bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
o miniğin teyzesiyim ben hahahaha. harikasın sen çocuk bayılıyorum ikinize de.*
modumuz tavan!*
modumuz tavan!*
devamını gör...
oblomov
karakterler mi sevilir yoksa karakterin sizden bir parça taşıması mı?
oblomow= yatak+düşünce+(tembellik)
oblomow; kitaba, köye, burjuva topluluğuna ve baş karakterimize ismini verir. bir köyde büyük bir aile oblomow ailesi. her şeyi ile kendilerine bağlı olan bu ailede oblomow, 30'lu yaşlara kadar herhangi bir işte çalışmayan, kimsenin bir şey beklemediği bir karakter. annesi, dadısı, kâhyası, arkadaşları... kimsenin ondan beklentisi yok. herkes ona hizmet için var. böyle bir hayata doğuştan sahip birine tembel diyemeyiz. çünkü oblomow bir işi yapmayı hiç istemedi beklentileri karşılamayı da. buna rağmen müthiş bir gözlem yapma işine girişti. en zor işi yapıyordu; bütün gün yatarak hayatsal faliyetler dışında sadece düşünüyordu.
ne kitap ama...
yazarların beyni korkutucu geliyor. tüm bu karakterlerin bir beyinden ve bu kadar gerçekçi yansıtılması ürkütücü. kitap gözü açık gördüğümüz rüyalardır. oblomow rüya ya da gerçek, siz olan bir kitap.
üstelik kitap basılmadan önce "oblomow'un rüyası" adlı bir makale ile anlatılır. daha sonra yazar bu romanı bir ayda yazar. kendisi bu süreci şöyle anlatr; uzun zamandır kafamda tasarladığım karakteri hayata geçirmek kitaba yansıtmak zor olacak bir durum değildi.
oblomow= yatak+düşünce+(tembellik)
oblomow; kitaba, köye, burjuva topluluğuna ve baş karakterimize ismini verir. bir köyde büyük bir aile oblomow ailesi. her şeyi ile kendilerine bağlı olan bu ailede oblomow, 30'lu yaşlara kadar herhangi bir işte çalışmayan, kimsenin bir şey beklemediği bir karakter. annesi, dadısı, kâhyası, arkadaşları... kimsenin ondan beklentisi yok. herkes ona hizmet için var. böyle bir hayata doğuştan sahip birine tembel diyemeyiz. çünkü oblomow bir işi yapmayı hiç istemedi beklentileri karşılamayı da. buna rağmen müthiş bir gözlem yapma işine girişti. en zor işi yapıyordu; bütün gün yatarak hayatsal faliyetler dışında sadece düşünüyordu.
ne kitap ama...
yazarların beyni korkutucu geliyor. tüm bu karakterlerin bir beyinden ve bu kadar gerçekçi yansıtılması ürkütücü. kitap gözü açık gördüğümüz rüyalardır. oblomow rüya ya da gerçek, siz olan bir kitap.
üstelik kitap basılmadan önce "oblomow'un rüyası" adlı bir makale ile anlatılır. daha sonra yazar bu romanı bir ayda yazar. kendisi bu süreci şöyle anlatr; uzun zamandır kafamda tasarladığım karakteri hayata geçirmek kitaba yansıtmak zor olacak bir durum değildi.
devamını gör...
taocu seks
devamını gör...
kazıklı maria
(bkz: bitti demediniz mi lan)
devamını gör...
yazarların duydukları enfes cümleler
yola inanmışlar ile çıkılır, ikna edilmişler ile değil.
devamını gör...
bir filmin tamamını anlatan tek repliği
"hırsızlık yapmayın. çünkü devlet rekabetten hoşlanmaz."
v for vendetta
v for vendetta
devamını gör...
venezuela’dan peynir ithal etmek
uyuşturucu ticaretini bir tarafa bırakırsak, hikaye olarak imzalanmış sözleşmelerden birisidir.
bir ülke, bir başka ülkeyle imtiyazlı bir ticaret sözleşmesi imzladığında, bu tek taraflı değildir.
yani venezuela size ticari olarak, ürünlerinize imtiyaz tanıyorsa, sizin de ona imtiyaz sağlamanız gerekir.
venezuela binlerce kalem üründe türkiye'ye imtiyaz sağlamıştır. karşılığında, peynir konusunda bir imtiyaz verilmiş.
devletler peynir ithal etmezler, şirketler peynir ithal ederler. üstelik türk pazarı peynir konusunda rekabetçi bir piyasa değildir, fiyatlar oldukça yüksektir. buna rağmen kimse venezueladan peynir ithal etmemiştir.
aynı hikaye tunus ile olan dış ticaretimizde de meydana gelmiştir. tunus hep türkiyeden ithalat yapmaktadır ve tunus ticaret bakanlığı, yahu size birşeyler ihraç edelim dediğinde, sizin ana kaleminiz nedir diye sorulmuş, zeytin yağı cevabıyla, tunus zeutin yağına imtiyaz verilmiştir.
tunus'dan da 1 lt zeytin yağı ithal edilmemiştir.
devletler tek taraflı ticaretten kaçınmak için, daha doğrusu salt ithalatçı olmamak için bu tip atraksiyonlar yaparlar.
önemli olan o pazardan ne kadar ithalat yapıldığıdır.
bu ülkeye ne venezueladan peynir ne de tunus'dan zeytin yağı ithalatı olmamıştır.
türkiye'den net ithalatçı olan ülkelerle yapılan ticari anlaşmalarda böyle absürt ürünler görmeniz normaldir.
biz de net ithalatçı olduğumuz rusya, abd, çin, fransa gibi ülkelere yauuu bizden birşeyler ithal edin diye bastırıyoruz. ama ya karşımıza gıda kodeksi ya kalite kriterleri ya da fiyat gibi darboğazlar çıkıyor.
çin bizden ithalatı daraltmayın size 2 milyon turist yollayacağız diye bize yıllardır yalan söylüyor.
bu tip yalanlara gülün geçin.
ülkelerin kendisini dış ticarette korumasının yolu ithal ikamesidir.
ama petrol, doğalgaz ve teknolojik ürünlerin ikamesi yoktur.
bir ülke, bir başka ülkeyle imtiyazlı bir ticaret sözleşmesi imzladığında, bu tek taraflı değildir.
yani venezuela size ticari olarak, ürünlerinize imtiyaz tanıyorsa, sizin de ona imtiyaz sağlamanız gerekir.
venezuela binlerce kalem üründe türkiye'ye imtiyaz sağlamıştır. karşılığında, peynir konusunda bir imtiyaz verilmiş.
devletler peynir ithal etmezler, şirketler peynir ithal ederler. üstelik türk pazarı peynir konusunda rekabetçi bir piyasa değildir, fiyatlar oldukça yüksektir. buna rağmen kimse venezueladan peynir ithal etmemiştir.
aynı hikaye tunus ile olan dış ticaretimizde de meydana gelmiştir. tunus hep türkiyeden ithalat yapmaktadır ve tunus ticaret bakanlığı, yahu size birşeyler ihraç edelim dediğinde, sizin ana kaleminiz nedir diye sorulmuş, zeytin yağı cevabıyla, tunus zeutin yağına imtiyaz verilmiştir.
tunus'dan da 1 lt zeytin yağı ithal edilmemiştir.
devletler tek taraflı ticaretten kaçınmak için, daha doğrusu salt ithalatçı olmamak için bu tip atraksiyonlar yaparlar.
önemli olan o pazardan ne kadar ithalat yapıldığıdır.
bu ülkeye ne venezueladan peynir ne de tunus'dan zeytin yağı ithalatı olmamıştır.
türkiye'den net ithalatçı olan ülkelerle yapılan ticari anlaşmalarda böyle absürt ürünler görmeniz normaldir.
biz de net ithalatçı olduğumuz rusya, abd, çin, fransa gibi ülkelere yauuu bizden birşeyler ithal edin diye bastırıyoruz. ama ya karşımıza gıda kodeksi ya kalite kriterleri ya da fiyat gibi darboğazlar çıkıyor.
çin bizden ithalatı daraltmayın size 2 milyon turist yollayacağız diye bize yıllardır yalan söylüyor.
bu tip yalanlara gülün geçin.
ülkelerin kendisini dış ticarette korumasının yolu ithal ikamesidir.
ama petrol, doğalgaz ve teknolojik ürünlerin ikamesi yoktur.
devamını gör...
meja (yazar)
astronom olduğunu öğrenince, bayağı mutlu olduğum yazar. lütfen sonraki röportaj veya söyleşiyi meja ile yapın. çok bilgilendirici olacaktır.
devamını gör...
saçı kurbanı
kansız kurban olarak da adlandırılan kurban biçimidir.
eski türk kültüründe ve şamanizm’de kurban olgusu; kanlı ve kansız kurban olmak üzere ikiye ayrılmaktaydı.
kanlı kurban bugün islami çerçevede de devam ettirdiğimiz kurban verme biçimidir. bu kurban şekli daha çok büyük tanrılara/ruhlara kurban verileceği durumlarda, bilhassa da toprak ve yer ile ilgili durumlarda tercih edilmekteydi.
örneğin erlik han’a verilecek kurbanlarda sığır gibi büyükbaş hayvanlar; geyik gibi yabani hayvanlar ya da yine yabani atlar kurban verilirdi.
yerin altında demirden bir tahtta yaşadığına ve cezalarla yükümlü olduğuna inanılan, aslında gök tanrı’ya göre bir yüksek ruh sayılan erlik han doğrudan yerle ve toprakla ilişkili olduğu için bu gibi durumlarda kanlı kurban verilir ve bu kurbanın kanı muhakkak toprak ile temas ettirilirdi.
saçı denen kurban biçimi ise kan dökmeden, kan dökülmesine gerek olmadığı durumlarda kullanılan kurban verme biçimidir. aslında günümüzde saçı ritüeli çeşitli şekillere evrilmiştir.
“saçı” ifadesi doğrudan /saç-/ (saç-mak) eylem kökü ile ilişkilidir. saçı bugünki mantıkla baktığımızda, çoğu zaman kurbandan ziyade kutsama anlamı taşır.
sıkça rastlanan saçılardan bir tanesi, beyaz renginden dolayı gök ile ilişkilendirilen kımızın veya sütün; etrafa, bilhassa köşelere “saçılması”dır. örneğin, evin veya evin odalarının köşelerine serpiştirilerek/saçılarak mekanlar kutsanmış olur.
burada saçılan şey mekanların iyelerine (ruhlarına) kurban verilir.
biz bugün bunu çoğunlukla çeşitli törenlerde hala gerçekleştirmekteyiz. örneğin; düğün, cenaze veya herhangi bir cemiyet olduğunda verilen yemekler aslında birer saçıdır. yola giden bir insanın arkasından su dökmek saçıdır. evden çıkan gelinin ya da çiftin üstüne darı/buğday vs atmak da yine saçı ritüeline örnektir.
bu noktada kansız kurban/saçı bağlamında fakat alt başlık olarak değerlendirilebilecek bir de ıduk mevzusu dikkat çeker. kimi türk boylarında saçı denen olgu direkt olarak bu isimle anılırken kimi boylarda ise ıduk direkt olarak saçı olarak anılır.
ıduk, bir hayvanın genelde dağ, akarsu, orman gibi yerler için salıverilmek suretiyle kurban edilmesidir. bu şekilde kurban verilen hayvanın kanı kesinlikle akıtılmaz, canı acıtılmaz, kötü davranılmaz, üstüne yük yüklenmez, hediye edilmez, herhangi bir şekilde yararlanılmaz. hayvan bir nevi dokunulmaz olur ve doğaya geri verilir.
eski türk kültüründe ve şamanizm’de kurban olgusu; kanlı ve kansız kurban olmak üzere ikiye ayrılmaktaydı.
kanlı kurban bugün islami çerçevede de devam ettirdiğimiz kurban verme biçimidir. bu kurban şekli daha çok büyük tanrılara/ruhlara kurban verileceği durumlarda, bilhassa da toprak ve yer ile ilgili durumlarda tercih edilmekteydi.
örneğin erlik han’a verilecek kurbanlarda sığır gibi büyükbaş hayvanlar; geyik gibi yabani hayvanlar ya da yine yabani atlar kurban verilirdi.
yerin altında demirden bir tahtta yaşadığına ve cezalarla yükümlü olduğuna inanılan, aslında gök tanrı’ya göre bir yüksek ruh sayılan erlik han doğrudan yerle ve toprakla ilişkili olduğu için bu gibi durumlarda kanlı kurban verilir ve bu kurbanın kanı muhakkak toprak ile temas ettirilirdi.
saçı denen kurban biçimi ise kan dökmeden, kan dökülmesine gerek olmadığı durumlarda kullanılan kurban verme biçimidir. aslında günümüzde saçı ritüeli çeşitli şekillere evrilmiştir.
“saçı” ifadesi doğrudan /saç-/ (saç-mak) eylem kökü ile ilişkilidir. saçı bugünki mantıkla baktığımızda, çoğu zaman kurbandan ziyade kutsama anlamı taşır.
sıkça rastlanan saçılardan bir tanesi, beyaz renginden dolayı gök ile ilişkilendirilen kımızın veya sütün; etrafa, bilhassa köşelere “saçılması”dır. örneğin, evin veya evin odalarının köşelerine serpiştirilerek/saçılarak mekanlar kutsanmış olur.
burada saçılan şey mekanların iyelerine (ruhlarına) kurban verilir.
biz bugün bunu çoğunlukla çeşitli törenlerde hala gerçekleştirmekteyiz. örneğin; düğün, cenaze veya herhangi bir cemiyet olduğunda verilen yemekler aslında birer saçıdır. yola giden bir insanın arkasından su dökmek saçıdır. evden çıkan gelinin ya da çiftin üstüne darı/buğday vs atmak da yine saçı ritüeline örnektir.
bu noktada kansız kurban/saçı bağlamında fakat alt başlık olarak değerlendirilebilecek bir de ıduk mevzusu dikkat çeker. kimi türk boylarında saçı denen olgu direkt olarak bu isimle anılırken kimi boylarda ise ıduk direkt olarak saçı olarak anılır.
ıduk, bir hayvanın genelde dağ, akarsu, orman gibi yerler için salıverilmek suretiyle kurban edilmesidir. bu şekilde kurban verilen hayvanın kanı kesinlikle akıtılmaz, canı acıtılmaz, kötü davranılmaz, üstüne yük yüklenmez, hediye edilmez, herhangi bir şekilde yararlanılmaz. hayvan bir nevi dokunulmaz olur ve doğaya geri verilir.
devamını gör...
delta
ax² + bx + c = 0 şeklinde olan(a ≠0)
ikinci dereceden bir denklemin çarpanlarına ayrılamadığı durumlarda kök veya köklerin bulunmasında kullanılan formülün adı.
(bkz: 2. dereceden denklem)
ikinci dereceden bir denklemin çarpanlarına ayrılamadığı durumlarda kök veya köklerin bulunmasında kullanılan formülün adı.
(bkz: 2. dereceden denklem)
devamını gör...
yazarların uyumama sebepleri
uyku tutmuyor, kedilerimi çok özlemişim ondan uyuyamıyorum.
birkaç ay evvel kendim için bir iyilik yapıp; aile evinden uzağa, onların asla gelemeyeceği ve türlü türlü eziyetlerini yapamayacakları bir yere: akıl hastanesine kendimi attım.
evvelce covid pozitif olduğum günlerde, geceler boyu sürünüp ölüp de bu zorbalardan kurtulamayınca iyice buhrana girdim. baktım ki böyle olmuyor, kendimi öldürmeme ramak kaldı. ben de tımarhanede soluğu aldim.
yarın yine gidiyorum. doktorlar hala intihar düşüncem olup olmadığını soruyor. evet artık daha sakinim intihar gibi bir düşüncem yok ama bu leş karakterli insanları da görmek istemiyorum.
mottom onlardan uzak olsun da, neresi olursa olsun. cehenneme bile razıyım. zaman zaman kemal sunal'ın merakli köfteci filmi aklıma geliyor.*
illa delirmek gerekmiyor, bazen delirmemek icin kaçmak gerekmiş onu anladım. aylardır doğru düzgün elime telefon almadığım icin kullanırken çok yadırgadım. hatta sözlüğün adı falan değişmiş.*
umarım herkes çok iyidir. kendinize iyi bakın. ailem olacak insanlara tahammül edecek gücü bulduğumda yine görüşmek üzere hepinizi yanaklarınızdan öpüyorum esen kalın.
birkaç ay evvel kendim için bir iyilik yapıp; aile evinden uzağa, onların asla gelemeyeceği ve türlü türlü eziyetlerini yapamayacakları bir yere: akıl hastanesine kendimi attım.
evvelce covid pozitif olduğum günlerde, geceler boyu sürünüp ölüp de bu zorbalardan kurtulamayınca iyice buhrana girdim. baktım ki böyle olmuyor, kendimi öldürmeme ramak kaldı. ben de tımarhanede soluğu aldim.
yarın yine gidiyorum. doktorlar hala intihar düşüncem olup olmadığını soruyor. evet artık daha sakinim intihar gibi bir düşüncem yok ama bu leş karakterli insanları da görmek istemiyorum.
mottom onlardan uzak olsun da, neresi olursa olsun. cehenneme bile razıyım. zaman zaman kemal sunal'ın merakli köfteci filmi aklıma geliyor.*
illa delirmek gerekmiyor, bazen delirmemek icin kaçmak gerekmiş onu anladım. aylardır doğru düzgün elime telefon almadığım icin kullanırken çok yadırgadım. hatta sözlüğün adı falan değişmiş.*
umarım herkes çok iyidir. kendinize iyi bakın. ailem olacak insanlara tahammül edecek gücü bulduğumda yine görüşmek üzere hepinizi yanaklarınızdan öpüyorum esen kalın.
devamını gör...
iznim olmadan dışarı çıkıyordu namusunu temizledim
namus denen kavramı,iki bacak arasında sanan mahlukatların hâlâ anlamadığı namus beyinde'dir beyinde , anlayın anlayın artık.
devamını gör...
kaç yaşıma gelirsem geleyim
kaç yaşına gelirsem geleyim, kar yağması beklenen gecenin sabahında uyanır uyanmaz pencereden yağmış mı acaba diye bakacağım..
devamını gör...
müzik yapan üyeler
piyano caliyorum cocuklugumdan bu yana ama müzik yapmaya giriyo mu bilemem enstrüman caliyorum sanirim sadece :)
devamını gör...
karşısındakini anlayan ve yargılamayan insan
en iyi dost veya sevgili, eştir. olması gerekendir. anlaşılmamak ve başkası tarafından yargılanmak insanın başına gelebilecek en kötü şeylerden bir tanesidir. çünkü düşünceler, görünür olmasalar da acı verici olabilirler.
ne demiş üstat (bkz: oğuz atay);
beni hemen anlamalısın, çünkü ben kitap değilim, çünkü ben öldükten sonra kimse beni okuyamaz, yaşarken anlaşılmaya mecburum.
ne demiş üstat (bkz: oğuz atay);
beni hemen anlamalısın, çünkü ben kitap değilim, çünkü ben öldükten sonra kimse beni okuyamaz, yaşarken anlaşılmaya mecburum.
devamını gör...




