tatlı mı tatlı sesiyle insanlığın kulaklarının pasını daha kim bilir kaç yıl daha silmeye devam edecek olan, sesiyle ölümsüzleşen, efsane vokalist.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

televizyon en geç altı ay içinde piyasadan silinecektir. insanlar her akşam böyle bir kutuya bakmak istemezler.

daryik f. zanuck twentieth century fox'un başkanı 1944.
devamını gör...

seçilen kişiler genellikle ordunun en yetkili isimlerinden olurlardı.


tanım: arapların bir savaş geleneği.
devamını gör...

bazı türlerinin zehirlerinin, ciddi anlamda ticaretini yapıyorlar.

hatta bazı ülkelerde bu sektör haline dönmüş durumda.
devamını gör...

türk dil kurumu'nun tanımına göre: bir şeyin fiyatını artırma, bindirim. link

türk halkının hayal güçlerinin de verdiği yetkiye dayanarak farklı tanımlar da alabilmektedir. cümle içinde kullanırsak: "ülke vatandaşları zama zam gelmesini artık normal karşılıyordu..."
devamını gör...

bakkal veya seyyar çekirdekçi, gazete kağıdını eline alır. gayet hızlı ve şık bir hareketle saniyeler içinde külah haline getirirdi. külahın uç kısmının açılmaması için iyice büküp kıvırarak içini doldurduktan sonra da kağıdın üst kısmını içeriye katlar, külahın ağzını kapatırdı.
devamını gör...

müsadenizle kalbimi bırakmak istediğim radyo programı.
başından sonuna kadar bıcır bıcır bir enerji ile bizi tutup çocukluğumuza götüren ve bunu da sonsuz bir doğallık/ içtenlik ile yapan, benim için yazardan öte artık dost olmuş iki güzel insan, harikaydınız!
biliyordum bu kadar güzel olacağınızı, bu kadar harika bir yayın yapacağınızı. şimdiden önümüzdeki haftanın yayınını beklemeye başladım iyi mi?*
devamını gör...

kusmak. bir keresinde birinden acccayip hoşlanıyordum ve çocuğu ne zaman görsem midem bulanıyordu.
devamını gör...

oyun oynayamadim film izleyemedim sürekli sözlüğe bakasim yazısim geliyor.
devamını gör...

lisenin ilk günüydü. içimde ise ilk günden mütevellit telaş, stres, merak, belirsizlik. merkezde olması için ortalarda bir yerlere oturdum. sonra sınıf yavaş yavaş dolmaya başladı ve o girdi sınıfa. bakışı, oturuşu, duruşu, saçlarını savuruşu.. o etrafa ahenk saçan kızın dalgasına kapılırken buldum kendimi birden bire. hele o gözleri. gözlerine ilk baktığım an. o kömür gözlerin içine bakarken kendimi tamamladım, en yegane yarımı buldum. ilk günün kaygısı, etraftaki koşuşturma, konuşmalar birden bire kaybolmuş gibiydi. ilk aşk denen bir şey var ya, inanmazdım ben de. o güzel gözlü kız geldi ve yıkılmaz dediğim kumdan kalelerimi bir dalga ile yıktı götürdü. baktığımla kaldım, cesaret edemedim, hor gördüm kendime bir merhabayı. içimde fırtınalar kopmasına, kızgın volkanların patlamasının sebebi olan o kız sadece bir sıra önümdeydi. ama bu uzaklık böyle bir uzaklık ki, dünyanın diğer ucuna bedel. sonrasında günler geçti, akreple yelkovan birbirini kovaladı. benim hayatım oluverdi, rüyalarımı yılbaşı misali süsledi, attığım adıma dahi anlam yüklememe sebep oldu. okuldan nefret eden, gitmemek için kırk takla atan ben, sabah olsun da okula gideyim diye sabırsızlanmaya başladım. n'oluyor bana sahi? okula gidiyordum ve o gözlerine sürgün olduğum kız sınıf kapısından içeriye adım atmadan günüm başlamıyordu, kimseyle konuşmuyordum, konuşamıyordum. okula gelmediği günler içimde bir cenaze havası patlak veriyordu. "ulan bir şey mi oldu, niye gelmedi?" diye kendimi paralıyordum, felaketim oluyordu. gel zaman git zaman sohbetimiz başladı. arkadaşça. konuşması şiir gibiydi adeta. o konuşurdu, ben saatlerce dinlerdim. susardım. o konuştukça, munis kalbinin kayıp şehrinde daha çok kendimi kaybediyordum. sonra tüyap günü geldi. tüm okulu götürüyorlar. hayatta gitmem böyle yerlere, etkinlikmiş, oymuş buymuş bana ters. o gidiyordu ama, ben durur muyum? durmam. ben de gittim peşine. arkadaş grubu hâlinde geziyoruz, bakınıyoruz. sonra en yakın arkadaşım beni kenara çekti ve dedi ki: "ben o'nu seviyorum. bugün çıkma teklifi edeceğim." o an öyle bir an ki; beynine çıkan kanın sıcaklığını hissediyorsun, kafana sıkıyorlar adeta. sustum kaldım, konuşamadım. içimden kor alevler yükseliyordu ve ben sadece bakakaldım. yandım, kül oldum. sevgili sözlük yazarları, sorum size: neden içimizde yaşadık cesareti? reva mı? geride bıraktım tabii. ama ilki başkadır, unutulmuyor böyle. hatırladıkça, o güzel anıların ölgünleşmiş hüznünü her bir hücrende hissediyorsun. sevin. çok sevin. hayat, sevgisizliğe yer bırakmayacak kadar kısa.
devamını gör...

mezar taşlarını bre hasan koyun mu sandın hasan koyun mu sandın
adam öldürmeyi bre hasan oyun mu sandın diye bir türkü var ya, ben de soruyorum doğum yapmayı kolay mı sandın acaba?
devamını gör...

kerem,yağız,yiğit,sarp,can,mete.
devamını gör...

veteriner veya beden eğitimi öğretmeni olmayı isterdim. çember takla atmayı çok severdim. zamanla düşünceler ya da şartlar değişiyor. insan kendini bambaşka bir yerde buluveriyor.
devamını gör...


"hiçbir toplum yetenekli çocuklarını harcayacak lükse sahip değildir."
-bir ömür nasıl yaşanır, s. 171, ilber ortaylı, söyleşi: yenal bilgici, 27. baskı, kronik kitap.


daha erken okusam hayatımı daha farklı biçimlendirebileceğim, söyleşi türünde bir eser. kitapta kişinin öneri olarak değerlendirebilecekleri kısır değil, her yaşama bir biçimde uyarlanabilecek nitelikte. bunun yanında ilber ortaylı gibi dünyayı görmüş, ciddi anlamda sokak sokak arşınlamış bir insandan dünya insanlarına ve türk insanına dair tespitler okumak kıymetli. bir hızlı tüketim kitabı değil benim için. bir kitabı okumak yalnız göz ile sözcükleri taramaktan ibaret değil nihayetinde ki bu kitapta yüzü aşkın müzik, kitap, isim, gezi önerisi var. ben bunları araştırmadan, en azından %25'ine hakim olmadan bir değerlendirmede de bulunamam zaten.

bu kitapta yer alan çoğu öneri bence çoğu insanın daha önce duymadığı, bilmediği şeyler değil. zaten mesele kimsenin keşfetmediği bir şeyle karşılaşmak değil. neyi neden yapacağız ve ne işe yarayacak? bu kitap benim gözümde daha çok bunun üzerine kurulu. bilmeden, özüne inmeden verilmiş önerilerden çok daha fazlası var. her şeyden önce niçin tarih öğrenelim, şiir, edebiyat bilelim gibi -ne yazık ki ülke insanının uzak olduğu- konulara değinilmiş. ne yapmak gerektiğini, nasıl bir yol tayin etmenin ihtiyaç olduğunu söyleyecek çok insan vardır fakat bu biçimde önerilere az rastlanacağını düşünüyorum.

özellikle ebeveynler için iyi bir kaynak kitap olduğunu düşünüyorum. bu tarzda bir kitapla karşılaşmanın, okumanın da bir yaşı var. en nihayetinde 5 yaşında bir çocuğun bu kitabı alıp okuyup da ben şunu öğreneyim demesi zor, bu sayıyı 16 yaşa kadar çıkarabilirim. bu yaştaki genç insanların bu eserden yararlanmasının yolu bana kalırsa ebeveynleri, idealist öğretmenleri sayesinde sağlanabilir. genç yaşlar için çok ciddi öneri ve tespitleri var. gerçi sadece genç bireylere değil hayatın her evresindeki insanlara hitap edecek bir kitap.

kitapta ilber ortaylı'nın tanıdığı, bildiği çok çeşitli alanlarda uzman şahsiyetler ve kurumlardan bahsediliyor ki pek çoğu internette araştırılarak ulaşılabilecek isimler değil. tarih, basın, müzik, müzecilik gibi alanlarda öğrenim görenler için istifade edebilecekleri müthiş bir kaynak bence. bir de es geçmem çok büyük bir haksızlık olacaktır, idealist öğretmenlerin bu kitaptan elde edebileceği çok değerli kazanımlar olduğunu düşünüyorum.
devamını gör...

...karl raupp ...
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
...harry anderson ...
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
...antonio ermolao paoletti...
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
...charles haigh wood...
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
...louis marie de schryver...
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
...walter moras...
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
...rowland wheelwright ...
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
...ascan lutteroth ...
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

facebook’ta mevlüt kovalayan insan topluluğu.
başta şaka sandığım, ciddi olduğunu görünce şahsımı dumura uğratan eylem. gruptakiler hastanede yoğunbakımda yatan insan’ın elini tutarak fotoğraf paylaşıyor ve “hazır olun, mevlüt menüsü hazırlanıyor.” şeklinde paylaşımlar yapıyor.
diğerleri ise katıldığı mevlütlerin yemeklerini paylaşıp, yorumlayıp, puan veriyorlar. yemekleri beğenmiyorlar üstelik.
orda insanlar ölmüş, yakınları acı çekiyor, bunlar boğaz derdinde. hayret bişey. daha neler görücez acaba?
bu terbiyesizliğe kelimelerim yetmiyor.


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bu müziğe artı olarak lost müziği veee

arrival müziği de ekleyelim.
devamını gör...

şu kadar içerim, bu kadar kadınla beraber oldum adamcıkları ve bitmek tükenmek bilmeyen maceraları.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim