martha argerich
agresif yapılı*, arjantinli ve halihazırda yaşayan en büyük piyanistlerden biri olduğu söylenen sanatçıdır. baba tarafı buenos aires'te yaşayan katalanlardan; anne tarafı rus imparatorluğu'ndan villa clara'ya göç eden yahudilerdendir.

çok tutkulu olduğunu düşünüyorum. öyle ki, dinlerken sizi kolayca hipnotize edebilir. ilginçtir, sahne korkusu olduğundan bahsedilir ve hatta bu sebeple solo çok az konser vermiştir. daha çok konçertolara odaklanmıştır. bir bakayım hakkında neler yazılmış dedim. baktım başlığı açılmamış. şaşırdım ve hemen yazmaya koyuldum.*
buyurunuz efenim.
rachmaninov
bach
scarlatti
ravel

çok tutkulu olduğunu düşünüyorum. öyle ki, dinlerken sizi kolayca hipnotize edebilir. ilginçtir, sahne korkusu olduğundan bahsedilir ve hatta bu sebeple solo çok az konser vermiştir. daha çok konçertolara odaklanmıştır. bir bakayım hakkında neler yazılmış dedim. baktım başlığı açılmamış. şaşırdım ve hemen yazmaya koyuldum.*
buyurunuz efenim.
rachmaninov
bach
scarlatti
ravel
devamını gör...
gecenin kraliçesi çiçeği
ayın altındaki güzellik olarak da bilinen bu eşsiz çiçek, senede sadece bir gün gece yarısında çiçek açtıktan sonra, şafak doğmadan önce ölür. çölde yaşayan bir tür kaktüs olan gecenin kraliçesi - epiphyllum oxypetalum trompet şeklindeki çiçeklerden yaydığı çekici ve büyüleyici kokuları ile ünlüdür. kaudupul (queen of the night) videosu.
devamını gör...
telefon ekranına kendi fotoğrafını koyan tip
dünyayı kendisinin etrafında dönüyor zanneden tiptir. narsist olma ihtimali çok yüksektir. bulaşmayın, kendi halinde ve kendi dünyasında yaşasın.
devamını gör...
bernard lewis
rahmetlinin hata neredeydi? isimli bir kitabı var. kitap yayinevinin editörleri sağolsunlar, burada da daha evvel dile getirdim, kronik kitap'tan çıktığı için yazım/baskı hataları ile dolu. bu sebeple daha başlarken bir şevkimi kırmıştı. neyse... bahsi geçen kitaba elli sayfa anca dayanabildim.
kitap hakkında diyeceğim tek şey: çöp.
şimdi aranızda hööö koca profesöre ne dedi diyecek olanlar olabilir. diyeceğim şu, ikiyüz sayfalık kitap yazmaya gerek yoktu, ne yazık ki, osmanlı imparatorluğu bir dönem oldu teknolojik gelişmeleri takip edemedi. kitabin özeti bu. aslında edemedi de değil ihtiyacı yoktu. misal coğrafi keşifler. osmanlı'nın buna ihtiyacı yok ki? o zamanki dünya adamın avucunun içinde. matbaa... hakeza okuyan insan yok. yok çünkü herkes çiftçi. okuyanda allame-i cihan oluyor maşallah. türkler yazmıyormuş, arşiv yokmuş. e yazmıyor kardeşim, adam ihtiyaç duymuyor, yani ne yapalım şimdi, attila'yı mezarından çıkarıp asalım mı kardeş sen bu kadar fetihler yaptın niye iki satır yazmadın diye? adam eğlencesine çıktığı seferde papa'ya diz çöktürmüş daha bizimkisi hebele hübele... osmanlıdaki şu katipler işsiz kalacak şeyini geçiniz efendim, kaç tane katip var ki? mesela barutlu silahları yeniçeriler elimiz yüzümüz kir oluyor diye kullanmak istemiyor. vs. osmanlidaki bu "takipsizliği" dini sebeplere bağlamak tam bir cahillik olur ki ortada gün gibi abbasiler dönemi var. şarlman'a gönderilen saate aval aval herkesin nasıl baktığını araştırmanız bu hususta ufkunuzu açacaktır. ve daha nicesi... bu hususta aklıma gelmişken yukarıda bahsi geçen yayıevimsinin bastığı tek düzgün kitap olan bu kitabı tavsiye ederim.
neyse konu çok dağıldı, çenem düştü, okuyan okusun.
kitap hakkında diyeceğim tek şey: çöp.
şimdi aranızda hööö koca profesöre ne dedi diyecek olanlar olabilir. diyeceğim şu, ikiyüz sayfalık kitap yazmaya gerek yoktu, ne yazık ki, osmanlı imparatorluğu bir dönem oldu teknolojik gelişmeleri takip edemedi. kitabin özeti bu. aslında edemedi de değil ihtiyacı yoktu. misal coğrafi keşifler. osmanlı'nın buna ihtiyacı yok ki? o zamanki dünya adamın avucunun içinde. matbaa... hakeza okuyan insan yok. yok çünkü herkes çiftçi. okuyanda allame-i cihan oluyor maşallah. türkler yazmıyormuş, arşiv yokmuş. e yazmıyor kardeşim, adam ihtiyaç duymuyor, yani ne yapalım şimdi, attila'yı mezarından çıkarıp asalım mı kardeş sen bu kadar fetihler yaptın niye iki satır yazmadın diye? adam eğlencesine çıktığı seferde papa'ya diz çöktürmüş daha bizimkisi hebele hübele... osmanlıdaki şu katipler işsiz kalacak şeyini geçiniz efendim, kaç tane katip var ki? mesela barutlu silahları yeniçeriler elimiz yüzümüz kir oluyor diye kullanmak istemiyor. vs. osmanlidaki bu "takipsizliği" dini sebeplere bağlamak tam bir cahillik olur ki ortada gün gibi abbasiler dönemi var. şarlman'a gönderilen saate aval aval herkesin nasıl baktığını araştırmanız bu hususta ufkunuzu açacaktır. ve daha nicesi... bu hususta aklıma gelmişken yukarıda bahsi geçen yayıevimsinin bastığı tek düzgün kitap olan bu kitabı tavsiye ederim.
neyse konu çok dağıldı, çenem düştü, okuyan okusun.
devamını gör...
kamuflaj
kamuflaj bir gizlilik yöntemidir. çevresel etmenleri yansıtan özelliklere bürünüp / giyinip, kolay fark edilememeyi sağlar. doğada en bilindik örnekleri bukalemunlar, yılanlar ve bazı kurbağa türleridir.
teknolojik anlamda kamuflaj, 18. yüzyıl sonrasında büyük ivme göstermiştir. orduların hizmet etmekte olduğu bölgeye göre özel üniformalar giymesinin savaşlardaki etkisi büyüktür. özellikle kendi ülkesi sınırları içerisinde, coğrafyasını bilen ve buna özel hazırlanmış bir orduya ekstra avantaj sağlamaktadır. sadece kıyafetlerde değil, askeri araçlar, uçaklar ve silahlarda da kullanılmaktadır.
üniformalar, hemen her ülkede yeni teknolojiyle birlikte nano tekstil ve dijital teknolojiden faydalanarak üretilmektedirler.
kamuflaj, kimilerinin bildiğinin aksine yeşil, koyu kahve, kahve, haki gibi beneklerden ibaret değildir. * ülke ve bölgeye göre çok çeşitli renk tonu ve desen varyetelerine rastlamak mümkündür. tasarlanışında iklim ve bitki örtüsü büyük önem taşır. hatta zaman zaman, güneş'in bölgeye ne sıklıkla uğradığına ve ne gibi farklar yarattığına göre aynı bölgeye özel gece-gündüz kamuflajlarına da denk gelinebilir.
kar, çöl, ormanlık alan, dağlık arazi... aklınıza gelebilecek her ortama uygun olanı var bunların. tabii yalnızca desen ve renk tonlarına değil, bölgenin iklim koşullarına göre suya dayanıklılık, ısıya dayanıklılık, incelik kalınlık, üzerindeki gözenekler gibi detaylar da söz konusu. hatta çok hareket halinde olmayan keskin nişancı birlikler için "çalı" kamuflajları vardır, bilirsiniz.
örneğin, kanada ordusu şu anda cadpat adı verilen bir kamuflaj sistemi kullanmakta.
------------------
avustralya ordusu'nda, multicam adı verilen, arazi bakımından oldukça geniş bir kullanım alanı bulunan kamuflaj kullanılmaktadır. avustralya'nın büyüklüğü ve bunu her yere girip çıkmaya bayılan amerikan ordusu tarafından tasarlandığı da düşünülünce...
------------------
yine amerika tarafından "denenmekte" olan bir kar kamuflajı. disruptive overwhite olarak geçiyor.
------------------
çikolata cipsi olarak da bilinen, 6 renkli çöl kamuflajı. amerikan ordusu tarafından kullanıldı. orta doğu'da, arap ve müslüman kökenli halkların ordusu tarafından da kullanıldı. suudi arabistan ordusu'nda, iran'da, ırak'ta.
------------------
türk ordusu'nda ise, dijital teknoloji ile birlikte tübitak tarafından geliştirilmiş bir nano kamuflaj kullanılmaktadır.
------------------
tsk tarafından kullanılan kış kamuflajı
------------------
jandarma genel komutanlığı'nın içişleri bakanlığı'na bağlanmasının ardından, komutanlık üniforma değişikliğine gitmiş ve daha "kurak" iklime hitap eden bir seçim yapmıştır. ben bunun sebebini ne yazık ki operasyonel bölgelerdeki kuraklık ve çölleşme başlangıçlarına bağlıyorum.
------------------
gelişen teknoloji ve radar sistemleri ile birlikte, kamuflaj teknolojisinde de bunları yakalayacak yeni araştırmalar başladı. rivayete göre tsk de uydu tarafından tespit edilemeyen kamuflaj teknolojisi üzerine çalışmakta.
ek: hazır konu kamuflajken, sosyal kamuflaj olarak geçen bir konuya değinmek isterim. otistik insanlar tarafından kullanılan ve sosyal hayat içerisinde farklılıklarının getirdiği özellikleri gizleme girişiminde bulunmalarına dair bir içgüdü bu.
dostluğumuzla maskelerini indirmelerine vesile olup, farklılıklarını "farklı" görmeyip onları benimsemeliyiz. böylece, sorun olarak gördükleri bu durumun, ötekileştirilmelerine sebep olmayacağına dair onların güvenini kazanmalıyız.
teknolojik anlamda kamuflaj, 18. yüzyıl sonrasında büyük ivme göstermiştir. orduların hizmet etmekte olduğu bölgeye göre özel üniformalar giymesinin savaşlardaki etkisi büyüktür. özellikle kendi ülkesi sınırları içerisinde, coğrafyasını bilen ve buna özel hazırlanmış bir orduya ekstra avantaj sağlamaktadır. sadece kıyafetlerde değil, askeri araçlar, uçaklar ve silahlarda da kullanılmaktadır.
üniformalar, hemen her ülkede yeni teknolojiyle birlikte nano tekstil ve dijital teknolojiden faydalanarak üretilmektedirler.
kamuflaj, kimilerinin bildiğinin aksine yeşil, koyu kahve, kahve, haki gibi beneklerden ibaret değildir. * ülke ve bölgeye göre çok çeşitli renk tonu ve desen varyetelerine rastlamak mümkündür. tasarlanışında iklim ve bitki örtüsü büyük önem taşır. hatta zaman zaman, güneş'in bölgeye ne sıklıkla uğradığına ve ne gibi farklar yarattığına göre aynı bölgeye özel gece-gündüz kamuflajlarına da denk gelinebilir.
kar, çöl, ormanlık alan, dağlık arazi... aklınıza gelebilecek her ortama uygun olanı var bunların. tabii yalnızca desen ve renk tonlarına değil, bölgenin iklim koşullarına göre suya dayanıklılık, ısıya dayanıklılık, incelik kalınlık, üzerindeki gözenekler gibi detaylar da söz konusu. hatta çok hareket halinde olmayan keskin nişancı birlikler için "çalı" kamuflajları vardır, bilirsiniz.
örneğin, kanada ordusu şu anda cadpat adı verilen bir kamuflaj sistemi kullanmakta.
------------------
avustralya ordusu'nda, multicam adı verilen, arazi bakımından oldukça geniş bir kullanım alanı bulunan kamuflaj kullanılmaktadır. avustralya'nın büyüklüğü ve bunu her yere girip çıkmaya bayılan amerikan ordusu tarafından tasarlandığı da düşünülünce...
------------------
yine amerika tarafından "denenmekte" olan bir kar kamuflajı. disruptive overwhite olarak geçiyor.
------------------
çikolata cipsi olarak da bilinen, 6 renkli çöl kamuflajı. amerikan ordusu tarafından kullanıldı. orta doğu'da, arap ve müslüman kökenli halkların ordusu tarafından da kullanıldı. suudi arabistan ordusu'nda, iran'da, ırak'ta.
------------------
türk ordusu'nda ise, dijital teknoloji ile birlikte tübitak tarafından geliştirilmiş bir nano kamuflaj kullanılmaktadır.
------------------
tsk tarafından kullanılan kış kamuflajı
------------------
jandarma genel komutanlığı'nın içişleri bakanlığı'na bağlanmasının ardından, komutanlık üniforma değişikliğine gitmiş ve daha "kurak" iklime hitap eden bir seçim yapmıştır. ben bunun sebebini ne yazık ki operasyonel bölgelerdeki kuraklık ve çölleşme başlangıçlarına bağlıyorum.
------------------
gelişen teknoloji ve radar sistemleri ile birlikte, kamuflaj teknolojisinde de bunları yakalayacak yeni araştırmalar başladı. rivayete göre tsk de uydu tarafından tespit edilemeyen kamuflaj teknolojisi üzerine çalışmakta.
ek: hazır konu kamuflajken, sosyal kamuflaj olarak geçen bir konuya değinmek isterim. otistik insanlar tarafından kullanılan ve sosyal hayat içerisinde farklılıklarının getirdiği özellikleri gizleme girişiminde bulunmalarına dair bir içgüdü bu.
dostluğumuzla maskelerini indirmelerine vesile olup, farklılıklarını "farklı" görmeyip onları benimsemeliyiz. böylece, sorun olarak gördükleri bu durumun, ötekileştirilmelerine sebep olmayacağına dair onların güvenini kazanmalıyız.
devamını gör...
eyluling ile youtube röportajı
ne kadar tatlı moderatörleri varmış sözlüğün böyle dedirten röportajdır.
devamını gör...
hayatı tek kelime ile anlat
biri de çıkıp kısacala ne ola dememiş.
devamını gör...
iyimser bir fotoğraf bırak
dünyada ki bütün çocukların fotoğrafları.
devamını gör...
porsuk ağacı
genellikle akdeniz ülkelerinde yetişen bir taxacae familyasından bir ağaç türü. bilimsel tür adı taxus baccata. iğne yapraklı bir ağaç olduğu için tüm yıl yaprakları üzerindedir. boyu 13 mete ve üzerine çıkabilen ve 1000 yılı aşkın yaşama ömrü olan çok uzun ömürlü bir ağaçtır. yaprakları zehirlidir. kırmızı bir meyvesi var ve bu meyvesi yenebiliyormuş ama çekirdeği zehirli olduğu için çıkartılıp tüketiliyormuş. siz yemeyin ne olur ne olmaz tavsiye değildir.
devamını gör...
hacamat yaptıran basur hastasının anüsüne bardak kaçması
zaytung haberi gibi, harika :)
devamını gör...
tıpta uzmanlık sınavının sadece 3 şehirde yapılması
ankara, istanbul ve izmir dışında okuyan veya çalışan doktor yokmuş gibi davranan ösym'nin başka sınav merkezi taleplerini değerlendirmemesi durumu. en azından pandemi döneminde ülkenin bütün doktorlarını 3 şehire yığmak yerine birkaç sınav merkezi daha eklenebilirdi. neredeyse bayburt'a bile tıp fakültesi açılmışken(belki de çoktan açıldı.) hala sınav merkezi sayısının 3 ile sınırlı kalması nasıl bir saçmalıktır.
bugün itibariyle başvurumu yaptım. 500 tl sınav ücreti, 700 tl gidiş geliş uçak bileti ve kalacak yer ücretiyle varın siz hesap edin.
bence ankara, istanbul ve izmir dışında okuyanlara uzman olmayı yasaklayarak çözüm üretebilirsiniz...
bugün itibariyle başvurumu yaptım. 500 tl sınav ücreti, 700 tl gidiş geliş uçak bileti ve kalacak yer ücretiyle varın siz hesap edin.
bence ankara, istanbul ve izmir dışında okuyanlara uzman olmayı yasaklayarak çözüm üretebilirsiniz...
devamını gör...
sözlük yazarlarının dönüm noktam dedikleri anlar
4 sene kadar önce olan şeydir benim için. birinden haddimden fazlasını umdum. orada neşemi, enerjimi bıraktım. annem der ki 'sen neden böyle umursamaz oldun?' yeni değil anam 4 sene oldu siz anca fark ettiniz.
devamını gör...
yazarların yazdığı hikayeler
çay
tartışmışlardı.
konu hiç değişmiyordu..
kadın odanın içinde ulaşabildiği, gücünün yettiği her şeyi odanın her tarafına tüm kızgınlığı ile savuruyordu. masanın üstündekiler, kitaplıktakiler, televizyon kumandası ve tabii ki dün kendisine alınmış çiçeklerin içinde durduğu vazoyu da unutmamıştı..
adam, kapının sövesine yaslanmış kollarını bedeninde bağlamış bir halde öylece duruyordu.
savuracak bir şeyler bulamadığını fark etti, kadın. odanın ortasında duruyordu. her şey odanın içine dağılmıştı. şiddetli bir tartışmanın izlerini üzerinde taşıyan orada burada bulunan eşyalara baktı tek tek.
adam, kadına doğru hareket etti. kadını ensesinden tuttu. bir köpek yavrusunu kapının önüne koyar gibi evin dış kapısının önüne bıraktı. kapıyı kapattı.
üzerinde pijamalarıyla kalakaldı kadın. saat geçti. merdivenin ilk basamağına oturdu. ayağındaki panduflara baktı. sonra birden ayağa kalktı. kendini buradan götürmesine yardımcı olabilecek bir şeyler var mı diye pijama üstünün ceplerini karıştırdı. telefon, para, evinin anahtarı.. yoktu, tüm çaresizliği ile ilk basamağa tekrar oturdu. dizlerinin üzerine koyduğu kollarına başını dayadı.
kapının açılma sesini duydu. ne kadar zaman geçmişti, hiçbir fikri yoktu.
adam aynı şekilde kadını içeri aldı, ensesinden tutulmuş bir köpek yavrusu gibi.. odanın ortasına bıraktı. mutfağa doğru yöneldi.
kadın göz ucuyla etrafa bakındı. az önce tüm hıncıyla kendisi tarafından odanın orasına burasına dağılmış tüm eşyalar tekrar yerlerindeydiler. tabii ki çiçek de.. köşedeki tekli koltuğa oturdu. ayaklarını yukarı kaldırdı ve başını ellerinin arasına aldı.
adam odaya girdi. bir eliyle servis sehpasına uzandı. “çay yaptım.” dedi.
..
çay henüz her şey bitmedi, demekti.
içmedi kadın.
edit: yazarların kendi yazdığı ,kim bilir belki de yaşanmış olan hikayelerini paylaştığı başlıktı. ama başlık "ah kimselerin vakti yoktu, durup ince şeyleri anlamaya" diyen gülten akın'ı hatırlatıyordu. siz yazın yine de ben okuyorum.
tartışmışlardı.
konu hiç değişmiyordu..
kadın odanın içinde ulaşabildiği, gücünün yettiği her şeyi odanın her tarafına tüm kızgınlığı ile savuruyordu. masanın üstündekiler, kitaplıktakiler, televizyon kumandası ve tabii ki dün kendisine alınmış çiçeklerin içinde durduğu vazoyu da unutmamıştı..
adam, kapının sövesine yaslanmış kollarını bedeninde bağlamış bir halde öylece duruyordu.
savuracak bir şeyler bulamadığını fark etti, kadın. odanın ortasında duruyordu. her şey odanın içine dağılmıştı. şiddetli bir tartışmanın izlerini üzerinde taşıyan orada burada bulunan eşyalara baktı tek tek.
adam, kadına doğru hareket etti. kadını ensesinden tuttu. bir köpek yavrusunu kapının önüne koyar gibi evin dış kapısının önüne bıraktı. kapıyı kapattı.
üzerinde pijamalarıyla kalakaldı kadın. saat geçti. merdivenin ilk basamağına oturdu. ayağındaki panduflara baktı. sonra birden ayağa kalktı. kendini buradan götürmesine yardımcı olabilecek bir şeyler var mı diye pijama üstünün ceplerini karıştırdı. telefon, para, evinin anahtarı.. yoktu, tüm çaresizliği ile ilk basamağa tekrar oturdu. dizlerinin üzerine koyduğu kollarına başını dayadı.
kapının açılma sesini duydu. ne kadar zaman geçmişti, hiçbir fikri yoktu.
adam aynı şekilde kadını içeri aldı, ensesinden tutulmuş bir köpek yavrusu gibi.. odanın ortasına bıraktı. mutfağa doğru yöneldi.
kadın göz ucuyla etrafa bakındı. az önce tüm hıncıyla kendisi tarafından odanın orasına burasına dağılmış tüm eşyalar tekrar yerlerindeydiler. tabii ki çiçek de.. köşedeki tekli koltuğa oturdu. ayaklarını yukarı kaldırdı ve başını ellerinin arasına aldı.
adam odaya girdi. bir eliyle servis sehpasına uzandı. “çay yaptım.” dedi.
..
çay henüz her şey bitmedi, demekti.
içmedi kadın.
edit: yazarların kendi yazdığı ,kim bilir belki de yaşanmış olan hikayelerini paylaştığı başlıktı. ama başlık "ah kimselerin vakti yoktu, durup ince şeyleri anlamaya" diyen gülten akın'ı hatırlatıyordu. siz yazın yine de ben okuyorum.
devamını gör...
the second stage
betty friedan kitabıdır.bu kitabında; kadınlara toplum tarafından yüklenen kısıtlamalardan çok,kadının birey olarak tercih özgürlüğünün arttırılmasını üzerine eğilmiştir.
devamını gör...
kız kıza gece kulübüne gitmek
evet efendim. yine kız kıza yapılan şahane ve bir o kadar da eğlenceli aktivitelerden birisidir. kız arkadaşınızı yanınıza almışsınızdır, felekten bir gece çalmak için gece kulübüne gitmişsinizdir. akabinde beraber dans etmeye başlamışsınızdır, alkolün etkisiyle dans esnasında yanlışlıkla öpüşmüşsünüzdür. kafalar güzel ya o bakımından söyledim.
hunharca eğlendikten sonra da beraber eve gelmişsinizdir, evde de birer kadeh içki içince iyice yakınlaşmışınızdır… gerisini yazamayacağım yine fena hallere girdim üf!
edit: alttaki yazarın sorusuna cevap vereyim. çorbacıya değil kokoreççi amcanın yanına gidip birer yarım kokoreç gömüyoruz. te allam ya.
hunharca eğlendikten sonra da beraber eve gelmişsinizdir, evde de birer kadeh içki içince iyice yakınlaşmışınızdır… gerisini yazamayacağım yine fena hallere girdim üf!
edit: alttaki yazarın sorusuna cevap vereyim. çorbacıya değil kokoreççi amcanın yanına gidip birer yarım kokoreç gömüyoruz. te allam ya.
devamını gör...
ayak fotoğrafı atıp popüler olmak
ben popüler olduktan sonra attığım için beni ilgilendirmeyen durum. *
devamını gör...










