eleştiri kabul etmeyen insan
genelde sadece iyi şeyler duymak isteyen insanlardır. onların hakkında en ufak kötü bi şey söyleyip eleştirmeye kalktığınızda size daha fazlasıyla cevap verirler çünkü onlar da farkındadırlar eleştirdiğiniz şeyin ama sadece kabullenmiyorlardır. hakkınızda yapılan iyi ya da kötü her türlü eleştiriyi dikkate almanız sizi daha samimi ve özgüvenli bi insan yapar bence o yüzden hem kendiniz hem de çevrenizdekiler için en azından dinleyin insanların düşüncelerini.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının en yaşlı özelliği
okuma gözlüğü kullanıyorum
devamını gör...
yazarların aklından çıkmayan dizi sahneleri
friends - pheobe'nin evlenme sahnesi. her kar yağdığında zihnimde canlanıyor ve birden o bölümü izleme isteği ile doluyorum.
devamını gör...
the room (2019)
oidipus kompleksinin modern zamanlar uyarlaması olarak gördüğüm filmdir.
konusu: başka hiçbir ev ile yakınlığı olmayan arsa üzerinde iki katlı taş bir eve taşınmış çift çocuk sahibi olamıyor. adam ressam, kadın sanıyorum çevirmen. evlerindeki odalardan biri bir tür lamba cini-üç boyutlu yazıcı işlevi görüyor. bu durumla eğleniyorlar fakat evin elektrik tesisatı şüpheli geliyor ve yerel bir tamirci çağırıyorlar, tamirci onlara bu evin eski sahiplerinin evde öldürüldüğünü söylüyorlar. zanlının adı john doe olarak söyleniyor. eğer bu ismin (erkek ise john doe/ kadınsa jane doe) kimliksiz ya da kimliği tanımlanamayan birine verilmiş bir etiket olduğunu bilmiyorsanız film boyunca ne oluyor diyebilirsiniz.
john doe’nun söylediği tek cümle filmi anlatmaya yeter: “hayatta hiçbir şey elde edemeyen insandan daha tehlikeli tek şey her istediğini elde eden insandır.” iktisatta bunu azalan verimler kanunu olarak tanımlarız. çok aç iken yediğiniz ilk pizza diliminin tatmini ile altıncısının tatmini aynı değildir. bir şeye hiç çabalamadan veya birden fazla sahip olmak haz duygusunu azaltır.
son olarak nietzche’nin tanrının ölümü ile özgürleşen insan atfı her ne kadar yoğunlukla işlenmese de filme derinlik katmıştır.
konusu: başka hiçbir ev ile yakınlığı olmayan arsa üzerinde iki katlı taş bir eve taşınmış çift çocuk sahibi olamıyor. adam ressam, kadın sanıyorum çevirmen. evlerindeki odalardan biri bir tür lamba cini-üç boyutlu yazıcı işlevi görüyor. bu durumla eğleniyorlar fakat evin elektrik tesisatı şüpheli geliyor ve yerel bir tamirci çağırıyorlar, tamirci onlara bu evin eski sahiplerinin evde öldürüldüğünü söylüyorlar. zanlının adı john doe olarak söyleniyor. eğer bu ismin (erkek ise john doe/ kadınsa jane doe) kimliksiz ya da kimliği tanımlanamayan birine verilmiş bir etiket olduğunu bilmiyorsanız film boyunca ne oluyor diyebilirsiniz.
john doe’nun söylediği tek cümle filmi anlatmaya yeter: “hayatta hiçbir şey elde edemeyen insandan daha tehlikeli tek şey her istediğini elde eden insandır.” iktisatta bunu azalan verimler kanunu olarak tanımlarız. çok aç iken yediğiniz ilk pizza diliminin tatmini ile altıncısının tatmini aynı değildir. bir şeye hiç çabalamadan veya birden fazla sahip olmak haz duygusunu azaltır.
son olarak nietzche’nin tanrının ölümü ile özgürleşen insan atfı her ne kadar yoğunlukla işlenmese de filme derinlik katmıştır.
devamını gör...
psikoloğa gitmek
ne yazık ki ülkemizde "deli olmak" ile eşdeğer tutulan eylem. oysa nasıl ki elimiz kolumuz, kafamız gözümüz hasta olunca bunların doktoruna gidiyorsak, ruhumuz da yaralanıp berelendiğinde bunun doktoruna gitmek son derece normal.
yalnız dikkatimi çeken şey şu ki, son yıllarda hemen hemen herkesin yolu bir şekilde buraya düşüyor. biz eski toprak olduğumuzdan mı bilinmez, hiç böyle bir ihtiyaç hissetmedim, hisseden pek fazla tanıdığım da yok. belki de ülkenin içinde bulunduğu durum nedeniyle umutsuzluk ve karamsarlık boyutları çok yükseldiğinden durum bu hale geldi, bilmiyorum. yani şimdi bu doktorların da işsiz, aç kalmasını istemeyiz tabi ama umarım ihtiyaç duyan fazla insan kalmaz demekten de kendimi alamıyorum.
yalnız dikkatimi çeken şey şu ki, son yıllarda hemen hemen herkesin yolu bir şekilde buraya düşüyor. biz eski toprak olduğumuzdan mı bilinmez, hiç böyle bir ihtiyaç hissetmedim, hisseden pek fazla tanıdığım da yok. belki de ülkenin içinde bulunduğu durum nedeniyle umutsuzluk ve karamsarlık boyutları çok yükseldiğinden durum bu hale geldi, bilmiyorum. yani şimdi bu doktorların da işsiz, aç kalmasını istemeyiz tabi ama umarım ihtiyaç duyan fazla insan kalmaz demekten de kendimi alamıyorum.
devamını gör...
felsefe
felsefeci itirafçıdır.
bu ilk elden bir gözlem değil, (bkz: agah aydın)dan duydum ilk kez. sonra düşündüm üzerine. gittikçe daha da oturdu. önce ne demek felsefe biraz onu düşünmek lazım. ondan sonraysa itirafçılığın üzerine düşünürüz.
felsefeci olmak illa çok okumak, çok yazmak ya da akademide olmak değildir. felsefeci olmak en temel haliyle söylersek “ne düşündüğünü düşünen insanın kendi kendini kovalamasıdır.” derim ben. bu tabii ki insan olmanın bir getirisi olduğundan hepimiz zaman zaman felsefe yapıyoruz. fakat her pasta yapan pastacı olamadığına göre her düşünen de felsefeci olamıyor doğal olarak. bunu hayatının en azından bir bölümünde önemli bir noktaya koyup ona göre yaşayan biri olmak gerekir kendine felsefeci diyebilmek için. dolayısıyla bu konulara kafa yoran birinin ‘ben felsefeciyim’ demesi kadar doğal bir şey olamaz. bu kısmı biraz açmış olmamın sebebi “sen kimsin ulen felsefeciyim diyorsun?” sorusuna önceden cevap vermek istememdi.
ikinci kısımda itirafçı olmanın ne demek olduğuna baktığımızda şunu görüyoruz: olayın içerisinden bilgi sızdıran kişi. bu bakımdan yalnızca gözlemci olmaktan da ayrılıp kendisini de işin içine dahil etmek kastediliyor. yani bir sosyolog ya da psikolog gibi dışarıdan gözlem yapmak yerine olayı deneyimleyerek sonuçlara ulaşmak kastediliyor. evet, sahiden felsefeci olmak itirafçılık yapmaktır. hayatın karanlık yönlerini aydınlatmaktır. insanın ne’liğini sorgulamak ve bu konuda itiraflarda bulunmaktır. sizi şaşırtmayan birisi felsefeci olamaz. size sizi itiraf eder felsefeci. ondandır ki felsefeci karşısındakini bilir. beylik laflar etmez öyle, atıp tutmaz. itiraf eder.
kendimce itiraf ediyorum. hayatın, ahlakın, aşkın ne olduğunu çözmeye ve sonra da itiraf etmeye çalışıyorum. niye peki? çünkü anlam arıyorum. itiraf ederken aslında yardım dileniyorum, sürünüyorum ben. tıpkı diğer felseficiler gibi, itiraf ediyorum. annesinden onay almak için ispiyonlayan bir çocuk gibi. hep onun peşindeyiz biz. en büyük itirafımız da bu zaten. onaylanmak istiyoruz biz.
bu ilk elden bir gözlem değil, (bkz: agah aydın)dan duydum ilk kez. sonra düşündüm üzerine. gittikçe daha da oturdu. önce ne demek felsefe biraz onu düşünmek lazım. ondan sonraysa itirafçılığın üzerine düşünürüz.
felsefeci olmak illa çok okumak, çok yazmak ya da akademide olmak değildir. felsefeci olmak en temel haliyle söylersek “ne düşündüğünü düşünen insanın kendi kendini kovalamasıdır.” derim ben. bu tabii ki insan olmanın bir getirisi olduğundan hepimiz zaman zaman felsefe yapıyoruz. fakat her pasta yapan pastacı olamadığına göre her düşünen de felsefeci olamıyor doğal olarak. bunu hayatının en azından bir bölümünde önemli bir noktaya koyup ona göre yaşayan biri olmak gerekir kendine felsefeci diyebilmek için. dolayısıyla bu konulara kafa yoran birinin ‘ben felsefeciyim’ demesi kadar doğal bir şey olamaz. bu kısmı biraz açmış olmamın sebebi “sen kimsin ulen felsefeciyim diyorsun?” sorusuna önceden cevap vermek istememdi.
ikinci kısımda itirafçı olmanın ne demek olduğuna baktığımızda şunu görüyoruz: olayın içerisinden bilgi sızdıran kişi. bu bakımdan yalnızca gözlemci olmaktan da ayrılıp kendisini de işin içine dahil etmek kastediliyor. yani bir sosyolog ya da psikolog gibi dışarıdan gözlem yapmak yerine olayı deneyimleyerek sonuçlara ulaşmak kastediliyor. evet, sahiden felsefeci olmak itirafçılık yapmaktır. hayatın karanlık yönlerini aydınlatmaktır. insanın ne’liğini sorgulamak ve bu konuda itiraflarda bulunmaktır. sizi şaşırtmayan birisi felsefeci olamaz. size sizi itiraf eder felsefeci. ondandır ki felsefeci karşısındakini bilir. beylik laflar etmez öyle, atıp tutmaz. itiraf eder.
kendimce itiraf ediyorum. hayatın, ahlakın, aşkın ne olduğunu çözmeye ve sonra da itiraf etmeye çalışıyorum. niye peki? çünkü anlam arıyorum. itiraf ederken aslında yardım dileniyorum, sürünüyorum ben. tıpkı diğer felseficiler gibi, itiraf ediyorum. annesinden onay almak için ispiyonlayan bir çocuk gibi. hep onun peşindeyiz biz. en büyük itirafımız da bu zaten. onaylanmak istiyoruz biz.
devamını gör...
jack nicholson
ruh hastası rollerini mükemmel oynayan one flew over the cuckoo's nest, the shining gibi filmlerde devasa bir oyunculuk gösteren hollywood'un en iyi aktörlerinden ve hayranı olduğum güzide isim. allah uzun ömür versin.
devamını gör...
2021 yılı müze giriş ücretlerine yüzde 20 ile 35 arasında zam yapılması
müze, milli park, ören yeri giriş ücretleri zaten pahalıydı, yapılan %20 ila 35 arasındaki zamlarla, adeta uçtu.
en ucuz giriş 18 lira, en yüksek fiyatlı giriş ise 120 lira oldu.
bu tür yerlere girişin genellikle eş dost çoluk çocuk yani kalabalık bir kitleyle yapıldığı düşünülürse, artık müze, tarihi yer gezileri de hayal oldu diyebiliriz.
son zamlardan sonra bazı müzelerin giriş fiyatları şöyle oldu.
bodrum sualtı arkeoloji müzesi 90 tl muğla sedir adası 75 tl, pamukkale+pamukkale arkeoloji müzesi 110 tl,
ıhlara vadisi 55 tl,
side tiyatrosu 55 tl,
istanbul arkeoloji müzesi 60 tl,
türk ve islam eserleri müzesi 60 tl, çanakkale troia müzesi 60 tl,
ankara anadolu medeniyetleri müzesi 50 tl,
göbeklitepe ören yeri 55 tl.
efes antik kenti 120 tl.
bu arada müze kartlar da zamdan nasibini almış.
museum pass kart türkiye 600, museum pass akdeniz 360,
museum pass kapadokya 230, museum pass istanbul 360,
museum pass ege 360.
buradan
edit: aşağıda yapılan bir uyarı üzerine düzeltmedir.
müze kart ücretleri sabit kalmış. artan kart ücretleri , museum pass adlı , yabancı turistlerin belirli bir süre için kullanımina imkan veren kart imiş.
ancak burada da, türk vatandaşlarının kullandığı müze kartın, adeta bölgesel ve kısmi kullanıma uygun olduğu sorunu var.
örneğin topkapı sarayına bu kartla girebilirken, içerideki bazı bölümlere ayrıca tekrar bilet almak durumunda kalıyorsun.
yine yerebatan sarayına muzekartla giremiyorsun .
yani müze kart, her kapıyı açan bir anahtar değil maalesef.
en ucuz giriş 18 lira, en yüksek fiyatlı giriş ise 120 lira oldu.
bu tür yerlere girişin genellikle eş dost çoluk çocuk yani kalabalık bir kitleyle yapıldığı düşünülürse, artık müze, tarihi yer gezileri de hayal oldu diyebiliriz.
son zamlardan sonra bazı müzelerin giriş fiyatları şöyle oldu.
bodrum sualtı arkeoloji müzesi 90 tl muğla sedir adası 75 tl, pamukkale+pamukkale arkeoloji müzesi 110 tl,
ıhlara vadisi 55 tl,
side tiyatrosu 55 tl,
istanbul arkeoloji müzesi 60 tl,
türk ve islam eserleri müzesi 60 tl, çanakkale troia müzesi 60 tl,
ankara anadolu medeniyetleri müzesi 50 tl,
göbeklitepe ören yeri 55 tl.
efes antik kenti 120 tl.
bu arada müze kartlar da zamdan nasibini almış.
museum pass kart türkiye 600, museum pass akdeniz 360,
museum pass kapadokya 230, museum pass istanbul 360,
museum pass ege 360.
buradan
edit: aşağıda yapılan bir uyarı üzerine düzeltmedir.
müze kart ücretleri sabit kalmış. artan kart ücretleri , museum pass adlı , yabancı turistlerin belirli bir süre için kullanımina imkan veren kart imiş.
ancak burada da, türk vatandaşlarının kullandığı müze kartın, adeta bölgesel ve kısmi kullanıma uygun olduğu sorunu var.
örneğin topkapı sarayına bu kartla girebilirken, içerideki bazı bölümlere ayrıca tekrar bilet almak durumunda kalıyorsun.
yine yerebatan sarayına muzekartla giremiyorsun .
yani müze kart, her kapıyı açan bir anahtar değil maalesef.
devamını gör...
homeopati
'homeos' ve 'pathos' yani 'benzer' ve 'hastalık yapan' kelimelerinden oluşmuş bir sözde tedavi yöntemidir.sık kullanılıyor olması,bir şeyin doğru olduğu anlamına gelemez elbette.
kısaca 'sulandırılmış tıp' demek ve böyle bırakmak da mümkün.ama biraz daha açıklamaya çalışacağım.
öncelikle homeopati tıpta bilimsel bir tartışma konusudur.tabiki de bir alternatif tıp seçeneğidir(fakat tıbbın alternatifi olmaz,olsa olsa 'bütüncül' denilebilir).
prensibi;hastalığa sebep olan şeylerin aynı zamanda hastalığı iyileştirebilecek şeyler olduğuna inanılmasıdır*.
18.yy'ın sonlarında ve 19.yy'ın başlarında alman doktor samuel hahneman tarafından bugünkü haliyle kullanılmaya başlanmıştır.
o yıllarda tabii mikrobiyolojiden çok uzak bir şekilde, batıl inanışlar,gözlemler ve eski uygulamalar tıbbın önemli bir kısmını oluşturuyordu.bu yüzden de hastalıkların esas sebeplerini anlamak yerine sülük,arsenik,kurşun,morfin vb ile tedavi etmeye çalışmak söz konusuydu.zaten bu nedenle de o yıllara 'kamikaze tıp dönemi' denilirmiş.
hahneman da bu türden tehlikeli ve toksik uygulamalardan korkarak daha bütüncül yöntemlerle ilgilenmeye başlamıştır. hahneman önce homeopatik ürünleri kendi üzerinde denemiş ve etkileri böyle anlamaya çalışmıştır.ilk denediği madde, sıtma ilacı olan kınakına ağacı kabuğunun çözeltisidir*.bunda da sıtma hastalığındaki gibi üşüme,titreme ,terleme vb semptomlar olduğunu görmüş ve sistematik ve tam anlamıyla bilimsel olmayan gözlem ve deneylerine devam etme kararı almış.
yani sağlam kişide belli bulgular ortaya çıkaran bir madde,aynı bulgulara sahip hasta insanlarda iyileşme sağlar,prensibi mevcuttur dolayısıyla.
homeopatide amaç,vücudun kendi iyileşme mekanizmalarını harekete geçirmek ve böylece vücudu iyileşme sürecine sokmak olduğu söylenir.*
herhangi bir sağlık durumu için homeopatiyi kullanmak adına geçerli pek de kanıt bulunmamakta,zaten fda tarafından etiketlenmiş homeopatik hiçbir ürün de bulunmamaktadır.bu da homeopatik ürünlerin etkililik ve güvenlilik açısından değerlendirilmediği anlamına gelmekte.
türkiye'de ise sağlık bakanlığı'na göre 'homeopati,her yaştan insan ve hayvana yani herkese uygulanabilir'dir.
daha ayrıntılı okuma için kaynağımı şöyle bırakayım:
yalansavar.org/2017/09/12/h...
kısaca 'sulandırılmış tıp' demek ve böyle bırakmak da mümkün.ama biraz daha açıklamaya çalışacağım.
öncelikle homeopati tıpta bilimsel bir tartışma konusudur.tabiki de bir alternatif tıp seçeneğidir(fakat tıbbın alternatifi olmaz,olsa olsa 'bütüncül' denilebilir).
prensibi;hastalığa sebep olan şeylerin aynı zamanda hastalığı iyileştirebilecek şeyler olduğuna inanılmasıdır*.
18.yy'ın sonlarında ve 19.yy'ın başlarında alman doktor samuel hahneman tarafından bugünkü haliyle kullanılmaya başlanmıştır.
o yıllarda tabii mikrobiyolojiden çok uzak bir şekilde, batıl inanışlar,gözlemler ve eski uygulamalar tıbbın önemli bir kısmını oluşturuyordu.bu yüzden de hastalıkların esas sebeplerini anlamak yerine sülük,arsenik,kurşun,morfin vb ile tedavi etmeye çalışmak söz konusuydu.zaten bu nedenle de o yıllara 'kamikaze tıp dönemi' denilirmiş.
hahneman da bu türden tehlikeli ve toksik uygulamalardan korkarak daha bütüncül yöntemlerle ilgilenmeye başlamıştır. hahneman önce homeopatik ürünleri kendi üzerinde denemiş ve etkileri böyle anlamaya çalışmıştır.ilk denediği madde, sıtma ilacı olan kınakına ağacı kabuğunun çözeltisidir*.bunda da sıtma hastalığındaki gibi üşüme,titreme ,terleme vb semptomlar olduğunu görmüş ve sistematik ve tam anlamıyla bilimsel olmayan gözlem ve deneylerine devam etme kararı almış.
yani sağlam kişide belli bulgular ortaya çıkaran bir madde,aynı bulgulara sahip hasta insanlarda iyileşme sağlar,prensibi mevcuttur dolayısıyla.
homeopatide amaç,vücudun kendi iyileşme mekanizmalarını harekete geçirmek ve böylece vücudu iyileşme sürecine sokmak olduğu söylenir.*
herhangi bir sağlık durumu için homeopatiyi kullanmak adına geçerli pek de kanıt bulunmamakta,zaten fda tarafından etiketlenmiş homeopatik hiçbir ürün de bulunmamaktadır.bu da homeopatik ürünlerin etkililik ve güvenlilik açısından değerlendirilmediği anlamına gelmekte.
türkiye'de ise sağlık bakanlığı'na göre 'homeopati,her yaştan insan ve hayvana yani herkese uygulanabilir'dir.
daha ayrıntılı okuma için kaynağımı şöyle bırakayım:
yalansavar.org/2017/09/12/h...
devamını gör...
astroloji ve mitoloji arasındaki ilişki
bu yazı astroloji ve mitolojiyi daha iyi anlamak isteyenler için bir rehber niteliğinde yazılmıştır.
astrolojiden ve mitolojiden anlamayan bir çok insan var, bu astroloji ve mitoloji uzmanları içinde geçerli. "yahu astrolog nasıl astrolojiden anlamasın" diyenler astrologlar size yıldızların konumunu söyleyebilir, buna göre oluşan etkileri söyleyebilir, zodyak kuşağı hakkında bir çok şey söyleyebilirler ama işin mantığını bilmezler. mitoloji uzmanları size bütün mitolojik hikayeleri, tanrıları vs anlatabilirler ama hiç biri size tüm bunların çıkış noktasını ve işin arka planını anlatamaz, çünkü bunları bilmek ayrı bir uzmanlık alanı. dolayısıyla işin arka planını ve çıkış noktasını bilmeden ne astrolojiyi nede mitolojiyi doğru düzgün anlayabilirsiniz. astroloji ve mitoloji arasındaki bağı çoğunuz aklının ucundan bile geçirmemiştir fakat ikisi doğrudan ilintilidir burda anlatacaklarım ezoterik bilgilerdir. halkın bildiği şeyleri yani işin egzoterik boyutunu zaten biliyorsunuz. sabırla okumanız dileğiyle.
insanoğlunun felsefi birikimi bütün mitolojilerde çok önemli bir yeri olan hermes trimegistus'a dayanır. hermesin öğretilerinin çok az bir kısmı günümüze kadar ulaşmıştır. hermesin bilgeliği bütün inançlarda ve tarihi dönemlerde mevcuttur. mısır mitolojisinde thot, yunan ve roma mitolojisinde hermes, pers mitolojisinde hürmüz, hz ademin torunu enok, kuranda hz idris ve daha birçok yerde farklı isimlerle tek bir kişiden bahsedilir. hermesin önemi şudur antik çağlardaki bütün bilimlerin dayanak noktası olarak kabul edilir. simya, astroloji, matematik, geometri, maji, felsefe, terzilik, mimari vs gibi bir çok bilimin temelini hermesin attığı söylenir.
tüm bu bilimlerin en önemlisi ise astroloji ve simyadır. simya ayrı bir yazının konusu olduğu için şimdilik sadece astrolojiden bahsedeceğiz. astrolojinin önemli olmasının sebebi ise günlük hayatımıza doğrudan etkisi olmasındandır. güneşin ayın, yıldızların ve gezegenlerin hareketleri zaman ve ölçü birimlerini tayin etmemize olanak sağlamıştır. eski çağlarda gökyüzündeki olaylar günlük hayatta bir çok durumu anlamlandırmak için referans alınmıştır, zamanla bir çeşit haritaya dönüşmüştür. gezegenlerin konumları ve ilişkileri belli bir rutine dayalıdır. bu rutin işleyiş insan hayatına doğrudan etki eder. hermesin bazı öğretilerinin yazılı olduğu zümrüt tabletlerde bu durumu anlatan önemli bir prensipten bahsedilir. "aşağıdaki yukarıdaki gibidir." yeryüzündeki olayların gökyüzündeki olaylarla ilişkili olduğunu bu şekilde açıklar hermes.
astroloji bu ilişkileri inceleyen bir alandır. burda önemli olan husus yeryüzü ve gökyüzü arasındaki bu bağın izahı. yazımızın konusu bu olmadığı için sadece bir soru işareti olarak kalsın şimdilik bu konu. gelelim astrolojiyle mitoloji arasındaki bağlantıya. eski çağlarda göksel olaylar anlatılırken günümüzdeki gibi merkür retrosu, venüsün dar açılar yapması vs gibi bir terminoloji yoktu. insanlar gezegenleri ve yıldız-yıldız kümelerini benzeşim, çağrışım yada etkilerine göre isimlendirmişler. bu isimlendirmeler o kadar çoktur ki her kültürde ve millette farklılık göstermiştir. göksel olaylar anlatılırken isimlendirmenin yanında birde kişileştirmeye ihtiyaç duymuşlar. mesela marsın etkileri savaşla, venüsün kadınlarla aşkla bereketle, merkürün başka bir şeyle ilgisi var. kişileştirmeye ihtiyaç duymalarının sebebi göksel unsurların, doğa olayları ve akabinde insana etki eden gücünü ifade edecek bir terminolojinin bulunmamasından kaynaklıdır. mesela baharın başlangıcında zodyak kuşağındaki belli bir yıldız kümesi güneşin etkisine girer o sırada belirli bir gezegen konumunu almıştır, göksel olayları takip edenlerde bu konumlanmadaki göksel unsurları baharın gelişiyle bereketle aşkla vs özdeşleştirerek yorumlamışlardır.
zamanla bazı insanlar bereketi yada öfkeyi, savaşı yada diğer şeyleri bu yıldızlardan kaynaklan olaylar olarak algılamaya başlayınca yıldızlar tanrısal özelliklere kavuşmuş oldu. derken iş öyle bir boyuta geldiki insanlar mars adında bir savaş tanrısına, zeus/jüpiter adında bir baş tanrıya, inanna/iştar/venüs/kibele adında bir bereket tanrısına vs inanmaya başladı. hermesin aslında kainatın işleyişini anlatmak için öğrettiği felsefe başka boyutlara taşındı. bizim mitoloji diye bildiğimiz efsanelerin mitlerin çıkış kaynağı astrolojidir. mitoloji salt astrolojik olayların hikayeleştirilmesinden oluşmaz elbette. gerçek hayattaki önemli kişi ve olaylarlada harmanlanmış aynı zamanda hayal ürünü pek çok fanteziyide bünyesine katmıştır. her toplum kendine uyarlamış ve yerelleştirmiştir.
okuyucuyu fazla sıkmamak adına örnekleme ve detaylandırmadan uzak durdum aklınıza takılan yada paylaşmak eklemek istediğiniz şeyler varsa sorabilirsiniz.
astrolojiden ve mitolojiden anlamayan bir çok insan var, bu astroloji ve mitoloji uzmanları içinde geçerli. "yahu astrolog nasıl astrolojiden anlamasın" diyenler astrologlar size yıldızların konumunu söyleyebilir, buna göre oluşan etkileri söyleyebilir, zodyak kuşağı hakkında bir çok şey söyleyebilirler ama işin mantığını bilmezler. mitoloji uzmanları size bütün mitolojik hikayeleri, tanrıları vs anlatabilirler ama hiç biri size tüm bunların çıkış noktasını ve işin arka planını anlatamaz, çünkü bunları bilmek ayrı bir uzmanlık alanı. dolayısıyla işin arka planını ve çıkış noktasını bilmeden ne astrolojiyi nede mitolojiyi doğru düzgün anlayabilirsiniz. astroloji ve mitoloji arasındaki bağı çoğunuz aklının ucundan bile geçirmemiştir fakat ikisi doğrudan ilintilidir burda anlatacaklarım ezoterik bilgilerdir. halkın bildiği şeyleri yani işin egzoterik boyutunu zaten biliyorsunuz. sabırla okumanız dileğiyle.
insanoğlunun felsefi birikimi bütün mitolojilerde çok önemli bir yeri olan hermes trimegistus'a dayanır. hermesin öğretilerinin çok az bir kısmı günümüze kadar ulaşmıştır. hermesin bilgeliği bütün inançlarda ve tarihi dönemlerde mevcuttur. mısır mitolojisinde thot, yunan ve roma mitolojisinde hermes, pers mitolojisinde hürmüz, hz ademin torunu enok, kuranda hz idris ve daha birçok yerde farklı isimlerle tek bir kişiden bahsedilir. hermesin önemi şudur antik çağlardaki bütün bilimlerin dayanak noktası olarak kabul edilir. simya, astroloji, matematik, geometri, maji, felsefe, terzilik, mimari vs gibi bir çok bilimin temelini hermesin attığı söylenir.
tüm bu bilimlerin en önemlisi ise astroloji ve simyadır. simya ayrı bir yazının konusu olduğu için şimdilik sadece astrolojiden bahsedeceğiz. astrolojinin önemli olmasının sebebi ise günlük hayatımıza doğrudan etkisi olmasındandır. güneşin ayın, yıldızların ve gezegenlerin hareketleri zaman ve ölçü birimlerini tayin etmemize olanak sağlamıştır. eski çağlarda gökyüzündeki olaylar günlük hayatta bir çok durumu anlamlandırmak için referans alınmıştır, zamanla bir çeşit haritaya dönüşmüştür. gezegenlerin konumları ve ilişkileri belli bir rutine dayalıdır. bu rutin işleyiş insan hayatına doğrudan etki eder. hermesin bazı öğretilerinin yazılı olduğu zümrüt tabletlerde bu durumu anlatan önemli bir prensipten bahsedilir. "aşağıdaki yukarıdaki gibidir." yeryüzündeki olayların gökyüzündeki olaylarla ilişkili olduğunu bu şekilde açıklar hermes.
astroloji bu ilişkileri inceleyen bir alandır. burda önemli olan husus yeryüzü ve gökyüzü arasındaki bu bağın izahı. yazımızın konusu bu olmadığı için sadece bir soru işareti olarak kalsın şimdilik bu konu. gelelim astrolojiyle mitoloji arasındaki bağlantıya. eski çağlarda göksel olaylar anlatılırken günümüzdeki gibi merkür retrosu, venüsün dar açılar yapması vs gibi bir terminoloji yoktu. insanlar gezegenleri ve yıldız-yıldız kümelerini benzeşim, çağrışım yada etkilerine göre isimlendirmişler. bu isimlendirmeler o kadar çoktur ki her kültürde ve millette farklılık göstermiştir. göksel olaylar anlatılırken isimlendirmenin yanında birde kişileştirmeye ihtiyaç duymuşlar. mesela marsın etkileri savaşla, venüsün kadınlarla aşkla bereketle, merkürün başka bir şeyle ilgisi var. kişileştirmeye ihtiyaç duymalarının sebebi göksel unsurların, doğa olayları ve akabinde insana etki eden gücünü ifade edecek bir terminolojinin bulunmamasından kaynaklıdır. mesela baharın başlangıcında zodyak kuşağındaki belli bir yıldız kümesi güneşin etkisine girer o sırada belirli bir gezegen konumunu almıştır, göksel olayları takip edenlerde bu konumlanmadaki göksel unsurları baharın gelişiyle bereketle aşkla vs özdeşleştirerek yorumlamışlardır.
zamanla bazı insanlar bereketi yada öfkeyi, savaşı yada diğer şeyleri bu yıldızlardan kaynaklan olaylar olarak algılamaya başlayınca yıldızlar tanrısal özelliklere kavuşmuş oldu. derken iş öyle bir boyuta geldiki insanlar mars adında bir savaş tanrısına, zeus/jüpiter adında bir baş tanrıya, inanna/iştar/venüs/kibele adında bir bereket tanrısına vs inanmaya başladı. hermesin aslında kainatın işleyişini anlatmak için öğrettiği felsefe başka boyutlara taşındı. bizim mitoloji diye bildiğimiz efsanelerin mitlerin çıkış kaynağı astrolojidir. mitoloji salt astrolojik olayların hikayeleştirilmesinden oluşmaz elbette. gerçek hayattaki önemli kişi ve olaylarlada harmanlanmış aynı zamanda hayal ürünü pek çok fanteziyide bünyesine katmıştır. her toplum kendine uyarlamış ve yerelleştirmiştir.
okuyucuyu fazla sıkmamak adına örnekleme ve detaylandırmadan uzak durdum aklınıza takılan yada paylaşmak eklemek istediğiniz şeyler varsa sorabilirsiniz.
devamını gör...
aile tarafından üzülmek
evde sığıntıymışsın gibi hissetmeni sağladıktan sonra oluşan kendi ailem de bunu yapacaksa ben yaşamayayım artık diyeceğim olaydır.
devamını gör...
normal sözlük’teki oylama alışkanlığı
sözlüğe ilk girdiğim andan itibaren edindiğim alışkanlık. hatta beğeninin sınırı olduğundan çokça üzüldüğüm durum*
devamını gör...
akp'nin başarıları
malum başarıları bir yana en çok canımızı yakan gençliğimizi bitirmekteki başarısıdır.
devamını gör...
sigara bırakmanın zorluğu
gerçekten istemeyince, hangi yöntem denenirse denensin, çok zor olduğunu düşündüğüm birak(a)mama. gerçekten istemek için de ciddi motivasyon şart bence. malesef şimdiye kadar o motivasyonu bulamadım. umarım bir gün...
devamını gör...
counter strike global offensive
yaklaşık 4.300 saat oynadıktan sonra global rank ve faceit 2320 eloda valorantın çıkmasıyla 2 ay önce emekli olduğum oyun.
solo girip, kaybedip kanser olmaktansa 5 girip eğlenerek kaybetmeyi tercih ederim.
oyuncular bazen merminin gitmemesinden şikayetçiler. evet bu haklı bir şikayet. bunun sebebi doğru rate ve interp ayarlarının yapılmamasıdır.
türkiye' den oynayan bir oyuncunun ( +50 ping ve +8 mbps internet hızı olduğunu baz alıyoruz) yapması gereken ayarlar şu şekilde olmalı,
cl_interp_ratio 2
cl_interp 0.031000
rate 786432
mermilerin biraz daha stabil gittiğini göreceksiniz.
solo girip, kaybedip kanser olmaktansa 5 girip eğlenerek kaybetmeyi tercih ederim.
oyuncular bazen merminin gitmemesinden şikayetçiler. evet bu haklı bir şikayet. bunun sebebi doğru rate ve interp ayarlarının yapılmamasıdır.
türkiye' den oynayan bir oyuncunun ( +50 ping ve +8 mbps internet hızı olduğunu baz alıyoruz) yapması gereken ayarlar şu şekilde olmalı,
cl_interp_ratio 2
cl_interp 0.031000
rate 786432
mermilerin biraz daha stabil gittiğini göreceksiniz.
devamını gör...
limonluekşilisalata
evet cancağazımın nickaltına yazmadığımı fark etmenin haklı üzüntülerine gark halde bu satırları yazıyorum. nickini ilk gördüğümde belki çoğu yazar gibi aklıma ilk ağızda foşur foşur haşır huşur patara kütere yediğim bir salata düşüren canımı çektiren güzellik. valla en geç tanıştığım yazarlardan olmasına rağmen arap atı misali gönlümde birinciliğe oynayan yazarlardan kendisi. daha çok muhabbet ettikçe sanki kundakta kaybolmuş birinci göbek akrabamı bulmuş gibi sevindirik olduğum, samimi hissettiğim kişidir. bilmem artık bence biz avrupalı göçmenler böyleyiz herhalde!(bkz: sısısısı) kendisi mükemmel bir annedir aynı zamanda ve de anayım ben anaa! anaçlığını, sıcaklığını size dokundurur. hiçbir faydası olmadığını varsaysam dahi sadece böyle dostluklar kazandırdığı için bile bu platforma teşekkürü borç bilirim. bir de hamarattır ki onu da demeden edemiciim. bu sözlükten gurme team kurup sahalara ticarete atılmam yakındır. ben mi ?ben sadece %51 hissecik sahibi olacağım canım.(bkz: sısısısı)
devamını gör...
nefret edilen sorular
-okul bitince ne yapacaksın?
+tarihi eser kaçakçısı olacağım diyorum. pat bozuluyorlar hemen. sanane kardeşim ? seninle birlikte mi okudum ben bu okulu? seni ne ilgilendirir bitince ne yapacağım.
-bir şey sorabilir miyim?
+sor.
-niye bu kadar güzelsin?
+senin soracağın soruya da sana da... zaten bir şey sorabilir miyim ? diyorsa biri direkt engelleyin. soracak adam lafi gevelemeden sorar zaten.
-eee hala yok mu hayatında biri? biraz dalgavari soruyor. dalgavari de güzel kelime oldu.
cevabı vermem için önce sakinleşmem gerekiyor.
t: karşı tarafın bazen patavatsızca, bazen kasten bazen de sırf merakından sorduğu sorulardır.
genelde terslerim ki aynı soruyu bir daha sormaya cesaret edemesin.
+tarihi eser kaçakçısı olacağım diyorum. pat bozuluyorlar hemen. sanane kardeşim ? seninle birlikte mi okudum ben bu okulu? seni ne ilgilendirir bitince ne yapacağım.
-bir şey sorabilir miyim?
+sor.
-niye bu kadar güzelsin?
+senin soracağın soruya da sana da... zaten bir şey sorabilir miyim ? diyorsa biri direkt engelleyin. soracak adam lafi gevelemeden sorar zaten.
-eee hala yok mu hayatında biri? biraz dalgavari soruyor. dalgavari de güzel kelime oldu.
cevabı vermem için önce sakinleşmem gerekiyor.
t: karşı tarafın bazen patavatsızca, bazen kasten bazen de sırf merakından sorduğu sorulardır.
genelde terslerim ki aynı soruyu bir daha sormaya cesaret edemesin.
devamını gör...
meja (yazar)
(bkz: sen bize fazlasın üstad)
devamını gör...
bildirimler
kafa sözlük'ü çekici kılan küçük turuncu yuvarlaklar. pıt pıt çıkıyorlar öyle bir anda...yalnız dün ağşamdan bu yana bir anda belirmiyorlar, sayfayı değiştirince görünüyorlar.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının en yaşlı özelliği
yemekten sonra bir ağırlık çöküyor.
devamını gör...