kimsin diye sorsam ne söyleyebilirsin sorunsalı
her zaman nasıl biri olmak istediğimize odaklanıyoruz ve aslında kim olduğumuz hakkında hiç düşünmüyoruz. kim olduğum sorusuna birkaç basit cevaptan başta verecek yanıtım yok. nasıl bir ailede büyüdüğümü, nasıl bir çocukluk geçirdiğimi, nelerden hoşlanıp nelerden hoşlanmadığımı, geceleri yıldızları ve ayı izlerken neleri düşündüğümü ve mesleğim vb. gibi şeyleri söylerim. nasıl biri olmak istediğim sorulsa sabaha kadar yazabilirim oysa.
hep geleceğe dair kurduğumuz hayallerin sesini dinliyoruz ama atladığımız bir şey olduğunu fark etmiyoruz. kendi sesimizi dinleyip aslında kim olduğumuza karar vermek...
karar vermek zor ve sancılı olduğu için kaçıyoruz belki de bundan. kendimizi hep bir bakıma eksik görüyoruz çünkü geleceğe dair içimizde bir umut var, belki de değişebileceğimize olan umut. eh bu da ''sen kimsin?'' diye sorulduğunda kendimizi eksik hissettiğimizden (çünkü daha hikayemiz ve gelişimimiz tamamlanmadı diye düşünüyoruz) soruya düzgün ve en önemlisi kendimizi tatmin edecek bir cevap veremememize sebep oluyor.
hep geleceğe dair kurduğumuz hayallerin sesini dinliyoruz ama atladığımız bir şey olduğunu fark etmiyoruz. kendi sesimizi dinleyip aslında kim olduğumuza karar vermek...
karar vermek zor ve sancılı olduğu için kaçıyoruz belki de bundan. kendimizi hep bir bakıma eksik görüyoruz çünkü geleceğe dair içimizde bir umut var, belki de değişebileceğimize olan umut. eh bu da ''sen kimsin?'' diye sorulduğunda kendimizi eksik hissettiğimizden (çünkü daha hikayemiz ve gelişimimiz tamamlanmadı diye düşünüyoruz) soruya düzgün ve en önemlisi kendimizi tatmin edecek bir cevap veremememize sebep oluyor.
devamını gör...
komünist manifesto
(bkz: karl marx) ve (bkz: friedrich engels)'in birlikte yazdıkları ve bilimsel sosyalizmin temel ilkelerini sistemli olarak dört ana başlık halinde ortaya koydukları, yazılan onlarca ciltlere rağmen 150 sayfada topladığı sade anlaşılır, bir kitap. uluslar arası emekçiler birliği'nin ve daha sonraki sosyalist ve komünist partilerin programlarının temelini oluşturmuş bi öngörüye sahiptir.
marx ile engels'in materyalist tarih anlayışını dile getiren komünist manifesto’da, bütün sınıflı toplumların tarihinin sınıf mücadeleleri, tarihi olduğu anlatılmak istenmiştir.
ı. bölümde; burjuvalar ve proleterler başlıklı toplumsal gelişme yasaları ele alınarak, kapitalist düzenin yerini sosyalist topluma bırakılması ve bu tarihsel rolün proleteryaya ait olması gerektiği anlatılır.
ıı. bölümde; proleterler ve komünistler başlıklı proleterya iktidarı, kapitalizmin sosyalizme geçiş, mülkiyet, aile ve ulus konuları çözümlenir.
ııı. bölümde; sosyalist ve komünist literatür'de çeşitli küçük burjuva akımlarının kapsamlı bir eleştirisinin yanı sıra tutucu ve ütopyacı sosyalist ve komünist akımlar irdelenir.
ıv. bölümde; komünistlerin bugünkü çeşitli muhalefet partileri karşısındaki tutumu adlı öbür muhalefet partileri ile komünistler arasındaki ayrımlar net bir şekilde ele almış kitaptır.
elinize bir yerden geçmese bile, ilgisi olanın mutlaka okuması gereken bir kitap.
komünizm'in açık saçık bir manifestosu..
--! spoiler !--
"varsın egemen sınıflar bir komünist devrim korkusuyla titresinler. proleterlerin zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyleri yok. kazanacakları bir dünya var. bütün ülkelerin işçileri, birleşin!"
''(..)artık yerli ham maddeleri değil de,en uzak yerlerden sağlanan ham maddeleri işleyen sanayiler;ürünleri yalnızca üretilen ülkede değil,aynı zamanda dünyanın dört bir yanında tüketilen sanayiler almaktadır.'
''modern devletin yürütme gücü,tüm burjuvazinin ortak işlerini yürüten bir kuruldan başka bir şey değildir.''
“çocukların ana-babalar tarafından sömürülmesini ortadan kaldırmak istiyoruz diye mi bizi kınıyorsunuz ? bu suçu kabul ediyoruz ."
--! spoiler !--
marx ile engels'in materyalist tarih anlayışını dile getiren komünist manifesto’da, bütün sınıflı toplumların tarihinin sınıf mücadeleleri, tarihi olduğu anlatılmak istenmiştir.
ı. bölümde; burjuvalar ve proleterler başlıklı toplumsal gelişme yasaları ele alınarak, kapitalist düzenin yerini sosyalist topluma bırakılması ve bu tarihsel rolün proleteryaya ait olması gerektiği anlatılır.
ıı. bölümde; proleterler ve komünistler başlıklı proleterya iktidarı, kapitalizmin sosyalizme geçiş, mülkiyet, aile ve ulus konuları çözümlenir.
ııı. bölümde; sosyalist ve komünist literatür'de çeşitli küçük burjuva akımlarının kapsamlı bir eleştirisinin yanı sıra tutucu ve ütopyacı sosyalist ve komünist akımlar irdelenir.
ıv. bölümde; komünistlerin bugünkü çeşitli muhalefet partileri karşısındaki tutumu adlı öbür muhalefet partileri ile komünistler arasındaki ayrımlar net bir şekilde ele almış kitaptır.
elinize bir yerden geçmese bile, ilgisi olanın mutlaka okuması gereken bir kitap.
komünizm'in açık saçık bir manifestosu..
--! spoiler !--
"varsın egemen sınıflar bir komünist devrim korkusuyla titresinler. proleterlerin zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyleri yok. kazanacakları bir dünya var. bütün ülkelerin işçileri, birleşin!"
''(..)artık yerli ham maddeleri değil de,en uzak yerlerden sağlanan ham maddeleri işleyen sanayiler;ürünleri yalnızca üretilen ülkede değil,aynı zamanda dünyanın dört bir yanında tüketilen sanayiler almaktadır.'
''modern devletin yürütme gücü,tüm burjuvazinin ortak işlerini yürüten bir kuruldan başka bir şey değildir.''
“çocukların ana-babalar tarafından sömürülmesini ortadan kaldırmak istiyoruz diye mi bizi kınıyorsunuz ? bu suçu kabul ediyoruz ."
--! spoiler !--
devamını gör...
do you hear the people sing
'insanların şarkısını duyuyor musun?' veya 'duyuyor musun sesi' şeklinde türkçe'ye çevrilebilen, fransızcası ise 'à la volonté du peuple' olup sefiller müzikallerinden aşina olduğumuz bir özgürlük şarkısıdır.
anne hathaway,hugh jackman ve russel crowe' un başrolünde yer aldığı 2012 yapımı les misérables filminde en etkileyici sahnelerden birinde ve final sahnesinde bu muhteşem şarkıyı duymaktayız. final sahnesinin görkemi hakkında söylenecek pek bir söz yok sanırım, zaten bu müzikalin bir sahnesini diğerlerinden ayırt etmek büyük haksızlık olacaktır.
marşın ingilizce versiyonu şöyledir; (her şey bir yana, 1.35'teki o anlık sahne bile o kadar çok şey anlatıyor ki)
orijinali ise fransızcadır;
anne hathaway,hugh jackman ve russel crowe' un başrolünde yer aldığı 2012 yapımı les misérables filminde en etkileyici sahnelerden birinde ve final sahnesinde bu muhteşem şarkıyı duymaktayız. final sahnesinin görkemi hakkında söylenecek pek bir söz yok sanırım, zaten bu müzikalin bir sahnesini diğerlerinden ayırt etmek büyük haksızlık olacaktır.
marşın ingilizce versiyonu şöyledir; (her şey bir yana, 1.35'teki o anlık sahne bile o kadar çok şey anlatıyor ki)
orijinali ise fransızcadır;
devamını gör...
türbidimetri
proteinlerin,sülfosalisilat veya tca gibi maddelerle oluşturduğu bulanıklığın içinden geçen ışığın absorbansının ölçümüne dayanan biyokimyasal metottur.
devamını gör...
lgbt
açılımı lez, gay, biseksüel ve trans olan eşcinsel oluşumdur. her alanda ezilen, dışlanan, vicdanı olan herkesin sahip çıkması gereken insanlardır. lgbt'nin başta evlilik olmak üzere bütün hakları verilmelidir.
devamını gör...
ev işi yapan erkek
rimbaud' a kesinlikle katılıyorum. bu kadın erkek değil, kişi olarak ele alınması gereken bir konudur. herkesin sorumlulukları ve görevleri belirlidir ve bunları yerine getirmesi gerekir. bunu yaptığı için ayrı bir tebriğe gerek olduğunu düşünmüyorum.
devamını gör...
samuray
japonya’da heian döneminde (8-12 yy) ortaya çıkan şogunluğa geçildikten sonra ayaklanmalara karşı koymak için kurulan yeni bir güç odağı olan jujitsu ve kılıç ustası savaşçılardır.
12. yy japonyasında toprak ve güç için savaşan beyliklerin en önemli silahı oldular ve feodal sistemin gelmesinde etkili oldular.
budizmin daha sade bir halini benimseyip kendi zen tapınaklarını kuran samuraylar altyapısını yine zen budizminden alan yedi temel yasadan oluşan bushido felsefesi’ne göre yaşadılar.
samuraylar toprak beyleri olan daimyoların emrindeydiler ve onlara sadakatle bağlıydılar. efendisi olmayan samuraylar ronin adını alır ve aynı saygınlığa sahip olmazlardı.
samurayların ronin mertebesine düşmesine efendisine hizmet etmemesi, yenildiği savaşta sepukku yapmaması ya da efendilerininin ölmesi sebep olurdu.
savaşta yenilen samuraylar seppuku (hara-kiri) yapmak zorundaydı. bunu yapan samurayın eşide jigai (hara-kiri’nin bir türü) yaparak onurunu korurdu.
samuraylar kılıçlarının ruhu olduğuna inandıkları için kılıçlarına isim verirlerdi.
1876 yılında meiji restorasyonunda samuraylık ve samuraylık geleneği yok edildi.
12. yy japonyasında toprak ve güç için savaşan beyliklerin en önemli silahı oldular ve feodal sistemin gelmesinde etkili oldular.
budizmin daha sade bir halini benimseyip kendi zen tapınaklarını kuran samuraylar altyapısını yine zen budizminden alan yedi temel yasadan oluşan bushido felsefesi’ne göre yaşadılar.
samuraylar toprak beyleri olan daimyoların emrindeydiler ve onlara sadakatle bağlıydılar. efendisi olmayan samuraylar ronin adını alır ve aynı saygınlığa sahip olmazlardı.
samurayların ronin mertebesine düşmesine efendisine hizmet etmemesi, yenildiği savaşta sepukku yapmaması ya da efendilerininin ölmesi sebep olurdu.
savaşta yenilen samuraylar seppuku (hara-kiri) yapmak zorundaydı. bunu yapan samurayın eşide jigai (hara-kiri’nin bir türü) yaparak onurunu korurdu.
samuraylar kılıçlarının ruhu olduğuna inandıkları için kılıçlarına isim verirlerdi.
1876 yılında meiji restorasyonunda samuraylık ve samuraylık geleneği yok edildi.
devamını gör...
bir sözlük geleneği olarak admin yağlamak
çıkıp geldiğim sözlükte bu bir ritüeldi. hep garipsedim, halada garipsiyorum, yani amaç nedir? durup dururken benjamin başlıkları açmanın? sözlüğü üstünüze mi yapacak?
devamını gör...
üvercinka
üvercin+ka : güvercin+ka (dişilik eki) :güvercin kadın'dan oluşturulmuş yeni bir imge ve cemal süreya'nın ilk şiir kitabının adıdır.
imgeli ve dolaylı anlatım, şiirlerinin çok sesli olmasını sağlamıştır. bazılarının söylemlerinin aksine kadını cinsel bir obje olarak sunmaz.
onun bilinçaltındaki fotografik pornografi kadını, tenden ibaret değildir. kadının dişiliği, sosyal kimliği, direnişi ve duruşuyla birleştirir. devrimci ve iyi sevişen kadın figürü çizer.
"böylece bir kere daha boynunlayız sayılı yerlerinden
birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun
aydınca düşünmeyi iyi biliyorsun eksik olma
yatakta yatmayı bildiğin kadar"
imgeli ve dolaylı anlatım, şiirlerinin çok sesli olmasını sağlamıştır. bazılarının söylemlerinin aksine kadını cinsel bir obje olarak sunmaz.
onun bilinçaltındaki fotografik pornografi kadını, tenden ibaret değildir. kadının dişiliği, sosyal kimliği, direnişi ve duruşuyla birleştirir. devrimci ve iyi sevişen kadın figürü çizer.
"böylece bir kere daha boynunlayız sayılı yerlerinden
birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun
aydınca düşünmeyi iyi biliyorsun eksik olma
yatakta yatmayı bildiğin kadar"
devamını gör...
en iyi gazoz markası
(bkz: niğde gazozu)
devamını gör...
öyle bir şarkı önerin ki yerimizde duramayalım
eski düğüncülerden kim kaldı beeee.
devamını gör...
yazarların garip huyları
kedime yumruk atar gibi yapıyor ve onun şaşırmasını izliyorum gülmekten yarılarak.
devamını gör...
aynı başlığı evirip çevirip bir daha açmak
gıcık olduğum durum. zamanla insan alışıyor, hayatta böyle değil mi zaten...
devamını gör...
1984
1984, konusuyla atmosferiyle ününün hakkını veren başarılı bir distopya. gerçekten çok iyi sistem eleştirileri yapılmış ve iyi noktalara değinilmiş. fakat bazı yerlerinin gereksiz uzatılması ve bazı olayların da çok “birden” ortaya çıkması beni biraz koparmıştı. akıcılığı kimi bölümlerde çok iyiyken kimi bölümlerde durağanlaştığını hissettim. (spoiler olmaması için detaylara girmiyorum.) kitabı beğensem de (bkz: hayvan çiftliği) gibi biraz daha kısa olabilirmiş diye düşünüyorum. çeviriye gelirsek; (bkz: celal üster) orta-üst bir çeviri yapmış fakat bazı kelime tekrarları beni yormuştu okurken. bir de sonsöz gibi önsöz yazmasına burdan sitemlerimi iletiyorum. kısacası konusu ve atmosferi itibariyle ve yazıldığı dönemi de gözönüne alırsam zamansız ve başarılı bir eser. orwell kıyası yaparsam da hayvan çiftliği > 1984 diyeceğim o daha ağır basıyor bende. ikisini de okumayanlara ilk önce hayvan çiftliğini öneririm akıcılığı ve kitabın içine girebilme açısından daha naif kalıyor.
iyi okumalar.
iyi okumalar.
devamını gör...
geceye bir alıntı bırak
bu bir mektup olsaydı
seni güldürürdüm mutlaka
fakat bu bir şiir, bağışla...
haydar ergülen
seni güldürürdüm mutlaka
fakat bu bir şiir, bağışla...
haydar ergülen
devamını gör...
hayatınızın mottosu olan sözler
“asrın karanlığına aldanma, yolunu aydınlatacak ışık senin içinde saklı.”
devamını gör...
worcestershire sos
sayın kaşkolnikov ukdesi.
neyse ki ukdeleri arasında vakıf olduğum biri çıktı da bu şerefe nail oldum*. ne de olsa işin içinde yemek var ; yemek de varsa bir boğa burcu her zaman ordadır.
bu sos çok ilginçtir ki en çok amerika’da kullanılır. hatta george orwell bir kitabında bu sostan bahseder. işte amerikalılar bu iğrenç sosu kullanıyorlar der. ama esasında ingilizler tarafından bulunmuş bir sos bu. hey gidi orwell, kendi memleketinin sosunu kötülemek ,çok ayıp.
şimdi efendim bu sos genelde biftekte kullanılır. malum amerikalılar da severler büyük boy biftekleri; haliyle sosun da üzerine yatmışlar gibi olmuş.
içeriği pek iştah açıcı değildir ama: sirke var, şeker kamışı var,demirhindi özü var,sarımsak var ve en fenası hamsi var. hepsi tamam da hamsi nedir yaw diyoruz ister istemez.
bu sosun ismi de, ingiltere’deki worcestershire’dan geliyor. çıkış yerinin adını almış yani.
bu tanımdan, bir kaşkolnikov ukdesini doldurabilmenin gururuyla ayrılıyorum*.
neyse ki ukdeleri arasında vakıf olduğum biri çıktı da bu şerefe nail oldum*. ne de olsa işin içinde yemek var ; yemek de varsa bir boğa burcu her zaman ordadır.
bu sos çok ilginçtir ki en çok amerika’da kullanılır. hatta george orwell bir kitabında bu sostan bahseder. işte amerikalılar bu iğrenç sosu kullanıyorlar der. ama esasında ingilizler tarafından bulunmuş bir sos bu. hey gidi orwell, kendi memleketinin sosunu kötülemek ,çok ayıp.
şimdi efendim bu sos genelde biftekte kullanılır. malum amerikalılar da severler büyük boy biftekleri; haliyle sosun da üzerine yatmışlar gibi olmuş.
içeriği pek iştah açıcı değildir ama: sirke var, şeker kamışı var,demirhindi özü var,sarımsak var ve en fenası hamsi var. hepsi tamam da hamsi nedir yaw diyoruz ister istemez.
bu sosun ismi de, ingiltere’deki worcestershire’dan geliyor. çıkış yerinin adını almış yani.
bu tanımdan, bir kaşkolnikov ukdesini doldurabilmenin gururuyla ayrılıyorum*.
devamını gör...
kedi kavgası
annemle kardeşimin arasına girip kardeşime siper olurum ancak iki kedi arasına asla girmem,o nedir öyle,bu ne hırçınlık arkadaş?
devamını gör...


