müntekim gıcırbey'den şebnem şibumi'ye mektuplar
4.mektup
şebnem; ceylanların, kuğuların sınıf arkadaşı, cıvıltılı cimcime, bal şelalesi.
şövalye olsaydım, senin şehrine hücum etseydim, dudaklarını görünce kılıcımı düşürür, atımdan düşerdim. hiçbir zaferin erişemeyeceği tatta bir yenilgi olurdu. ellerin... boğumları kudretten zarafet şaheseri yüzükler gibi. insan kıyamaz dokunmaya. avuçların desenli kurabiyelere benziyor. öpsem, ağzımda şeker tadı bırakacak, kesin.
parmaklarının ucunda tırnakların küçük deniz kabukları gibi parlıyor şebnem... rüyanda başrolde değilsen kabus görüyorsun demektir. bir kerecik buluşalım, yeniden hayatımın başrolünde olayım. kalbimden mezarlık dumanları yükselse de ziyanı yok.
şebnem, bak hasretten bütün günahlarım döküldü. hacdan yeni gelmiş gibi hafifledim. şebnem, uçsuz bucaksız bir çayırda buluşalım. başını dizlerime koy. sevincimden çimlere kırağı düşürürüm. senden sinyal beklemek, dünya dışı uzayda yaşam belirtileri aramak gibi; acayip sancılı.
insan, nelere katlanmak zorunda kalacağını önceden kestiremiyor. göze aldığımız risklerden, tehlikelerden çok daha fazlası çıkıyor karşımıza. bakışların, cennetin eşiğinde sorulan bilmeceler gibiydi şebnem. artık hayatımın normale dönmesi imkansız.
şebnem, sen saklanınca ağaçların içi boşaldı, kuşlar iskelete döndü, deniz pıhtılaştı, gökyüzü felç oldu, bulutlar kireç bağladı, asfaltlar eriyor, minareler yamuldu; istanbul, haşlanmış lahana gibi kendini saldı. şebnem, seni manyaklar gibi özledim. iç içe geçmiş kafeslerin ortasında gibiyim.
şebnem, adın dilimin ortasına yuva yapmış guguk kuşu gibi, ne zaman ağzımı açsam uçuveriyor. hasretin gecenin mimarisi oldu, temeli, sütunları, kubbesi. seni sevmek, göğüs kafesimde bir gökdelen jeneratörü taşımakla aynı şey şebnem.
şebnem senin için buffalolar kurban edeyim, yağmur ormanlarını yakayım tabiatla kanlı bıçaklı olayım. şebnem tornavidayla dağlara oyuklar, mağaralar açayım. çölü avuç avuç başka yere taşıyayım.
şebnem bir öpücük ver, sonra yurdun dört bir yanına örülü demir ağları söküp trenleri karadan yürüteyim. türk kızılay'ına kan vereyim. oradan da altı nokta körler derneği'ne gideyim. körlere sesleneyim ''arkadaşlar, dünyanın kepazeliğini görmediğiniz için evet şanslısınız. fakat şebnem'in güzelliğini görebilmek için ölüp cennete gitmeniz gerekecek. sıkın dişinizi.''
öpüyorum gülüşünün bütün kıyılarını...
şebnem; ceylanların, kuğuların sınıf arkadaşı, cıvıltılı cimcime, bal şelalesi.
şövalye olsaydım, senin şehrine hücum etseydim, dudaklarını görünce kılıcımı düşürür, atımdan düşerdim. hiçbir zaferin erişemeyeceği tatta bir yenilgi olurdu. ellerin... boğumları kudretten zarafet şaheseri yüzükler gibi. insan kıyamaz dokunmaya. avuçların desenli kurabiyelere benziyor. öpsem, ağzımda şeker tadı bırakacak, kesin.
parmaklarının ucunda tırnakların küçük deniz kabukları gibi parlıyor şebnem... rüyanda başrolde değilsen kabus görüyorsun demektir. bir kerecik buluşalım, yeniden hayatımın başrolünde olayım. kalbimden mezarlık dumanları yükselse de ziyanı yok.
şebnem, bak hasretten bütün günahlarım döküldü. hacdan yeni gelmiş gibi hafifledim. şebnem, uçsuz bucaksız bir çayırda buluşalım. başını dizlerime koy. sevincimden çimlere kırağı düşürürüm. senden sinyal beklemek, dünya dışı uzayda yaşam belirtileri aramak gibi; acayip sancılı.
insan, nelere katlanmak zorunda kalacağını önceden kestiremiyor. göze aldığımız risklerden, tehlikelerden çok daha fazlası çıkıyor karşımıza. bakışların, cennetin eşiğinde sorulan bilmeceler gibiydi şebnem. artık hayatımın normale dönmesi imkansız.
şebnem, sen saklanınca ağaçların içi boşaldı, kuşlar iskelete döndü, deniz pıhtılaştı, gökyüzü felç oldu, bulutlar kireç bağladı, asfaltlar eriyor, minareler yamuldu; istanbul, haşlanmış lahana gibi kendini saldı. şebnem, seni manyaklar gibi özledim. iç içe geçmiş kafeslerin ortasında gibiyim.
şebnem, adın dilimin ortasına yuva yapmış guguk kuşu gibi, ne zaman ağzımı açsam uçuveriyor. hasretin gecenin mimarisi oldu, temeli, sütunları, kubbesi. seni sevmek, göğüs kafesimde bir gökdelen jeneratörü taşımakla aynı şey şebnem.
şebnem senin için buffalolar kurban edeyim, yağmur ormanlarını yakayım tabiatla kanlı bıçaklı olayım. şebnem tornavidayla dağlara oyuklar, mağaralar açayım. çölü avuç avuç başka yere taşıyayım.
şebnem bir öpücük ver, sonra yurdun dört bir yanına örülü demir ağları söküp trenleri karadan yürüteyim. türk kızılay'ına kan vereyim. oradan da altı nokta körler derneği'ne gideyim. körlere sesleneyim ''arkadaşlar, dünyanın kepazeliğini görmediğiniz için evet şanslısınız. fakat şebnem'in güzelliğini görebilmek için ölüp cennete gitmeniz gerekecek. sıkın dişinizi.''
öpüyorum gülüşünün bütün kıyılarını...
devamını gör...
ölüm
kucuk kiyamettir diger adi. belki buyuk kiyametin de ilk asamasi. dunya hayati adina bir son'dur, yine belki baska bir hayatin baslangici... beserin korkunc sonu da olabilir, aslen dunya denilen zindandan kurtulusu da. bunlar hep muallaktir. lakin dunya hayati adina planlarin, hayallerin, hedeflerin, sahip olunan ne varsa sifirlandigi ve anlamsizlastigi bir gercektir. tapinilan bedenlerin artik birer "leşten" ibaret olmasi kadar soguk, buz gibi bir gercek.
devamını gör...
tadelle
çocukluğumun çikolatası.hala da gördükçe alır o inanılmaz hazzı yaşarım. hani içindeki küçük fındık parçaları dişinizin arasına girer de sonra dil yardımıyla çıkarıp tekrar yemiş gibi olursunuz ya harikadır harika * olsada yesek
devamını gör...
zorla tesettüre sokulan kız çocukları
bir kadının türban takması benim için takmaması ile aynı eşdeğerdedir.
ancak belirli bir yaşın altında, henüz aklı kemal olmamış, kendi kararını kendisi veremeyecek yaşta bir kız çocuğuna türban takılması son derece yanlıştır. belirli bir yaşa gelir, okur öğrenir kendisi istiyorsa takar. başımın üzerinde de yeri vardır.
ancak belirli bir yaşın altında, henüz aklı kemal olmamış, kendi kararını kendisi veremeyecek yaşta bir kız çocuğuna türban takılması son derece yanlıştır. belirli bir yaşa gelir, okur öğrenir kendisi istiyorsa takar. başımın üzerinde de yeri vardır.
devamını gör...
sophie toscan du plantier cinayeti
bu aralar cinayet belgesellerine merak salmış bir hukuk fakültesi öğrencisi olarak kanımı donduran vahşi bir cinayetti.
sizlere cinayetten kısaca bahsetmem gerekirse; 20 aralık 1996'da fransız asıllı 39 yaşındaki film yapımcısı sophie toscan du plantier; noel'i geçirmek için gittiği irlanda kırsalındaki evinin gidiş yolunda ölü bulunur. 100 yılı aşkındır cinayet işlenmeyen ve sakin bir kasaba olan schull bir anda tüm dünyanın ilgi odağı olur. yerel bir gazeteci olan ingiliz ıan bailey irlanda polis teşkilatı garda tarafından şüpheli olarak iki kez gözaltına alınsa da yeterli delil bulunamadığı için serbest bırakılır. (ıan bailey'in cinayet saatlerinde nerede olduğunu kanıtlayamaması, yüzündeki ve ellerindeki çizikler, cinayet gününden birkaç gün sonra evinin bahçesinde kendine ait bazı kıyafetleri yakması, sophie'nin yakın arkadaşlarına kasabadaki bir gazetecinin kendisiyle görüşmek için ısrar ettiğini söylemesi... vb. kanıtlar ingiliz hukuk sistemine göre ya ikinci kanıt sayılmıştır ya da hiç kanıtlanamamıştır.) ingiliz hukuk sisteminin annesinin katilini cezalandırmaya elverişli yasalarının olmadığını düşünen sophie'nin oğlu pierre-louis baudey, fransız mahkemelerinde annesinin katili olduğuna inandığı ıan bailey'e karşı dava açar. ıan bailey duruşmalara katılmaz ve mahkeme tarafından gıyabında (in absentia) duruşmalar görülür. 2019 yılında ıan bailey 25 yıl hapis alır ama irlanda yüksek mahkemesi 2020 yılında iade edilemeyeceğine hükmeder.
netflix'te sophie'nin hayatı ve karakteri, cinayetin soruşturma aşamaları, mahkeme kayıtları, olağan şüphelilerin elenmesi gibi birsürü detayın anlatıldığı 3 bölümlük 'sophie toscan du plantier cinayeti' mini belgesel dizisini herkese tavsiye ederim. herkese iyi seyirler dostlarım :(
sizlere cinayetten kısaca bahsetmem gerekirse; 20 aralık 1996'da fransız asıllı 39 yaşındaki film yapımcısı sophie toscan du plantier; noel'i geçirmek için gittiği irlanda kırsalındaki evinin gidiş yolunda ölü bulunur. 100 yılı aşkındır cinayet işlenmeyen ve sakin bir kasaba olan schull bir anda tüm dünyanın ilgi odağı olur. yerel bir gazeteci olan ingiliz ıan bailey irlanda polis teşkilatı garda tarafından şüpheli olarak iki kez gözaltına alınsa da yeterli delil bulunamadığı için serbest bırakılır. (ıan bailey'in cinayet saatlerinde nerede olduğunu kanıtlayamaması, yüzündeki ve ellerindeki çizikler, cinayet gününden birkaç gün sonra evinin bahçesinde kendine ait bazı kıyafetleri yakması, sophie'nin yakın arkadaşlarına kasabadaki bir gazetecinin kendisiyle görüşmek için ısrar ettiğini söylemesi... vb. kanıtlar ingiliz hukuk sistemine göre ya ikinci kanıt sayılmıştır ya da hiç kanıtlanamamıştır.) ingiliz hukuk sisteminin annesinin katilini cezalandırmaya elverişli yasalarının olmadığını düşünen sophie'nin oğlu pierre-louis baudey, fransız mahkemelerinde annesinin katili olduğuna inandığı ıan bailey'e karşı dava açar. ıan bailey duruşmalara katılmaz ve mahkeme tarafından gıyabında (in absentia) duruşmalar görülür. 2019 yılında ıan bailey 25 yıl hapis alır ama irlanda yüksek mahkemesi 2020 yılında iade edilemeyeceğine hükmeder.
netflix'te sophie'nin hayatı ve karakteri, cinayetin soruşturma aşamaları, mahkeme kayıtları, olağan şüphelilerin elenmesi gibi birsürü detayın anlatıldığı 3 bölümlük 'sophie toscan du plantier cinayeti' mini belgesel dizisini herkese tavsiye ederim. herkese iyi seyirler dostlarım :(
devamını gör...
flört
bu flört işleri cidden bunalttı artık tanışıyosun konuşuyosun başka biriyle daha konuşsa bir şey diyemezsin sevgilin değil karısamazsin kıskanmaya hakkın yok ne olduğu belirsiz değişik bir ilişki şekli hesap soramıyorsun en iyisi ya düzgünce sevgili olmak ya da bu işlerden uzak durmak kafa rahatlığı şart
devamını gör...
gerçek bir hikaye
samsatlı loukianos'un (m.s. 125-180) homeros'a ve herodotos'a bir nevi sataştığı, onları eleştirdiği ve bir bakıma onların mantıksızlığını, yaptığı işlerdeki anlamsızlığı anlatmaya çalıştığı eseridir. bir parodi eserdir. homeros ve herodotos gibi tarih yazarlarının yazdıkları olağanüstü olayları hem eleştirir hem de parodisini yapar.
kitabın konusu yolculuktur. kitap homeros'un odysseia serine öykünür. kendi yolculuğu da denizde başlar. ki denize açılmak, yelken açmak helen anlatılarında hakikat arayışını tasvir için sık kullanılan bir metafordur.
eserin başında loukianos bizlere yalan söyleyeceğini itiraf eder ve bu yalanlara göre okumamızı ister. işte tam da bu notada bir tarih yazımı eleştirisi yapar.
kitapta ay'a çıkılır. güneş'e gidilir. yerin altına girilir, okyanusta koca bir balığın içine girilir. ölülerle ve efsanelerle yemek yenir, uçulur, süzülür, içilir, eğlenilir! birçok eğlenceli öğe barındırmaktadır. bizi aya götürdüğü bölüm aslında antonius diogenes'in ta huper thulen apista / thule ötesindeki harikalar eserine öykünmedir.
eser, roman kategorisinde değerlendirilebilir. lakin elimize fragmanlar halinde ulaşmıştır.
jules verne'nin 1865 yılında çıkardığı ay'a seyahat (kitap) romanına esin kaynağıdır. ayrıca 1977 star wars serisine de ilham kaynağıdır. uzay operası türünde bir esin kaynağıdır. bu bakımlardan bu kitap, bilim kurgu türünün günümüze ulaşan en eski örneğidir.
kitabı emre poyraz çevirisinden okudum. çeviriyi bizlere sunarken hemen sol tarafta da orijinal dili verilmiştir. (grekçe)
ayrıca kitap kanibalizmden sekse bir sürü öğe barındırmakta. aynı zamanda o kadar fazla uydurma kelime vardı ki okurken gülesim geliyordu. (bkz: gülesi gelmek)
kısacası yüksek bir hayal gücünün ve bilginin ürünüdür bu kitap.
en sevdiğim kısım ölülerle volta attığı kısımdı ki bu kısım birçok tanıdık ismi bir araya getiriyordu. o yüzden çok hoşuma gitti.
--- alıntı ---
[28]bu sözlerle beraber yerden bir tane ebegümeci kopardı ve bana verdi. bununla beraber büyük sıkıntılara düştüğümde dua etmemi söyledi ve bazı tavsiyelerde bulundu; eğer buraya geri geleceksem ne kılıçla ateşi karıştırmamı ne bakla yememi ne de on sekiz yaşının üstünde biriyle beraber olmamı öğütledi. eğer bunları aklımdan çıkartmazsam adaya geri dönme umudum olduğunu söyledi. böylece yolculuk için hazırlıkları tamamladım, vakti geldiğinde onlarla ziyafete katıldım. ertesi gün ozan homeros'a gittim, bana taşa kazımalık bir mısra bestelemesi için yalvardım. ardından limana beril taşından bir stel diktim ve üzerine o mısraları kazıdım. şöyleydi:
"tanrıların sevgisine haiz olan adam, loukianos
tüm bu şeyleri gördü ve evine döndü."
--- alıntı ---
kitabın konusu yolculuktur. kitap homeros'un odysseia serine öykünür. kendi yolculuğu da denizde başlar. ki denize açılmak, yelken açmak helen anlatılarında hakikat arayışını tasvir için sık kullanılan bir metafordur.
eserin başında loukianos bizlere yalan söyleyeceğini itiraf eder ve bu yalanlara göre okumamızı ister. işte tam da bu notada bir tarih yazımı eleştirisi yapar.
kitapta ay'a çıkılır. güneş'e gidilir. yerin altına girilir, okyanusta koca bir balığın içine girilir. ölülerle ve efsanelerle yemek yenir, uçulur, süzülür, içilir, eğlenilir! birçok eğlenceli öğe barındırmaktadır. bizi aya götürdüğü bölüm aslında antonius diogenes'in ta huper thulen apista / thule ötesindeki harikalar eserine öykünmedir.
eser, roman kategorisinde değerlendirilebilir. lakin elimize fragmanlar halinde ulaşmıştır.
jules verne'nin 1865 yılında çıkardığı ay'a seyahat (kitap) romanına esin kaynağıdır. ayrıca 1977 star wars serisine de ilham kaynağıdır. uzay operası türünde bir esin kaynağıdır. bu bakımlardan bu kitap, bilim kurgu türünün günümüze ulaşan en eski örneğidir.
kitabı emre poyraz çevirisinden okudum. çeviriyi bizlere sunarken hemen sol tarafta da orijinal dili verilmiştir. (grekçe)
ayrıca kitap kanibalizmden sekse bir sürü öğe barındırmakta. aynı zamanda o kadar fazla uydurma kelime vardı ki okurken gülesim geliyordu. (bkz: gülesi gelmek)
kısacası yüksek bir hayal gücünün ve bilginin ürünüdür bu kitap.
en sevdiğim kısım ölülerle volta attığı kısımdı ki bu kısım birçok tanıdık ismi bir araya getiriyordu. o yüzden çok hoşuma gitti.
--- alıntı ---
[28]bu sözlerle beraber yerden bir tane ebegümeci kopardı ve bana verdi. bununla beraber büyük sıkıntılara düştüğümde dua etmemi söyledi ve bazı tavsiyelerde bulundu; eğer buraya geri geleceksem ne kılıçla ateşi karıştırmamı ne bakla yememi ne de on sekiz yaşının üstünde biriyle beraber olmamı öğütledi. eğer bunları aklımdan çıkartmazsam adaya geri dönme umudum olduğunu söyledi. böylece yolculuk için hazırlıkları tamamladım, vakti geldiğinde onlarla ziyafete katıldım. ertesi gün ozan homeros'a gittim, bana taşa kazımalık bir mısra bestelemesi için yalvardım. ardından limana beril taşından bir stel diktim ve üzerine o mısraları kazıdım. şöyleydi:
"tanrıların sevgisine haiz olan adam, loukianos
tüm bu şeyleri gördü ve evine döndü."
--- alıntı ---
devamını gör...
yoldaş sizi takip etmeye başladı
beni daha takip etmediği için bilemediğim eylemdir.
devamını gör...
polikistik over sendromu
yumurtalıklarda küçük ve iyi huylu çok sayıda kistin oluşumu şeklinde gelişen polikistik over, adet düzensizliği ile birlikte kendini belli eden, buna ek olarak kilo artışı, vücut genelinde tüylenme, sivilce oluşumu gibi pek çok şikayetin oluşumuna neden olan bir kadın hastalığıdır. yumurtalıklarda oluşan kistler nedeniyle yumurtlama düzeninin bozulması nedeniyle bu hastalığa sahip olan kadınlarda çocuk sahibi olamama sorunu sıklıkla gözlenir. yumurtalıklardaki çok sayıdaki kist, hormonal yapıyı bozarak tüylenmeye ve sivilce oluşumuna neden olur. dış görünüşü bozarak yaşam kalitesini ve dış görünüşü olumsuz yönde etkileyen bu hastalık, psikolojik sorunları da beraberinde getiren ve mutlaka tedavi edilmesi gereken bir hastalık türüdür.
ciddi bir hastalık olan polikistik over sendromu uzun bir süre boyunca tedavi edilmez ise karaciğer yağlanması, diyabet, hipertansiyon, metabolik sendrom, kısırlık, depresyon ve anksiyete bozuklukları, hipertansiyon, uyku apnesi gibi pek çok önemli soruna yol açabilir. bu nedenle bu hastalığa sahip olan kişilerde tedavi sürecinin derhal başlatılarak hızlı bir şekilde kilo kaybının sağlanması ve hormon seviyelerinin kontrol altına alınması gerekir.
hastalık başlangıç döneminde çoğunlukla belirti vermez ve süreç ilerledikçe birtakım semptomlar ile kendini göstermeye başlar. semptomlar kişiye bağlı olarak değişse de çoğu kadında görülen ortak belirtiler şu şekilde sıralanabilir:
adet düzensizliği
kilo artışı
tüylenme
2 adet döngüsü arasında görülen kanamalar
kilo alma
çocuk sahibi olamama
yüz ve sırtta sivilcelenme
seste kalınlaşma
göğüslerde büyüme, küçülme ve hassasiyet
saç dökülmesi
ciltte lekelenmeler
pkos hastalığında yumurtlamanın olmamasının (anovülasyon) temel nedeni, yumurtaların bozulmuş hormon seviyelerinden dolayı olması gerektiği gibi gelişemeyerek yumurtalık çeperinde birikmesi ve kistleşmesidir.
devamını gör...
10 yaşındaki çocuğun üzerine kolonya dökülüp yakılması
gidecek yeri olmadığı için
kuran kursuna yollanan çocukları,
boşanan ailelerin çocuklarını,
boşanmayan ama dünya umurunda olmayan ailelerin çocuklarını,
evlat sahibi olmamayı meziyet sanıp sorumluluktan kaçan yetişkinleri,
vb.
tüm tatsız olan biteni masaya yatırmak lazım
kanaatine varmama sebep olan başlık.
kuran kursuna yollanan çocukları,
boşanan ailelerin çocuklarını,
boşanmayan ama dünya umurunda olmayan ailelerin çocuklarını,
evlat sahibi olmamayı meziyet sanıp sorumluluktan kaçan yetişkinleri,
vb.
tüm tatsız olan biteni masaya yatırmak lazım
kanaatine varmama sebep olan başlık.
devamını gör...
en kısa gece
2021 yılı için bu gecedir.
yatın bence, az uyunacak bu gece.
ya da ben yatayım.
ne kadar çok uyusam o kadar kar ederim.
allah rahatlık versin.
edit: miladi takvim azizliği oldu. bir iki dakika kazandım, mutlu oldum.
doyamam ben bu gece ki uykuya.
yatın bence, az uyunacak bu gece.
ya da ben yatayım.
ne kadar çok uyusam o kadar kar ederim.
allah rahatlık versin.
edit: miladi takvim azizliği oldu. bir iki dakika kazandım, mutlu oldum.
doyamam ben bu gece ki uykuya.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
dün ilginç bir gündü. iyi bir arkadaşımı sildim ve halk oyunlarına başladım.
ölesiye ağrılı bir güne uyandım. ayrıca toplantı vardı. toplantı girişinde yakın bir arkadaşımla karşılaştım. temmuzun başında, kendisinden kaynaklanan bir yanlış anlamayla beni suçlamış ve haddini aşan cümleler kurmuştu. o zamandan beri görüşmüyorduk.bu arada sorun, aydınlığa kavuştu zaten. iki hafta önce ben şehir dışındayken mesaj atıp "içelim, konuşalım" dedi. olmadı tabii. sabah denk gelince selam verdim, ağzının ucuyla aldı. bir soğuk davranışlar. bir uzak durmalar falan. sanırım; kendisinin, başkasının gazıyla, ortadaki yanlış anlamayı bana kitleyerek, beni suçlamasıyla ilgili benden açıklama bekliyor. neyse, o orada bekleyedursun.
dün hayatımda ilk kez halk oyunları ekibine katıldım. en son ilkokulda folklör oynamış olabilirim. ayrıca orangutan, künt, ritmsiz ve düzüm. spor yerine oraya gideyim, diye düşündüm. koskocaman kadınım ben. utanırım öyle oynamaklardan falan. ama eğlenceliydi. öğrenebildim yani. bekle beni anadolu ateşi!
ölesiye ağrılı bir güne uyandım. ayrıca toplantı vardı. toplantı girişinde yakın bir arkadaşımla karşılaştım. temmuzun başında, kendisinden kaynaklanan bir yanlış anlamayla beni suçlamış ve haddini aşan cümleler kurmuştu. o zamandan beri görüşmüyorduk.bu arada sorun, aydınlığa kavuştu zaten. iki hafta önce ben şehir dışındayken mesaj atıp "içelim, konuşalım" dedi. olmadı tabii. sabah denk gelince selam verdim, ağzının ucuyla aldı. bir soğuk davranışlar. bir uzak durmalar falan. sanırım; kendisinin, başkasının gazıyla, ortadaki yanlış anlamayı bana kitleyerek, beni suçlamasıyla ilgili benden açıklama bekliyor. neyse, o orada bekleyedursun.
dün hayatımda ilk kez halk oyunları ekibine katıldım. en son ilkokulda folklör oynamış olabilirim. ayrıca orangutan, künt, ritmsiz ve düzüm. spor yerine oraya gideyim, diye düşündüm. koskocaman kadınım ben. utanırım öyle oynamaklardan falan. ama eğlenceliydi. öğrenebildim yani. bekle beni anadolu ateşi!
devamını gör...
yürümeyen ilişkiyi itmek
ilişki bittikten sonra elimden geleni yaptım demenin iç huzuruyla ilişkiyi bitirebilecek eylemdir. bir noktadan sonra ilişkiyi sürdürmek amacıyla değil bu iç huzurla ilişkiyi içinde bitirebilmek için yapılır. yoksa uzun bir süre şunu da yapsaydım devam eder miydi acaba sorularıyla ilişkiden kopamamanıza neden olur. *
devamını gör...
aç insanın kolay kandırılması
devamını gör...
kafa açan kesitler
“ben neden yokum” diyen yazarlar üzülmesin kafa açan kesitler için figüranlar aranıyor. oynamak isteyen yazarlar turunculayabilir. hiç öyle başrol oynamak istiyorum ,rolümü beğenmedim demeyin roller random dağıtılıyor ve bulunduğunuz süre kesitlerle alakalıdır. ekstra olarak para istemeyin bu işi kar amacı gütmeden yapıyoruz. bu arada çaylaklarda katılabilir. eee ne duruyorsun turunculasana. *
devamını gör...
lucifer'ın trollükten ihracı
yasinin ilerlemesinin getirisidir bu. bakmayin oyle trolluk pesinde olduguna, icindeki evlilik ve coluk cocuga karisma hissiyatini anca trollukle bastirmaya calisiyor, lakin her turk erkegi gibi onun da sonu evlilik. o da bugun yarin evlenecek. koltukta kumanda esliginde uyuyakalacak, cizgili pijamalar giyecek, gobek buyutmede esiyle yarisacak, cep telefonuna sehvetli mesajlar yerine alisveris listesi gelecek.* iste bunlar cok yakin, iste bunlar hep biyolojik saat...
devamını gör...
anayurt oteli
(bkz: yusuf atılgan)'ın altyapı ve emek olarak (bkz: aylak adam)'a göre daha oturaklı ve iyi olduğunu söylediği, edebiyatımızın varoluşsal ve psikolojik anlamda en etkileyici kitaplarından.
açıkçası çok fazla psikolojiden falan anlayan bir insan değilim, kendimce çıkarımlar yaparım. kitap okumayı çok severim, okumayı sevdiğim kadar kitap hakkında yazılan analiz yazılarını da okumaya bayılırım. yani bu kitabın belli bir psikolojik altyapısı ve mesajı var. daha önce konu hakkında psikolojik altyapısı elbette yazılmıştır sayfalarca, tekrar benzer şeyleri yazıp da gereksiz bilgi yığını oluşturmak istemiyorum. bendeki etkisini değerlendireceğim daha çok bu yazıda.
kitabın olay örgüsü (bkz: aylak adam)'a göre daha az karmaşık ve tekdüze ama bu okumayı sıkıcılaştırmak yerine aksine -bendeki etkisi- su gibi akıp gidiyor. (bkz: zebercet)tekdüze bir adam, hayatı ise kendisi gibi gayet monoton. ama içi öyle mi? zebercet içinde en ufak olayı bile büyütüp karmakarışık denklemler kuruyor. hayatı bu kadar sıkıcı olan bir insanın içinde fırtınalar kopması ayrı bir olay. çünkü kafası ve kalbi bu ağırlığı kaldıramıyor belli bir yerden sonra. dikkat ettiyseniz eğer kitabın sonlarına doğru rakı içmeye gitmesi bunu azaltma çabasına yönelik. bu yalnızlıkla gelen can sıkıntısı ve içinin dinmeyen fırtınalı hali rakı içmeye gittiği yerde, orada oturan kişilerin konuşmalarının kafasında yankılanması bu sebepten. o bölüm şöyle geçiyor:
"uzunca ufak bardağa rakı koydu;* zebercet* iki yudum içti yüzünü buruşturmamaya çalışarak. günlerdir kafasında, yüreğinde gittikçe artan ağırlığı biraz olsun azaltır mıydı bu? arkasındaki iki adamın konuşmasını kesik kesik duyuyordu, 'ilk üç haftası... dayanılmaz gibi geliyor... günler... alışıyor sonra... düşlerde bile çıkılmıyor dışarı.' 'yaralanmadın mı...?' 'hayır... tutmadı... iki yıl günü gününe...' '... olmadı mı?' 'oldu ama... güvensizlik, kuşku, yalan... hiç yalnız kalınmıyor... arada isteniyor... bir yakınlık, sıcaklık.'"
görüldüğü gibi zebercet'in duyduğu konuşmaların bir kısmı bir nevi kendine bir şeyler çağrıştırıyor ve aklına takılıyor. yine basit bir sohbetten duydukları kafasında garip denklemlere neden oluyor. zebercet'in her şeyi yapabildiği ama sonunda yine tek başına kaldığı konfor alanı onu boğuyordu. en sonunda intiharına karar verdiği an bile yapması için hiçbir sebebi yoktu. ipi boynundan çıkarır, kaçar veya konağı yakardı. ama onun için "dayanılacak gibi değildi bu özgürlük."
açıkçası çok fazla psikolojiden falan anlayan bir insan değilim, kendimce çıkarımlar yaparım. kitap okumayı çok severim, okumayı sevdiğim kadar kitap hakkında yazılan analiz yazılarını da okumaya bayılırım. yani bu kitabın belli bir psikolojik altyapısı ve mesajı var. daha önce konu hakkında psikolojik altyapısı elbette yazılmıştır sayfalarca, tekrar benzer şeyleri yazıp da gereksiz bilgi yığını oluşturmak istemiyorum. bendeki etkisini değerlendireceğim daha çok bu yazıda.
kitabın olay örgüsü (bkz: aylak adam)'a göre daha az karmaşık ve tekdüze ama bu okumayı sıkıcılaştırmak yerine aksine -bendeki etkisi- su gibi akıp gidiyor. (bkz: zebercet)tekdüze bir adam, hayatı ise kendisi gibi gayet monoton. ama içi öyle mi? zebercet içinde en ufak olayı bile büyütüp karmakarışık denklemler kuruyor. hayatı bu kadar sıkıcı olan bir insanın içinde fırtınalar kopması ayrı bir olay. çünkü kafası ve kalbi bu ağırlığı kaldıramıyor belli bir yerden sonra. dikkat ettiyseniz eğer kitabın sonlarına doğru rakı içmeye gitmesi bunu azaltma çabasına yönelik. bu yalnızlıkla gelen can sıkıntısı ve içinin dinmeyen fırtınalı hali rakı içmeye gittiği yerde, orada oturan kişilerin konuşmalarının kafasında yankılanması bu sebepten. o bölüm şöyle geçiyor:
"uzunca ufak bardağa rakı koydu;* zebercet* iki yudum içti yüzünü buruşturmamaya çalışarak. günlerdir kafasında, yüreğinde gittikçe artan ağırlığı biraz olsun azaltır mıydı bu? arkasındaki iki adamın konuşmasını kesik kesik duyuyordu, 'ilk üç haftası... dayanılmaz gibi geliyor... günler... alışıyor sonra... düşlerde bile çıkılmıyor dışarı.' 'yaralanmadın mı...?' 'hayır... tutmadı... iki yıl günü gününe...' '... olmadı mı?' 'oldu ama... güvensizlik, kuşku, yalan... hiç yalnız kalınmıyor... arada isteniyor... bir yakınlık, sıcaklık.'"
görüldüğü gibi zebercet'in duyduğu konuşmaların bir kısmı bir nevi kendine bir şeyler çağrıştırıyor ve aklına takılıyor. yine basit bir sohbetten duydukları kafasında garip denklemlere neden oluyor. zebercet'in her şeyi yapabildiği ama sonunda yine tek başına kaldığı konfor alanı onu boğuyordu. en sonunda intiharına karar verdiği an bile yapması için hiçbir sebebi yoktu. ipi boynundan çıkarır, kaçar veya konağı yakardı. ama onun için "dayanılacak gibi değildi bu özgürlük."
devamını gör...
varlık vergisi
1942'de yürürlüğe giren yanlış bir vergi yasasıydı. çiftçiler, müslümanlar ve çoğunluğu gayrimüslimlerden alınan bir vergiydi.
devamını gör...

