mark twain kitabıdır.

hepimizden üç kulaç daha derinde yaşayan ve döneminin kuşkusuz en büyük yazarı sayılan, william faulkner’ın kendini ve diğer amerikan yazarlarını onun varisi saydığı bir yazardır mark twain. katı bir emperyalist olan twain bu görüşünü 180 derecelik bir dönüşle tersine çevirir. o artık bir anti- emperyalisttir. ama mark twain’i mark twain yapan özellik bence bunların hiçbiri değldir.

o, benim okurken en çok güldüğüm yazardır. mizahın edebiyatı sulandırmadan nasıl yapılacağını en usta şekilde kanıtlamıştır edebiyat alemine hem de daha 1900’lü yıllara bile gelmeden. bazı mizahi öyküleri okurken insan sadece komik olduğunu ya da öyle olması gerektiğini anlar ve başka bir tepki vermez ancak mark twain okurken net bir tepkiniz vardır. gülersiniz. bize anlatmak istediklerini doğrudan anlatmaktansa daha farklı bir yol seçer twain ve der ki; “bir kediyi kuyruğundan taşıyan bir adam başka bir şekilde öğrenilecek bir şeyi öğrenir.” twain insanları güldürmenin neşelenmek için yeterli ve geçerli bir yol olduğuna inanır.

“bir atın hikayesi” bir öykü kitabıdır ve içinde “ölüm zarı” diye bilinen ünlü öykü de vardır. bloga yazmak için tekrar ve farklı bir yayından okuduğum kitap çevirinin önemini de bana bir kez daha göstermiş oldu. mark twain’i kötü bir çeviriden okumayınız. bu ek bilgiden sonra kitaba dönebilirim. “ölüm zarı”nda küçük bir çocuğun babasını hayatını nasıl kurtardığını anlatırken militarizme de hafiften bir dokundurur. “alonzo fıtz clarence and rosannah ethelton’ın aşkı” öyküsü ise garip bir aşk hikayesidir ki telefon marifetiyle sürdürülen ve nihayete erdirilen bir aşkı anlatır. zamane aşklarının örnek alması gereken bir öyküdür. “bir yargılama”da da önce idam edilip sonra yargılanmak istenen bir adamın hikayesi vardır ki ben okurken ciddi kahkahalar savurdum. en uzun hikaye olan “bir atın hikayesi”nde buffalo bill’in atının ağzından dinlersiniz öyküyü çoğu zaman ve bu öyküde yine askeri bir ortamda geçer ve içinde de çok sevimli bir kız çocuğu vardır.

mark twain çok büyük bir yazar olduğunu zaten ölmeden önce kanıtlama şansına erişmiş bir yazardır. okunmasını tavsiye etmek haddim değil elbette ama kitaplarına ilginizi çekmeye cesaret edebilirim sanırım. size yabancı olmadığına emin olduğum bu yazarı bir kez daha anma fırsatı olarak sunuyorum bu kitabı.

mark twain’in sözleriyle bitiriyorum yazımı:
araştır, hayal et ve keşfet…
devamını gör...

biyolojiyi seviniz, merak ediniz, anlamaya çalışınız. sayısalcıların sözel, sözelcilerin sayısal olarak gördüğü; biyologların ise sadece biyoloji olmadığını bildiği bilim dalıdır. medikal doktorluk ne kadar sözel alansa biyoloji de o kadar sözeldir. abd ve avrupa’da bir fakültenin bölümü olarak değil, tek başına fakülte olarak işler. zooloji, genetik, botanik gibi bölümler fakültenin içerisindedir.

mezun olmak türkiye’de oldukça kolay olsada gelişmiş ülkelerde oldukça zordur. biyoistatistik kanımca en kazık alanıdır ki türkiye’de hakkıyla bilen/yapan 10 kişiden fazla bilim insanı yoktur. bu nedenle biyologlar istatistik bölümlerinden destek alırlar. her çalışmada neredeyse bir istatistikçinin adının görünmesi bundandır.

sayısal alan olmadığını iddia edenleri organik kimya, biyoistatistik, evrim konularına davet edelim.

türkiye’de verilen değeri hes projeleri, kaz dağları altın araması, atık su arıtma sorunu, gdo’ların yaygınlığı, tohumların heba edilmesi, her görülen bataklığın kurutulmaya çalışılması, ötofikasyona uğrayan tatlısu kaynaklarının sayısı gibi başlıklara bakarak değerlendirebilirsiniz.

her ne kadar zooloji, genetik gibi gibi bir sürü alt kolu var gibi görünsede temelde saha-laboratuvar-masabaşı çalışmaları döngüsünde alt kolların kombinasyonu ile çalışır. yani tek bir alanda yetkin olmak yine türkiye’ye özgü bir durumdur. sitoloji çalışan bir biyoloğun, genetikten nasibini almaması bankamatik memuru olduğu anlamına gelir. ekolojik alan değerlendirmesi yapan birisi limnoloji, organik kimya (bkz: fosfat döngüsü) bilmiyor olması düşünülemez. (bkz: multidisipliner bilim)

biyoloji candır. bezelye çaprazlamak çok ilkel kaldı.
devamını gör...

özel günden kasıt 14 şubat ve benzerleri ise benim de olduğum insandır.
devamını gör...

hayırsız adanın acı dolu hikayesi. 80 bin canın yok edilişi.*


her milletin geçmişinde yüz kızartıcı hataları olmuştur. 1910 yılının 5 haziran günü dönemin ittihat ve terakki partili belediye başkanı suphi beysoyundu tarafından verilen bir kararla istanbul’da sokak köpekleri toplatılmaya başladı. tüm şehirde toplanan köpekler araçlarla tophane limanına getiriliyordu. buradan mavnalara yüklenip marmara denizinde bulunan sivri adaya bırakılıyordu. su kaynağı bulunmayan bu ada sadece kayalıklardan ibarettir. ne bir ağaç ne de gölgelik bir yer bulunan bu ada gelen bu masum canlıların son ziyaretgahı olmuştu. ada üzerinde hiçbir canlı bulunmadığı için adaya bırakılan köpekler açlık ve susuzluktan dolayı birbirlerini yemişlerdir.

bu katliamın yapılmasının en büyük sebeplerinden biri o dönem fransız bir firmanın istanbul belediyesine yaptığı başvuruydu. bu başvuruya göre istanbul’da o zaman sayıları “seksen bin” üzerinde olan köpeklerin kürk ve kemiklerinden yararlanılmak istenmesiydi. toplanacak olan köpekler öldürülüp işlenecek ve fransa’ya gönderilecekti.

fakat bu anlaşma devam etmedi. köpekler toplandı fakat firma alımı yapmadığı için hayvanlar toplandıkları adada hayatlarını kaybettiler. bu katliamın ardındaki bir diğer sebep ise ıı. meşrutiyet öncesi iktidarda olan ıı.abdülhamid zamanında köpeklere iyi bakılması ve korunmasıydı. kuduz vakalarını önlemek için dünyadaki 3. pasteur enstitüsü ıı.abdülhamid’in yaptığı büyük miktarda yardımla istanbul’da açılmıştı.


köpeklerin sokakta özgürce çiftleşmesi de doğal aşı yerine geçiyordu. fakat 1908 yılında önce ıı. meşrutiyetin ilanı ve sonra abdülhamid’in tahttan indirilmesiyle köpekler sahipsiz kaldı. onun yerine geçen ittihad ve terakki partisi de sabık hükümdardan kalan tüm özellikleri silmeye çalışıyordu.

aslında istanbul’da köpeklerin başı bu olaydan önce iki kez belaya giriyor. söylentiye göre bu olayların ilkinde ingiliz sefaretinde görevli birini ısıran köpekler şahsın kaçarken yüksek bir duvardan düşüp ölmesiyle “istemeyen” ilan ediliyorlar. majestelerinin hükümeti osmanlı’ya ültimatom veriyor. sultan 2. mahmut da kararını açıklıyor:

“sokak köpekleri tez elden toplana, teknelere konula ve sivri ada’ya bırakıla…”

operasyon başlıyor. halk “köpekleri bırakın” diye haykırıyor. yeniçeri ocağı’nı dağıtan 2. mahmut kararını geri alıyor.

ikinci büyük köpek toplama harekatı sultan abdülaziz devrinde yaşanıyor. köpekler toplanıyor, teknelere konulup hayırsız ada’ya bırakılıyor.

bu operasyonla eş zamanlı olarak 1865 eylülünde büyük istanbul yangınlarından biri başlamasın mı! beyazıt’tan gedikpaşa’ya kadar evler konaklar kömür oluyor. halk anında bu felaketin gerekçesini buluyor: köpekleri topladınız, allah da cezanızı verdi! köpekler olsaydı önceden haber verirlerdi. tekneler yeniden hayırsız ada’ya gidiyor, köpekleri yükleyip istanbul’a geri getiriyor.

1910 katliamından sonra ise iki savaş çıkıyor. önce libya italyanlar tarafından işgal ediliyor. sonra balkan savaşları çıkıyor. bu olaylardan sonra sivri ada’nın adı “hayırsız ada” şeklinde değişiyor. 1910 köpek katliamı ile ilgili 2010 yılında serge avedikian tarafından yapılan animasyon filmi “chienne d’historie” filmi, o yılın cannes film festivalinde en iyi kısa film ödülü alıyor.



link
devamını gör...

5 mart 1960 amerikalılar havana limanında demirli "la coubre" gemisini bombaladıktan sonra, cenaze töreninde dayanışma yürüyüşü.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

görsel kaynağı
devamını gör...

herhangi bir işi yaparken "benim işim hallolsun da gerisi önemli değil." düşüncesi içerisinde olan insanların tutumu için söylenen cümle.

bu sözün kısa bir hikâyesi de vardır. 18. yüzyılda yaşamış olan fransa kralı xv. louis, keyfine ve eğlenceye son derece düşkün bir adammış. halkın sorunları da umurunda değilmiş. yakınlarında bulunanlar kendisini uyarırmış zaman zaman "kralım, halkın öfkesi büyüyor..." diyerek. ancak xv. louis buna aldırış etmezmiş ve şöyle dermiş: "ben yaşadığım sürece taht benim. ötesini benden sonraki krallar düşünsün. isterse benden sonra tufan kopsun..."
devamını gör...

ana julia gobbi adlı sanatçının gözünden.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

19,5 binden 20 bin olur bence bu.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

mod yükselten insandır. hayat enerjisini size de bulaştırır.
1) günaydın: pek reaksiyon almazken kuru kuruya günaydın diye karşılık verirsin.
2) güünnaaayydın: günaydııııın *

şekil a'da göründüğü gibi mod tavan,enerji müthiş gelsin güünnaaayydıncıklar. 2 ay sonra görcem sizi...
devamını gör...

bizimkiler, susam sokağı izledim. teletextte haber aradım. galatasaray uefa kupası'nı kazandığında sabaha kadar kutlama yaptım.
devamını gör...

adını aynı isimli kitabın yazarı lewis carol'dan alan (onun da bu hastalıktan şikayetçi olduğu biliniyor) sendromu yaşayan kişinin; aynaya baktığında vücudunun el, ayak ve kafasının orantısız olduğunu düşündüğü yani vücut ve cisim algısında birtakım bozulmalar oluştuğu, dünyanın en ilginç rahatsızlıklarından biri.
göz ve beyin arasındaki sinyallerin doğru çalışmaması sebebi olarak düşünülmektedir. bazı rahatsızlıklarla ortaya çıkar ve asıl sebebi bilinmemektedir. kişi görmesinde problem olduğunu düşünür. migren, sık psikoaktif ilaç kullanımı , beyin tümörü, beynin kan dolaşımındaki sorunlar sendroma sebebiyet vermektedir. çocuk ve ergenlikte görülüp 20'li yaşlarda kaybolmaktadır.
aslında herkesin yaşadığı söylenilen alice harikalar diyarında sendromu, ortalama yılda bir kez yaşandığında sorun teşkil etmezken, günde birçok kez yaşanması kişide büyük psikolojik sorunlara yol açmaktadır.

sendromun belirtileri şu şekildedir:
mikropsi (cisimleri olduğundan küçük görme)
makropsi (objeleri olduğundan büyük görme)
metamerhopsi (cisimleri çok şişman, çok ince, kısa, uzun görme)
telopsi (cisimleri olduğundan uzakta görme)
pelepsiya (cisimleri olduğundan yakın görme)
vücut imajını farklı algılama, hareketlerde asimetri
dokunma duyusundaki bozukluklar
zaman algısının bozulması
ses algısının bozulması

koltuğu karınca gibi küçücük görürken, pencereye konan kuşu pencere büyüklüğünde görebilir. bir süngeri çok sert, bir masayı yumuşak algılayabilir, olmayan sesler duyabilirler. semptomlar genellikle gece ortaya çıkar. bunun nedeni gece ışığın ve sesin azalmasıdır. belirtiler hastalara göre değişebilir.

yeteri kadar bir ilerleme sağlanamadığı için etkili bir tedavi yöntemi bulunamamıştır. tedavi migren tedavisine benzer bir yolla yapılır ve bazı vakalarda istirahat, rahatsızlığın ortadan kalkmasında etkili olmaktadır.
kişilerin birbirleriyle deneyimlerini paylaşması da tedavi açısından rahatlatıcı bir etkiye sahiptir.

kaynakça
devamını gör...

inanmıştım
devamını gör...

'beraber saçmalayabilirsin' yazarı.
burada nadir saçmaladığım ay ne diyorum ben nadir konuştuğum yazarlardan. yani şimdi 3 bilemedin 402 kişi var bu listede.

en birincisi olur mu? olabilir ama ilk üçte kesin var. beraber şöyle olabiliyoruz daha ne isterim yahu?
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
bazen ciddi başlıyoruz ama sonu yine oralara varıyor.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kendisi aynı zamanda büyük bir ifşacı. #1117385 yazmış olduğum şu masumane tanımı nickaltıma gelerek yalanlamıştır. #1117677 hayır doğru mudur? belki doğrudur. bilemeyiz en azından okuyanlar bilemez. kim bilir ben bilirim. o bilmez bak bilse de yalanlarım. kanıt var mı kanıt heh?

kendisiyle konuştuğumuz konular akışa düşüyor bundan biraz tırsmıyor değilim. yüksek yerlerde tanıdıkları olabilir veyahut kendisi yüksek yerde olabilir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
böyle olması muhtemel durum ama siz yine de çaktırmayın aksi mümkünse hepimizin topuklarından vurdurabilir. ya da uçmağa gönderttirebilir benden söylemesi.
canım yazar ne çok seviyorum yaaa..*

pattis kabuklarıyla ilgili bir derdi var çok anlayamadım. içine belkim gollom kaçmıştır emin değilim. bu arada inekleri çok sever. atları da seviyor. hee beraber para biriktirip dinazor almayı planlıyoruz ama bahçede geleni geçeni yer diye de korkuyoruz.

hakkında çok çeşitli rivayetler var. onları buraya taşısam mı, taşımasam mı? emin değilim. diksiyonu düzgün, yakışıklı mı yakışıklı, pek kibar pek, komikli bir bireymiş. kaynak açıklayamıyorum. açıklasa mı neyse kalsın gizli kaynak iyidir sağlığa daha iyi gelebilir. şimdilik gizli kalsın. kaynak kendini açık ederse o zaman düşünürük.

şimdi efem. kendileri iyi yazıyor hoş yazıyor. ee accık ucundan kankimiz de oluyor şimdi övsek suç yersek suç burada bırakalım diyorum.

takip edin, okuyun, az konuşun zaten kendiniz bizzat göreceksiniz ne demeye çalıştığı mı? ne demeye çalışıyorum? *

pek kıymetli sayın yazar. keyifli sözlükler. hade ben gaçtım.
devamını gör...

ilk önce öğretmenlerin maaşı yüksek olmalı. sonrasında sağlık çalışanlarıdır.
devamını gör...

en saf duygudur.

aşk nedir bilmezsin. annene,babana,arkadaşına verdiğin sevgiden farklıdır. bunu hissedersin sadece. çocukluk aşkım, akrabalardan birinim ogluydu. benden 5,6 yaş hatta belki de daha büyüktü. o abilik yapardı bana, ben ise aşıktım ona. elimden tutup bakkala götürse beni deli gibi mutlu olurdum. bayram harçlıklarıyla bana cips,çikolata alırdı. tabi onu görünce ben mest oluyorum. tatlıydı da vicdansız. bana göre dünyanın en yakışıklı kişisiydi o zaman. kaldı ki küçücük yaşımda tüm sülalemin önünde ona evlenme teklifi bile etmiştim. "evlenelim mi?" demiştim. babamın sinirli hali hala gözümün önünde. evliliği evcilik oyunundan ibaret sanan bir velettim. baktım bizimkisi kızarıyor "şimdi olmazsa da büyüyünce evlenelim mi?" demiştim. ben üzülmeyeyim diye garibim mecbur onaylarcasına kafa sallamıştı.

ayni şehirde oturmasak da bayramdan bayrama görüştüğüm çocukluk aşkım, istanbul'da oturduğu için onun istanbul'a döneceğini öğrendiğim de saatlerce ağlamış, ilk terkedilişimi tatmıştım. yaş maksimum 6-7 bu arada *. eşyalarımı toplayıp yanına gitmeyi bile düşündüm. halbuki nereye gidiyorsun yani?

şimdi evli,mutlu,çocuklu, çocukluk aşkım. benim ise aşka inancım kalmamış. ııı yaşım mı? yaşım hala 7 bu arada*
devamını gör...


açılmış sarmaşık gülleri kokularıyla baygın
en görkemli saatinde yıldız alacasının
gizli bir yılan gibi yuvarlanmış içimde kader
uzak bir telefonda ağlayan yağmurlu genç kadın
rüzgar uzak karanlıklara sürmüş yıldızları
mor kıvılcımlar geçiyor dağınık yalnızlığımdan
onu çok arıyorum onu çok arıyorum
heryerimde vücudumun ağır yanık sızıları
bir yerlere yıldırım düşüyorum
ayrılığımızı hisettiğim an demirler eriyor hırsımdan
ay ışığına batmış karabiber ağaçları gümüş tozu
gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar yaseminler unutulmuş
tedirgin gülümser
çünkü ayrılık da sevdaya dahil çünkü ayrılanlar hala sevgili
hiç bir anı tek başına yaşayamazlar
her an ötekisiyle birlikte herşey onunla ilgili
telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalar
gittikçe genişliyen yakılmış ot kokusu
yıldızlar inanılmıyacak bir irilikte
yansımalar tutmuş bütün sahili
çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil
çünkü ayrılıklar da sevdaya dahil
çünkü ayrılanlar hala sevgili
yanlızlık hızla alçalan bulutlar karanlık bir ağırlık
hava ağır toprak ağır yaprak ağır
su tozları yağıyor üstümüze
özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır
eflatuna çalar puslu lacivert bir sis kuşattı ormanı
karanlık çöktü denize
yanlızlık çakmak taşı gibi sert elmas gibi keskin
ne yanına dönsen bir yerin kesilir fena kan kaybedersin
kapını bir çalan olmadı mı hele elini bir tutan
bilekleri bembeyaz kuğu boynu parmakları uzun ve ince
sımsıcak bakışları suç ortağı kaçamak gülüşleri gizlice
yalnızların en büyük sorunu tek başına özgürlük ne işe yarayacak
bir türlü çözemedikleri bu ölü bir gezegenin soğuk tenhalığına
benzemesin diye özgürlük mutlaka paylaşılacak suç ortağı bir sevgiliyle
sanmıştık ki ikimiz yeryüzünde ancak birbirimiz için varız
ikimiz sanmıştık ki tek kişilik bir yalnızlığa bile rahatça sığarız
hiç yanılmamışız her an düşüp düşüp kristal bir bardak gibi
tuz parça kırılsak da hala içimizde o yanardağ ağzı
hala kıpkızıl gülümseyen sanki ateşten bir tebessüm zehir zemberek aşkımız

(bkz: attila ilhan)
devamını gör...

(bkz: kedi)

(bkz: kuantum elektrodinamiği)
devamını gör...

bulunmak istenilmeyen bir ortamda mecburiyetten kalmak.
devamını gör...

kışlık kahvaltılıktır kendisi efenim. yeşil biber, lor ve tuzlu süt ile hazırlanır.
sütü pişirin ve içine damağınıza uygun tuzu atıp karıştırın bırakın biraz soğusun. o sırada kavanozun dibine loru biraz serpin sonra boyuna göre 2 3 parçaya böldüğünüz biberleri de yerleştirin. bir kat lor bir kat biber olacak biçimde işleme devam edin. en son üzerine sütü dökün. sütün kavanozun her yerine yayıldığından emin olun. dilerseniz üzerine bozulmaması için zeytinyağı döküp havayla temasını kesebilirsiniz. bir kaç hafta içinde hazır olacaktır. afiyet olsun.
ayrıca kendisi tarhana çorbasıyla müthiş oluyor.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

motivasyonun tanımı a noktasından b'ye gitmek için gereken enerjinin üretilmesi.
motivasyonsuzluk ise akademik olarak da merak ettiğim bir konu. youtube'da binlerce motivasyon videosu var. arka fonda müzikler çalıyor, sesler yükselip alçalıyor, başarılı insanların konuşmaları vs.kurgu olarak mükemmeller. ama asıl soru şu, motivasyon içerikleri işe yarıyor mu ? bence cevabı hayır, sebebini bir görsel ile açıklayayım.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

şimdi, şu adam kadar motive olan bir bisikletci bu dünyada yok. çünkü hayatta kalma içgüdüsü devreye girmiş. ciddi başarıya ulaşan, sınıf atlayanların çoğunda gözlemlediğim bir şeydir, hepsi "kafama silah dayanmış gibi hissediyordum" diyor. çoğu insan çalışmazsa eğer kaybedeceği şeyler(promosyon, biraz fazla maaş/statü vs) umrunda olmuyor. şimdi hayatı o işi başarmaya bağlı olan kişi ile gönülsüz bir şekilde çalışan, motivasyon üretmek için motivasyon izleyen kişi aynı mı?
uzun süre 'hayati tehlikem var, kurtulmam lazım' motivasyonu ile yaşamış kişiler kendini belli ediyor. yeniliklere açık olamıyorlar, tek doğru olduğuna inanıyorlar. aslında insanı uzun vadede kısıtlayan bir durum. umarım bu tür motivasyonlara uzun süre sahip olmazsınız, çok sağlıksız.

sağlıklı olan motivasyonun ise ödev duygusu ile yaratılacabileceğine inanıyorum. kişinin, gelecekde nasıl birisi olacağı, nasıl bir hayat yaşayacağını hayal edip ona ulaşmak için çalışması. merdiven çıkar gibi ilerlemesi. yavaş ve hergün +%0.1 ekleyerek, uzun vadede. ödev duygusu, araya uzun çalışmama dönemleri girse bile, insanın geri dönüp gelişime devam etmesini sağlıyor. böylelikle stresi uzun vadeye yayıyor, sağlığını,psikolojisini ve hayatını etkilemiyor.

motivasyonda birisini sevmek/güvenmek gibi hayatta sınırlı olan bir duygu olduğunu düşünüyorum. çok sarsıntılı şeyler yaşayanlar, sonra raydan çıkabiliyor(aşırı veya hiç olmayan motivasyon).

kendi yaptığım, kendimi günlük çalışmaya zorlayacak ortama giriyorum, ailesime/çevreme/kendime hayallerini anlatıyorum, bu konular hakkında ileri-geri iddialarda bulunuyorum. çünkü bu bahisleri döndüremezsem egom sarsılır. egom sarsılmaması için çalışmalıyım vs.

motivasyon yaratan hormonlar gökten, video izleyerek, spor yaparak falan gelmiyor yani. kendinizin en derin/karanlık yönlerine hitap edecek şekilde konuşun/bahisde bulunun, sonra o bahsin olumsuz gerçekleşmemesi için çalışın. o çok büyük görünen işler için gereken motivasyonu ancak tüm benliğinizin öldüğünü/öleceğini düşürnürseniz üretebilirsiniz. bunu da uzun vadeye yayın. sonra alışkanlık oluyor, hissetmiyorsunuz/düşünmüyorsunuz.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim