ksiloloji
odun bilimi anlamına gelen ksiloloji, ahşabın kaba ve ince yapısına odaklanan bir dendrokronoloji dalı (ağaç halkaları ile tarihleme yapma yöntemi) olarak bilinmektedir. ksiloloji evlilik hazırlıklarına girişen eş adaylarınca mecazi olarak da kullanılmaktadır.
ormancılık ve orman mühendisliği ile ilgili bir bilim dalı olan ksilolojinin kökeni yunanca ksilon - ahşap kelimesinden gelmektedir.
odun hücreleri ve dokuları ile ilgili konuları; odunların fiziksel, mekanik ve kimyasal özelliklerini inceleyen ksiloloji sanal dünyada şöyle kullanılmaktadır:
“hiç mi ksiloloji bilmiyorsun, bu bildiğin yontulmamış kütük. evlenirsen gazetelerin 3.sayfasında görürüz seni…. ne demişler kütüğü adam yapmaya çalışma… kütük tersten okununca da kütüktür”.
“mumla mı aradın bunu…ayağını çalıya çırpıya sürt daha iyi…odun bu odun, ksiloloji öğren biraz.”
”sen gepetto gibi ksiloloji uzmanı değilsin ki bu odunu pinokyoya dönüştüreceksin. karşındaki odun, iyice yontman gerekir onu”.
“bak necip fazıl demiş ki…tomurcuk derdinde olmayan ağaç, odundur…bu mu tomurcuk açacak”.
erkekler ise “ksiloloji bilmeyiz ama odunu fazla inceltirsen kıymıkları çok olur… bir erkek ne kadar odun olursa olsun, tek bir kadın için yandığı sürece adamdır” diyerek cevap vermektedir.
ahşap, teknolojide kullanılan tüm malzemeler arasında en çeşitli, en kullanışlı, en sağlıklı ve en doğal olanıdır. oturduğunuz evlerdeki her maddenin ruhunuza ve bedeninize etkisi vardır. ahşap pozitif enerjiyi en çok veren malzemedir.
iyi bir marangoz iseniz bir kütük bile elinizde güzellikler ile dolu ahşap mobilyalara dönüşür.
çocuklar için ağaç ev bile yaparsınız.
“sokağımız arnavut kaldırımı,
evimiz ahşap iki oda.
daha iyisi de olabilirdi ya,
şükür buna da” - turgut uyar.
ormancılık ve orman mühendisliği ile ilgili bir bilim dalı olan ksilolojinin kökeni yunanca ksilon - ahşap kelimesinden gelmektedir.
odun hücreleri ve dokuları ile ilgili konuları; odunların fiziksel, mekanik ve kimyasal özelliklerini inceleyen ksiloloji sanal dünyada şöyle kullanılmaktadır:
“hiç mi ksiloloji bilmiyorsun, bu bildiğin yontulmamış kütük. evlenirsen gazetelerin 3.sayfasında görürüz seni…. ne demişler kütüğü adam yapmaya çalışma… kütük tersten okununca da kütüktür”.
“mumla mı aradın bunu…ayağını çalıya çırpıya sürt daha iyi…odun bu odun, ksiloloji öğren biraz.”
”sen gepetto gibi ksiloloji uzmanı değilsin ki bu odunu pinokyoya dönüştüreceksin. karşındaki odun, iyice yontman gerekir onu”.
“bak necip fazıl demiş ki…tomurcuk derdinde olmayan ağaç, odundur…bu mu tomurcuk açacak”.
erkekler ise “ksiloloji bilmeyiz ama odunu fazla inceltirsen kıymıkları çok olur… bir erkek ne kadar odun olursa olsun, tek bir kadın için yandığı sürece adamdır” diyerek cevap vermektedir.
ahşap, teknolojide kullanılan tüm malzemeler arasında en çeşitli, en kullanışlı, en sağlıklı ve en doğal olanıdır. oturduğunuz evlerdeki her maddenin ruhunuza ve bedeninize etkisi vardır. ahşap pozitif enerjiyi en çok veren malzemedir.
iyi bir marangoz iseniz bir kütük bile elinizde güzellikler ile dolu ahşap mobilyalara dönüşür.
çocuklar için ağaç ev bile yaparsınız.
“sokağımız arnavut kaldırımı,
evimiz ahşap iki oda.
daha iyisi de olabilirdi ya,
şükür buna da” - turgut uyar.
devamını gör...
erkeklerin güzel göründüğünü sandığı şeyler
kıllı göğüs ve dar gömlek.
devamını gör...
cem yılmaz filmlerinin din ve değerler açısından incelenmesi
her ne kadar hangi konuda inceleme yapmak isterlerse yapsınlar diye düşündüğümüzde, bu konuyu incelemekte serbest olsalar da, memleketin bu kadar sorunu dururken bununla uğraşmak ya da diğer tüm sorunların kaynağını buymuş gibi görmek bakımından son derece hatalı olduklarını düşündüğüm inceleme eylemi.
zaten bu ülkenin genel hatası bu değil mi? ekonomi dururken türban konuşmak, topraklar satılırken saray'a giden chpli kim sorusuyla uğraşmak, ormanlar yok edilirken yağmur duası konuşmak... mahallenin durumunu izlerken saç taramaktan vazgeçemedik bir türlü.
zaten bu ülkenin genel hatası bu değil mi? ekonomi dururken türban konuşmak, topraklar satılırken saray'a giden chpli kim sorusuyla uğraşmak, ormanlar yok edilirken yağmur duası konuşmak... mahallenin durumunu izlerken saç taramaktan vazgeçemedik bir türlü.
devamını gör...
kitap satın alma hastalığı
içimdeki en büyük aşk sanırım, bu durumu durduramamak ile beraber acaba bir ömre ne kadarını sığdırabilirim düşüncesi hiç bitmiyor.
devamını gör...
anter
son samuray isimli yazar arkadaşımızın ukdesi.
sözlükte birkaç farklı anlama gelen sözcüktür.
1) tepsi.
2) işe yaramaz, kıymetsiz şey.
3) bitkilerde erkek organın başçığı, çiçek tozu keseleri, polenlerin oluştuğu bölüm.
sözlükte birkaç farklı anlama gelen sözcüktür.
1) tepsi.
2) işe yaramaz, kıymetsiz şey.
3) bitkilerde erkek organın başçığı, çiçek tozu keseleri, polenlerin oluştuğu bölüm.
devamını gör...
avustralya
aristotales, batlamyus, ve cicero gibi antik çağ filozofları, kuzeyi dengelemek için güney yarım kürede devasa bir kara kütlesi olması
gerektiğine inanıyordu. batlamyus, bu varsayımsal kıtaya "terra australis ıncognita" veya 'bilinmeyen güney ülkesi' adını verdi . keşifler çağında hollandalılar yeni kıtanın ismini new holland olarak adlandırdılar. daha sonraları ingilizlerin kıtanın güneyini ele geçirmesiyle birlikte, ingiliz denizci matthew flinders, 1800'lerin başında new holland yerine, avustralya ismini kullanmaya başladı ve bu isim kulağa daha iyi geldiği için daha çok kullanılır oldu. ingilizler 1824'te isim değişikliğini resmen kabul ederek adanın ismini avustralya olarak değiştirdi.
gerektiğine inanıyordu. batlamyus, bu varsayımsal kıtaya "terra australis ıncognita" veya 'bilinmeyen güney ülkesi' adını verdi . keşifler çağında hollandalılar yeni kıtanın ismini new holland olarak adlandırdılar. daha sonraları ingilizlerin kıtanın güneyini ele geçirmesiyle birlikte, ingiliz denizci matthew flinders, 1800'lerin başında new holland yerine, avustralya ismini kullanmaya başladı ve bu isim kulağa daha iyi geldiği için daha çok kullanılır oldu. ingilizler 1824'te isim değişikliğini resmen kabul ederek adanın ismini avustralya olarak değiştirdi.
devamını gör...
yazarların isimlerinin anlamı
beyaz ışık. aynı isimle bir pastane de bulunması “acaba annem pastanesi olsun mu istiyormuş?” diye düşündürür.
devamını gör...
breaking the law
judas priest grubunun 1980 tarihli british steel albümünden son derece basit bir ana riffe sahip olmasına rağmen (bazılarınca) gelmiş geçmiş en iyi heavy metal şarkılarından biri olarak kabul edilen gaz şarkısıdır. "kanunu çiğnemek" demektir.
sözlerinde sıradan bir hayat yaşayan, hayatı gün geçtikçe sıkıcı bir hal alan ve her şeyden bıkan, işsiz birinin artık "kanunu çiğnemesini" anlatır. şarkının sözlerini de yazan frontman rob halford sözleri yazarken 1979 da ingiltere' de iktidara gelen margaret thatcher hükümetinin icraatlarından hoşlanmadığı için bu sözleri yazdığını belirtir. demir lady iktidara geldiğinde ülkenin ağır sanayisinin olduğu orta kesimlerinde patronlar, işçiler ile çatışma halindedirler ve fabrika kapatmaktan bahsetmektedirler. işsizlik artmaktadır ve daha da kötüsü, milyonlarca gencin işlerin düzeleceğinden pekte bir umudu yoktur, halford, "sözleri yazarken kendimi onlardan birinin yerine koymaya çalıştım. " demiş.
bu kadar güzel ve özel bir şarkının maalesef klibi iğrenç ötesidir. dio' nun holy diver' ın klibi ile yarışır. böyle taş gibi şarkılara böyle klipler yapılması, üstelikte rob halford ve dio' nun bu klipleri kabul etmesi nasıl bir kafa anlayamadım.
not: benim için bu şarkının en güzel yanı; bu şarkı her çaldığında tam şuradan itibaren "air drum" yapmamdır (01:47-02:00 arası).
sözlerinde sıradan bir hayat yaşayan, hayatı gün geçtikçe sıkıcı bir hal alan ve her şeyden bıkan, işsiz birinin artık "kanunu çiğnemesini" anlatır. şarkının sözlerini de yazan frontman rob halford sözleri yazarken 1979 da ingiltere' de iktidara gelen margaret thatcher hükümetinin icraatlarından hoşlanmadığı için bu sözleri yazdığını belirtir. demir lady iktidara geldiğinde ülkenin ağır sanayisinin olduğu orta kesimlerinde patronlar, işçiler ile çatışma halindedirler ve fabrika kapatmaktan bahsetmektedirler. işsizlik artmaktadır ve daha da kötüsü, milyonlarca gencin işlerin düzeleceğinden pekte bir umudu yoktur, halford, "sözleri yazarken kendimi onlardan birinin yerine koymaya çalıştım. " demiş.
bu kadar güzel ve özel bir şarkının maalesef klibi iğrenç ötesidir. dio' nun holy diver' ın klibi ile yarışır. böyle taş gibi şarkılara böyle klipler yapılması, üstelikte rob halford ve dio' nun bu klipleri kabul etmesi nasıl bir kafa anlayamadım.
not: benim için bu şarkının en güzel yanı; bu şarkı her çaldığında tam şuradan itibaren "air drum" yapmamdır (01:47-02:00 arası).
devamını gör...
dört temel element
hava, insülin, roka, ateş...
devamını gör...
x denince akla gelenler
çoğunun aklına (bkz: xiaomi) gelir. yavaş yavaş bu markayı kullanmaya başladı insanlar.
devamını gör...
dinlerin tek cümlelik özeti
mensup olunan din uğrunda ne kadar çok acı çekilirse mükâfatının da o denli çok olacağına inanılır.
devamını gör...
havlulardaki işlemelerin gereksizliği
apaçık ortadayken havlu üreticilerinin neden anlamadığına, insanlarımızınsa neden tepki göstermediğine şaşırdığım gerçeklik.
havlu denilen eşya, amacı itibariyle yüz ya da vücut silmek için yapılan, narin ve kullanışlı olması gereken bir malzemedir. ancak ülkemizde havlu üreticileri inatla havluların üzerine çeşitli işlemeler eklemekte, bu hâliyle havluyu daha kullanışsız hâle getirmeyi başarmaktadır.
bu nedenle bu yanlış kullanım tamamiyle, kökten terk edilmeli ve böylece özgürce kullanabileceğimiz havlulara kavuşabilmeliyiz. her ihtiyacım olduğunda günlerce sade, yalnızca havlu olan bir havlu aramak istemiyorum.
edit: az önce fransa’daki arkadaşım olga’yla görüştüm o da öyle bir şeyin olmadığını söyledi. demek ki bizde var bu geri zekalılık.
işlemesiz, dümdüz havlular istiyoruz. hemen.
havlu denilen eşya, amacı itibariyle yüz ya da vücut silmek için yapılan, narin ve kullanışlı olması gereken bir malzemedir. ancak ülkemizde havlu üreticileri inatla havluların üzerine çeşitli işlemeler eklemekte, bu hâliyle havluyu daha kullanışsız hâle getirmeyi başarmaktadır.
bu nedenle bu yanlış kullanım tamamiyle, kökten terk edilmeli ve böylece özgürce kullanabileceğimiz havlulara kavuşabilmeliyiz. her ihtiyacım olduğunda günlerce sade, yalnızca havlu olan bir havlu aramak istemiyorum.
edit: az önce fransa’daki arkadaşım olga’yla görüştüm o da öyle bir şeyin olmadığını söyledi. demek ki bizde var bu geri zekalılık.
işlemesiz, dümdüz havlular istiyoruz. hemen.
devamını gör...
cep telefonu numarasını hiç değiştirmemiş insan
14 yıldır aynı telefon numarasını kullanıyorum.
devamını gör...
şarkılarla geçtim aranızdan radyo yayını
ben pilli bebek'i imperactus sayesinde dinlemeye başladım.
bir diğer cahilliğimden bahsetmek istiyorum.
behzat ç. dizisini hiç izlemedim.
üniversite yıllarımda yayınlanmasına rağmen nedense hiç ilgimi çekmemişti.
ankaralılar if'in eski halini hatırlayacaktır. iç kısım çok çok küçüktü. her haftasonu tıklım tıklım olurdu.
2010 kışının bir haftasonunda if' e gitmişiz ve deli gibi bir kalabalık var. alkol tazelemek için bara yaklaştım. insanlar üst üste, sosyal mesafe yok tabi, herkes birbirini ezerek içki almaya çalışıyor. sıra bana geldi, bardağımı aldım, tam sırtımı dönecekken birinin dirseği bardağıma çarptı ve içkim döküldü. sinir küpüne döndüm, beyfendi özür diliyor fakat ben aşırı sinirliydim. sahnede en sevdiğim şarkı çalarken ben barda sıra beklemiştim üzerine bir de hepsi dökülmüştü. adama baktım ve salak mısınız biraz daha dikkatli olmalısınız dedim. adam eğilip yüzüme bakıyor ve saçma sapan bir şeyler söylüyordu, ittirdim onu, tekrar sıraya geçtim. yanıma yanaştı illa ben alacağım diyor. kardeşim bela mısın, bir diktir git dedim. ve gitti.
arkadaşlarımın yanına döndüm, salağın tekinin içkimi döktüğünü anlattım. gece keyifli bitti, eve döndük. facebook'un popüler olduğu zamanlardı tabi, gece uyumadan bilgisayara bakayım dedim. biri behzat ç. fotoğrafını paylaşmış, fotoğrafa bakınca içkimi döken ve küfür ettiğim adamın akbaba olduğunu öğrendim. behzat ç hayranı arkadaşımın triplerini çektim sabaha kadar.*
bir diğer cahilliğimden bahsetmek istiyorum.
behzat ç. dizisini hiç izlemedim.
üniversite yıllarımda yayınlanmasına rağmen nedense hiç ilgimi çekmemişti.
ankaralılar if'in eski halini hatırlayacaktır. iç kısım çok çok küçüktü. her haftasonu tıklım tıklım olurdu.
2010 kışının bir haftasonunda if' e gitmişiz ve deli gibi bir kalabalık var. alkol tazelemek için bara yaklaştım. insanlar üst üste, sosyal mesafe yok tabi, herkes birbirini ezerek içki almaya çalışıyor. sıra bana geldi, bardağımı aldım, tam sırtımı dönecekken birinin dirseği bardağıma çarptı ve içkim döküldü. sinir küpüne döndüm, beyfendi özür diliyor fakat ben aşırı sinirliydim. sahnede en sevdiğim şarkı çalarken ben barda sıra beklemiştim üzerine bir de hepsi dökülmüştü. adama baktım ve salak mısınız biraz daha dikkatli olmalısınız dedim. adam eğilip yüzüme bakıyor ve saçma sapan bir şeyler söylüyordu, ittirdim onu, tekrar sıraya geçtim. yanıma yanaştı illa ben alacağım diyor. kardeşim bela mısın, bir diktir git dedim. ve gitti.
arkadaşlarımın yanına döndüm, salağın tekinin içkimi döktüğünü anlattım. gece keyifli bitti, eve döndük. facebook'un popüler olduğu zamanlardı tabi, gece uyumadan bilgisayara bakayım dedim. biri behzat ç. fotoğrafını paylaşmış, fotoğrafa bakınca içkimi döken ve küfür ettiğim adamın akbaba olduğunu öğrendim. behzat ç hayranı arkadaşımın triplerini çektim sabaha kadar.*
devamını gör...
erasmus
bu gidişle asla içinde yer alamayacağım öğrenci değişim programı.
devamını gör...
yazarların yazdığı hikayeler
sınava çalışıyordu tek başına oturduğu evde. üniversiteye gitmeye karar vermişti, artık kimse onu lise mezunu diye küçümseyemeyecekti. üstelik dolgun maaşlı bir iş de bulabilirdi. o zaman belki karısı da geri dönerdi. "türkçe konu anlatımlı soru bankası"nı açtı, kaldığı sayfaya geldi. hiçbir bitişikti, fakat her şey ayrıydı. her "şey" neden ayrı yazılıyor diye düşündü oturduğu masasında. bu bir anlam ifade etmeli miydi ona? karısıyla ayrı olduğunu bilen biri mi hazırlamıştı bu kitabı? "saçmalama," dedi kendi kendine. etrafına baktı sıkıntıyla. eski karısının fotoğrafı hala masasının bir köşesinde gülümseyerek ona bakıyordu. içini bir öfke seli bastı. "kim bilir hangi hadsiz erkeklere gülümsüyordur şimdi fahişe ruhlu karı!" bir an çerçeveyi duvara fırlatma arzusu belirdi içinde. ama çabuk söndü, fotoğraf ondan geriye kalan yegane şeydi.
kafası karışıktı. okuduğu cümleye tekrar odaklandı. her "şey" ayrı yazılır. bu kuralları kim belirlemişti acaba? yaşamı iyi kavramış biri olsa gerekti. hayatında kim varsa ayrıydı artık. anne ve babası ölmüştü, akrabaları zaten arayıp sormazdı. arkadaşları son zamanlarda normal davranmadığından şikayetçi olup onunla görüşmeyi kesmişlerdi. eski karısı ise "sen hastasın!" deyip çekip gitmişti. ama gitmeden önce bu sözden sonra karısına bir tokat yapıştırmayı ihmal etmemişti. daha da döverdi ama o an şaşkınlıktan donakalmıştı biraz. kapı sertçe kapandığında biraz kendine gelir gibi olmuştu, ama artık giden gitmişti.
bir süredir kitabı anlamsızca karaladığını fark etti. sinirleri iyice bozulmuştu. kitabın arasına kalemi koyup oturduğu yerden kalktı. gerindi ve derin bir nefes aldı. gazete kupürlerini yapıştırdığı duvara yaklaştı. haber başlıklarına şöyle bir göz gezdirdi. "hepsi hak ediyor bunları, sonra suçlu biz erkekler oluyoruz," diye geçirdi içinden. ama yatarı fazla olmazdı herhalde. karısı başka erkeklere gülümsüyordu, bu ağır tahrik demekti, hakim de babacan biriyse ona hak verirdi. biraz daha düşündükten sonra mutfaktaki ekmek bıçağını alıp kemerine soktu, üstünü gömleğiyle örttü.
ertesi gün gazetelerin üçüncü sayfasında şöyle bir haber yer alıyordu: "eski karısıyla tartışan adam onu defalarca bıçakladı. çevredekiler müdahale etmedi, kadın kan kaybından hayatını kaybetti. yakalanan adamın ilk ifadesi şöyle oldu: 'ben oraya onunla son bir kez konuşup barışmak için gitmiştim, ama o bana hakaret edince dayanamadım, ne olduğunu tam olarak hatırlayamıyorum. çok pişmanım."
kafası karışıktı. okuduğu cümleye tekrar odaklandı. her "şey" ayrı yazılır. bu kuralları kim belirlemişti acaba? yaşamı iyi kavramış biri olsa gerekti. hayatında kim varsa ayrıydı artık. anne ve babası ölmüştü, akrabaları zaten arayıp sormazdı. arkadaşları son zamanlarda normal davranmadığından şikayetçi olup onunla görüşmeyi kesmişlerdi. eski karısı ise "sen hastasın!" deyip çekip gitmişti. ama gitmeden önce bu sözden sonra karısına bir tokat yapıştırmayı ihmal etmemişti. daha da döverdi ama o an şaşkınlıktan donakalmıştı biraz. kapı sertçe kapandığında biraz kendine gelir gibi olmuştu, ama artık giden gitmişti.
bir süredir kitabı anlamsızca karaladığını fark etti. sinirleri iyice bozulmuştu. kitabın arasına kalemi koyup oturduğu yerden kalktı. gerindi ve derin bir nefes aldı. gazete kupürlerini yapıştırdığı duvara yaklaştı. haber başlıklarına şöyle bir göz gezdirdi. "hepsi hak ediyor bunları, sonra suçlu biz erkekler oluyoruz," diye geçirdi içinden. ama yatarı fazla olmazdı herhalde. karısı başka erkeklere gülümsüyordu, bu ağır tahrik demekti, hakim de babacan biriyse ona hak verirdi. biraz daha düşündükten sonra mutfaktaki ekmek bıçağını alıp kemerine soktu, üstünü gömleğiyle örttü.
ertesi gün gazetelerin üçüncü sayfasında şöyle bir haber yer alıyordu: "eski karısıyla tartışan adam onu defalarca bıçakladı. çevredekiler müdahale etmedi, kadın kan kaybından hayatını kaybetti. yakalanan adamın ilk ifadesi şöyle oldu: 'ben oraya onunla son bir kez konuşup barışmak için gitmiştim, ama o bana hakaret edince dayanamadım, ne olduğunu tam olarak hatırlayamıyorum. çok pişmanım."
devamını gör...
antalya
plaka kodu 07 olan, 2019 senesi sonu itibarıyla en kalabalık 5. ilimizdir. aynı zamanda yüz ölçümü olarak da yine 5. sırada yer almaktadır.
türkiye'de turizme ciddi anlamda katkı sağlamakla beraber tarım alanında da -özellikle narenciye üretiminde- önemli bir yere sahiptir. (bkz: narenciye)
türkiye'de turizme ciddi anlamda katkı sağlamakla beraber tarım alanında da -özellikle narenciye üretiminde- önemli bir yere sahiptir. (bkz: narenciye)
devamını gör...
huawei’nin sokaktaki uygur türklerinin tespitini sağlayan teknolojinin patentini alması
hiç hoş bir haber değil, böylesine yaygın bir firmanın zorbalığa yardımcı olması kabullenemez. sevdiğim bi marka değil zaten bu olayla duygularım pekişti.
devamını gör...
