geceye bir şiir bırak
halbuki korkulacak hiçbir şey yoktu ortalıkta
herşey naylondandı o kadar
ve ölünce beş on bin birden ölüyorduk güneşe karşı
ama geyikli geceyi bulmadan önce
hepimiz çocuklar gibi korkuyorduk.
geyikli geceyi hep bilmelisiniz
yeşil ve yabani uzak ormanlarda
güneşin asfalt sonlarında batmasıyla ağırdan
hepimizi vakitten kurtaracak
bir yandan toprağı sürdük
bir yandan kaybolduk
gladyatörlerden ve dişlilerden
ve büyük şehirlerden
gizleyerek yahut dövüşerek
geyikli geceyi kurtardık
evet kimsesizdik ama umudumuz vardı
üç ev görsek bir şehir sanıyorduk
üç güvercin görsek meksika geliyordu aklımıza
caddelerde gezmekten hoşlanıyorduk akşamları
kadınların kocalarını aramasını seviyorduk
sonra şarap içiyorduk kırmızı yahut beyaz
bilir bilmez geyikli gece yüzünden
'geyikli gecenin arkası ağaç
ayağının suya değdiği yerde bir gökyüzü
çatal boynuzlarında soğuk ay ışığı'
ister istemez aşkları hatırlatır
eskiden güzel kadınlar ve aşklar olmuş
şimdi de var biliyorum
bir seviniyorum düşündükçe bilseniz
dağlarda geyikli gecelerin en güzeli...
hiçbir şey umurumda değil diyorum
aşktan ve umuttan başka
bir anda üç kadeh ve üç yeni şarkı
belleğimde tüylü tüylü geyikli gece duruyor.
biliyorum gemiler götüremez
neonlar teoriler ışıtamaz yanını yöresini
örneğin manastırda oturur içerdik iki kişi
ya da yatakta sevişirdik bir kadın bir erkek
öpüşlerimiz gitgide ısınırdı
koltuk altlarımız gitgide tatlı gelirdi
geyikli gecenin karanlığında..
aldatıldığımız önemli değildi yoksa
herkesin unuttuğunu biz hatırlamasak
gümüş semaverleri ve eski şeyleri
salt yadsımak için sevmiyorduk
kötüydük de ondan mı diyeceksiniz
ne iyiydik ne kötüydük
durumumuz başta ve sonda ayrı ayrıysa
başta ve sonda ayrı olduğumuzdandı...
ama ne varsa geyikli gecede idi
bir bilseniz avuçlarınız terlerdi heyecandan
bir bakıyorduk akşam oluyordu kaldırımlarda
kesme avizelerde ve çıplak kadın omuzlarında
büyük otellerin önünde garipsiyorduk
çaresizliğimiz böylesine kolaydı işte
hüznümüzü büyük şeylerden sanırsanız yanılırsınız
örneğin üç bardak şarap içsek kurtulurduk
yahut bir adam bıçaklasak
yahut sokaklara tükürsek
ama en iyisi çeker giderdik
gider geyikli gecede uyurduk
'geyiğin gözleri pırıl pırıl gecede
imdat ateşleri gibi ürkek telaşlı
sultan hançerleri gibi ay ışığında
bir yanında üstüste üstüste kayalar
öbür yanında ben
ama siz zavallısınız ben de zavallıyım
domino taşları ve soğuk ikindiler
çiçekli elbiseleriyle yabancı kalabalık
gölgemiz tortop ayak ucumuzda
sevinsek de sonunu biliyoruz
borçları kefilleri bonoları unutuyorum
ikramiyeler bensiz çekiliyor dünyada
daha ilk oturumda suçsuz çıkıyorum
oturup esmer bir kadını kendim için yıkıyorum
iyice kurulamıyorum saçlarını
bir bardak şarabı kendim için içiyorum
'halbuki geyikli gece ormanda
keskin mavi ve hışırtılı
geyikli geceye geçiyorum'
uzanıp kendi yanaklarımdan öpüyorum.
geyikli gece
herşey naylondandı o kadar
ve ölünce beş on bin birden ölüyorduk güneşe karşı
ama geyikli geceyi bulmadan önce
hepimiz çocuklar gibi korkuyorduk.
geyikli geceyi hep bilmelisiniz
yeşil ve yabani uzak ormanlarda
güneşin asfalt sonlarında batmasıyla ağırdan
hepimizi vakitten kurtaracak
bir yandan toprağı sürdük
bir yandan kaybolduk
gladyatörlerden ve dişlilerden
ve büyük şehirlerden
gizleyerek yahut dövüşerek
geyikli geceyi kurtardık
evet kimsesizdik ama umudumuz vardı
üç ev görsek bir şehir sanıyorduk
üç güvercin görsek meksika geliyordu aklımıza
caddelerde gezmekten hoşlanıyorduk akşamları
kadınların kocalarını aramasını seviyorduk
sonra şarap içiyorduk kırmızı yahut beyaz
bilir bilmez geyikli gece yüzünden
'geyikli gecenin arkası ağaç
ayağının suya değdiği yerde bir gökyüzü
çatal boynuzlarında soğuk ay ışığı'
ister istemez aşkları hatırlatır
eskiden güzel kadınlar ve aşklar olmuş
şimdi de var biliyorum
bir seviniyorum düşündükçe bilseniz
dağlarda geyikli gecelerin en güzeli...
hiçbir şey umurumda değil diyorum
aşktan ve umuttan başka
bir anda üç kadeh ve üç yeni şarkı
belleğimde tüylü tüylü geyikli gece duruyor.
biliyorum gemiler götüremez
neonlar teoriler ışıtamaz yanını yöresini
örneğin manastırda oturur içerdik iki kişi
ya da yatakta sevişirdik bir kadın bir erkek
öpüşlerimiz gitgide ısınırdı
koltuk altlarımız gitgide tatlı gelirdi
geyikli gecenin karanlığında..
aldatıldığımız önemli değildi yoksa
herkesin unuttuğunu biz hatırlamasak
gümüş semaverleri ve eski şeyleri
salt yadsımak için sevmiyorduk
kötüydük de ondan mı diyeceksiniz
ne iyiydik ne kötüydük
durumumuz başta ve sonda ayrı ayrıysa
başta ve sonda ayrı olduğumuzdandı...
ama ne varsa geyikli gecede idi
bir bilseniz avuçlarınız terlerdi heyecandan
bir bakıyorduk akşam oluyordu kaldırımlarda
kesme avizelerde ve çıplak kadın omuzlarında
büyük otellerin önünde garipsiyorduk
çaresizliğimiz böylesine kolaydı işte
hüznümüzü büyük şeylerden sanırsanız yanılırsınız
örneğin üç bardak şarap içsek kurtulurduk
yahut bir adam bıçaklasak
yahut sokaklara tükürsek
ama en iyisi çeker giderdik
gider geyikli gecede uyurduk
'geyiğin gözleri pırıl pırıl gecede
imdat ateşleri gibi ürkek telaşlı
sultan hançerleri gibi ay ışığında
bir yanında üstüste üstüste kayalar
öbür yanında ben
ama siz zavallısınız ben de zavallıyım
domino taşları ve soğuk ikindiler
çiçekli elbiseleriyle yabancı kalabalık
gölgemiz tortop ayak ucumuzda
sevinsek de sonunu biliyoruz
borçları kefilleri bonoları unutuyorum
ikramiyeler bensiz çekiliyor dünyada
daha ilk oturumda suçsuz çıkıyorum
oturup esmer bir kadını kendim için yıkıyorum
iyice kurulamıyorum saçlarını
bir bardak şarabı kendim için içiyorum
'halbuki geyikli gece ormanda
keskin mavi ve hışırtılı
geyikli geceye geçiyorum'
uzanıp kendi yanaklarımdan öpüyorum.
geyikli gece
devamını gör...
afganistan merkez bankası başkanının basına verdiği fotoğraf
garibim ya elini laptop'a uzatmış falan aç desen açamaz ama şekil olsun işte.
bana bir şeyler anımsattı bu fotoğraf ama detaylara girmem durumunda sıkıntı yaşayabilirim.
bana bir şeyler anımsattı bu fotoğraf ama detaylara girmem durumunda sıkıntı yaşayabilirim.
devamını gör...
yazarların hayatlarını devam ettirme motivasyonları
bitkilerin var arada sulayacağın ve toprak bakımını yapacağın, 2 tane köpeğin var kafalarını okşayıp seveceğin, kitaplığında okunmayi bekleyen kitapların var, indirip dinlemediğin müziklerin var. kafanı sokacağın bir evin var diyorum kendi kendime. geçici oluyor tabi bu kendi kendime ettiğim motivasyonlar. pat aklıma ölüm düşüyor. ben kendi kendimi motive etsem de ölüm hep bi karış uzağımda olacak.
devamını gör...
kitap önerileri
andy weir - artemis
stefan zweig - satranç
stefan zweig - satranç
devamını gör...
kadınların sorunlu erkekleri sevip onları düzeltmek istemeleri
kendilerine cok yazik ediyorlardir. kizlar rehabilitasyon merkezi degilsiniz. degiliz. herkes kiymetlidir. lutfen oncelik kendinizde olsun.
devamını gör...
insanın kendini çaresiz hissettiği anlar
kırıldığını kimsenin görmediği, anlamadığı an.
devamını gör...
de bağlacını doğru yazamayan yazar
çok basit bir dil bilgisi hatasının "ne olmuş yani böyle yazılmışsa?" minvalinde ya da olabildiğince alakasız örneklerle savunulduğunu görmek beni üzüyor. ana dilinizi, yıllarca süren yaşantınızdaki temel iletişim gerecini yanlış kullanmanın savunulacak tarafı yoktur. elbette kimse kimseden filolog olmasını, her kurala riayet etmesini, detay sayılabilecek dil bilgisi kurallarının hemen hepsini bilmesini beklemiyor ama en azından okuduğu metnin kaliteli yazılmasını (ve bu sayede kolayca okunabilmesini) beklemek herkesin hakkı.
zamanında anlattım: (bkz: bulunma hal eki).
zamanında anlattım: (bkz: bulunma hal eki).
devamını gör...
babayla girilen diyaloglar
az evvel yaşadığım diyalog...
son ses kabe imamının ezan okuduğu videonun sesini açmış, ev yıkılıyor.
-babaaa bu ne?
+kabe imamııı...
-tamam da niye son ses?
+sana iman gelsin de müslüman ol diye.
-bu böyle sadece ezanla olmaz. kutsal su falan da serp!
+...
.....
sanarsın ki içimden şeytan çıkarıyor.
dayak, kavga, hakaret, gidilen müftüler ve tarikat hocaları da işe yaramayınca babam elindeki son kozu, kabe imamını da oynadı.
ve kaybetti.*
son ses kabe imamının ezan okuduğu videonun sesini açmış, ev yıkılıyor.
-babaaa bu ne?
+kabe imamııı...
-tamam da niye son ses?
+sana iman gelsin de müslüman ol diye.
-bu böyle sadece ezanla olmaz. kutsal su falan da serp!
+...
.....
sanarsın ki içimden şeytan çıkarıyor.
dayak, kavga, hakaret, gidilen müftüler ve tarikat hocaları da işe yaramayınca babam elindeki son kozu, kabe imamını da oynadı.
ve kaybetti.*
devamını gör...
eş cinselliğin çocuklar için teşvikini yasaklayan yasa
asıl başlık: macaristan'da eşcinselliğin çocuklar için teşvikini yasaklayan yasa tasarısının kabul edilmesi.
macaristan'da iktidar partisinin çocuk istismarının önüne geçmek için hazırladığı yasa tasarısı, mecliste 1 hayır oyuna karşı 157 evet oyuyla kabul edildi. yasaya göre 18 yaş altındaki kişileri eşcinselliğe ve cinsiyet değişikliğine teşvik eden herhangi bir içeriğin gösterimi yasaklandı. yasanın ihlali durumunda verilecek ceza ise henüz belli değil.
kişisel görüşüm ise böyle bir yasanın gerekli olduğu. batıda ana akım medya artık öyle bir hale geldi ki heteroseksüelliği utanılacak bir şey gibi yansıtıyorlar. zaten batı medyası bu olayı "eşcinsellik yasaklanıyor" gibi provokatif şekilde haber ederek yine gerçek yüzünü gösterdi. daha temel cinsiyet rolleri oturmamış çocuklara bu tip şeyler ciddi zararlar verir. kişi erişkin olana kadar kendi biyolojik cinsiyeti neyse ona göre yetiştirilir, erişkinlikten sonra ise tabiri caizse kendi yoluna gider. inkar edilemez bir gerçek ki lgbt grupları çocukları fazlası ile suistimal etti.
eylemlerde küçücük çocuklarla öpüşen insanları unutmadık. bu suistimalin bitmesi dileğiyle.

edit: bizim ne olduğumuzdan size ne diyenler, heh işte bizde onu diyoruz bize ne kendi halinizde takılın insanların gözüne sokmayı ve sürekli bununla ön plana çıkmaya çalışmayı bırakın. eşcinsel dostlar yanlış anlamasın lakin çevremde eşcinsel olduğunu göstermek için uğraşmayan sadece bir kişi gördüm, kendisinin durumunuda şans eseri öğrenmiştim. eşcinsellerin çoğu genelde "hmm bu yemek çok güzel olmuş bu arada ben eşcinselim" tarzı takılıyor. sürekli bu tip şeylerle kendinizi toplumdan ayırmaya çalışıp sonra gelip dışlanıyoruz demek saçma.
yasaya içeriğine gelince bu yasa yetişkinlere dair hiçbir kısıtlama getirmiyor. sadece çocuklara yönelik yapılan şeylerde lgbt öğelerine izin verilmesine engel oluyor. bu doğuştan gelircilere ithafen, hepimiz biliyoruz ve o yollardan geçtik ki ergenler genelde su katılmamış salak olurlar. sıradan olmak istemezler marjinal farklı olmak isterler ve işte bu durumdaki bir çocuk sırf farklı olma tutkusundan ötürü bu tip şeylere maruz kalınca peşine takılıp gidebilir ve uzun vaadede psikolojik çok ciddi zararlar görebilir.
macaristan'da iktidar partisinin çocuk istismarının önüne geçmek için hazırladığı yasa tasarısı, mecliste 1 hayır oyuna karşı 157 evet oyuyla kabul edildi. yasaya göre 18 yaş altındaki kişileri eşcinselliğe ve cinsiyet değişikliğine teşvik eden herhangi bir içeriğin gösterimi yasaklandı. yasanın ihlali durumunda verilecek ceza ise henüz belli değil.
kişisel görüşüm ise böyle bir yasanın gerekli olduğu. batıda ana akım medya artık öyle bir hale geldi ki heteroseksüelliği utanılacak bir şey gibi yansıtıyorlar. zaten batı medyası bu olayı "eşcinsellik yasaklanıyor" gibi provokatif şekilde haber ederek yine gerçek yüzünü gösterdi. daha temel cinsiyet rolleri oturmamış çocuklara bu tip şeyler ciddi zararlar verir. kişi erişkin olana kadar kendi biyolojik cinsiyeti neyse ona göre yetiştirilir, erişkinlikten sonra ise tabiri caizse kendi yoluna gider. inkar edilemez bir gerçek ki lgbt grupları çocukları fazlası ile suistimal etti.
eylemlerde küçücük çocuklarla öpüşen insanları unutmadık. bu suistimalin bitmesi dileğiyle.

edit: bizim ne olduğumuzdan size ne diyenler, heh işte bizde onu diyoruz bize ne kendi halinizde takılın insanların gözüne sokmayı ve sürekli bununla ön plana çıkmaya çalışmayı bırakın. eşcinsel dostlar yanlış anlamasın lakin çevremde eşcinsel olduğunu göstermek için uğraşmayan sadece bir kişi gördüm, kendisinin durumunuda şans eseri öğrenmiştim. eşcinsellerin çoğu genelde "hmm bu yemek çok güzel olmuş bu arada ben eşcinselim" tarzı takılıyor. sürekli bu tip şeylerle kendinizi toplumdan ayırmaya çalışıp sonra gelip dışlanıyoruz demek saçma.
yasaya içeriğine gelince bu yasa yetişkinlere dair hiçbir kısıtlama getirmiyor. sadece çocuklara yönelik yapılan şeylerde lgbt öğelerine izin verilmesine engel oluyor. bu doğuştan gelircilere ithafen, hepimiz biliyoruz ve o yollardan geçtik ki ergenler genelde su katılmamış salak olurlar. sıradan olmak istemezler marjinal farklı olmak isterler ve işte bu durumdaki bir çocuk sırf farklı olma tutkusundan ötürü bu tip şeylere maruz kalınca peşine takılıp gidebilir ve uzun vaadede psikolojik çok ciddi zararlar görebilir.
devamını gör...
yeni bir insanla tanışmaya üşenmek
sürekli yenilenen kendini tanıtma benimsetme guvendirme olayıdır. bir insanı güvenecek seviyeye getirmek gercekten zaman alır. yaş, iş, oturulan yer, hobiler, karakter, davranış, tarz, tutum,ilgi,sevilen sevilmeyen hareketler gibi bir sürü kendinizi tanıtacak şeyler vardır. bunları sürekli yenilemek insanı sonunda yoruyor ve bu sirkülasyona bir nevi küsüyordur.
devamını gör...
günün sözü
“terazi tartıyla, her şey vaktiyle ölçülür.”
devamını gör...
an itibarıyla yazarların nerede olup ne yaptığı sorusu
mutfaktayım ve yemekten asla bıkmayacağım yemeği yapıyorum.*
devamını gör...
türkiye'nin gelecek yıl için eurovision görüşmelerine başladığı iddiası
ay olabilir mi böyle bir şey, lütfen olsun.
söylenenlere göre, trt genel müdürü ibrahim eren’e neden eurovision’a katılmadığı sorulmuş.
eren ise, eurovision sistemini doğru bulmadıklarını ve puanlama şekillerinin yanlış olduğunu ancak bu yıl eurovision baş yetkilisinin değişmesiyle birlikte trt kurulunun görüşmeleri başlattığını söylemiş!
“trt’nin bu konuda geçmişte aldığı bir karar var; ‘puanlama sistemi değişmeden katılmayacağız’ diye. yönetim kurulu’muz da hâlâ aynı kararda devam ediyor, ama bu arada ‘eurovision’la da görüşüyoruz. çok iyi biri geldi ‘eurovision’un başına kuzey avrupa’dan. bence bu sene çok başarılıydı. uzun zaman sonra güzel bir yarışma yaptılar. yeni gelenle bizim arkadaşlar görüşmeye başladı. ne olur bilemem?”
buradan
söylenenlere göre, trt genel müdürü ibrahim eren’e neden eurovision’a katılmadığı sorulmuş.
eren ise, eurovision sistemini doğru bulmadıklarını ve puanlama şekillerinin yanlış olduğunu ancak bu yıl eurovision baş yetkilisinin değişmesiyle birlikte trt kurulunun görüşmeleri başlattığını söylemiş!
“trt’nin bu konuda geçmişte aldığı bir karar var; ‘puanlama sistemi değişmeden katılmayacağız’ diye. yönetim kurulu’muz da hâlâ aynı kararda devam ediyor, ama bu arada ‘eurovision’la da görüşüyoruz. çok iyi biri geldi ‘eurovision’un başına kuzey avrupa’dan. bence bu sene çok başarılıydı. uzun zaman sonra güzel bir yarışma yaptılar. yeni gelenle bizim arkadaşlar görüşmeye başladı. ne olur bilemem?”
buradan
devamını gör...
geceye güzel bir kadın görseli bırak
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
kapının alt ve üst kilidini üçer kez kilitledi. niyeti, amaçsızca sokaklarda dolaşmaktı. asansör kullanmazdı. merdivenleri severdi, güvenirdi onlara. basamaklardan yavaşça salına salına indi. sokağa adımını atar atmaz mikrodalganın fişini çekmediği aklına geldi. bu durumlarda hemen evine kontrole giderdi. uzun süre böyle bir düşünceye katlanmak pek hoşuna gitmezdi. apartmana tekrar girdi. 6 kat merdiveni çıktı ve altı kere anahtarı çevirerek içeri girdi. her zamanki gibi fişi prizden çıkarmıştı. son kez kontrol etti tüm odaları. oturma odasının gri duvarı üzerine asılmış, kırmızı tonların hakim olduğu yağlı boya tablonun eğik olduğunu fark etti. düzeltti. yine sola doğru yatmıştı. çıkarken odadan, kitaplığının tozlandığını görmeden yapamadı. her zaman yaptığı gibi hafifçe ısladığı bez ile kitaplarını temizlemeye başladı. kitaplığının ikinci bölümüne geldiğinde bugünü yaşama arzusu isimli kitabı okuma isteği duydu. uzandı kanepeye okumaya başladı. ne zaman bu kitabı okumaya dalsa güzel bir huzur hissederdi. yine öyle oldu. gözleri kapanmaya başlamıştı ama bırakamıyordu kitabı. arada içi geçiyordu. okuduğu satırları tekrar, tekrar okumak zorunda kalıyordu. derken kitabı düştü elinden. huzurlu bir uykuya daldı. içinde bir sevinçle uyandı. varlığından doğan bir sevinçti bu. radyoyu açtı. her zamanki dinlediği kanalda dance me to the end of love şarkısı çalıyordu. şarkının eşliğinde, dans etmeye başladı yalnızlığıyla. yorulana kadar sürdü dans.
birden yürüyüş yapmak istediğini hatırladı. evin tüm odalarını tekrar kontrol ettikten sonra kapının tüm kilitlerini kilitleyip merdivenleri kullanarak dışarı çıktı. her zamanki yürüyüş güzergahından farklı bir yöne doğru gitti. ilerde bir sokak gördü oraya doğru yürümeye başladı. boş bir sokaktı. simit satan yaşlı bir adam dikkatini çekti. içinden onunla konuşmak isteği geldi. yanına gitti simit almak bahanesiyle konuşmaya başladı.
- bir tane simit alabilir miyim?
- tabi ki kızım. seni yeni görüyorum buralarda. afedersin yıllardır bu sokaktayım. benden simit alan herkesi tanırım o yüzden öyle söyledim.
- yok amca önemli değil. eliyle göstererek ben şu bloklarda oturuyorum. yürüyüş yapmak için çıkmıştım evden işte buraya kadar geldim.
- ismim rıfat kızım burada herkes tanır beni.
- ben de sanem memnun oldum. rıfat amca ama bu sokak çok boş yeteri kadar simit satabiliyor musun?
- insanlar beni burada sever kızım. az çok satıyorum işte. hem biliyor musun insanın yaşaması için öyle çok şeye ihtiyacı yok. çok şükür geçiniyorum. evde çorbamız kaynıyor bir de insanın içinde sevgi olduktan sonra hayat güzel be kızım. bana öyle geliyor ki yaşam dediğimiz şey insanın içindedir. her türlü şartta içine dönüp bakıp içine gerçeğin oralarda bir yerde olduğunu bilip ona göre yaşarsan, ha burada simit satmışsın ha hawaii adalarında tatil yapmışsın değişen pek bir şey yok demektir.
- rıfat amca kusura bakmazsan simidimi burada yemek istiyorum şuraya oturabilir miyim?
- buyur kızım ne demek.
- öyle güzel konuşuyorsun ki seni daha yakından tanımak istiyorum.
- kızım bu sokağın şimdi böyle boş olduğuna bakma. eskiden kalabalıktı buralar. burası çıkmaz bir sokak. hayat çıkmazı ismi.
20 yıl önceydi. o günlerde burada asayiş berkemal değildi. her türlü yasal olmayan işler, kavgalar, dövüşler hiç eksik olmazdı. bir gün amirim beni odasına çağırdı. işte bu sokaktan bahsetti. benim simit satmak bahanesiyle sivil polis olarak bu sokakta çalışarak, suç oranını düşürmemi istemişti. simit satmak işine aşinaydım. çocukluğumda sokaklarda taze simit ye diyerek az mı simit satmıştım.
görev aşkıyla yeni görevime hemen başladım. zamanla insanlarla yakın ilişkiler kurmaya başladım. suç oranı epey düştü. lafı fazla uzatmayayım kızım. hatta hiç suç falan kalmadı ortada tam on yıl geçmişti. bir gün merkeze gitmeye karar verdim. neden bu kadar süre bekledin dersen onlardan haber gelmesini bekledim kızım. gittim merkeze amirler falan değişmiş tabi. beni kimse tanımadı. neyse amirin odasına girdim durumumu anlattım gülmeye başladı. inanmadılar bana kızım. sicilim falan silinmiş. yokluk nedir bilir misin kızım işte o an görünmez olmanın ne demek olduğunu anladım. derdini anlatamamak kimsenin seni anlamaması boğazına kadar çaresizliğe batmak nedir bilir misin? dışarı çıktım koşturmaya başladım. deli gibi oradan oraya koştum durdum. saçlarımı tutam tutam yoldum. işte öyle şeyler yaşadım kızım. artık polis değildim. ama bu sokakta kalmaya devam ettim. seviyorum burayı.
yıllar boyunca her gün geldim işte tam bulunduğumuz bu noktaya. yağmurda çamurda karda kışta. hiç abartmıyorum gelmediğim bir gün bile olmadı kızım. o kadar görevime bağlıydım ki bir an olsun boş bırakmadım burayı. sonra beni tanımadılar da kahroldum. üzüntüden gözüme uyku girmedi günlerce. sonrası işte kızım hala bu sokakta simit satıyorum. kopamadım buradan on yılın verdiği alışkanlık var nasıl bırakırsın. halimden memnunum benim de payıma düşen buymuş kızım. şimdi, ben de onları tanımıyorum.
birden yürüyüş yapmak istediğini hatırladı. evin tüm odalarını tekrar kontrol ettikten sonra kapının tüm kilitlerini kilitleyip merdivenleri kullanarak dışarı çıktı. her zamanki yürüyüş güzergahından farklı bir yöne doğru gitti. ilerde bir sokak gördü oraya doğru yürümeye başladı. boş bir sokaktı. simit satan yaşlı bir adam dikkatini çekti. içinden onunla konuşmak isteği geldi. yanına gitti simit almak bahanesiyle konuşmaya başladı.
- bir tane simit alabilir miyim?
- tabi ki kızım. seni yeni görüyorum buralarda. afedersin yıllardır bu sokaktayım. benden simit alan herkesi tanırım o yüzden öyle söyledim.
- yok amca önemli değil. eliyle göstererek ben şu bloklarda oturuyorum. yürüyüş yapmak için çıkmıştım evden işte buraya kadar geldim.
- ismim rıfat kızım burada herkes tanır beni.
- ben de sanem memnun oldum. rıfat amca ama bu sokak çok boş yeteri kadar simit satabiliyor musun?
- insanlar beni burada sever kızım. az çok satıyorum işte. hem biliyor musun insanın yaşaması için öyle çok şeye ihtiyacı yok. çok şükür geçiniyorum. evde çorbamız kaynıyor bir de insanın içinde sevgi olduktan sonra hayat güzel be kızım. bana öyle geliyor ki yaşam dediğimiz şey insanın içindedir. her türlü şartta içine dönüp bakıp içine gerçeğin oralarda bir yerde olduğunu bilip ona göre yaşarsan, ha burada simit satmışsın ha hawaii adalarında tatil yapmışsın değişen pek bir şey yok demektir.
- rıfat amca kusura bakmazsan simidimi burada yemek istiyorum şuraya oturabilir miyim?
- buyur kızım ne demek.
- öyle güzel konuşuyorsun ki seni daha yakından tanımak istiyorum.
- kızım bu sokağın şimdi böyle boş olduğuna bakma. eskiden kalabalıktı buralar. burası çıkmaz bir sokak. hayat çıkmazı ismi.
20 yıl önceydi. o günlerde burada asayiş berkemal değildi. her türlü yasal olmayan işler, kavgalar, dövüşler hiç eksik olmazdı. bir gün amirim beni odasına çağırdı. işte bu sokaktan bahsetti. benim simit satmak bahanesiyle sivil polis olarak bu sokakta çalışarak, suç oranını düşürmemi istemişti. simit satmak işine aşinaydım. çocukluğumda sokaklarda taze simit ye diyerek az mı simit satmıştım.
görev aşkıyla yeni görevime hemen başladım. zamanla insanlarla yakın ilişkiler kurmaya başladım. suç oranı epey düştü. lafı fazla uzatmayayım kızım. hatta hiç suç falan kalmadı ortada tam on yıl geçmişti. bir gün merkeze gitmeye karar verdim. neden bu kadar süre bekledin dersen onlardan haber gelmesini bekledim kızım. gittim merkeze amirler falan değişmiş tabi. beni kimse tanımadı. neyse amirin odasına girdim durumumu anlattım gülmeye başladı. inanmadılar bana kızım. sicilim falan silinmiş. yokluk nedir bilir misin kızım işte o an görünmez olmanın ne demek olduğunu anladım. derdini anlatamamak kimsenin seni anlamaması boğazına kadar çaresizliğe batmak nedir bilir misin? dışarı çıktım koşturmaya başladım. deli gibi oradan oraya koştum durdum. saçlarımı tutam tutam yoldum. işte öyle şeyler yaşadım kızım. artık polis değildim. ama bu sokakta kalmaya devam ettim. seviyorum burayı.
yıllar boyunca her gün geldim işte tam bulunduğumuz bu noktaya. yağmurda çamurda karda kışta. hiç abartmıyorum gelmediğim bir gün bile olmadı kızım. o kadar görevime bağlıydım ki bir an olsun boş bırakmadım burayı. sonra beni tanımadılar da kahroldum. üzüntüden gözüme uyku girmedi günlerce. sonrası işte kızım hala bu sokakta simit satıyorum. kopamadım buradan on yılın verdiği alışkanlık var nasıl bırakırsın. halimden memnunum benim de payıma düşen buymuş kızım. şimdi, ben de onları tanımıyorum.
devamını gör...
beğeni butonu
ancak hala bazı yazarların butonları üzerinde akrep olduğu hissini yaşatan butondur.
devamını gör...
65 yaş üstünün oy kullanmaması gerekliliği
acımasız bir düşünce. 65 yaş ileri bir yaş değildir. yaşayacak 15 20 sene ömrün daha var, uzun bir zaman. 80 yaş öyle değildir, o yaşa kadar gelip de sağlığını kaybetmeyen pek az insan vardır.
devamını gör...
ensefalopati
bazı ana ensefalopati tipleri şunlardır:
kronik travmatik ensefalopati
bu ensefalopati türü, beyinde birden fazla travma veya yaralanma olduğunda ortaya çıkar. kafaya alınan bu darbeler beyinde sinir hasarına yol açar. genellikle boksörlerde, futbolcularda veya patlamalarda yaralanan askerlerde bulunur.
glisin ensefalopatisi
glisin ensefalopatisi, beyinde anormal derecede yüksek seviyede glisin (bir amino asit) olduğu genetik veya kalıtsal bir durumdur. glisin ensefalopati belirtileri genellikle doğumdan kısa bir süre sonra bebeklerde görülür.
hashimoto ensefalopatisi
bu, hashimoto hastalığı olarak bilinen otoimmün bir duruma bağlı, nadir görülen bir ensefalopati türüdür. hashimoto hastalığında, bağışıklık sisteminiz yanlışlıkla tiroid bezinize saldırır. tiroid beziniz, vücudunuzun düzenleyici hormonlarının çoğunun üretilmesinden sorumludur. bilim adamları iki koşulun nasıl bağlantılı olduğunu henüz tam olarak çözebilmiş değildir.
hepatik ensefalopati
hepatik ensefalopati, karaciğer hastalığının bir sonucudur. karaciğer düzgün çalışmadığında, bu durum genellikle vücuttan attığı toksinlerin kanda birikmesine ve sonunda beyninize ulaşmasına neden olur.
hipertansif ensefalopati
hipertansif ensefalopati, çok uzun süre tedavi edilmeyen yüksek tansiyonun bir sonucudur. bu, beyninizin şişmesine, beyin hasarına ve hipertansif ensefalopatiye yol açmasına neden olabilir.
hipoksik iskemik ensefalopati
beyin yeterince oksijen almazsa, kişi beyin hasarı yaşayabilir. bu şekilde ortaya çıkan ensefalopati, hipoksik iskemik ensefalopati olarak adlandırılır.
toksik-metabolik ensefalopati
toksik-metabolik ensefalopati, enfeksiyonların, toksinlerin veya organ yetmezliğinin bir sonucudur. elektrolitler, hormonlar veya vücuttaki diğer kimyasal maddeler normal dengeler dışında kaldıklarında beynin fonksiyonunu etkileyebilirler. bu ayrıca vücutta bir enfeksiyon varlığını veya toksik kimyasalların varlığını içerebilir.
enfeksiyöz ensefalopati
enfeksiyöz ensefalopati en ciddi tip olabilir. bazen prion hastalıkları veya bulaşıcı spongiform ensefalopatiler denilen nadir bir durum grubundan kaynaklanır. bu ilerleyici hastalıklar, prion adı verilen bir proteinin mutasyonuyla bağlantılıdır. prion hastalıkları nörojeneratiftir. bu, beyine zarar verdikleri ve zamanla beynin işlevinin daha da kötüye gitmesine veya bozulmasına neden oldukları anlamına gelir. prion hastalığının temel özelliği beyinde süngerimsi bir görünüm veren küçük deliklerdir.
üremik ensefalopati
üremik ensefalopati böbrek yetmezliğinin bir sonucudur. kandaki üremik toksinlerin birikmesinden kaynaklandığı düşünülmektedir.
wernicke ensefalopatisi
wernicke hastalığı olarak da bilinen bu durum b1 vitamini eksikliğinin bir sonucudur. uzun süreli alkolizm, yetersiz beslenme ve zayıf gıda emilimi, b1 vitamini eksikliğine neden olabilir. wernicke ensefalopati hızlı bir şekilde tedavi edilmezse, wernicke-korsakoff sendromuna yol açabilir .
kronik travmatik ensefalopati
bu ensefalopati türü, beyinde birden fazla travma veya yaralanma olduğunda ortaya çıkar. kafaya alınan bu darbeler beyinde sinir hasarına yol açar. genellikle boksörlerde, futbolcularda veya patlamalarda yaralanan askerlerde bulunur.
glisin ensefalopatisi
glisin ensefalopatisi, beyinde anormal derecede yüksek seviyede glisin (bir amino asit) olduğu genetik veya kalıtsal bir durumdur. glisin ensefalopati belirtileri genellikle doğumdan kısa bir süre sonra bebeklerde görülür.
hashimoto ensefalopatisi
bu, hashimoto hastalığı olarak bilinen otoimmün bir duruma bağlı, nadir görülen bir ensefalopati türüdür. hashimoto hastalığında, bağışıklık sisteminiz yanlışlıkla tiroid bezinize saldırır. tiroid beziniz, vücudunuzun düzenleyici hormonlarının çoğunun üretilmesinden sorumludur. bilim adamları iki koşulun nasıl bağlantılı olduğunu henüz tam olarak çözebilmiş değildir.
hepatik ensefalopati
hepatik ensefalopati, karaciğer hastalığının bir sonucudur. karaciğer düzgün çalışmadığında, bu durum genellikle vücuttan attığı toksinlerin kanda birikmesine ve sonunda beyninize ulaşmasına neden olur.
hipertansif ensefalopati
hipertansif ensefalopati, çok uzun süre tedavi edilmeyen yüksek tansiyonun bir sonucudur. bu, beyninizin şişmesine, beyin hasarına ve hipertansif ensefalopatiye yol açmasına neden olabilir.
hipoksik iskemik ensefalopati
beyin yeterince oksijen almazsa, kişi beyin hasarı yaşayabilir. bu şekilde ortaya çıkan ensefalopati, hipoksik iskemik ensefalopati olarak adlandırılır.
toksik-metabolik ensefalopati
toksik-metabolik ensefalopati, enfeksiyonların, toksinlerin veya organ yetmezliğinin bir sonucudur. elektrolitler, hormonlar veya vücuttaki diğer kimyasal maddeler normal dengeler dışında kaldıklarında beynin fonksiyonunu etkileyebilirler. bu ayrıca vücutta bir enfeksiyon varlığını veya toksik kimyasalların varlığını içerebilir.
enfeksiyöz ensefalopati
enfeksiyöz ensefalopati en ciddi tip olabilir. bazen prion hastalıkları veya bulaşıcı spongiform ensefalopatiler denilen nadir bir durum grubundan kaynaklanır. bu ilerleyici hastalıklar, prion adı verilen bir proteinin mutasyonuyla bağlantılıdır. prion hastalıkları nörojeneratiftir. bu, beyine zarar verdikleri ve zamanla beynin işlevinin daha da kötüye gitmesine veya bozulmasına neden oldukları anlamına gelir. prion hastalığının temel özelliği beyinde süngerimsi bir görünüm veren küçük deliklerdir.
üremik ensefalopati
üremik ensefalopati böbrek yetmezliğinin bir sonucudur. kandaki üremik toksinlerin birikmesinden kaynaklandığı düşünülmektedir.
wernicke ensefalopatisi
wernicke hastalığı olarak da bilinen bu durum b1 vitamini eksikliğinin bir sonucudur. uzun süreli alkolizm, yetersiz beslenme ve zayıf gıda emilimi, b1 vitamini eksikliğine neden olabilir. wernicke ensefalopati hızlı bir şekilde tedavi edilmezse, wernicke-korsakoff sendromuna yol açabilir .
devamını gör...
karambol (yazar)
devamını gör...
pazar sabahı kahvaltısı
yazları balkonda kuş cıvıltılarına karışan tabak çanak sesleri ve bıdır bıdır sohbetler ve tabii ki kahkahalardır pazar kahvaltısı...
acelesiz, kaygısız, huzurlu.
yalnız veya sevdiklerinizle, bazen belki bir simiti bölüştüğünüz, bazen donatılmış masalarda ne yiyeceğinizi şaşırdığınız ama huzurlu, mutlu, dingin * yaptığınız güzel kahvaltılarınız olsun sevgili yazar arkadaşlarım.
iyi pazarlar hepimize...
acelesiz, kaygısız, huzurlu.
yalnız veya sevdiklerinizle, bazen belki bir simiti bölüştüğünüz, bazen donatılmış masalarda ne yiyeceğinizi şaşırdığınız ama huzurlu, mutlu, dingin * yaptığınız güzel kahvaltılarınız olsun sevgili yazar arkadaşlarım.
iyi pazarlar hepimize...
devamını gör...
