bülbülü öldürmek
harper lee'nin ilk basımı 1960'ta yapılan ilk, ve 2015'te basılan "tespih ağacının gölgesinde"den önceki tek kitabından aynı isimle uyarlanan, 1962 yapımı bir robert mulligan filmi.
ismi çok hoşuma gittiğinden, 2013 yılında kitabını okumuştum ilk önce. birkaç ay sonrasında, üzerinden çok da zaman geçmeden filmini de izledim. kitaptaki her detaya değinmese bile, filmin kendi bünyesinde yer ayırdığı her karakter, her olay ve her diyalog, kitapla neredeyse tamamen aynı. aslına sadık kalan bir uyarlama olduğu rahatlıkla söylenebilir.
hikaye, 1930'ların başında, "maycomb" isimli kurmaca bir kasabada geçiyor. ırkçılığın, adalet sisteminin boğazına en şiddetli ve acımasızca çöktüğü dönem. siyahilere yapılan ayrımcılığın örneklerinden biri, sanık tom robinson'un avukatlığını üstlenen atticus finch'in savunmasıyla ve henüz 6 yaşında olan kızı scout'un, yetişkin dünyasının adillikten uzaklığıyla ilk kez yüz yüze gelmesine verdiği reaksiyonlarla inceleniyor. türünün örnekleri arasında, hem edebi hem de sinematik anlamda "bülbülü öldürmek" eserini farklı kılan, ırkçılığın ve adaletin birey hayatını ne biçim ve derecede etkilediğini henüz bilmeyen ama tom robinson vakası ilerledikçe bunu öğrenip, bir nevi çocukluğu geride bırakarak büyüme evresine adım atan bir çocuğun bakışı ve anlatımıyla aktarılmasıdır. toplum yaşantısını ve halihazırdaki hukuk sistemini, deneyimleri aracılığıyla süzgecinden geçirmiş ve kendince bir fikre erişmiş yetişkin bir bireyin, siyahi bir adamın beyaz bir kadına tecavüz suçundan yargılanmasını ve masum olduğu halde mahkemece suçlu bulunmasını aktarması çok daha kolaydır. "adalet" kelimesinin anlamını bile tam olarak bilmeyen bir çocuğun bakışı ve anlamlandırma çabası üzerinden bir dava aktarmak ise hayli zordur. bir okuyucu ve seyirci olarak, karşımızda zoru başarmış bir yapıt duruyor bu yüzden.
izleyicisini özellikle şu iki kavramı sorgulamaya itiyor film: "masumiyet" ve "eğitim". masumiyet, çocuk karakterlerin "adalet" kavramını babalarının mesleği kanalıyla anlamlandırma çabalarında işlenirken; eğitim, atticus finch'in karakteri ve tavırları üzerinden; eğitimsizliğin bir insanı hem kendi bireysel hayatında hem de toplum yaşantısında hangi konuma getireceği ise mayella ve bob ewell, boo radley, walter cunningham karakterlerinin yaklaşımları üzerinden aktarılıyor.
atticus finch, mesleğini olabilecek en ideal şekilde yapan, yaptığı işin amacını gerçekleştirdiğine, gerçekleştirmesi gerektiğine inanan bir avukat. lakin buna rağmen kendisini bir idealist olarak tanımlamıyor. mahkeme kararını jüriye bırakmadan hemen önceki tiradında bunu açıklıyor:
"şimdi baylar, ülkemizin mahkemeleri en üstün eşitlikçi kurumlardır. bizim mahkemelerimizde tüm insanlar eşittir. mahkemelerimizin ve jüri sistemimizin bütünlüğüne inandığım için ben bir idealist değilim. bu benim için bir ideal değil: bu bizzat yaşayan ve işleyen bir gerçek!"
tom robinson'un avukatlığına kimse yanaşmazken, yargıç bu görevi atticus'a verdiğinde, atticus'un hiçbir şekilde tereddüt etmeden vakayı almasının ardındaki güç; ülkesindeki hukuk sisteminin adilliğine ve tüm insanların eşitliğine olan inancından gelir. davadaki umut ışıkları sönmeye başlıyorken, yarım yamalak da olsa gidişatı kendince yorumlayan oğlu jem, üzüntüyle verandaya çöktüğünde komşuları maudie'nin ona "bazı insanlar hoş olmayan işleri yapmak için dünyaya gelmişlerdir. baban da onlardan biri." demesini haklı çıkaran kısım; atticus'un işlerliğine inandığı adalet sisteminin ırkçılık olgusuna duyduğu antipatinin, adalet kavramına duyduğu sempatiden baskın olmasıdır. bünyesinde çalıştığı sistem adalete, atticus'un inandığı kadar inanıyor olabilir; fakat adil olmak uğrunda onun kadar motive ve objektif değildir. esasında atticus, tom robinson'u savunurken sadece mahkemeye karşı değil, halka karşı da tek başına mücadele eder. siyahilerin mahkemeyi takip etmesi için onlara balkonu uygun gören ve beyazların arasına oturmalarını yasaklayan bir mahkeme varsa; siyahilere mümkün olduğunca uzakta durmaktan memnun olan bir halk da vardır. bu davanın içindeki her bir karakter, belirli bir toplum kesimini tek başına simgeler. tom robinson, suçu kanıtlanmadan -hatta suçsuzluğu kanıtlandığı halde- suçlu bulunan tüm siyahileri temsil eder. mayella ewell, attığı iftiradan aklanmak için beyaz oluşunu sırf toplum içinde değil mahkeme sınırları içinde de çekincesizce kullanmaya çalışan tüm beyazları simgeler. haksız yere tom robinson'u suçlu bulan jüri, farklı ırklara ön yargıyla yaklaşan halkı temsil eder. o küçük salonda geçirilen birkaç saat içerisinde, toplumun en kritik yaklaşımları ortak bir savaşıma girer.
mahkeme iki oturuma yayılır. aslında ilkinde, tom robinson'un suçsuz olduğu pekala ortadadır. atticus, çok iyi bir baba ve avukat olmasının yanında, çok iyi bir dedektif de olabilecek bir bakış açısına sahiptir. mayella ewell, polis şefinin de doğruladığı şekilde, sağ gözüne bir yumruk darbesi almıştır. bu da solak olan biri tarafından darp edildiği anlamına gelir. oysa mayella'nın kendisini darp ettiği kişi olduğunu iddia ettiği tom robinson'un sol eli, 12 yaşındayken bir makineye kaptırdığı için o zamandan beri iş görmüyordur. öte yandan babası bob ewell, atticus'un tüm mahkeme önünde kanıtladığı üzere, solaktır. (atticus, bob ewell'dan ismini bir kağıda yazmasını ister ve bob ewell refleks olarak sol eliyle yazmaya başlar). mayella'ya şiddet uygulayan -ve bir teoriye göre tecavüz de eden- kişinin, babası bob olduğu artık aşikardır. bu bir yana, tom robinson'un aleyhine hiçbir tıbbi kanıt yoktur; olaya tanıklık eden iki kişi de, davacı taraf olan mayella ve bob ewell'dır. ve halkı galeyana getirip jüriyi de ikna etmek için yapmaları gereken tek şey, tom robinson'u işaret edip "suçlu bu zenci" demektir. bu yaklaşım sergilendikten sonra, mahkeme büsbütün cephe alır. tom robinson'u sadece suçlu ilan etmek değil, aşağılamak fırsatını da kaçırmazlar. ewell ailesinin avukatının, "mayella'ya neden yardım ediyordun?" sorusuna tom robinson "yalnızca yardım etmek istiyordum, ailesi kalabalıktı ve her şeyi tek başına yapmak zorundaydı, ona acıyordum..." şeklinde cevap verdiğinde avukat güler ve "bir zenci olarak sen, beyaz bir kadına mı acıyordun?" karşılığı verir. avukatın bu tepkisinde, siyahi insanların sadece hukuki düzlemde değil, sosyal yaşantıda da aşağılandığını görürüz. "zenciler beyazlara acıyamaz, yahut onları eleştiremez" gibi bir algı hakimdir. bu mahkemede bir kez daha bununla yüz yüze gelen atticus, bu ayrımcılık karşısında, beyazlar adına utanç duyarak başını yere indirir.
ilk oturumun bitiminde tom robinson, geceyi geçirmesi için nezarethaneye kapatılır. aynı gece, içinde komşusu ve eski müvekkili walter cunningham'ın da bulunduğu bir grup, tom robinson'a saldırmak üzere nezarethane kapısına dayanır. bu cahil şiddet yancılarının karşısında, atticus'u elinde bir kitapla, kapıda nöbet tutuyorken görürüz. tüm o taş ve sopalara karşılık, bir kitapla, sırtı dik bir şekilde orada dikilmektedir. tam bu karede eğitimin cehalet karşısındaki konumu aktarılır aslında. tüm ısrarlarına rağmen, atticus ne kapıda durmaktan ne de nezaketle konuşmaktan vazgeçer. o sırada scout, jem ve dill kadraja girer. atticus'un avukat kimliğinin dik duruşuna, baba kimliğinin tedirginliğinin karıştığını hissederiz. çocukları faydasız kalacak bir çabayla eve göndermeye çalışsa da, jem, babasının tehlikeli bir konumda olduğuna uyandığından gitmemekte ısrar eder. o sırada scout, daha evvelinde selamlaştığı, ve aynı zamanda sınıf arkadaşının babası olan walter'ı görür kalabalık arasında, ve yeniden selamlaşır. oğlunun çok iyi bir çocuk olduğunu, eve döndüğünde ona da selamlarını iletmesini söyler. kendisiyle gülümseyerek diyalog kurmaya çalışan bir çocuğun karşısında elinde sopalarla dikilmekten utanç duyan walter, grubu da toplayıp geri çekilir. yetişkinlerin gövde gösterisinin, çocukların masumiyeti karşısında mağlup olabileceği aktarılır bu sahneyle de.
ikinci oturumda, atticus, bir insanın böyle bir durumda ve böyle bir mahkemede yapabileceği en makul, en anlaşılır, en hak verilir konuşmayı yapmasına rağmen, tom robinson suçlu bulunur. mahkeme bittiğinde ve atticus çantasını ağır ağır, hayal kırıklığıyla topladığında, balkonda onu izleyen tüm siyahiler ayağa kalkar. ayağa kalkanlardan biri olan rahip sykes, dalgınlıkla babasını izleyen scout'a ayağa kalkmasını söyler. insanların neden ayağa kalktığına anlam veremeyen scout, bunu bakışlarıyla rahibe sorduğunda aldığı cevap: "ayağa kalkın bayan scout, babanız geçiyor"dur. atticus çıkmadan evvel bir süre bu topluluğa bakar; kendisine duyulan saygı karşısında duraksar, ama görevini yapmasına rağmen suçsuz olan bir insanı kurtaramamış olmasının huzursuzluğuyla, başı öne eğik vaziyette salondan çıkar. ve aynı akşam, masumiyetini kanıtlayamayacağını anlayan tom robinson'un kaçma girişiminde bulunması sebebiyle, görevli bir polis tarafından vurulup öldürüldüğü haberini alır. tom robinson'un ailesine durumu haber vermeye gittiğinde, bob ewell, atticus'un suratına tükürür. atticus kıpırdamaz. tek bir kelime bile etmeden, ceketinin cebinden mendilini çıkarır, yüzünü temizler ve arabasına binip uzaklaşır. maruz kaldığı yaklaşıma rağmen insani ve mesleki inançlarından vazgeçmeyişi, bunlarla çelişik davranmayışı, atticus'un sırf ideal bir avukat değil, ideal bir insan olduğunu; bob ewell'ın atticus'a tükürmesi de ırkçı bir toplumda sırf siyahilerin değil, onlarla ahbaplık eden, onları savunan, onları "insan" sayan bireylerin de dışlandığını ve ayıplandığını kanıtlar niteliktedir.
tüm çabalara rağmen dava kaybedilmiş, bir bülbül daha öldürülmüştür. scout'un, atticus'un bahsettiği "bülbülü öldürmek" olayında vurgulamak istediğinin, sırf bir kuşu vurmakla sınırlı olmadığını, bunun, masum bir insana masumiyetinin hakkını vermemek, onu haksız yere suçlamak anlamına da gelebileceğini anladığını görüyoruz son sahnede. kendisini ve jem'i öldürmek üzere elindeki bıçakla hamle yapmış olan bob ewell'ı durdurmaya çalışırken onu istemeden öldüren boo radley, şerif tate tarafından rapor edilmez. ve scout, eğer tam tersi olsaydı boo radley'nin de "öldürülecek bir başka bülbül" olacağını idrak eder.
toplumun kabalığını, ön yargısını ve adaletsizliğini çok naif bir şekilde işleyen; hem yetişkinlere, hem çocuklara, hem de bu ikisi arasındaki eşikte sıkışmış olanlara başarılı bir şekilde hitap edebilen bir eserdir bülbülü öldürmek. kitabı da filmi de.
ismi çok hoşuma gittiğinden, 2013 yılında kitabını okumuştum ilk önce. birkaç ay sonrasında, üzerinden çok da zaman geçmeden filmini de izledim. kitaptaki her detaya değinmese bile, filmin kendi bünyesinde yer ayırdığı her karakter, her olay ve her diyalog, kitapla neredeyse tamamen aynı. aslına sadık kalan bir uyarlama olduğu rahatlıkla söylenebilir.
hikaye, 1930'ların başında, "maycomb" isimli kurmaca bir kasabada geçiyor. ırkçılığın, adalet sisteminin boğazına en şiddetli ve acımasızca çöktüğü dönem. siyahilere yapılan ayrımcılığın örneklerinden biri, sanık tom robinson'un avukatlığını üstlenen atticus finch'in savunmasıyla ve henüz 6 yaşında olan kızı scout'un, yetişkin dünyasının adillikten uzaklığıyla ilk kez yüz yüze gelmesine verdiği reaksiyonlarla inceleniyor. türünün örnekleri arasında, hem edebi hem de sinematik anlamda "bülbülü öldürmek" eserini farklı kılan, ırkçılığın ve adaletin birey hayatını ne biçim ve derecede etkilediğini henüz bilmeyen ama tom robinson vakası ilerledikçe bunu öğrenip, bir nevi çocukluğu geride bırakarak büyüme evresine adım atan bir çocuğun bakışı ve anlatımıyla aktarılmasıdır. toplum yaşantısını ve halihazırdaki hukuk sistemini, deneyimleri aracılığıyla süzgecinden geçirmiş ve kendince bir fikre erişmiş yetişkin bir bireyin, siyahi bir adamın beyaz bir kadına tecavüz suçundan yargılanmasını ve masum olduğu halde mahkemece suçlu bulunmasını aktarması çok daha kolaydır. "adalet" kelimesinin anlamını bile tam olarak bilmeyen bir çocuğun bakışı ve anlamlandırma çabası üzerinden bir dava aktarmak ise hayli zordur. bir okuyucu ve seyirci olarak, karşımızda zoru başarmış bir yapıt duruyor bu yüzden.
izleyicisini özellikle şu iki kavramı sorgulamaya itiyor film: "masumiyet" ve "eğitim". masumiyet, çocuk karakterlerin "adalet" kavramını babalarının mesleği kanalıyla anlamlandırma çabalarında işlenirken; eğitim, atticus finch'in karakteri ve tavırları üzerinden; eğitimsizliğin bir insanı hem kendi bireysel hayatında hem de toplum yaşantısında hangi konuma getireceği ise mayella ve bob ewell, boo radley, walter cunningham karakterlerinin yaklaşımları üzerinden aktarılıyor.
atticus finch, mesleğini olabilecek en ideal şekilde yapan, yaptığı işin amacını gerçekleştirdiğine, gerçekleştirmesi gerektiğine inanan bir avukat. lakin buna rağmen kendisini bir idealist olarak tanımlamıyor. mahkeme kararını jüriye bırakmadan hemen önceki tiradında bunu açıklıyor:
"şimdi baylar, ülkemizin mahkemeleri en üstün eşitlikçi kurumlardır. bizim mahkemelerimizde tüm insanlar eşittir. mahkemelerimizin ve jüri sistemimizin bütünlüğüne inandığım için ben bir idealist değilim. bu benim için bir ideal değil: bu bizzat yaşayan ve işleyen bir gerçek!"
tom robinson'un avukatlığına kimse yanaşmazken, yargıç bu görevi atticus'a verdiğinde, atticus'un hiçbir şekilde tereddüt etmeden vakayı almasının ardındaki güç; ülkesindeki hukuk sisteminin adilliğine ve tüm insanların eşitliğine olan inancından gelir. davadaki umut ışıkları sönmeye başlıyorken, yarım yamalak da olsa gidişatı kendince yorumlayan oğlu jem, üzüntüyle verandaya çöktüğünde komşuları maudie'nin ona "bazı insanlar hoş olmayan işleri yapmak için dünyaya gelmişlerdir. baban da onlardan biri." demesini haklı çıkaran kısım; atticus'un işlerliğine inandığı adalet sisteminin ırkçılık olgusuna duyduğu antipatinin, adalet kavramına duyduğu sempatiden baskın olmasıdır. bünyesinde çalıştığı sistem adalete, atticus'un inandığı kadar inanıyor olabilir; fakat adil olmak uğrunda onun kadar motive ve objektif değildir. esasında atticus, tom robinson'u savunurken sadece mahkemeye karşı değil, halka karşı da tek başına mücadele eder. siyahilerin mahkemeyi takip etmesi için onlara balkonu uygun gören ve beyazların arasına oturmalarını yasaklayan bir mahkeme varsa; siyahilere mümkün olduğunca uzakta durmaktan memnun olan bir halk da vardır. bu davanın içindeki her bir karakter, belirli bir toplum kesimini tek başına simgeler. tom robinson, suçu kanıtlanmadan -hatta suçsuzluğu kanıtlandığı halde- suçlu bulunan tüm siyahileri temsil eder. mayella ewell, attığı iftiradan aklanmak için beyaz oluşunu sırf toplum içinde değil mahkeme sınırları içinde de çekincesizce kullanmaya çalışan tüm beyazları simgeler. haksız yere tom robinson'u suçlu bulan jüri, farklı ırklara ön yargıyla yaklaşan halkı temsil eder. o küçük salonda geçirilen birkaç saat içerisinde, toplumun en kritik yaklaşımları ortak bir savaşıma girer.
mahkeme iki oturuma yayılır. aslında ilkinde, tom robinson'un suçsuz olduğu pekala ortadadır. atticus, çok iyi bir baba ve avukat olmasının yanında, çok iyi bir dedektif de olabilecek bir bakış açısına sahiptir. mayella ewell, polis şefinin de doğruladığı şekilde, sağ gözüne bir yumruk darbesi almıştır. bu da solak olan biri tarafından darp edildiği anlamına gelir. oysa mayella'nın kendisini darp ettiği kişi olduğunu iddia ettiği tom robinson'un sol eli, 12 yaşındayken bir makineye kaptırdığı için o zamandan beri iş görmüyordur. öte yandan babası bob ewell, atticus'un tüm mahkeme önünde kanıtladığı üzere, solaktır. (atticus, bob ewell'dan ismini bir kağıda yazmasını ister ve bob ewell refleks olarak sol eliyle yazmaya başlar). mayella'ya şiddet uygulayan -ve bir teoriye göre tecavüz de eden- kişinin, babası bob olduğu artık aşikardır. bu bir yana, tom robinson'un aleyhine hiçbir tıbbi kanıt yoktur; olaya tanıklık eden iki kişi de, davacı taraf olan mayella ve bob ewell'dır. ve halkı galeyana getirip jüriyi de ikna etmek için yapmaları gereken tek şey, tom robinson'u işaret edip "suçlu bu zenci" demektir. bu yaklaşım sergilendikten sonra, mahkeme büsbütün cephe alır. tom robinson'u sadece suçlu ilan etmek değil, aşağılamak fırsatını da kaçırmazlar. ewell ailesinin avukatının, "mayella'ya neden yardım ediyordun?" sorusuna tom robinson "yalnızca yardım etmek istiyordum, ailesi kalabalıktı ve her şeyi tek başına yapmak zorundaydı, ona acıyordum..." şeklinde cevap verdiğinde avukat güler ve "bir zenci olarak sen, beyaz bir kadına mı acıyordun?" karşılığı verir. avukatın bu tepkisinde, siyahi insanların sadece hukuki düzlemde değil, sosyal yaşantıda da aşağılandığını görürüz. "zenciler beyazlara acıyamaz, yahut onları eleştiremez" gibi bir algı hakimdir. bu mahkemede bir kez daha bununla yüz yüze gelen atticus, bu ayrımcılık karşısında, beyazlar adına utanç duyarak başını yere indirir.
ilk oturumun bitiminde tom robinson, geceyi geçirmesi için nezarethaneye kapatılır. aynı gece, içinde komşusu ve eski müvekkili walter cunningham'ın da bulunduğu bir grup, tom robinson'a saldırmak üzere nezarethane kapısına dayanır. bu cahil şiddet yancılarının karşısında, atticus'u elinde bir kitapla, kapıda nöbet tutuyorken görürüz. tüm o taş ve sopalara karşılık, bir kitapla, sırtı dik bir şekilde orada dikilmektedir. tam bu karede eğitimin cehalet karşısındaki konumu aktarılır aslında. tüm ısrarlarına rağmen, atticus ne kapıda durmaktan ne de nezaketle konuşmaktan vazgeçer. o sırada scout, jem ve dill kadraja girer. atticus'un avukat kimliğinin dik duruşuna, baba kimliğinin tedirginliğinin karıştığını hissederiz. çocukları faydasız kalacak bir çabayla eve göndermeye çalışsa da, jem, babasının tehlikeli bir konumda olduğuna uyandığından gitmemekte ısrar eder. o sırada scout, daha evvelinde selamlaştığı, ve aynı zamanda sınıf arkadaşının babası olan walter'ı görür kalabalık arasında, ve yeniden selamlaşır. oğlunun çok iyi bir çocuk olduğunu, eve döndüğünde ona da selamlarını iletmesini söyler. kendisiyle gülümseyerek diyalog kurmaya çalışan bir çocuğun karşısında elinde sopalarla dikilmekten utanç duyan walter, grubu da toplayıp geri çekilir. yetişkinlerin gövde gösterisinin, çocukların masumiyeti karşısında mağlup olabileceği aktarılır bu sahneyle de.
ikinci oturumda, atticus, bir insanın böyle bir durumda ve böyle bir mahkemede yapabileceği en makul, en anlaşılır, en hak verilir konuşmayı yapmasına rağmen, tom robinson suçlu bulunur. mahkeme bittiğinde ve atticus çantasını ağır ağır, hayal kırıklığıyla topladığında, balkonda onu izleyen tüm siyahiler ayağa kalkar. ayağa kalkanlardan biri olan rahip sykes, dalgınlıkla babasını izleyen scout'a ayağa kalkmasını söyler. insanların neden ayağa kalktığına anlam veremeyen scout, bunu bakışlarıyla rahibe sorduğunda aldığı cevap: "ayağa kalkın bayan scout, babanız geçiyor"dur. atticus çıkmadan evvel bir süre bu topluluğa bakar; kendisine duyulan saygı karşısında duraksar, ama görevini yapmasına rağmen suçsuz olan bir insanı kurtaramamış olmasının huzursuzluğuyla, başı öne eğik vaziyette salondan çıkar. ve aynı akşam, masumiyetini kanıtlayamayacağını anlayan tom robinson'un kaçma girişiminde bulunması sebebiyle, görevli bir polis tarafından vurulup öldürüldüğü haberini alır. tom robinson'un ailesine durumu haber vermeye gittiğinde, bob ewell, atticus'un suratına tükürür. atticus kıpırdamaz. tek bir kelime bile etmeden, ceketinin cebinden mendilini çıkarır, yüzünü temizler ve arabasına binip uzaklaşır. maruz kaldığı yaklaşıma rağmen insani ve mesleki inançlarından vazgeçmeyişi, bunlarla çelişik davranmayışı, atticus'un sırf ideal bir avukat değil, ideal bir insan olduğunu; bob ewell'ın atticus'a tükürmesi de ırkçı bir toplumda sırf siyahilerin değil, onlarla ahbaplık eden, onları savunan, onları "insan" sayan bireylerin de dışlandığını ve ayıplandığını kanıtlar niteliktedir.
tüm çabalara rağmen dava kaybedilmiş, bir bülbül daha öldürülmüştür. scout'un, atticus'un bahsettiği "bülbülü öldürmek" olayında vurgulamak istediğinin, sırf bir kuşu vurmakla sınırlı olmadığını, bunun, masum bir insana masumiyetinin hakkını vermemek, onu haksız yere suçlamak anlamına da gelebileceğini anladığını görüyoruz son sahnede. kendisini ve jem'i öldürmek üzere elindeki bıçakla hamle yapmış olan bob ewell'ı durdurmaya çalışırken onu istemeden öldüren boo radley, şerif tate tarafından rapor edilmez. ve scout, eğer tam tersi olsaydı boo radley'nin de "öldürülecek bir başka bülbül" olacağını idrak eder.
toplumun kabalığını, ön yargısını ve adaletsizliğini çok naif bir şekilde işleyen; hem yetişkinlere, hem çocuklara, hem de bu ikisi arasındaki eşikte sıkışmış olanlara başarılı bir şekilde hitap edebilen bir eserdir bülbülü öldürmek. kitabı da filmi de.
devamını gör...
mütevazı oluşuyla övünen insan
kendisiyle çelişen insan tipi. mütevazı insan herhangi bir şeyle, hele de kendisiyle hiç övünmez.
bu arada kelimenin doğru yazılışı mütevazıdır efendim. mütevazi ise paralel anlamına gelen, konuyla alakasız bir kelime.
başlık başa kalmaz umarım.
edit: başlık düzeltilmiş. teşekkürler.
bu arada kelimenin doğru yazılışı mütevazıdır efendim. mütevazi ise paralel anlamına gelen, konuyla alakasız bir kelime.
başlık başa kalmaz umarım.
edit: başlık düzeltilmiş. teşekkürler.
devamını gör...
(tematik)
karayel
(bkz: soğuk yerel rüzgarlar)dan biridir.
türkiye'de karadeniz ve marmara bölgelerinde etkisini gösterir.
türkiye'de karadeniz ve marmara bölgelerinde etkisini gösterir.
devamını gör...
kendimizi hafiflemiş hissetmemizi sağlayan şeyler
kafa açan arkadaşlarım var benim* çok şükür ki varlar onlarla konuşmak, dertleşmek, beni anladıklarını görmek. yalnız olmadığımı bilmek.*
devamını gör...
takipçisi olmayan yazar
formatı bilmeyen;
eleştiriye ve fikirlere açık olmayan;
nefret söylemli başlık açan;
saçma sapan tanım girenlerin bir çok takipçisi olduğu bir sözlükte normal olan bir durumdur.
bizim kültürümüzde adamcılık var.
suçlu da olsa bizdendir deyip savunmak var.
düşüncelere değil, şahsa değer vermek var.
beş para etmeyen şaklaban ünlülerin ne kadar değer gördüğünü ve takipçisi olduğunu bir hatırlayalım lütfen...
eleştiriye ve fikirlere açık olmayan;
nefret söylemli başlık açan;
saçma sapan tanım girenlerin bir çok takipçisi olduğu bir sözlükte normal olan bir durumdur.
bizim kültürümüzde adamcılık var.
suçlu da olsa bizdendir deyip savunmak var.
düşüncelere değil, şahsa değer vermek var.
beş para etmeyen şaklaban ünlülerin ne kadar değer gördüğünü ve takipçisi olduğunu bir hatırlayalım lütfen...
devamını gör...
en centilmen şehrimiz
trabzon diyorum. öyle bir hoşgörü öyle bir kibarlık, öyle bir ileri görüşlülük. ellerine kimse su dökemez. karadenizin paris'i resmen!...
devamını gör...
random gülme nasıl çıktı sorunsalı
bir dönem komik olan şeylere, klavyeye kafa atıyorum diyorlardı. klavyeye kafa atarken rastgele harflere basma sonucuyla keşfedildi bence.
devamını gör...
normal sözlük'ün normali bir kısaltma olsaydı açılımı ne olurdu sorunsalı
kafayı arap faik'ten alıyorduk.
devamını gör...
gryffindor
kurucusu godric gryffindor'dur.
devamını gör...
okurken yorulmanıza sebep olan yazar mahlasları
devamını gör...
5 nisan 2021 fazıl say'ın chp eleştirisi
piyanist ve besteci fazıl say, chp'yi eleştirdi. "siz kazanamazsınız kardeşim. siz kazanmaktan da korkuyorsunuz. siz iktidardan korkuyorsunuz. siz genç nesile ulaşmaktan, 40 yıllık kürt sorunundan korkuyorsunuz" diyen say, "atatürk’ü hele hiç anlamamışsınız, anlamadığınız atatürk’ün maalesef tahmini 100 yıl gerisindesiniz" ifadesini kullandı.
piyanist ve besteci fazıl say, kişisel ınstagram hesabında 'chp'ye naçizane bir eleştiri' notuyla bir paylaşımda bulundu. ne zaman halk tv'de tartışma seyretse, ne zaman bir bakkalda sözcü gazetesinin manşetine rastlasa, ne zaman bir chp'liyi bir kanalda konuşurken televizyonda görse hep aynı duyguyu hissettiğini söyledi. bunu 'korku' olarak tanımlayan say, şunları söyledi:
"korku, korku... korku kötü şeydir. korku kendinde başlar. ve maalesef sevginin zıttıdır, cesur olmayan sevemez. cesur olmayan kazanamaz. siz kazanamazsınız kardeşim! siz kazanmaktan da korkuyorsunuz! siz iktidardan korkuyorsunuz! siz genç nesile ulaşmaktan, 40 yıllık kürt sorunundan korkuyorsunuz! siz laiklik savunmayı da bu korkuyla yapamazsınız. laiklik savunmayan kadın haklarını savunacak? 'olanın iyisi'? bu ama öyle bir konu değil...
'siz atatürk’ü hele hiç anlamamışsınız'
salgını, şu tüm hataları, türkiye’nin durumunu; her şeyi... siz atatürk’ü hele hiç anlamamışsınız, anlamadığınız atatürk’ün maalesef tahmini 100 yıl gerisindesiniz, korku yılı olarak da 100 ışık yılı gerisindesiniz, atatürk 'bugünkü sizin' çok ilerinizde, sandığınızdan da ilerisinde. çünkü 'korkmuyordu' o. korku ışık yıllarıyla ölçülür...
'bize cesur insanlarla gelin, sıkışıp kalmışlığınızı atın'
siz korkunun çağındasınız. ve maalesef bunu bize yansıtıyorsunuz ve bizi eritiyorsunuz. bize; bu ülkede, özellikle gençlere ve kadınlara, gerçek anlamda umut vermemenizin nedenidir; bu korku. tek tavsiyem var kardeşim; içinizde korkmayanların sayısını arttırın. gençler cesur, kadınlar cesur, sayısını arttırın. bırakın korkuyu. bize cesur insanlarla gelin. sıkışıp kalmışlığınızı atın. dertlerinizi atın. nefes alın. nefes! güven verin."
buradan
devamını gör...
topuksuz 177 cm sena
boyunu baz alırsak, yukarılardaki oksijen azlığından pek de etkilenmeyen yazarımız.
günün ünlüsü yazarımız olmayı başardı.
kutlarız.
günün ünlüsü yazarımız olmayı başardı.
kutlarız.
devamını gör...
siyasilerin unutulmayan sözleri
türkeş türk çocuğu, ecevit halk çocuğu, erbakan müslüman çocuğu da biz ............ çocuğu muyuz?
(bkz: süleyman demirel)
(bkz: süleyman demirel)
devamını gör...
sahibinin güzel olduğu hissi veren kadın isimleri
hiç biridir efendim. güzellik görecelidir.
devamını gör...
atalay yörükoğlu
1928-2004 yılları arasında yaşamış psikiyatrist doktor. istanbul üniversitesi tıp fakültesi'nden mezun olduktan sonra abd de çeşitli eğitim ve çalışmalarını tamamladıktan sonra uzun yıllar hacettepe üniv. de profesör olarak çalışmaya devam etti ve dünya psikiyatri birliği'nin ruh sağlığı danışmanlığını yürüttü. 'çocuk ruh sağlığı'', ''değişen toplumda aile ve çocuk'', ''gençlik çağı'' isimli anne babalar ve eğitimciler icin başucu kitabı ve pek çok bilimsel kitabı bulunmaktadir. günümüzün ınstagram fenomeni anne baba koclarinin fındık fıstık kitapları yerine baskısı oldukça eski olan çocuk ruh sağlığı kitabıni okumak kişinin ufkunu daha çok genişletir.
devamını gör...
köylü yazardan ironiler
orucunu açtıktan sonra köy sütüyle yapılmış kekini, çocuklarıyla beraber üfleyip, çayını yudumlarken sahura ne yapsam diye düşünecek.
tıpkı geçen ömrünün nasıl bu kadar hızlı geçip de planladığını anlayamadığı gibi, yine bir (kendi tabiriyle 40+ doğumgünü şeysi) daha olacak.
en kötü günleri bitmiş ve artık her gün bir öncekinden iyi olan yeni güzel günleri olsun umarım..
hepimiz birer insanız, gülmeyi hakediyoruz. hep gülün inşallah.
tıpkı geçen ömrünün nasıl bu kadar hızlı geçip de planladığını anlayamadığı gibi, yine bir (kendi tabiriyle 40+ doğumgünü şeysi) daha olacak.
en kötü günleri bitmiş ve artık her gün bir öncekinden iyi olan yeni güzel günleri olsun umarım..
hepimiz birer insanız, gülmeyi hakediyoruz. hep gülün inşallah.
devamını gör...
tüm yazarların profilinde kurucu yazması
dün ekşi sözlük 23 nisan nedeniyle herkesin profiline çocuktu ifadesini koydu. sanırım kafa sözlük ben buna kafa atarım diyerek 23 nisanda çocuklara yönetimi devretmeye karar verdi. 23 nisan bayramınız kutlu olsun çocuklar. bugün sözlükte kurucu olarak yazacaksınız.
devamını gör...
shutter island
gerilim filmi.
izlerken korkak bir tip iseniz benim gibi tek izlemeyin yoksa korkudan filmi takip edemeyebilirsiniz.
film 2010 yılı yapımı. yeni bir film olsa da 1954 yılında yaşanan olaylar anlatılmaktadır.
bir ada düşünün içinde sadece suçlu akıl hastalarının denek olarak kullanıldığı bir hastane var. adada yalnızca hastalar, doktorlar, hemşireler, hastabakıcılar ve güvenlik görevlileri var. bir hasta kaçar ve hastane yönetimi bulunması için federal ajanları çağırır ve olaylar gelişir.
izlerken korkak bir tip iseniz benim gibi tek izlemeyin yoksa korkudan filmi takip edemeyebilirsiniz.
film 2010 yılı yapımı. yeni bir film olsa da 1954 yılında yaşanan olaylar anlatılmaktadır.
bir ada düşünün içinde sadece suçlu akıl hastalarının denek olarak kullanıldığı bir hastane var. adada yalnızca hastalar, doktorlar, hemşireler, hastabakıcılar ve güvenlik görevlileri var. bir hasta kaçar ve hastane yönetimi bulunması için federal ajanları çağırır ve olaylar gelişir.
devamını gör...
peau d'orange
meme kanserinde lenf nodlarının metastatik olarak tutulması sonucu lenf kanallarının tıkanması ve buna bağlı oluşan klinik görüntünün ismidir.
görüntü olarak portakal kabuğu görünümüne çok benzediği için bu isim verilmiş. resmi koyuyorum hassassanız lütfen bakmayın.
kamu spotu: self meme muayenesi meme kanseri taraması açısından en önemli yöntemlerden birisidir.özellikle adet tarihinden 1 hafta sonrası en ideal zamana tekamül etmekte. meme kanseri en çok üst dış kadraja lokalize olduğu için o bölümü daha dikkatli incelemenizde fayda var.
erken tanı hayat kurtarır.
görüntü olarak portakal kabuğu görünümüne çok benzediği için bu isim verilmiş. resmi koyuyorum hassassanız lütfen bakmayın.
kamu spotu: self meme muayenesi meme kanseri taraması açısından en önemli yöntemlerden birisidir.özellikle adet tarihinden 1 hafta sonrası en ideal zamana tekamül etmekte. meme kanseri en çok üst dış kadraja lokalize olduğu için o bölümü daha dikkatli incelemenizde fayda var.
erken tanı hayat kurtarır.
devamını gör...
hiçbir şey olunamayınca sahip olunan meslekler
yaşam koçu (kesinlikle 1. sıra şaşmaz)
sosyal medya uzmanı (kurumsal şirketler vs. çalışanlar hariç)
imaj danışmanı
ilişki uzmanı
el mankeni
takı tasarımcısı (okulunda okuyup hakkı ile yapanları tenzih ederim)
herboquoloji'den mezun, ortam herboquologları
sosyal medya uzmanı (kurumsal şirketler vs. çalışanlar hariç)
imaj danışmanı
ilişki uzmanı
el mankeni
takı tasarımcısı (okulunda okuyup hakkı ile yapanları tenzih ederim)
herboquoloji'den mezun, ortam herboquologları
devamını gör...