doğru söylüyor dedirten şarkı sözleri
/ yiğidin sevdiği güzel olunca
ömrü ardı sıra sökülür gider /*
ömrü ardı sıra sökülür gider /*
devamını gör...
kedi fobisi
kediden elinde olmayan nedenlerle korkan insandır. altında bir travma yatma ihtimali olabilir. çocukken kedi tırmalamıştır, ailesi korkutmuştur, bir dizide filmde bir sahne görmüştür vsvs bu içinde büyümüş büyümüş önüne geçemeyeceği bir korkuya dönüşmüştür. ya da bunların hiç biri değildir. sadece korkuyordur.
kedili kadın, kedi anası, kedi vsvs olarak yıllar önce içinde bulunduğum gruptur. sanırım çocukken kediler tarafından kaçırılıp hırpalanmış, ağzım burnum dağıtılmış, cırmalanmış olabilir. emin değilim. zamanla zorla aştım. korkularımın üstüne gitmeyi, kendimi aşmayı, geliştirmeyi sevdiğim için her korkumun, travmamın veyahut gereksiz ön yargı duyduğum konuların üzerine haldır huldur koşturup aşmayı kendime borç bildim.
dalga geçilecek, yokmuş gibi yapılacak bir korku değildir. siz anlamıyorsunuz ya da yaşamadınız diye başkalarının korkularını bu kadar basite almanız ne derece doğrudur bilemiyorum açıkçası?
siz korkusuz cengaverler olabilirsiniz ama bu empatiden bile yoksun olmanız anlamına gelmez sanırım.
neyse az gidemde kedilerimi ısıram onlarda benim ağzımı burnumu yırtsın.
fobinin anlamı aşağıdadır. korku olmadığını iddia edenler olmuş bu yüzden direk alıntı yaptım.
kişinin, belirli nesneler ya da durumlar karşısında duyduğu, kapıldığı baskılı, kaygılı, olağan olmayan, hastalık derecesinde güçlü korku.
kedili kadın, kedi anası, kedi vsvs olarak yıllar önce içinde bulunduğum gruptur. sanırım çocukken kediler tarafından kaçırılıp hırpalanmış, ağzım burnum dağıtılmış, cırmalanmış olabilir. emin değilim. zamanla zorla aştım. korkularımın üstüne gitmeyi, kendimi aşmayı, geliştirmeyi sevdiğim için her korkumun, travmamın veyahut gereksiz ön yargı duyduğum konuların üzerine haldır huldur koşturup aşmayı kendime borç bildim.
dalga geçilecek, yokmuş gibi yapılacak bir korku değildir. siz anlamıyorsunuz ya da yaşamadınız diye başkalarının korkularını bu kadar basite almanız ne derece doğrudur bilemiyorum açıkçası?
siz korkusuz cengaverler olabilirsiniz ama bu empatiden bile yoksun olmanız anlamına gelmez sanırım.
neyse az gidemde kedilerimi ısıram onlarda benim ağzımı burnumu yırtsın.
fobinin anlamı aşağıdadır. korku olmadığını iddia edenler olmuş bu yüzden direk alıntı yaptım.
kişinin, belirli nesneler ya da durumlar karşısında duyduğu, kapıldığı baskılı, kaygılı, olağan olmayan, hastalık derecesinde güçlü korku.
devamını gör...
clytie (yazar)
sevdiceğimin nickaltına el atılması talebini sevdiceğime el atmak olarak yorumlayan yazarları en içten duygularımla sımsıkı sarmak isteğimi coşturan yazar.
ayrıca özlediğim kişi, haftada bir de olsa sıcaklığını hissedebilmek artık yetmiyor, ama en kısa zamanda çözüme ulaştıracağını düşünüyorum.*
ayrıca özlediğim kişi, haftada bir de olsa sıcaklığını hissedebilmek artık yetmiyor, ama en kısa zamanda çözüme ulaştıracağını düşünüyorum.*
devamını gör...
arif sevimli
spor toto süper lig maçları ve daha çok bu maçların üzerinden hakemleri eleştiren bir youtuber.
benimde takip ettiğim ara ara izlediğim 4 youtuber'dan biri aynı zamanda.
mizah anlayışı biraz küfürlü olsa da güldürmeyi başarıyor.
benimde takip ettiğim ara ara izlediğim 4 youtuber'dan biri aynı zamanda.
mizah anlayışı biraz küfürlü olsa da güldürmeyi başarıyor.
devamını gör...
geceye bir söz bırak
geçti dost kervanı eyleme beni...
devamını gör...
negatif enerji
her ne kadar akla sürekli olarak olumsuz düşünen insanların yaydığı sevimsiz aura gelse de fiziksel olanından bahsedeceğim kavram.
bu kavram ilk kez paul dirac tarafından gündeme getirilmişti. tabii öyle "ya negatif enerji diye bir şey var mıdır? olsa ne olur ki?" şeklinde bir gündeme getirme değil. dirac'ın kuantum mekaniği ile ilgili bir formülü, dolaylı olarak negatif enerjinin varlığına dikat çekiyordu. böylece bilim dünyası bu soruyu yavaş yavaş sormaya başladı: enerjinin negatif olması mümkün mü?
dirac, bu türden bir enerjiyi neden hissetmiyor oluşumuzu, evrende pozitif ve negatif enerjinin birbirini dengeliyor olması ile açıklıyordu. bu durumda net etki 0 olduğundan biz negatif bir enerjinin yapabileceklerini hissetmediğimiz bir evrende yaşıyoruz demekti. ancak -yine dirac'a göre- eğer pozitif enerjinin tamamen ortamdan kaldırılacağı bir "tam vakum" ortamı oluşturabilirseniz, negatif enerjiyi gözleyebilirdiniz.
(not: burada bu sonuç "herhangi iki şeyi birbirinden ayırmak için pozitif enerji kullanılıyor olduğuna göre, onları bir arada tutmak için de negatif enerji kullanılıyor olmalı" düşüncesinden geliyor diyebiliriz. buna göre örneğin kütle çekim alanı negatif enerjili bir alan olmalıdır.)
hollandalı fizikçi hendrik casimir bunu kanıtlayana kadar tartışmalar sürdü. casimir, 2 gümüş plaka ile yaptığı bir deneyde, diğer etkilerden arındırılmış bir ortamda negatif enerji yoğunluklu bir ortamın ortaya çıktığını kanıtladı. detay için (bkz: casimir etkisi). böylece negatif enerjinin varlığı da tartışmasız şekilde kabul edilmiş oldu. zira deney daha sonra benzer birkaç yöntemle başka bilim insanlarınca da doğrulandı.
özellikle heisenberg belirsizlik ilkesine göre uzay sanal parçacıklarla dolu olma ihtimali yüksek olan bir yer. bu parçacıklar bir anda var olur ve aynı şekilde bir anda kaybolur. casimir etkisine ve dolayısıyla negatif enerjiye neden olanın da bu olduğu düşünülmektedir.
***
negatif enerji, kuantum mekaniğinde alan dediğimiz etkilerin açıklanmasında kullanıldığı gibi, kara deliklerde hawking radyasyonu fenomeninin açıklanmasında, solucan deliği adlı yapıların işe yarar şekilde çalışabilmesi için gereken koşullar tanımlanırken ve warp motoru gibi teorik araçlar açıklanırken de kullanılır.
bu kavram ilk kez paul dirac tarafından gündeme getirilmişti. tabii öyle "ya negatif enerji diye bir şey var mıdır? olsa ne olur ki?" şeklinde bir gündeme getirme değil. dirac'ın kuantum mekaniği ile ilgili bir formülü, dolaylı olarak negatif enerjinin varlığına dikat çekiyordu. böylece bilim dünyası bu soruyu yavaş yavaş sormaya başladı: enerjinin negatif olması mümkün mü?
dirac, bu türden bir enerjiyi neden hissetmiyor oluşumuzu, evrende pozitif ve negatif enerjinin birbirini dengeliyor olması ile açıklıyordu. bu durumda net etki 0 olduğundan biz negatif bir enerjinin yapabileceklerini hissetmediğimiz bir evrende yaşıyoruz demekti. ancak -yine dirac'a göre- eğer pozitif enerjinin tamamen ortamdan kaldırılacağı bir "tam vakum" ortamı oluşturabilirseniz, negatif enerjiyi gözleyebilirdiniz.
(not: burada bu sonuç "herhangi iki şeyi birbirinden ayırmak için pozitif enerji kullanılıyor olduğuna göre, onları bir arada tutmak için de negatif enerji kullanılıyor olmalı" düşüncesinden geliyor diyebiliriz. buna göre örneğin kütle çekim alanı negatif enerjili bir alan olmalıdır.)
hollandalı fizikçi hendrik casimir bunu kanıtlayana kadar tartışmalar sürdü. casimir, 2 gümüş plaka ile yaptığı bir deneyde, diğer etkilerden arındırılmış bir ortamda negatif enerji yoğunluklu bir ortamın ortaya çıktığını kanıtladı. detay için (bkz: casimir etkisi). böylece negatif enerjinin varlığı da tartışmasız şekilde kabul edilmiş oldu. zira deney daha sonra benzer birkaç yöntemle başka bilim insanlarınca da doğrulandı.
özellikle heisenberg belirsizlik ilkesine göre uzay sanal parçacıklarla dolu olma ihtimali yüksek olan bir yer. bu parçacıklar bir anda var olur ve aynı şekilde bir anda kaybolur. casimir etkisine ve dolayısıyla negatif enerjiye neden olanın da bu olduğu düşünülmektedir.
***
negatif enerji, kuantum mekaniğinde alan dediğimiz etkilerin açıklanmasında kullanıldığı gibi, kara deliklerde hawking radyasyonu fenomeninin açıklanmasında, solucan deliği adlı yapıların işe yarar şekilde çalışabilmesi için gereken koşullar tanımlanırken ve warp motoru gibi teorik araçlar açıklanırken de kullanılır.
devamını gör...
kadınların kendilerini çok değerli hissetmesi
ben ne kadar değerli bakarsam o kadar değerlidir, kendine istediği kadar değer biçsin. aynı şekilde bende kendime ne kadar değer biçsem anlamsız, onun gözünde belirlediği değer kadarım. naz, cilve konusu ise tamamen ilkel olarak kazanılmış bir davranıştır.
devamını gör...
doğum günü
bugün doğum günüm , arkadaşlarım 00:00 itibariyle kimi mesaj attı, kimi aradı, kimisi mektup yazıp fotoğrafını atmış. yeni bir yaş, ömürden eksilen sayfalar. umarım gelecek yıllar geçmişten daha güzeldir de, yaşadığıma değer.
devamını gör...
doğum haritası
yıldızname, yıldız haritası ya da astroloji dünyasında kullanılan adıyla natal haritadır.
insanın doğduğu an, dünyada ilk nefesini aldığı o zaman diliminde bulunduğu yere göre (dünya merkez olarak kabul edilip), güneş sistemindeki tüm gezegenlerin konumlarını gösteren iki boyutlu diyagramdır. doğum horoskopu da denir.
doğum haritası kişinin bakışı, görünümü hatta duruşu başta olmak üzere yaşamı, hayat boyu başardığı başarabileceği mevcut ya da gizli güçleri, imkanları hakkında pek çok bilgi verir. horosko haritalar baz alınarak kullanılan bazı astrolojik tekniklerle birleştirilerek ve haritaya bakanın yorumuyla da harmanlanarak geleceğe yönelik bazı öngörümler yapılabilir. bu öngörüler özellikle belirli (doğum, iş başvurusu, evlilik tarihi hatta evlilik yapılacak kişinin seçiminde bile yardımcı olabilir.)tarihlerin önceden seçilmesinde, belirleyici olabilir. belirli dönemlerde beklenen astrolojik görünümler, astrolojik hareketlilikler ve bunların etkileri takip edilirse önceden hazırlıklı veya planlı olunması sağlanabilir. hedef belirlemek, yapılacak işte bir yol haritası çizebilmek astroloji haritalarının işinin erbabı kişiler tarafından okunması sayesinde çok daha kolay olabilir.
bir çok insanın ben inanmıyorum diyerek elinin tersiyle itmiş olduğu bu haritalar ülkeler, liderler, atılacak büyük adımlar, siyasi girişimler için bile kullanılmaktadır. bir çok devlet büyüğü attığı, atacağı adımları öncesinde olayın natal haritasına baktırarak sağlama alırlar.
`astroloji bilim mi ilim mi? ` tartışıla dursun bir çok insana ışık olmuş bir yol haritasıdır. içinde sanat, yorum, ilim ve bilim mevcuttur.
harita okumak bilgi, birikim, yorum kabiliyeti ve önsezi gerektirir.
haritanızı okuyan insana sizin hakkınızda bir çok sır verir. siz siz olun nasıl tc'nizi kimseye söylemiyorsanız. doğum tarih, saat ve yer bilgilerinizi kimseye vermeyin. (burası şaka verin gitsin.)
insanın doğduğu an, dünyada ilk nefesini aldığı o zaman diliminde bulunduğu yere göre (dünya merkez olarak kabul edilip), güneş sistemindeki tüm gezegenlerin konumlarını gösteren iki boyutlu diyagramdır. doğum horoskopu da denir.
doğum haritası kişinin bakışı, görünümü hatta duruşu başta olmak üzere yaşamı, hayat boyu başardığı başarabileceği mevcut ya da gizli güçleri, imkanları hakkında pek çok bilgi verir. horosko haritalar baz alınarak kullanılan bazı astrolojik tekniklerle birleştirilerek ve haritaya bakanın yorumuyla da harmanlanarak geleceğe yönelik bazı öngörümler yapılabilir. bu öngörüler özellikle belirli (doğum, iş başvurusu, evlilik tarihi hatta evlilik yapılacak kişinin seçiminde bile yardımcı olabilir.)tarihlerin önceden seçilmesinde, belirleyici olabilir. belirli dönemlerde beklenen astrolojik görünümler, astrolojik hareketlilikler ve bunların etkileri takip edilirse önceden hazırlıklı veya planlı olunması sağlanabilir. hedef belirlemek, yapılacak işte bir yol haritası çizebilmek astroloji haritalarının işinin erbabı kişiler tarafından okunması sayesinde çok daha kolay olabilir.
bir çok insanın ben inanmıyorum diyerek elinin tersiyle itmiş olduğu bu haritalar ülkeler, liderler, atılacak büyük adımlar, siyasi girişimler için bile kullanılmaktadır. bir çok devlet büyüğü attığı, atacağı adımları öncesinde olayın natal haritasına baktırarak sağlama alırlar.
`astroloji bilim mi ilim mi? ` tartışıla dursun bir çok insana ışık olmuş bir yol haritasıdır. içinde sanat, yorum, ilim ve bilim mevcuttur.
harita okumak bilgi, birikim, yorum kabiliyeti ve önsezi gerektirir.
haritanızı okuyan insana sizin hakkınızda bir çok sır verir. siz siz olun nasıl tc'nizi kimseye söylemiyorsanız. doğum tarih, saat ve yer bilgilerinizi kimseye vermeyin. (burası şaka verin gitsin.)
devamını gör...
çinli siyah yarasa çiçeği
dünyada az bilinen çinli siyah yarasa çiçeği sıcak iklimleri seven ve soğuk havalarda iç mekana alınması gereken bir bitki türüdür. bu bitkiler 25 ile 30 cm büyüklüğünden 70 cm’e kadar uzamaktadır.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
içine bir anda bir sıkıntı düşer ya insanın hani. kelimelere sığmaz, boğazına kadar gelir ve düğümlenir. süzülemez ağzından. çıkamaz dışarı. karışamaz havaya. göremez kimse onu.
yalnızca sen görürsün onu ve sadece sen hissedersin. sıkıntı tüm bedenini ele geçirir de sen bir şey yapamazsın ya. bırakırsın kendi haline. geçerse geçer, geçmezse kendi bilir dersin ya hani.
umursamazlığından cesaret alarak daha da sarmalar seni. nefes alış-verişin hızlanır. avcunun içi terler.
geldiğin gibi git dersin sıkıntıya.
yavaşça etkisi azalır. gitmeye başlar. gider gider ve gider. "yeniden geleceğim bekle beni" der alaycı bir ses tonuyla.
sen gülersin. gidiyor diye sevinirsin.
"yeniden geleceğim bekle" der tekrar, sesi gittikçe uzaklaşır ama yankılanır kulaklarında.
"seni duyamıyorum, sesin gelmiyor" dersin sıkıntıya, halbuki yalandır bu, sesi net duyulur, dedikleri net anlaşılır.
yeniden geleceğim bekle beni, bir öncekinden daha çok yakacağım canını, daha uzun süre kalacağım içinde. bu kez de hiç gitme diye yalvaracaksin. çünkü bilirsin ben her içine düştüğümde daha çok yakarım canını.
yutkunamadı. soğuk soğuk terledi. içindeki sıkıntı geçmişti. paniğe kapıldı. bir daha ne zaman gelecekti o sıkıntı? ne demişti o? "yeniden geleceğim" demişti.
daha çok yakacağım canını, demişti.
belirsizlikti sıkıntı,ne zaman geleceği belli olmayan... bununla baş edemeyecek kadar yorulmuştu artık. o gelmeden kendi bir şeyler yapmalıydı...
edit: arkadaşlar sırf üzülmeyeyim diye beğenmeyin bu tanımı. ben de biliyorum guzel bi karalama olmadığını.
ben de isterdim... sağda solda yayınlanmalik, okuyani alıp götüren, götürdüğü gibi geri getirmeyen, 40 yıllık şairin dizelerine haykırdığı gibi haykırıp, yılların blog ve köşe yazarı gibi methiyeler düzmeyi. ama eldeki mal bu.
deliye bal tattırmışlar, çarşıda katran bırakmamış hesabı. edebiyatın içinden geçtim...
yalnızca sen görürsün onu ve sadece sen hissedersin. sıkıntı tüm bedenini ele geçirir de sen bir şey yapamazsın ya. bırakırsın kendi haline. geçerse geçer, geçmezse kendi bilir dersin ya hani.
umursamazlığından cesaret alarak daha da sarmalar seni. nefes alış-verişin hızlanır. avcunun içi terler.
geldiğin gibi git dersin sıkıntıya.
yavaşça etkisi azalır. gitmeye başlar. gider gider ve gider. "yeniden geleceğim bekle beni" der alaycı bir ses tonuyla.
sen gülersin. gidiyor diye sevinirsin.
"yeniden geleceğim bekle" der tekrar, sesi gittikçe uzaklaşır ama yankılanır kulaklarında.
"seni duyamıyorum, sesin gelmiyor" dersin sıkıntıya, halbuki yalandır bu, sesi net duyulur, dedikleri net anlaşılır.
yeniden geleceğim bekle beni, bir öncekinden daha çok yakacağım canını, daha uzun süre kalacağım içinde. bu kez de hiç gitme diye yalvaracaksin. çünkü bilirsin ben her içine düştüğümde daha çok yakarım canını.
yutkunamadı. soğuk soğuk terledi. içindeki sıkıntı geçmişti. paniğe kapıldı. bir daha ne zaman gelecekti o sıkıntı? ne demişti o? "yeniden geleceğim" demişti.
daha çok yakacağım canını, demişti.
belirsizlikti sıkıntı,ne zaman geleceği belli olmayan... bununla baş edemeyecek kadar yorulmuştu artık. o gelmeden kendi bir şeyler yapmalıydı...
edit: arkadaşlar sırf üzülmeyeyim diye beğenmeyin bu tanımı. ben de biliyorum guzel bi karalama olmadığını.
ben de isterdim... sağda solda yayınlanmalik, okuyani alıp götüren, götürdüğü gibi geri getirmeyen, 40 yıllık şairin dizelerine haykırdığı gibi haykırıp, yılların blog ve köşe yazarı gibi methiyeler düzmeyi. ama eldeki mal bu.
deliye bal tattırmışlar, çarşıda katran bırakmamış hesabı. edebiyatın içinden geçtim...
devamını gör...
bu da geçer
ece temelkuran kitabıdır.
bir televizyon programında masaya doğru eğilerek karşısındakinin gözlerinin içine bakarak hayalkırıklığı, başkasının adına duyulan bir utanç, şaşkınlığın cilaladığı bir öfke ve tüm güzelliğiyle şöyle demişti ece:
“ siz ne zaman bu kadar zalim oldunuz.”
evet, sonuna soru işareti koymadım, fikir tartışmalarını imla ve noktalama hataları ya da anlatım bozuklukları üzerinden yürüten sanal insanlar rahatsız olabilir bundan ama ece bir soru sormadı aslında orda. ne yaptığını varın siz düşünün.
yukarıdaki paragraftan el alarak devam edeyim yazmaya. insanlar sanki tek derdimiz anlatım bozukluğu imiş, sanki başka bir bozukluk yokmuş dünyada, sanki her yer cioran’ın virgülleri ile doluymuş gibi dilbilgisel dertlerle hemhal olurken dünya hiç olmadığı kadar vahşi bir hale gelmekle meşgul. hem de bu işle o kadar meşgul ki içinde yaşayan insanların umutsuzluğunun farkına bile varmıyor.
bir üst paragrafta anlattıklarıma bakmayın siz. neyi nasıl anlattığımız önemlidir tabii ki. muktedirlerin dilini kullanmaya başlayan mazlum yenilmeye mahkumdur. tam da o durumdayız şu an. güçlü olanın kötü dediğine kötü demeye başladık ve bu bize sahte bir güvenlik hissi veriyor ama şimdilik. şimdilik çünkü gücü elinde bulunduranlar bir gün bize de kötü diyecekler. o zaman kendi kendine savaşmaya başlamamak için kendi kendine savaşmaya başlayacak insanlar kendi içlerinde.
bir zamanlar gazete okumak gibi bir alışkanlığım vardı. üç sözcüklü cümleleri alt alta yazıp köşe kapmaca oynayan yazarlar baş tacı edilince bıraktım bu alışkanlığı ama o günlerden bana kalan “ gelip benim deli köşemde duran” ece’dir. onun yazılarını okumak için alırdım gazeteyi. özlemişim ece’yi, hem de çok. sanki yıllar sonra buluşmuş gibi olduk bu kitapla.
dünya kötü, daha da kötü olacak. dibi gördükçe karanlık artıyor. karanlık arttıkça dip daha derinlere kaçıyor. düşmelere doyamadık. gözlerimiz karanlığa o kadar alıştı ki aydınlıktan korkar olduk.
ama bu da geçer...
bir televizyon programında masaya doğru eğilerek karşısındakinin gözlerinin içine bakarak hayalkırıklığı, başkasının adına duyulan bir utanç, şaşkınlığın cilaladığı bir öfke ve tüm güzelliğiyle şöyle demişti ece:
“ siz ne zaman bu kadar zalim oldunuz.”
evet, sonuna soru işareti koymadım, fikir tartışmalarını imla ve noktalama hataları ya da anlatım bozuklukları üzerinden yürüten sanal insanlar rahatsız olabilir bundan ama ece bir soru sormadı aslında orda. ne yaptığını varın siz düşünün.
yukarıdaki paragraftan el alarak devam edeyim yazmaya. insanlar sanki tek derdimiz anlatım bozukluğu imiş, sanki başka bir bozukluk yokmuş dünyada, sanki her yer cioran’ın virgülleri ile doluymuş gibi dilbilgisel dertlerle hemhal olurken dünya hiç olmadığı kadar vahşi bir hale gelmekle meşgul. hem de bu işle o kadar meşgul ki içinde yaşayan insanların umutsuzluğunun farkına bile varmıyor.
bir üst paragrafta anlattıklarıma bakmayın siz. neyi nasıl anlattığımız önemlidir tabii ki. muktedirlerin dilini kullanmaya başlayan mazlum yenilmeye mahkumdur. tam da o durumdayız şu an. güçlü olanın kötü dediğine kötü demeye başladık ve bu bize sahte bir güvenlik hissi veriyor ama şimdilik. şimdilik çünkü gücü elinde bulunduranlar bir gün bize de kötü diyecekler. o zaman kendi kendine savaşmaya başlamamak için kendi kendine savaşmaya başlayacak insanlar kendi içlerinde.
bir zamanlar gazete okumak gibi bir alışkanlığım vardı. üç sözcüklü cümleleri alt alta yazıp köşe kapmaca oynayan yazarlar baş tacı edilince bıraktım bu alışkanlığı ama o günlerden bana kalan “ gelip benim deli köşemde duran” ece’dir. onun yazılarını okumak için alırdım gazeteyi. özlemişim ece’yi, hem de çok. sanki yıllar sonra buluşmuş gibi olduk bu kitapla.
dünya kötü, daha da kötü olacak. dibi gördükçe karanlık artıyor. karanlık arttıkça dip daha derinlere kaçıyor. düşmelere doyamadık. gözlerimiz karanlığa o kadar alıştı ki aydınlıktan korkar olduk.
ama bu da geçer...
devamını gör...
beğeniye geri dönmek
biz okumadığımız tanımı beğenmeyiz yeğenn! bu kimmiş diye bakar ee sayfasını açınca da ne edecez tanım okuyacaz doğal olarak.
devamını gör...
bakanlığın açtığı 9 kişilik işçi kadrosuna 5 bin 217 kişinin başvurması
işsizliğin ülkemizde en büyük ekonomik ve sosyolojik problemlerden biri olduğunu hatırlatan acı haber.
adalet bakanlığı'nın adıyaman'da işkur üzerinden açtığı 9 kişilik temizlik görevlisi kadrosuna 600 bin nüfuslu adıyaman'da 5 bin 217 kişi başvurdu.
ayrıntılar buradan
adalet bakanlığı'nın adıyaman'da işkur üzerinden açtığı 9 kişilik temizlik görevlisi kadrosuna 600 bin nüfuslu adıyaman'da 5 bin 217 kişi başvurdu.
ayrıntılar buradan
devamını gör...
yapılan espriye kimsenin gülmemesi
akıllara (bkz: hasan mezarcı) abimizin bu efsane videosunu getirir.
devamını gör...
eti cicibebe
şunu sevmeyen bizden değildir. mükemmel bişi ya bayılıyorum. muz karıştırmayı sevmiyorum ama sade sütlü çoksel.
devamını gör...
if it ain't broke don't fix it
çalışıyorsa dokunma manasında ingilizce bir kalıptır. tam olarak nereden çıktığı bilinmemektedir. kimileri bu tabirin daha önce de kullanıldığını söylese de, yaygın kanı jimmy carter'ın başkan olduğu dönemde yönetim ve bütçe ofisi müdürü olan thomas bertram lance tarafından söylendiğidir. ilk kez mayıs 1977'de bertram lance, hükümetin basit bir sloganı benimsemesi halinde, abd'nin milyarlarca dolar tasarruf edebileceğini söylemiş. bir demecinde "çalışıyorsa dokunma" manasındaki o lafı demiş. niye böyle söylediğini de şu şekilde açıklamış: "devletin sorunu bu: çalışan, düzgün giden şeyleri tamir etmeye çalışıyor ama bozuk şeyleri tamir etmiyor."
devamını gör...
ebced
arap harflerinin ilk düzenine ve harflerin taşıdığı sayı değerine verilen isim.
devamını gör...


