akp vs chp
kılışdar seçilememiş tayiptir
devamını gör...
yazarların otobüste yaşadığı en garip olaylar
sene 2010.
ağrı'dan ankara'ya otobüsle geliyoruz.
otobüs ankara otogarında durduğunda bagaj kısmından 3 tane koyun çıkmıştı.
bence ilginç.
ağrı'dan ankara'ya otobüsle geliyoruz.
otobüs ankara otogarında durduğunda bagaj kısmından 3 tane koyun çıkmıştı.
bence ilginç.
devamını gör...
dedesinin mezar taşını okuyamayan tek toplum
mısırlılara bende üzülüyorum bu konuda, koskoca ramses'in mezarında ne yazdığını okuyabilmek için alamanyalardan proflar çağırıyorlar. maya'larda öyle...ulan büyük büyük büyük büyük dedemin mezarındaki bu abidik gubidik şekiller ne acaba diyor.
dip: geçenlerde babamın dedesinin mezarına gittik, mezar falan kalmamış, sarığa benzer bir taş var oda toprağa gömülmüş, her yer orman olmuş, çok farklı bir şey yazmıyordur emin olun, fatiha matiha falan fıstık, okuyunca füzyon reaktörü yapamazsınız yani.
dip: geçenlerde babamın dedesinin mezarına gittik, mezar falan kalmamış, sarığa benzer bir taş var oda toprağa gömülmüş, her yer orman olmuş, çok farklı bir şey yazmıyordur emin olun, fatiha matiha falan fıstık, okuyunca füzyon reaktörü yapamazsınız yani.
devamını gör...
müteferric
bu gün de sizleri aydınlatalım bakalım. osmanlıca bir kelime olan müteferric; sıkıntısını gidermek için gezmeye çıkan, gezmekten çok hoşlanan kişi demektir. sahi bu gün gezmekten ayaklarıma kara sular indi demeyi çok isterdim ama yoğun bir günün ardından tek istediğim evime ve yatağıma kavuşmak. umarım siz benim yapamadığımı yapabilirsiniz sevgili yazarlar. kendinize iyi bakın. hoşça kalın.
devamını gör...
lisede aşık olmak
tam bir çiledir.
sen aptal, karşındaki senden aptal.
gereksiz alınganlıklar, anlık yükselmeler.
inişler çıkışlar.
yorar da yorar.
sen aptal, karşındaki senden aptal.
gereksiz alınganlıklar, anlık yükselmeler.
inişler çıkışlar.
yorar da yorar.
devamını gör...
bir sözlüğü kalitesiz yapan detaylar
yazarlardır. ama nasıl yazarlar işte onu söyleyelim. şimdi adam aslında kadın düşmanı lakin bunu başlıklarında olsun tanımlarında olsun belli ediyor, tepki verdiğiniz zamanda da “trollük yapıyorum ben yeaa” diyor. ardından sözlüğün belli bir ırkçıları var, adam kendi etnik kökeni dışında bazı etnik kökenlere sallıyor bunun adına da ‘eleştiri’ diyor. akabinde de sürekli cinsel içerikli başlık açıp milleti boğanlar var bak onları da pas geçmek istemiyorum.
sonracıma bence de miyav’ın dediği gibi de “kankacılık” mevzusudur. şimdi bazı başlıklara bakıyorum, yazarların tanımına bakıyorum. bir yazarın tanımı diğer yazarın tanımından oldukça sağlam ama diğeri oylanıyor, favlanıyor öbürü de sadece 1-2 oyla yetiniyor halbuki o yazarın tanımı daha güzel. nicke göre oylama yapılıyor tanıma göre değil bu da sözlüğün kalitesini ortaya koyuyor maalesef.
ya güzel bir ortam var aslında burada ama bazen hakikaten bayıyor. millet yeniliğe açık değil, herkes kendisi gibi düşünsün istiyor herkesi. misal bi başlığa bazı yazarlara zıt bi entry girdiğimiz zaman hemen nickaltımızda bitip “bakın bu yazar tanımında şunları belirtmiş, kesin art niyetli kötü bir insan ve terör sevicisi” minvalinde söylemlerde bulunuyor ya da başlık altından laf sokmaya çalışıyor. yani efendim bir sözlüğü kalitesiz yapan yine yazarlar, arşa çıkaracak olan da yazarlar. burada yazarlara iş düşüyor yönetime değil.
sonracıma bence de miyav’ın dediği gibi de “kankacılık” mevzusudur. şimdi bazı başlıklara bakıyorum, yazarların tanımına bakıyorum. bir yazarın tanımı diğer yazarın tanımından oldukça sağlam ama diğeri oylanıyor, favlanıyor öbürü de sadece 1-2 oyla yetiniyor halbuki o yazarın tanımı daha güzel. nicke göre oylama yapılıyor tanıma göre değil bu da sözlüğün kalitesini ortaya koyuyor maalesef.
ya güzel bir ortam var aslında burada ama bazen hakikaten bayıyor. millet yeniliğe açık değil, herkes kendisi gibi düşünsün istiyor herkesi. misal bi başlığa bazı yazarlara zıt bi entry girdiğimiz zaman hemen nickaltımızda bitip “bakın bu yazar tanımında şunları belirtmiş, kesin art niyetli kötü bir insan ve terör sevicisi” minvalinde söylemlerde bulunuyor ya da başlık altından laf sokmaya çalışıyor. yani efendim bir sözlüğü kalitesiz yapan yine yazarlar, arşa çıkaracak olan da yazarlar. burada yazarlara iş düşüyor yönetime değil.
devamını gör...
gaziantep
kurtuluş savaşı'nda halkın göstermiş olduğu üstün kahramanlıklar sebebiyle şehre tbmm tarafından “gazi”lik unvanı verilmiştir.
devamını gör...
gavur kime denir sorunsalı
müslümanların müslüman olmayanlar için kullandığı bir aşağılama sözü.
farsçada gabr, "zerdüşt dinine mensup olan, ateşperest"; gâur "putperest, kitabi dinlere mensup olmayan" anlamındadır.
osmanlı'da müslüman olmayanları özellikle rumları hor görerek aşağılamak için kullanılırdı. zamanla tıpkı günümüzde de olduğu gibi, aynı niyetle "kafir" anlamında kullanılmaya başlandı.
farsçada gabr, "zerdüşt dinine mensup olan, ateşperest"; gâur "putperest, kitabi dinlere mensup olmayan" anlamındadır.
osmanlı'da müslüman olmayanları özellikle rumları hor görerek aşağılamak için kullanılırdı. zamanla tıpkı günümüzde de olduğu gibi, aynı niyetle "kafir" anlamında kullanılmaya başlandı.
devamını gör...
dön bebeğim
bir ümit sayın şarkısıdır.
şarkının söz ve müziğinin sahibi olan ümit sayın da harika seslendirmiş olsa da şarkı tarkan’ın sesinden dinlenince bambaşka bir hal alıyor ve belli ki almaya devam edecek.
tarkan’ın 1994 yılında çıkardığı a acayipsin albümünde yer alan şarkı hem kullanılan enstrümanlar, hem sözleri, hem de bestesi ile müthiş ve unutulmaz bir şarkıdır. bunların üzerine türk pop müziğinin en yenilikçi isimlerinden biri olan tarkan’ı yorum eklenince tadından yenmez.
şarkının efsane olmasının bir diğer nedeni de abdullah oğuz’un çektiği kliptir. türk pop müzik tarihinde new york’a gidip klip çekme fikri ilk kez tarkan’ın aklına gelmiş olabilir. klipte oynayan manken, dansçı ve oyuncu chris o dönem ergenlik döneminde olan bütün erkeklerin hayalini süslüyordu.
klip o dönem sansürsüz hayata geçiş yapmakta olan ve sınırları aşma konusunda çok istekli olan türk televizyonları için bile fazla erotik olduğu için bazı sahnelerini çıkarmak zorunda kalmıştır yönetmen. daha sonra bu görüntüleri klip arkası olarak siyah beyaz yayımlamıştır.
bu tanımla hatırlayan ve dinlemek isteyenler için:
dön bebeğim
şarkının söz ve müziğinin sahibi olan ümit sayın da harika seslendirmiş olsa da şarkı tarkan’ın sesinden dinlenince bambaşka bir hal alıyor ve belli ki almaya devam edecek.
tarkan’ın 1994 yılında çıkardığı a acayipsin albümünde yer alan şarkı hem kullanılan enstrümanlar, hem sözleri, hem de bestesi ile müthiş ve unutulmaz bir şarkıdır. bunların üzerine türk pop müziğinin en yenilikçi isimlerinden biri olan tarkan’ı yorum eklenince tadından yenmez.
şarkının efsane olmasının bir diğer nedeni de abdullah oğuz’un çektiği kliptir. türk pop müzik tarihinde new york’a gidip klip çekme fikri ilk kez tarkan’ın aklına gelmiş olabilir. klipte oynayan manken, dansçı ve oyuncu chris o dönem ergenlik döneminde olan bütün erkeklerin hayalini süslüyordu.
klip o dönem sansürsüz hayata geçiş yapmakta olan ve sınırları aşma konusunda çok istekli olan türk televizyonları için bile fazla erotik olduğu için bazı sahnelerini çıkarmak zorunda kalmıştır yönetmen. daha sonra bu görüntüleri klip arkası olarak siyah beyaz yayımlamıştır.
bu tanımla hatırlayan ve dinlemek isteyenler için:
dön bebeğim
devamını gör...
değirmen
20. yüzyılın başlarında küçük bir anadolu kasabasında yaşanan ilginç bir hadiseyi konu edinen filmin başrolünde şener şen oynuyor. hadise, 1914 yıllarında küçük bir anadolu kasabasında geçiyor. bulgar kızı nadya oturak alemlerine katılınca, o yörede meseleye dönüşür. bu sebeple de kaymakam halil hilmi, bulgar kızını kasabadan sürmeyi amaçlar. kaymakamın ilk defa katılacağı bir ev eğlencesinde nadya da vardır. nadya göbek atmaya başlayınca, eğlencenin yapıldığı ev aniden sarsılır. davetliler de deprem paniği yaşarlar. bu sırada da kaymakam merdiven basamaklarından yuvarlanır ve yüzü gözü sargılı bir halde gözünü de hükümet konağı bahçesinde açar. deprem rivayet osmanlı sınırlarını aşınca bu sefer olaylar gelişmeye başlar.
değirmen , siyasi hiciv olmasının yanında dönemimiz türkiye'si ile de paralellik kuran bir güldürü filmidir. 1986 yılında çekilen atıf yılmaz'ın başarı ile yönettiği film de oyuncu şener şen de komik bir rol sergileyerek, ne kadar özel bir sanatçı olduğunu kanıtlıyor. hem işin ehli bir yönetmen, hem usta oyuncu kadrosu ve ilginç konusundan dolayı beş yıldızı hak eden bir yapım.
değirmen , siyasi hiciv olmasının yanında dönemimiz türkiye'si ile de paralellik kuran bir güldürü filmidir. 1986 yılında çekilen atıf yılmaz'ın başarı ile yönettiği film de oyuncu şener şen de komik bir rol sergileyerek, ne kadar özel bir sanatçı olduğunu kanıtlıyor. hem işin ehli bir yönetmen, hem usta oyuncu kadrosu ve ilginç konusundan dolayı beş yıldızı hak eden bir yapım.
devamını gör...
six day war
mahmut orhan'ın remix'i, muhteşem bir -tabiri caizse- ağıtı mahvetmiştir. david guetta'nın çanakkale türküsü'nü remix'lemesi gibi bir şey bu! savaşın kötülüğünü, rezilliğini, kepazeliğini böylesine güzel anlatabilen, böylesine güzel bir şarkıdan çıstak çıstak bir melodi çıkar mı? hadi çıktı, bu kadar mı kötü çıkarılır?
sözlerini elimden geldiğince çevireyim de*** bu şarkıyla kopan genç dimağlar utanır belki:
"haftanın başında,
zirve toplantısında konuşmalarını işiteceksin.
daha günlerden pazartesi.
müzakereler dağılıyor,
şu liderlerin çatık kaşlarına bak.
kılıç ve silah günü bugün.
yarın asla çok geç olmadan gelmez.
belki sen oturmuş yemek yerken,
haberler bir yumruk gibi çarpacak.
daha günlerden salı.
savaşacağımızı hiç düşünmemiştin,
gördüğümüz onca şeyden sonra.
"nisan 1"* günü bugün.
yarın asla çok geç olmadan gelmez.
hepimiz yer altına koşacağız,
ve sesi dinliyor olacağız.
daha günlerden çarşamba.
sığınağının loş ışığında,
biraz yün al ve örmeyi öğren.
çünkü uzun bir gün bugün.
yarın asla çok geç olmadan gelmez.
tependen bir ıslık duyacaksın,
öldün mü, kaldın mı?**
daha günlerden perşembe.
yerin sarsıldığını hissediyorsun,
milyonlarca* mum yanıyor etrafta,
doğum günün mü bugün?
yarın asla çok geç olmadan gelmez.
o sığınak evin bile olsa,
geride bırakacağın bir yaşam alanı.
daha günlerden cuma.
sen ışığa çıkarken,
gözlerin görüyor mu manzarayı?
kıyamet günü olmalı bugün.
yarın asla çok geç olmadan gelmez.
insanların nasıl düşündüğü komik değil mi?
bomba yaptılar ve nesilleri tükendi.
daha günlerden cumartesi.
sanırım yarın geldi ve artık çok geç."
olsun siz şey yapmayın gene de. yarın bir gün "giden gelmiyor acep nedendir" diye bir şey duyarsanız onda da göbek atın hatta.
sözlerini elimden geldiğince çevireyim de*** bu şarkıyla kopan genç dimağlar utanır belki:
"haftanın başında,
zirve toplantısında konuşmalarını işiteceksin.
daha günlerden pazartesi.
müzakereler dağılıyor,
şu liderlerin çatık kaşlarına bak.
kılıç ve silah günü bugün.
yarın asla çok geç olmadan gelmez.
belki sen oturmuş yemek yerken,
haberler bir yumruk gibi çarpacak.
daha günlerden salı.
savaşacağımızı hiç düşünmemiştin,
gördüğümüz onca şeyden sonra.
"nisan 1"* günü bugün.
yarın asla çok geç olmadan gelmez.
hepimiz yer altına koşacağız,
ve sesi dinliyor olacağız.
daha günlerden çarşamba.
sığınağının loş ışığında,
biraz yün al ve örmeyi öğren.
çünkü uzun bir gün bugün.
yarın asla çok geç olmadan gelmez.
tependen bir ıslık duyacaksın,
öldün mü, kaldın mı?**
daha günlerden perşembe.
yerin sarsıldığını hissediyorsun,
milyonlarca* mum yanıyor etrafta,
doğum günün mü bugün?
yarın asla çok geç olmadan gelmez.
o sığınak evin bile olsa,
geride bırakacağın bir yaşam alanı.
daha günlerden cuma.
sen ışığa çıkarken,
gözlerin görüyor mu manzarayı?
kıyamet günü olmalı bugün.
yarın asla çok geç olmadan gelmez.
insanların nasıl düşündüğü komik değil mi?
bomba yaptılar ve nesilleri tükendi.
daha günlerden cumartesi.
sanırım yarın geldi ve artık çok geç."
olsun siz şey yapmayın gene de. yarın bir gün "giden gelmiyor acep nedendir" diye bir şey duyarsanız onda da göbek atın hatta.
devamını gör...
dövme ve piercingler yüzünden ebeveynliğe uygun görülmemek
resmen mahalle dedikodusu yapılmış mahkeme yerine ya. neymiş anneliğe uygun davranmıyormuş. ya anne baba olma kriteri nedir çocuğu koşulsuz sevmek, hoşgörülü ve iyi niyetli yetiştirmekten başka. çocuğunun eğitimiyle ve kendini bulabilmesinde yol gösterici olmasıyla yanında olur aile onun. yok dövmeliymiş annem, yok babam kolye küpe takmış, çocuk bunlarla ilgilenmez ki normal hayatta da böyle bir sürü insanla tanışacaktır. bunların bu zamanlarda hala tartışılıyor olması cidden acınası.
devamını gör...
etik dinleyici ile akvaryum radyo yayını

eeeeyyyyyyyy yo!
yeni gün, yeni saat ile yeni sayılabilecek bir sezona giriş yapmanın heyecanını yaşıyorum, evvet. bu akşamki yayında ki muhtemelen 21:00 sularında başlamayı umuyorum herhangi bir terso olmazsa, buna da evvet.
peki ne çalıcam? drill. evet. drill. ama öyle çok kovalamadım, eskiden severek dinlediğim birkaç parça ve bunlara ek olarak birkaç parça daha.
1-1buçuk saatlik bir vakit kaybı için hazır olduğunuzu düşünüyorsanız bu süre zarfı içerisinde kulaklarınızda yer etmek isterim.
sevgiler ve saygılar.
devamını gör...
7 mayıs 2021 market satış yasağı
nasıl bir distopik ülkeye geldik ya
bu ülkede yaşayacağıma isveç’in köyünde elma veren ağaç olaydım
bu ülkede yaşayacağıma isveç’in köyünde elma veren ağaç olaydım
devamını gör...
bir küvet hikayesi
nazım, piraye'yi aldatınca piraye bu şiiri yazıp nazım'a göndermiş. nazım da birkaç dizesini değiştirip 1940 yılında* kendi adıyla yayınlamış.
"süleyman'a karısı telefon etti :
— konuşan ben,
ben, fahire.
tanımadın mı sesimden?
demek çok bağırdım birdenbire.
çığlık mı?
belki...
hayır,
çocuklar hasta değil.
dinle beni :
işini bırak da gel,
çabuk ol ama.
telefonda anlatamam,
olmaz.
daha kıyamet kadar vakit var akşama.
saatlar, saatlar,
kıyamet kadar.
sorma.
dinle beni...
hemen vapur bulamazsan
üsküdar'a kayıkla geç.
bir taksiye atla.
paran yoksa
patrondan avans al.
yolda hiçbir şey düşünme,
mümkün mertebe yalansız gelmeye çalış.
yalan kuvvetliye söylenir
ben kuvvetsizim.
alay etme kuzum.
evet kar yağacak,
evet
hava güzel.
koynuna girdiğim adam gibi
kocam gibi değil,
büyüğüm, akıllım,
babam gibi gel...
geldi süleyman,
fahire, kocası süleyman'a sordu :
— doğru mu?
— evet.
— teşekkür ederim süleyman.
bak işte rahatladım.
bak işte ağlamıyorum artık.
nerde buluşuyordunuz?
— bir otelde.
— beyoğlu tarafında mı?
— evet.
— kaç defa?
— ya üç, ya dört.
— üç mü, dört mü?
— bilmiyorum.
— bunu hatırlamak bu kadar mı güç süleyman?
— bilmiyorum.
— demek ki bir otel odasında.
kim bilir çarşaflar nasıl kirliydi.
bir ingiliz romanında okudum,
bu işlere yarayan otellerde
kırık küvetler varmış.
sizinkinde de var mıydı süleyman?
— bilmiyorum.
— hele düşün,
toz pembe çiçekli, kırık bir küvet?
— evet.
— hiç hediye verdin mi?
— hayır.
— çukulata, filân?
— bir defa.
— çok mu seviyordun?
— sevmek mi?
hayır...
— başkaları da var mı süleyman?
— yok.
— olmadı mı?
— hayır.
— bunu sevdin demek...
başkaları da olsaydı
daha rahat ederdim...
çok mu güzel yatıyordu?
— hayır.
— doğru söyle, bak ne kadar cesurum...
— doğru söylüyorum...
— zaten gösterdiler bana.
inek gibi karı.
belimden kalın bacakları...
fakat zevk meselesi bu...
bir sual daha, süleyman :
niçin?
— bilmiyorum...
karanlıkta pencerenin hizasında
karlı, ağır bir çam dalı.
bir hayli zaman oldu
sofada asma saat on ikiyi çalalı.
süleyman'ın karısı fahire
şunları anlattı kocasına ertesi gün :
— ... dayanılmaz bir acı halindeydi
kendime karşı duyduğum merhamet,
ölmeye karar verdimdi, süleyman...
annem, çocuklarım ve en önde sen
bulacaktınız karda ayak izlerimi.
bekçi, polisler, bir tahta merdiven
ve bir kadın ölüsü çıkaracaktınız
arka arsada bostan kuyusundan.
kolay mı?
gece bostan kuyusuna doğru yürümek,
sonra kenarına çıkıp durarak
baş aşağı atlamak karanlığına?
fakat bulmadınızsa eğer
karda ayak izlerimi
sade korktuğumdan değil.
bekçi, merdiven, polisler,
dedikodu, kepazelik,
aldatılmış bir zevcenin intiharı :
komik.
niçin öldüğümü anlatmak müşkül.
kime? herkese, sana meselâ.
insan, ölmeye karar verirken bile
insanları düşünüyor...
sen yatakta uyuyordun
yüzün rahat,
her zaman nasıl uyursan
ondan evvel ve o varken.
dışarda kar yağmaya başladı.
bir tek gecelikle çıkmak balkona :
zatürree ertesi gün,
nümayişsiz ölüvermek.
hayır,
hiç aklıma gelmedi nezle olmak ihtimali.
yaktım sobamızı.
iyice ısınmak lâzım ilkönce.
ciğer bir çay bardağı gibi çatlarmış.
pencereye, kara bakıyorum :
«eşini gaip eyleyen bir kuş
gibi kar
geçen eyyamı nev baharı arar...»
babam bu şiiri çok severdi.
sen beğenmezsin.
«sağdan sola, soldan sağa lerzânı girizan...»
lambayı söndürmeden balkona çıktım.
« ... gibi kar
düşer düşer ağlar...»
oturdum balkonda iskemleye.
havada çıt yok.
karanlık bembeyaz.
uykudayım sanki.
sanki çok sevdiğim bir insan
korkarak beni uyandırmaktan
yumuşacık dolaşıyor etrafımda.
üşümüyordum.
kederim duruluyor
berraklaşıyor.
odanın camlı kapısından balkona vuran ışık
sıcak bir kumaş gibiydi üstünde dizlerimin.
ben rehavetli bir mahzunluk içinde
acayip şeyler düşünüyordum :
feneryolu'ndaki çınar
150 yaşındaymış.
ömrü bir gün süren böcekler.
gün gelecek
insanlar çok uzun
çok bahtiyar yaşayacaklar.
insanın yüreği ve kafası var...
insanın elleri...
insan?
ne zamanki,
nerdeki,
hangi sınıftan?
onların insanları,
bizim insanlarımız.
ve her şeye rağmen
yeni bir dünya için yapılan kavga.
sonra sen
ben
bir kırık küvet
ve benim
kendime karşı duyduğum merhamet...
kar durdu.
sökmek üzre şafak.
utanarak
odaya döndüm.
o anda uyansaydın
sarılıp boynuna...
uyanmadın.
evet,
çok şükür nezle bile değilim.
şimdi?
zaman zaman hatırlayıp
zaman zaman unutacağım.
yine yan yana yaşayacağız
beni sevdiğine emin olarak.
altı ay kadar geçti aradan.
bir gece karı koca denizden dönüyorlardı.
gökte yıldızlar, ağaçlarda yaz meyveleri vardı.
fahire birdenbire durdu
baktı muhabbetle kocasının gözlerine
ve suratına tükürür gibi bir tokat vurdu."
- nazım hikmet
"süleyman'a karısı telefon etti :
— konuşan ben,
ben, fahire.
tanımadın mı sesimden?
demek çok bağırdım birdenbire.
çığlık mı?
belki...
hayır,
çocuklar hasta değil.
dinle beni :
işini bırak da gel,
çabuk ol ama.
telefonda anlatamam,
olmaz.
daha kıyamet kadar vakit var akşama.
saatlar, saatlar,
kıyamet kadar.
sorma.
dinle beni...
hemen vapur bulamazsan
üsküdar'a kayıkla geç.
bir taksiye atla.
paran yoksa
patrondan avans al.
yolda hiçbir şey düşünme,
mümkün mertebe yalansız gelmeye çalış.
yalan kuvvetliye söylenir
ben kuvvetsizim.
alay etme kuzum.
evet kar yağacak,
evet
hava güzel.
koynuna girdiğim adam gibi
kocam gibi değil,
büyüğüm, akıllım,
babam gibi gel...
geldi süleyman,
fahire, kocası süleyman'a sordu :
— doğru mu?
— evet.
— teşekkür ederim süleyman.
bak işte rahatladım.
bak işte ağlamıyorum artık.
nerde buluşuyordunuz?
— bir otelde.
— beyoğlu tarafında mı?
— evet.
— kaç defa?
— ya üç, ya dört.
— üç mü, dört mü?
— bilmiyorum.
— bunu hatırlamak bu kadar mı güç süleyman?
— bilmiyorum.
— demek ki bir otel odasında.
kim bilir çarşaflar nasıl kirliydi.
bir ingiliz romanında okudum,
bu işlere yarayan otellerde
kırık küvetler varmış.
sizinkinde de var mıydı süleyman?
— bilmiyorum.
— hele düşün,
toz pembe çiçekli, kırık bir küvet?
— evet.
— hiç hediye verdin mi?
— hayır.
— çukulata, filân?
— bir defa.
— çok mu seviyordun?
— sevmek mi?
hayır...
— başkaları da var mı süleyman?
— yok.
— olmadı mı?
— hayır.
— bunu sevdin demek...
başkaları da olsaydı
daha rahat ederdim...
çok mu güzel yatıyordu?
— hayır.
— doğru söyle, bak ne kadar cesurum...
— doğru söylüyorum...
— zaten gösterdiler bana.
inek gibi karı.
belimden kalın bacakları...
fakat zevk meselesi bu...
bir sual daha, süleyman :
niçin?
— bilmiyorum...
karanlıkta pencerenin hizasında
karlı, ağır bir çam dalı.
bir hayli zaman oldu
sofada asma saat on ikiyi çalalı.
süleyman'ın karısı fahire
şunları anlattı kocasına ertesi gün :
— ... dayanılmaz bir acı halindeydi
kendime karşı duyduğum merhamet,
ölmeye karar verdimdi, süleyman...
annem, çocuklarım ve en önde sen
bulacaktınız karda ayak izlerimi.
bekçi, polisler, bir tahta merdiven
ve bir kadın ölüsü çıkaracaktınız
arka arsada bostan kuyusundan.
kolay mı?
gece bostan kuyusuna doğru yürümek,
sonra kenarına çıkıp durarak
baş aşağı atlamak karanlığına?
fakat bulmadınızsa eğer
karda ayak izlerimi
sade korktuğumdan değil.
bekçi, merdiven, polisler,
dedikodu, kepazelik,
aldatılmış bir zevcenin intiharı :
komik.
niçin öldüğümü anlatmak müşkül.
kime? herkese, sana meselâ.
insan, ölmeye karar verirken bile
insanları düşünüyor...
sen yatakta uyuyordun
yüzün rahat,
her zaman nasıl uyursan
ondan evvel ve o varken.
dışarda kar yağmaya başladı.
bir tek gecelikle çıkmak balkona :
zatürree ertesi gün,
nümayişsiz ölüvermek.
hayır,
hiç aklıma gelmedi nezle olmak ihtimali.
yaktım sobamızı.
iyice ısınmak lâzım ilkönce.
ciğer bir çay bardağı gibi çatlarmış.
pencereye, kara bakıyorum :
«eşini gaip eyleyen bir kuş
gibi kar
geçen eyyamı nev baharı arar...»
babam bu şiiri çok severdi.
sen beğenmezsin.
«sağdan sola, soldan sağa lerzânı girizan...»
lambayı söndürmeden balkona çıktım.
« ... gibi kar
düşer düşer ağlar...»
oturdum balkonda iskemleye.
havada çıt yok.
karanlık bembeyaz.
uykudayım sanki.
sanki çok sevdiğim bir insan
korkarak beni uyandırmaktan
yumuşacık dolaşıyor etrafımda.
üşümüyordum.
kederim duruluyor
berraklaşıyor.
odanın camlı kapısından balkona vuran ışık
sıcak bir kumaş gibiydi üstünde dizlerimin.
ben rehavetli bir mahzunluk içinde
acayip şeyler düşünüyordum :
feneryolu'ndaki çınar
150 yaşındaymış.
ömrü bir gün süren böcekler.
gün gelecek
insanlar çok uzun
çok bahtiyar yaşayacaklar.
insanın yüreği ve kafası var...
insanın elleri...
insan?
ne zamanki,
nerdeki,
hangi sınıftan?
onların insanları,
bizim insanlarımız.
ve her şeye rağmen
yeni bir dünya için yapılan kavga.
sonra sen
ben
bir kırık küvet
ve benim
kendime karşı duyduğum merhamet...
kar durdu.
sökmek üzre şafak.
utanarak
odaya döndüm.
o anda uyansaydın
sarılıp boynuna...
uyanmadın.
evet,
çok şükür nezle bile değilim.
şimdi?
zaman zaman hatırlayıp
zaman zaman unutacağım.
yine yan yana yaşayacağız
beni sevdiğine emin olarak.
altı ay kadar geçti aradan.
bir gece karı koca denizden dönüyorlardı.
gökte yıldızlar, ağaçlarda yaz meyveleri vardı.
fahire birdenbire durdu
baktı muhabbetle kocasının gözlerine
ve suratına tükürür gibi bir tokat vurdu."
- nazım hikmet
devamını gör...
kız çocuklarını üniversiteye gönderen babalar cehennemliksiniz
korkudur bu... çünkü bilirler ki toplumun temeli cogunlukla kadınlar tarafından atılır. ve bilen okuyan kadında gerek kendine gerek yetiştirdiği evladına bildiğini öğretir. bu yüzden kadin cahil kalmalıdır ki verilen her emre itaat etsin ,degisim falan olmasın. bunu cok cok iyi bilirler. toplum mühendisliğinin bir parçası olan söylemi dile getirmiştir sadece
devamını gör...



