çikolatalı portakallı kek
bugün dünün ışıltısı yok sokaklarda. çatıya düşen yağmur damlalarının pıtırtısı ile gözlerimi aralayınca pazar günlerine has duygusallığımla yine yataktan usulca kalktım.
çocukken de böyleydim, okul günleri erkenden kalkmak konusunda bin bir şikayet edip annemin telkinleri ile birkaç lokma kahvaltıyı zorla ederdim. ama pazar oldu mu o gün aile günü olduğu için erkenden kalkıp tv başında çizgi film izlemeye başlardım. annem mutfakta pazara has bir şeyler hazırlarken babam ve ablam da tv karşısındaki yerini alırdı ve kovboy filmleri saati başlardı. bir yandan kahvaltı edip bir yandan filmle karışık sohbet içinde neşeli saatler geçirirdim.
güneş yok bugün ama baharın izi çokça. kuş cıvıltıları ve böceklerin sesini duyabiliyorum. bir de uyanır uyanmaz tüm camları açıp etrafta dolanabildiğim zamanlar da geldi. kahvemi içerken bir yandan sözlükte takılıp sol framede akan başlıklardan sıkılınca takip ettiğim yazarlar neler yazmış, diye bir göz gezdireyim dedim. bir baktım gidenlere yenileri eklenmiş, burada olanlar da yazmayı oldukça seyrelttilmiş. sanırım sıcak havaların başlaması onları da reel hayata bir parça çekmiş. birkaç arkadaşımı daha kaybetmişim hissi ile bir parça hüzün yaşamama sebep oldu bu durum.
sonra dedim ki yine de bugün pazar, tatil. moralimi yüksek tutmalıyım. kahvaltı sonrası witcher oynamak için dünden plan yaptığım beyefendi yatakta tatilin uzun soluklu uykusunun keyfini çıkartırken uzun zamandır özlediğimiz bir kokuyu evin içine doldurmalıyım. portakal ve çikolatanın müthiş kokusu.
sanırım bu tatla ilk karşılaştığımız yer ilk yurt dışı tatilimizde yunanistan'da olmuştu. frape ile birlikte hayatımıza aldığımız portakallı damla çikolatalı kurabiyeler. eve döndündükten sonra deneme yanılma yöntemi ile beraber * en sonunda o tadı yakalamayı başarmıştım. sonrasında aynını bir başka ülkede de bulmuştuk aradan geçen beş yıl sonra. burada hala yok ne yazık ki. * biraz tembellik biraz kolaya kaçma sonucunda çikolatalı portakallı kurabiyelerim artık keke dönüştü. yine aynı koku, aynı aroma ama hazırlama süresi çok daha kısa. üç bardak un *, bir bardak şeker, birazcık zeytin yağı ve hindistan cevizi yağı, kabartma tozu, kek kıvamı için portakal suyu yoksa süt, buzluktan çıkarılan portakal kabukları * ve de son dokunuş damla çikolata...
şimdi fırından gelen mis gibi bir koku eşliğinde ikinci kahvemi içerken uzun zamandır ben de bir şeyler yazmadım diyerek kendimi döktüm birazcık. kekin üzeri çatlamaya başlamış. buzluktan çıkardığım simitleri fırına verdiğimde kahvaltı için son dokunuşu da yapmış olup anı anlatmayı bırakıp yaşamaya başlıyor olacağım...
mis kokulu, huzurlu sofralı pazarlarınız olsun. *
çocukken de böyleydim, okul günleri erkenden kalkmak konusunda bin bir şikayet edip annemin telkinleri ile birkaç lokma kahvaltıyı zorla ederdim. ama pazar oldu mu o gün aile günü olduğu için erkenden kalkıp tv başında çizgi film izlemeye başlardım. annem mutfakta pazara has bir şeyler hazırlarken babam ve ablam da tv karşısındaki yerini alırdı ve kovboy filmleri saati başlardı. bir yandan kahvaltı edip bir yandan filmle karışık sohbet içinde neşeli saatler geçirirdim.
güneş yok bugün ama baharın izi çokça. kuş cıvıltıları ve böceklerin sesini duyabiliyorum. bir de uyanır uyanmaz tüm camları açıp etrafta dolanabildiğim zamanlar da geldi. kahvemi içerken bir yandan sözlükte takılıp sol framede akan başlıklardan sıkılınca takip ettiğim yazarlar neler yazmış, diye bir göz gezdireyim dedim. bir baktım gidenlere yenileri eklenmiş, burada olanlar da yazmayı oldukça seyrelttilmiş. sanırım sıcak havaların başlaması onları da reel hayata bir parça çekmiş. birkaç arkadaşımı daha kaybetmişim hissi ile bir parça hüzün yaşamama sebep oldu bu durum.
sonra dedim ki yine de bugün pazar, tatil. moralimi yüksek tutmalıyım. kahvaltı sonrası witcher oynamak için dünden plan yaptığım beyefendi yatakta tatilin uzun soluklu uykusunun keyfini çıkartırken uzun zamandır özlediğimiz bir kokuyu evin içine doldurmalıyım. portakal ve çikolatanın müthiş kokusu.
sanırım bu tatla ilk karşılaştığımız yer ilk yurt dışı tatilimizde yunanistan'da olmuştu. frape ile birlikte hayatımıza aldığımız portakallı damla çikolatalı kurabiyeler. eve döndündükten sonra deneme yanılma yöntemi ile beraber * en sonunda o tadı yakalamayı başarmıştım. sonrasında aynını bir başka ülkede de bulmuştuk aradan geçen beş yıl sonra. burada hala yok ne yazık ki. * biraz tembellik biraz kolaya kaçma sonucunda çikolatalı portakallı kurabiyelerim artık keke dönüştü. yine aynı koku, aynı aroma ama hazırlama süresi çok daha kısa. üç bardak un *, bir bardak şeker, birazcık zeytin yağı ve hindistan cevizi yağı, kabartma tozu, kek kıvamı için portakal suyu yoksa süt, buzluktan çıkarılan portakal kabukları * ve de son dokunuş damla çikolata...
şimdi fırından gelen mis gibi bir koku eşliğinde ikinci kahvemi içerken uzun zamandır ben de bir şeyler yazmadım diyerek kendimi döktüm birazcık. kekin üzeri çatlamaya başlamış. buzluktan çıkardığım simitleri fırına verdiğimde kahvaltı için son dokunuşu da yapmış olup anı anlatmayı bırakıp yaşamaya başlıyor olacağım...
mis kokulu, huzurlu sofralı pazarlarınız olsun. *
devamını gör...
yoldaş'ın yetkisini kötüye kullanması
devamını gör...
yehova şahitleri
türkiye'de misyoner faaliyetleri yaparak tanınan bir protestan kilisesidir.
güney afrika cumhuriyetinde de kiliseleri vardır. bir işçi arkadaşımız bunların kilisesine gidiyordu. doğum günü, evlilik yıl dönümü, yılbaşı... kutlamayı kötü görüyorlar ve devamlı "jesus coming soon" diyorlar. diğer protestan kiliselere giden arkadaşlar bunlara aşırı gözüyle bakıyordu.
güney afrika cumhuriyetinde de kiliseleri vardır. bir işçi arkadaşımız bunların kilisesine gidiyordu. doğum günü, evlilik yıl dönümü, yılbaşı... kutlamayı kötü görüyorlar ve devamlı "jesus coming soon" diyorlar. diğer protestan kiliselere giden arkadaşlar bunlara aşırı gözüyle bakıyordu.
devamını gör...
tilda swinton
katherine matilda "tilda" swinton, en iyi yardımcı kadın oyuncu akademi ödülü ve bafta en iyi yardımcı kadın oyuncu ödülü sahibi, 2 kez altın küre'ye aday gösterilmiş, ingiliz oyuncu.
60 yaşında olmasına rağmen ince ve uzun vücut yapısıyla şapka çıkarttırır. farklı hatları ve androjen görünümü nedeniyle enteresan filmlerde kolaylıkla rol alabilmiştir.cinsiyetsiz,soğuk ve ürkütücü çehresinin yanında ,victor and rolf adlı moda evinin aşırı kasvetli ve kendine has kıyafetlerini üzerinde çok iyi taşıdığını düşünüyorum. bana göre reeldeki kişiliğini rollerine de taşıyan oyuncunun; en etkilendiğim rolü ise kesinlikle (bkz: constantine) deki cebrail (bkz: gabriel) olmuştur.alta da bir fotosunu bıraktım.
encrypted-tbn0.gstatic.com/...
60 yaşında olmasına rağmen ince ve uzun vücut yapısıyla şapka çıkarttırır. farklı hatları ve androjen görünümü nedeniyle enteresan filmlerde kolaylıkla rol alabilmiştir.cinsiyetsiz,soğuk ve ürkütücü çehresinin yanında ,victor and rolf adlı moda evinin aşırı kasvetli ve kendine has kıyafetlerini üzerinde çok iyi taşıdığını düşünüyorum. bana göre reeldeki kişiliğini rollerine de taşıyan oyuncunun; en etkilendiğim rolü ise kesinlikle (bkz: constantine) deki cebrail (bkz: gabriel) olmuştur.alta da bir fotosunu bıraktım.
encrypted-tbn0.gstatic.com/...
devamını gör...
eve kahve makinesi almak
ben de isterdim evimde olsun basayım bir düğmeye kahvem dolsun ama; çok pahalı be
devamını gör...
geceye kendine ait bir şiir bırak
bir şarki olsan hep seni dinlesem,
mesela üzülsem ,senle gülsem.
bir yağmur damlası olsan;
bazen kaçsam senden, bazen de saatlerce
beklesem üstüme düsebilme ihtimalini
rüzgar olabilsen beni korkutan
korkumu yenip istesem bazen seni.sen şimdi git !beni verilmiş sözlerimle düsümeye birak
birak rüyalarımda kal..
birak ki başım eğik kalsin
mesela üzülsem ,senle gülsem.
bir yağmur damlası olsan;
bazen kaçsam senden, bazen de saatlerce
beklesem üstüme düsebilme ihtimalini
rüzgar olabilsen beni korkutan
korkumu yenip istesem bazen seni.sen şimdi git !beni verilmiş sözlerimle düsümeye birak
birak rüyalarımda kal..
birak ki başım eğik kalsin
devamını gör...
lawrence alma-tadema
1836-1912 yılları arasında yaşamış, akademizm ve romantizm akımı temsilcilerinden, hollandalı ressam.
ailesi kendisinin avukat olmasını ister ama 15 yaşında verem olur ve kısa bir ömrünün kaldığı söylenir. hayatının kalan süresinde canının istediğini yapmasına ailesi izin verince o da çizmeye başlar, bir süre sonra iyileşir ve ressam olmaya karar verir.
1870'de ingiltere'ye yerleşen sanatçı ününü ingiltere'de kazanmış, döneminin en çok ilgi gören ve kazanç sağlayan ressamlarından olmuştur. ingiltere kraliyet akademisi üyeliğine seçilmiş ve 1899'da kraliçe victoria tarafından ''sir'' ünvanıyla onurlandırılmış.
italya'ya yaptığı gezilerden sonra roma ve yunan sanatına ilgi duymaya başladığı için eserlerinde roma, mısır ve yunan dönemini resmetmiştir.
en ünlü eseri, roma imparatoru heliogabalus'un sarayındaki misafirlerin yukarıdan döktürdüğü menekşe yığınları içinde boğularak ölmesini yukarıdan seyrettiği the roses of heliogabalus (1888) isimli tablodur. garip bir karaktere sahipmiş zaten bu imparator. 4 yıl tahtta kaldıktan sonra suikaste uğramış. ek bilgi olsun. tabloyla ilgili güzel bir yazı okumak isterseniz buradan
resmi buraya eklemezsem olmaz.

ayrıca kendisi mermer çizmekte bir usta. resimlerinde öyle gerçekçi mermerler çiziyor ki resim mi fotoğraf mı anlamakta zorlanıyorum.

expectations (1885)
bayıldığım bir kaç eserini daha ekliyorum:
sappho and alcaeus (1881)
the finding of moses (1904)
egyptian chess players (1879)
spring (1894)
tüm eserlerine bakmak isterseniz buradan
kaynak
ailesi kendisinin avukat olmasını ister ama 15 yaşında verem olur ve kısa bir ömrünün kaldığı söylenir. hayatının kalan süresinde canının istediğini yapmasına ailesi izin verince o da çizmeye başlar, bir süre sonra iyileşir ve ressam olmaya karar verir.
1870'de ingiltere'ye yerleşen sanatçı ününü ingiltere'de kazanmış, döneminin en çok ilgi gören ve kazanç sağlayan ressamlarından olmuştur. ingiltere kraliyet akademisi üyeliğine seçilmiş ve 1899'da kraliçe victoria tarafından ''sir'' ünvanıyla onurlandırılmış.
italya'ya yaptığı gezilerden sonra roma ve yunan sanatına ilgi duymaya başladığı için eserlerinde roma, mısır ve yunan dönemini resmetmiştir.
en ünlü eseri, roma imparatoru heliogabalus'un sarayındaki misafirlerin yukarıdan döktürdüğü menekşe yığınları içinde boğularak ölmesini yukarıdan seyrettiği the roses of heliogabalus (1888) isimli tablodur. garip bir karaktere sahipmiş zaten bu imparator. 4 yıl tahtta kaldıktan sonra suikaste uğramış. ek bilgi olsun. tabloyla ilgili güzel bir yazı okumak isterseniz buradan
resmi buraya eklemezsem olmaz.
ayrıca kendisi mermer çizmekte bir usta. resimlerinde öyle gerçekçi mermerler çiziyor ki resim mi fotoğraf mı anlamakta zorlanıyorum.

expectations (1885)
bayıldığım bir kaç eserini daha ekliyorum:
sappho and alcaeus (1881)
the finding of moses (1904)
egyptian chess players (1879)
spring (1894)
tüm eserlerine bakmak isterseniz buradan
kaynak
devamını gör...
sketchtoy'da çizilen normal sözlük nickleri
devamını gör...
ey ruh geldiysen haber ver
evet, dinliyorum.
devamını gör...
mahlastan dolayı pislik gibi görünmek
böyle insanlar hep vardir, üzülme dediğim başlık.
bak bana da lanetli diyorlar, benden korkuyorlar ama ben pek takmıyorum, sen de takma.* görüşü, kimliği ne olursa olsun karşılıklı saygı, sevgi varsa hepimiz kardeşiz.
bak bana da lanetli diyorlar, benden korkuyorlar ama ben pek takmıyorum, sen de takma.* görüşü, kimliği ne olursa olsun karşılıklı saygı, sevgi varsa hepimiz kardeşiz.
devamını gör...
türk vampirin tıp literatürüne girmesi
ilgisiz ebeveyn terörünün bir sonucudur. buradan
türkiye’de 2013 yılında kan içme hastalığına yakalanan ve ‘vampirizm’ belirtisi gösteren 23 yaşındaki türk genci, o dönem tıp literatürüne girmiş ve dünyanın en prestijli dergilerinden ‘journal of psychotherapy and psychosomatics’de bu kişinin hikayesine yer verilmişti.
aradan geçen 8 yılın ardından türkiye'de bir vamprizim vakası daha ortaya çıktı. kendine zarar verme davranışı gösteren 19 yaşındaki adı saklı tutulan bir genç literatüre giren ilk kişi oldu.
erkek yüksekokul öğrencisinin, kan içme, insanlara güvenmekte zorlanma, birilerine zarar vermemek adına kalabalıktan kaçınma şikâyetleri yaşadığı belirlenirken, hasta yakınları psikiyatri uzmanları dr. ilknur kiraz avcı ile prof. dr. çiçek hocaoğlu’nun kapısını çaldı.
korku filmlerindeki sahneleri aratmayan davranışlar sergileyen ve vampiriristik özellikler gösteren 19 yaşındaki genç, uzmanlarla yaptığı görüşmede, ilk kez 13 yaşındayken bacağı kanayan bir arkadaşının kanının tadına baktığını söyledi.
genç, staj yaptığı hastanede kendisinden ve arkadaşlarından tetkik için birkaç tüp fazladan kan aldırdığını belirtti. vampiristik özellikleri olan genç kendini; “dışarıdan bakınca sakin ama aslında sinirli, duygularını belli etmeyen, duyguları çabuk değişen biriyim.
dr. ilknur kiraz avcı ile prof. dr. çiçek hocaoğlu, literatüre giren vampiristik özellikler gösteren genç hakkında, psikiyatrik değerlendirmede paranoid, borderline, antisosyal, disosiyatif kişilik özellikleri gösterdiğini tespit ettiler.
3 ay boyunca haftada bir görüşmelere devam edildiğine, kişilik ve davranış sorunlarına yönelik ilaç reçete edildiğine, tedaviyle son bir ayda hiç kan içme davranışı olmadığı gibi dürtüselliğinin azaldığına dikkat çektiler.
çocukluk döneminin hep hastalıklarla geçtiğini anlatan vampiristik özellikler taşıyan genç, sık sık karın ve boğaz ağrısı yaşadığını aktarırıken, annesinin ilgisiz babasının da mesafeli olduğunu belirtti.
uzmanlarla görüşmesinde, ‘ağabeyim kız kardeşim yerine benimle ilgilenseydi, ben şimdi burada olmazdım’ ifadelerini kullanan gencin, ilkokulda yakın arkadaşı olmadığı, arkadaşlarının kendisinden korktuğu kayda geçti.
türkiye’de 2013 yılında kan içme hastalığına yakalanan ve ‘vampirizm’ belirtisi gösteren 23 yaşındaki türk genci, o dönem tıp literatürüne girmiş ve dünyanın en prestijli dergilerinden ‘journal of psychotherapy and psychosomatics’de bu kişinin hikayesine yer verilmişti.
aradan geçen 8 yılın ardından türkiye'de bir vamprizim vakası daha ortaya çıktı. kendine zarar verme davranışı gösteren 19 yaşındaki adı saklı tutulan bir genç literatüre giren ilk kişi oldu.
erkek yüksekokul öğrencisinin, kan içme, insanlara güvenmekte zorlanma, birilerine zarar vermemek adına kalabalıktan kaçınma şikâyetleri yaşadığı belirlenirken, hasta yakınları psikiyatri uzmanları dr. ilknur kiraz avcı ile prof. dr. çiçek hocaoğlu’nun kapısını çaldı.
korku filmlerindeki sahneleri aratmayan davranışlar sergileyen ve vampiriristik özellikler gösteren 19 yaşındaki genç, uzmanlarla yaptığı görüşmede, ilk kez 13 yaşındayken bacağı kanayan bir arkadaşının kanının tadına baktığını söyledi.
genç, staj yaptığı hastanede kendisinden ve arkadaşlarından tetkik için birkaç tüp fazladan kan aldırdığını belirtti. vampiristik özellikleri olan genç kendini; “dışarıdan bakınca sakin ama aslında sinirli, duygularını belli etmeyen, duyguları çabuk değişen biriyim.
dr. ilknur kiraz avcı ile prof. dr. çiçek hocaoğlu, literatüre giren vampiristik özellikler gösteren genç hakkında, psikiyatrik değerlendirmede paranoid, borderline, antisosyal, disosiyatif kişilik özellikleri gösterdiğini tespit ettiler.
3 ay boyunca haftada bir görüşmelere devam edildiğine, kişilik ve davranış sorunlarına yönelik ilaç reçete edildiğine, tedaviyle son bir ayda hiç kan içme davranışı olmadığı gibi dürtüselliğinin azaldığına dikkat çektiler.
çocukluk döneminin hep hastalıklarla geçtiğini anlatan vampiristik özellikler taşıyan genç, sık sık karın ve boğaz ağrısı yaşadığını aktarırıken, annesinin ilgisiz babasının da mesafeli olduğunu belirtti.
uzmanlarla görüşmesinde, ‘ağabeyim kız kardeşim yerine benimle ilgilenseydi, ben şimdi burada olmazdım’ ifadelerini kullanan gencin, ilkokulda yakın arkadaşı olmadığı, arkadaşlarının kendisinden korktuğu kayda geçti.
devamını gör...
passat
(bkz: volkswagen passat)
devamını gör...
güne bir alıntı bırak
" anlatması komikti de, yaşaması zordu lan."
ben demiyorum, aker kartal diyor. haa, ben de der miydim, ben de derdim 'lan.'
ben demiyorum, aker kartal diyor. haa, ben de der miydim, ben de derdim 'lan.'
devamını gör...
112224448
nicki hep matematik bilgimi sınar gibi, ama #305111 no’lu tanımıyla sonunda aradığım kafa dengi yazarı buldum dediğim yazarımız. herkes bilmez bunu, ayrı bir damak zevki ister.*
tanımları forumsallıktan uzak ve bol olsun.*
tanımları forumsallıktan uzak ve bol olsun.*
devamını gör...
sözlük motivasyonunun düşmesi
sözlük motivasyonundan ziyade yazma motivasyonunun düşmesi olarak tanımlanabilir. yoksa sözlüğe girilir, çıkılır, okunur vs. ama sözlüğe yazmak gerçekten motivasyon gerektiren bir eylem.
devamını gör...
ankara barosu'nun gece müzik yasağı iptali için dava açması
bağlı bulundukları şehir evet pavyonlarıyla ünlü bir şehir ve evet gece hayatı bar/pavyon olarak hareketli. fakat olaya pavyon şeklinde bakmaktan ziyade, yaşam şekline müdahale ve şahsının istediği şekilde yaşamı kısıtlama şeklinde bakınca gayet yerinde bir şikayet olmakla birlikte, kimi kime şikayet ediyorsunuz? tepkisi vermemi sağlamış şikayet. adalet? güzel bir kadın ismi.
devamını gör...
lisenin son cuması
yaşayamadığım son cumadır. içim hâlâ buruk, ne mezuniyet yapabildik ne kutlama, farkında olmadan bitti.
devamını gör...
sözlüğün gitgide instagram ve twitter'a dönüşmesi
çoktan dönüşmüş olan ve geçmiş olsun dediğim hadisedir.
takibe takip sloganı ile ; twitter ve ınstagram
beğeni dilenciliği ile ; facebook olmuştur.
reels özelliği de getirerek mahşerin dördüncü atlısı olan tiktok adlı uygulamaya selam göndermezseniz vallahi ayıp. acilen reels gelsin, reels özelliği mühim. dexter'a hakaret mi? boşver be edilsin. reels daha önemli.
modlar ayakta uyuyor zaten. kış uykusu tatlıdır. neyse konumuz bu değil ama bir eleştiri olsun bu da kendilerine.
burada yalatanlar da memnun, yalayanlar zaten zevkten dört köşe. alan memnun, veren memnun yani. bazı hristiyanlar, kiliselerinde yalamalı ve yalatmalı ayinler yapıyorlar falan filan. ben müslümanım bana ters ehehe.
o yüzden bize sadece eleştirmek düşer. aslında dün de tepkim anlamayanlar için, kimsenin şahıslarına değil bu duruma ve bu durumdan duyduğu hazlaraydı ama şahsa da yaparım gerekirse, zira benim geri vitesim yoktur.
muhtemelen ben yakında uçulurum orası ayrı. çünkü nerede gerçeği özgüvenli, kendinden emin ve somut argümanlarla bir şekilde söylerseniz, bu ülkede "persona non grata" oluyorsunuz. gündeme de selam ederim ehehe.
karma puanlarıyla, mahlas almak adına yapılan şebekliklerden, madalyalı tanım yazarlarımızın hak eden değerlerini pek görmemesinden, aptal ve mizahı sıfır başarısız trolleriyle (ulen troll dediğin zeki olur yahu.), takibe takipleriyle, türkçe'nin ırzına hunharca tecavüz etmeleriyle, sözlüğün en basit kuralı olan tanım girmemelerinden (ama bu modların ve yönetimin şeyinde değil, burnunda değil burnunda.), sözlüğe zerre katkı sunmadan yazılarının kalitesizliği ve boş yapmalarına rağmen aldıkları sayısız beğeni ama kaliteli içerik ve kaliteli başlıkları kaderine terk edilmesinden, modların kış uykusundan, akışın gündemden tamamen izole olmasından, sözlük yazarlarının bazı yazarcık ve pıtırcıkların tartışma kültürü bile olmamasından, (dün gördük bir hristiyan arkadaşı, papazına şikayet edeceğim vallahi. bilenini göndersinler.) son olarak ise içeriğe değil yazana bakılmasından, burası tam bir toksik yere dönüşmekte ve bu dönüşümü türkiye'nin anlı ve şanlı 2023 hedefinden çok daha hızlı gerçekleştirmektedir.
edit ; imla hatalarıdır.
takibe takip sloganı ile ; twitter ve ınstagram
beğeni dilenciliği ile ; facebook olmuştur.
reels özelliği de getirerek mahşerin dördüncü atlısı olan tiktok adlı uygulamaya selam göndermezseniz vallahi ayıp. acilen reels gelsin, reels özelliği mühim. dexter'a hakaret mi? boşver be edilsin. reels daha önemli.
modlar ayakta uyuyor zaten. kış uykusu tatlıdır. neyse konumuz bu değil ama bir eleştiri olsun bu da kendilerine.
burada yalatanlar da memnun, yalayanlar zaten zevkten dört köşe. alan memnun, veren memnun yani. bazı hristiyanlar, kiliselerinde yalamalı ve yalatmalı ayinler yapıyorlar falan filan. ben müslümanım bana ters ehehe.
o yüzden bize sadece eleştirmek düşer. aslında dün de tepkim anlamayanlar için, kimsenin şahıslarına değil bu duruma ve bu durumdan duyduğu hazlaraydı ama şahsa da yaparım gerekirse, zira benim geri vitesim yoktur.
muhtemelen ben yakında uçulurum orası ayrı. çünkü nerede gerçeği özgüvenli, kendinden emin ve somut argümanlarla bir şekilde söylerseniz, bu ülkede "persona non grata" oluyorsunuz. gündeme de selam ederim ehehe.
karma puanlarıyla, mahlas almak adına yapılan şebekliklerden, madalyalı tanım yazarlarımızın hak eden değerlerini pek görmemesinden, aptal ve mizahı sıfır başarısız trolleriyle (ulen troll dediğin zeki olur yahu.), takibe takipleriyle, türkçe'nin ırzına hunharca tecavüz etmeleriyle, sözlüğün en basit kuralı olan tanım girmemelerinden (ama bu modların ve yönetimin şeyinde değil, burnunda değil burnunda.), sözlüğe zerre katkı sunmadan yazılarının kalitesizliği ve boş yapmalarına rağmen aldıkları sayısız beğeni ama kaliteli içerik ve kaliteli başlıkları kaderine terk edilmesinden, modların kış uykusundan, akışın gündemden tamamen izole olmasından, sözlük yazarlarının bazı yazarcık ve pıtırcıkların tartışma kültürü bile olmamasından, (dün gördük bir hristiyan arkadaşı, papazına şikayet edeceğim vallahi. bilenini göndersinler.) son olarak ise içeriğe değil yazana bakılmasından, burası tam bir toksik yere dönüşmekte ve bu dönüşümü türkiye'nin anlı ve şanlı 2023 hedefinden çok daha hızlı gerçekleştirmektedir.
edit ; imla hatalarıdır.
devamını gör...
eş cinselliğe karşı çıkanları aşağılamaya kalkmak
başlığı açan yazarın konuyla ilgili zerre bilgisi olmadığını sonuna kadar belli ettiği ve bunun farkında olmadan sözde "düşünce özgürlüğü" kavramı altına sığınarak saldırgan ve empati yoksunu olduğunu belli ettiği düşüncelerini ortaya saçtığı boş bir başlık ve dikkate alınmaması gereken boş düşünceler. ama ne yazık ki böyle düşünen sürüyle insan var.
eveet örnek verdiğin doğa kanunlarına ve doğada eşcinselliğe yer olmadığını söylediğin kısma gelirsek; martı, kuğu, penguen, ördek, akbaba gibi onlarca hatta yüzlerce türün eşcinsel davranışlar sergilediğini biliyor muydun? hayır dedim ya araştırma yapmadığın çok belli ve hiçbir halt bilmeden insanlara saldırmak daha kolayınıza geliyor. yok pilmiş yok fizikmiş. bırakın böyle hiçbir temele kondurulamayan bilimle desteklemeye çalıştığınız boş örnekleri. bilim bile eşcinselliğin varlığını kabul ediyor çünkü. rica ediyorum biraz saygı. istediğin kadar sevme zaten senin sevgini senin desteğini bekleyen de yok ama o çeneni kapalı tutup saygı duymayı öğren, zorundasın!
eveet örnek verdiğin doğa kanunlarına ve doğada eşcinselliğe yer olmadığını söylediğin kısma gelirsek; martı, kuğu, penguen, ördek, akbaba gibi onlarca hatta yüzlerce türün eşcinsel davranışlar sergilediğini biliyor muydun? hayır dedim ya araştırma yapmadığın çok belli ve hiçbir halt bilmeden insanlara saldırmak daha kolayınıza geliyor. yok pilmiş yok fizikmiş. bırakın böyle hiçbir temele kondurulamayan bilimle desteklemeye çalıştığınız boş örnekleri. bilim bile eşcinselliğin varlığını kabul ediyor çünkü. rica ediyorum biraz saygı. istediğin kadar sevme zaten senin sevgini senin desteğini bekleyen de yok ama o çeneni kapalı tutup saygı duymayı öğren, zorundasın!
devamını gör...
the social dilemma

sosyal medyanın gücünü, manipülasyon etkisini anlatan bir netflix belgeseli. apple'da, google'da, facebook'ta çalışmış insanları konuşturtmuşlar. bu yapımdan sonra sosyal medya uygulamalarına eskisi gibi bakmak artık zorlaşabilir.
beni en çok etlileyen kısım ise rohingya müslümanlarına yapılan soykırım öncesinde budistlerin facebook grupları üzerinde örgütlenmesi ve hem facebook'un hem de myanmar hükümetinin buna göz yummasıdır.
buna ek olarak, yapay zeka her kişinin beğenilerini veri tabanında toplayarak onların duygusal değişimlerine uygun kişiye özel otomatik gönderiler, reklamlar vs. sunduğundan bahsediyor. yani aslında biz özgür değiliz, yönlendiriliyoruz demeye çalışmışlar.
iyi seyirler.
devamını gör...