kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ileride çok işime yarayacağı söylenilen bir durumdur. bakalım, görelim.
devamını gör...

suudi arabistan'ın çılgın projesi. tebük civarlarında yapılacak* olan fütüristik bir şehir ve hatta belki de şehir devleti. projenin fikir babası ise meşhur reformist (?) veliaht muhammed bin selman.

gelin biraz anlatayım.

öncelikle, tam olarak nerede olduğunu tahayyül edebilmek için harita şöyle:
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

görüldüğü üzere, projenin göze çarpan ilk özelliği mükemmel bir konumun seçilmiş olması. bu bölge, iklimi ve doğal güzellikleri bakımından, suudi arabistan'ın neredeyse en güzel ve en yaşanabilir bölgesi. hatırlatayım, suudi arabistan'ın coğrafyası özelinde konuşuyoruz, anadolu topraklarını görmüş olan bizlere "bu ne ya böyle, her yer dağ toprak?" dedirtebilir elbette ama malzeme de ortada sonuçta. ayrıca bu konumun çok büyük bir avantajı daha var: dünya nüfusunun %70'i sadece 8 saatlik bir uçuş mesafesinde yaşıyor. yani hemen hemen her yere yakın bir yer neom.

peki, anladık, lokasyonu güzel. tamam da nedir bu neom?

neom her anlamda gelecek düşünülerek tasarlanan bir şehir. robotlar ve yapay zekâlar tarafından sürdürülecek olan; bütün iş kollarının, sektörlerinin ve bunlarda çalışacak olan iş gücünün; bilimin, sporun, sanatın ve bunları icra edecek olan bilim insanlarının, sporcuların ve sanatçıların geleceği tahayyül edilerek geliştirilen bir proje. mevzubahis insanların çalışma ve yaşam koşullarının iyileştirilmesiyle buraya beyin göçü çekilmesi ve bu şekilde de neom'un, tabiri caizse, "yeni dünyanın bilim, kültür, sanat ve spor başkenti" yapılması ön görülüyor.

peki, bütün bunlar ne için?

size bir sır vereyim mi? dünyanın petrol rezervi, her geçen yıl artan taleple birlikte, 2034 yılında tükenecek olabilir. yani sadece 13 yıl sonra. tesadüf budur ki, neom da suudi arabistan'ın saudi vision 2030 ismini verdiği hedefleri çerçevesinde gerçekleştiriliyor.* bu vizyonun en büyük görüşü ise petrole olan bağımlılığı azaltma üzerine. yine tesadüfe bakın ki, neom'un geliştirilme sürecinin neredeyse her alanında yenilenebilir enerji kavramı ön plana çıkıyor.

örneğin dubai kadar ve hatta hizmet sektörünün gelişkinliğiyle ondan daha da fazla turist çekecek bir bölgeye her türlü maddi ve manevi üretimi de eklerseniz ne olur? neom olur.

bilim insanlarına refah bir yaşam alanı sunarsanız, sanatçılara özgür bir ortam yaratırsanız, sporculara verilebilecek en geniş imkanları verirseniz ne olur? o insanlar harika şeylere imza atarlar. bütün bunları da sizin adınızın altında yaptıkları için, ister istemez sizin reklamınızı yapmış olurlar. böylece nur topu gibi yeni şehrinize nüfus yaratmış olmakla kalmaz, üzerine, daha çok turist çekmiş de olursunuz. bütün bu insanlar, yarattığınız refahın da etkisiyle, deliler gibi tüketirler ve siz de deliler gibi para kazanırsınız. ayrıca yeni yerli nüfusunuz da tükettikçe üreteceklerdir. ve bingo! sonsuz döngü.

işte böyle. teoride her şey çok güzel. fakat pratikte ne kadar başarılı olabilir ki neom? sonuçta suudi arabistan'dan bahsediyoruz. herhalde sizin de aklınıza takılıyordur. işte tam da bu yüzden, henüz söyleyeceklerimi bitirmedim.

öncelikle bu projenin her anlamda uluslararası düşünülerek tasarlanan ve geliştirilen bir proje olduğunu bilmek gerek. yani aslında bütün bunlar arap vatandaşları için değil, dünya vatandaşları için yapılıyorlar. new world order'cı komplo teorisyenlerine de gün doğdu, hadi yine iyisiniz. ama herhalde siz de böyle olması gerektiğini kabul edersiniz. takdir edersiniz ki, böylesine büyük bir projeye ancak küresel düşünerek imza atılabilir. bakın, yalnızca yerel bir vizyonla geliştiriliyor olsaydı şimdiye kadar kimsenin dikkati çekmeyecek olan bir şey hakkında ben yazıyorum ve siz okuyorsunuz bile. ayrıca, 34 milyon kişilik suudi nüfusuna hitap etmek yerine 7,5 milyar insana hitap etmek çok daha mantıklı değil mi? böylelikle yukarıda bahsettiğim kalifiye insanlara ulaşma ihtimali kat kat artmaz mı?

ve "last but not least"... hatta en güzel şeyi de sona sakladım. neom'da şeriat yok! vay efendim şu kadın şunu giymiş, şu erkek şunla zina etmiş, şu kafirmiş... yok! neom kendi insanları tarafından geliştirilecek evrensel bir hukukla, kendi insanlarının seçtiği yöneticiler tarafından yönetilecek. "şehir devleti" dememin sebebi de bu işte. suudi arabistan'a bağlı fakat kendi içinde özgür bir siyasi yapıdan bahsediyoruz çünkü.

biraz ırkçı kaçacak ama, vallahi söylemesem olmaz, elin arap'ındaki vizyona bakar mısınız? bak şerefsiz evladıyım ağlamamak için kendimi zor tutuyorum.

tabii ki bütün bunlar şimdilik yalnızca kâğıt üzerindeler. ileride ne olacağını, nasıl olacağını kimse bilemez. ama şimdiye kadar bu konularda çok büyük bir farkındalık sezinlediğimi söylemeliyim.

peki, suudi arabistan'dan bile böyle bir vizyon örneği çıkabiliyorken, bizim insanımızın vizyonu ne durumda? malum, artık dünyanın düşünsel açıdan geri kalmış medeniyetleri bile yapay zekâdan, robotikten, yenilenebilir enerjiden bahsediyor. bizim insanımız nasıl bakıyor bu olaya? şöyle (aynen başlıklarıyla):

"deccal'in devleti neom !!"
"deccal'in robot devleti: neom"
"neom, arabistan da kuruluyor. robot sayısı insandan fazla olacak! kıyamet gibi proje. neom şehri..."
"yecüc-mecüc istilasının içinde miyiz? yapay insanlar mı geliyor?"

deccal? kıyamet? yecüc-mecüc? pardon? ne alaka? ne diyorsunuz siz? kimsenin mi ağzından çıkanı kulağı duymuyor ya?

vay be!

---

ayrıca:

resmi internet sitesi
ve: (bkz: the line).
devamını gör...

1977 yapımı bir david lynch şaheseri. charles bukowskinin hayatım boyunca izlediğim en iyi film ikinci bir film adı veremem size diyerek övdüğü filmdir ayrıca lynch üstadın ilk uzun metraj filmidir. film sizi içine çekerek gerçeklik algılarınızı alır uzaklaştırır. klasik bir sonradan baba olacağını öğrenip kadını yanına alma hikayesi olarak başlasa da çok farklıdır ortaya çıkan bebek bir yaratıktır konusu ama film resmen bir sürreal şölen yaşatır size düş mü gerçeklik mi anlayamazsınız bile. stanley kubrick bile bu film için arkadaşlarna muhakkak izleyin demiş ve filmde olan bebeğin nasıl yapıldığını öğrenmek için para teklif etmştir ama lynch'tan bir cevap alamamıştır. sağlam bir sabır çelik gibi bir irade ve güçlü bir mide isteyen bu filmin içerisinde klasik lynch dokunuşlarını hemen farkediyorsunuz. her filminde olduğu gibi bu filmde de baştan aslında mesajları veriyor lynch ama biz tabii ki çok sonradan anlıyoruz. imgesel dokunuşları bu kez fazlasıyla hissettiğimiz için sanki bir silgi ile beynimizi siliyor yönetmen filmin içerisinde 1977 yılında klasik sinema kurallarını altüst edip üstüne birde ayaklarının altına alıp çiğnemiştir. zamanın çok ötesinde oyunculuklar, senaryo ve makyaj ile. john nance nasıl oyunculuktur o.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

gençliktir. çünkü o gençliğin verdiği enerjiyi yaşlılık vermiyor. bir de elinizden giden yıllar…

her anı insan doyasıya yaşamalıdır ileride şunu yaşamadım diye pişman olmamak adına…
devamını gör...

iniş ve çıkışlar, yükselişler ve düşüşler…
ara ara çocuk halimi düşünürüm, yaşadıklarımdan çok durumlara bakış açım, hayattan beklentim gibi hayata olan gözlemimi hatırlamaya çalışırım. biraz beyin fırtınasının ardından aydınlık sayfalar canlanır kafamda, düşünmeye devam edince ise simsiyah anılar. o yeni yoğrulmaya başlamış zihnimin gri bir bölgesini pek hatırlayamıyorum. günler ve geçirdiğim vakitler ne heyecanlı ve mutlu geçerdi. her şeye karşı sonsuz bir istek, geleceğe karşı verilmiş devasa sözler. merakım asla doymuyor ve daha ufacık olan dünyamda her şeye karşı bir öğrenme güdüsü gösteriyordum. inanılmaz bir yaşam arzusu ancak her şeyin toz pembe olduğunu düşünmeyin lütfen. bu arzu üzgün olduğum zamanlarıda kapsıyor. o kadar beyaz bulutların üstünden simsiyah bi denize çakılıyordum aksi durumlarda. ufacık bir ipliğim tutuşsa hayatımın bağlı olduğu halatlar kül olmuşcasına bir aşırılık kaplıyordu içimi. ee, bir bakıma çocuk olmanın tanımına da uyuyor sanırsam bu. doruklarda yaşamak ve inanılmaz bir devam etme gayreti. sonra şimdiyi düşünüyorum, bu büyümüş olan beni ve belki de içimde bir nebze de olsa kalmış olan küçüğümü. doruklara ulaşmak hala çok kolay, mutluluk ve hüzün. peki ya merak ve ilerleyiş? burada iki ayrı monoloğum var birisi artan merakım ve sınırsız tecrübe edilecek bilginin çokluğu karşısında ezilme, bir diğeri ilerleyişin ağırlığı, sebebini arama ve ilerleyişin geçmesini bekleme. evet, günlerle beraber sona doğru ilerliyoruz ve ayakta tutanda o merak oluyor. öğrenmek, öğrendikçe cebe konanın miktarının küçüklüğünü fark etmek. daha ağır ağır ilerlemek ve elimden geldiğince renkli bir süreçle yol almak. ne için tüm bunlar? kaçınılmaz bir son karşısında bir bekleyiş? ya da içten içe bilinen tüm bu durumlar karşısında yavaşlayan adımlarla durana kadar devam edip sonunda yine bekleme pozisyonuna varmak?
devamını gör...

plymouth'un 1970 yılında nascar yarışları için ortaya çıkardığı, 1969 yılında kardeş takımı dodge tarafından üretilmiş dodge charger daytona* üzerinden geliştirilen yarış aracıdır.. tasarım olarak daytona'ya oldukça benzer, aerodinamik donanımlar neredeyse aynıdır.. tabi ki chrysler'daki roket mühendislerinin daytona'ın tasarımında çalışmaları ve elde ettikleri bilgi birikimini bu araç üzerinde uyguladıklarını söylememe gerek yok..
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
plymouth road runner aracı üzerinden geliştirilmiştir.. tıpkı daytona'daki gibi önüne koni şeklinde aerodinamik parça, arkaya da kocaman kanat..nascar dünyasındaki aero cars veya winged warriors isimli grubu oluşturan 2. üyedir.. plymouth'a özgü arka kanat yanına ve önde soldaki açılıp kapanan farın üstüne ünlü çizgi film karakteri road runner çıkartması eklenmiştir.. aracın en büyük yapılma amaçlarından birinin o zamanki ünlü yarışçıları richard petty'nin plymouth'un önceki araçlarıyla yeterince rekabetçi olamamasını düşünüp ford'a gitmesinin ardından kendisini tekrar takıma geri döndürmek olduğu söylenir.. nitekim bu araç ortaya çıktıktan sonra geri de dönmüştür..
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
nascar'da bir aracın yarışabilmesi için trafikte de kullanılabilen versiyonunun mevcut olması gerekir, yani homologasyonu olmalıdır, bu sebeple aynı daytona'daki gibi bu aracın da trafikte kullanılabilir versiyonları üretilmiştir ve bunlarda da o sivri burun üzerine açılıp kapanabilen * farlar konulmuştur.. 1970 yılında trafikte kullanılabilir araç üretme sınır minimum 500 idi, ancak bu araçtan tam 1935 tane satıldığı söylenmektedir.. arka kanat tasarımında rüzgar tüneli kullanıldığı için kanat açısı en yüksek verimlilikte olacak şekilde ayarlanmıştır, böylece arka tarafta elde edilen yere basma kuvveti optimum düzeydedir.. bu aracın üzerinden yıllar geçmesine rağmen kanatın tasarımı ve yüksekliğinin matematiksel hesaplamaları, neye göre karar verildiği chrysler tarafından hep sır gibi saklandığı söylenir ancak emekli bir chrysler mühendisi bu kanadın yüksekliği için "bagajın rahatça açılıp kapanması için bu yüksekliği uygun gördük" demiştir.. ama tesadüfe bakın ki sonraki yıllarda yapılan araştırmalar, aracın üstündeki kanadın yüksekliğinin en uygun yere basma kuvveti elde edebilmek için gereken kanat yüksekliği olduğu ortaya çıkmıştır..***
arka çamurluk daha büyük tekerlek takabilmek, bu tekerleklerden dolayı oluşacak yerden yüksekliği azaltmak ve daha büyük iz genişliği için kesilip genişletilmiştir..
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
bu araçta 3 farklı motor seçeneği vardı.. 426 kübik inç, 425 hp güç üreten hemi v8 motor, 440 kübik inç, 390 hp güç üreten plymouth'larda super commando diye geçen, dodge charger daytona'daki magnum motorun aynısı ve yine bu motorun 375 hp'lik farklı bir versiyonu vardı.. 426 hemi motorunun üretimi biraz pahalıydı bu sebeple sadece 135 tane superbird bu motorla satıldı..
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
bu araç aerodinamik olarak oldukça gelişmişti ancak üstündeki bu eklemeler aracın ağırlığını artırmıştı.. normal bir plymouth road runner 400 metre drag yarışında superbird'i geçebiliyordu ancak 100 km/h'ın üstündeki seyir hızlarında, yapılan bu aerodinamik eklemeler meyvesini vermekteydi..
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
bu aracın da sonu daytona gibi oldu.. önceki yıllarda pilotlarını kaybetmelerine sebep olan ford dominasyonuna kardeşi daytona ile son verip kendileri nascar'ı domine eden bu araçların sonu, rekabet olması için nascar motor hacimlerini 305 kübik inç ile sınırlandırmasıyla ve bu hacimde elde edilen güç bu araçlar için yapılan aerodinamik eklemelerle artan araç ağırlığı ile birlikte nascar'da yetersiz kalmasıyla son buldu.. ardından aerodinamik eklemeler de yasaklandı ve bu aracın ömrü sadece 1 yıl sürdü.. nascar, bu sınırlama ile araçların yavaşladığı döneme girdi, bu sınırlamanın bir diğer sebebi de mevcut lastik teknolojisi 320 km/h'a ulaşan hızlarda güvenli olmamasıydı.. aero-cars, aero-warriors veya winged-warriors denen bu radikal tasarımlı araçlar sadece 1-2 yıl var olmalarına rağmen tarihe iz bırakmayı başarmışlardır.. günümüzde 1000'in üzerinde superbird'ün hala var olduğu söylenmektedir ve özel bir araç olduğu için çoktan koleksiyonluk olmuştur..
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
"beep-beep"
devamını gör...

ilkokuldayım... o zamanlarda herkesin annesi pazar günleri çoluğu çocuğu banyoya sokar bir güzel çitiler, ertesi gün de okula gönderir. yazılı olmayan kuraldır bu. günlerden yine böyle bir gün. klasik ritüelimizi tamamlamışız kolumdan hiç çıkarmadığım saatimi de takmışım banyodan sonra ve işlem tamam. yattım gitti.

neyse ben uyandım bir baktım saat yedi. giyindim kuşandım, annem de kalktı beni yolcu etti falan her şey normal. sokağa çıktım ama fırın kapalı. hayırdır neden kapalı diyorum içimden tabii. neyse yola devam. ileriden bir sarhoş geliyor şarkı söyleye söyleye. neler oluyor ya diyorum her yer kapalı, karanlık. peşime polis düştü sonra. beni yakalamasın mı?

polis: nereye gidiyorsun evladım?
ben: okulaaaaa
polis: ne okulu saat daha gecenin biri!

arkamı bir döndüm annem sabahlıklarla fırlamış kadıncağız. beni yolladıktan sonra farkediyor ki saat bir.

meğer ben saatimi ters takmışım. saat bir ama ters takınca yedi oluyor tabii.
devamını gör...

halk arasında "sanat zehirlenmesi" anlamına da gelen psikoloji alanında “hiperkültüremi” olarak bilinen bu rahatsızlık, farklı kültürlerdeki sanat eserlerin gezen insanlarda görülüyor. bu insanlar tek başlarına ziyaret eden, o yörenin dilini bilmeyen turistler oluyor genellikle.bu sendroma yakalanan insanlar, gezdikleri sırada sanat eserlerinin güzelliği, ihtişamı karşısında kalp hızları artıyor.baş dönmesi, yoğun şaşkınlık, baygınlık gibi durumları yaşıyorlar.
devamını gör...

ahanda kendime kulüp buldum dediğim başlıktır. helal la domestic hıyar
her ne kadar ateist kaplumbağa büyük resmi görmüş ve oyunu bozmuş olsada, farklı bir açıdan bakalım derim.

kulüp 70 kişiye varınca, önümüzde ki kurban ortak dana’ya bile girebiliriz (bkz: ortak dana sorunsalı) bu zamanda yedi kişiyle zor.

discord’a üyeliği açar ancak kimse konuşmazsa, kulüp amacına varmış olur. zaten kim merak ediyor benim 100’lük pimaj borusu sesimi?

ha bu arada. discord ne la? hakkaten ne? ben hiç kullanmadım ki.

gece editi: ya arkadaşlar biliyoruz discord’u. hatta vardır üyeliğim. aratın nick ile çıkayım karşınıza fötöm ile tipimle. ayrıca sesim boru gibi değil, bülbülün güle avazı kıvamındadır. yapman böyle! az ironi.
devamını gör...

almanya'nın magdeburg şehrinde bulunan yetimhaneden kaçan ludwig karl friedrich detroit adındaki çocuk daha sonra gemilerde çalışmaya başlar. henüz 12 yaşında istanbul boğazında gemiden atlayıp kız kulesine kadar yüzer. mehmed emin ali paşa kendisine getirilen bu çocuğu pek sever ve ismini mehmet ali yaparak himayesinde tutar. harbiye'de okuyan mehmet ali bir çok savaşta verdiği katkılar neticesinde paşa rütbesine kadar yükselir. öyle ki osmanlı'nın en değerli paşalarındandır.

paşa'nın torunlarından biri türkiye'nin ilk ressamlarından biri olan ayşe celile hanım'dır. o da bir erkek çocuk doğurur.
işte o çocuk nazım hikmet'tir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
"en güzel deniz:
henüz gidilmemiş olandır.
en güzel çocuk:
henüz büyümedi.
en güzel günlerimiz:
henüz yaşamadıklarımız.
ve sana söylemek istediğim en güzel söz henüz söylememiş olduğum sözdür...
"

nazım hikmet

kaynak 1 kaynak 2 foto kaynağı
devamını gör...

yaaaa uykusuz kahvenin hanileri ve ihihihi tavırları kadar tatlı bir şey var mı gerçekten ?
devamını gör...

ırgandi köprüsü/bursa
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

türklerin ata sporudur.
devamını gör...

fiyatına bakmadan her çeşit extra kahvaltılıktan satın almak.
devamını gör...

trabzonlu kadınların giymiş oldukları yöresel kıyafet. kadınlarla kız çocuklarının gündelik yaşantılarında, bayram ve yayla şenliklerinde giydikleri yöresel motif işlemeli rengarenk elbise kültürüdür.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kendimle date.
devamını gör...

şimdi nasıl bilmiyorum ama bir ara şu kadındı.*
bu kadını ortaya oturtup çevresinde dönen bir sürü oyuncu buluyorlardı ama bu kadın hep sabit kalıyordu.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

her gece gelirler şöyle bir yoklayıp giderler. kendini güzelce motive bile edersin ama işte sabahına aynı tas aynı hamam
devamını gör...

müzik sevdalısı, incelikli ve bilgili yazar. sayesinde italyan müziğinden sese dair teknik ayrıntılara dek birçok şey okuyup öğrendim, var olsun. *
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim