chana porter’ın sarmaşık isimli kitabının başlangıç bölümünde bir sayfa ile anlatılan ve dikkat edilmesi gereken hususlardır.

dünyanın sonu sanıldığı gibi çok görkemli, çok şaşalı, çok gürültülü bir şekilde gelmeyecek. uzun yıllara ya da asırlara da yayılmayacak. çok ani ve çok acısız olacak. göz açıp kapayıncaya kadar her şey yok olacak ve yeni bir başlangıç için hazırlıklar o an başlayacak.

eğer dünyanın sonunda önceki gece bir davet vermeyi düşünüyorsanız yazarın söylediği gibi yapan ve öncelikle gevşeyin. davete katılan insanlar ne yapmak istiyorlarsa onu yapsınlar. içmek istiyorlarsa içsinler, yemek istiyorlarsa yesinler, sevişmek istiyorlarsa sevişsinler.

ama içkili seksli bir alemle anı heba etmeme kadar da mantıklı olmayabilir. insanlar anda kalmak isteyecektir. onlara içkisiz ve sekssiz bir seçenek de sunmayı unutmayın.

kişisel bakımınızı yapın mutlaka. duşunuzu alıp en rahat olduğunuz kıyafetleri giyin, evinizi de en az kendiniz kadar temiz bir hale getirin. güzel bir yemek sofrası hazırlayıp şarap ya da bitki çayları ile destekleyin.

yarın gelecek diye bir şey olmadığını anlayacağınız için an’ın tadını çıkarmak için en mutlu olduğunuz şeyleri yapın.

carpe diem.
devamını gör...

ön ekleme: dün boncuğumuz, bugün de ninemiz vefat etti. rabbim merhametiyle muamele etsin.

formata aykırı mı bilmiyorum üst üste bir başlığa yazmak ama çatlayacağım yazmazsam. o yüzden formata aykırı ise şimdiden özür diliyorum.

ne yapmam gerektiğini bilmiyorum sözlük. ne yapmalıyım? ne hissetmeliyim? iyiyi mi düşünmeliyim? yoksa kötüye mi hazılamalıyım kendimi?

son birkaç gündür hasta olan bir minik kuşumuz var. dün iyiye gidiyor yazmıştım, dünle kıyaslayınca kötü diyebiliyorum sadece. saat saat besliyoruz, başında bekliyoruz miniğin. yemek yiyorsun bir şekilde mübarek de bir damlacık su içsen rahatlamaz mısın yav? lütfen su da iç boncuk kuş. bugün kalbimizi bir yokladın, hadi iyileşmenin vakti gelmedi mi sence de?

dün de yazmıştım büyük anneannemin rahatsız olduğunu. sabah akşam bekliyorlarmış, annem bilinci yerinde değil diyor. rabbim selamet versin büyük anneannem.

annemle kardeşim o kadar ters zamanda gittiler ki anlatamam sözlük*. bir yandan büyük anneannenin durumunu düşününce iyiki gittiler diyorum* .

ablam bana böyle durumlarda ne kadar soğukkanlısın diyor. aslında normalde hiç soğukkanlı değilimdir. kendimi güvende hissetmediğim veya huzursuz olduğum yerden kaçarım, çok korkak ve panik bir insanım işin aslı. sanırım şartlar böyle olduğunda birimiz soğukkanlı olmalı. burada da o biri ben oluyorum sanırım. kendimi pandeminin ilk senesinde gibi hissediyorum, geçirdiğim en kötü yıllardan biriydi. o zamanlar annem de böyle şeyler söylerdi. bilmiyorum sözlük o korkak kız nasıl böyle davranabiliyor, birileri o korkak kıza nasıl bunları söyleyebiliyor hiç bilmiyorum

bugün omuzlarımın ağırlaştığını hissediyorum.

duaya çok ihtiyacım var. dua eder, dua isterim. allah'ım sen minik kuşuma şifa, bizlere de selamet ver*.

üst üste girdiği tanım formata aykırı olduğu için uçmuş. o yüzden buraya ekliyorum zira bugün benim için önemli.

bugün formatın içine ettim biliyorum ama kuşum ölüyor babam severek rahatlatmaya çalışıyor - babmın yanında bile duramıyorum- , büyük ninem son nefesini vermeyi bekliyor ve 1 haftadır hiç güzel bir şey olmuyor.

kardeşim çok bağlı ona ve ona haberi nasıl veririm, nasıl söylerim bilmiyorum. kendim nasıl kabullenirim, onu da bilmiyorum. söylesene sözlük ne kadar sürer alışması? eve geliş saatlerimizde cickuş diye evi inleten, şarkılar söyleyen, en b**tan gününüzü bile aydınlatan, sevip sevebileceğiniz en saf şey, sizi de sevip sevebilecek en saf şey aranızdan ayrıldığında ne kadar sürer alışması? alışılır mı?

yavrumuz gözümüzün önünde eridi resmen elimizden geleni yaptık biliyorum olmayacak ama hala bir mucize bekliyorum.

güzel şeyler olmasına, bir mucize olmasına ihtiyacım var. inan şu halde nasıl yazıyorum bilmiyorum bundan çok az şey bu kadar yaktı canımı.

başlık neydi? normal sözlük yazarlarının hissettikleri. perişan hissediyorum, canım yanıyor. çok yanıyor. biri sanki içimden bir parçamı lime lime ediyormuş gibi. b** gibi hissediyorum.
devamını gör...

bazen beni acayip kizdirsada canımı cok sıksada her zaman icinde bulundugum durum bu. o da her zaman bana gelir zaten. sadece bankasi da degil anneme karşı idare ederim onu, tartıştıklari zaman yatıştırırım. keske benimde boyle bi ablam olsaydi diyorum hep içimden..
devamını gör...

gezegenler roma mitolojisindeki tanrılara göre adlandırılmışlardır.
mesela jüpiter en büyük gezegendir ve roma mitolojisindeki en büyük tanrı olan ıüpiter'den adını almıştır. ayrıca sonradan keşfedilen uydusunun adı ganymedes konulmuştur ki bu tanrı ıupiter'in aşkı ve şarap sunucusudur.
merkür en hızlı gezegen, en hızlı tanrı olan merkür'den,
venüs en sıcak gezegen; aşk, şehvet ve güzellik tanrıçası venüs'ten,
mars kırmızı gezegendir, savaş tanrısı (ve muhtemelen kanla ilişkili olarak) mars'tan,
neptün mavi renkli olduğundan dolayı sanırım, deniz tanrısı neptün'den
adını almıştır.
satürn ile uranüs'ün bağlantısını bulamadım. bence uranüs gezegeninin adı içinde su bulunduğundan neptün olarak adlandırılsa daha mantıklı olurdu..
devamını gör...

şehvet ihtiras haz bir kez insanın kanına girdi mi kurulu düzeni alışık olduğu sevdiği ya da sevmediği yaşantısı o bir kez şeytanın aklına uyma ile temelinden sarsılır yerle bir olur.therese kendini bildi bileli yaşadığı mutsuz sıkıcı karamsar hayatı kah camille'in hastalıklı bunalımlı hali kah halasının aynı zamanda kayın validesi olan bayan raquin'in yapışıp bırakmayan kene misali üstlerine titremesi therese'i aklında daima bir kaçış yoluna itmiştir ve bu kaçış yolu laurent'in evlerine gelmesi ile gerçekleşir ama nasıl bir kaçış yolu özgürlüğe huzura mutluluğa doğru mu yoksa acıya kedere eleme dibe doğru mu ne yazık ki hırs şehvet kurbanları hiç bir şey düşünmeyip bir anlık heveslerine kapıldığında artık onlar için acı elem keder yolları gözükür hele bir de ilin içinde önü arkası gelmez yalanlar ve cinayet varsa.bu kitabı okuyorken de bitirdiğimde de aklımın bir kenarında hep oyalama beni şarkısının "bir anlık heves için bir anlık heyecanla dokunma ve oynama gururumla" sözleri çalıyordu therese camille laurent bayan raquin hepsi için de ne kadar acı bir sona bedele neden oldu oluyor therese ve laurent özelinde insanın kendini dizginleyememesi vicdanını dinleyememesi.
devamını gör...

hoşuma gittiği için kullanıyorum efendim. eğreti durduğunu ya da hiyerarşi için kullanıldığını da düşünmuyorum.
devamını gör...

genelleme olarak yapılabilir mi tam bilemem ama boş bir cümle değil. bizzat kendi ülkücü sınıf arkadaşımdan duymuştum bu cümleyi. adamı sevmem ama şarkılarını seviyorum demişti. şaşırmıştım şarkılarını sevdiğin bir adamı nasıl sevemezsin biraz garip demiştim. sonra farkettim ki aslında böyle olan insanlar var yani ne kadar doğru bilemem ama demek istediğim bu bir hurafe de değil sonuçta*.
devamını gör...

ertem eğilmez'in 1965 ve 1970 yıllarında birebir aynı senaryo aynı replikler ile çektiği az bilinen bir yeşilçam şaheseri.
1965 yılı kadrosu: türkan şoray, cüneyt arkın, ekrem bora
1970 yılı kadrosu: hülya koçyiğit, göksel arsoy, ve ve ve yine ekrem bora *

ama izlemek isterseniz 1965 yapımı olan daha güzeldir.

filmin konusuna gelecek olursak:

sokaklarda şarkı söylerken bir gazinocu tarafından keşfedilip sınıf atlayan bir şarkıcıyla, aşık olduğu piyano hocasının öyküsüdür kısaca ama daha derinlemesine inceleyecek olursak . sokaklarda ikinci sınıf meyhanelerde şarkı söyleyen bir sürtükken toplumsal sınıf atlayıp yani bir sürtükten hanımefendiye dönüşme hikayesi. ama bunlara rağmen kendisini adam eden kişiye değil de gerçekten aşık olduğu kişiye gitmesi öyküsüdür. filmin son sahnesinde anlarız ki gerçekten seven kişi sevdiği kişiye kötülük yapamıyordur. bu son sahnede ekrem bora'nın bir ağlama sahnesi vardır ki değme aktörler yapamaz. bu konu ile ilgili ot dergisinden;

ertem eğilmez, sürtük filminde ekrem bora'ya o kadar ilginç bir kötü adam rolü oynatır ki, ekrem bora, sanki o filmde fransız bir kötü adamdır. ahmet tarık tekçe'yi bıçaklamak isteyen, erol taş'ın kafasında odun kıran ve tecavüzcü coşkun, daha mahalleden geçerken kapılarını pencerelerini kapatan seyirci kadınlar, belki de ilk kez bir kötü adama aşık olurlar


benim şahsi fikrim bu filmde gerçekten aşık olunacak kişi filmin ikinci adamıdır.

son sahneyi izlemek için:

izlemek için efendim.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
oldukça iyimser bobi.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bir bitmediniz alüminyum. yahu adam 3 gün önce kayıt olsa zaten yazardı, hem de 1. nesil. neyin cakası neyin tebriği bu sanırsın sözlüğü bu kurdu.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

yeni işime başlamanın mutluluğu ve gezmekten buralara pek uğrayamadım. mesai erken başlasa bile akşam erken çıkıp eve 5 gibi gelmek beni çok olumlu etkiledi. yeni işime hemen uyum sağladım. ortam gayet sıcak ama malum kimseye güven olmaz mantığı ile fazla muhabbete gitmeyip yüzeysel muhabbetler yapıyorum ki yarın bir gün dedikodular kulağıma gelmesin. ruh halim daha dengeli hale geldi. hiperaktivite sorunum kalmadı. uğraş terapisi iyi geldi. şimdilik herşey yolunda gözüküyor. bakalım ilerleyen günler neler getirecek. hava çok güzel. sıkı giyinmenize gerek yok. şu günlerde ki gibi güzel sıcak bir gün geçirmenizi dilerim dostlar. sözlüğü ve sizleri seviyorum.
devamını gör...

çöküş dinamitinin fitilidir. inkardan sonra, çöküşten önceki evredir. geri dönüşü çok nadir gerçekleşir. vücudunuz dahi çöküşe hazırlar kendini. kimyasal tepkimeler yaşanır, depresyonun en ağır dilimine girilir. soyut kavramlar dahi yok olmaya başlar. neşe, sevgi, kibir, erdem, hakikat yitirilir. elinizde sadece şahsiyetiniz kalır. var oluş amacınızı dahi anlayamadığınız şahsiyetiniz. içinde bulunduğunuz mevcut düzenin eksik parçasına kendinizi oturtamazsınız. varlığınızı reddetmeye başlarsınız. fiziki hacminiz bile değişir. mesela elinizi kolunuzu ayağınızı daha çok sağa sola çarpmaya başlarsınız. kapıya olan mesafenizi beyniniz idrak edemez, kolunuzu kapıya çarparsınız. adımlarınız dengesini kaybeder. beynin prefrontal korteks kısmı körelir, dümdüz yolda yürürken attığınız adımlardan biri yerin yüksekliğini unutur ve sanki çukura basmış gibi dengesiz bi yürüyüş sergilersiniz. sakar birisi olursunuz kısaca. çünkü o sırada kafa başka şeyler düşünür. o kadar çok düşünürsünüz ki içsesiniz beynin tamamını ele geçirir. içsesiniz size karşı hem muhalif hem narsist hem iyi hem kötü davranabilir. saniyenin binde birinde hem size hak veren konuşmalar yapar hem de sizi yerden yere vururcasına eleştirir. sizi en çok yıpratan yine siz olursunuz. bir de o sıralarda sizin gibi kabulleniş evresine girmiş insanlara rastlarsanız süreci daha da hızlandırırsınız. 18. yüzyıldan kalma bi tablo sizi mahveder mesela. iki satır camus ile ruhunuzu size daima kötülük sunan içsesinize teslim edersiniz. birkaç dize şiir, kırbaç darbesi gibi canınızı acıtır.
imkanı olan alkol, esrar veya türevi maddelerle vücudunu ve beynini rahatlatır. bi tür solucan deliğidir bu da. sahte bir kaçış hikayesi. birkaç saatlik terapi gibidir. birkaç saatliğine ilahi bakış açısına geçersiniz. kendinizi evrenin dahi üstünde bulabilir, her şeyi inceleme fırsatı tadarsınız. gözlem yeteneğiniz artar, ileri derecede fomoya kapılırsınız. sizin hakkınızda konuşulan her şeyi bilmek istersiniz. merak radarınıza takılan her şeyi bilmek istersiniz. son dakika haberlerini daha sık takip etmeye başlarsınız. evde işte sizin hakkınızda konuşulanları daha dikkatli dinlemek istersiniz. hikayenin eksik parçalarını içsesiniz doldurmak ister. kendi kurduğunuz çok kötü bi kurgu, size muhteşem ve eksiksiz görünmeye başlar. çevrenizdeki herkese karşı tutarsız ve olumsuz kanaatler oluşmaya başlar. tebrikler, artık bir hastasınız. bu dönemde en azından hayatınızda bir theo olmalı. düşüncelerinizi ifade edebileceğiniz, mümkünse uzakta olan biri olmalı. zira içinizdekileri bi şekilde kusmak istersiniz ama çevreyi de kirletmek istemeyecek kadar naifsinizdir. sizi kurtaracak olan şeyin bir dış etken olmasını ümit etmeye başlarsınız. mesela bi kaos, deprem, kriz, kitlesel yokoluş umulur. yakışıklı bi ölüm istenir. sizle beraber herkes bu diyarı terk etsin istersiniz çünkü fomo böyle bir şeydir. hiçbir şeyi kaçırmak istemediğiniz için siz öldükten sonra hiçbir şey olmasın istenir. bencilliğin pik yaptığı nokta, burası.


eğer akıllı biriyseniz kaçmak için son fırsatınız o pik noktası olmalı. bütün hücrelerinize kadar bencil olduğunuzu düşündüğünüz o an kendinize muhteşem bir iyilik yapın ve hem vücudunuzu hem ruhunuzu bu kötülüklerden arındırın. kimisi intiharla yapar bunu, kimisi yeniden hayata tutunarak. tutunacak dal mı yok? kendiniz yaratın. freni boşalmış bir tırın şoförü, sizsiniz. ileride de bi kaçış rampası var. kendi canınız için dorsedeki maldan feragat etmeniz gerekebilir. unutmayın, siz şu an dünyanın en bencil insanısınız. suni dal yaratın veya başkasının dalını çalın veya iyi bi ölüme doğru yol alın yeterki bir şeyler yapın. çabaya en çok ihtiyacınız olan an, muhtemelen o andır. uzmanlar ne der bilmem. zaten profesyonel destek almayı istiyorsanız bu iyi haberdir, henüz kabulleniş evresine girmemiş olabilirsiniz. tedavi çok iyi bi seçenek bu noktada.

hiçbir şey yapmamak ise en kolay seçenektir. kendinizi zamana teslim eder, yavaş yavaş kendi etini koparıp yiyen yamyamın sonu neyse siz de o sonla bu hikayeyi noktalarsınız.

dilediğiniz kadar üzülün. sadece şunu unutmayın; siz bu hisleri yaşayan ne ilk ne de son insansınız.



.
.
.
.
.
.
.


bonus
devamını gör...

hayallere dayalı ısrarcılığın yoğun bir şekilde deneyimlendiği zamanlar.

bir gün annemin önemli bir işi çıkmış, apartmanın en yetkili teyzelerinden birinin yanına emanet edilmiştim. benim yaşlarımdaki torunuyla oynamaya başladık. oyuncak hamurlarla baklavalar açılmış, hayali mutfakta marifetlerimizi döktürmüştük. teyzenin torununu annesi erkenden gelip alınca, çok geçmeden sıkılmaya başladım. çocuk aklı bu, her dakika oyun ister, oyalanmak ister. bir an boş durmak istemez. bir dakika önce hamur açar iki dakika son paten kayar. ortam ve koşullara göre yeni oyunlar ve oyuncaklar belirlenir. benim de kafam böyle çalışıyordu işte.

vitrinde ağzı geniş küçük bir vazonun içinde parlak yeşil boncuklar vardı. bir anda gözüm onlara kaydı. kopmuş bir tesbihin tekrar yapılması için alelacele vazonun içine atılmış boncuklar.. ah o boncuklar.. yeşil yeşil.. avuç avuç alıp içinde yüzmek istedim. bileğimdeki ve boynumdaki boncuklardan daha güzeldi sanki. değildi tabii ki, ben öyle zannediyordum. parlaktı, küçüktü, zarifti zaafım vardı onlara. hemen elime aldım. benim olmadığının farkındaydım sadece biraz dokunup, boncuklarla oynamak istedim. oyunum bitince zaten yerine koyacaktım. oyunum tehlikeliydi, kulağının içine boncukları tıkıştırma oyunuydu.
bir kulak içi ne kadar boncuk alabilir?
bilimsel deney havasında geçen oyunun sorusu da bir garipti. ben deneyi gerçekleştirirken, ev sahibesi içeri girdi:

-güzel olmuş muyum? süslendim ben.
+aa kızım çok güzel olmuşsun.. ne yaptın bakalım anlat bana?

teyzemiz farkettiğiniz gibi ballı lokma tatlısı kıvamında. hiç farketmeden yavaş yavaş kulağımdaki boncukları çıkartıp birer birer saymaya başlıyor. ona saymamız gerektiğini söylüyorum çünkü. oyunu ve dikkatimi hiç bozmuyor. son bir tanesini çıkaramıyor, uğraşıyor ve onu çıkarana kadar benim için oyunun devam edeceğini biliyor.

+ güzel kızım şimdi oyuna başka bir yerde devam edeceğiz. bir yere gideceğiz seninle sonuncusunu orada çıkartacağız.
-ya şa sın!!

yolda dedem ile karşılaşıyoruz. tatlı teyzemiz dedeme, bizim bir oyunda olduğumuzu ama oyunun ters gittiğini benim anlamadığım dille şifreli bir şekilde anlatıyor. ben durumdan çok keyif alıyorum. oyunuma gitgide daha çok kişi katılıyor. dedem de oyunuma dahil oluyor, ilk defa aile büyüğümle bir oyunun içinde takım halindeyiz. çok mutluyum...
hep birlikte oyunumuzun bitiş yerine yani hastaneye varıyoruz. son boncuğu doktor amca çıkartıyor. bana bir şey koklatırken son sayıyı ondan duyuyorum. doktor da son anda oyunuma dahil oluyor.
ve oyun bitiyor..
en son hatırladığım bu. anneme tüm bu yaşananları sevinçle anlatıyorum. tabii ki kendisine tehlikeli oyunumun bütün detayları önceden bahsediliyor. her şeyi bilmesine rağmen beni kalbi ağzında dinliyor. teyzemiz bana belli etmemek için soğukkanlıymış gibi davransa da ona emanet edildiğim için hop oturup hop kalkıyor aslında. yan yana geliğimizde hep söyler:

-ah kızım o gün ecel terleri döktürdün bana.

halbuki ben o gün çok eğlenmiştim..

tatlı teyzemle ne zaman bir araya gelsek bu konu açılır, kıkır kıkır güleriz. onu güldürmek için 'süslendim ben' demeyi hiç ihmal etmem.

büyümek farkında olmak demek. tehlikenin her anını buram buram hissetmek demek. sorumluluk da büyümenin kardeşidir. ruhsal ağırlığı oradan geliyor işte.
devamını gör...

116 senelik muhteşem tarihi, kimsenin yanına yaklaşamadığı başarıları, müzesinde rakiplerinin 2 katı kupası olan, ülkesinin medar-ı iftiharı, uefa ve süper kupa sahibi, 1481 den beri kültürün simgesi, 1905'ten beri sporun beşiği anlı şanlı galatasaray’ın normal sözlük futbol kulübüdür.
yakında başlıyoruz.
devamını gör...

yeni biten, bir ilginç kitaptır.

hikayesi baya da bir enteresan. bir kitap üzerine kaç enrry girilebilir ? aynı hikayeden kaç farklı bakış açısı çıkarılabilir ? ucu açık bu soruları sormayı bırakıp kitaba geçelim...


hikaye, yaralı bir sokak köpeğinin ideal sovyet proleterya ve günlük yaşamına eleştirileri ile başlıyor. bu betimlemeler, köpeğin üzerine kaynar su dökme, kalitesiz beslenme, vb. birtakım şeyler. iyi kalpli bir sovyet beyefendisin olaya dahil olması işleri biraz ilginçleştiriyor. insanlık ölmemiş yahu diyerek içimize akan o ılık sevgi damlaları, ilerleyen paragraflarda olayları farklı bir deli/dahi doktor hikâyesine getiriyor ( yanlış bakmadıysam bulgakov'un tıp ihtisası var. bu da okurken zevki arttırabilecek bir dipnot olarak burada dursun ) sonraki diyalog ve yaşanan olaylarda hem bir insanlık eleştirisi yapılıyor, hem de sisteme sağlam eleştirilerde bulunuyor yazarımız. bir köpek hayal edin ve sadakatini ve isteklerinin ne kadar basit olduğunu şu satırları okurken düşünün. bu köpeğjmiz insan olsa nasıl bir değişim yaşar ? sadık dostumuz ne kadar çirkinleşebilir ? bu ve daha detaylı, farklı farklı düşünceler zihninizde güzel bir egzersizi tetikleyebilir.

ayrıca şahsi kanaat olmakla beraber, george orwell hayvan çiftliği kitabından sonra fabl türünde, okumaktan en çok zevk aldığım politik eleştiri kitabı budur diyebilirim. şu an için 2. sıra bu ama sonra değişebilir mi ? değişebilir efendim.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

"iki şeyi hiç hatırlama;
başkasına yaptığın iyilik ve başkasından gördüğün kötülük."
devamını gör...

erkek kısmısının, büyük bir kısmısının kafası haylazlığa meyyal olduğu için olandır.
az akıllı olun artık.
itiraf ediyorum, en sevdiğim genelleme erkekleri gömen genellemeler. *
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim