4 yıl kadar önce okuyup bitirdiğim kitap.

hatta hızımı alamadım, iki kez daha okudum, öyle etkileyiciydi yani.

her fırsatta öneririm, gerçek bir başyapıttır.
devamını gör...

beni şaşırtan bir durumdur. radyoyu dinleyince fark ettim. küfür kullananlar buraya yazabilir, gerçekten küfür hayatınızda çok mu yere sahip? (aşırı masum) -pek kullanmayan biri olduğum için açılmış başlıktır-
devamını gör...

hani hepimiz eşittik, kardeştik...

hatun kişilik gitmiş dünyayı iyilik kurtaracak yazmış, beğeni butonunu çökertmişler; havada şpagat atarak basmışlar beğene, 90'lardaki atari salonlarında mustapha'ya yumruk attıran tuş gibi debelenmişler üstünde, ansızın fırlayan böceğe terlik yapıştırır gibi yapıştırmışlar diyorum.

ama bu nedir arkadaş bir izahını, bir muhasebesini yapın; mağara adamı gibi ne bu; gerçi onlar da işin cılkını çıkarmışlar saçlardan tutup sürümek falan ama o da yorulmasın diyeysi heralde bilemiyorum; ama bu "gadın gadın gadın" zombileşmesini de bilmiyorum.

sözlüklere bakarak anlaşılıyor ki salla gitsin hukuku, adaleti, eğitimi; cinsel devrim şart. onu da raelyen tarikatından temin ediyoruz sanırım.

konuyu dağıtmadan, en azından; lütfen takla atarak basmayalım butonlara, ameliyatlı yerlerine geliyor, uğraşıyoruz sonra.
devamını gör...

sizi kırdığını düşünüp kendini affettirmek için etrafınızda dönüp durduğu anlardır.
devamını gör...

malum pandemi sürecinin etkileri insanımızı ister istemez olumsuz anlamda fazlasıyla etkiledi. kendimizi toplumdan soyutlama, sosyal izolasyon, yaz döneminden itibaren maruz kaldığımız sokağa çıkma yasakları ve akabinde gelen eksikliğini hissettiğimiz güneş ışığının bünyelerimize tesir edememesi bizleri bedenen ve ruhen fazlasıyla yormuş vaziyettte.

önceleri hafta içi rutini olan çalışan ve okullarına devam etmek zorunda olan insanımız için hafta sonunu iple çekme durumu, cuma günü mutlululuğu ya da pazar sendromu da bu süreçle birlikte kendini unutturmuş bir vaziyette. bazı değerleri de bu süreçte anlamış ve idrak edebilmiş de olduk ayrıca. insanlarla iç içe olmanın, toplu bir şekilde buluşup sohbet edip kafa dağıtmanın yok olduğu sadece telefonlar aracılığıyla görüntülü konuşmalara sığdırılmış hayatlar yaşar olduk.

sarılmanın kıymetini anladık mesela. bilimsel olarak da kanıtlanmış olan iki insanın birbirine sımsıkı sarılmasıyla oluşan pozitif enerji aktarımı da bu süreçle birlikte bir kenara bırakılmak zorunda kaldı. fakat özellikle hafta sonlarını ve sokağa çıkma yasaklarını kişisel gelişim anlamında iyi değerlendirmek adına bolca kitap okumak ve kişiyi geliştirmeye yönelik bazı aktiviteler yapmak elzem oldu.

pandemi sürecine bir de soğuk ve kasvetli havalar eklenince psikolojilerimizi sağlam tutmak her ne kadar zorlaşsa da bu süreci de lehimize çevirmek yine kendi ellerimizde. güzel alışkanlıklar edinip, bolca kitap okuyup, online kurslara yazılıp sertifika sahibi olmayı deneyebiliriz mesela. bu sürecin en kısa zamanda bitmesi herkesin arzusu. umarım en sağlıklı ve normal bir sosyal hayat yakındır bizlere. çünkü buna çok ihtiyacımız var.
devamını gör...

michelangelo tarafından 1501 - 1504 yılları arasında yapılan mermer heykel. bugün bu heykel, rönesans'ın başyapıtı kabul ediliyor.
heykel, güçlü ve mükemmel bir erkek bedeninin simgesi sayılıyor. yani ideal erkek bedeni. heykelin dünyada yüzlerce de replikası bulunuyor.
devamını gör...

plymouth'un 1970 yılında nascar yarışları için ortaya çıkardığı, 1969 yılında kardeş takımı dodge tarafından üretilmiş dodge charger daytona* üzerinden geliştirilen yarış aracıdır.. tasarım olarak daytona'ya oldukça benzer, aerodinamik donanımlar neredeyse aynıdır.. tabi ki chrysler'daki roket mühendislerinin daytona'ın tasarımında çalışmaları ve elde ettikleri bilgi birikimini bu araç üzerinde uyguladıklarını söylememe gerek yok..
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
plymouth road runner aracı üzerinden geliştirilmiştir.. tıpkı daytona'daki gibi önüne koni şeklinde aerodinamik parça, arkaya da kocaman kanat..nascar dünyasındaki aero cars veya winged warriors isimli grubu oluşturan 2. üyedir.. plymouth'a özgü arka kanat yanına ve önde soldaki açılıp kapanan farın üstüne ünlü çizgi film karakteri road runner çıkartması eklenmiştir.. aracın en büyük yapılma amaçlarından birinin o zamanki ünlü yarışçıları richard petty'nin plymouth'un önceki araçlarıyla yeterince rekabetçi olamamasını düşünüp ford'a gitmesinin ardından kendisini tekrar takıma geri döndürmek olduğu söylenir.. nitekim bu araç ortaya çıktıktan sonra geri de dönmüştür..
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
nascar'da bir aracın yarışabilmesi için trafikte de kullanılabilen versiyonunun mevcut olması gerekir, yani homologasyonu olmalıdır, bu sebeple aynı daytona'daki gibi bu aracın da trafikte kullanılabilir versiyonları üretilmiştir ve bunlarda da o sivri burun üzerine açılıp kapanabilen * farlar konulmuştur.. 1970 yılında trafikte kullanılabilir araç üretme sınır minimum 500 idi, ancak bu araçtan tam 1935 tane satıldığı söylenmektedir.. arka kanat tasarımında rüzgar tüneli kullanıldığı için kanat açısı en yüksek verimlilikte olacak şekilde ayarlanmıştır, böylece arka tarafta elde edilen yere basma kuvveti optimum düzeydedir.. bu aracın üzerinden yıllar geçmesine rağmen kanatın tasarımı ve yüksekliğinin matematiksel hesaplamaları, neye göre karar verildiği chrysler tarafından hep sır gibi saklandığı söylenir ancak emekli bir chrysler mühendisi bu kanadın yüksekliği için "bagajın rahatça açılıp kapanması için bu yüksekliği uygun gördük" demiştir.. ama tesadüfe bakın ki sonraki yıllarda yapılan araştırmalar, aracın üstündeki kanadın yüksekliğinin en uygun yere basma kuvveti elde edebilmek için gereken kanat yüksekliği olduğu ortaya çıkmıştır..***
arka çamurluk daha büyük tekerlek takabilmek, bu tekerleklerden dolayı oluşacak yerden yüksekliği azaltmak ve daha büyük iz genişliği için kesilip genişletilmiştir..
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
bu araçta 3 farklı motor seçeneği vardı.. 426 kübik inç, 425 hp güç üreten hemi v8 motor, 440 kübik inç, 390 hp güç üreten plymouth'larda super commando diye geçen, dodge charger daytona'daki magnum motorun aynısı ve yine bu motorun 375 hp'lik farklı bir versiyonu vardı.. 426 hemi motorunun üretimi biraz pahalıydı bu sebeple sadece 135 tane superbird bu motorla satıldı..
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
bu araç aerodinamik olarak oldukça gelişmişti ancak üstündeki bu eklemeler aracın ağırlığını artırmıştı.. normal bir plymouth road runner 400 metre drag yarışında superbird'i geçebiliyordu ancak 100 km/h'ın üstündeki seyir hızlarında, yapılan bu aerodinamik eklemeler meyvesini vermekteydi..
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
bu aracın da sonu daytona gibi oldu.. önceki yıllarda pilotlarını kaybetmelerine sebep olan ford dominasyonuna kardeşi daytona ile son verip kendileri nascar'ı domine eden bu araçların sonu, rekabet olması için nascar motor hacimlerini 305 kübik inç ile sınırlandırmasıyla ve bu hacimde elde edilen güç bu araçlar için yapılan aerodinamik eklemelerle artan araç ağırlığı ile birlikte nascar'da yetersiz kalmasıyla son buldu.. ardından aerodinamik eklemeler de yasaklandı ve bu aracın ömrü sadece 1 yıl sürdü.. nascar, bu sınırlama ile araçların yavaşladığı döneme girdi, bu sınırlamanın bir diğer sebebi de mevcut lastik teknolojisi 320 km/h'a ulaşan hızlarda güvenli olmamasıydı.. aero-cars, aero-warriors veya winged-warriors denen bu radikal tasarımlı araçlar sadece 1-2 yıl var olmalarına rağmen tarihe iz bırakmayı başarmışlardır.. günümüzde 1000'in üzerinde superbird'ün hala var olduğu söylenmektedir ve özel bir araç olduğu için çoktan koleksiyonluk olmuştur..
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
"beep-beep"
devamını gör...

belim ağrıyor ve evin içinde sürekli acaba fıtık mı var diye geziniyorum.

edit: gerçekten fıtık varmış.
devamını gör...

bu başlıkla farkettigim durum . neredeyse annem babam yaşında sayılırlar ama kafa yapılarımız aynı. onların ruhumu genç ben mi yaşlıyım bilemiyorum .ama burda sırıtmıyorlar kesinlikle .
devamını gör...

kelimelerin doğasını değiştiren ispanyol düşünür, şair, dilbilimci ve yazar. yaşadığı dönem boyunca faşizm'in karşısında durduğundan ötürü sürgün edilmiş ve hapseldimiştir fakat hayatının son anına kadar fikirlerinden asla vazgeçmemiştir ama onu yalnızca bu direnişi ile anmak doğru olmaz çünkü ispanyol edebiyatına yön veren önemli figürlerden biridir. kelimelerle oynamaktan keyif alan bir sanatçıydı unamuno, seçkin ve özenli bir dil ile yazmıştır fakat eserleri dolambaçlı ve karmaşık cümlelerden oluşur bundan ötürü ne yazık ki çevirileri pek başarılı olmamıştır ama bu durumun istisnası yok değil. kendisinin uzun yıllar salamanca üniversitesinde rektörlük yaptığını da unutmamak gerek, gerçek bir entelektüeldi unamuno ve bazı kaynaklarda 14 bazılarında ise 16 dil bildiğinden bahsediliyor. unamuno aynı zamanda post - romantizmin büyük bir şairi olarak anılmıştır. yalnızca şiir, tiyatro, roman ve makale yazmamış seyahetlerini de kaleme almıştır.

(bkz: soledad)
(bkz: tulio montalbán)
(bkz: amor y pedagogía)
(bkz: del sentimiento trágico de la vida)
(bkz: niebla)- sis
(bkz: la agonía del cristianismo)
(bkz: cómo se hace una novela)
(bkz: la novela de don sandalio, jugador de ajedrez)
(bkz: un pobre hombre rico) - yaman adam
(bkz: san manuel bueno, mártir)
(bkz: abel sánchez: una historia de pasión) - bir tutku öyküsü / bir tutkunun öyküsü
devamını gör...

yeri göğü inletecek bir şekilde masaya vurarak, “ama ben şeftalili ice tea istemiştim” dememle sonuçlanacak durum.
devamını gör...

sözlüğün aşık olacağımız bir özelliğidir. düşünen çabalayan herkese teşekkür ederim demek istediğim başlıktır.
10 dakikadır takılıyorum yeni şarkılar keşfediyorum dans ediyorum çok güzel ortam demek istiyorum.
devamını gör...

iyi insan olmak için önce güzel bir yüreğe ve mantıklı kararlar verebilecek bir beyine ihtiyaç vardır.
devamını gör...

toplumsal hareketleri baz alarak söyleyecek olursak gustava le bon'un klasik toplumsal hareketlerde öne sürmüş olduğu kavramın adıdır. insanlarin irrasyonel canlılar olmasından kaynaklı olarak duygularıyla hareket ettiğini söylemiştir düşünür. bunun yanında insanların birbirlerini de etkilediklerini söyleyebiliriz. asil vurucu nokta da insanların birbirlerini etkilemeleridir. aslında gustave le bon burada toplumsal hareketleri olumlamamakla beraber aşırı bir eleştiride de bulunmuştur çünkü ona göre bir toplumun zekasını o toplumdaki en düşük zekalı insanın zekasına eşittir.

gustava le bon un bunlari 1800lu yillarda söylediğini düşünecek olursak o dönemlerde var olan devlet yapılarının söz söyleyen insanların genelde üst sınıflarda yer alan insanların olduğunu söyleyebiliriz. ve bu insanların tabi ki devlete karsi ortaya çıkan hak iddialarında devletin yanında olamalari çok olasıdır. bununla beraber fransız ihtilali'nin ardindan ortaya çıkan uygulamalarından bu söylemi doğrulayacak yani vardır. fransız ihtilali'nin ardindan fransız sokaklarında kanlar akacağı boyutta giyotinle idamlar olmuştur bu da ihtilali yapan topluluğun zekasının gerçekten o toplumdaki insanların en düşük zekalısına eşit olduğunu göstermektedir.

yeni toplumsal hareketleri düşündüğümüzde ise durum daha farklıdır. insanların artık ciddi bir kimlik dertleri vardır, devletlerin yapısı da hala sınıfsal yapı devam etmekle birlikte bu sınıfsal yapı çok katmanlı hal almıştır. bu da insanlarin artık devletin ihlal ettiği haklara karşı bir arada yer aldıkları hareketleri ortaya çıkarmıştır. bunu daha sonra başka bir başlık (yeni toplumsal hareketler) altında inceyebiliriz.
devamını gör...

hayatimin arka fonunda/planında bu iki şarkı döngüler halinde çalıyor.
emre aydın- güllerim soldu

gripin- böyle kahpedir dünya
devamını gör...

avrupa' da genelde italyan sinemacılar tarafından yapılan, vahşi batı hakkındaki filmlerdir. spaghetti western terimi bu filmleri daha çok italyanlar yaptığı için amerikalı eleştirmenler tarafından kullanılmaya başlanmıştır. deneyimli spaghetti western oyuncusu aldo sambrell' e göre ise , 'spagetti western' ifadesi ispanyol gazeteci alfonso sánchez tarafından icat edilmiş. 1940' larda avrupa' da euro-western olarak tabir edilen bazı filmler yapılmış ama bu işi ilk ticari başarı haline getiren kişi italyan yönetmen sergio leone olmuş. 1964'te leone'nin yönettiği a fistfull of dollars türü öne çıkaran ve gerçekten ilk spagetti western tabir edilen film olmuştur. 1966 tarihli the good, the bad, the ugly bu filmi izler, 1968 tarihli destanı once upon a time in the west onun başyapıtı olarak kabul edilir. bu tarzın sevilmesinde leone filmlerinde oynayan clint eastwood' u da unutmamak lazım.

leone'ni bu filmlerde etkilendiği kişi ise ustaların ustası akira kurosawadır. kurosawa'nın yojimbo (1961) ve onun devamı olan sanjuro (1962) leone'nin eastwood'la yaptığı the man with no name (isimsiz adam) üçlemesinin temelini oluşturur. o kadar ki eastwood'un oynadığı bu seride kurosawa' nın bahsettiğim filmlerindeki ronini olan toshiro mifune ile pek çok ortak yanı var.

leone o kadar (!) etkilenmiş ki, a fistful of dollars (1964) filmini neredeyse yojimbo’ dan bire bir kopyalamış. telif hakkı kurosawa’ da olduğu için japon usta dava açmış ve kendi filminin gişesinden elde ettiği gelirin kat be kat fazlasını aldığı tazminattan karşılamış.

özellikle leone' nin çektiği filmlerde kurosawa' nın sinema tekniğinden de çok etkilenmiş, onun gibi geniş açı çekimler ve karakter yüzüne yakın çekimler yapmıştır. ve tabii ki harika müzikler. ennio morricone' nin zamanının çok ötesinde olan efsane müzikleri de bu türün sevilmesine neden olmuştur.
devamını gör...

hafif spoiler içerebilir.

elem klimov'un 1985 yılında sinema tarihine armağan ettiği yapıttır. yabancı dile come and see olarak çevrilmiştir. klasik savaş filmlerinden en büyük farkı savaşın gerçek yüzünü insana bir tokat atar gibi anlatmasıdır. yönetmen bu filmden sonra bir daha film çekmemiş, çıtayı yukarıda bırakmıştır. filmin açılış sahnesi savaşa katılmak isteyen iki çocuğun silah bulmasıyla başlar. önce çocuğun bu isteği üzerine durulur daha sonra savaşın gerçek yüzünü gösterir. izleyiciye savaş mı istiyorsun o zaman gel ve gör mesajı verilir. bu tarz bir savaş filmini bir çocuğun gözünden anlatılması filmin sarsıcılığını arttıran bir şey oluyor. filmde gerçekçiliği arttırmak için gerçek mühimmatlar kullanılmış. filmde en çok çarpıcı sahneler vardır. özellikle bataklık sahnesini izleyince sanki gerçekten bir bataklıkta ilerlemeye çalışıyormuşsunuz gibi nefes nefese kalacağınız bir sanhedir . bataklık orda asıl savaşın insanları nasıl bir bataklığa gömdüğü tasvir edilir. eminim ki sahne çekimi de çok zor olmuştur. bir diğer etkileyici sahne ise ateş hattı arasında kalan inek sahnesinde ineğin yere yığılması ve kameranın ineğin gözüne odaklandığı sahne. inek ve final sahnesinde ise hitler'in fotoğrafına ateş edilen sahnede izleyiciye sorduğu soru: bebek hitleri öldürür müydünüz? bebek hitleri öldürür müydünüz?
devamını gör...

yaptığımız kaçak yayının yorgunluğunu 20 dakikada almış yayındır.
sokratis malamas stin koilada ton ile huzurlu huzurlu gülümsetiyor resmen..
devamını gör...

bekledim günlerce,yok ki gelen.
devamını gör...

okuyunca film ya da dizide geçen bir bölüm, olay gibi gelse de aslında yaşanan gerçek bir durum.
aşkı memnu, yaprak dökümü, muhteşem yüzyıl dizilerinde yok böyle entrika.
brezilya veya hindistan dizilerinin etkisinde kalma olasılığı yüksek, n.ç'nin kızını yanına alarak kocasını 8 yıldır aldatma hikayesi.
n.ç beynimde tümör var diyerek tekirdağ'a hastaneye gidiyorum diye 2013 senesinde evden ayrılmış. eşinin ve çocuklarının yanına gelme isteklerini hep bir bahaneyle savuşturmuş. " beni bu halde görmenizi istemiyorum" diyerek saçı kazıklı fotoğraflar ve hastane temalı görüntüler göndermiş. böyle böyle 8 koca yıl geçmiş.
evin oğlu birgün gönderilen paraların tekirdağ yerine istanbul'dan çekilince mevzuya uyanmış. ilk başta yok demiş konduramamış sonra ise korktuğu başına gelmiş. annesinin kaldığı eve gittiğinde kız kardeşinin yabancı adama baba dediğini duyup görmüş.
yaşanılan 8 yıllık yalanı babasını anlatmış. babası 8 yıl boyunca eşine 400 bin maddi yardımda bulunmuş. mahkemede geçen beyanlar şöyle:

davada tanık olarak dinlenen r.ç. yaşadıklarını şöyle anlattı:

“annem bize kafasını kazıtmış fotoğraflarını gönderirdi. kendisini ziyaret etmek istediğimizde bizi engellerdi. anneme toz konduramazdım. sonra internet bankacılığından gönderdiğimiz paraları sorguladım. paralar tekirdağ’dan değil etiler’deki bir bankadan çekilmişti. annemi aradım. bulunduğu evi söyledi. eve gittiğimde kız kardeşimin yanında yaşlı bir çift vardı. sonra başka bir adam geldi. kim olduğunu sordum. ‘5 yıllık kocasıyım’ dedi. o adam, annemin babamla boşanma sürecinde olduğunu biliyormuş. küçük kardeşim de o adama ‘baba’ diyor.”


eşinin hastalık yalanını oğlundan öğrenen h.ç. boşanma davası açtı. çocuklarının velayetini isteyen h.ç., bugüne kadar eşine tedavi için gönderdiği 400 bin tl ile 250 bin tl manevi tazminat talep etti. n.ç. davaya verdiği yanıtta, h.ç.’nin kızı doğduktan sonra kendisinden uzaklaştığını, bilgisayar başında sabahlamaya başladığını iddia ederek, “boşanmak istediğimde ölümle tehdit edildim. belki benimle ilgilenir diye bir ailenin yanında yatılı bakıcı olarak çalışmaya başladım. çocuklarımın velayetini ve 400 bin tl tazminat istiyorum” dedi.


kaynak
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim