jagten
yargısız infaz, toplumsal algı, sürü psikolojisi, şüphe, kendini aklama çabası, hepsi var bu filmin içinde.. bazı filmler vardır; izlerken düşündürür, bazı filmler vardır; izledikten sonra bile düşünürsünüz.. işte bu film ikincisinden.. kuzey avrupa 'nın güzide filmlerinden.
devamını gör...
şarap
angora kırmızı önerimdir, 100 lira civarı. lezzetli ve doyurucu. içim şekli konusundaki kısıtlamaları bilemiyorum her yiğidin bir yoğurt yiyişi var sonuçta istersen aç 40dk bekle hava alsın istersen mantarı dişinle sök kafaya dikle, zatın zevkine kalmış.
devamını gör...
felç ebişkesi
bu mantarın cinsini başta yanlış tespit etmişler ve bu yüzden clitocybe cinsi olduğu sanılmış. fakat sonradan zehirli ve @1'in de yazdığı gibi felç gibi bir etkisi olduğu ortaya çıkınca türün ait olduğu cinsi değiştirmişler.
clitocybe amoenolens eski ve yanlış ismi. paralepistopsis amoenolens ise özelliğine göre doğru cinste sınıflandırıldığı isim. fakat bu iki ayrı isme sahip olma durumu başka canlılarda da ortaya çıkabiliyor, özellikle az bilinen türlerde yaşanabilir bir durum iki ayrı isme sahip tek canlı olması. zira isimlendirmede bulunanlar diğer isimden haberdar olmayabiliyor.
clitocybe amoenolens eski ve yanlış ismi. paralepistopsis amoenolens ise özelliğine göre doğru cinste sınıflandırıldığı isim. fakat bu iki ayrı isme sahip olma durumu başka canlılarda da ortaya çıkabiliyor, özellikle az bilinen türlerde yaşanabilir bir durum iki ayrı isme sahip tek canlı olması. zira isimlendirmede bulunanlar diğer isimden haberdar olmayabiliyor.
devamını gör...
normal sözlük'e nick altındaki tanımı silme özelliği gelsin kampanyası
madem başlık engelleyemiyoruz kendi nick altımıza gelen bir tanımı silme hakkımız olsun diye düşünüyorum. birinden hazzetmiyor tanımlarını engelliyorsunuz, fakat malum kişi gelip nickaltınıza rahatça yazabiliyor sizi görebiliyor sizi yine takip edeibliyor. kendi nickaltımızı bari kontrol edebilelim diye düşünüyorum.
devamını gör...
sıfır takipçisi olan bir yazarı ciddiye almak
niye öyle dediniz beyefendi? alındım. gücendim.
edit: teşekkürler 3 takipçi teşekkürler! yo ağlamıyorum mutluluk gözyaşları bunlar.
edit: teşekkürler 3 takipçi teşekkürler! yo ağlamıyorum mutluluk gözyaşları bunlar.
devamını gör...
gören kör
#nickaltının kalbi#
potansiyeli olan bir bilgi ağacı yazarımızla karşınızdayım. bu ağaç tanım girmekte üşeniyor, onu biraz silkelemeniz lazım. ogrenilcek tecrübeler ve bilgiler mevcut.ona sair ceketli yazar demek istiyorum siirden anlıyor. eprisi anlayışı da guzel.takdir ettim. gec farkettim ama güç olmasin.bu da tum nick altının kalbi niteliğinde bir tanım olsun.sag olsun.var olsun.kalemine sağlık.
(bkz: epsilondelta ile günün yazarı programı)
potansiyeli olan bir bilgi ağacı yazarımızla karşınızdayım. bu ağaç tanım girmekte üşeniyor, onu biraz silkelemeniz lazım. ogrenilcek tecrübeler ve bilgiler mevcut.ona sair ceketli yazar demek istiyorum siirden anlıyor. eprisi anlayışı da guzel.takdir ettim. gec farkettim ama güç olmasin.bu da tum nick altının kalbi niteliğinde bir tanım olsun.sag olsun.var olsun.kalemine sağlık.
(bkz: epsilondelta ile günün yazarı programı)
devamını gör...
uy haçan ve da üçlüsü
karadenizli olarak karadenizde geçen bütün dizilerde kullanılan ancak benim sadece da'yı kullandığım üçlüdür.
dizilerde kullanıldığı gibi her cümlenin sonunda kullanılmaz da eki, en azından bizim burada bele. bir sürü türde da var.
1-"hadi artık" anlamına gelen daaa.
— hadi daaa çıkalım artık.
2-"lütfen" anlamına gelen daaa.
—anne alalım daaa.
—az su getir daaa.
3-"abartma" anlamına gelen daaa.
—yuh daaa.
başka varsa hatırlamıyorum, ekleme yaparım.
dizilerde kullanıldığı gibi her cümlenin sonunda kullanılmaz da eki, en azından bizim burada bele. bir sürü türde da var.
1-"hadi artık" anlamına gelen daaa.
— hadi daaa çıkalım artık.
2-"lütfen" anlamına gelen daaa.
—anne alalım daaa.
—az su getir daaa.
3-"abartma" anlamına gelen daaa.
—yuh daaa.
başka varsa hatırlamıyorum, ekleme yaparım.
devamını gör...
şey (1982)
b sınıfı filmlerin unutulmaz yönetmeni john carpenter' ın 1982 yapımı filmidir. bugün gerilim ve alien filmleri arasında kült bir film olarak kabul edilmektedir.
howard hawks ve christian nyby'nin 1951 filmi olan the thing from another world filminden esinlenerek yazılmış olan john w. campbell, jr.'ın who goes there? adlı romanından esinlenilmiştir
antarktika'da bir grup araştırmacının, gördüğü insanların kılığına girebilen bir yaşam formu ile karşılaşmasını ele alır. neredeyse tamamı tek mekanda geçen ve az sayıda oyuncu kadrosu ile çekilen film gergin ve kaotik bir atmosferi çok iyi yansıtmıştır.
bu filmi en özel yapan şey, bilinmezliğin verdiği korku ye paranoya. yaratığın aslında kim olduğunu bilmememiz her karakterden şüphelenmemizi sağlar. bu da, filmin izleyicisi gibi değil , sanki bir parçasıymışsınız gibi hissetmemizi sağlamıştır. özellikle meşhur kan testi sahnesinde gerim gerim gerilmemek elde değil. film her ne kadar yaklaşik 40 sene önce çekilmiş olsa da, özel efektler yerine gerçek modellerin kullanilmasi filmin eskimesini engellemiş. bugünün sinema izleyicileri bu efektleri komik bulabilir, ancak o zamanki teknoloji ve aşırı düşük bir bütçeye sahip olmasına rağmen yönetmen john carpenter müthiş bir iş çıkarmıştır.
filmin sonu ise çok etkileyici, seyirciyi tamamen ortada bırakıyor, sanki devamı çekilecekmiş gibi olmuş. daha iyi bir son yazılamazdı sanki. filmin bokunu çıkarmamak adına carpenter’ın devamını çekmemesi de çok iyi olmuş, malum bu yola gidildiğinde orijinal filmi bile sorgular hale geliyorsunuz. filmin sonu ise bütünü ile müthiş bir uyum içinde olmuş.
tabii hollywood boş durmamış ve 2011 de prequel film çekmiştir. sonuç tabii ki; olmamış.
howard hawks ve christian nyby'nin 1951 filmi olan the thing from another world filminden esinlenerek yazılmış olan john w. campbell, jr.'ın who goes there? adlı romanından esinlenilmiştir
antarktika'da bir grup araştırmacının, gördüğü insanların kılığına girebilen bir yaşam formu ile karşılaşmasını ele alır. neredeyse tamamı tek mekanda geçen ve az sayıda oyuncu kadrosu ile çekilen film gergin ve kaotik bir atmosferi çok iyi yansıtmıştır.
bu filmi en özel yapan şey, bilinmezliğin verdiği korku ye paranoya. yaratığın aslında kim olduğunu bilmememiz her karakterden şüphelenmemizi sağlar. bu da, filmin izleyicisi gibi değil , sanki bir parçasıymışsınız gibi hissetmemizi sağlamıştır. özellikle meşhur kan testi sahnesinde gerim gerim gerilmemek elde değil. film her ne kadar yaklaşik 40 sene önce çekilmiş olsa da, özel efektler yerine gerçek modellerin kullanilmasi filmin eskimesini engellemiş. bugünün sinema izleyicileri bu efektleri komik bulabilir, ancak o zamanki teknoloji ve aşırı düşük bir bütçeye sahip olmasına rağmen yönetmen john carpenter müthiş bir iş çıkarmıştır.
filmin sonu ise çok etkileyici, seyirciyi tamamen ortada bırakıyor, sanki devamı çekilecekmiş gibi olmuş. daha iyi bir son yazılamazdı sanki. filmin bokunu çıkarmamak adına carpenter’ın devamını çekmemesi de çok iyi olmuş, malum bu yola gidildiğinde orijinal filmi bile sorgular hale geliyorsunuz. filmin sonu ise bütünü ile müthiş bir uyum içinde olmuş.
tabii hollywood boş durmamış ve 2011 de prequel film çekmiştir. sonuç tabii ki; olmamış.
devamını gör...
körlük
-bence biz kör olmadık, biz zaten kördük.
+gören körler mi?
-gördüğü halde göremeyen körler.
kitabın ana fikriydi bu cümleler.
+gören körler mi?
-gördüğü halde göremeyen körler.
kitabın ana fikriydi bu cümleler.
devamını gör...
şal var mı diye soran kıza şalvar mı diyen garson
içten ve saf olup asgari ücretle çalışan emekçi garsondur.
kısacası candır.
kısacası candır.
devamını gör...
panik atak
yoğun dehşetengiz duygular hissettiren bir durum. her insanda benzer ve farklı yaşanan semptomları var.
bir de yaşadığın şeyin gerçekte ne olduğunun farkına varmak kolay olmuyor. ben biraz geç farkettim. bence bazı olaylar veya gün içinde yaşananlar tetikleyici rolde olabiliyor. kaygı oluşturacak durumlara dikkat edip kaçınmak belki de engelleyici olabilir. ben deniyorum en azından.
bir de yaşadığın şeyin gerçekte ne olduğunun farkına varmak kolay olmuyor. ben biraz geç farkettim. bence bazı olaylar veya gün içinde yaşananlar tetikleyici rolde olabiliyor. kaygı oluşturacak durumlara dikkat edip kaçınmak belki de engelleyici olabilir. ben deniyorum en azından.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının şiirleri
aynı anda var olabilseydi birkaç boyut
birinde doğru, güzel olanı yaşamıyorsak
diğerinde mutlu olsaydık.
birinde olamadığımız için pişman olduklarımızı,
telafi edebilse idik bir diğerinde.
yaşayabilir miydik doğru olanı?
yoksa gereği gibi insan olmanın;
sahiplenip her şeyi,
bizim için var olduğu yanılgısı ile
ve birlikte diğer bütün yanılsamalarımızla
mahveder miydik yine her boyutunu hayatımızın.
birinde doğru, güzel olanı yaşamıyorsak
diğerinde mutlu olsaydık.
birinde olamadığımız için pişman olduklarımızı,
telafi edebilse idik bir diğerinde.
yaşayabilir miydik doğru olanı?
yoksa gereği gibi insan olmanın;
sahiplenip her şeyi,
bizim için var olduğu yanılgısı ile
ve birlikte diğer bütün yanılsamalarımızla
mahveder miydik yine her boyutunu hayatımızın.
devamını gör...
yazarların yaptığı en büyük dalgınlık
ösym sınavlarından biriydi sanırım veya aöf sınavları da olabilir. (o kadar çok sınava girdim ki sene kaç, hangi sınav hatırlamıyorum) * o dönem sınavlarda sınıflara duvar saati asılmıyordu ve kol saatiyle sınava girmek serbestti. sınava girdiğimde duvarda bir saat vardı ama bozuk. * kaç dakikam kaldı, ne durumdayım bir fikrim yok. sinirden ve sınav sorularının zorlamasından stres olmuş neden kol saati takmadım diye kendime kızıyorum. sınav bitti. gözetmen kağıtları topladı. neyse ne yapalım, öyle böyle atlattım diye kendimi teselli edip üzerimdeki giysinin kollarını sıvayıp şöyle sıraya sırtımı yasladığımda sol kolumda 2 tane kol saati gördüğüm an içine doğru kahkaha atmanın nasıl bir şey olduğunu tecrübe etmiş oldum. ortam o kadar gergin ki sınıfta nasıl güleyim. eve gidene kadar deli gibi kendime gülmüştüm.
meğer kol saatimin biri kolumdaymış sabah uyandığımda o saati takmak için aramış, bulamamıştım. diğer saatimi koluma takmışım tabi o sınav stresinden ne onu hatırlıyorum, ne görüyorum, ne de kolumdaki iki saatin fiziksel ağırlığını hissedebiliyorum. *
meğer kol saatimin biri kolumdaymış sabah uyandığımda o saati takmak için aramış, bulamamıştım. diğer saatimi koluma takmışım tabi o sınav stresinden ne onu hatırlıyorum, ne görüyorum, ne de kolumdaki iki saatin fiziksel ağırlığını hissedebiliyorum. *
devamını gör...
bostan korkuluğu
kuşlar korkup yaklaşamasın ve ürünlere zarar vermesinler diye tarlalara dikilen insan şekilli maket.
devamını gör...
marmara üniversitesi
benim üniversitem. eğer benim göztepe kampüsündeyseniz , büyük ihtimalle siz de her çıkışta, dostlarla beraber kadıköy'e inersiniz. kampüsü pek de güzel olmadığından pek de orada durmak istemezsiniz.
devamını gör...
küçükken bahçelerden meyve aşıran yazarlar
aralarına dahil olduğum ancak aşağıda anlattığım anı ile tövbe ettiğim yazarlardır.
hiç unutmam yaz tatilindeyiz. yan komşumuz yıllardır tanıdığımız, artık ailemizden sayılan insanlar. çocuklarıyla da yaşıt olduğumuz için kardeş gibi büyüdük hep. biz nereye gitsek onları götürüyoruz, onlar nereye gitse bizi alıyorlar.
yine o günlerden biriydi, pikniğe gideceklerdi ve bizi de götürdüler kardeşimle. gittiğimiz alan meyve bahçeleri ile dolu evlerin önünden dereler akan, salıncaklar, oyuncaklar ne ararsan var olan rüya gibi bir yerdi benim için.
arkadaşlarla oynamaya başladık ama oynamak da bir yere kadar sevgili yazarlar, meyve bahçelerine takıldı gözümüz. aynı meyvelerden pikniğe gelirken getirmiş olmamız bizi bağlamıyor, gördük bir kere tırmanıp toplayacağız hepsinden. yaptık da efendim, çeşit çeşit erik, elma, kayısı ne varsa topladık. yetmezmiş gibi tişörtlerimizin eteklerine doldurup "eve de götürelim, annemler de yer." diyerek açgözlülük de yaptık.*
yok hayır, yakalanmadık; hikaye burada başlamıyor.
yedik topladığımız meyveleri, planladığımız gibi eve de getirdik. bizimkiler sordu, "nereden geldi bu meyveler?" diye. anlattık, izin alarak toplama konusunda öğüt verdiler, sonra babam "bunlar ilaçlı gibi duruyor sanki, baksana dışına, yıkamadan yemediniz inşallah?" dedi. * "hıhım, elbette" diyerek konuyu geçiştirdik.
evet olay burada başlıyor sevgili yazarlarım.
ertesi gün kardeşimle öğleden sonra uykusuna yatmıştık. hayatımda hiç o kadar derin uyuduğumu hatırlamıyorum. kapı çalmış duymamışız, telefonla aramışlar duymamışız, cama taş atılmış duymamışız. ben uyuyorum tüm bu seslerin rüyamda olduğunu sanıyorum. kardeşim uyandırdı "abla, kapı çalıyor koş bak."* bir uyandım, babam kapıyı yumrukluyor, adımızı haykırıyor. pişkin pişkin "yaa tamam geldik baba ne bağırıyorsun, anahtarını neden almadın?" diye adama kızıyorum. bir yandan da kardeşim arkamdan tin tin geliyor, kıs kıs gülüyor.* babam kapıya bir omuz daha atsa kırılacak çünkü görüyorum kapı yerinden oynamaya başlamış, sesimi duyunca sakinleşti. ben kapıyı açar açmaz arkamdan koşturmaya başladı. kardeşim önde ben arkada babam benim arkamda evde koştuğumuzu düşünün sevgili yazarlar.* kardeşim zeki, en yakın sığınak olan tuvalete girdi, babam onu bıraktı arkamdan koşuyor, hemen odama girdim, kapıyı kapadım. babam kapıya kadar geldi, yüksek ihtimal dişlerini sıktı, iki üç kere duvara vurdu gitti.
meğerse bizim yediğimiz eriklerden zehirlendiğimizi sanmış bu yüzden paniklemiş. saatlerce kapıyı bacayı zorlamışlar girmek için, son çare babam kapıyı kırmaya çalışmış.
düşündükçe gülüyorum ama çocuklarının zehirlendiğini sanarak çaresizce kapıya vuran babam aklıma geldikçe utanıyorum da.
her neyse efendim, işte o gün bugündür kimsenin bahçesinden izinsiz yaprak bile koparmadım ama meyveleri silmeden yemeye devam ettim.*
hiç unutmam yaz tatilindeyiz. yan komşumuz yıllardır tanıdığımız, artık ailemizden sayılan insanlar. çocuklarıyla da yaşıt olduğumuz için kardeş gibi büyüdük hep. biz nereye gitsek onları götürüyoruz, onlar nereye gitse bizi alıyorlar.
yine o günlerden biriydi, pikniğe gideceklerdi ve bizi de götürdüler kardeşimle. gittiğimiz alan meyve bahçeleri ile dolu evlerin önünden dereler akan, salıncaklar, oyuncaklar ne ararsan var olan rüya gibi bir yerdi benim için.
arkadaşlarla oynamaya başladık ama oynamak da bir yere kadar sevgili yazarlar, meyve bahçelerine takıldı gözümüz. aynı meyvelerden pikniğe gelirken getirmiş olmamız bizi bağlamıyor, gördük bir kere tırmanıp toplayacağız hepsinden. yaptık da efendim, çeşit çeşit erik, elma, kayısı ne varsa topladık. yetmezmiş gibi tişörtlerimizin eteklerine doldurup "eve de götürelim, annemler de yer." diyerek açgözlülük de yaptık.*
yok hayır, yakalanmadık; hikaye burada başlamıyor.
yedik topladığımız meyveleri, planladığımız gibi eve de getirdik. bizimkiler sordu, "nereden geldi bu meyveler?" diye. anlattık, izin alarak toplama konusunda öğüt verdiler, sonra babam "bunlar ilaçlı gibi duruyor sanki, baksana dışına, yıkamadan yemediniz inşallah?" dedi. * "hıhım, elbette" diyerek konuyu geçiştirdik.
evet olay burada başlıyor sevgili yazarlarım.
ertesi gün kardeşimle öğleden sonra uykusuna yatmıştık. hayatımda hiç o kadar derin uyuduğumu hatırlamıyorum. kapı çalmış duymamışız, telefonla aramışlar duymamışız, cama taş atılmış duymamışız. ben uyuyorum tüm bu seslerin rüyamda olduğunu sanıyorum. kardeşim uyandırdı "abla, kapı çalıyor koş bak."* bir uyandım, babam kapıyı yumrukluyor, adımızı haykırıyor. pişkin pişkin "yaa tamam geldik baba ne bağırıyorsun, anahtarını neden almadın?" diye adama kızıyorum. bir yandan da kardeşim arkamdan tin tin geliyor, kıs kıs gülüyor.* babam kapıya bir omuz daha atsa kırılacak çünkü görüyorum kapı yerinden oynamaya başlamış, sesimi duyunca sakinleşti. ben kapıyı açar açmaz arkamdan koşturmaya başladı. kardeşim önde ben arkada babam benim arkamda evde koştuğumuzu düşünün sevgili yazarlar.* kardeşim zeki, en yakın sığınak olan tuvalete girdi, babam onu bıraktı arkamdan koşuyor, hemen odama girdim, kapıyı kapadım. babam kapıya kadar geldi, yüksek ihtimal dişlerini sıktı, iki üç kere duvara vurdu gitti.
meğerse bizim yediğimiz eriklerden zehirlendiğimizi sanmış bu yüzden paniklemiş. saatlerce kapıyı bacayı zorlamışlar girmek için, son çare babam kapıyı kırmaya çalışmış.
düşündükçe gülüyorum ama çocuklarının zehirlendiğini sanarak çaresizce kapıya vuran babam aklıma geldikçe utanıyorum da.
her neyse efendim, işte o gün bugündür kimsenin bahçesinden izinsiz yaprak bile koparmadım ama meyveleri silmeden yemeye devam ettim.*
devamını gör...
gece denize girmek
hava yeterince karanlık ve şartlar uygunsa ilk heyecanı attıktan sonra anne karnındaymış gibi hissettiren eylem.
devamını gör...
yanlış bilinen doğrular
ülkemizdeki hamam kültürünün kökeni roma'dır.romalılar hamamlara sadece temizliği değil sosyalleşme kültürünü de barındırıyordu.
devamını gör...

