kafa filmler radyo yayını
merhaba sevgili yazarlar, ben coldboy! kafa filmler'e hoş geldiniz.
her hafta sözlük yazarlarının filmler ve diziler ile ilgili öneri başlıklarından derlemeler yapılarak, yazarların önerdikleri filmlerden/dizilerden, öneren kişinin mahlasından da bahsedilerek bir liste yapılacak. aynı zamanda soundtrack'lerinden de parçaların çalınacağı bu programda, filmlerin konularına ve kadrolarına kısaca değinilerek dinleyenlerin bu konuda bilgi sahibi olması sağlanacak.
ilk bölümümüzde konumuz "ölmeden önce izlenmesi gereken filmler" olacak. zamanımızın kısıtlı olduğu bir dünyada yaşarken, elbette her şeyi yakalamamız mümkün değil. ama yakalayanların tavsiyeleri sayesinde artık elimizde güçlü bir kaynak olacak.
program canlı yayınlanmıyor, fakat programla ilgili önerilerinizi, eleştirilerinizi başlık altına veya bana özelden yazarsanız bir sonraki programımda dikkate almaya çalışacağım.
yayına başlama saatimiz 14.00 bu arada. her hafta aynı saatte yayında olacağım, keyifli dinlemeler dilerim.
edit: ilk bölümde bahsi geçen filmleri paylaşayım sizlerle
(bkz: 3 idiots (film)) imdb + fragman
(bkz: dingin savaşçı (film)) imdb + fragman
(bkz: into the wild (film)) imdb + fragman
(bkz: the shawshank redemption (film)) imdb + fragman
(bkz: p.k ( film)) imdb + fragman
(bkz: the machinist (film)) imdb + fragman
(bkz: the prestige (film)) imdb + fragman
(bkz: a clockwork orange (film)) imdb + fragman
(bkz: the truman show (film)) imdb + fragman
bonus olarak: çığrından çıkmış zaman - philip k. dick
bir sonraki bölümün konusu: kafacıların izlerken heyecandan çıldırdığı aksiyon filmleri
ve de son olarak...
(bkz: esaretin bedeli filmindeki tünelin ucunun aslında mahmut hoca'nın odasına çıkması)
her hafta sözlük yazarlarının filmler ve diziler ile ilgili öneri başlıklarından derlemeler yapılarak, yazarların önerdikleri filmlerden/dizilerden, öneren kişinin mahlasından da bahsedilerek bir liste yapılacak. aynı zamanda soundtrack'lerinden de parçaların çalınacağı bu programda, filmlerin konularına ve kadrolarına kısaca değinilerek dinleyenlerin bu konuda bilgi sahibi olması sağlanacak.
ilk bölümümüzde konumuz "ölmeden önce izlenmesi gereken filmler" olacak. zamanımızın kısıtlı olduğu bir dünyada yaşarken, elbette her şeyi yakalamamız mümkün değil. ama yakalayanların tavsiyeleri sayesinde artık elimizde güçlü bir kaynak olacak.
program canlı yayınlanmıyor, fakat programla ilgili önerilerinizi, eleştirilerinizi başlık altına veya bana özelden yazarsanız bir sonraki programımda dikkate almaya çalışacağım.
yayına başlama saatimiz 14.00 bu arada. her hafta aynı saatte yayında olacağım, keyifli dinlemeler dilerim.
edit: ilk bölümde bahsi geçen filmleri paylaşayım sizlerle
(bkz: 3 idiots (film)) imdb + fragman
(bkz: dingin savaşçı (film)) imdb + fragman
(bkz: into the wild (film)) imdb + fragman
(bkz: the shawshank redemption (film)) imdb + fragman
(bkz: p.k ( film)) imdb + fragman
(bkz: the machinist (film)) imdb + fragman
(bkz: the prestige (film)) imdb + fragman
(bkz: a clockwork orange (film)) imdb + fragman
(bkz: the truman show (film)) imdb + fragman
bonus olarak: çığrından çıkmış zaman - philip k. dick
bir sonraki bölümün konusu: kafacıların izlerken heyecandan çıldırdığı aksiyon filmleri
ve de son olarak...
(bkz: esaretin bedeli filmindeki tünelin ucunun aslında mahmut hoca'nın odasına çıkması)
devamını gör...
attila ilhan
türk edebiyatının, aşkı en iyi anlatan ve aşkın çelişkilerle bezeli yönünü en iyi aktaran şairlerinden bir tanesidir. bana göre atilla ilhan bu konuda en iyisidir. aşka çoğu duygu içkindir, özlem, kıskançlık, öfke ve zaman zaman nefret. onun için gerçekten aşık olan biri, stabil bir ruh halinde olamaz ve bütünlüklü bir benliği karşısındaki insana yansıtamaz. bir gün onunla tekrar bir araya gelebilmek için her şeyini vermeye razıyken, bir diğer gün ise kendisini “kötü, karanlık, çirkin” biri olarak tanıtabilir. genellikle aşk ve delilik arasında kurulan ilişki de böyle bir durumdan neşet etmektedir ve aşık insanın ruh dalgalanmalarına işaret etmektedir. takdir edersiniz ki, kuvvetli bir duygu stabil bir şekilde yaşanamaz, ölçüsüz, ayarsız ve tekinsizdir. tıpkı atilla ilhan şiirlerinde olduğu üzere.
“aysel git başımdan ben sana göre değilim” diye başlayan şiiri, “aysel git başımdan seni seviyorum” diye biter, “vurdun kanıma girdin itirazım var” mısrasıyla başlayan şiiri “vurdun kanıma girdin kabulümsün” itirafıyla sonlanır. atilla ilhanın şiirlerinde hep kendisiyle savaşan bir adam vardır ve kendisini hiçbir zaman ötekinin benliğinde eritmeyen bir insanın portresini sunar bize. ötekiyle arasındaki mesafenin farkında olan ve kendisini o mesafeye konumlandırarak, farklı duygular arasında gidip gelen bir insanın haykırışlarını dinleriz. mesafe sadece fiziksel uzaklık demek değildir, mesafe bazen de aşk duygusunun neşet ettiği kaosun alanıdır. kişi kendisini ötekinin benliğinde eritmeye çalışınca, güvenli sular aşk olarak telakki ediliyor. bize güven veren insanla yaşadığımız, riskten ve belirsizlikten uzak ilişkiyi aşk sanıyoruz.
“mademki en büyük düşmanım kalbim benim kendimin, onu inkâr ediyorum kalbimi inkâr ediyorum.” diyor ya hüznün şairi. yani âşık olmak bazen o kalbi kazanmayı değil, yıkmayı da içerir. insan çelişik duyguların altında ezilirken kendine bir çıkış ararken o kalbi de parçalayabilir. ayrılığın da sevdaya dahil olduğunu bilen biri, o kişinin salt varlığını sever, o kişinin şahsında kendisini değil. bir insanın tinsel derinliği de çelişik duygularından anlaşılmaz mı zaten? tinsel derinlik farklı uçlarda salınmayı içerimlemez mi? hem öfkeyi hem pişmanlığı hem özlemi hem aşkı aynı anda hissetmek demek değil midir ruhsal derinlik. tinsel bir derinlik olmadan, gerçek bir aşk yaşanabilir mi?
modern insanın en büyük yanılgısı, aşkı tekinsizlikten, belirsizlikten, çelişkilerden azade kılmaya ve salt hoşnutluğa indirgemeye çalışmasıdır. belki de modern insanın güvenli suları aşk sanmasına tepki olarak tekrar ve tekrar atilla ilhanı okumak lazım. aşkın sadece iyilik ve sevgi pıtırcıklığı olmadığını, karanlık yönleri de içerimlediğini anlamak için onun şiirlerini okumak lazım. ve belki de ayrılığın da sevdaya dahil olduğunu idrak edebilmek ve aşkın yanımızda olanın varlığını değil, bizatihi onun varlığını sevmek olduğunu anlamak için hüznün şairini okumak lazım.
“aysel git başımdan ben sana göre değilim” diye başlayan şiiri, “aysel git başımdan seni seviyorum” diye biter, “vurdun kanıma girdin itirazım var” mısrasıyla başlayan şiiri “vurdun kanıma girdin kabulümsün” itirafıyla sonlanır. atilla ilhanın şiirlerinde hep kendisiyle savaşan bir adam vardır ve kendisini hiçbir zaman ötekinin benliğinde eritmeyen bir insanın portresini sunar bize. ötekiyle arasındaki mesafenin farkında olan ve kendisini o mesafeye konumlandırarak, farklı duygular arasında gidip gelen bir insanın haykırışlarını dinleriz. mesafe sadece fiziksel uzaklık demek değildir, mesafe bazen de aşk duygusunun neşet ettiği kaosun alanıdır. kişi kendisini ötekinin benliğinde eritmeye çalışınca, güvenli sular aşk olarak telakki ediliyor. bize güven veren insanla yaşadığımız, riskten ve belirsizlikten uzak ilişkiyi aşk sanıyoruz.
“mademki en büyük düşmanım kalbim benim kendimin, onu inkâr ediyorum kalbimi inkâr ediyorum.” diyor ya hüznün şairi. yani âşık olmak bazen o kalbi kazanmayı değil, yıkmayı da içerir. insan çelişik duyguların altında ezilirken kendine bir çıkış ararken o kalbi de parçalayabilir. ayrılığın da sevdaya dahil olduğunu bilen biri, o kişinin salt varlığını sever, o kişinin şahsında kendisini değil. bir insanın tinsel derinliği de çelişik duygularından anlaşılmaz mı zaten? tinsel derinlik farklı uçlarda salınmayı içerimlemez mi? hem öfkeyi hem pişmanlığı hem özlemi hem aşkı aynı anda hissetmek demek değil midir ruhsal derinlik. tinsel bir derinlik olmadan, gerçek bir aşk yaşanabilir mi?
modern insanın en büyük yanılgısı, aşkı tekinsizlikten, belirsizlikten, çelişkilerden azade kılmaya ve salt hoşnutluğa indirgemeye çalışmasıdır. belki de modern insanın güvenli suları aşk sanmasına tepki olarak tekrar ve tekrar atilla ilhanı okumak lazım. aşkın sadece iyilik ve sevgi pıtırcıklığı olmadığını, karanlık yönleri de içerimlediğini anlamak için onun şiirlerini okumak lazım. ve belki de ayrılığın da sevdaya dahil olduğunu idrak edebilmek ve aşkın yanımızda olanın varlığını değil, bizatihi onun varlığını sevmek olduğunu anlamak için hüznün şairini okumak lazım.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının hissettikleri
hissizim.
devamını gör...
dişlerini fırçalamayan insan
akıl sır erdiremediğim insandır. ağız temizliği olmayan bir insanın önce kendisine sonra başkasına saygısı yoktur.
şahsen ben konuşurken kadın- erkek farketmeksizin birinin dişlerinin, çay ve kahve içmekten sararmış veya çürümüş olduğunu farkettiğimde tüm algılarım kapanıyor. istediği kadar fit olsun istediği kadar güzel ve marka giyinsin ağız hijyeni yoksa ve dişleri bakımlı değilse tüm aurası yokoluyor. bir dolgunun 400/500 tl, bir kanal tedavisinin 750/1000 tl ve bir implantın 4000/5000 tl (minumum) olduğunu baz alırsak, dişlere bakmanın maddi açıdan öneminide anlamış oluruz. ayrıca bunun bir de implant üstü var ki o da 1000 tl civarında.
sadece düz fırça ile fırçalamak yetmez. dönen başlıklı ve pilli- şarzlı olması exstra hijyen sağlar ve ayrıca diş ipi veya arayüz fırçasıda kullanmak gerekir. bu konuda takıntı derecesinde hassasım. eğer yeterince temiz olmadığına inanırsam tekrar tekrar fırçalarım. dışarıda yemek yemişsem hemen çantamdaki yedek fırçamı kullanırım.
tamam benimki biraz abartı ama en azından düzenli olarak günde 2 kere fırçalamak gerekli.
ağız bakımı yaptırmadan diş fırçalamakta bir işe yaramaz. önce çürükler dolgu veya kanal yaptırılacak ve diş taşları temizlenecek sonra fırçalamanın faydasını görebilirsiniz.
şahsen ben konuşurken kadın- erkek farketmeksizin birinin dişlerinin, çay ve kahve içmekten sararmış veya çürümüş olduğunu farkettiğimde tüm algılarım kapanıyor. istediği kadar fit olsun istediği kadar güzel ve marka giyinsin ağız hijyeni yoksa ve dişleri bakımlı değilse tüm aurası yokoluyor. bir dolgunun 400/500 tl, bir kanal tedavisinin 750/1000 tl ve bir implantın 4000/5000 tl (minumum) olduğunu baz alırsak, dişlere bakmanın maddi açıdan öneminide anlamış oluruz. ayrıca bunun bir de implant üstü var ki o da 1000 tl civarında.
sadece düz fırça ile fırçalamak yetmez. dönen başlıklı ve pilli- şarzlı olması exstra hijyen sağlar ve ayrıca diş ipi veya arayüz fırçasıda kullanmak gerekir. bu konuda takıntı derecesinde hassasım. eğer yeterince temiz olmadığına inanırsam tekrar tekrar fırçalarım. dışarıda yemek yemişsem hemen çantamdaki yedek fırçamı kullanırım.
tamam benimki biraz abartı ama en azından düzenli olarak günde 2 kere fırçalamak gerekli.
ağız bakımı yaptırmadan diş fırçalamakta bir işe yaramaz. önce çürükler dolgu veya kanal yaptırılacak ve diş taşları temizlenecek sonra fırçalamanın faydasını görebilirsiniz.
devamını gör...
istanbul'da yaşayanların başka şehirlerde yaşayanları insan yerine koymaması
öncelikle kullanılan kelimenin "adam" değil "insan" olmasını isterdim...
doğma büyüme istanbul'luyum ben de ama kendimi bildim bileli de gitme hayali kurup henüz bir adım bile uzaklaşamadığım şehrimdir istanbul. çünkü ailem burada, sevdiklerim burada, işim, arkadaşlarım, alıştığım düzen ve düzensizlik burada, keşmekeş, kalabalık burada, trafiğin alası burada ama sahil de burada, özgürce gezebilen kediler, köpekler de... adalar'mış yok efendim orası şöyle güzel, burası böyle güzelmiş konularına hiç girmeyeceğim.
benim alıştığım her şey istanbul aslında. bazen lanet etsem de, isyan bayraklarını çekip "ne yapıyorum ben kendime?", "yetti" desem de kopmak zor bu şehirden. ama başka şehirlerde sakin sakin yaşayan insanlara imrenmiyor değilim. yani efendim sezen aksu'nun dediği gibi "ne böyle senle ne de sensiz"dir bu şehir. ama bir yandan da ben a şehrindeyim sen b şehrindesin diye birbirimizi üzmeye gerek var mı? matematik problemi çözer gibi aradaki mesafeleri bulmaya ya da iki resim arasındaki 7 fark gibi farklarımızı gözler önüne sermeye? üstünlük yarışına girmeye? umalım ki herkes memnun olsun yerinden... *
sevgiler herkese *
doğma büyüme istanbul'luyum ben de ama kendimi bildim bileli de gitme hayali kurup henüz bir adım bile uzaklaşamadığım şehrimdir istanbul. çünkü ailem burada, sevdiklerim burada, işim, arkadaşlarım, alıştığım düzen ve düzensizlik burada, keşmekeş, kalabalık burada, trafiğin alası burada ama sahil de burada, özgürce gezebilen kediler, köpekler de... adalar'mış yok efendim orası şöyle güzel, burası böyle güzelmiş konularına hiç girmeyeceğim.
benim alıştığım her şey istanbul aslında. bazen lanet etsem de, isyan bayraklarını çekip "ne yapıyorum ben kendime?", "yetti" desem de kopmak zor bu şehirden. ama başka şehirlerde sakin sakin yaşayan insanlara imrenmiyor değilim. yani efendim sezen aksu'nun dediği gibi "ne böyle senle ne de sensiz"dir bu şehir. ama bir yandan da ben a şehrindeyim sen b şehrindesin diye birbirimizi üzmeye gerek var mı? matematik problemi çözer gibi aradaki mesafeleri bulmaya ya da iki resim arasındaki 7 fark gibi farklarımızı gözler önüne sermeye? üstünlük yarışına girmeye? umalım ki herkes memnun olsun yerinden... *
sevgiler herkese *
devamını gör...
kendime not
her çıkmaza girdiğinde geçeceğini bil. neler neler geçmedi mi? gül kızım vallahi değmez bu dünya..
devamını gör...
parabol
ıkinci dereceden denklemlerin grafikleridir . genel formülleri ax²+bx+c dir. a sıfıra eşit olamaz. parabollerin kendi icin de formülleri vardır. o formülleri ispatlarıyla öğrenince ayrı bir keyif verir . örneğin kökler toplamı, kökler çarpımı, kökler toplamının yarısı.
devamını gör...
sevdiğimiz insanları üzme nedenimiz
aktarım (transferans)* yaptığımız için... geçmişte ebeveynlerimizle yaşadıklarımızdan dolayı bastırdığımız duyguları en güvenlikli ilişkilerimizde açığa çıkarır, tekrar tekrar aynı döngüleri yaşayarak travmalarımızı çözümlemeye çalışırız. o yüzden de en mahrem ilişkilerimizde dahi eşimizle aramızda bir duygusal mesafe olmalı ki üzmeyelim/üzülmeyelim. çünkü insanlar, "ben ne yaparsam yapayım beni terk etmez" dedikleri insanları aşırı derece üzerken, kendisine saygısı olan ve belli değerler çerçevesinde bir gün bitme ihtimali olan ilişkilerde ise daha temkinli olup o geçmişten getirdikleri ruhsal sıkıntıları yansıtmamaya çalışıyorlar.. yani işin özü, hiç kimseye çantada keklik olduğunu hissettirmemek lazım.
devamını gör...
en cool anime karakteri
(bkz: alucard)
devamını gör...
1 ocak 2021 normal sözlük'te patlayan havai fişekler
iko adamım, helal olsun yine şaşırttın. işlem güzeldi, fakent yazarken zorlandım. yine de güzel sürprizdi.
devamını gör...
sabah sabah tat kaçıran şeyler
sevilen bir şahsın vefat haberi.
örneğin ferhan şensoy.
örneğin ferhan şensoy.
devamını gör...
normal sözlük gök tengrici yazarlar birliği
ımdi yürek yırtılır.
devamını gör...
jackson pollock
1912-1956 tarihleri arasında yaşamış. ressamdır, resimlerini, klasik olarak tuval üzerine fırça darbeleri ile yapmak yerine, tuvali yere koyarak veya duvara yaslayarak damlatma tekniği (drip painting) ile yapmıştır.
benimsediği soyut dışavurumculuk hareketi, ikinci dünya savaşının ardından amerikada başlamış, klasik resim tarzından farklı olarak anarşik, asi ve hatta nihilist bir imaja sahip olan bir akımdır.
ilginç kişiliği, alkol sorunları ve henüz 44 yaşındayken bir trafik kazasında hayatını kaybetmesi nedeniyle ünü öldükten sonra daha da artmıştır.
şu ana kadar satılan en pahalı tablolar listesinde 5. sırada olan eser kendisine aittir. yaklaşık 162 milyon dolara satılmış olan eserin adı no: 5, 1948 olup aşağıdaki gibidir.

kaynak: en pahalı tablolar listesi
benimsediği soyut dışavurumculuk hareketi, ikinci dünya savaşının ardından amerikada başlamış, klasik resim tarzından farklı olarak anarşik, asi ve hatta nihilist bir imaja sahip olan bir akımdır.
ilginç kişiliği, alkol sorunları ve henüz 44 yaşındayken bir trafik kazasında hayatını kaybetmesi nedeniyle ünü öldükten sonra daha da artmıştır.
şu ana kadar satılan en pahalı tablolar listesinde 5. sırada olan eser kendisine aittir. yaklaşık 162 milyon dolara satılmış olan eserin adı no: 5, 1948 olup aşağıdaki gibidir.

kaynak: en pahalı tablolar listesi
devamını gör...
normal sözlük aşık atışması
büyüyemedik kaşkolnikov
gözüm uzun zamandır çekiyor yol
erik,hıyar,vişne manavdan çalıyor rol
aralara kaynamış yine trol.
gözüm uzun zamandır çekiyor yol
erik,hıyar,vişne manavdan çalıyor rol
aralara kaynamış yine trol.
devamını gör...
güncel gürsel artıktay
canımı acıtan şarkılar yapan sanatçıdır.
eğer can yakan şarkılar sanatçı listesi olsa en tepelere koyardım kendisini.
eğer can yakan şarkılar sanatçı listesi olsa en tepelere koyardım kendisini.
devamını gör...
asi kız (yazar)
yazım ve imla kuralları ile uzaktan yakından ilişiği bulunmayan yazardır. yani o kadar noktalama işaretlerine savaş açmış ki, neredeyse hiç kullanmamış. bu göz kanamasına artık tahammül edemediğim için kendisi tarafımca engellemiş on altıncı yazar oluyor. tebrikler.
umarım türkçemize olan mesafenizi covid-19'a karşı da gösterirsiniz, öyle olursa kesin test bile görmeden virüsün bitişini görürsünüz çünkü.
umarım türkçemize olan mesafenizi covid-19'a karşı da gösterirsiniz, öyle olursa kesin test bile görmeden virüsün bitişini görürsünüz çünkü.
devamını gör...
iş görüşmesi
bazen dumur eden olaylar yaşatır.
eski şirketimde(yazılım sektörü) teknik konulardaki mülakatı ben yapıyordum. bir gün sabah telefon geldi "saat 1'e görüşme alsak uygun mudur?" dediler, "uygundur" dedim. görüşmeden yaklaşık 1 saat önce aday arkadaşın cv'sini alıp inceledim. farklı hiçbir şey görmedim gayet bizler gibi sıradan bir insan ve yazılım geliştirici.
görüşme saati geldi. gelen arkadaşı bekleme kısmından almak için kapımı açtım ve anne, baba ve bahse konu arkadaşın oturduğunu gördüm. birkaç saniye dondum denebilir. o arada cv'yi gözümün önüne getiriyorum. "acaba başka bir şehirde yaşıyordu da ailesiyle mi geldi?", "acaba bir rahatsızlığı mı vardı?", "acaba özel bir durumu mu vardı?"
birkaç saniyelik şoktan sonra bahse konu arkadaşa bakarak "buyrun görüşelim" dedim. babası elindeki yarım çayı bırakarak "hadi bakalım" diyerek kalktı. bütün aileyi içeri alırken danışmadaki arkadaş ilk kez gördüğüm bir yüz ifadesiyle yüzüme bakıyordu.
"acaba kamera şakası falan mı bu?" gibi düşüncelere kapılırken baktım herkes gayet ciddi. 4 kahve söyledim. köy hayatından, doğal sebze yetiştiriciliğinden, galatasaray ve türk futbolundan, teknolojinin ne kadar ilerlediğinden bahsedip görüşmeyi bitirdik. *
hala zaman zaman düşünürüm "acaba bir çeşit şaka mıydı?" diye.
eski şirketimde(yazılım sektörü) teknik konulardaki mülakatı ben yapıyordum. bir gün sabah telefon geldi "saat 1'e görüşme alsak uygun mudur?" dediler, "uygundur" dedim. görüşmeden yaklaşık 1 saat önce aday arkadaşın cv'sini alıp inceledim. farklı hiçbir şey görmedim gayet bizler gibi sıradan bir insan ve yazılım geliştirici.
görüşme saati geldi. gelen arkadaşı bekleme kısmından almak için kapımı açtım ve anne, baba ve bahse konu arkadaşın oturduğunu gördüm. birkaç saniye dondum denebilir. o arada cv'yi gözümün önüne getiriyorum. "acaba başka bir şehirde yaşıyordu da ailesiyle mi geldi?", "acaba bir rahatsızlığı mı vardı?", "acaba özel bir durumu mu vardı?"
birkaç saniyelik şoktan sonra bahse konu arkadaşa bakarak "buyrun görüşelim" dedim. babası elindeki yarım çayı bırakarak "hadi bakalım" diyerek kalktı. bütün aileyi içeri alırken danışmadaki arkadaş ilk kez gördüğüm bir yüz ifadesiyle yüzüme bakıyordu.
"acaba kamera şakası falan mı bu?" gibi düşüncelere kapılırken baktım herkes gayet ciddi. 4 kahve söyledim. köy hayatından, doğal sebze yetiştiriciliğinden, galatasaray ve türk futbolundan, teknolojinin ne kadar ilerlediğinden bahsedip görüşmeyi bitirdik. *
hala zaman zaman düşünürüm "acaba bir çeşit şaka mıydı?" diye.
devamını gör...



