çikolata
kakao ağacının kocaman meyvesiyle yapılan gıda maddesi. bu meyvenin içindeki çekirdekler hasattan sonra fermante edilir. leziz kakao aroması fermantasyondan sonra ortaya çıkar. bu işlem kakao üretilen ülkelerde ucuz iş gücüyle yapılır, daha sonra çekirdekler çikolata üreten gelişmiş ülkelere satılır.
çekirdekler kavurma, öğütme gibi bazı işlemlerden geçtikten sonra preslenir. presleme sonucu ortaya sıvı kakao (bir kısmı toz kakao haline getirilip öyle satılır) ile kakao yağı çıkar. çikolata dediğimiz şey kakao sıvısı ile kakao yağının belirli oranlarda karıştırılmasıdır. ayrıyetten şeker de eklenebilir. hiç şeker eklenmemiş çikolata gerçekten çok acıdır (ben yedim, tavsiye etmiyorum). ayrıyetten yağ oranı düşük çikolata da hiç yenecek gibi değildir. ne kadar yağ, o kadar kalite.
hiç kakao sıvısı kullanmadan yalnızca kakao yağı kullanılırsa ortaya çıkan şeye beyaz çikolata denir. kakao yağı çikolata yapımında çok önemli bir bileşen olsa da çok pahalı olduğu için yurdumuzun güzide şirketleri ucuz palm yağı kullanır.
çekirdekler kavurma, öğütme gibi bazı işlemlerden geçtikten sonra preslenir. presleme sonucu ortaya sıvı kakao (bir kısmı toz kakao haline getirilip öyle satılır) ile kakao yağı çıkar. çikolata dediğimiz şey kakao sıvısı ile kakao yağının belirli oranlarda karıştırılmasıdır. ayrıyetten şeker de eklenebilir. hiç şeker eklenmemiş çikolata gerçekten çok acıdır (ben yedim, tavsiye etmiyorum). ayrıyetten yağ oranı düşük çikolata da hiç yenecek gibi değildir. ne kadar yağ, o kadar kalite.
hiç kakao sıvısı kullanmadan yalnızca kakao yağı kullanılırsa ortaya çıkan şeye beyaz çikolata denir. kakao yağı çikolata yapımında çok önemli bir bileşen olsa da çok pahalı olduğu için yurdumuzun güzide şirketleri ucuz palm yağı kullanır.
devamını gör...
theodor adorno
"yanlış bir hayat doğru yaşanmaz" demiş kişi. behzat ç.'nin baş karakter olduğu her temas iz bırakır (kitap)'ında çok güzel bir pasaj vardır bu sözle ilgili.
"ben istifa edip idman ocağı'na döndüm. yarın öbür gün, 'gel sana emekli maaş: bağlayalım,' derlerse ne diyeceğimi bilemiyorum, sonuçta idman ocağı'nın durumu malum, bu da benim hakkım sayılır, yirmi bir yılımı verdim cinayet bürosu'na, içim karardı. bahar'ı arayıp, sen haklıymışsın diyeceğim, yanlış bir hayat doğru yaşanmaz. artık bu söz kime aitse o daha iyi bilir, tornalı, pornolu bir adı vardı, işte bıraktım. kendi dişlimi alıp, bu çarktan ayrıldım."
"ben istifa edip idman ocağı'na döndüm. yarın öbür gün, 'gel sana emekli maaş: bağlayalım,' derlerse ne diyeceğimi bilemiyorum, sonuçta idman ocağı'nın durumu malum, bu da benim hakkım sayılır, yirmi bir yılımı verdim cinayet bürosu'na, içim karardı. bahar'ı arayıp, sen haklıymışsın diyeceğim, yanlış bir hayat doğru yaşanmaz. artık bu söz kime aitse o daha iyi bilir, tornalı, pornolu bir adı vardı, işte bıraktım. kendi dişlimi alıp, bu çarktan ayrıldım."
devamını gör...
didem madak
24 temmuz 2011'de hayata gözlerini yummuş türk kadın şairimiz.
güzel yazar hoş yazar ama bana fazla hitap etmez, uçuk havada hissettirir şiirleri. (bana)
(bkz: ah'lar ağacı)
(bkz: grapon kağıtları)
(bkz: pulbiber mahallesi)
güzel yazar hoş yazar ama bana fazla hitap etmez, uçuk havada hissettirir şiirleri. (bana)
(bkz: ah'lar ağacı)
(bkz: grapon kağıtları)
(bkz: pulbiber mahallesi)
devamını gör...
öğretmen öğrenci diyalogları
bi kere lisedeyken arkadaşımla koridordaki su sebilinden su doldurmak istemiştik ama ders zili çalmıştı ve nöbetçi öğretmen koridordaydı.asla izin vermezdi dışarı çıkılmasına zil çaldıktan sonra ama biz yine de şansımızı denemek istedik ve gittik sebile kadar. adam yanımıza gelip “zil çaldı sınıfa dönün hadi” demişti ve arkadaşım da “hocam çok susadık lütfen içelim gidicez hemen” demişti. öğretmen yine de izin vermeyip “sonraki tenefüs gelirsiniz bi şey olmaz, insan 3 gün susuz yaşayabilir” demişti ve onun üzerine benim canım arkadaşım “hocam ama arı’nın * 3.günü”demişti ve öğretmen bu cevaptan sonra bize izin vermişti.şuan çok saçma bi anı gibi gelse de o anı yaşamak ve o tepkiyi görmek çok eğlenceliydi bence *
devamını gör...
zippodan çıkan çınn sesi
bu yazarın yeri bende çok baska.* sözluge ilk geldigim dönemlerde tanisikligimiz, eski dosttur yani...oldukca vefalıdır ayrica. hayata bakisi, durusu, naifligi ve saygisiyla kendini bende cok farkla bir yere koydu. nicedir de kendisinin halini hatirini sormuyorum, kusuruma bakmasin mesguliyetlerime versin. bir de hep var olsun...
devamını gör...
sansür
her başlığın altına aynı tanımı yazıyor gibi hissetsem de bu hissim söylediğim şeyin doğru olmadığını göstermez. tabi ki sansürün de kökenleri sandığımızdan da eskilere dayanıyor.
her ne kadar tarafsız oldukları söylense de hititlerin yıllıkları da sansüre maruz kalmıştı. onlardan önceki uygarlıklarda da gerek sözlü gelenekte gerekse yazılı geleneklerde sansür hep vardı. hititlerden sonraki uygarlıklardan günümüze kadar bu sansürün artarak devam ettiğini söylememe gerek yok sanırım. *
işte tam da bu süreklilikten dolayı hem sansür hem de otosansür iliklerimize adar işlemiş durumda. çoğu zaman farkında olmadan yapıyoruz bunu.
peki önce sansür mü doğdu yoksa otosansür mü?
bence otosansür. çünkü bu iki kavram da temelde iletişim kavramı ile ilişkili. insan açısından düşündüğümüzde ilk iletişim yöntemi olan vucüt dili ve bazı sesler çıkararak sağlanan iletişimde sansür ve otosansür için yeterli zemin oluşmuyor. ancak daha sonraları ortaya çıkmaya başlayan ve giderek karmaşık bir hal alan konuşma dediğimiz iletişim türü sansür ve otosansür kavramlarının oluşma zeminini oluşturdu.
insanlar konuşmaya başladıklarında da her şeyin söylenmeyeceğini veya her şekilde söylenmeyeceğini kavradılar ve söylediklerinde otosansür uygulamaya başladılar. uygarlık geliştikçe ve devletler kuruldukça da sansür denilen kavram da hayatlarımızda yer etmeye başladı.
bazı dil bilimcilerin konuşmayı kötü bir iletişim aracı olarak tanımlamalarının sebeblerinden biri bu olabilir sanırım.
madem bir sözlük platformundayız ''sözlük ve otosansür'' üzerine bir şeyler söylemek istiyorum. bahsedeceğim sansür yazarların kendi kendilerine uyguladıkları sansür. hiç kimse inkar etmesin ama burada her zaman kafamızın içinden geçenleri eksiksiz yazmıyoruz. yazsak alacağımız tepkilerden korkuyoruz. sansürsüzce yazan hiç bir yazarın sözlüklerde pek sevildiğini görmedim duymadım. söyledikleri şeyler hep birilerine battı. bugün şu kesime battı, yarın diğer kesime batacak. ama her zaman için sansürsüz konuşanlar sevilmedi. takdir etmek denmese de bu tür insanlara her zaman için ''helal olsun''derim.
tanımların sonunu getirmekte hep zorlanmışımdır. bari bir telkinle bitireyim.
sansürsüz yazıcam diye işin şeyini çıkarmayın lütfen. *
her ne kadar tarafsız oldukları söylense de hititlerin yıllıkları da sansüre maruz kalmıştı. onlardan önceki uygarlıklarda da gerek sözlü gelenekte gerekse yazılı geleneklerde sansür hep vardı. hititlerden sonraki uygarlıklardan günümüze kadar bu sansürün artarak devam ettiğini söylememe gerek yok sanırım. *
işte tam da bu süreklilikten dolayı hem sansür hem de otosansür iliklerimize adar işlemiş durumda. çoğu zaman farkında olmadan yapıyoruz bunu.
peki önce sansür mü doğdu yoksa otosansür mü?
bence otosansür. çünkü bu iki kavram da temelde iletişim kavramı ile ilişkili. insan açısından düşündüğümüzde ilk iletişim yöntemi olan vucüt dili ve bazı sesler çıkararak sağlanan iletişimde sansür ve otosansür için yeterli zemin oluşmuyor. ancak daha sonraları ortaya çıkmaya başlayan ve giderek karmaşık bir hal alan konuşma dediğimiz iletişim türü sansür ve otosansür kavramlarının oluşma zeminini oluşturdu.
insanlar konuşmaya başladıklarında da her şeyin söylenmeyeceğini veya her şekilde söylenmeyeceğini kavradılar ve söylediklerinde otosansür uygulamaya başladılar. uygarlık geliştikçe ve devletler kuruldukça da sansür denilen kavram da hayatlarımızda yer etmeye başladı.
bazı dil bilimcilerin konuşmayı kötü bir iletişim aracı olarak tanımlamalarının sebeblerinden biri bu olabilir sanırım.
madem bir sözlük platformundayız ''sözlük ve otosansür'' üzerine bir şeyler söylemek istiyorum. bahsedeceğim sansür yazarların kendi kendilerine uyguladıkları sansür. hiç kimse inkar etmesin ama burada her zaman kafamızın içinden geçenleri eksiksiz yazmıyoruz. yazsak alacağımız tepkilerden korkuyoruz. sansürsüzce yazan hiç bir yazarın sözlüklerde pek sevildiğini görmedim duymadım. söyledikleri şeyler hep birilerine battı. bugün şu kesime battı, yarın diğer kesime batacak. ama her zaman için sansürsüz konuşanlar sevilmedi. takdir etmek denmese de bu tür insanlara her zaman için ''helal olsun''derim.
tanımların sonunu getirmekte hep zorlanmışımdır. bari bir telkinle bitireyim.
sansürsüz yazıcam diye işin şeyini çıkarmayın lütfen. *
devamını gör...
ilkokuldan akılda kalanlar
biri silgimi sürekli çalıyordu. haftada 1 silgi tüketiyordum. çalan kişiyide buldum hocaya söyledim hoca beni haksız buldu!
devamını gör...
karşımdakine saygım yok davranışları
bağırarak konuşmak.
devamını gör...
hiperimmünoglobulin d sendromu
1 yaş altındaki bebeklerde görülen 4-6 gün süren tekrarlayan ateş atakları, servikal lenfadenopati ve ailevi akdeniz ateşi tedavisine iyi gelen kolşisin tedavisine yanıtsızlık durumunda düşünülmesi gereken romatolojik bir hastalıktır.
kolesterol biyosentezinde rol oynayan mevalonat kinaz enzimini kodlayan gende mutasyon saptanır.
idrarda mevalonik asit artışı karakteristik bir belirtidir.
kanıtlanmış tedavisi olmamakla beraber steroid,kolşisin denmektedir.
kolesterol biyosentezinde rol oynayan mevalonat kinaz enzimini kodlayan gende mutasyon saptanır.
idrarda mevalonik asit artışı karakteristik bir belirtidir.
kanıtlanmış tedavisi olmamakla beraber steroid,kolşisin denmektedir.
devamını gör...
başlığı engelle butonu
an itibarıyla eklenen buton. hayırlı uğurlu olsun.
engellediğiniz başlığı bir daha sol listede ya da benzer başlıklarda görmemenizi sağlar.
hali hazırda takip et/etme butonu vardı. bu yeni buton ile birlikte artık engelleme/takip etme özellikleri tek buton altına toplandı.

edit: daha önce eklediğimiz yazarın başlıklarını engelleme butonundan farklı olarak tek bir başlığı engellemeye yarar.
engellediğiniz başlığı bir daha sol listede ya da benzer başlıklarda görmemenizi sağlar.
hali hazırda takip et/etme butonu vardı. bu yeni buton ile birlikte artık engelleme/takip etme özellikleri tek buton altına toplandı.

edit: daha önce eklediğimiz yazarın başlıklarını engelleme butonundan farklı olarak tek bir başlığı engellemeye yarar.
devamını gör...
hayatında hiç sevgilisi olmamış kişi
ne var ya ne var. bütün ilişkileri isimlendirmek zorunda mıyız? yada uzaktan sevmeyi sevmek neden çirkinlik, özgüvensizlik gibi kavramlarla tanımlandırılıyo hep? bazı duygular insani dokunuşlara ihtiyaç duymaz hatta çoğu zaman bozulurlar aldıkları müdahalelerle, diyen kişidir.
devamını gör...
carrie
(bkz: stephen king)’in sinemaya uyarlanan ilk romanıdır. carrie, beyazperdeye ilk olarak 1976 senesinde (bkz: brian de palama) tarafından uyarlandı. filmin inanılmaz bir başarı yakalaması kitabı hayli popüler bir hale getirdi ve stephen king'in başarı basamakalarını tırmanmasına büyük katkı sağladı. 2013 yılında ise (bkz: kimberly peirce) tarafından bir uyarlama daha gerçekleşti, ilk film gibi bir başarı yakalamak şöyle dursun neredeyse adından söz ettirmedi bile. kitabı okumuş, iki filmi izlemiş biri olarak naçizane birkaç fikir sunacağım.
kitabını severek okuduğum ancak 2013'te çekilen filmini her anlamda yetersiz bulduğum yapımdan başlamak gerekirse yavan bir amerikan lise geriliminden başka hiçbir anlamı döşenmemişti, oyuncularını, özellikle (bkz: chloe grace moretz)'i çok beğenmeme ve aldığı bir çok eleştiriyi haksız bulmama rağmen bu filmde nedenini anlamadığım bir şekilde fazla yetersiz kaldı. muhtemelen filmin de yetersizliği beni buna körükledi. filmin neden yetersiz olduğuna kabaca değinecek olursak : carrie'nin sıradan ve bu kadar yumuşak işlenecek bir kitap olduğunu düşünmüyorum, genç-ergen dramasından çok daha fazlası. dominant bir annenin çocuğunu bir hata olarak görmesi ve bu doğrultuda onu büyütmesini anlatıyor ama film ergen kız ve anne hikayesi izliyormuş tadı veriyordu.
1979 yılında çekilen ve hala ikonik sahneleri ile adından söz ettiren ilk uyarlamaya dönelim. (bkz: sissy spacek) hakkında diyebileceğim tek şey piyasanın tanrıçası olacağını daha o yaşta bize kanıtlamış olması, her zerresi ile oynayan spacek rolüne hazırlanırken setten kimseyle vakit geçirmeyerek yalnız başına rolüne hazırlanmış, işini bu kadar ciddiye alması da ona tertemiz bir oscar adaylığı kazandırmıştı. (bkz: piper laurie) yani esas kızımızın annesi, diğer filme göre kitaptaki sertliği çok daha iyi yakalamış ve çok daha iyi aktarmış. gerek kamera kullanımı gerekse renklerin can alıcılığı haddim olmayarak brian de palama'yı takdir etmemi sağladı. kitaptan farklı ve bence daha ince olan finali filmin en sevdiğim yeri olabilir. isa'nın çarmıha gerilmesine atıfta bulunmak için kitabın sonunu değiştiren öve öve bitiremediğim yönetmenimiz bunu iyi ki yapmış.
daha fazla uzatmadan son notumu da şöyle döşeyeyim: yönetmen palama filmde bir çok yerde (bkz: alfred hitchcock) hayranlığını sinematografisi ile bizlere hatırlattı. hatta hitchcock'un unutulmaz eseri olan (bkz: pscyho)'da kullandığı o gerici keman sesine birebir yer veriyor.
kitabını severek okuduğum ancak 2013'te çekilen filmini her anlamda yetersiz bulduğum yapımdan başlamak gerekirse yavan bir amerikan lise geriliminden başka hiçbir anlamı döşenmemişti, oyuncularını, özellikle (bkz: chloe grace moretz)'i çok beğenmeme ve aldığı bir çok eleştiriyi haksız bulmama rağmen bu filmde nedenini anlamadığım bir şekilde fazla yetersiz kaldı. muhtemelen filmin de yetersizliği beni buna körükledi. filmin neden yetersiz olduğuna kabaca değinecek olursak : carrie'nin sıradan ve bu kadar yumuşak işlenecek bir kitap olduğunu düşünmüyorum, genç-ergen dramasından çok daha fazlası. dominant bir annenin çocuğunu bir hata olarak görmesi ve bu doğrultuda onu büyütmesini anlatıyor ama film ergen kız ve anne hikayesi izliyormuş tadı veriyordu.
1979 yılında çekilen ve hala ikonik sahneleri ile adından söz ettiren ilk uyarlamaya dönelim. (bkz: sissy spacek) hakkında diyebileceğim tek şey piyasanın tanrıçası olacağını daha o yaşta bize kanıtlamış olması, her zerresi ile oynayan spacek rolüne hazırlanırken setten kimseyle vakit geçirmeyerek yalnız başına rolüne hazırlanmış, işini bu kadar ciddiye alması da ona tertemiz bir oscar adaylığı kazandırmıştı. (bkz: piper laurie) yani esas kızımızın annesi, diğer filme göre kitaptaki sertliği çok daha iyi yakalamış ve çok daha iyi aktarmış. gerek kamera kullanımı gerekse renklerin can alıcılığı haddim olmayarak brian de palama'yı takdir etmemi sağladı. kitaptan farklı ve bence daha ince olan finali filmin en sevdiğim yeri olabilir. isa'nın çarmıha gerilmesine atıfta bulunmak için kitabın sonunu değiştiren öve öve bitiremediğim yönetmenimiz bunu iyi ki yapmış.
daha fazla uzatmadan son notumu da şöyle döşeyeyim: yönetmen palama filmde bir çok yerde (bkz: alfred hitchcock) hayranlığını sinematografisi ile bizlere hatırlattı. hatta hitchcock'un unutulmaz eseri olan (bkz: pscyho)'da kullandığı o gerici keman sesine birebir yer veriyor.
devamını gör...
coldboy
radyo programını dinledim ve çok beğendim özellikle filmden replikler ve müzikleri bulup dinletmesi çok güzel olmuş. ellerine sağlık efendim. *
devamını gör...
a 101'den kitap almak
alınmasında sorun yoktur ama eğer ekonomik durumunuz el veriyorsa türk edebiyatı da olsa dünya edebiyatı da olsa bilinen kaliteli yayın evlerinden alınıp okunmasını tavsiye ederim.(bkz: can yayınları)(bkz: iş bankası kültür yayınları)(bkz: yapı kredi yayınları)
devamını gör...
ben devlet için değil devlet benim için var
yıldız tilbe’nin söylediği sözdür.kendisine katılıyorum
devamını gör...
narsisizm
patolojik olani icin konusalim.
amerikan sapigini izleyenler bilir. yetersizlik, degersizlik duygulari icinde yasayan; cok buyuk ihtimalle cocuklugunda cinsel tacize, asagilanmaya, dayağa, baskiya, yok sayilmaya maruz kalan ve bundan dolayi buyukluk ve siddet fantezileri kuran nkb sahibi patrick bir gece iki kadinla sevisirken kendisini kameya alir. kaslarini, atletik vucudunu falan gosterir, nasil da guzel seks yaptigini gosterir kameraya. haz alir. kendisini kendisine ispatlamaya calisir. bunun icin kadinlari kullanir. muhtemelen sonra o videoyu izleyip kendisini degerli hissetmistir.
peki gunumuz dunyasindaki insanlarin cogunun yaptigi gosterisin teshirciligin nispetciligin bundan ne farki var? hatta bu daha da kotusu. o adam hic degilse bunu kendi kendine yapiyordu, ki olan da budur zaten. kendim nkb'li oldugum icin sunu soyleyeyim ki bu insanlari kesinlikle ilk bakista cozemezsiniz. eskiden cogunlukla travmalarla narsist olmus bireyler yetisirken gunumuzde doyumsuzluk ve simariklikla buyutulmus bireyler narsistlesiyor. evet patolojik narsisizm nadir gorulen bir sey, sansiniz varsa omrunuz boyunca boyle biriyle yakin iliski kurmazsiniz cikmaz karsiniza, ancak narsisistik ozellikleri agir basip kendisini bu ugurda rezil eden insanlari artik her yerde gorebiliyoruz.
amerikan sapigini izleyenler bilir. yetersizlik, degersizlik duygulari icinde yasayan; cok buyuk ihtimalle cocuklugunda cinsel tacize, asagilanmaya, dayağa, baskiya, yok sayilmaya maruz kalan ve bundan dolayi buyukluk ve siddet fantezileri kuran nkb sahibi patrick bir gece iki kadinla sevisirken kendisini kameya alir. kaslarini, atletik vucudunu falan gosterir, nasil da guzel seks yaptigini gosterir kameraya. haz alir. kendisini kendisine ispatlamaya calisir. bunun icin kadinlari kullanir. muhtemelen sonra o videoyu izleyip kendisini degerli hissetmistir.
peki gunumuz dunyasindaki insanlarin cogunun yaptigi gosterisin teshirciligin nispetciligin bundan ne farki var? hatta bu daha da kotusu. o adam hic degilse bunu kendi kendine yapiyordu, ki olan da budur zaten. kendim nkb'li oldugum icin sunu soyleyeyim ki bu insanlari kesinlikle ilk bakista cozemezsiniz. eskiden cogunlukla travmalarla narsist olmus bireyler yetisirken gunumuzde doyumsuzluk ve simariklikla buyutulmus bireyler narsistlesiyor. evet patolojik narsisizm nadir gorulen bir sey, sansiniz varsa omrunuz boyunca boyle biriyle yakin iliski kurmazsiniz cikmaz karsiniza, ancak narsisistik ozellikleri agir basip kendisini bu ugurda rezil eden insanlari artik her yerde gorebiliyoruz.
devamını gör...


