seri oylanınca hissedilenler
garip bir mutluluk. biraz mahçupluk gibi. ortaya karışık bir his işte.
devamını gör...
itici gelen isimler
eski sevgililerin isimleri.
devamını gör...
roma hukuku
roma hukukunun zorluğu ders veren hocaya bağlı olarak değişir. hoca, roma hukukunun hala yürürlükte olduğunu düşünen, latince terimlere önem veren ve kendini beğenmiş bir kişiliğe sahipse dersten geçmek oldukça zordur.
ama hoca öğrenciye hukukla ilgili temel bilgileri öğretir, öğrencinin ayrıntıda boğulmasını engeller ve latince terimlere çok önem vermezse oldukça eğlenceli bir ders olur.
'böyle romacı mı olur??! demeyin. şanslı bir insan olduğumdan bana böyle iyiniyetli şeker bir hoca denk gelmiştir. ilk grupta bahsettiğim hocaya çatanlara ise büyük sabırlar diliyorum.
ama hoca öğrenciye hukukla ilgili temel bilgileri öğretir, öğrencinin ayrıntıda boğulmasını engeller ve latince terimlere çok önem vermezse oldukça eğlenceli bir ders olur.
'böyle romacı mı olur??! demeyin. şanslı bir insan olduğumdan bana böyle iyiniyetli şeker bir hoca denk gelmiştir. ilk grupta bahsettiğim hocaya çatanlara ise büyük sabırlar diliyorum.
devamını gör...
dorian gray'in portresi
tek kelimeyle bir şaheser...
aslında ilk okumaya başladığımda 10.sayfadan sonra kitabın kapağını kapatmıştım fakat 2 ay sonra elime aldığımda çok farklı şeyler hissettim. ingiliz edebiyatı okuduğumda niyeyse hep böyle oluyor.kitabın konusu hakkında da bir şey bilmiyordum.
sizce bir insanın ruhundaki tüm sevgisini verdiği bir portre nasıl olur?
basil bunun tam anlamını bilmese de tabloya kendinden çok fazla şey kattığını hissetmişti.
lord henry ise dorian gray'ı bu olaylara sürükleyen kişidir yalnız eminim ki henry ona bu gençlik aforizmalarını yaparken böyle şeyler olacağını bilmiyordu.
dorian ise hala kafamda suçlu mu kurban mı olarak adlandıramadığım kişidir. büyük yeminden hatta tiyatrodaki geceden önceki dorian gray benim gözümde ikinci bir werther'di fakat o geceden sonra tablodaki ifadeyi gördüğü andan itibaren konuşması ve tavırları çok değişti.
kendi ruhunun kirlenmesinden zevk aldı ve çevresindekileri önemsemedi. günahlarını yansıtan tabloya baktıkça kendi gençliğini görüp bundan zevk aldı ama bir yere kadar.
en son sahne kitabın climax noktasıdır.dorian bir vane'nin daha ölümüne şahit olur ve bu hayatı geride bırakmak ister.artık günah işlemek istemiyordur ve bu günahlarını da görmek istemiyordur. tabloyu yok etmeye karar verir ama gerçekte kendisi kimdir?güzel bir surat mı yoksa günahlarla dolu bir insan mı? dorian kendisi olarak ölür...
oscar wilde bu romanda bize simgeleme yöntemiyle insan ruhunu açık ve en vahşi şekilde anlatmış. viktorya döneminde atılabilecek çok cesur bir adım.
aslında ilk okumaya başladığımda 10.sayfadan sonra kitabın kapağını kapatmıştım fakat 2 ay sonra elime aldığımda çok farklı şeyler hissettim. ingiliz edebiyatı okuduğumda niyeyse hep böyle oluyor.kitabın konusu hakkında da bir şey bilmiyordum.
sizce bir insanın ruhundaki tüm sevgisini verdiği bir portre nasıl olur?
basil bunun tam anlamını bilmese de tabloya kendinden çok fazla şey kattığını hissetmişti.
lord henry ise dorian gray'ı bu olaylara sürükleyen kişidir yalnız eminim ki henry ona bu gençlik aforizmalarını yaparken böyle şeyler olacağını bilmiyordu.
dorian ise hala kafamda suçlu mu kurban mı olarak adlandıramadığım kişidir. büyük yeminden hatta tiyatrodaki geceden önceki dorian gray benim gözümde ikinci bir werther'di fakat o geceden sonra tablodaki ifadeyi gördüğü andan itibaren konuşması ve tavırları çok değişti.
kendi ruhunun kirlenmesinden zevk aldı ve çevresindekileri önemsemedi. günahlarını yansıtan tabloya baktıkça kendi gençliğini görüp bundan zevk aldı ama bir yere kadar.
en son sahne kitabın climax noktasıdır.dorian bir vane'nin daha ölümüne şahit olur ve bu hayatı geride bırakmak ister.artık günah işlemek istemiyordur ve bu günahlarını da görmek istemiyordur. tabloyu yok etmeye karar verir ama gerçekte kendisi kimdir?güzel bir surat mı yoksa günahlarla dolu bir insan mı? dorian kendisi olarak ölür...
oscar wilde bu romanda bize simgeleme yöntemiyle insan ruhunu açık ve en vahşi şekilde anlatmış. viktorya döneminde atılabilecek çok cesur bir adım.
devamını gör...
hikaye
bir iletişimsizlik hikayesi
wordperfect'in yardım hattında banda alınmış bir telefon konuşması. bu konuşma sonra da şirketi, kendisini "gerekçesiz" işten çıkardığı için mahkemeye veriyor.
ışte o telefon konuşması
a- yardım hattı, buyurun, nasıl yardımcı olabilirim?
b- bir sorunum var.
a- nasıl bir sorun ?
b- yazı yazıyordum, birden bütün kelimeler gitti ?
a- gitti mi ?
b- yok oldu !
a- ekranda şu anda ne görüyorsunuz ?
b- hiçbir şey.
a-hiçbir şey mi ?
b- yazdığım hiçbir şey ekrana çıkmıyor .
a- hala wordperfect programında mısınız yoksa programdan çıktınız mı ?
b- bunu nereden bileyim ?
a- ekranda bir "c" harfi görüyor musunuz ?
b- bir " hece" mi ?
a- boş verin. ekranda yanıp sönen bir çizgi var mı ?
b- söyledim ya hiçbir şey yazmıyor.
a- monitör üstünde yanan bir lamba var mı ?
b- monitör ne ?
a- ekranı olan yer, televizyon gibi...çalıştığını gösteren küçük bir lamba var mı ?
b- bilmiyorum
a- monitörün arkasına bakın, oraya bir elektrik kablosu giriyor olması lazım. görebiliyor musunuz ?
b- evet.
a- harika, o kabloyu takip edin duvarda elektriğe bağlı mı bana söyleyin.
b-bağlı
a- harika. monitörün arkasına bakınca bağlı olan tek kablo mu gördünüz, yoksa iki tane mi ?
b- görmedim
a- tekrar bakar mısınız, ikinci bir kablonun da bağlı olması lazım.
b- evet buldum.
a- tamam, şimdi onu takip edin ve bilgisayara bağlı mı diye bakın.
b- kabloya ulaşamıyorum.
a-ulaşmayın, bağlı mı diye bakabilirmisiniz ?
b- olmuyor.
a- bir şeyden destek alıp eğilip bilgisayarın arkasına baksanız...
b- eğilmek dert değil, karanlık olduğu için bakamıyorum.
a- karanlık ?
b- ofisin ışıkları kapalı, pencereden gelen ışık yetmiyor.
a- ofisin ışıklarını yakın.
b- yanmaz.
a- neden ?
b- elektrikler kesik.
a- elektrikler mi kesik. tanrım ! ( kısa bir sessizlik) bilgisayarın kutusu, kitapları her şeyi duruyor mu ?
b- evet dolapta.
a- şimdi bilgisayarı sökün, aynen aldığınız gibi paketleyin ve aldığınız dükkana iade edin.
b- durum bu kadar kötü mü ?
a- korkarım öyle !
b- peki tamam. onlara ne diyeceğim ?
a- " ben, bilgisayar kullanmayacak kadar aptalım !" diyeceksiniz.
devamını gör...
mansur yavaş'ın önceki yönetimi eleştirdiği paylaşımı melih gökçek'in beğenmesi
eski ankara büyükşehir belediye başkanı melih gökçek 'in ankara gelişiyor twitter hesabından mansur yavaş'ın sözlerini dolaylı yoldan beğenmesi hadisesi.
melih gökçek'in beğendiği sözler şöyle :
--- alıntı ---
bizden önce asfalt dökerlerdi, pankart ile açılış yaparlardı. bize bir kurdele bile kesmediniz diyorlar. biz ankara'ya hizmet ediyoruz şov yapmıyoruz. bizim tek pankartımız nerede ne kadar harcadığımızı belirten pankartlardır
--- alıntı ---
buradan
papa'nın vukuatlarına döndü.
melih gökçek twittlerin %99'nuzu kendisi atar, yakında işsiz kalacak danışmana geçmiş olsun.
melih gökçek'in beğendiği sözler şöyle :
--- alıntı ---
bizden önce asfalt dökerlerdi, pankart ile açılış yaparlardı. bize bir kurdele bile kesmediniz diyorlar. biz ankara'ya hizmet ediyoruz şov yapmıyoruz. bizim tek pankartımız nerede ne kadar harcadığımızı belirten pankartlardır
--- alıntı ---
buradan
papa'nın vukuatlarına döndü.
melih gökçek twittlerin %99'nuzu kendisi atar, yakında işsiz kalacak danışmana geçmiş olsun.
devamını gör...
öğle arası
ülkemizde işçiyseniz uygulanmayan hatta ve hatta işveren tarafından iç edilen bir şeydir öğle arası. son zamanlar da çıkarılmaya çalışılan kanunlarla bunu daha nasıl esnetiriz onun derdine düşmüş bir hükümet herkesin malumu.
devamını gör...
insanlardaki kolay para kazanma arzusu
sülün osman'ın anlattığı şu hikayede baş aktör olmalarına sebebiyet vermiştir.
“benim dolandırdığım insanlar dolandırıcıydı aslında. yani bana yaklaşma sebepleri beni dolandırmaktı. on tane bilezikle geliyorum adamın önüne akşam vakti. kuyumcunun kapısındayız ve dükkan kapalı. karımın hastalığını anlatıyorum, acilen bilezikleri bozdurmam gerektiğini, o an nöbetçi eczaneye gidip hastaneden istedikleri ilaçları almamın şart olduğunu söylüyorum falan.
hakiki olsalar bileziklerin fiyatı bin lira. diyorum ki 300 liraya ihtiyacım var. paranın gerisi umurumda değil, yeter ki karım ameliyat masasında kalmasın. adam sabah kuyumcuya gidip bilezikleri bin liraya bozdurabileceğini ve birkaç saat içinde havadan 700 lira kazanacağını düşünüyor. o arada benim ayakçım da ortaya çıkıyor ve o almak istiyor bilezikleri. telaşlanıyor adam kazanç imkanı kaybolacak diye. 300 lirayı verip alıyor bilezikleri.
adam ertesi sabah kuyumcuya gidip de bileziklerin sahte olduğunu öğrenince, dolandırıldım, diye karakola gidiyor. ben aranıyorum. demiyorlar ki ona, “be adam 1000 liralık bileziği 300 liraya almayı düşünürken aklında ne vardı?” gayet açık ki beni dolandırmayı planlamıştı. ben hayatım boyunca beni dolandırmaya kalkışmamış tek bir kişiyi dolandırmadım.”
“benim dolandırdığım insanlar dolandırıcıydı aslında. yani bana yaklaşma sebepleri beni dolandırmaktı. on tane bilezikle geliyorum adamın önüne akşam vakti. kuyumcunun kapısındayız ve dükkan kapalı. karımın hastalığını anlatıyorum, acilen bilezikleri bozdurmam gerektiğini, o an nöbetçi eczaneye gidip hastaneden istedikleri ilaçları almamın şart olduğunu söylüyorum falan.
hakiki olsalar bileziklerin fiyatı bin lira. diyorum ki 300 liraya ihtiyacım var. paranın gerisi umurumda değil, yeter ki karım ameliyat masasında kalmasın. adam sabah kuyumcuya gidip bilezikleri bin liraya bozdurabileceğini ve birkaç saat içinde havadan 700 lira kazanacağını düşünüyor. o arada benim ayakçım da ortaya çıkıyor ve o almak istiyor bilezikleri. telaşlanıyor adam kazanç imkanı kaybolacak diye. 300 lirayı verip alıyor bilezikleri.
adam ertesi sabah kuyumcuya gidip de bileziklerin sahte olduğunu öğrenince, dolandırıldım, diye karakola gidiyor. ben aranıyorum. demiyorlar ki ona, “be adam 1000 liralık bileziği 300 liraya almayı düşünürken aklında ne vardı?” gayet açık ki beni dolandırmayı planlamıştı. ben hayatım boyunca beni dolandırmaya kalkışmamış tek bir kişiyi dolandırmadım.”
devamını gör...
pkk'lılar ve fetullahçıların ortak özellikleri
1- türkiye cumhuriyeti düşmanlığı.
2- atatürk düşmanlığı.
3- asker düşmanlığı.
4- atatürk devrimleri düşmanlığı.
5- türk düşmanlığı.
6- vatansızlık.
7- karaktersizlik.
8- g*t yalamayı sevmeleri.
9- para için kız kardeşlerini satmaları.
10- sözde liderleri istediğinde b*k yoluna gitmeleri.
2- atatürk düşmanlığı.
3- asker düşmanlığı.
4- atatürk devrimleri düşmanlığı.
5- türk düşmanlığı.
6- vatansızlık.
7- karaktersizlik.
8- g*t yalamayı sevmeleri.
9- para için kız kardeşlerini satmaları.
10- sözde liderleri istediğinde b*k yoluna gitmeleri.
devamını gör...
elem
üzüntü, acı, dert, keder anlamında kelimedir.
devamını gör...
yanık portakal
charles willeford kitabıdır.
bir şey yoktur
bir şey olsaydı da bilemezdik
bilseydik de başkalarına bildiremezdik
bir sanatçının efsane olması için gereken şeyleri sıralamaya kalksak heralde ilk sırada eşi görülmemiş bir yeteneğe sahip olması gelir. sonra benzersiz bir sanat eseri ortaya koymuş olması. kişiliğiyle fark yaratmasını da bu sıralamaya dahil etmemiz gerekir elbette. ama bunlar yeterli olmayacaktır.
efsane olabilmek için ortaya çıkartılmış ya da üstü kapatılmış, kurbanı ya da faili olunmuş bir suç gereklidir ki bunun örneklerini çok gördük. örneğin; john lennon efsanesi , mark david chapman olmasaydı belki de bu kadar uzun bir müddet devam etmeyecekti. ancak bedenine saplanan kurşunlar ona efsane olma ve bunu yıllarca devam ettirmenin yolunu açtı.
van gogh, ne kadar yetenekli olursa olsun, kulağını kesmiş bir adam olmasaydı, yani suçun hem faili hem mağduru olmasaydı, bu kadar tanınmış bir ressam olamayacaktı belki de.
ernest hemingway gerçeküstü bir yazarlık yeteneğine sahiptir elbette, ama kendini öldürmeseydi hala onu böyle büyük bir hayranlıkla hatırlar mıydı insanlar, şüpheliyim. modern dünya, ortaya koyulan eserlerden, pırl pırıl dehalardan ziyade bunların sonucunda ortaya çıkan suçlardan etkilenmeyi tercih ediyor. insanlar dahilerin başyapıtlarıyla değil içinde debelendikleri suçlarla, sonlarını hazırlayan trajedilerle onları hatırlamayı seçiyor.
kendisi de bir ressam olan charles willeford, yanık portakal’da keskin bir zekaya, düşük bir sanatsal beğeniye ve tomarlarca paraya sahip olan ve koleksiyonculuk yapan joseph cassidy, ahlaklı bir sanat eleştirmeni olan, mesleğinde yükselmek için yanıp tutuşan ve bir ressama takıntı derecesinde hayranlık duyan, yaptığı bir tek tabloyla ( no.1) efsane olan, resimlerinin sadece bir grup insan tarafından ziyaret edilmesine izin veren, medyaya konuşmayan ve nadiren röportaj veren, bu zamana kadar yaptığı tüm resimleri ilk yangında kaybeden debierue ve baştan çıkarıcı bir güzelliğe sahip olan, yüzeysellikğin yüzeyinde yüzen ve bir ilkokul öğretmeni olan berenice hollis’i bir araya getiriyor.
bu insanların bir araya gelme nedeni bir suç. yepyeni suçlar doğuran bir suç. joseph cassidy, figueras’tan debierue’nin yerine söylemek karşılığından ondan bir tablo çalmasını ister. böylelikle figueras ünlü ressamla röportaj yapan ilk sanat eleştimeni olacak ve cassidy de eşsiz bir tablo kazanacaktır. ikisi için de karlı olan bu anlaşma sonucunda figueras, berenice’in güzelliğinden faydalanmak için onu da yanına alarak , ressamın saklı evine gider. bundan sonra olanlar gerçek bir polisiyenin tüm güzellileriyle işlenmesi sonucu okuyana büyük bir zevk vermektedir. girişilen suç başka suçlar doğuracaktır.
figueras belki öğrenmek istemeyeceği yepyeni şeyler öğrenecektir ve hepsinin hayatı hiç umulmadık yönlere doğru kaymaya başlayacaktır. hırsızlık, kundaklama, cinayet,sahtecilik; her türlü suçun ne uğruna gerçekleştirildiğini yanık portakal’ı okuduğunuzda göreceksiniz. nasıl efsane olunduğunu da..
charles willeford romanında suçu ince ince işlemiş ve sonuca kavuşturmuştur. okunması gereken bu eserin filme çekilme çalışmaları başlanmıştır. filmin ne kadar iyi olacağı bilinmez ancak roman bir nefeste okuyabileceğiniz kadar sürükleyici ve ilgi çekici.
bir şey yoktur
bir şey olsaydı da bilemezdik
bilseydik de başkalarına bildiremezdik
bir sanatçının efsane olması için gereken şeyleri sıralamaya kalksak heralde ilk sırada eşi görülmemiş bir yeteneğe sahip olması gelir. sonra benzersiz bir sanat eseri ortaya koymuş olması. kişiliğiyle fark yaratmasını da bu sıralamaya dahil etmemiz gerekir elbette. ama bunlar yeterli olmayacaktır.
efsane olabilmek için ortaya çıkartılmış ya da üstü kapatılmış, kurbanı ya da faili olunmuş bir suç gereklidir ki bunun örneklerini çok gördük. örneğin; john lennon efsanesi , mark david chapman olmasaydı belki de bu kadar uzun bir müddet devam etmeyecekti. ancak bedenine saplanan kurşunlar ona efsane olma ve bunu yıllarca devam ettirmenin yolunu açtı.
van gogh, ne kadar yetenekli olursa olsun, kulağını kesmiş bir adam olmasaydı, yani suçun hem faili hem mağduru olmasaydı, bu kadar tanınmış bir ressam olamayacaktı belki de.
ernest hemingway gerçeküstü bir yazarlık yeteneğine sahiptir elbette, ama kendini öldürmeseydi hala onu böyle büyük bir hayranlıkla hatırlar mıydı insanlar, şüpheliyim. modern dünya, ortaya koyulan eserlerden, pırl pırıl dehalardan ziyade bunların sonucunda ortaya çıkan suçlardan etkilenmeyi tercih ediyor. insanlar dahilerin başyapıtlarıyla değil içinde debelendikleri suçlarla, sonlarını hazırlayan trajedilerle onları hatırlamayı seçiyor.
kendisi de bir ressam olan charles willeford, yanık portakal’da keskin bir zekaya, düşük bir sanatsal beğeniye ve tomarlarca paraya sahip olan ve koleksiyonculuk yapan joseph cassidy, ahlaklı bir sanat eleştirmeni olan, mesleğinde yükselmek için yanıp tutuşan ve bir ressama takıntı derecesinde hayranlık duyan, yaptığı bir tek tabloyla ( no.1) efsane olan, resimlerinin sadece bir grup insan tarafından ziyaret edilmesine izin veren, medyaya konuşmayan ve nadiren röportaj veren, bu zamana kadar yaptığı tüm resimleri ilk yangında kaybeden debierue ve baştan çıkarıcı bir güzelliğe sahip olan, yüzeysellikğin yüzeyinde yüzen ve bir ilkokul öğretmeni olan berenice hollis’i bir araya getiriyor.
bu insanların bir araya gelme nedeni bir suç. yepyeni suçlar doğuran bir suç. joseph cassidy, figueras’tan debierue’nin yerine söylemek karşılığından ondan bir tablo çalmasını ister. böylelikle figueras ünlü ressamla röportaj yapan ilk sanat eleştimeni olacak ve cassidy de eşsiz bir tablo kazanacaktır. ikisi için de karlı olan bu anlaşma sonucunda figueras, berenice’in güzelliğinden faydalanmak için onu da yanına alarak , ressamın saklı evine gider. bundan sonra olanlar gerçek bir polisiyenin tüm güzellileriyle işlenmesi sonucu okuyana büyük bir zevk vermektedir. girişilen suç başka suçlar doğuracaktır.
figueras belki öğrenmek istemeyeceği yepyeni şeyler öğrenecektir ve hepsinin hayatı hiç umulmadık yönlere doğru kaymaya başlayacaktır. hırsızlık, kundaklama, cinayet,sahtecilik; her türlü suçun ne uğruna gerçekleştirildiğini yanık portakal’ı okuduğunuzda göreceksiniz. nasıl efsane olunduğunu da..
charles willeford romanında suçu ince ince işlemiş ve sonuca kavuşturmuştur. okunması gereken bu eserin filme çekilme çalışmaları başlanmıştır. filmin ne kadar iyi olacağı bilinmez ancak roman bir nefeste okuyabileceğiniz kadar sürükleyici ve ilgi çekici.
devamını gör...
tostun malzemelerini milimetrik ölçülerle koyan tostçu
yurtta kalırken arkadaşlardan biri kantinciye ‘bu sucuğun geri kalanı nerede?’ diye sorduğunda ( çünkü sucuk zar gibiydi, o kadar ince kesmek de gerçekten beceri) , ‘kalanı evinde’ karşılığı vermişti kantinci.
öğrencisin diye aç da gezer zihniyeti olduğu müddetçe, yakında tost satmak yerine, tost kokusu da satarlar.
öğrencisin diye aç da gezer zihniyeti olduğu müddetçe, yakında tost satmak yerine, tost kokusu da satarlar.
devamını gör...
hakaret olmayan ama hakaret olan cümleler
üniversiteli gençliğin benim yaşındaki insanlara, ne güzel bir şeylerle meşgul olmanız, boş durmamanız demesi.
40 yaş üstünü akşama kadar kanepede tv izleyen dedeler nineler sanıyorlar.
okumaz gezmez dünyaya karışmaz sanıyorlar.
40 yaş üstünü akşama kadar kanepede tv izleyen dedeler nineler sanıyorlar.
okumaz gezmez dünyaya karışmaz sanıyorlar.
devamını gör...
sen parasını ver ben sana sonra veririm
düzenli olarak yediğim arkadaş kazığıdır.
devamını gör...
ahmed arif'in dizeleri
maviye,
maviye çalar gözlerin,
yangın mavisine.
rüzgarda asi,
körsem,
senden gayrısına yoksam,
bozuksam,
can benim, düş benim,
ellere nesi?
hadi gel,
ay karanlık...
maviye çalar gözlerin,
yangın mavisine.
rüzgarda asi,
körsem,
senden gayrısına yoksam,
bozuksam,
can benim, düş benim,
ellere nesi?
hadi gel,
ay karanlık...
devamını gör...
kozan ve kozan sis kalesi
adana'nın ilçesidir ve oldukça büyük bir ilçedir. ortalama nüfusu 150 bin civarındadır. portakalı ile ünlü ilçedir. kozan ilçesinden türkiye ve yurtdışına portakal sevkiyatı yapılır. liseyi bu ilçede okudum. çok güzel insanlar tanıdım ve onlarla birlikte yıllarım geçti. hafta sonları ara ara o dünyaya sevk edilen portakalları toplamaya bende giderdim okul harçlığımı çıkartmak için. orda yeni insanlarla tanışmak ve bir ekip olup işi bir an önce bitirmek için hızlı hızlı işi yürütmek. güzel günlerdi, çalışmak mücadele etmek. bu güzel şehrin güzel bir kalesi de var. kozan sis kalesi. kaleye çıkan yılan gibi yolu var ve bu yolu çıkmak resmen işkence. biz çıkarken veya inerken kestirme olsun diye dağdan inerdik. yaptığımız büyük cesaret isteyen hareket. hiç bir malzeme olmadan tırmanıyoruz gençliğin verdiği casaretle. hey gidi günler hey diye yad ediyorum o günleri aklıma geldiği için.
kozan'a ait bir görsel

kozan sis kalesi

kozan bir çok medeniyete ev sahipliği yapan büyük bir potansiyele sahip bir yerleşim yeridir. büyük bir yerleşim yeri olan kozan'in kurtuluş günü de var ve büyük bir coşkuyla iki haziran tarihinde kutlanır. kozan'da bulunan büyük cami'den gelin alınarak kozan standına kadar renkli gösteriler ile yürünür ve stadta kutlamalar yapılır. bu kutlamaların birinin töreninde satranç turnuvasında 1. olduğum için ödül verilmişti. o atmosferin verdiği gurur çok güzel bir his. hatta törenden sonra okul bahçesinde ikinci olan arkadaşla satranç oynadık ve müdür gördü bahçede, yanımıza geldi turnuvada hırsınızı anlamadınız da burda mı devam ediyorsunuz diyip güldü geçti. neyse konumuza dönelim yani iki hazirana, o günün gecesi kozan'da farklı güzel geçer. çünkü birbirinden ünlü isimler ilçeye konser vermeye gelir.
orda yaşarken kozan sis kalesinin nasıl ele geçirildiğini anlattılar ve çok komik bir hikaye.
yanlış hatırlamıyorsam eğer kalenin yönetimi ermenilerde iken türk halk gece vakti sefer düzenler. sayıları oldukça az olmalarına rağmen akıllarına fikir gelir ve ne kadar küçük ve büyük hayvan varsa hepsinin boynuzlarına meşale bağlanır ve kaleye doğru sürerler. bunu gören ermeniler bunların meşaleli askeri bu kadarsa, meşalesiz askeri ne kadardır diyip kaleyi terk ediyorlar. ve kale güzel bir strateji ile ele geçiriliyor. sevgili arkadaşlar burda sözlerime son vererek bu güzel hikayeyi bırakıyorum sizlere. keyifli okumalar.
kozan'a ait bir görsel

kozan sis kalesi

kozan bir çok medeniyete ev sahipliği yapan büyük bir potansiyele sahip bir yerleşim yeridir. büyük bir yerleşim yeri olan kozan'in kurtuluş günü de var ve büyük bir coşkuyla iki haziran tarihinde kutlanır. kozan'da bulunan büyük cami'den gelin alınarak kozan standına kadar renkli gösteriler ile yürünür ve stadta kutlamalar yapılır. bu kutlamaların birinin töreninde satranç turnuvasında 1. olduğum için ödül verilmişti. o atmosferin verdiği gurur çok güzel bir his. hatta törenden sonra okul bahçesinde ikinci olan arkadaşla satranç oynadık ve müdür gördü bahçede, yanımıza geldi turnuvada hırsınızı anlamadınız da burda mı devam ediyorsunuz diyip güldü geçti. neyse konumuza dönelim yani iki hazirana, o günün gecesi kozan'da farklı güzel geçer. çünkü birbirinden ünlü isimler ilçeye konser vermeye gelir.
orda yaşarken kozan sis kalesinin nasıl ele geçirildiğini anlattılar ve çok komik bir hikaye.
yanlış hatırlamıyorsam eğer kalenin yönetimi ermenilerde iken türk halk gece vakti sefer düzenler. sayıları oldukça az olmalarına rağmen akıllarına fikir gelir ve ne kadar küçük ve büyük hayvan varsa hepsinin boynuzlarına meşale bağlanır ve kaleye doğru sürerler. bunu gören ermeniler bunların meşaleli askeri bu kadarsa, meşalesiz askeri ne kadardır diyip kaleyi terk ediyorlar. ve kale güzel bir strateji ile ele geçiriliyor. sevgili arkadaşlar burda sözlerime son vererek bu güzel hikayeyi bırakıyorum sizlere. keyifli okumalar.
devamını gör...
recep tayyip erdoğan'ın efsane sözleri
devamını gör...
haklıyım ama mutlu değilim & bengaripsengüzeldünyaumutlu
devamını gör...
begit
sağlam, güçlü yahut kudretli manasına gelen eski türkçe sözcük.
devamını gör...
