kimi ateistler allah'a şükretsinler, seküler ailelerden geliyorlar. benim gibi bazıları ise taaa homo habilis atalarımıza kadar hepsi dindar bireylerden oluşan ailelerden geliyor.

benim ailemde başı açık kadın yoktur. onların anneleri, nineleri de hep kapalıydı. erkekler de öyle... tabi başları kapalı değil, zihinleri kapalı. sülalede tunç, deniz, rüya, defne v.s. gibi isimler yoktur. isimlerin hepsi arapçadır. din ailemde öyle bir yerdedir ki dini ritüel olmadan hiç bir hareket yapılmaz. ayrıntılara girmeyeceğim... ama muhammet ve ona en çok biat eden araplar bile bizim aile kadar müslüman değildir.

neyse... efendime söyliyeyim, bir gün yine, arapça kelimelerin havada uçuştuğu dini sohbetlerin birinde çok dindar bir arkadaşım dedi ki "kertenkeleyi tek vuruşta öldürmek çok sevaptır. vuruş sayısı arttıkça sevap sayısı azalır. ters orantı yani."
-saçmalama mümin kardeşim, öyle şey olur mu? işinde gücünde bir mahluk o. o da zikir çekiyor. niye öldürelim gariban hayvanı? dedim.
-sahih hadistir ya mümin. dedi.

araştırdım. diyanet'e mektup yazdım. (başlığa arapça "bismillahirrahmanirrahim" yazarak) kendim de kütüb-ü sitte'ye baktım. gerçekten böyle bir hadis vardı. diyanet'ten de mümin kardeşimi doğrulayan bir cevap geldi. dahası köpek, doğan, şahin, kerkenez gibi hayvanların öldürülmesi de sevapmış.

yıllardır beynimi kurcalayan, müslüman beni kabuslara sürükleyen bir sürü "kafir" soru nihayet cevaplanmıştı. aslında cevap çok basitti. allah yoktu. din tamamen saçmalıktı. bunu sindirmek herhalde 1 ayımı aldı. bir ay sonra tertemiz ateisttim. sekülerlikten gelen bir ateistlik değil bu, islamı mükemmel bir şekilde biliyorum ve müslümanları çok iyi anlıyorum. çok da mutluyum ve huzurluyum elhamdülillah.
devamını gör...

çoğumuz için acı bir gerçek ekonomik sıkıntılar.. yaşadığımız ülke şart ve durumları her geçen gün yaşamı daha da zorlaştırıyor. bu başlık da bile yok niye tek yaşıyorsun o zaman özgür hayata hemen atılmasaydın*, yok çok da iyi bir kariyerin olmamış, ajitasyon, manipülasyon*.. gibi yazıları okudum ya.. ne diyeceğimi bilemiyorum. bu kadar acımasız olmayın. bu kadar vicdansız olmayın gerçekten.
devamını gör...

müddeti olan adına da ömür dediğimiz bu dünya hayatında sermayesi zayi olmuş biriyim.güneşim dağın ardına yaklaşmış sanki.

gördüğüm herşey ve herkesin gölgesi kendinden büyümüş.

bulutlarım mavi göğümü terk etmekte.

göğümde biri semamı karaya çevirmekte.

bakın şu sırtında çuvalla kaçan, yıldızlarımı kaçırmakta
devamını gör...

boy. ben kısa olduğum için demiyorum*yani gerçekten kızların kısası makbuldür bence. hem zaten ben kısa değilim ki*, sizler çok uzunsunuz.*
devamını gör...

okunmadığı sürece anlamı olmayacak iş.

giriyorum. okuyun.
devamını gör...

tanışmamızın evvelini sormayın zira sarhoş olabilirim hatırlamıyorum. emin olduğum yegane duygu ise birbirimize gönülden bağlı olduğumuzdur. çok sever, çok sevilir. bilir de bunu. umarım üzerimizden tır geçmez artık daha ne diyeyim ben yahu? neyse, uzatmanın alemi yok. sevgimiz de duygularımız da varlığımız da daimi olsun.
devamını gör...

ölmeden önce okunması gereken can yücel şiiridir.


o kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar
bırakılmasaydı eğer.

dayanılması o kadar da zor değildir,
büyük ayrılıklar bile, en güzel yerde başlatılsaydı eğer.

utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer.

yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
çalınan birinin kalbiyse eğer.

korkulacak bir yanı yoktur aşkların,
insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.

o kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.

daha çabuk unutulurdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.

belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
öylesine delice bakmasalardı eğer.

çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı
belki de,
kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.

yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece
sohbetlerinin,
son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.

düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman,
meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır
yaralamasaydı eğer.

su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman,
beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.

rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.

o büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi,
yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.

o kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar,
son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.

bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri,
her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.

kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de,
dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.

anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,
namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.

uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından,
dokunulası ipekten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.

ıssız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de,
sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.

yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine,
kulağına okunacak biri olsaydı eğer.

inanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir
ayrılık gizlendiğine
belki de, kartvizitinde "onca ayrılığın birinci
dereceden failidir"
denmeseydi eğer.

gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer.

ıssızlığa teslim olmazdı sahiller,
kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle
avunmaya kalkmamış olsaydın eğer.

sen gittikten sonra yalnız kalacağım.
yalnız kalmaktan korkmuyorum da, ya canım ellerini
tutmak isterse...

evet sevgili,
kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu, kim
uzanmak isterdi ince parmaklarına,
mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık
etmiş olmasalardı eğer!!

devamını gör...

"kadının adı yok" filmi de olan bir kitaptır efendim. türkiye'nin ilk feminist kadın yazarı duygu asena tarafından yazılmıştır. 1987 de yayınlanmış 1988 de yasaklanmıştır. sonrasında atıf yılmaz tarafından filmi çekilmiştir.
devamını gör...

charles baudelaire tarafından yazılmış olan umutsuzluğun şiiri. şiirin orijinal ismi le goût du néant ve şairin şiir derlemesi olan les fleurs du mal'ın -dilimize kötülük çiçekleri olarak çevrilmiştir- spleen et ıdéal bölümünde yer alıyor. çaresizliğin ve huzursuzluğun baudelaire tarafından yeniden tanımlanışı demek yanlış olmayacaktır. baudelaire'ın kendine has benzetmeleri bu şiirde de yer bulmuş kendine. baudelaire derinin altından yavaşça içeri sızmak isteyen bir şair hiç olmadı bana kalırsa. o daha çok aşk şiirlerinde de, umutsuzluğunda da ve hatta ölüm arzusunda dahi kelimelerinin yeni bilenmiş bir bıçak gibi olmasını tercih ediyordu. konu zaman olduğunda da pek farklı yaklaşmamış. onun kelimelerinin niyeti içeri sızmak değildi zaten içeride olan bir şeyden söz ediyorlardı. bu şiir şüphesiz bunun en güzel yansıması. "zamana neden bunca düşmanlık?" sorusunun da cevabı niteliğinde.


ey hüzünlü ruhum.
ihtiyar budala.
kanının kanatlarında hırçın bir kıvılcım yanardı,
umudun mahmuzu yavaşça dokunsa şaha kalkardın.
ey şimdi her adımda derin derin soluyan hasta
işe yaramaz beygir
uzan olduğun yere dayanmasını bil.
sönmeyen yanı var mı dünyanın...

ruhum, acılarını örtün.
ağır mermer tabutlarda uyanacak zamandır.
yenilmiş yaralar içindesin kocamış bunak
artık ne kavganın tadı
ne de aşkın dinmeyen fırtınası ulaşmaz sularına.
elveda kavalın türküsü
flütün iççekici elveda
somurtkan ve karanlık kapılarımı çalmayın artık
ey hazların derinliği duyumların ateşi elveda..

ruhum sevgili baharının bitti.
o çılgın kokuların tükendiği zamandır..
ayaklarımın altında yusyuvarlak dönüyor dünya
ıssız dağların karlı ağzında donmuş bir yolcu derinlere kayıyor
geçmişin titreyen eli sazdan örülmüş rüzgarlı kulübesi
gerek yok sığınmaya
ey her solukta gövdemi yutan zamanın muazzam ürperişi
ruhum dünyanın çığlarını çağır.
seni sarıp döne döne götürecektir zaman.



morne esprit, autrefois amoureux de la lutte,
l'espoir, dont l'éperon attisait ton ardeur,
ne veut plus t'enfourcher! couche-toi sans pudeur,
vieux cheval dont le pied à chaque obstacle butte.

résigne-toi, mon coeur; dors ton sommeil de brute.

esprit vaincu, fourbu! pour toi, vieux maraudeur,
l'amour n'a plus de goût, non plus que la dispute;
adieu donc, chants du cuivre et soupirs de la flûte!
plaisirs, ne tentez plus un coeur sombre et boudeur!

le printemps adorable a perdu son odeur!

et le temps m'engloutit minute par minute,
comme la neige immense un corps pris de roideur;
— je contemple d'en haut le globe en sa rondeur
et je n'y cherche plus l'abri d'une cahute.

avalanche, veux-tu m'emporter dans ta chute?
devamını gör...

sırf bu yüzden mahlas değişilir. *
devamını gör...

2008 yılı itibarıyla kullanımdan kaldırılan, içinde teşhiş edilen hastalıkların yazıldığı ve ilaç reçetelerinin olduğu bir mini bir defterdi. dışına ise; yıpranmasını önleme amaçlı, aynı zamanda da eczanelerin kendi reklamını yaptığı eczane isminin yazılı olduğu kılıflar takılırdı. yanınızda götürmeyi unuttuğunuz takdirde eczane ilacı vermezdi.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kıyaslamak ne haddime. yalnızca aradaki farkları dilimin döndüğünce yazmak istedim.

barış manço eserlerinde isyankâr değildir, hatta bazı şarkılarında kendisinin dindar olduğu izlenimine bile kapılınabilir.
cem karaca ise hep feleğin tekerine çomak sokma derdindedir, ki bu iyi bir şey. sanatçı dediğin her şeyden rahatsız olmalı zaten.
barış manço sürülmemiştir, cem karaca ise sürülmüştür.
barış manço daha yumuşak kalpli görünür iken cem karaca kolay kolay sakinleşmeyen insan imajı çizer.
cem karaca' nın müziği serttir. barış manço anadolu aryalarını da kullanır.
şimdi ikisi de gamzededir. deva bulmuşlardır umarım..
ama biz nasıl unuturuz onları , can bedenden çıkmayınca..?
rivayet o ki, kardeş oldukları söylenir.
devamını gör...

-spoiler içerir-

yönetmeni luc besson olan, romantik/dram tarzında 2005 yapımı bir film. başrollerinde rie rasmussen ve jamel debbouze var. paris'te geçen bu film, andre moussah adında bir adamın etrafında dönüyor. intihar etmek üzereyken rastgele tanıştığı, angela adındaki bir kadınla harap olmuş hayatına bir göz atmaya başlıyor. angela ona adeta bir rehber oluyor, fakat bunu yaparken "ben senin yansımanım." demekten geri durmuyor. bu da bana şunu çağrıştıryor: andre'nin içinde zaten angela'nın söylediği sözleri söyleyen birisi var. fakat angela gelene kadar bunu duymakta zorlanan birisi andre. onun gelişi sadece kulaklarının açılmasını sağlıyor. bu noktada büyük yol katetmeye başlıyor.

ve kimlikler... belki de filmin en güzel noktasıydı benim için. andre'nin kadın kimliğinin ortaya çıkması. hep yanında taşıdığı sağlıksız erkek kimliğinin ise farkına varması. kendisinin içinde bastırdığı kadın kimliğiyle birlikte, sağlıklı erkek kimliğini de gömüyordu. oysa yansıması olan angela, hem kadın kimliğini hem de erkek kimliğini içinde yaşatabilen bir karakterdi. andre de içindeki kadının farkına vardıktan sonra, yanlışları ve yalanları olan angela'nın da farkına varıyordu. evet, bir insanı sevmek gerçekten böyle olsa gerek: kendi yansımanı görmek. bu çiftse sevgiyi tamamıyla böyle betimliyor ve yaşıyorlardı. güzel, kişinin yolculuğunu farklı bir yerden yakalayıp anlatan bir filmdir, tavsiye edilir.

-spoiler içerir-
devamını gör...

hayvanlıktır.
devamını gör...

yaklaşık bir yıl boyunca uçabilecek olgunluğa erişmek için suda larva olarak gelişimini tamamlamaya çalışan, uçmaya başladığında sivrisinek ve küçük arılarla beslenen,
erkeği sadece birkaç hafta sürecek hayatında neslini devam ettirmek için eş aramakla zamanını geçiren, ilk ve tek çiftleşmesi sonrasında da dişisi tarafından kafası yenmek suretiyle öldürülerek ömrünü tamamlayan bahtsız uçucu böcek.

peygamber devesi böceği ile ortak özellikleri olan bu alışkanlıkları, dilimizde çok kullanılan "başının etini yemek" deyiminin de çıkış noktasıdır.
devamını gör...

yunanca kökenli bir kelimedir. ödünç olarak verdiğimiz kitapların bir daha geri verilmemesi, kişinin kitabı vermemesi ve çalması anlamına gelmektedir.

-herkesin başına geldiğini düşündüğüm durumdur. ödünç olarak verilir ama asla o kitap gelmez ve üstüne bahaneler uydurulur.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

türkiye'de olası bir durum aslında bazıları iş bulamadığı için bazıları da kendi istekleriyle kalıyorlar ama bence iş bulabildiysen ayrı eve çıkman gerekir bırakın aileniz rahat etsin artık. amerika'da üniversite sonrası ayrı eve çıkmayana garip bakarlar hatta aileleri evden gitmeleri ister. ben türkiye'de ki durumu tamamen aile yapısına ve geleneklerine bağlıyorum bence bu durumun değişmesi lazım artık, olağan bir şey olmadığı sürece ayrı eve çıkmalılar ancak anne veya baba bakılmaya muhtaçsa kalınabilir ama onun dışında pek desteklemiyorum doğrusu.
devamını gör...

zzzzzzzzz...
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

evin babası nobettedir. gelince o da yesin,pastanın en güzel yerinden yesin diyedir. küçük kızının doğum gününü kaçırmasına üzülmesin diyedir. (çok küçükken bir arakadasimin doğum gününde yapılmıştı. )
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim