kriptografi, başkaları tarafından erişilmesi istenmeyen bilgilerin bir ya da çoklu değişkenlere tabii tutulup değiştirilerek, doğru yöntemlerin izlenmemesi takdirinde erişilmemesini sağlamak üzerine belli matematiksel ya da mantıksal algoritmalar dahilinde gerçekleştirilen işlemlerdir. ilgili bilim dalına kriptoloji, ilgilenip bu işlemleri gerçekleştiren kişiye ise kriptograf denir.

yunanca kelime köklerinde "gizli/gizlenmiş olan" anlamına gelen "kryptos" ve yazmak anlamına gelen "graphein" kelimelerinden türemiştir.

geçmişi oldukça uzun yıllara dayanmaktadır kriptografinin. antik mısır hiyerogliflerinde rastlanabilen gizemli örneklerinden tutun, mezopotamya'da keşfedilmiş olan kil tabletlerde bile karşımıza çıkabilmektedir.

roma'da, sezar ile karşımıza çıkmaktadır. günümüzde kriptografinin en bilindik uygulamalarından biri olan sezar şifreleme algoritması, basitçe harflerin alfabedeki n anahtar sayı kadar sonraki harfe yönlendirilerek yazılmasıdır. mesela, anahtarın 1 olduğu bir biçimde, "elma", "fmnb" şeklinde yazılacaktır. neyse ki günümüzde kullanılmıyor, çünkü şifre bilinmiyor olsa bile en fazla 25 denemede bulunabilmektedir.

ilk sistematik kullanımı, 8. yüzyılda orta doğu'ya dayanmaktadır. al-khalil adlı ünlü filolog, dil alimi tarafından çıkarılmış olan "şifreli mesajlar" kitabı ile temeli atılmıştır. kitap, var olabilecek tüm arapça kelimelerin sesli harfler dahil ve dahil olmadan halleriyle oluşturulabilecek tüm permütasyon ve kombinasyonlarını içermekteydi.

avrupa dünyasında reform ve rönesans dönemlerinde güvenli bilgi aktarımı amacıyla kullanılan kriptografi teknikleri, osmanlı imparatorluğu'nda, tapu-tahrir defterlerinde "siyakat" adı verilen, okunması güç ve dile hakimiyet gerektiren bir yazı biçimi olarak karşımıza çıkmaktadır.

fakat bana göre en önemli kısmına, yani alan turing sonrasına gelmek istiyorum.

ikinci dünya savaşı'nda almanlar tarafından kullanılmış olan şifreleme makinesi enigma, yaygın kullanımıyla düşmanlarına büyük sorun yaratmaktaydı. arthur scherbius tarafından tasarlanmış olan enigma'nın başlangıçtaki kullanım alanı paranın hakim olduğu alanlarda ticari gizliliği sağlamaktı. savaş döneminde daha ucuz ve pratik kullanımına geçilmiş olan cihaz, rotorlu ve elektromekanik bir şifreleme cihazıydı.

daktilo benzeri cihazın üzerinde 26 harfli, ışıklı bir tabela vardır. daktilodan basılmış olan bir harf, rotorlardan birini devreye sokarak başka bir harf olarak yansıtır. çalışan üç rotor, bir harfi üç kez şifreleyerek neredeyse kırılması imkansız bir hale getirir. matematiğim yanıltmıyorsa, 26lı permütasyondan bahsediyoruz.

tabii bununla da kalınmamış. ekstradan makinede bulunan, her ucu farklı farklı bir harfe takılabilen on adet kablo vardır. bu kabloların her biri, takıldığı harflerin yerini değiştirmektedir. mesela uçları "s" ve "y" harflerine takılmış kablo, "spy" yazısını "yps"ye çevirir.

diğer hatırlamadığım ve muhtemelen bilmediğim bazı eklentilerle birlikte, bir mesaj on üç defaya kadar şifrelenebilmekte. böylece neredeyse çözülemez şifreler ortaya çıkar.

neredeyse çözülemez. işte bu noktada, polonyalı matematikçiler elde ettikleri verileri *, alan turing'in de içinde olduğu "ultra" adlı gruba verirler. alan turing, enigma'nın zaafiyetlerini, diğer uzmanlarla birlikte çalışmalarını sürdürerek, alman denizaltılarının uzun süren bir mesaj ağını takip ederek bunu çözebilmişti.

bir enigma mesajının hiçbir rotor, kablo vs. anahtar bilgisine sahip olunmadan çözülebilme ihtimali 1/3,560,761,236,879,310,464,000*'dir.

alan turing aynı zamanda bilgisayar biliminin kurucusu olarak kabul etmektedir. o halde gelelim bilgisayarlar vasıtasıyla gerçekleştirilen kriptografik işlemlere. günümüzde simetrik ve asimetrik şifreleme olarak iki farklı kullanımı mevcut.

simetrik şifreleme, aynı anahtar kullanımıyla dekripsiyon(şifre çözümleme) ya da enkripsiyon (şifreleme) işleminin gerçekleştirilmesidir. dizi ve blok şifreleme olarak ikiye ayrılır.

dizi şifrelemede, veri bir bit* dizisi olarak ele alınır. bir anahtar vasıtasıyla, zamana göre değişen bir uzunlukta bir dizi üretilmesiyle sağlanır.
kullanım örnekleri: cfb *, ofb *, ctr *

blok şifreleme ise, veriyi bloklar halinde ele alır. bu bloklar birbirine bağlı ya da bağımsız olarak var olabilir. şifreleme ve şifre çözümleme bütün olarak ele alınan bloklar üzerinden gerçekleşir. şifreniz "parola" ise, bu bütün bir bloktur mesela. "p" ya da "parol" yazılması bir anlam ifade etmez basitçe. öte yandan, iç hafıza ve kimlik tanımlama unsurları barındırmaması da dezavantajları arasındandır.

kullanım örnekleri: ecb *, cbc *

simetrik şifrelemede milenyumun başına kadar des* kullanılırken, milenyum itibariyle yerini yavaş yavaş aes'e* bırakmaktadır.

asimetrik şifrelemede ise, şifrelerken ve şifre çözümlerken farklı anahtarlar kullanılır. açık anahtar, şifreleme ve doğrulama için kullanılırken, özel anahtar şifrenin çözümü ve alındığını belirtmek amacıyla kullanılmaktadır. mesela, birine yolladığınız bir maili, o kişinin genel anahtarıyla şifreliyorsunuz. sonra, o mailin açılabilmesi için, yolladığınız kişi özel anahtarını kullanıyor.

sizin gönderdiğinizin anlaşılması içinse, gönderici olan sizin genel anahtarı tarafından doğrulanabilmekte olduğundan, özel anahtarınız ile bunu imzalamanız gerekmektedir. mühür basmak gibi düşünebiliriz :)

ayrıca ilginizi çekebilir, araştırma konusu olarak bırakayım.
(bkz: pgp)*

ek:
eğer buraya kadar okuyan varsa teşekkürlerimi sunarım. konuyla ilgili herhangi bir soru/sorununuz varsa iletişime geçebilirsiniz, bilgim dahilinde yardımcı olmaya çalışırım.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bayram gününe pek yaraşmaz belki ama zaten gri olan ankara'nın kapkara olduğu bir günden bahsetmek istiyorum size; ali kuşçu gök bilim merkezinin yakıldığı günden.

bulunduğu lokasyondaki insanlar için pek anlam ifade etmese de anıtkabir'den sonra ankara'da en fazla ziyaret edilen mekân-dı burası. benim gibi henüz gidememiş fakat önünden geçerken bile gülümseyen insanlar da yok değildi.

kızım biraz daha büyüdüğünde, onunla birlikte ziyaret edip o heyecanı birlikte yaşamanın planını yaparken bir gün öğleden sonra kara dumanlar şehrin üstünü kapladı. o gün şehirdeki tüm "insan"lar ağladı, kimi içine içine kimi göstere göstere.

ben ise her gün önünden geçmeye devam ettim. birçok insan gibi kapkara olmuş kuleye içim acıyarak bakıp durdum öyle. teknolojiyi nargile içerken fotoğraf çekmekten ibaret sayıp burayı yakanlara içimden küfürler savurmayı da ihmal etmedim. bu durum 1 yıl devam etti, ta ki birileri merkezin restore edilmesi lütfunda bulunana dek. şu an yarılanmış restorasyon, en iyi ihtimalle ancak yıl sonunda tekrar açılabilir.

ankapark fiyaskosu gibi boşa giden projelerden sonra böyle faydalı bir bilim merkezinin 2 yıl atıl durumda kalması çok büyük bir kayıp.

aşağıdaki haber videosunda yangının sebebinin belirlenmediği söyleniyor, sonradan bunun bir sabotaj olduğu kesinleşti.


devamını gör...

yakın olmadığın insandan gelen "canım" kelimesi. tüylerim ürperdi.
devamını gör...

tükendik ey halkım affedin bizi.
devamını gör...

birçok şey zor bu hayatta. gülerken birden bir film misali akla gelen insanların, acı çekmis insanların, düşünceler kutusunda yer edinmesi. dünyada bir yerlerde zorlanan hayatlarin oldugunu bilmek zor. alışmak duygusunu yaşattıran insanı hayatınızdan çıkarmak zor mesela. beklenti oluşturmamak, hayal kırıklıliğina uğramamak en zoru hayatı çırkinleştiren insanların karşısında.
devamını gör...

yazarı tanımasam belki biraz inanacağım başlıktır.
devamını gör...

bazen kim olduğumu çözemiyorum, neden bu hayatta olduğumu çözemiyorum. belki gelecek kaygısı çekiyorum bu yaşımda bilemiyorum bu geçirdiğimiz dönem insanların psikolojisini bozuyor, herkes gergin ve ben de bunu hat safhada hissedenlerden biriyim. bıkıyorum sözlük kaygıdan kalbimdeki o sızıdan bıkıyorum.
devamını gör...

paralel evrende bugün(bkz: swh)
devamını gör...

tüm dünyadaki tren raylarının birbirine uzaklığının standartı.
dünyanın her yerinde, rayların mesafesi: 4 fit ve 8.5 inç yani 143.5 cm.
tabii ki mantıklı bir sebebi var:

insanlar ilk tren vagonlarını yaptıklarında, at arabalarını yaparken kullandıkları aletlerin aynısını kullanıyorlarmış. o yüzden vagonların tekerleklerinin arası, tıpkı at arabalarındaki gibi 143.5 santim olmuş.
çünkü arabaların geçtiği eski yolların genişliği bu kadarmış.
çünkü o eski insanların savaş arabaları, iki atla çekiliyormuş.
atlar yan yana durduğunda, genişlikleri 143.5 santim oluyormuş.

bir süre bu standartla iş yapılınca, ister istemez, yük vagonları vs bu standarta göre üretilmiş, tüneller bu ölçüde açılmış. dolayısıyla bir düzen oluşmuş ve bir değişiklik yapılmadan günümüze gelişmiş.

bu rakamı romantize eden bir grubun varlığıyla, ben bu ilginç bilgiyi öğrenmiştim zamanında. onların romantize etmesi ise hatırladığım kadarıyla şöyleydi: zamanında, her ne olursa olsun, tüm imkanları denemelerine rağmen, bir türlü bir araya gelemeyen iki sevgili ya da birbirini seven iki insana bu tabir kullanılırmış. yani tren rayları gibi aynı yöne gidiyoruz ama hiç kavuşamıyoruz diyen sevgililerin, aramızda 143.5 cm var şeklinde kullandığı bir tabir olmuş.
bunu lise zamanlarımda öğrenmiş olup, kaynağı hiçbir şekilde bulup ekleyemeyeceğim. kısa bir internet araştırmasında bu şekilde bir hikaye bulamadım ama o zamanlar bu anlamı beni etkilemiş olacak ki, bu güne kadar unutmadım.
devamını gör...

kedimin ismi kedi. kardeşim çocukları ile oynasın diye sokaktan sahiplendi. beni aradı ve ismini ne koyalım dedi 1 ay önce. bende kimsede olmayan ama en çok kullanılan kedi ismini tercih ettim. ne iyi etmişim de kedi koymuşum. biraz yaramaz olduğu için kedimiz şehir değiştirecek ve artık benimle yaşamaya başlıyacak.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

la bu kızıl nelson size ne etti? tepkisi vermeme sebep olan başlık.
devamını gör...

hyeonseo lee adlı yazarın, kuzey kore’den kaçışını anlattığı otobiyografik kitap. eşimin dünya kadınlar günü için bana verdiği hediyeydi. kitaptaki kadının hikayesini okuyunca, hediyenin anlamı da bir kaç kat artmış oldu benim için.

kitapta geçen bir cümle var:

hakkınızın suistimal edildiğini bilmek için, önce bu haklara sahip olduğunuzu öğrenmiş olmak gerekir


kuzey kore’nin kısa bir özeti aslında bu ifade. haklarınızın ırzına geçiliyor ama siz haklarınızı bilmiyorsunuz ; bu yüzden de bu durum size çok normal geliyor. ülkeniz tarafından dış dünyayla bağlantınız kesilmiş, tv.de sadece yerel kanallar var. kanallarda güney kore’nin sefalet içinde yaşadığını, çocukların çöpten yemek aradığını anlatıyorsun. bunu çürütecek kaynak yok; o yüzden bunlara inanarak büyüyorsun. arada kaçak gelen, tezgah altından güney kore şarkıcılarının kasetlerini alıyorsun ama bunları çok kısık sesle dinlemek zorundasın. birinin ihbar etmesi durumunda, sırf bu şarkıyı dinlediğim için, ölüm cezasına bile çarptırılabiliyorsun. kim ailesinin kahraman olduğunu öğretiyorsun küçüklükten beri. kim ailesinden biri ölünce, ağlamak istemesen bile ağlamak zorundasın; her gün büstüne çiçek götürmek zorundasın. aksi takdirde az ağladın diye veya az çiçek götürdün diye ceza alabilirsin. ülkede 97 yılında açlık krizi meydana geliyor; ülkenin songbunu düşük olan vatandaşları açlıktan ölüyor ama tv.de bu bile telaffuz edilmiyor.

bir aile, sırf gazete kağıdına sigara sararken, gazetenin diğer tarafında kim ailesi’nin resmi olduğunu fark etmedikleri için çalışma kamplarına gönderiliyor. her evde kim ailesi’nin portreleri bulunmak zorunda. onlara toz bile değdirmemen gerekiyor; ihbar halinde cezası çok büyük. bu nedenle selde, yangında bile insanlar evden ilk portreleri kurtarıyorlar. bakın para pul değil, bu ailenin portreleri.

bowibu başlığında, küçüklükten kurulan ispiyon ağını anlatmıştım. kitaptan alıntı:

aslında zalim liderler ve mazlum halkı birbirinden ayıran bir çizgi yoktu. aslında kim ailesi bu gaddarlığ en alttan en üste tüm insanları ortak ederek sürdürüyorlardı. kimse suçsuz değildi. korkutulmuş parti kadrosu alttakileri korkutuyor, onlar da altındakileri derken zincirleme işliyordu korku hükümdarlığı. genç bir erkek, çin’e kaçmak isteyen bir kızı ölüme gönderebiliyordu. çünkü kızın songbunu düşüktü ya da düşman sınıfındaydı. sıradan insanlar zorba, ihbarcı ve hırsız haline gelmişti. hayatta kalmak ya daüstünlük kurmak için korkuyu kullanıyorlardı.


ülkede tabi seçimler oluyordu ama her seçim %100 kim ailesinin seçilmesiyle sonuçlanıyordu. biz kitabını okuyanlar, bu cümlenin çok tanıdık geldiğini farkedecekler. okuduğum distopik kitaplar gibi bir ülke kısacası.

kitap işte böyle bir ortamda doğmuş henüz 17 yaşında bir kızın, bir kaç gün için çin’e kaçıp bir daha dönememesini anlatıyor. 18 yaşına girmesine az zaman kalmıştır ve çin sınırına 50 metre uzakta oturmaktadır. bir kaç gün gezip tozarım derken, seçimler için nüfus sayımına gelen görevlilerin kendisinin yokluğunu farketmesiyle dönüşü imkansız hale gelmiştir. döndüğü an ya çalışma kampına gidecektir ; bu da büyük ihtimalle ölüm demek onlar için.

bir süre çin’deki amcasının yanında kalıyor. ama dönüş imkansızlaşınca bu süre haliyle uzuyor. amcasının yanından ayrılıp, şangay’a oradan güney kore’ye kaçışını ağzınız açık okuyacaksınız. cesaretine hayran kaldım. kaybedecek bir şeyi olmayan bir kadının cesareti. ama çok güçlü; onun yaptıklarını yapacak başka biri var mıdır ki?

kitabın ismi olan yedi isimli kız da, her gittiği yerde ismini değiştirmek zorunda kalmasından kaynaklanıyor. hyeonseo lee ise artık son ismi. güvende olduğu, güney kore ismi.

şu ana kadar okuduğum en şaşırtıcı hayat hikayelerinden biri oldu. benimle aynı yıl doğumlu ve benimle aynı süre yaşamış birinin , nelere göğüs gerdiğini görmek, acı diye nitelendirdiğim şeylerin aslında ne kadar basit olduğunu görmemi sağladı. kitabın aynı zamanda the girl with seven names adlı bir filmi de çevrilmiş ama henüz izlemedim.

kısacası dışa kapalı bir ülkeyi öğrenmek açısından da, hyeonseo’nun ilginç hayat hikayesini öğrenmek açısından da okunacak bir kitaptır.
devamını gör...

genellikle fi tarihinden kalma ve örümcek bağlamış bir başlık seçip, o başlıktaki tüm tanımları baştan sona okuyarak oylama yapma alışkanlığına sahibim.* bunun kendine özgü nostaljik bir yanı var. belki sahiplerinin bile unuttuğu tanımları okuyup beğenerek, "aa böyle bir tanımım vardı, doğru ya." diye onlara hatırlatmak ayrıca eğlenceli. bazen de aynı şeyi akışa düşen bir başlıkta yaptığım oluyor. beğendiğim tanımları oylarım, çok beğendiklerimi veya diğer tanımlarla kıyaslayınca özgün bir tarafı olduğunu fark ettiklerimi hem oylar hem favlarım. tanımı kimin yazdığı benim için önem teşkil etmiyor, beğenmişsem benim için tamamdır. aynı şekilde, bir yazara sırf onun tanımlarının genelini beğendiğim için veya onu takip ettiğim için oy atmıyorum. çünkü arada katılmadığım görüşleri olabiliyor. bir de hakkında fikir ve bilgi sahibi olmadığım kişilerle veya durumlarla ilgili olan tanımları oylamaktan kaçınıyorum, tanımıyorum bilmiyorum çünkü. sık sık olmasa da*, bir yazarın profiline girip tanımlarını incelediğim oluyor. bu yolla ona sözlükteki varlığını hissettirmeye çalışıyorum. ama çok fazla tanımı bulunan yazarlar için bunu maalesef yapamıyorum. gerçi onların hemen hemen hepsi de popüler yazarlar olduğu için buna ihtiyaç duymuyor zaten.* bu tutumu benimseyerek objektif bir şekilde oylama yapmaya çalışıyorum.
devamını gör...

şuraya bi vicdan azabı bırakayım, kendi imalatım hem. o anlar*

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

her ne kadar zor seven ve sevdiği zaman sıkı sıkı sarılan bir insan olsamda yediğim psikolojik şamarlardan sonra değer görmediğimi ya da suistimal edildiğimi anladığım an gul gule diyip gitmeyi bilirim.
bazı ilişkiler sonsuzluğa yol alır ama her ilişki bunu haketmez.
t: insanı yıpratan ve bir an önce vazgeçilmesi gereken alışkanlık.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

sevdiğim tek trabzonsporlu @masterpiece bey'in, aşşırı yoğunlukları sebebiyle canlı olmasa da podcast olarak 2 saatlik türkçe şarkılardan oluşan kaydı 22:00'de sözlük radyomuzda olacak.
kaçıranlar için bikemmel bi fırsat!

blog.kafasozluk.com/
22:00
devamını gör...

kibar bir yazardır. biri girip sizin hakkınızda üşenmeden bir şeyler yapmış, en azından bir beğenin.
devamını gör...

youtube çöplüğünde görüp görebileceğiniz en iyi içerik üreticisi. (başkaları da muhakkak vardır, çok fazla takılmadığımdan bilemiyorum.)
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim