miyop, astigmat.
devamını gör...

türk öğrencilerinin başının belası olan bir derstir. aslında tüm sorun matematiği sadece geçilmesi gereken "bir ders" olarak görmeleridir. o olmadan hayatın olmayacağını, fiziğin, kimyanın, biyolojinin çaresiz kalacağını bilmezler. bu bilimler matematiksiz bir adım atamazlar, onu bilmezsen nasıl hesap yapabileceksin ki?

aslında kabahatın büyüğü öğrencide değil maalesef matematiği sadece formül ve sayılardan oluştuğuna inanan eğitim sistemimizdedir. öğretmenlerde bu sisteme bağlı oldukları için nasıl gördülerse ve kendilerinden nasıl öğretmeleri isteniyorsa o şekilde öğrencilere öğretmeye kalkarlar ve sonuç üniversite imtihanlarında yüzbinlerce öğrenci tarafından çözülemeyen dört işlem öncelik sıralı 9 : 3 x (7+2) sorusu, herkes kendi bildiği şekilde çözer.

matematikte formüller öğrencilere dayatılır, oysa ki her formülün geldiği bir yer vardır, onu öğretmeye çalışsalar belki de sonuç böyle olmayacak, gauss formülünü terim sayısı çarpı terim sayısının bir fazlasını yarıya böl şeklinde ezberletir dururlar. oysa ki şurada olduğu gibi öğrencilere öğretmek işlerine gelmez. sinüsü karşı dik kenar bölü hipotenüs derler, birim çemberi anlatmazlar.

öğrenciler üniversite imtihanında matematikten kaçmak için hukuk okumak isterler. eşit ağırlık (ea) puanı ile alan bölümde matematik gene karşılarına çıkar, sadece türkçe yapmak yetmez, mutlaka matematiği yapmak hem de iyi yapmak zorundadırlar.

sınava hazırlanırken "ben matematiği ne yapacağım, ileride markete gidince iki kilo integral, 3 adet türev mi alacağım" diye durumun ciddiyetini kavramazlar. oysa,bilmez ki ileride mühendis olduğunda hesap kitap yaparken türevsiz, integralsiz adam atamayacak.

veliler, çocukları bu dersten zayıf aldıkça çocuklarına hakeret ederler, sanki kendileri bu işin zamanında profesörüymüş gibi. suçlu hep matematiktir zaten ne gerek var ki ona?
devamını gör...

keşke doğmadan ölseydin
mamudo kurban niye doğdun?

aşık mahzuni şerif
devamını gör...

"çok kısa bekleticem"
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

insanlar.
devamını gör...

epilepsi nöbeti geçiren birini gördüğünüzde yapmanız gerekenle ilgili dünyada iki farklı görüş vardır, eğer tıp hekimi değilseniz (crysis management for a prudent lay person) yapmanız gereken kriz esnasında sadece başına zarar vermemesi için yaslayabileceği yumuşak zemin yaratmaktır. ileri düzey epilepsi nöbetlerinde şiddetli çene kasılması ve dilin geriye giderek farenksi tıkaması durumu görülür. ama buna müdahale etmek birçok avrupa ülkesinde göreviniz değildir hatta bunu yaptığınız takdirde yargılanmanız mümkündür (hasta ölüyor olsa bile). diğer görüş ise ilk görüşe ek olarak çok sert olmayan yutulmaycak bir cisimle hastanın ağzının açtırılıp, dile müdahale edilmesini, dişlerin ve dilin zarar görmemesi için cismin ısırtılması gerekliliğini savunur. ilk görüşü savunan otör, tıp hekimi olmayan birine cpr biliyor olsa bile kalp krizi esnasında abc kontrolü dışında müdahaleyi de sınırlandırmaktadır. ama siz yeterli donanıma sahipseniz bir an bile düşünmeden iki durumda da müdahale edersiniz. bir hocamın dediği gibi; "eğer benim önümde hasta sara nöbeti geçirir ve ben ağzına koyacak bir şey bulamazsam elimi sokar yine engel olurum. elimi ve belki de mesleğimi kaybederim ama onun boğulmasını asla izleyemem." bu söz pratik ve teoriğin örtüşmediği farklı bir noktayı da gözler önüne seriyor: vicdan.
devamını gör...

t: hayatı boyunca insanlık değerlerinin önde gelen savunucularından biri olmuş, arkasında birçok muazzam eser bırakmış olan abd'li şarkıcı. maalesef, ölümünden birkaç yıl önce meme kanserine yakalanmış, 2003 yılında fransa'da uykusunda vefat etmiştir. asıl ismi eunice kathleen waymon'dır. hakkında birçok kitap yazılmış, bir de belgesel çekilmiştir.

her ne kadar en bilineni olsa da ilk dinlediğim günden beri en sevdiğim parçası. bugünlerde daha bir anlamlı: ain't got no, i got life
ne me quitte pas yorumu da harikadır: buradan

tavsiye: gece dinlemeyin, dertsizi dert sahibi yapar.
devamını gör...

günümüz dünyasında kinikleri ve kinizm akımını, başka insanların yaşadığı acı ve kötü olaylara karşı üç maymunu oynama yani duyarsız olan ve bu duyarsızlık hali olarak tanımlayabiliriz. yani dünyanın bir tarafı, açlık ve sefaletle çevriliyken diğer tarafının, varlık ve obeziteyle semrilmesine karşı duyarsız kalınması durumu... dünyanın bir bölgesinde savaşlar ve silahlar konuşurken diğer kısmının, mutluluk, heyecan ve havai fişeklerle donatılması, ilk kısmın ikinci kısma karşı üç maymunu oynayıp, görmeyip, duymayıp bilmiyor oluşu. ..

ancak kinizm kökeninde, bu galatı meşhurluğundan çok farklı olmak suretiyle; dünyadan el, etek çekmek manasında bir felsefi akımdır. m. ö. 400 yılı civarında sokrates'in öğrencisi antisthenes tarafından ortaya atılmıştır. başlangıcıyla ilgili anlatılan anekdot ise sokrates'e atfedilir. şöyle ki; sokrates, bir gün pazarda gezerken çok bunalmış ve birden pazarın orta yerinde burada ihtiyacım olmayan ne çok şey var?.. diye bağırmıştır. ancak o sustuğunda hayat yine kaldığı yerden devam etmiştir. ta ki antisthenes'e kadar.

antisthenes bu akımı başlattığında, mutluluğun, maddi anlamda lüks kavramından, siyasetten, iktidardan ve iktidar olmaktan hatta hatta sağlıktan bile bağımsız olduğunun altını çizmiştir. onun öğrencisi diogenes ise en ünlü kiniktir ve bu akımın duyulmasını sağlayan filozoftur. sahip olduğu bir fıçı, bir hırka, ekmek torbası ve bir değnek dışında hiçbir şeyi yoktur. ancak çok da mutludur.
hakkında anlatılan birçok anekdot olmakla birlikte onu anlamamızı sağlayan en ünlü anekdot* şudur: bir gün ünlü komutan büyük iskender bu garip ama mutlu adamı ziyarete gelir ve bir ihtiyacı olup olmadığını sorar. diogenes'in cevabı ise tam da beklendiği şekilde güneşimden çekil olur. onun bu tavrı da gösteriyor ki koskaca komutan ve büyük bir kral olan iskender'den daha mutlu olmak için ihtiyacı olan hiçbir şey yoktur. hatta buradan hareketle gölge etme başka ihsan istemez sözünün doğduğu rivayet olunur. bu anlamda bu kinik yaşamını bizdeki tasavvuf ehlinin yaşadığı zühd hayatına benzetebiliriz.

kiniklere göre; insan mutlu olma yolunda sağlık konusunu da dert etmemeli, ağrılara aldırmamalıdır. hatta buradan hareketle en başta anlattığım duyarsız olma durumu da ortaya çıkmış ve başka insanların yaşadığı olumsuzluk ve acılara da aldırış etmemeyi geliştirmişlerdir. bu da zamanla üç maymunu oynamak ve sessiz kalıp hayata devam etmek olarak karşımızda bir ayna gibi dikilmiştir.
işte bu noktada da tasavvuf ehlinin yaşadığı zühd hayatından ayrılır ve hatta tasavvuf düşüncesiyle taban tabana zıttır.
devamını gör...

ilginç bir açıklama. eğer iddia ettiği gibi ekonomi onun alanı ise ve türkiye'nin ekonomisi bu haldeyse, tek bir izah var.
ülkemizin cumhurbaşkanı ülkemizin en büyük düşmanı.

ya da kendisi berbat bir ekonomist. hangisi daha kötü? ben cevap veriyorum, üniversite mezunu olmaması.
devamını gör...

(bkz: nerde lan benim görsel)

hah, buldum!

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

içi kaynar yağ dolu tencerenin kapağını kulpundan tutmak yerine yanından tuttum.

'elim yanıyor olamaz' dedim, ısrarcı davrandım, 'yok artık' dedim 'olamaz böyle bir şey' dedim, bir buçuk iki saniye içinde üç ayrı parmağım su toplayacak kadar yandı.

elim dondurulmuş bezelyenin içinde gidildi mecbur nöbetçi eczaneye. nöbetçi hanıma 'elimi söndürebilir misin' dedim ? 'silverdin' dedi. ve '13 tl' dedi. bu kadar. başka hiç bir açıklama yapmadı bile. 'hametan diye bir krem vardı onu da mı alsam' dedim? eczacının bana bir bakışı var. sanki kolunu istedim. al bunu git bakışı yaptı. konuşmadı bile. tabi silverdin mucizesinden haberimiz yoktu, bileydim etmezdim bu ayıbı.

lan bunu kim bulduysa umarım en iyi kadınlarla-erkeklerle o sevişiyordur, en iyi yemekleri o yiyordur, en iyi içkileri içip iç huzura kavuşmuştur. bildiğin iyileştirdi adam/kadın iyileştirdi beni.* yaklaşık bir buçuk saatte elimi yarım yamalak kullanabilir hale geldim. minik bir sızı, kaynar kapağı tutmamamı hatırlatacak bir sızı.

mucize bir krem. elim kolum yanmasa bile kullanacağım artık, kesin başka bir şeylere de iyi geliyordur bu. silverdin sürünüp cehenneme girsen zebani döversin öyle etkili.
devamını gör...

küçük dağları ben yarattım tavırları.
devamını gör...

varlığı ilk defa peter higgs tarafından 1960’lı yıllarda öne sürülen ancak spininin 0 olması ve çok kararsız olması, hemen bozunması nedeniyle parçacık dedektörleri tarafından bile direkt olarak gözlemlenemeyen, 2010’lu yıllarda varlığı kanıtlanmış, standart model parçacıklarından birisi. kütlesi protonun kütlesinden 133 kat fazladır. elektrik yükü yoktur.

namıdiğer “tanrı parçacığı”. bu ismin hikayesi ise şöyle; bir bilim insanı bu parçacığı doğrudan gözlemleyememesine sinirlenmiş olacak ki bir dergide bu parçacık hakkında “god damn particule” başlığı atmış ancak sansüre takılmış ve editörler tarafından “god particule” şeklinde düzeltilmiş, bu isim de böylece süregelmiş.

önemi ise, enerjiye kütle kazandırması. yanlış bilinen şeylerden biri de evrenin boş olup olmadığıdır. evren boş değildir, higgs alanıyla doludur. enerjiye kütle kazandırmasını da şöyle hayal edebiliriz. ünlü bir insan sokağa çıktığında çevresini insanlar sarar ve onu yavaşlatır. higgs bozonu da enerjiyi yavaşlatarak enerjinin e=mc^2 formülüne göre kütleye dönüşmesini sağlar.

2013 ylında bu keşif için françois englert ve peter higgs’e nobel ödülü verilmiştir.

edit: parçacıkların kütlesi higgs alanıyla ne kadar etkileştiğiyle doğru orantılıdır. fotonun kütlesinin olmamamasının nedeni de higgs alanından etkilenmemesindendir.
devamını gör...

kara erol.*
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

tanımları oldukça ilgi çekici olan yazar arkadaşımızdır. sağ olsunlar beğenilerini de eksik etmezler.

takipteyiz efendim.
devamını gör...

1 günde bitirdiğim stefan zweig kitabı. kitabın stefan zweig tarafından yazılmadığını, sadece kendisi tarafından yayımlandığını okudum birkaç yerde fakat bu bilginin doğruluğundan emin değilim zira yaptığım araştırmalarda bu konuyla ilgili kesin ve net ifadelere ulaşamadım. (konuyla ilgili bilgisi olan biri beni aydınlatırsa sevinirim.) fakat kendisi tarafından yazılmasa bile kitabın stefan zweig havası taşıdığı bir gerçek zira kitapta detaylı psikolojik analizlere, başarılı zaman ve mekan tasvirlerine rastlıyorsunuz tıpkı bir stefan zweig kitabı okurken olduğu gibi. kitaptaki karakterin iç dünyası ve yaşadığı duygu değişimleri o kadar başarılı bir şekilde ve o kadar güzel cümlerle aktarılıyor ki okura kendinizi karakterin yerine rahatlıkla koyabiliyorsunuz ve karakeri rahatlıkla anlayabiliyorsunuz. kitapta hayata ve etrafına karşı son derece duyarsızlaşmış, yaşama olan tutkusunu yitirmiş, sadece kendisine verilen rolü oynaması gerektiğini düşünen ve yalnızlaşmış bir karakterin birtakım olaylar silsilesi sonucu kendisine verilen rolden sıyrılıp kendi benliğini yeniden keşfetmesini ve yaşama olan tutkusunu tekrardan kazanmasını okuyoruz. bütün bu olaylar sadece bir günde gerçekleşiyor ve bu süreci adım adım oldukça detaylı bir şekilde anlatıyor yazar. fakat bu süreçten sonrasını fazla detaya girmeden kısa bir şekilde geçiyor, şahsen ben bu süreçten sonrasına dair biraz daha fazla detay görmek isterdim. kitapta karakter tasviri kadar detaylı bir zaman ve mekan tasviri yapılmıyor, yani bazı yazarların yaptığı gibi zaman ve mekana dair en ufak bir ayrıntı bile verilmiyor ama yazarın verilmesi gereken en önemli ayrıntıları vermesiyle ortamın gözünüzde rahatlıkla canlandırabiliyorsunuz. şahsen benim severek okuduğum bir kitap oldu, okumak isteyen olursa da rahatlıkla önerebilirim
devamını gör...

yine bir genellemeye kurban gittik.
devamını gör...

istanbul'da sokağa çıkma kısıtlamasında tem otoyolu'nda iki grup, yol verme tartışması nedeniyle tekme ve yumruklarla birbirine girdi. kaynak

videoyu seyreden kocalarından şiddet görmüş kadınların "yiyin birbirinizi ete para vermeyin,....." diye yorum yapmaları dikkat çekti.
devamını gör...

mihriban türküsünde geçen ve yüreğe dokunan bir sözdür.

lambada titreyen alev üşüyor
aşk kağıda yazılmıyor mihriban.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim