tanımlarını gördüğümde istemsiz şekilde aklıma börek düşüren, tanımlarını beğenmeden geçmediğim sözlüğün klas yazarlarından biri.
devamını gör...

#1157814

chivas regal vardı da paylaşmadık mı? hıh!!
teessüf ediyorum, adımız hıdır elimizden gelen budur! *

sağlığına melting melting!

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

-1944 haziran ayında bir tiger tankı, 3900 metreden bir t-34 tankını vurmuştur.. bir t-34'ün bunu yapabilmesi imkansızdır..
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
-88'lik topuyla bi koydu mu, t-34'müş, sherman'mış dinlemez, mermisi önünden girer arkasından çıkar.. 88'lik mermisinin namludan çıktıktan sonra neredeyse 1km kadar dümdüz gidebilmesi, o zamanların en kaliteli zeiss optikleri ile birlikte düşman tanklarının menziline girmeden uzaktan uzaktan avlayabilmesine olanak sağlamıştır.. 200 metre atışlarında %100 isabet oranına sahiptir.. çağının ötesindedir..
-ağırlığından dolayı oldukça hassas olan şanzımanı, günümüzdeki otomobillerin otomatik viteslerine ön ayak olmuştur..
-iyi eğitilmiş bir mürettebat ile savaş alanındaki en etkili, en tehlikeli, en ölümcül tank olabilmekteydi.. bu sebeple "tiger ace" isimli ikinci dünya savaşı sırasında en fazla düşman tank imha eden tiger tanklarının komutanlarının olduğu bir liste vardır..
+(bkz: kurt knispel) - 168
+(bkz: michael wittmann) - 138
+(bkz: martin schroif) - 161
+(bkz: johannes bölter) - 139+
+(bkz: paul egger) - 113
+(bkz: arno giesen) - 111
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
-kursk muharebelerinde tek bir tiger tankı 50 adet t-34 tankıyla karşılaşmış, bunlardan 22 tanesini imha etmiş ve en sonunda kalan t-34'ler geri çekilmiştir..
-milletin tankında kontrol için levyeler var iken, bu tankta hidrolik direksiyon vardı.. t-34'lerin ise tareti dönerken nişancı taretin içinde kendisi dönmek zorundaydı.. düşünün aradaki teknoloji farkını.. ağırlığına rağmen nispeten seri de bir tanktı, azami hızı 40 km/h civarlarındaydı..
-bu tank zamanında almanya'nın düşmanları tarafından adı öyle bir duyulmuştu ki, o zamanların düşman askerleri arasında "tiger fobisi" oluşmuştur.. gördükleri her alman tankını tiger tankı zannediyorlardı..
-tüm bu sofistike özellikleri maalesef kendisinin dezavantajıydı.. kendisinin üretimi zordu, 50000 sherman tankına karşılık sadece 1300 civarında üretilebilmişti..
-bir ingiliz subayı "tiger la savaşmak anlamsızdı, yapabileceğiniz tek şey kaçmaktı. neyse ki etrafta fazla tiger olmuyordu" demiştir..
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
tiger tankı çok başarılı bir tanktır.. eğer almanya ham madde, lojistik gibi sıkıntılar yaşamasaydı da, bu tanktan sherman'lar, t-34'ler kadar üretebilmiş olsaydı, şu an çok farklı bir dünyada yaşıyor olabilirdik bu tank sayesinde..
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

devamını gör...


(bkz: lawrence durrell) tarafından yazılmış bu eser, aynı dönemde ve aynı kişiler etrafında dönen olayların aslında her kişinin bakış açısına göre değiştiğini gözler önüne seriyor. kitapların isimleri ve dönemleri sırasıyla; justine (1957), balthazar (1958), mountolive (1958) ve clea (1960). bu eserle ilgili ilginç olan kısım ise kitapları sırasıyla okumanın gerekmemesi. hangi sıradan başlarsanız başlayın bir puzzle gibi tamamlanıyor ve bence okuyucunun da bakış açısı da hangi kitaptan başladığına göre değişiyor.

bununla ilgili olarak da kitap kapağında şöyle bir yazı var; "bu dörtlü, roman kurgusu olarak birbirini izleyen bir süreci yansıtmaz. aynı roman kahramanlarının, aynı zaman diliminde yaşadıkları olayları, kendi bakış açılarından, kendi yorumlarına göre farklı biçimde dile getirilmeleri ile biçimlenir. durrell'in amacı, bakış açıları değişince, olayların ve kişilerin görünümlerinin de değişik anlamlar aldığını vurgulamaktır. "

benim okuma sıram ise mountolive, justine, clea ve balthazar oldu. kitaplara göre değişen bakış açılarını şöyle özetleyeceğim; mountolive'de justine ve darley arasında olan ilişkiden sadece bir cümle ile bahsediliyor ve okuyucu da aynı şekilde umursamıyor bu ilişkiyi. ama justine'de bu ilişkinin aslında ne kadar derin olduğu, her iki taraf için ifade ettiği anlamlar ortaya çıkıyor. sonra balthazar'da bir görüyoruz ki o ilişkinin perde arkasında aslında bambaşka bir gerçek ve hatta kişi varmış.

ya da justine'nin nessim ile olan ilişkisi her kitapta farklı bir boyuta ulaşması. bir kitapta birbirlerini seviyorlarmış gibi dururken, diğer kitapta sadece bir tasarı ilişkisi olduğu izlenimine kapılıyorsunuz.

dört kitap için ana karakterler aslında bu dörtlü gibi gözükse de asıl ana karakter pursewaden. pursewaden ile ilgili her kitapta aynı olay anlatılıyor neredeyse ama yazar nasıl başarmışsa her birinde farklı bir yönünü görüyorsunuz.
yazarın iskenderiye'ye ilişkin gözlemlerini her karakterin ağzından duyuyorsunuz. kimi zaman rengarenk, eğlenceli kimi zaman ise kötü kokulu, karmaşık bir şehir çiziliyor.

okuma zevki yüksek ve merak uyandıran bir eser. ayrıca lawrence durrell'in de gözlem yeteneği yüksek, farklı fikirleri aynı bünyede barındıran, dünya, insanlar, şehirler, ilişkiler üzerine sınırsız gözlemleri ve görüşleri olan bir yazar olduğu da anlaşılıyor.
devamını gör...

kilosuna 50 tl verdim.

arkadaşlar bana birşeyler oluyor.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

amerika'nın ekonomisi tarıma ve sanayiye dayalı olarak ikiye bölündüğü dönemde;

sanayide az eğitimli alt sınıfa ihtiyaç olduğundan ve kölelerin bu işte verimli olamayacağından gerekse şehrin kozmopolitliğinden ve yükselen popülizmden dolayı, sanayi bölgelerinde halk köleliğin kalkması görüşündedir. (ekseri ile zengin kesim, ve en alt kesim) (halihazırda bazı eyaletlerde kölelik kaldırılmıştır)

tarıma dayalı ekonomide ise, köleler amerika için vazgeçilmez bir güçtür ve tabii ki çoğunluk köleliğin kaldırılmasını istemez.

işte bu atmosferde köleliği tüm amerika'da kaldırmayı vadeden bir adam başkanlığa aday olur. ve tabii ki en güçlü lobi faliyetleri onun lehindedir çünkü ülkenin en zenginleri sanayiciler köleliğin kaldırılmasını istemektedir.(petrol devrimcisi, amerikan tarihinin gelmiş geçmiş en zengin insanı (bkz: john d. rockefeller) 'da bunlara dahildir).

seçimler yapılır ve lincoln başkan olur. başkan olur olmaz güney eyaletleri bağımsızlık ilan eder ve sayıları 11 eyalete ulaşır.

sanayi gücünü, federal devleti ve nüfus üstünlüğünü elinde bulunduran kuzey tarafı 4 yıl sonunda savaşı kazanır ve kölelik kalkar hemen ardından lincoln öldürülür.

bu olayın ardından kölelik tüm dünyada kalkmaya başlar ve yerini kariyer köleliğine bırakır.

artık milyarderlerin elinde mutlu kendini özgür hisseden köleler vardır.

umarım bu devrin sonunu da görebiliriz. ki bazı ilim adamları bunun bir gün kalkacağını söylemektedir.

(bkz: "beşer esirliği parçaladığı gibi ecirliği parçalayacaktır.")

ecir = bir iş karşılığında verilen ücret.
devamını gör...

devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

yaprak sarması.
devamını gör...

rivayete göre; süt dişini düşüren bir çocuk yastığının altına dişini koyarsa, çocuk uyuduğunda dişi alıp yerine bir para veya hediye bırakır.

iyi bir çocuk olup şirinleri görme olasılığıyla aynı olasılıktadır. *
devamını gör...

tarihin en önemli insanı
devamını gör...

ortaokul yıllarımda cnbc-e de görmüştüm ilk defa, hoşuma gitmişti ve sürekli ona denk gelmeye çalışmıştım. sonraları tabi internetten bütün bölümleri bilgisayara indirmek suretiyle arşivime kattım. uzun yıllardır bayıla bayıla defalarca başa sara sara izlerdim bu mükemmel diziyi, gerçekten muhteşem hikayeler barından, fantastik havası tatmin edici olan, uzaya aşkı körükleyen bu dizi çok çok güzeldi. ta ki 13. doktora ve değişen senarist ekibine kadar...

aslında jodie whittaker o kadar kötü değil ancak yoldaşları çok kötü seçilmişti, ya 3 yoldaş yazacağınıza 1 yoldaş yapsaydınız adam gibi bi karakter yazsaydınız da güzel bi ikili görebilseydik keşke! neyse dediğim gibi asıl sorun jodie ve oyuncular değil aslında, senaryo ekibi. russel t. davies ve steven moffat bu dizinin temel taşlarıydı, onlarsız yazılan bir senaryodan bakalım ne çıkacak diye bekledik ve saçma sapan bi hikaye çıktı önümüze. gerçek doktor hissinden ve karakterinden uzak, bomboş bir doktor çıktı karşımıza. evet bütün doktor değişimlerinde bir kaç bölümlük bir alışma süreci olur, hem yeni doktorumuz evrene alışır, doktor karakterine alışır hem de seyirci yeni doktoru benimsemeye çalışırdı. sonunda da iki tarafta bulunan duruma alışır ve dizi tam gaz devam ederdi. ama el insaf 3 sezon oldu yahu! 3 sezondur ne jodie doktor olmaya alıştı ne seyirci yeni doktoru benimsedi ne yoldaşlar hikayeye ve doktora uyum sağlayacak sağlamlıktaydı ne de senaristler kendilerini geliştirip evrene uyum sağladı!


bir de bu eleştirilerin üzerine yeni bir şey yapma ve düşen reytingleri eski haline getirme ümidiyle timeless child mevzusu çıkarttılar ki sormayın. neymiş doktorumuz aslında bi portalın dibinde bulunan sonsuz canlanma hakkı olan bi çocukmuş da bir gallfreyli onu bulmuş da deneyler yapıp onun yaşam döngüsü yeteneğini bütün gallifreye uygulamış bilmem ne. bizim doktorumuzun sayısız hayatı varmış hepsini unutturmuşlar kendini gallifreyli sanıyormuş falan filan. bir de telafi için kaptan jack'i getirdiler ama yok be o da olmadı o bile kurtaramadı sizi.


58 yıllık muhteşem bir seriyi nasıl bok edebiliriz adlı çalışma. yeni yetme bi senarist grubu geliyor ve doktorun bütün hikayesini, dizinin evrenini mahvediyor ve yapımcı da bunu izliyor sadece. seyirci de 'ne oluyoruz abi? bu ne?' diye diye son sezonları izleyip iyice soğudu uzaklaştı evrenden.

yazık oldu benim başucu dizime, gözümün nuruna, canım doktoruma. neredesin moffat? neredesin davies? neredesiniz capaldi, smith, tennant? ah neredesiniz rose, donna, clara?
devamını gör...

hoparlörleri oldukça kaliteli markadır.
devamını gör...

benim için kır papatyaları. sadeliği ve basitliği simgeleyen zarif çiçeklerdir. aynı zamanda son çekilen çiçeğinin seviyor gelme ihtimalidir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

yaygın kas iskelet sistemi ağrısı, uyku bozukluğu ve yorgunluğun birlikte bulunduğu kronik bir ağrı sendromudur. bu kişilerde ibs, kronik baş ağrısı, depresyon, anksiyete, huzursuz bacak sendromu, kronik yorgunluk sendromu gibi bazı semptom ya da sendromlara sık rastlanmaktadır. görülme sıklığı kadınlarda %3.5, erkeklerde %0.5 olarak bulunmuştur. sebebi kesin olarak bilinmemekle birlikte; genetik eğilim, bazı enfeksiyonlar (ebv, parvovirusler, hepatit c) fiziksel ve duygusal travmaların fibromiyaljinin gelişmesinde rolü olduğu ileri sürülmektedir. fibromiyalji hastalarının; serumda ve bos’da serotoninve norepinefrin düzeyi düşük bulunmuştur.

tedavisinde ise ön plana çıkan semptomlar ve bunların şiddetlerine göre farmakolojik(analjezikler, nsaii, kas gevşeticiler antidepresanlar, antiepileptikler) nonfarmakolojik tedavi yöntemleri (egzersiz, masaj, akupunktur, kaplıca tedavisi vb.) kullanılmaktadır.
özel bir diyet tedavisi yoktur. semptomlara göre bazı besinler (mono sodyum glutamat, aspartam vb.) diyetten çıkarılabilir veya bazı destekler (balık yağı) yapılabilir. hastalara yeterli ve dengeli beslenmeleri, öğünlerini düzenli tüketmeleri önerilmektedir. bu hastalarda irritabl bağırsak sendromu sık görülen bir sorun olduğu için diyette gaz yapıcı besinlerin (soğan, lahana, kuru baklagiller, gazlı-karbonatlı içecekler) bulunmaması, posalı besinlerin ve su tüketiminin arttırılması ve egzersiz yapılması önerilebilir. kısa dönemli (<6 ay) uygulanan vegan diyetin fibromiyaljide ağrıyı, uyku kalitesini ve eklem sertliğini iyileştirdiği gösterilmiştir. ancak uzun dönemde besin ögesi eksiklikleri görülebilir. (b12, fe, ca)
devamını gör...

kendimi kötü hissettim fazlasıyla.alışmışız iyice sözlüğe.
devamını gör...

aşina olduğum başlıkların altına birleştirilmesi için eskiden açılmış başlıkları tanım olarak ekliyorum. burada amacım, başlığı açan kişiyi rencide etmek değil. bu tür tavrı da uugun görmüyorum. hepimiz insanız ve arada hata yapabiliyoruz; bunu normal karşılıyorum. kişiyi rencide etmek ancak kişiyi yazmaktan ve sözlükten soğutur; daha da kötüsü aynı rencide edici eylemi o da başkası için yapabilir. bu da hoş durumlara neden olmaz diye düşünüyorum.
devamını gör...

mark twain kitabıdır.

hepimizden üç kulaç daha derinde yaşayan ve döneminin kuşkusuz en büyük yazarı sayılan, william faulkner’ın kendini ve diğer amerikan yazarlarını onun varisi saydığı bir yazardır mark twain. katı bir emperyalist olan twain bu görüşünü 180 derecelik bir dönüşle tersine çevirir. o artık bir anti- emperyalisttir. ama mark twain’i mark twain yapan özellik bence bunların hiçbiri değldir.

o, benim okurken en çok güldüğüm yazardır. mizahın edebiyatı sulandırmadan nasıl yapılacağını en usta şekilde kanıtlamıştır edebiyat alemine hem de daha 1900’lü yıllara bile gelmeden. bazı mizahi öyküleri okurken insan sadece komik olduğunu ya da öyle olması gerektiğini anlar ve başka bir tepki vermez ancak mark twain okurken net bir tepkiniz vardır. gülersiniz. bize anlatmak istediklerini doğrudan anlatmaktansa daha farklı bir yol seçer twain ve der ki; “bir kediyi kuyruğundan taşıyan bir adam başka bir şekilde öğrenilecek bir şeyi öğrenir.” twain insanları güldürmenin neşelenmek için yeterli ve geçerli bir yol olduğuna inanır.

“bir atın hikayesi” bir öykü kitabıdır ve içinde “ölüm zarı” diye bilinen ünlü öykü de vardır. bloga yazmak için tekrar ve farklı bir yayından okuduğum kitap çevirinin önemini de bana bir kez daha göstermiş oldu. mark twain’i kötü bir çeviriden okumayınız. bu ek bilgiden sonra kitaba dönebilirim. “ölüm zarı”nda küçük bir çocuğun babasını hayatını nasıl kurtardığını anlatırken militarizme de hafiften bir dokundurur. “alonzo fıtz clarence and rosannah ethelton’ın aşkı” öyküsü ise garip bir aşk hikayesidir ki telefon marifetiyle sürdürülen ve nihayete erdirilen bir aşkı anlatır. zamane aşklarının örnek alması gereken bir öyküdür. “bir yargılama”da da önce idam edilip sonra yargılanmak istenen bir adamın hikayesi vardır ki ben okurken ciddi kahkahalar savurdum. en uzun hikaye olan “bir atın hikayesi”nde buffalo bill’in atının ağzından dinlersiniz öyküyü çoğu zaman ve bu öyküde yine askeri bir ortamda geçer ve içinde de çok sevimli bir kız çocuğu vardır.

mark twain çok büyük bir yazar olduğunu zaten ölmeden önce kanıtlama şansına erişmiş bir yazardır. okunmasını tavsiye etmek haddim değil elbette ama kitaplarına ilginizi çekmeye cesaret edebilirim sanırım. size yabancı olmadığına emin olduğum bu yazarı bir kez daha anma fırsatı olarak sunuyorum bu kitabı.

mark twain’in sözleriyle bitiriyorum yazımı:
araştır, hayal et ve keşfet…
devamını gör...

efendiler, eski istanbul beyefendisi olduğumuz için sağlam sandalyeyi eyluling'e verdik.
afedersiniz döt de biraz hacimli olunca, zaten kendine hayrı olmayan sandalye dötümde parçalandı.

madem ifşa olduk, medine dilencisi gibi otururken ifşa olmayalım.
buyrunuz.

edit : evet efesciyim, başka kutularda kendimi bulamıyorum *

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim