şemsi tebrizi
"sen ol da
ister yâr' ol
ister yara...
lütfun da başım üstüne,
kahrın da..."
der kendileri.
ister yâr' ol
ister yara...
lütfun da başım üstüne,
kahrın da..."
der kendileri.
devamını gör...
10 years with hayao miyazaki
japonya' nın milli yayın kuruluşu olan nhk -world tarafından yapımı gerçekleştirilen ve studio ghibli' nin kurucusu ve meşhur animelerinin kaynağı olan hayao miyazaki' nin anime üretim sürecini konu alan belgesel. izlemesi çok büyük keyif verdi ve aslında o bir çırpıda izlediğimiz müthiş animelerin çıkış sürecinin ne kadar sancılı ve uzun sürdüğünü de görme imkanı sağladı. ilgisi olanların muhakkak izlemesini önerdiğim bir belgesel.
devamını gör...
yazarlığın meslek olup olmadığı
yazarlık bir meslektir . görevi yazı ortaya çıkarmaktır. dergi yazarlığı kitap yazarlığı gibi işlerde çalışırlar. yazar yazıyı icra eden kişi ister para kazanmak için icra eder ister hayrına icra eder. eskiden pek para kazanılmamasından ötürü insanlar bir mesleğin yanında yazarlık yapmışlar o yüzden böyle bir soru ortaya çıkıyor. günümüzde yazarak para kazanmak sizi rahat rahat geçindirecektir. kötü çocuk yazarı bile yazardır. evet öyledir maalesef. burda biz okuyanların yani müşterilerin haklı hak eden işe para vermesi gerekir. yetenekli yazarların para kazanmaması onları başka işlerde çalışmaya iter dolayısıyla tam konsantre yetenekli olduğu işi yapamaz dolayısıyla bir yetenek kaybolmuş olur.
devamını gör...
eğitim hayatı boyunca en sevilen ders
çoğu kişi nefret eder ama matematik ilk aşkımdı. ne bileyim matematikçiler bana hep ultra zeki gelirdi.
devamını gör...
sözlüğe 90'lardan bir şarkı bırak
devamını gör...
köylü yazardan ironiler
ara verme , fırsat buldukça yaz, kendini fazla özletme kardeşim, zaten kafa iznine çıkan çok arkadaşımız oldu , bari senin iznin kısa sürsün lütfen, inşallah büyük bir sıkıntın yoktur, seni bekliyoruz selâmet ile gel.
devamını gör...
sevgiyi bir cümleyle tanımla
önsemektir. insan önemsediği şeylere değer verir, hayatında üst sıraya koyar, ona emek verir, merak eder, düşünür ve saygı duyar.
devamını gör...
edip cansever
-masa da masaymış ha-
adam yaşama sevinci içinde
masaya anahtarlarını koydu
bakır kâseye çiçekleri koydu
sütünü, yumurtasını koydu
pencereden gelen ışığı koydu
bisiklet sesini, çıkrık sesini
ekmeğin, havanın yumuşaklığını koydu
adam masaya
aklında olup bitenleri koydu
ne yapmak istiyordu hayatta
işte onu koydu
kimi seviyordu, kimi sevmiyordu
adam masaya onları da koydu
üç kere üç dokuz ederdi
adam koydu masaya dokuzu
pencere yanındaydı, gökyüzü yanında
uzandı masaya sonsuzu koydu
bir bira içmek istiyordu kaç gündür
masaya biranın dökülüşünü koydu
uykusunu koydu, uyanıklığını koydu
tokluğunu, açlığını koydu.
masa da masaymış ha
bana mısın demedi bu kadar yüke
bir iki sallandı, durdu
adam ha babam koyuyordu...
(bkz: edip cansever)
t:93 yıl önce bugün, dünya'ya ölümsüzlüğü kanıtlamak için teşrif etmiş şairdir. şiirleri sonsuzluğa atılan en güzel imzadır.
tanım girmeden önce başlığa yazılanları bir tarayım dedim. "acaba hayatımın şiirini kendine düstur edinen var mı?" diye. yokmuş. şiir çok girift bir yapı. ikinci yeni şairleri de bu durumu destekliyor bana göre. bir halkiyatçı olarak görüş farklılıklarımız olsa da hepsine ayrı ayrı hayranım. en çok da edip cansever'e. 3 yıl önce bir doğum günümde yakın arkadaşlarım olan iki güzel kadın bana yerçekimli karanfil ve ben ruhi bey nasılım kitabını hediye etmişlerdi. o gün ve gece doğum günüm şiir şölenine dönmüştü. hayatımın en güzel günlerinden biriydi muhakkak. ayda bir şiir ve türkü gecemiz olurdu. kimi türkü söyler, kimi bağlamasını konuşturur, kimi de şiir okurdu. güzel günlerdi. dolu dolu geçti. geleyim asıl meseleye biraz uzattım affedin. ben o gecelerde hep -masa da masaymış ha- şiirini okurdum. bazıları anlardı beni, acı'yı birlikte sevmiştik onlarla. bazıları da "neden bu şiir" diye sorarlardı. "hayatımın gerçeğine dokunduğundan" derdim, uzatmazdım. 14 yaşındaydım bu şiirle tanıştığımda. biraz zor zamanlardı. 10 gün boyunca -uyanık kalabildiğim zamanlar tabii- sürekli okudum, dinledim. hayat ayaklarımın altından kayıp giderken bir şiire tutundum. vertigo atakları da edip cansever'e hayran oldu yani. o'nun imgesi, benim anlamım oldu. kimdi o adam ya da kadın? belki de cismani bir varlık değil. bir yaratıcı! verdikleriyle, aldıklarıyla anlatmaya çalıştığı neydi? amacı neydi ya da ne? şeklimi ceviz ağacından vermiş belli. bir "masa" bu kadar dayanaklı olabilir miydi? her neyse "ben bir ceviz ağacıydım*, yaşanmışlıklarla dolu bir evin sessizliğinde" o da bilmiyordu bu kadar dayanıklı bir masa olacağımı.* halbuki ezel ve ebed ellerinde...
iyi ki doğdun canım edip cansever.
adam yaşama sevinci içinde
masaya anahtarlarını koydu
bakır kâseye çiçekleri koydu
sütünü, yumurtasını koydu
pencereden gelen ışığı koydu
bisiklet sesini, çıkrık sesini
ekmeğin, havanın yumuşaklığını koydu
adam masaya
aklında olup bitenleri koydu
ne yapmak istiyordu hayatta
işte onu koydu
kimi seviyordu, kimi sevmiyordu
adam masaya onları da koydu
üç kere üç dokuz ederdi
adam koydu masaya dokuzu
pencere yanındaydı, gökyüzü yanında
uzandı masaya sonsuzu koydu
bir bira içmek istiyordu kaç gündür
masaya biranın dökülüşünü koydu
uykusunu koydu, uyanıklığını koydu
tokluğunu, açlığını koydu.
masa da masaymış ha
bana mısın demedi bu kadar yüke
bir iki sallandı, durdu
adam ha babam koyuyordu...
(bkz: edip cansever)
t:93 yıl önce bugün, dünya'ya ölümsüzlüğü kanıtlamak için teşrif etmiş şairdir. şiirleri sonsuzluğa atılan en güzel imzadır.
tanım girmeden önce başlığa yazılanları bir tarayım dedim. "acaba hayatımın şiirini kendine düstur edinen var mı?" diye. yokmuş. şiir çok girift bir yapı. ikinci yeni şairleri de bu durumu destekliyor bana göre. bir halkiyatçı olarak görüş farklılıklarımız olsa da hepsine ayrı ayrı hayranım. en çok da edip cansever'e. 3 yıl önce bir doğum günümde yakın arkadaşlarım olan iki güzel kadın bana yerçekimli karanfil ve ben ruhi bey nasılım kitabını hediye etmişlerdi. o gün ve gece doğum günüm şiir şölenine dönmüştü. hayatımın en güzel günlerinden biriydi muhakkak. ayda bir şiir ve türkü gecemiz olurdu. kimi türkü söyler, kimi bağlamasını konuşturur, kimi de şiir okurdu. güzel günlerdi. dolu dolu geçti. geleyim asıl meseleye biraz uzattım affedin. ben o gecelerde hep -masa da masaymış ha- şiirini okurdum. bazıları anlardı beni, acı'yı birlikte sevmiştik onlarla. bazıları da "neden bu şiir" diye sorarlardı. "hayatımın gerçeğine dokunduğundan" derdim, uzatmazdım. 14 yaşındaydım bu şiirle tanıştığımda. biraz zor zamanlardı. 10 gün boyunca -uyanık kalabildiğim zamanlar tabii- sürekli okudum, dinledim. hayat ayaklarımın altından kayıp giderken bir şiire tutundum. vertigo atakları da edip cansever'e hayran oldu yani. o'nun imgesi, benim anlamım oldu. kimdi o adam ya da kadın? belki de cismani bir varlık değil. bir yaratıcı! verdikleriyle, aldıklarıyla anlatmaya çalıştığı neydi? amacı neydi ya da ne? şeklimi ceviz ağacından vermiş belli. bir "masa" bu kadar dayanaklı olabilir miydi? her neyse "ben bir ceviz ağacıydım*, yaşanmışlıklarla dolu bir evin sessizliğinde" o da bilmiyordu bu kadar dayanıklı bir masa olacağımı.* halbuki ezel ve ebed ellerinde...
iyi ki doğdun canım edip cansever.
devamını gör...
katma değer şaban
yönetmenliğini kartal tibet'in üstlendiği, başrollerinde kemal sunal, filiz ersürer, reha yurdakul, dinçer çekmez, eray özbal 'ın yer aldığı bir 1985 yapımı bir komedi filmi. kemal sunal'ın punkçı kılığında rol aldığı bol kahkahalı film, bir yandan da kültür yozlaşması eleştirisi yapıyor.
film, üzerine atılan bir iftiradan kurtulmak için almanya'da yaşayan oğlunu yanına çağıran bir adamın hikayesini ele almaktadır. kemal sunal, bu filminde de her zamanki rolünde olduğu gibi saf bir delikanlı rolünü sergiliyor. almanya'da farklı bir kültür edinen delikanlı türkiye'de garip giyimleri, saç şekli, gitarı ve aksesuarlarıyla herkesin ilgisini çeker ama kendisini havaalanında karşılayan ve hiç böyle beklemeyen babasının da epey bir tepkisini çeker. tam bu zamanda üzerinde bulunan alıcı bir cihaz sayesinde gayrımeşru işler çeviren bir çetenin konuşmalarına tanık olur. çeteyi dinlemeye devam eden saf kahraman, bu sırada ünlü bir şarkıcı olacak. her geçen gün çetenin karanlık işlerini daha çok öğrenen delikanlı, diskotekte tanıştığı ve yakınlaştığı kız arkadaşının da yardımıyla onları oyuna getirip adalete teslim edecektir.
film, üzerine atılan bir iftiradan kurtulmak için almanya'da yaşayan oğlunu yanına çağıran bir adamın hikayesini ele almaktadır. kemal sunal, bu filminde de her zamanki rolünde olduğu gibi saf bir delikanlı rolünü sergiliyor. almanya'da farklı bir kültür edinen delikanlı türkiye'de garip giyimleri, saç şekli, gitarı ve aksesuarlarıyla herkesin ilgisini çeker ama kendisini havaalanında karşılayan ve hiç böyle beklemeyen babasının da epey bir tepkisini çeker. tam bu zamanda üzerinde bulunan alıcı bir cihaz sayesinde gayrımeşru işler çeviren bir çetenin konuşmalarına tanık olur. çeteyi dinlemeye devam eden saf kahraman, bu sırada ünlü bir şarkıcı olacak. her geçen gün çetenin karanlık işlerini daha çok öğrenen delikanlı, diskotekte tanıştığı ve yakınlaştığı kız arkadaşının da yardımıyla onları oyuna getirip adalete teslim edecektir.
devamını gör...
evdekilere küsüp kızınca yapılanlar
kulaklığı takıp son seste müzik dinlerim.
devamını gör...
palindrom
çok beğendiğim ve anlamı da güzel olan bir latince cümle bırakmak istiyorum buraya.
ın girum imus nocte et consimur igni "
anlamı ise şu: geceleri bir daire çizeriz ve ateş tarafından tüketiliriz..
ın girum imus nocte et consimur igni "
anlamı ise şu: geceleri bir daire çizeriz ve ateş tarafından tüketiliriz..
devamını gör...
kız yurdunda yaşanan tuhaf olaylar
kızların cümbür cemaat, içlerinden birisinin odasında toplanıp mezuniyet kınası yapmaları. şaka gibi ama şahit oldum buna.
devamını gör...
sözlüğü terk ediyoruz kampanyası
(bkz: yolun açık olsun paşam)
hep yapmak istemiştimtim.
arkadaş, beğenmiyorsan çekip gidersin. bu nifak tohumları ekmek niye? yani eline ne geçecek? hadi üç kişiyi kandırdın, sözlükten gittiniz, çıkarın ne olacak?
inşallah terk edersin.
hep yapmak istemiştimtim.
arkadaş, beğenmiyorsan çekip gidersin. bu nifak tohumları ekmek niye? yani eline ne geçecek? hadi üç kişiyi kandırdın, sözlükten gittiniz, çıkarın ne olacak?
inşallah terk edersin.
devamını gör...
köyde yaşama isteği
ara ara şehrin stressi ve bunalımından kaçma isteği gelir. youtube'a girilir. 4-5 şehirden kaçıp köye yerleşen insan videosu izlenir. anın verdiği gaz ile büyük büyük kararlar alınır. ertesi sabah ise hayata kaldığı yerden devam edilir.
devamını gör...
sen hiç ateşböceği gördün mü
o kadar üzüldüm ki ya, anlatamam o kadar üzüldüm ki. yarım saat bile tahammül edemedim, en sevdiğim ve komple ezberimde olan 3 oyundan biriydi, yeri çok farklıydı bende. ecem erkek kötü bir oyuncu değil ama evimizin gül’ü, aynı zamanda seren’i olamamış maalesef. bitiremedim de zaten. aniden lise hayatına geçildi. nerede o “e vallahi izzet hala ben karışmak istemedim ama annem haklı, babam ticaretten hiç anlamıyor. bu devirde iğdeye para yatırılır mı kim ne yapsın iğdeyi? bugüne kadar iğdeden para kazanan olmuş mu ki babam kazansın? bu gidişle elde avuçta ne varsa batıracaklar, kendilerini düşünmüyorlarsa bari benim istikbalimi düşünsünler!” şeklindeki upuzun ilk cümlen, nerede o şebnem sönmez’in “dedi!”si... baktım ağlak mualla’yı da “recaiii, kaçtı bakayım senin numaran, recai recai recai” şeklinde ağlatmadı, dedim hatıralarım daha fazla üzülmesin. kapattım.
çok üzgünüm gerçekten. inat gibi de 1999 yapımı olan o güzelim oyun hiçbir yerde yok. bende dvd’si vardı kaybetmişim oradan oraya taşın derken. bana bir şeyhler oluyor kaldı bir, bari onu bize bırakın artık. daha önce de belirtmiştim, #558531 ne nazif’i be, şaban etmez bu yapım.
çok üzgünüm gerçekten. inat gibi de 1999 yapımı olan o güzelim oyun hiçbir yerde yok. bende dvd’si vardı kaybetmişim oradan oraya taşın derken. bana bir şeyhler oluyor kaldı bir, bari onu bize bırakın artık. daha önce de belirtmiştim, #558531 ne nazif’i be, şaban etmez bu yapım.
devamını gör...
tiger tankı
ikinci dünya savaşı'nın ortalarında almanlar'ın ürettiği tank modeli. düşman ordularının adeta korkulu rüyası olmuştur. vurulan bir tankın hurdasını ülkelerine götüren amerikalılar, üzerinde inceleme yapmışlar ve çok geçmeden m4 sherman model tanklarını üretmeye başlamışlar.
bir hafta içinde kopyaladıkları bu tankın planlarını müttefikleri olan ruslar'a da vermişler. onlar da bir traktör fabrikasını yeniden yapılandırarak t-34 model tanklarını yapmışlar. bunun sonucunda bir ay içinde savaşın seyri değişiyor ve o tanklar, alman tanklarını kovalıyorlar.
bir hafta içinde kopyaladıkları bu tankın planlarını müttefikleri olan ruslar'a da vermişler. onlar da bir traktör fabrikasını yeniden yapılandırarak t-34 model tanklarını yapmışlar. bunun sonucunda bir ay içinde savaşın seyri değişiyor ve o tanklar, alman tanklarını kovalıyorlar.
devamını gör...
30 yaş her şey için geç midir sorunsalı
'' her şey''in ne olduğunu çözdüyseniz geç değil.
devamını gör...
kahve falı bakanların klişeleri
yol görünüyor yola gideceksin klişesidir.
devamını gör...

