krotonlu theano
aspasia
hypatia
hildegard
marguerite porete
sienalı katharina
christine de pizan
ısotta nogarola ve liste uzayıp gider. tarih boyunca sandığınızın aksine kadınlar sadece doğurup yemek yapmamışlardır. ataerkil düzenin uzun süre dünyayı bırakmamasından mütevellit kadın yazarlar, şairler, filozoflar hep gölgede kalmış hatta saklanmışlardır. uzak bir örnek olmayan j.k. rowling bile harry potter kitaplarını yayınlarken kadın olduğu belli olmasın diye bu isimle basmıştır kitaplarını. bu konuyla ilgili virginia woolf kendine ait bir oda’yı okumanızı şiddetle öneriyorum.
devamını gör...

'gökyüzü gibi gözlerin var' demişti biri geçenlerde, çok spontane şekilde. bu yaşıma kadar en iyisi olmasa da o anda güzel geldi *
devamını gör...

hepsini toplayayıp kısıra dolmaya düşüresim var. kapının girişinde kolonya ile karşılayıp çaylar benden diyesim geliyor. notlarını bırakıp gidenlere arkadan el sallıyorum bazen bende misafirliğe gidiyorum evime yakın olanlara.bence eğlenceli niye bakmayayım ki.corona dan dolayı misafirlik anlayışımızda değişti işte. nickaltı övücülüğü konseyi
devamını gör...

her çocuk özelse özel olmanın bir anlamı kalmayacağından hiçbir çocuk özel değildir'e varan önerme
devamını gör...

rastgele olarak tekrarlanan bir hareketin, istenen ya da beklenen anlamlı sonucu elde edip etmeyeceği konusunu tartışan düşünce deneyi.

deneyde, bir klavyeye sonsuz defa rastgele basan bir maymun var. bu maymunun bu sonsuz ve anlamsız harf dizisi içerisinde william shakespeare'in meşhur "to be, or not to be, that is the question" * cümlesini yakalaması ihtimali ne kadar olurdu?

ingilizceden bahsettiğimiz için alfabedeki harf sayısı olarak 26'yı alacağız. klavyede sadece harflerin ve boşluk tuşunun olduğunu, başka herhangi bir tuşun bulunmadığını farz edelim. maymunun bu 26 harf ve 1 boşluktan, yani 27 tuştan, beklediğimiz cümlenin başındaki t hafine basma ihtimali 1/27'dir. olasılık hesaplarını matematik derslerinden hatırlayanlar olacaktır. 2 bağımsız olayın gerçekleşme olayını hesaplarken, bu olayların gerçekleşme ihtimalleri birbiriyle çarpılır. o halde ikinci kez tuşa bastığında, t'den sonra bu kez o harfine denk gelme ihtimali de 1/27 olduğundan, maymunun ilk iki tuşta "to" kelimesini yakalama ihtimali 1/27 * 1/27'dir. bunu bütün cümle için düşünürsek, 39 kez bu ihtimali birbiriyle çarpacağız demektir. yani (1/27)³⁹ ve bu son derece küçük bir ihtimal*. fakat bunu gerçekleştirmek için klavyeye 27³⁹ kez basması gerekiyor ki bu da aşırı derecede büyük bir sayı.

saniyede 1 harf yazan bir maymun olsaydı, bu maymunun 27³⁹ kadar saniyeye ihtiyacı olurdu bu işi başarabilmek için. bunun kaç yıla karşılık geldiğini hesaplamak isteyen varsa tutmayalım kendisini.

özetle teoride bu durum çok düşük olasılıkla da olsa mümkündür ama evrenin yaşından bile büyük bir zaman gerektirir.
devamını gör...

akademi dünyasının peygamberi. çoğu filozoftan farklı olarak bir şeyi eleştirirken aynı zamanda iyisiyle kötüsüyle bir alternatif sunarak kendisini başka bir boyuta taşımıştır. aydın insanların en büyük sorununun her zaman bir şeyi eleştirip elini hiçbir zaman taşın altına koymamak olduğunu düşünürsek (bkz: domuzcuk) (bkz: sineklerin tanrısı) ( umarım anlayan olur), karl marx çok büyük bir adamdır ve mülk’ü (bkz: jean jacques rousseau) ‘dan alıp başka bir boyuta taşımıştır.

dünyayı anlamak yetmez, onu değiştirmek de gerekir.
devamını gör...

çin’in gansu bölgesindeki rainbow mountains gökkuşağı rengindeki kaya oluşumları ile çok ilgi çeken bir yer.

kırmızı, turuncu, yeşil, sarı renklerdeki kumtaşı ve minerallerden oluşan kayalar dağ şeklini almasını bundan 55 milyon yıl önce hindistan tabakasının avrasya tabakasıyla çarpışması sonucu sıkışmasına borçlu. bu süreçle birlikte normalde yüzeyde kalacak olan zemin yükselerek dağları oluşturmuş. unesco tarafından dünya mirası ilan edilen bu dağlar milyonlarca yıllık sürede rüzgar ve yağmur ile gökkuşağı renkleri görünümünü almış. çocukken gökkuşağının altından geçmek isteyenlerin sıkça ziyaret ettiği bir yer.
devamını gör...

acılar...
mutsuz geçen çocukluğum...
kelimelere dökerek içimde katran karası olan hüzünlerimi, biraz olsun sulandırmış oluyorum...
yazmak, günden güne iyileşmeme yardımcı oluyor...
benimle aynı yollardan geçenlerle duygudaşlık yapmak...
anlaşılma ihtiyacımı gidermek...
bir derdi olan yazar...
dertsiz birinin yazdığını görmedim ben...
derdini anlatmanın en güzel yoludur yazmak...
zihni berraklaştırıp karar vermeyi kolaylaştırıyor...
hayata dair yol haritası çıkartmamı sağlıyor...
kelimeler, hep en iyi dostum oldu...
önceleri sadece okurdum, hiç yazamazdım...
okuduğum yazılarda kendi duygularımı parça parça bulur,
"vay be dünya üzerinde benimle aynı şeyleri hisseden birileri varmış"
diyerek acımı az da olsa hafifletirdim...
sonra baktım ki içimdeki acılar beni dürtüyor, kelimeler teker teker dışarı çıkmak için beni dürtüyor...
akabinde, yazmaya başladım, yazdım, yazdım, durmaksızın yazdığım, gözyaşlarımın sicim gibi aktığı,
aşırı yağmurlu günlerde arabada giderken sileceklerin yağmur sularına yetişemediği gibi,
benim de gözyaşlarım o kadar çok aktı ki yazılarımın çoğu okunamaz hale geldi..
sırf gözyaşlarımdan oluşan günlüklerim oldu, o da yetmezmiş gibi annem o günlükleri bulup yaktı,
"hatırda kalmaz, satırda kalır, yazma" dedi, yazmamı engelledi...
onun yüzünden yıllarca yazmadım, küstüm kaleme kağıda... *
bir gün baktım ki içimdeki acı halen taze, ne yapsam geçmiyor...
annem kusura bakma ben yine yazmaya başladım...
açtığın yaralar ancak böyle kapanmaya başlıyor...
hep dersin ya "insanlara faydalı olalım", oluyorum işte...
yazarak faydalı oluyorum işte...
yazdığım yazıları/tercüme ettiğim makaleleri okuyup
"yüreğimde bir yerlere dokundunuz, çok teşekkürler" diyorlar...
hani hep "üzerinde ölü toprağı serpilmiş gibisin" dediğin o kızın,
artık o toprağı üzerinden atmaya başladı...
senin gibi olmamı hiç istemezdin,
ben yazarak kendim olma yolunu seçtim işte, daha ne olsun...
devamını gör...

yorulmuş, tükenmiş, kurucumuzdur. biz yanındayız.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...


şimdi aramızda noksan olan şeyin ne olduğunu biliyorum!”dedi. bu eksik sana değil, bana ait... bende inanmak noksanmış...


sabahattin ali- kürk mantolu madonna
devamını gör...

öğrenmeye hevesli olduğum ama 1 senede bir arpa boyu yol katedemediğim müzik aleti. bir şeyler çalıyorum ama yeterince öğrenemedim gibi. tembel olduğum gerçeğini solak olmam bahanesiyle gizliyorum.
devamını gör...

overlokçuyum. hanımlar ayağınıza geldim.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ulan bu sözlüğü o kadar çok seviyorum ki
arada o boktan reklamlara tıklıycam.
devamını gör...

müthiş bir gogol öyküsüdür.

rus edebiyatı denince nitelikli okurların aklına hep belli başlı figürler gelir. bu kaçınılmazdır. belki de her edebiyatın bu tür tekrar eden satırları vardır ama sanki bu rus edebiyatında çok daha belirgin. bana öyle geliyor da olabilir ama elime rus bir yazarın kitabını alınca sanki çok iyi bildiğim bir sokakta yürürmüş gibi bir hisse kapılıyorum.

örnek vermek gerekirse; sanki her romanda şeker alacak parası olmadığı için çayı şekersiz için birisi var, ya da çayını mutlaka votka katan birileri. kıyafetleri eskidiği için sürekli bir yerlerine yama yaptıranlar mutlaka var. oda oda kiralanan bir apartmanda çatı katında soğuktan titreyen birileri mutlaka çıkar karşımıza. daha yüksek seviyede bir memur olmak isteyen biri, soylu partilere karışmaya çalışan düşük seviyeli bir memur, bukleli saçları yanaklarına dökülen genç bir soylu, sert bakışımla soğuk ama yakışıklı bir subay...

ama tüm bunların arasında sıyrılıp çıkan tek şey, en yukarıda ışıl ışıl parlayan tek şey : palto... (bkz: dostoyevski) “ hepimiz bir paltodan çıktık” demiş... o palto’ işte bu palto...
devamını gör...

2012 yapımı zeki demirkubuz filmidir. film dostoyevski’nin yeraltından notlar kitabından esinlenilerek yapılmıştır. o havayı çok iyi yansıtan bir film. bunu söylememek olmaz.

şimdi yeraltından notlar kitabını okudunuz. size sorsalar bu film nerede çekilecek deseler nereyi derseniz film orada çekilmiş.
o kasveti, buhranı yansıtacak en iyi şehir tabii ki ankara.

filmi daha önce izlemiştim. dün gece canım sıkkındı iyice sıkılsın diye gittim açtım. tekrar izledim. tekrar etkilendim.

engin günaydın mükemmel oynamış. tam anlamıyla mükemmel oynamış. bazı oyuncular role girmek için çok çaba sarfederler ve problem yaşarlar. engin günaydın bu rol için mahvolmuş olmalı. aşırı derecede role girdiğini düşünüyorum.
setten sonra mutlaka böyle takılmıştır. kafayı yemiş olmalı. gerçekten inanılmaz bir performans. saygı. saygılar.

filmin genel olarak diyalogları ve atmosferi bu filmi hoş yapan detaylardan. atmosfer çok iyi yansıtılıyor. oyuncuların nefes alışverişleri bile bir şeyler anlatıyor. sigara içilen sahnelerde bile modum düşüyor. öyle karamsar öyle buhran içeren bir film.
spoiler içeren kısma geçmeden önce hala izlemeyen varsa tavsiye edeceğim bir film. izleyin. yemek sahnesini iki kere izleyin mest olun.


filmde hoş detaylar var ve bunlar seyirciye ipuçları veriyor.

belki ipuçları vermiyor ben saçmalıyorum. muharrem karakterinin yaşadığı umursamaz hayatı ve basit hayatı çok güzel anlatıyor. çok basit ama yumurta mevzusu bile basit, kolaycı hayatı gösteriyor. uğraşmak istemiyor uğraşamıyor yumurta kırıp yiyor.

bir süre sonra kendini rezil etmekten keyif alıyor. o hale geliyor. kitapta aynısı vardı. haz duyuyor.
gidiyor yemekte rezil olduğu için tepki gösteriyor iyice rezil oluyor. aman ormancı canım ormancı.
patates mevzusu var mesela onu zaten mastürbasyon ve fahişe ziyaretinde anlıyorsunuz.

filmde en çok bir şeyler anlattığı sahneler fahişe ile olan sahneler. onun gibi bir hayat yaşıyor çünkü. fahişe onu anlıyor. gidiyor içini döküyor “iyi bir insan olmak istiyorum, izin vermiyorlar olamıyorum” diyor.
fahişe ile kendisi çok benziyor. yaşadıkları hayatlar ve hayattan aldıkları keyif aynı geliyor. öyle hissediyorlar.

yemek sahnesi ise bence filmin zirve sahnesi. müthiş. nefis. geriliyorsunuz, utanıyorsunuz, heyecanlanıyorsunuz, gülüyorsunuz. yanlarında gibi hissediyorsunuz.

bu duyguyu hissettiğim bir sahne daha vardı. nuri bilge ceylan bir zamanlar anadolu’da filminde muhtar sahnesi vardı. aynı böyle hissetmiştim. yanlarında gibiydim. aynı hislerle izledim. müthiş gerçekten.

ayrıca filmde müzik olmaması çok isabetli bir karar olmuş.
unutulmayacak bir film. arada açıp kendinizi mahvedeceğiniz bir film.
devamını gör...

'sizi gülümsetebilen insanların peşine takılın, çünkü sadece bir gülümseme karanlık bir günü aydınlatabilir.' diyen yazar.
devamını gör...

benim bir hastalığım var....
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

izel-kızımız olacaktı.
devamını gör...

uzun yıllar müzikle uğraşmasına, ilk 45'liğini 1978 yılında çıkarmasına rağmen, nazan öncel'in beklediği başarıyı yakaladığı kasedinin ismi.
aynı ismi taşıyan da şarkısı vardır.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim