece 1 kelime kalana kadar dili bitirmeye çalıştıklarını, böylece kimsenin düşünce suçu işleyemeyeceğini dile getiriyor. yani düşünme sürecini en başından baskılarsanız, her şey tıkır tıkır işler ve kimse aksini düşünüp mutsuz olamaz .
1984, cesur yeni dünya vb. romanların distopya mı ütopya mı olduğu konusu aslında o kadar basit değil. içindeki bütün insanların gidişattan memnun olduğu, herkesin rolünü benimsediği, hayatını sevdiği , aykırı düşüncelerin hiç oluşmadığı bir mekana distopya demek için dışarıdan bakanların aksaklıklar görüyor olması yeterli midir? özellikle cesur yeni dünya içeriden bakıldığında bir ütopyadır. toplumsal hiyerarşi vardır lakin herkes kendi sınıfını sevmeye koşullanmıştır, yaşam şartlarından memnundur. şu anki dünya düzenindeki aksaklıkların ve özne rolünü elde etmiş ama bunu birbiri üzerinde egemenlik kurmak için harcamış insanların, kakao çekirdeği işleyip çikolatanın tadından habersiz insanların mevcudiyetinde; fırsat eşitliği , demokrasi gibi yalanların mevcudiyetinde; insanların hırsı kullanılarak emek sömürüsünün kariyer diye yutturulduğu yalan dolan mesleklerin mevcudiyetinde bu yapımların dünyasına distopya demekte ve bunları değiştirmeye çalışan baş kahramanları övmekte ne kadar haklıyız?
devamını gör...
sigaramatik

böyle bir otomattır. bazı arkadaşım türkiyede görmediklerini söylediler fakat ben bir migrosta kasanın hemen arkasında gördüğüme eminim. hangi şehirdi söylemeyeyim, ama var. içtiğiniz sigarayı seçiyorsunuz, banka kartınızı gösterip iki saniyelik yaş taramasından +18 olduğunuz doğrulandığında kartı uzaklaştırıyorsunuz ve bir saniye bekleyip ödeme yapmak için yeniden kartı makineye tutuyorsunuz. sonrasında sigara aşağı düşüyor.
yaşı tutmayanlar makinenin yanında pusuda bekliyor biri gelse de kart gösterse, yaş doğrulamasını geçeyim, parayıda kart sahibine vereyim diye. şahsımdan kaç kez böyle bir talepte bulunuldu bense yaşasın kötülük modumu açarak, 18 olunca alırsınız diyip yeni paket sigaramla uzaklaşıyorum olay yerinden.
devamını gör...
ekmeğin sadece içini yiyen insan
benim canım babannem. bilen bilir, trabzon ekmeği, sert kabuklu olur. rahmetli, çiğneyemezdi o kabukları, bana verirdi. ben kabuğunu yerdim o içini. ne güzel bir ekip olmuştuk.
bizi bırakıp ebedi aleme göçtüğünden beri, ekmek yiyemez oldum. içini biri yemeden kabuğunu bana vermeden, tadı yok ekmeğin.
bizi bırakıp ebedi aleme göçtüğünden beri, ekmek yiyemez oldum. içini biri yemeden kabuğunu bana vermeden, tadı yok ekmeğin.
devamını gör...
nedamet
yaptığı iş veya davranışın sonucunu brğenmeyip yaptığına hayıflanma, pişmanlık anlamına gelen arapça kökenli sözcüktür.
devamını gör...
aziz nesin
ölümünden senelerce sonra bile hala yobazların canını yakabilen büyük insan.
devamını gör...
kürtler en seküler en ilerici etnik gruptur
peki şeyhler, şıhlar ne olacak?
ya ağalar,aşiretler ve töreler?
kumalık, çocuk gelin, berdel ve başlık parası?
şunu izleyip hala seküler diyecek kimse var mıdır?
ne zaman izlesem ağlarım o kadınlara içim yanar.
bu ülkede seküler bir kesim yok. semt olarak seküler insanların yaşadığı yerler var. fakat ülke, genel olarak bağnaz insanlarla dolu.
eğer türkiye'de olanlardan dışarı çıkarsak ırak'ta kadın sünnetini yapanlar kim?
bu da linki...
ya ağalar,aşiretler ve töreler?
kumalık, çocuk gelin, berdel ve başlık parası?
şunu izleyip hala seküler diyecek kimse var mıdır?
ne zaman izlesem ağlarım o kadınlara içim yanar.
bu ülkede seküler bir kesim yok. semt olarak seküler insanların yaşadığı yerler var. fakat ülke, genel olarak bağnaz insanlarla dolu.
eğer türkiye'de olanlardan dışarı çıkarsak ırak'ta kadın sünnetini yapanlar kim?
bu da linki...
devamını gör...
hisler ve auralar hakkında eşsiz bilgiler
daha önce bir empati sanatçısı olduğumu söylemiştim. hisleri ve auraları algılayabilmek ve tanımlayabilmek için empati konusunda master level olmalısınız.
günlük hayatta pek çok insanla etkileşime geçeriz, bazılarının yanında iyi yada pozitif şeyler hissederken, bazı insanların yanında ise kötü yada negatif hislerle dolarız.
buna kendini kötü hissetmekte diyebiliriz. bu hissiyat iki aşamadan oluşur; birincisi yanında olduğunuz kişi hakkındaki ön yargılarınız, ikincisi onun sizin hakkında olduğu varsayılan ön yargıları.
dışarı nasıl bir imaj veriyorum kaygısı ve karşımdaki beni x biçimde algılıyor olabilir endişesi. bu denklemleri çoğunuz analiz etmiştir. işin birde algı düzeyini yükseltmek var. daha yüksek bir eşikten olayları gözlemleyebilmek için, o an hissedilenleri organize bir şekilde tanımlayıp çözümlemeliyiz bu yetenek otomatik bir yeti haline geldiğinde insanların yanında hislerinizi görüyor yada kokusunu tanıyor ve ayırt ediyor gibi algılamaya başlarız.
işin aslına ve doğru kavramlarla yeniden tanımlamaya başlayabiliriz. insanların aurasını yani etrafındakilere yansıttığı şey hisler değil düşüncelerdir. bunlara iyi kötü pozitif negatif demek yerine önyargılar ve endişeler diyebiliriz.
misal "x kişisinin yanındayken çok kötü hissediyorum, beni küçük görüyormuş gibi tavırları var" yada tam tersi " x kişisinin yanında çok iyi hissediyorum bana güvendiğini düşünüyorum."
ilk örnekte, karşısındakinin tavırlarını küçümseyici bulmaktan doğan bir huzursuzluk yani endişe var, bunun alt metninde "ben küçümsenecek biri değilim, bana böyle olduğumu hissettiriyor, değersiz biri gibi görünmek endişe verici" gibi bir mesaj var.
ikinci örnekte, karşısındakinin kendisine güvendiğini düşündüğü için yanında iyi hissetme durumu var. burda ise ön yargı yada ön kabul var. alt metninde ise, "insanların bana güvenmesi fikri bana iyi geliyor" gibi bir mesaj var.
özetle, yanınızdaki insanın sizin hakkınızdaki muhtemel fikirleri sizin auranız oluyor. sizin yanınızdaki insan hakkındaki fikirlerinizde onun aurası oluyor.
her insan çevresinde karşılaştığı insanlar hakkında eylemlerden ve dış görünüşten bir takım çıkarımlar yapar ve kafasında o insanlar hakkında yargılar oluşturur. bunu neye göre yaptığı kişiseldir ve konumuzun dışındadır. bir takım insanlar hakkında da endişeler duyar. bunun sebebi ise kendi yaptığı şeyi diğer insanlarında yaptığını bilinç düzeyinde olmasada iç güdüsel olarak bilir. bu akıl okumaya benzeyen bir yetidir fakat bilinçli kullanılmaz. kendini onun yerine koyup onun gözünden kendini yargılamak ve tanımlamak ön yargılara veya endişelere sebep olur.
hayli karmaşık bir denklemler yığını olduğu için anlamlandırmanız biraz güç olabilir. işte bu cümle anlattığım her şeyi özetleyen bir cümle oldu. anlattıklarımı karmaşık bulacağınızla ilgili ön yargılarım ve endişelerim olduğunun bir göstergesi. bu yetenekte ustalaşmak bir hayli pratik gerektiriyor içgüdüsel mekanizmaları bilinç düzeyine çıkarıp daha derin analizler ve gözlemler yapabilirsiniz bunun yanında kendinizi gözlemleme fırsatınızda olur.
günlük hayatta pek çok insanla etkileşime geçeriz, bazılarının yanında iyi yada pozitif şeyler hissederken, bazı insanların yanında ise kötü yada negatif hislerle dolarız.
buna kendini kötü hissetmekte diyebiliriz. bu hissiyat iki aşamadan oluşur; birincisi yanında olduğunuz kişi hakkındaki ön yargılarınız, ikincisi onun sizin hakkında olduğu varsayılan ön yargıları.
dışarı nasıl bir imaj veriyorum kaygısı ve karşımdaki beni x biçimde algılıyor olabilir endişesi. bu denklemleri çoğunuz analiz etmiştir. işin birde algı düzeyini yükseltmek var. daha yüksek bir eşikten olayları gözlemleyebilmek için, o an hissedilenleri organize bir şekilde tanımlayıp çözümlemeliyiz bu yetenek otomatik bir yeti haline geldiğinde insanların yanında hislerinizi görüyor yada kokusunu tanıyor ve ayırt ediyor gibi algılamaya başlarız.
işin aslına ve doğru kavramlarla yeniden tanımlamaya başlayabiliriz. insanların aurasını yani etrafındakilere yansıttığı şey hisler değil düşüncelerdir. bunlara iyi kötü pozitif negatif demek yerine önyargılar ve endişeler diyebiliriz.
misal "x kişisinin yanındayken çok kötü hissediyorum, beni küçük görüyormuş gibi tavırları var" yada tam tersi " x kişisinin yanında çok iyi hissediyorum bana güvendiğini düşünüyorum."
ilk örnekte, karşısındakinin tavırlarını küçümseyici bulmaktan doğan bir huzursuzluk yani endişe var, bunun alt metninde "ben küçümsenecek biri değilim, bana böyle olduğumu hissettiriyor, değersiz biri gibi görünmek endişe verici" gibi bir mesaj var.
ikinci örnekte, karşısındakinin kendisine güvendiğini düşündüğü için yanında iyi hissetme durumu var. burda ise ön yargı yada ön kabul var. alt metninde ise, "insanların bana güvenmesi fikri bana iyi geliyor" gibi bir mesaj var.
özetle, yanınızdaki insanın sizin hakkınızdaki muhtemel fikirleri sizin auranız oluyor. sizin yanınızdaki insan hakkındaki fikirlerinizde onun aurası oluyor.
her insan çevresinde karşılaştığı insanlar hakkında eylemlerden ve dış görünüşten bir takım çıkarımlar yapar ve kafasında o insanlar hakkında yargılar oluşturur. bunu neye göre yaptığı kişiseldir ve konumuzun dışındadır. bir takım insanlar hakkında da endişeler duyar. bunun sebebi ise kendi yaptığı şeyi diğer insanlarında yaptığını bilinç düzeyinde olmasada iç güdüsel olarak bilir. bu akıl okumaya benzeyen bir yetidir fakat bilinçli kullanılmaz. kendini onun yerine koyup onun gözünden kendini yargılamak ve tanımlamak ön yargılara veya endişelere sebep olur.
hayli karmaşık bir denklemler yığını olduğu için anlamlandırmanız biraz güç olabilir. işte bu cümle anlattığım her şeyi özetleyen bir cümle oldu. anlattıklarımı karmaşık bulacağınızla ilgili ön yargılarım ve endişelerim olduğunun bir göstergesi. bu yetenekte ustalaşmak bir hayli pratik gerektiriyor içgüdüsel mekanizmaları bilinç düzeyine çıkarıp daha derin analizler ve gözlemler yapabilirsiniz bunun yanında kendinizi gözlemleme fırsatınızda olur.
devamını gör...
karma puanı biriktiren yazarlar
ne takipçilerimi görmek umrumda (zaten üç tane var) ne de kişisel ileti. yeşil renkli mahlas için yaşıyorum.
devamını gör...
haziran ayında 20 yaş üstü herkes aşılanacak
t24.com.tr/haber/saglik-bak...
sağlık bakanı fahrettin koca tarafından duyurulan durumdur. inşallah 2021 hazirandır yoksa işimiz zor. evet.
sağlık bakanı fahrettin koca tarafından duyurulan durumdur. inşallah 2021 hazirandır yoksa işimiz zor. evet.
devamını gör...
radyo tiyatrosu
hanımların dikkatine, hanımların dikkatine... radyo tiyatrosu ayağınıza geldi.
meraklıları için edebiyat tarihinin en babaç iki öyküsünü tek parça olarak bırakıyorum, artık ev işi yaparken, yemek pişirirken kaldığınız yerden açıp dinlersiniz. iyi dinleyin, soru soracağım.
suç ve ceza
sefiller
meraklıları için edebiyat tarihinin en babaç iki öyküsünü tek parça olarak bırakıyorum, artık ev işi yaparken, yemek pişirirken kaldığınız yerden açıp dinlersiniz. iyi dinleyin, soru soracağım.
suç ve ceza
sefiller
devamını gör...
adana
türkiye'nin yanılmıyorsam 5. büyük şehri. ılıman bir iklime sahiptir. insanları fevridir ama çok sıcak kanlıdır. tam bir öğrenci şehridir ev fiyatları hariç. güzel yerdir günümüz türkiye şartlarında, gidip bir daha gelinmemesi gereken bir yerdir.
devamını gör...
oğuz atay
tutunamayanlar'ı bize kazandıran yazar.
selim ışık'ın da dediği gibi;
“yatağımın karşısında bir pencere var. odanın duvarları bomboş. nasıl yaşadım on yıl bu evde? bir gün duvara bir resim asmak gelmedi mi içimden? ben ne yaptım? kimse de uyarmadı beni. işte sonunda anlamsız biri oldum. işte sonum geldi. kötü bir resim asarım korkusuyla hiç resim asmadım; kötü yaşarım korkusuyla hiç yaşamadım.”
selim ışık'ın da dediği gibi;
“yatağımın karşısında bir pencere var. odanın duvarları bomboş. nasıl yaşadım on yıl bu evde? bir gün duvara bir resim asmak gelmedi mi içimden? ben ne yaptım? kimse de uyarmadı beni. işte sonunda anlamsız biri oldum. işte sonum geldi. kötü bir resim asarım korkusuyla hiç resim asmadım; kötü yaşarım korkusuyla hiç yaşamadım.”
devamını gör...
nedir bu kadar zor olan sorusu
zamanı geldigin de çekip gidebilmektir mutluluk.. gidemiyorsan her şey sana zor..
devamını gör...
türk insanının suratsız olması
çünkü hayatında spor ve seks yok. bu iki temel insanı ihtiyaç bile ülkemizde hala lüks olarak görülüyor. misal evlenmek aslında nedir ? biz seks yapacağız bunu da resmi olarak belgeliyoruzdan öte birşey değildir. ama ülkemizde evlenmek insan sırtına öyle yükler bindiriyor ki insanlar evlenince bunları düşünmekten seks hayatı olmuyor.
ikincisi spor arkadaşlar spor hatta ilk birincil insani ihtiyaçtır. insan mesaiden sonra ağırlık kaldırması boks yapması ne bileyim koşması günlük stresini azaltacaktır zaten bunlar bilimsel olarak kanıtlanmış şeyler ama ülkemizde spor hala zengin hobisi olarak görülüyor. 90 milyonluk nüfuslu ülkede olimpiyat madalyası 1 elin parmağını geçmiyor.
ikincisi spor arkadaşlar spor hatta ilk birincil insani ihtiyaçtır. insan mesaiden sonra ağırlık kaldırması boks yapması ne bileyim koşması günlük stresini azaltacaktır zaten bunlar bilimsel olarak kanıtlanmış şeyler ama ülkemizde spor hala zengin hobisi olarak görülüyor. 90 milyonluk nüfuslu ülkede olimpiyat madalyası 1 elin parmağını geçmiyor.
devamını gör...
herbert george wells
bilim kurgu türünde şahane eserler vermiş olan ingiliz yazar. kendisi, üstteki yazarın da bahsettiği gibi, bilim kurgu edebiyatının shakespear'i olarak bilinir. ilham kaynağı jules verne olduğu gibi; yazdıklarıyla orwell, huxley, le guin gibi birçok yazarı etkilemeyi başarmıştır. eserlerinde sosyal yorumlar bulunur. özellikle sınıf ayrılıklarına dikkat çeker.
114 'ten fazla eseri vardır.
okunulası ve okutulası yazarlardandır.
114 'ten fazla eseri vardır.
okunulası ve okutulası yazarlardandır.
devamını gör...
damacanadan su doldururken taşırmak
her su dolduruşumda başıma gelen vahim olaydır. benim mi elimin ayarı yok pompalar mı sıkıntılı anlayamıyorum. bir iki kere basıyorum yarım dolduruyor dur bi daha basıyım dediğim zaman o küçücük pompa şelaleye dönüşüveriyor bir anda maşallah. fazla basıp suyu israf etmeyim diye bardağın hep boş tarafını görmek zorunda kalıyorum.
devamını gör...
yazacak bir şey bulamamak
rastgele sekmesi ile sorun olmaktan çıkan sorun. hiç olmadı nickaltı doldurun. hiç hiç olmadı ukde doldurun. (bkz: ukde sayısının 6 bine ulaşması)
devamını gör...
enagrup'a göre 2020 enflasyon oranının yüzde 36.72 olması
prof. dr. veysel ulusoy yönetimindeki akademisyenlerin oluşturduğu enagrup, 2020 aralık ayında enflasyonu yüzde 4.08 olarak ölçtüğünü bildirdi.
tüik ise aralık ayı tüketici enflasyonunun sade yüzde 1.25 olduğunu beyan etti.
yıllık enflasyon açıklamasında da anlaşılacağı üzere açıklanan 2 veride birbirini tutmuyor.
enagrup, yıllık enflasyonu yüzde 36,72 açıklarken
tüik yıllık enflasyonu yüzde 14.6 diye duyurdu.
memur ve emekli maaşlarına yapılacak zamlar tüik'in açıkladığı veriler temel alınarak hazırlanıyor.
ayrıntılar buradan
tüik ise aralık ayı tüketici enflasyonunun sade yüzde 1.25 olduğunu beyan etti.
yıllık enflasyon açıklamasında da anlaşılacağı üzere açıklanan 2 veride birbirini tutmuyor.
enagrup, yıllık enflasyonu yüzde 36,72 açıklarken
tüik yıllık enflasyonu yüzde 14.6 diye duyurdu.
memur ve emekli maaşlarına yapılacak zamlar tüik'in açıkladığı veriler temel alınarak hazırlanıyor.
ayrıntılar buradan
devamını gör...
afrika köpekleri
aslan ve leopardan bir farkıda, avını boğup öldürmeden, canlı canlı yemeye başlamalarıdır. o yüzden vahşi köpekler deniliyor.
devamını gör...