ülkenin yüz karasıdır. malesef bu tarz beyanların artması ve herhangi bir işlem yapılmamasını hayretle karşılıyorum. memleket cahiliye dönemine geçiş yaptı. gerçekten bir gecede cahil kaldılar yazık.
devamını gör...

baba ile televizyon izleme aktivitesi yapmak. ne zaman haberleri izlesek tartışırız. çünkü benim düşünceme dayanamaz ben de onun düşüncesine dayanamam. sonra yemek vakti gelince suratıma bakar aman der güler.
devamını gör...

farklı açılardan sunulan değişkenlerin gözlemcide meydana getirdiği algılama güçlüğü ve algılama hatalarına verilen isim. uzman körlüğü olarak da bilinir. bu durum bir noktaya odaklanıldığında odağın dışında meydana gelen değişikliklerin algılanamayabiliirliğini ifade ediyor.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
dersimin başlamasını bekliyorum şu şekilde. sunumumu önceden yaptığım için keyifle kahvemi içeceğim. (evet, pijamalarım çok güzel biliyorum ve aşığım pijamalarıma..)
devamını gör...

buralar hep bizim!

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bir tomris uyar kitabıdır.

tomris uyar’ı herkes tanır, en azından edebiyatla ilgilenen herkes. ama nedense edebiyatçı yanı hep geri plana itilmiş ve edebiyatçıların, şairlerin aşık olduğu kadın olarak anılagelmiştir.

evet, doğru. tomris uyar birçok şiirin azmettiricisidir. buna kabul etmemek mümkün değil. çünkü ülkü tamer, cemal süreya, edip cansever ve tabii ki turgut uyar abilerimizin aşık olduğu bu büyük yazarın adına yazılmış şiirler antolojisi olmasına şaşırmamak gerekir. ama o aynı zamanda bir öykücüdür ve çok güzel öyküler yazar.

anlat istanbul filmini izlediniz mi? eğer izlemediyseniz çok şey eksik kaldı demektir sizin için. hemen bulup izleyin bence. bu filmde masal kahramanları istanbulda buluşuyor ama istanbulca yorumlanmış kahramanlar bunlar. kötü kurt da, pamuk prenses de, külkedisi de, beyaz atlı prens de istanbulda yaşıyor ama istanbul şartlarında. tabii ki fareli köyün kavalcısıda öyle, elinde bir klarnetle.

bu da o film gibi bir kitap. masal kahramanları gerçek hayatın içinde. hem de insanı içini ısıtan tomris uyar cümleleri ile.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kafa sözlükte dj olmak kadın yazarların ilgisini çekiyor mu sayın dj sorusunu lütfen sorun.
ayrıca orada olacağım güzel bir yayın olacağa benziyor.
saygılar.
devamını gör...

tour de france 2021’de zekası elindeki pankartla aynı seviyede olan bir seyircinin vermeye çalışırken onlarca bisikletin birbirine girip sekiz bisikletçinin yaralanmasına neden olan mesajdır.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

fransızcada “ haydi büyükanne, dede” anlamına gelen sözcüklerin yazılı bulunduğu pankartla mesajını hunharca iletmeye çalışan üstakıl sahibi yarışsever önce alman bisikletçinin ardından da onu takip eden bisikletçilerin düşüp yaralanmasına neden olmuştur.

organizatörlerin dava açacaklarını belirttikleri yarışsever hala fransa polisi tarafından aranmaktadır.

herhangi bir sporun seyircisi olabilmek için önceden bir eğitim alınması gerektiğinin açık göstergesi olan bu kaza insan zekasının varabileceği en üst noktayı göstermesi açısından da önemlidir. bu kazanın bize gösterdiği ikinci önemli nokta ise insanların nasıl birer ilgi budalasına dönüştüklerini göstermesidir. kendi dertlerini, mesajlarını paylaşmak herkesten, her şeyden önemli bir hale geldi onlar için. 15 dakikalık ünlü olma haklarını budalaca harcamaktan çekinmeyecek pervasız olmaları ise çok düşündürücü.

bu arada benim merakımı artıran bu kardeşimizin büyükanne ve babasını hangi konuda cesaretlendirmeye çalıştığıdır. umarım hayırlı bir iş içindir bu çaba. yoksa çok yazık olur.
devamını gör...

konuştuğum herkesin şivesini beş dakikada kapan biri olarak konuşması tarzı gittikçe üstüme yerleşiyor.
sedat peker gibi konuşuyoooruuuuğm kardeşleriiğmm.*
videolar devam ederse o olup çıkacağım. *
devamını gör...

italyanların dünyaya kazandırdığı, yoğun olarak pizza ve lazanya yaparken kullandıkları çok değerli bir peynir türü. o kadar değerli ki manda sütünden yapıldığı için de pizzanın maliyetini yükseltir. özellikle de peynir düşkünleri tarafından merak ve ilgi duyulmaktadır. taze olduğu sürece beyaz renklidir. sütünün elde edildiği veya tazeliğine göre de sararabilmektedir. yüksek yağ oranı nedeniyle yarı yumuşak bir peynirdir. süngerimsi yapıda ve top şeklinde olan bu peynirin en lezzetli hali yapıldıktan bir gün sonra sofraya konanıdır. mozarella, sadece pizza restoranları mönülerinde görülen bir peynirdi. sonra büyük marketlerin raflarına da düştü ama onlar orta kalite mozzarella peynirleri. tek bir çeşit peynir olarak da sunulmuyor. o top şeklindeki mozzarelladan daha başkaları da varmış.

mozzarella, napoli ve civarında beslenen mandaların sütünden yapılıyor. ikinci dünya savaşı sırasında bir katliam olmuş ve 1940 yılında nazi askerleri napoli civarındaki tüm mandaları katletmiş. sofraları ve pizzaları peynirsiz kalan napolililer, çareyi hindistan'dan manda getirmekle bulmuşlar. böylelikle film koptuğu yerden devam etmiş.
devamını gör...

çayı serbetten ayıran şekerdir..
devamını gör...

“kaş yaparken göz çıkarmak” eşittir bu tabir.
beterin beterine erişme
devamını gör...

"şiddetle başlayan hazlar, şiddetle son bulurlar. ölümleri olur zaferleri, öpüşürken yok olan ateşle barut gibi. en tatlı bal bile tadıldıkça bıkkınlık verir, aynı tat isteği, iştahı köreltir."*

romeo and juliet - ii. perde vi. sahne ( friar lawrence tarafından)*
devamını gör...

mutsuzluğun tanımı, etle kemik olduğu halidir herhalde. allah hasmıma nasip etmesin, evlerden ırak olsun..

bundan sanırım 13 ya da 14 yıl öncesinde gerçekleşiyor bu durum. o zamanlar harvard'ta phd'mi "history of art and architecture" üzerine yapıyorum ikinci yılım. babam da bir yandan parasal yönden sıkışık olduğumuzdan, beni okutmak için mandırasındaki hayvanları satıp bana para gönderiyor. zavallı çilekeş adam, maddi sorunlarla boğuştukça kendini sigaraya mı vurdu nedir, ne zaman memlekete dönsem onu yeşilçam filmlerindeki tabanca efekti gibi öksürürken görüyordum. hakkı bende büyüktür bu büyük adamın.

neyse konuya dönüyorum. okul tarafından, doktorant programıyla 5 kişi louvre müzesine davet edildik, orada gözlem yapmamız ve analizlerimizi tez konumuza dahil etmemiz gerekiyordu. lisansta 4 yıldır kesiştiğim mariya da var. kıza bunca senedir bir kez olsun açılıp ona en derin hislerimden bahsedemedim. en son ona açılmaya kalktığımda, heyecandan midem bulanmış ve olduğum yere öylece kusmuştum. ardından utancımdan mı, ezikliğimden mi yoksa gerçekten midemin bozulduğundan mı bayılmıştım hatırlamıyorum. tek hatırladığım mariya'nın klinikte gözlerimi araladığımda "korkma cemal ben buradayım" dediğini hatırlıyorum. dünya üzerinde bir kıza açılırken hastanelik olan tek avarel ben olabilirim. ilişkiler konusunda da çekingenim o sıralar tabii bunun da etkisi var.

mariya süryani olduğu için türkçeyi biliyor ama kırık bir türkçesi var tabii... bazen dilimizi unutmamak için kendi aramızda konuşuyoruz. akşamları kampüsün içindeki chicknrose isimli bir mekana girip içiyoruz ve ondan bundan muhabbet açıyoruz. uçağa binmemizden bir gün evvel yine aynı mekana içmek için gittik. kıza "ee sizinkiler ne alemde?" dedim. ailesini tanımak istiyordum işte klasik sorular maksat sormuş olayım. babası iran halısı işindeymiş karun kadar zenginlermiş, aslında kendisinin çalışmasına gerek yokmuş ama yine de kendini akademik anlamda geliştirmek ve boş boş baba parası yemek istemiyormuş. böyle kızları gördükçe öfkeleniyormuş. bütün bunlardan bahsederken gözlerime utangaç bir şekilde tıpkı bir anime kızı gibi bakıyordu. ben de ona gülümsüyordum fakat kafam bambaşka yerdeydi. allah kahretsin ya kahretsin! o anda kafamdan geçenler, mariya'nın babası lütfü amcanın halı başına kaç dolar (ya da) euro kâr ettiğiydi. kapalıçarşı'da ve bahariye'de ikişer dükkanı varmış. dükkanların hava parası 150 milyar etse, halı başına 50 bin dolar kazansalar günlük cirodan iyi para.. karısı salma hanım da diş hekimi, o da kazanıyordur birkaç milyar.. evde para sayma makinesi lazım anasını s.atim.

sonra sordu: "neden bu kadar düşüncelisin cem". gülerek cevapladım, "yarınki projemizi düşünüyordum dalmışım." of ya of.. türk esnafı gibi hesap yapıyorum işte hala bu huyumdan kurtulamadım. huyum kurusun.

ertesi gün uçağa doğru gidiyoruz. airportta check-in yaptık. arkamızdan tez hocamız jessica hanım da geldi bizi yolcu etmeye. sonra bindik ben cam kenarında oturuyordum o da yanımda. önümüzde oscar ve angelina var. onun önünde de tek başına sap gibi giancarlo oturuyor. bir anda aklıma bu uçak düşerse n'olur sorusu geldi. o sıralar lost revaçta bir diziydi. hatırlarsınız ilk bölümde uçak düşüyor ve okyanusya'da bir adaya düşüyorlardı. acaba bu uçak düşerse bizim ekibe ne olur diye düşündüm. giancarlo ilk ölen olurdu muhtemelen. kendisi elinde devamlı nintendo wii'siyle oynayan ve sürekli espri yapmaya çalışan geek bir tip. bu tiple yaşama şansı oldukça düşük. angelina desen böyle süslü püslü paris hilton olmak için bir taraflarını yırtan bir kız. elinde moda dergisi var ve ağzında bir sakız, pofur pofur patlatıyor. ilk öleceklerden biri o da. oscar'a gelirsek. allah için iyi çocuk. ama gözlüklü ve siyahi olduğu için onun da uzun süreli yaşaması mümkün değil. kaldı ki angelina'ya devamlı asılır halde olduğu için onun peşinden gider ve muhtemelen "the others" tarafından öldürülürdü. mariya ve ben akıllı olan bir çiftiz. tıpkı jack ve kate gibi... amerikan gençlik filmlerinde sona kalan kadın ve erkek karakter öpüşürler ya hani, onun düşünü kuruyorum bulutlara bakarak ... belki o an bir şeyler filizlenir aramızda ve deliler gibi birbirimize yapışırız.

***

akşam olmuş ve herkes uyuyakalmıştı. birdenbire tuvaletim geldi fakat ışıklar kapalı ve tuvalet kabinin önünü anca görüyorum. mariya da uyuyor. en önden giancarlo'nun horultusu geliyordu. mohaç meydan muharebesinde şanlı mehter takımımız bu kadar gümbürtü çıkarmamıştır anasını satim. önlerden bir alman amca mırıldanıyordu, a1 seviye anadolu lisesi almancamla "bir yetişkin domuz gibi bağırıyor" dediğini anlayabildim. neyse tuvalete gittim. bir yandan işimi görürken, bir yandan kilitli olmasına rağmen kapıyı elimle tutuyordum. bu bende küçüklükten kalma bir travma. okuduğum ilkahırda (evet ilkokul demeye dilim varmıyor) tuvaletlerde kilit yoktu ve babası belli olmayan bazı afacanlar, kapıyı öylesine zorlarlardı ki, bağcılar'da torbacıların evine şafak operasyonu düzenleyen narkotik bile bunların yanında kibar kalır anasını sayim. kapıya omuz atar - en iyi ihtimalle- tekme atıp kaçardı ve bunu herkese yaparlardı. okulun öğretmenleri ve öğrenci profili o kadar kötüydü ki, babama yıllarca yalvardım başka bir okula göndermesi için lakin köye en yakın okul olduğu için servisle buraya gitmek zorundaydım. annem her sabah önlüğümü giydirirken, bu pislik çukuruna lanet eder ve bir gün yerle bir olmasını en içten yürekle dilerdim. bu tuvalet fobisi bende küçüklükten kaldı. hatta yıllar sonra hipnoterapide, terapistim böyle bir sorunumdan dolayı özgüven eksikliği yaşadığımı söyledi. umberto eco'nun dediği gibi, "deliler ve çocuklar yalan söylemezler" terapistim
beni depresyondan kurtulmam için yardım etmişti, bu takıntım gitmedi ama.

neyse çıktım tuvaletten bu böyle uyanmış, uyku sersemi bir hâlde düşük bir ses tonuyla telefonunu telefonunu açmış bir şeyler mırıldanıyor. telefonla konuşmak uçakta yasak olduğu için hosteslerden birisi yanına gelerek "m'am i'm sorry but... it's not allowed in the plane. please turn off.." kadıncağız konuşmasını bitirmeden bu açtı ağzını yumdu gözünü ve

"senin ben izzet-i ikramını, nefs-i cevvalini s...yim be a... . k... karısı seni! getirdiğin iki domates suyu!" dedi. ağzında köpük vardı sanki göremiyordum.
"please m'am only you have to do..."
"s.... lan k...şe! senin ben olmayan beynini .. bre merzifon eşeğinden doğma tahta kafalı seni! zaten sinirlerim bozuk! almıym ayağımın altına!"

o anda elimde çantamı düşürmüştüm ve 200 euro'ya amsterdam'dan aldığım tom ford parfümümü sertçe yere düştüğü için kırılmıştı, o anda başımdan kaynar sular dökülmüştü sanki, ruhum ellerimden mi çıkıyordu.. peki bu karıncalanmalar da neyin nesi. hayal kırıklığı mı vardı üstümde, yoksa korku mu? anlam veremediğim kötü bir his vardı üstümde, az daha bayılayazacaktım. daha sonradan bu iğrenç durumun beni birkaç ay boyunca depresyona sokacağını bilmiyordum.

"m-mariya?..." diyebildim kekeleyerek.
"cemal ben.. yani gördüğün... benim.." dedi o da aynı şekilde.
"senin böyle olduğunu..."
"açıklayabilirim."
"mariya neyi açıklayacaksın! resmen aruz vezni ile sövüyorsun karşındaki kişiye!"
"çok sinirlenmiştim amaa"
"karşındaki emekçi bir kadın! kim olursa olsun! ne kadar pis bir ağzın var şu hale bak!"

içinde bulunduğu duruma karşın ne yapacağını bilememiş ve aklını yitirmişti adeta. sonra birdenbire delirmiş gibi kahkaha atmaya başladı.

"hah hah haa! bay çok bilmiş kibar cemal bey! senin böyle efendi erkek gibi davranarak aslında bana asıldığını ve beni yatağa atmak için uğraştığını bilmiyorum sanki! ha!! ne dersin? yoksa yalanlayacak mısın!"

o anda beynimden vurulmuşa döndüm. bir adım geri atarak sendeledim ve yan koltuğa tutundum. birkaç yolcu hariç kabindeki yolcuların tamamı uykusundan uyanmıştı. oscar, angelina pür dikkat, korkuyla bize bakıyordu. giancarlo kulaklığını çıkararak. "what the hell is going on guys?" demişti. sonra angelina ona sus işareti yaptı. "alright then" diyerek kulaklığını umursamaz bir şekilde takmıştı.

"ne biliyor musun cemal! ben butch ile daha önceden beraberdim. bunu bilmeni istemiyordum ama sen sürekli iyilik timsali gibi görünerek bana asıldın ve beni kullanmak istediğini düşünüyorum artık!!"

öfkeyle bağırdım "butch'ın canı cehenneme!" derin bir nefes aldım. "bunlar umrumda mı sanıyorsun ha! seninle belki bir geleceğimiz olabilirdi ama sen... sen böyle davranarak her şeyin içine ettin. senin komplekslerinle uğraşamayacağım artık ne halin varsa gör!"

bu cevabımı beklememişti. nitekim birdenbire patlamıştı. onun bu kadar dolmasına neyin neden olduğunu bilmiyorum. başka ailevi sorunlar mı onu bu hale getirmişti bilmiyorum. proje çok tatsız geçmişti. onunla ne müzede ne de paris'te bir iki kelime etmemiştik. yıllar sonra oscar ile konuşurken öğrendim butch ile nişanlanmış ancak butch bir motorsiklet kazasında can verince majör depresyona girmiş sonra babası onun artık amerika'da yaşamaması gerektiğini düşünerek türkiye'ye getirtmiş. birkaç gün önce bir avm'de yeni kocası ve iki çocuğuyla görünce yine aklıma geldi. biraz kilo almış ve sigaradan dolayı cildi epey kurumuş ama hala güzel. çocuklarını azarlıyordu. kocası da telefon görüşmesi yapıyordu. güneş gözlüklerim ve ağarmış saçlarımdan tanıyamadı muhtemelen, fark etmedi bile. ama ben geçmiş günleri hatırlamış oldum birkaç saniye içerisinde.
devamını gör...

ikibinli yıllar itibariyle yetişen neslin popüler tabiriyle z kuşağının handikapı. teknolojiyle yüklenirken dışarda olup bitene uzak kaldılar. tek yönlü düşün ve duygusal birikime yoğunlaştılar.
yaşam artık onların bir çoğu için sanal bir oyundan ibaret.
devamını gör...

üçüncü yayınını gerçekleştirecek program.

ilk 2 yayında türkçe 90'lar ve commercial çalarak ısınma turları attıktan sonra, bugün yavaş yavaş elektronik müzik konseptine giriş yapacak yayındır aynı zamanda.

ilk 1 saatlik dilimde türkçe şarkıların deep house bootlegleri ile başladıktan sonra, 128 bpm / 7a armonisine geçerek daha progressive seçkilerle devam ederek naçizane bir şeyler tıngırdatacağız.

format olarak her zamanki gibi dj set & live mix şeklinde olacak ve kullanılacak ekipmanlar değişmeyecektir.

(technics sl 1210 mk2 turntable * 2 / pioneer djm 600 mixer / ableton live & mixmeister software)

katılım gösterecek olan şimdiden herkese iyi eğlenceler, iyi hafta sonları. 22.00'de görüşmek üzere.
devamını gör...

biraz da mevsimseldir. sözlüklerde yazma oranı yazın düşer. sonbahar - kış ile artar.
devamını gör...

--- alıntı ---

zeytinli poğaça aldım sadece zeytini değdirmişler.

pardon zeytinli poğaça demişim, zeytinle temas etmiş, havayla aynı ortamda kısa bir süre bırakılmış poğaça.

zeytini poğaçaya anlatmışlar sadece.

poğaçaya zeytin fotoğrafı göstermişler o kadar.

usta poğaçayı açarken içinden zeytin demiş, öyle bir poğaça.

poğaça yapılan un kamyonla dükkana getirilirken zeytincinin önünden geçilmiş sadece.

buğday tarlasında tek bir zeytin ağacı varmış, öyle bir zeytinli poğaça.

--- alıntı ---
devamını gör...

hep biz mi arayacağız? sen ara!
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim