çaylaklar oy kullanamaz
devamını gör...
kitaplardaki en etkileyici giriş cümlesi
anam ölmüş bugün. belki de dün, bilmiyorum.
albert camus - yabancı
albert camus - yabancı
devamını gör...
kaktüs beslemek
çiçeklerden daha çok sevdiğim ama bir tanecik bile çiçek vermek istemeyen bitki. 4 tane kaktüsüm var sadece bir tanesi şımardı büyüdü diğerleri duruyor. sebebi neydi ki...
devamını gör...
tanımlarını birleştirip bir yazarı tanımlama
aslında beni en çok tedirgin eden bu. normal hayatta kendime sakladığım, insanlara söylemek istemediğim şeyleri de yazdım buraya bir nevi günlüğüm burası benim.
o yüzden burdan harika insanlarla da tanışsam kendi hayatıma dahil etmeye, arkadaş olmaya çekiniyorum çünkü karşımda beni istemediğim kadar iyi tanıyan biri olacak.
o yüzden burdan harika insanlarla da tanışsam kendi hayatıma dahil etmeye, arkadaş olmaya çekiniyorum çünkü karşımda beni istemediğim kadar iyi tanıyan biri olacak.
devamını gör...
insanı korkutan düşünceler
"intihar edersem ne olur?" düşüncesi.
devamını gör...
kadın yazarların daha fazla oylanması ve takipçilerinin daha fazla olması
bundan şikayetçi olan yazar; beğendiği her tanımın yazarını incelesin, kadınsa eğer beğenmesin ve takip etmesin. bana da kimse karışmasın*.
devamını gör...
üniversite mezunu olmadan sözlük yazarı olmak
millet cumhurbaşkanı oluyor dedirten başlıktır. eeey sözlük sen kimsin ya?
devamını gör...
en iyi kadın parfümü
victoria's secret ''bombshell'' ve lancome ''la vie est belle''
devamını gör...
hayranı olunan film müzikleri
bu kült filmin müziğini paylaşmadan geçemeyeceğim başlıktır.
pulp fiction.
pulp fiction.
devamını gör...
dünyanın en genç kadın başbakanı

sanna marin.
d. 16 kasım 1985 helsinki, finlandiya.
finlandiya sosyal demokrat partisi'nden finlandiyalı bir politikacı.
finlandiya başbakanı seçilmiş olup, 10 aralık 2019 tarihinde görevi üstlenmiştir.
tr.euronews.com/2019/12/09/...
devamını gör...
sunroof
araçtaki bu özellik sürücü için değil diğer yolcular için kullanışlı bence. iyi bir sürücü varsa koltuğun üzerine çıkıp, rüzgarı hissetmek gibisi yoktur. ha bide fular, eşarp ya da rüzgarda sallayacak herhangi bir nesneniz varsa her şey daha da güzelleşiyor..
devamını gör...
michel delacroix
1933 doğumlu, naif sanat akımının temsilcilerinden fransız ressam.
eserleri kartpostal gibi. yumuşak renk tonları hakim, ön planda göze çok hoş gelen binalar ve insan figürleriyle paris'in sokaklarını, günlük yaşamını resmediyor.
nedense masal gibi bir dünyayı andırıyor bana eserleri. çocukluğumda hayal ettiğim dünyayı çizmiş sanki. mutlu oldum incelerken.
paris, ma grand ville
noël! noël!
daha fazla eserini incelemek için buradan
eserleri kartpostal gibi. yumuşak renk tonları hakim, ön planda göze çok hoş gelen binalar ve insan figürleriyle paris'in sokaklarını, günlük yaşamını resmediyor.
nedense masal gibi bir dünyayı andırıyor bana eserleri. çocukluğumda hayal ettiğim dünyayı çizmiş sanki. mutlu oldum incelerken.
paris, ma grand ville
noël! noël!daha fazla eserini incelemek için buradan
devamını gör...
kadıköy
- abi pardon, bişi soracağım x'e giden dolmuşlar nereden kalkıyor?
+ inan bilmiyorum, şuradaki gevrekçiye sor istersen o bilir.
- kime????
ilk günler, daha simitçiye alışmamış dilim, daha hiç bilmiyorum neredeyse bu semti ama seviyorum, ne zaman bi boşluk yaratsam kaçıp geliyorum buraya, fal bakılan kahvecilerin garsonları ilginç bir şekilde seviyorlar beni, ne kahveyle ne de fal işim var oysa.
öğlen yemeklerimi benusen esnaf lokantası'nda denk getirmeye çalışıyorum, orayı da çok seviyorum, her türlü insan var. benimse çok az insanım var bu şehirde.
çarşının içinde dolaşmayı, balıkçılara, manavlara bakmayı seviyorum, alışveriş yapmayı da.
peynir, yoğurt, balık, yeşillik dolu poşetlerle yürümek, bir ev, bir yuva için, onun için, bizim için alışveriş yapmak çok ama çok hoşuma gidiyor.
gide gele bir sürü tuhaf arkadaşım oluyor, postanenin açılmasını beklerken köşesinde demlenen benden yaşlı 2 şarapçı abim bana da uzatıyorlar bi plastik bardak üzümün hüznünü, kırmıyorum onları, onlar da benim sigaralarımı kabul ediyorlar saygıyla, postane açıldıktan 2 saat sonra aklıma geliyor acil işim, olsun böyle güzel!
sonra ara sokaklara dalıyorum, o güzel ara sokaklarda çok güzel kediler, çok güzel pencere önü çiçekleri, çok çok güzel insanlar görüyorum.
sonra moda'ya uzatıyorum yolumu, koço, ayazma, iskele.
semt beni içine çekiyor, kadı nimet'te öğle rakıları için zaman ve bahaneler üretiyorum, oradan ver elini karga.
bu semtte körkütük aşık oluyorum hayatımda ilk kez, bu semte de aşık oluyorum aynı zaman dilimlerinde. yarimle dolaşırken beni tanıyanlar olunca şaşırıyor, "nerden tanıyorsun bu insanları?" diyor, senin sayende tanıdım diyorum.
çünkü o kadıköy'ü çok seviyor.
çünkü ben onu çok seviyorum.
sonrası ; biz çok seviyoruz tekrar ve tekrar bu semti, sırtımda göztepe forması ile dolaşırken yanımdan geçen biri isyan marşı okuyor birden bire, daha genç, daha çok genç.
ben devam ediyorum marşa onun kaldığı yerden etraftan geçenler şaşırıyor, yarim bize gülüyor, yarim benim halimi görüp mutlu oluyor.
seneler geçiyor sonra, ben şu anda başka bir şehrin yolunda, o yollarla ve o yıllarla hiç alakası olmayacak bir zaman diliminde iken kulaklığımda ezginin günlüğü başlıyor kadıköy demeye, içim acıyor.
gün gelir yine kavuşuruz kadıköy, ben o yağmurlu iskelenin kıymetini bilemedim, ben o yarin kıymetini bilemedim, ben aşkın kıymetini bilemedim ama lütfen sen onun kıymetini bil olur mu?
leş gibi kirli olsan da, en güzel yerlerinden öperim.
senden sonra geçmem bir daha kadıköy'den
+ inan bilmiyorum, şuradaki gevrekçiye sor istersen o bilir.
- kime????
ilk günler, daha simitçiye alışmamış dilim, daha hiç bilmiyorum neredeyse bu semti ama seviyorum, ne zaman bi boşluk yaratsam kaçıp geliyorum buraya, fal bakılan kahvecilerin garsonları ilginç bir şekilde seviyorlar beni, ne kahveyle ne de fal işim var oysa.
öğlen yemeklerimi benusen esnaf lokantası'nda denk getirmeye çalışıyorum, orayı da çok seviyorum, her türlü insan var. benimse çok az insanım var bu şehirde.
çarşının içinde dolaşmayı, balıkçılara, manavlara bakmayı seviyorum, alışveriş yapmayı da.
peynir, yoğurt, balık, yeşillik dolu poşetlerle yürümek, bir ev, bir yuva için, onun için, bizim için alışveriş yapmak çok ama çok hoşuma gidiyor.
gide gele bir sürü tuhaf arkadaşım oluyor, postanenin açılmasını beklerken köşesinde demlenen benden yaşlı 2 şarapçı abim bana da uzatıyorlar bi plastik bardak üzümün hüznünü, kırmıyorum onları, onlar da benim sigaralarımı kabul ediyorlar saygıyla, postane açıldıktan 2 saat sonra aklıma geliyor acil işim, olsun böyle güzel!
sonra ara sokaklara dalıyorum, o güzel ara sokaklarda çok güzel kediler, çok güzel pencere önü çiçekleri, çok çok güzel insanlar görüyorum.
sonra moda'ya uzatıyorum yolumu, koço, ayazma, iskele.
semt beni içine çekiyor, kadı nimet'te öğle rakıları için zaman ve bahaneler üretiyorum, oradan ver elini karga.
bu semtte körkütük aşık oluyorum hayatımda ilk kez, bu semte de aşık oluyorum aynı zaman dilimlerinde. yarimle dolaşırken beni tanıyanlar olunca şaşırıyor, "nerden tanıyorsun bu insanları?" diyor, senin sayende tanıdım diyorum.
çünkü o kadıköy'ü çok seviyor.
çünkü ben onu çok seviyorum.
sonrası ; biz çok seviyoruz tekrar ve tekrar bu semti, sırtımda göztepe forması ile dolaşırken yanımdan geçen biri isyan marşı okuyor birden bire, daha genç, daha çok genç.
ben devam ediyorum marşa onun kaldığı yerden etraftan geçenler şaşırıyor, yarim bize gülüyor, yarim benim halimi görüp mutlu oluyor.
seneler geçiyor sonra, ben şu anda başka bir şehrin yolunda, o yollarla ve o yıllarla hiç alakası olmayacak bir zaman diliminde iken kulaklığımda ezginin günlüğü başlıyor kadıköy demeye, içim acıyor.
gün gelir yine kavuşuruz kadıköy, ben o yağmurlu iskelenin kıymetini bilemedim, ben o yarin kıymetini bilemedim, ben aşkın kıymetini bilemedim ama lütfen sen onun kıymetini bil olur mu?
leş gibi kirli olsan da, en güzel yerlerinden öperim.
senden sonra geçmem bir daha kadıköy'den
devamını gör...
hayatında hiç avrupa'ya seyahat etmemiş kültürsüz insan
hayatında hiç avrupa'ya gidememiş fakir insan olarak güncelleme gelmelidir. ulan ay sonunu zor getiriyoruz, ne avrupa'sı? kıçımı kaldırıp eminönü'ne zor gidiyorum.
devamını gör...
konusu açıldığında strese sokan şeyler
devamını gör...
carlos latuff
brezilya'lı karikatürist. politik konuları işlemesi ile bilinir.
instagram hesabı : www.instagram.com/carloslat...
instagram hesabı : www.instagram.com/carloslat...
devamını gör...
bohemian rhapsody
(bkz: queen) grubunun kült şarkısı. dünya müzik tarihinin en iyi şarkılarından biri. ritmik özellikleri ve ton geçişleri epey sağlam bir şarkı . türü rock olmasına rağmen , içinde barındırdığı klasik müzik öğeleriyle de şahsına münhasır yapıda. bazı yerlerinde kullanılan ilginç sözler standart dışı.kitap veya film tadında olan ve her dinlediğimde farklı duygular keşfettiğim şarkı.
(bkz: freddie mercury) den bahsetmeden olmaz.gitardaki distortion tona bu kadar yakışan ve uyumlu olan, müzik tarihindeki en iyi erkek vokallerden birisi.
(bkz: freddie mercury) den bahsetmeden olmaz.gitardaki distortion tona bu kadar yakışan ve uyumlu olan, müzik tarihindeki en iyi erkek vokallerden birisi.
devamını gör...
friedrich hölderlin
atilla ilhan'ın biraz paris şiirinde şu şekilde yer alır;
telefonlarla geldi telaşlı ve ürkek
birdenbire geldi beklemiyordum
hayli dargın sesi kalın ve titrek
umutsuzluğuma geldi oysa yorgundum
üstelik incittim de istemeyerek
akşamdı samanyolu patlamıştı
bütün sacre coeur silme akordeon
mulhouse'lu muydu neydi işte unuttum
ilk yudumda ağlamaya başlamıştı
şakakları ter içinde gece saat on
kibrit aranıyor göğüs geçirerek
bütün sevgilerinde yanılmıştı
bir omzuna almış sanki gökyüzünü
dudakları masmavi alsace lorrain
yüzü cermenlerin en eski hüznü
hölderlin bakıyor sisli gözlerinden
ellerini şöyle okşayacak oldum
duydum nabzının gök gürültüsünü
adı yağmur mu akşamüstü mü
uzak bir panayırda ip atlayan çocuklar
dalgalar vurdukça sarsılan mendirek
gecesi kaydı mı nedense beni arar
dilinde özürler bilerek bilmeyerek
zenciler çaldı mı cazın hali başka
oturduğu yerde içtikçe eksilerek
barın camlarına orospular çiziliyor
özlem büyük korku epeyce şaka
telefonlarla geldi telaşlı ve ürkek
birdenbire geldi beklemiyordum
hanidir içimden bir başkası geçiyor
gözlerim hanidir ondan uzakta
hölderlin'i bırakmıştım artık sevmiyordum
telefonlarla geldi telaşlı ve ürkek
birdenbire geldi beklemiyordum
hayli dargın sesi kalın ve titrek
umutsuzluğuma geldi oysa yorgundum
üstelik incittim de istemeyerek
akşamdı samanyolu patlamıştı
bütün sacre coeur silme akordeon
mulhouse'lu muydu neydi işte unuttum
ilk yudumda ağlamaya başlamıştı
şakakları ter içinde gece saat on
kibrit aranıyor göğüs geçirerek
bütün sevgilerinde yanılmıştı
bir omzuna almış sanki gökyüzünü
dudakları masmavi alsace lorrain
yüzü cermenlerin en eski hüznü
hölderlin bakıyor sisli gözlerinden
ellerini şöyle okşayacak oldum
duydum nabzının gök gürültüsünü
adı yağmur mu akşamüstü mü
uzak bir panayırda ip atlayan çocuklar
dalgalar vurdukça sarsılan mendirek
gecesi kaydı mı nedense beni arar
dilinde özürler bilerek bilmeyerek
zenciler çaldı mı cazın hali başka
oturduğu yerde içtikçe eksilerek
barın camlarına orospular çiziliyor
özlem büyük korku epeyce şaka
telefonlarla geldi telaşlı ve ürkek
birdenbire geldi beklemiyordum
hanidir içimden bir başkası geçiyor
gözlerim hanidir ondan uzakta
hölderlin'i bırakmıştım artık sevmiyordum
devamını gör...
normal sözlük'ten kız düşmemesi
yanlışlıkla kız diye beni düşürmeye çalışmışlardı.
hatta erkek düşürmeye çalışan erkekler de oldu, o da bana denk geldi.
hatta erkek düşürmeye çalışan erkekler de oldu, o da bana denk geldi.
devamını gör...
