mantının abartılmış bir yemek olması
en çok sevdiğim yemektir. az bile abartılmıştır. şiirler bile yazabilirim canım mantıma.
devamını gör...
erkek cinayetleri
erkek cinayeti diye bir kavram yoktur. kadın cinayetlerinde, kadın özelikle belirtildiği için buna karşılık bazı insanların bakın erkekler de ölüyor savı ile yaptıkları tanımdır. bunu da savaşlarda, trafikte, kesici ve patlayıcı aletlerle öldürülen insanlara bakıldığında daha çok erkek ölüyor diyerek savunurlar. bu bir demogojidir. haklıdır ama tanım hatalıdır. olması gereken tanım cinsiyetin belirtilmesi ihtiyacı duymadan sadece cinayettir ya da ölümdür. o kişi erkek olduğu için ölmemiştir. devlet politikaları, yetiştirilme tarzı
, toplumun iletişim dilinin nefret dili olması, ülkedeki bireysel silahhlanma oranları vs yüzünden ölmüştür.
kadın cinayetleri kavramı namus cianayetlerini, birlikte olduğu erkekten ayrılmak istediği için ya da ayırıldığı için öldürülen kadınları kapsamaktadır. hangi erkek ayrıldığı için ya da bakir olmadığı için öldürülür ( istisnalar kaideyi bozmaz) . kadın cinayetlerinden kasıt trafikte ölen kadınlar değildir. ben de geçen sene ölümcül bir kaza yaptım ölseydim arkamdan kadın cinayeti denmeyecekti. ama ayrılmak istediğim adam trafikte beni sıkıştırıp kaza yapmama sebep olsa bunun adı kadın cinayetidir.
, toplumun iletişim dilinin nefret dili olması, ülkedeki bireysel silahhlanma oranları vs yüzünden ölmüştür.
kadın cinayetleri kavramı namus cianayetlerini, birlikte olduğu erkekten ayrılmak istediği için ya da ayırıldığı için öldürülen kadınları kapsamaktadır. hangi erkek ayrıldığı için ya da bakir olmadığı için öldürülür ( istisnalar kaideyi bozmaz) . kadın cinayetlerinden kasıt trafikte ölen kadınlar değildir. ben de geçen sene ölümcül bir kaza yaptım ölseydim arkamdan kadın cinayeti denmeyecekti. ama ayrılmak istediğim adam trafikte beni sıkıştırıp kaza yapmama sebep olsa bunun adı kadın cinayetidir.
devamını gör...
27 mayıs 2021 ankara'da asistan hekime saldırı
sağlık bakanı fahrettin koca, twitter üzerinden yaptığı açıklamada olayı yakından takip ettiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:
"ankara eğitim ve araştırma hastanesi’nde asistan hekimimiz ertan iskender bir hastanın saldırısına uğrayarak elinden ve belinden yaralandı. bıçaklı saldırıya uğrayan hekimimiz şu an ameliyatta. durumu yakından takip ediyorum. şifa veren eli kesmeye çalışmanın affı mümkün değil."
kaynak
devamını gör...
hipokrat
tıbbın babası olarak anılan milattan önce yaşamış hekimdir.
hipokrat'ın babası heraklides de bir hekimdir ve hipokrat hekimliği babasından öğrenmiştir.
hipokrat'ın yaşamış olduğu dönemde hastalıkla tanrı'nın gazabına ve olağanüstü güçlere bağlanıyordu. hipokrat ise bu anlayışı reddetmiş, tüm hastalıkların bir açıklaması olması gerektiğine inanmıştır. çalışmalarını gözlemler üzerinden yapmış ve tıbbı bir bilim ve sanat haline getirmiştir.
hipokrat hayatının büyük bölümünü gezerek geçirmiştir. dolaştığı şehirlerde hastaları tedavi etmiş, tıp dersleri vermiştir. makedonya hükümdarı percidas'ı da hipokrat tedavi etmiştir. hatta ünü iran'a kadar yayılmış, pers hükümdarı serhas, ona zengin armağanlar vaat ederek ülkesine davet etmiştir. hipokrat bu daveti, ülkesinin düşmanı olduğu için kabul etmemiştir.
hipokrat trakya'da bulunduğu sıralarda o zamanlar deli olarak görülen ünlü filozof demokritos ile de tanışmıştır. onun bir deli değil aksine büyük bir düşünür olduğunu söylemiştir.
hipokrat'ın cos adası'nda kurmuş olduğu tıp okulu, onun tıbbın babası olarak anılmasındaki en büyük etkendir.
hipokrat’a göre tıbbın ilk kuralı “primum non nocere” (önce zarar verme!) ilkesidir.
hipokrat birçok hastalığı da ilk kez tanımlayan hekimdir aynı zamanda. zatürreyi ve çocuklardaki epilepsi hastalığını ilk olarak hipokrat tanımlamıştır. yine düşünce ve duyguların kalpten değil, beyinden kaynaklandığı fikrini ortaya atan ilk kişidir.
milattan önce 377 yılında vefat etmiş olan hipokrat'ın çalışmaları daha sonra kitap haline getirilerek 18.yüzyıla kadar tıpta klasik kitap olarak 20 asırdan uzun bir süre kullanılmıştır.
hipokrat'ın babası heraklides de bir hekimdir ve hipokrat hekimliği babasından öğrenmiştir.
hipokrat'ın yaşamış olduğu dönemde hastalıkla tanrı'nın gazabına ve olağanüstü güçlere bağlanıyordu. hipokrat ise bu anlayışı reddetmiş, tüm hastalıkların bir açıklaması olması gerektiğine inanmıştır. çalışmalarını gözlemler üzerinden yapmış ve tıbbı bir bilim ve sanat haline getirmiştir.
hipokrat hayatının büyük bölümünü gezerek geçirmiştir. dolaştığı şehirlerde hastaları tedavi etmiş, tıp dersleri vermiştir. makedonya hükümdarı percidas'ı da hipokrat tedavi etmiştir. hatta ünü iran'a kadar yayılmış, pers hükümdarı serhas, ona zengin armağanlar vaat ederek ülkesine davet etmiştir. hipokrat bu daveti, ülkesinin düşmanı olduğu için kabul etmemiştir.
hipokrat trakya'da bulunduğu sıralarda o zamanlar deli olarak görülen ünlü filozof demokritos ile de tanışmıştır. onun bir deli değil aksine büyük bir düşünür olduğunu söylemiştir.
hipokrat'ın cos adası'nda kurmuş olduğu tıp okulu, onun tıbbın babası olarak anılmasındaki en büyük etkendir.
hipokrat’a göre tıbbın ilk kuralı “primum non nocere” (önce zarar verme!) ilkesidir.
hipokrat birçok hastalığı da ilk kez tanımlayan hekimdir aynı zamanda. zatürreyi ve çocuklardaki epilepsi hastalığını ilk olarak hipokrat tanımlamıştır. yine düşünce ve duyguların kalpten değil, beyinden kaynaklandığı fikrini ortaya atan ilk kişidir.
milattan önce 377 yılında vefat etmiş olan hipokrat'ın çalışmaları daha sonra kitap haline getirilerek 18.yüzyıla kadar tıpta klasik kitap olarak 20 asırdan uzun bir süre kullanılmıştır.
devamını gör...
melisho (yazar)
mahlası bana melisa ismini anımsatıyor. severim kendisini.
edit : yok melisa değilmiş arkadaşlar :((
edit : yok melisa değilmiş arkadaşlar :((
devamını gör...
mostafa mohamed
transfer haberi eğer doğruysa büyük iş başarmışlar diyebiliriz. hem genç hem atletik hem bitirici bir futbolcu. mısır liginde şampiyonluk yaşadı ve talihsiz sakatlıklar yaşamazsa ilerleyen dönemde çok iyi fiyatlara satılabilir.
devamını gör...
yengeye elif dedin usta
bir kurtlar vadisi pusu repliği. seneler geçse de unutulmadı, unutulmaz. malum yengelere göz diken polatlar asla bitmez.
olum o senin yengen.
olum o senin yengen.
devamını gör...
yazarların doğduğu sene gerçekleşmiş önemli olaylar
birleşmiş milletler tarafından uluslararası (bkz: kadın yılı) ilan edilmesi.
kadınlar günü ilk kez 8 mart 1975'te kutlanmaya başlandı.
dünya kadını benim doğmamı beklemiş.
kadınlar günü ilk kez 8 mart 1975'te kutlanmaya başlandı.
dünya kadını benim doğmamı beklemiş.
devamını gör...
sadakatsiz
başrollerinde cansu dere melis sezen gibi oyuncuların oynadığı evlilikteki sadakat ve güvenin önemli olduğunun vurgulandığı kanal d dizisidir.
devamını gör...
leylim leylim
ahmed arif tarafından leyla erbil'e gönderilmiş mektup derlemelerinden oluşan kitaptır. aşka karşılık vermeyen leyla hanım, ahmet arif'i dostu olarak görmektedir. ahmet arif bu dostluk ile ilgili mektuplarının birinde şöyle bahsetmektedir :
"böyle benzersiz bir dostluğa beni layık gördüğün için tanrıya teşekkür etmek. athe olmamın önemi yok burda , bi tanrı yaratırız olur biter."
- "bir mavi gül bahçesi yorganım
uyku saçlarımın meçhul şarkısı
sonra yastığımda ilk gölgen kızlık
ve ilk unutuluş hürriyet raksı
yumuşaklığında köpükten öpüşlerin
mukaddes günahlar cenneti oda
dikişsiz beyazlığında tüllerin
bir ay süzülecek buluta
ve bir mavi şarap gözlerindeki
musiki gölgelerinde yorgun
sen hep öylesine güzel sevdalım
ben sana allahsızcasına vurgun"
"böyle benzersiz bir dostluğa beni layık gördüğün için tanrıya teşekkür etmek. athe olmamın önemi yok burda , bi tanrı yaratırız olur biter."
- "bir mavi gül bahçesi yorganım
uyku saçlarımın meçhul şarkısı
sonra yastığımda ilk gölgen kızlık
ve ilk unutuluş hürriyet raksı
yumuşaklığında köpükten öpüşlerin
mukaddes günahlar cenneti oda
dikişsiz beyazlığında tüllerin
bir ay süzülecek buluta
ve bir mavi şarap gözlerindeki
musiki gölgelerinde yorgun
sen hep öylesine güzel sevdalım
ben sana allahsızcasına vurgun"
devamını gör...
hoşlanılan kızın abi demesi
babam anneme abla diyormuş yani her şekilde oluru var gibi.
devamını gör...
unutulmayan aşk-ı memnu replikleri
tabi siz anneleri tarafından size emanet edilen çocuklara her bakımdan yetersiz gördüğünüz bir kadının annelik etmesine şiddetle karşısınız ama.
devamını gör...
x mahlaslı yazar sizi gözledi bildirimi
ne olduğunu anlamayıp çözene kadar bir sürü kişiye bildirim gönderdiğimi fark ettiğim özellik.
neden konulmuş anlayamadım açıkçası. birisinin hangi başlıkta olduğunu neden merak eder ki insan? hadi merak etti diyelim, niye ifşa edilir? ifşa olacağını bilerek kim bakar ki?
neden konulmuş anlayamadım açıkçası. birisinin hangi başlıkta olduğunu neden merak eder ki insan? hadi merak etti diyelim, niye ifşa edilir? ifşa olacağını bilerek kim bakar ki?
devamını gör...
bodoslama
dilimize yunanca’dan geçmiş bir kelime olan bodoslama geminin baş ve kıçında, gövdenin her iki yanının tam ortada birleştiği kalas veya metal dikme anlamına gelir.
denizcilik terimi olan bodoslama günlük hayatta “plan yapmadan bir işe girişmek, bir şeye pervasızca devam etmek, geminin limana yanlama durması" anlamlarında da kullanılır.
halkımız bu sözcüğü çok sevdiğinden birçok yerde kullanmaktadır.
son zamanlarda burun, göbek, meme gibi vücudun en ileri noktaları ima edilerek “sevgilim aniden önüme çıkınca bodoslama çarpıştık” denilmektedir.
"bodoslama bir hayatım var" denilerek paldır küldür, plansız bir hayat sürmek ima edilir.
kafa sözlük’te bodoslama tanım girmek: kafadan atma yoluyla salla gitsin puan gelsin amacıyla tanım girmektir.
bodoslama dalan şoför ise videoda yer almaktadır (frene geç basmasından dolayı kaza olmuştur).
denizcilik terimi olan bodoslama günlük hayatta “plan yapmadan bir işe girişmek, bir şeye pervasızca devam etmek, geminin limana yanlama durması" anlamlarında da kullanılır.
halkımız bu sözcüğü çok sevdiğinden birçok yerde kullanmaktadır.
son zamanlarda burun, göbek, meme gibi vücudun en ileri noktaları ima edilerek “sevgilim aniden önüme çıkınca bodoslama çarpıştık” denilmektedir.
"bodoslama bir hayatım var" denilerek paldır küldür, plansız bir hayat sürmek ima edilir.
kafa sözlük’te bodoslama tanım girmek: kafadan atma yoluyla salla gitsin puan gelsin amacıyla tanım girmektir.
bodoslama dalan şoför ise videoda yer almaktadır (frene geç basmasından dolayı kaza olmuştur).
devamını gör...
kendine gel aptal biz zenginiz
umarım ileride söyleyebileceğim bir cümle olur.
devamını gör...
dünyanın çok acı verici olması
eğer bu dünya çekilmez bir çileyse bunun sebebi dünya değil yine insanlardır dostlar.
devamını gör...
geceye çocukluktan kalan bir ukde bırak
yirmi üç nisanda gösteride oynayamamıştım. paramız yoktu. kostüm alamazdık. hâlâ aklımda. pembe saten dizde bir etek, beyaz gömlek, pembe kocaman ponponlarla dans edip oynamıştı kızlar.
devamını gör...
ölmesi gereken türk gelenekleri
şüphesiz dedikodudur. dedikodu da vazgeçilmez geleneklerimizdendir.
devamını gör...
radyonun yerinde duramaması
güzel enerji.* evet, evet keyifle dinleniyorsunuz. kahkahalarınız bize de sirayet ediyor.
devamını gör...
kristof kolomb
encrypted-tbn0.gstatic.com/...
afişin çevirisi: aranıyor: kristof kolomb büyük hırsızlık, soykırım, ırkçılık, bir kültürün yok oluşunu başlatan tecavüz, işkence ve yerli halkın sakat bırakılması ve büyük yalanın kışkırtıcısı 500 yıllık turizm. bu afişi de çalın zaten her şeyi çaldınız.
1992’de, amerika’nın “keşfedilişinin” 500. yılı kutlamaları yapılır; kolomb yılı (columbus day) ilan edilen bu yılı, batı uygarlığı, “kahraman” kolomb’un kahramanlıklarını övgüyle anlatan filmler, kitaplar, paneller, sergilerle karşılarken; amerikan yerlileri, “suçlu” kolomb’un suçlarını amerika birleşik devletleri’nin new mexico eyaletindeki taos pueblo’sunda astıkları afişle böyle anlatıyorlardı. afişte kolomb, başına oklar saplanmış olarak tasvir ediliyordu.
kıta yerlileri bu dönemde, “keşif”in ve “kolomb”un kendileri için taşıdığı anlamı dünyaya duyurmak için, bir dizi toplantı düzenledi. 1987’de ekvator’da toplanan amerika kıtaları arası konferansı’nı, yine aynı yıl bogota’da, 1990’da brezilya’da, 1991’de guatemala’da gerçekleşen buluşmalar izledi. bolivya yerlileri, “500 yıllık direniş” sloganını benimsemişlerdi. meksika’da, 23 örgütün katılımıyla 500 yıllık yerli ve halk direnişi meksika konseyi kuruluyordu. guatemala’da ise, maya yeni uyanış koordinasyonu oluşuyordu.
amerika kıtasının yerli halkının, gerek kolomb'a gerekse ondan sonra gelen diğer avrupalılara karşı gösterdiği misafirperver ve cömert tavır onları adeta büyülemişti.
kızılderililerle (tainolar diye de adlandırılan arawak yerlileri) ilk kez karşılaşan kristof kolomb, onlarla ilgili ispanyol kralı ve kraliçesine yazdığı mektupta şöyle der:
“bu insanlar o kadar yumuşak başlı, barışsever ki, yeryüzünde bunlardan daha iyi bir ulus bulunmadığına majestelerinizin önünde ant içebilirim. komşularını kendileri kadar seviyorlar, konuşmaları son derece tatlı ve kibar, konuşurken hep gülümsüyorlar; davranışları terbiyeli ve övgüye değer. son derece sade, dürüst ve aşırı düzeyde eli açık insanlar. herhangi birinden, sahip olduğu herhangi bir şey istenince, hemen veriyorlar. başkalarına olan sevgileri, kendi özlerine olandan çok daha fazla. bu yerliler, dünyanın en iyi, en nazik insanları; kötülüğün ne olduğunu bilmiyorlar, çalmıyorlar, öldürmüyorlar. silah taşımıyorlar, silahın ne olduğunu da bilmiyorlar. onlara bir kılıç gösterdim, keskin tarafından tuttular ve ellerini yaraladılar.” bu sözlerin hemen ardından ise şöyle yazar: “elli adamla bu halkın hepsini boyunduruk altına alabilir ve onlara her istediğimizi yaptırabiliriz.”*
amerika kıtası keşfedildiğinde oraya medeniyetten önce ölüm gitti. vahşet, hırsızlık, soykırım gitti. peki daha sonra medeniyet gitti mi? hayır! çünkü oranın yerlileri “beyaz adam”dan çok daha medeniydiler. hırsızlığı, insan öldürmeyi bilmiyorlardı. huzur içinde yaşayan büyük bir aile gibiydiler.
“beyaz adam” gelince onu misafirperverce ve samimiyetle ağırladılar. yiyeceklerinden bol bol ikram ettiler. topraklarını açtılar. hatta altınlarının da çoğunu karşılığında hiçbir şey beklemeksizin bu yeni misafirlerle paylaştılar. fakat “beyaz adam”ın gözü doymuyordu. ne kadar verirlerse hep daha fazlasını istiyordu. en sonunda canlarını da istedi. verdiler…
iki şey öğretti hayat bize. bir; tarihi kazananlar yazar. iki; kazananlar her zaman haklı değildir.
“kızılderili gerçek amerikalıydı. neredeyse hepsi yok oldu ama unutulmayacaklar. toprakları için nasıl savaştıklarının tarihi, zamanın silemeyeceği kanla yazıldı. güneş onların tanrısıydı, açık hava, kiliseleriydi. doğa, onların bütün sayfalarını bildikleri tek kitaptı.” ~ charles m. russell
afişin çevirisi: aranıyor: kristof kolomb büyük hırsızlık, soykırım, ırkçılık, bir kültürün yok oluşunu başlatan tecavüz, işkence ve yerli halkın sakat bırakılması ve büyük yalanın kışkırtıcısı 500 yıllık turizm. bu afişi de çalın zaten her şeyi çaldınız.
1992’de, amerika’nın “keşfedilişinin” 500. yılı kutlamaları yapılır; kolomb yılı (columbus day) ilan edilen bu yılı, batı uygarlığı, “kahraman” kolomb’un kahramanlıklarını övgüyle anlatan filmler, kitaplar, paneller, sergilerle karşılarken; amerikan yerlileri, “suçlu” kolomb’un suçlarını amerika birleşik devletleri’nin new mexico eyaletindeki taos pueblo’sunda astıkları afişle böyle anlatıyorlardı. afişte kolomb, başına oklar saplanmış olarak tasvir ediliyordu.
kıta yerlileri bu dönemde, “keşif”in ve “kolomb”un kendileri için taşıdığı anlamı dünyaya duyurmak için, bir dizi toplantı düzenledi. 1987’de ekvator’da toplanan amerika kıtaları arası konferansı’nı, yine aynı yıl bogota’da, 1990’da brezilya’da, 1991’de guatemala’da gerçekleşen buluşmalar izledi. bolivya yerlileri, “500 yıllık direniş” sloganını benimsemişlerdi. meksika’da, 23 örgütün katılımıyla 500 yıllık yerli ve halk direnişi meksika konseyi kuruluyordu. guatemala’da ise, maya yeni uyanış koordinasyonu oluşuyordu.
amerika kıtasının yerli halkının, gerek kolomb'a gerekse ondan sonra gelen diğer avrupalılara karşı gösterdiği misafirperver ve cömert tavır onları adeta büyülemişti.
kızılderililerle (tainolar diye de adlandırılan arawak yerlileri) ilk kez karşılaşan kristof kolomb, onlarla ilgili ispanyol kralı ve kraliçesine yazdığı mektupta şöyle der:
“bu insanlar o kadar yumuşak başlı, barışsever ki, yeryüzünde bunlardan daha iyi bir ulus bulunmadığına majestelerinizin önünde ant içebilirim. komşularını kendileri kadar seviyorlar, konuşmaları son derece tatlı ve kibar, konuşurken hep gülümsüyorlar; davranışları terbiyeli ve övgüye değer. son derece sade, dürüst ve aşırı düzeyde eli açık insanlar. herhangi birinden, sahip olduğu herhangi bir şey istenince, hemen veriyorlar. başkalarına olan sevgileri, kendi özlerine olandan çok daha fazla. bu yerliler, dünyanın en iyi, en nazik insanları; kötülüğün ne olduğunu bilmiyorlar, çalmıyorlar, öldürmüyorlar. silah taşımıyorlar, silahın ne olduğunu da bilmiyorlar. onlara bir kılıç gösterdim, keskin tarafından tuttular ve ellerini yaraladılar.” bu sözlerin hemen ardından ise şöyle yazar: “elli adamla bu halkın hepsini boyunduruk altına alabilir ve onlara her istediğimizi yaptırabiliriz.”*
amerika kıtası keşfedildiğinde oraya medeniyetten önce ölüm gitti. vahşet, hırsızlık, soykırım gitti. peki daha sonra medeniyet gitti mi? hayır! çünkü oranın yerlileri “beyaz adam”dan çok daha medeniydiler. hırsızlığı, insan öldürmeyi bilmiyorlardı. huzur içinde yaşayan büyük bir aile gibiydiler.
“beyaz adam” gelince onu misafirperverce ve samimiyetle ağırladılar. yiyeceklerinden bol bol ikram ettiler. topraklarını açtılar. hatta altınlarının da çoğunu karşılığında hiçbir şey beklemeksizin bu yeni misafirlerle paylaştılar. fakat “beyaz adam”ın gözü doymuyordu. ne kadar verirlerse hep daha fazlasını istiyordu. en sonunda canlarını da istedi. verdiler…
iki şey öğretti hayat bize. bir; tarihi kazananlar yazar. iki; kazananlar her zaman haklı değildir.
“kızılderili gerçek amerikalıydı. neredeyse hepsi yok oldu ama unutulmayacaklar. toprakları için nasıl savaştıklarının tarihi, zamanın silemeyeceği kanla yazıldı. güneş onların tanrısıydı, açık hava, kiliseleriydi. doğa, onların bütün sayfalarını bildikleri tek kitaptı.” ~ charles m. russell
devamını gör...