anglofil
ingiltere’ye, bu ülkenin kültürüne, insanlarına, diline, aksanına hayran olma durumudur.
… tarihsel geçmişi ve aksanıyla ise amerikalılarda görülen gizil anglofilliği ve aşağılık kompleksini tetikliyordu.
… tarihsel geçmişi ve aksanıyla ise amerikalılarda görülen gizil anglofilliği ve aşağılık kompleksini tetikliyordu.
devamını gör...
filmi varken gidip sayfalarca roman okuyan tip
bunlar bir de gezi programları izlemek varken gider bizzat gezerler.
devamını gör...
aziz matta'nın şehit edilmesi
caravaggio'nun en sevdiğim eserlerinden bir tanesi. sanatçının 1600 yılında bitirdiği, san luigi dei francesi kilisesinde sergilenen eseri.

aziz matta'nın şehit edilmesi resmindeki canlı, dramatik sahne san luigi dei francesi kilisesindeki contarelli şapelinde 1600 yılında tamamlanarak sergilenmeye başlamıştır. bu ünlü tablo caravaggio'nun toplumsal boyuttaki ilk başarısıdır. tüylü şapka giymiş, giorgione tarzında betimlenmiş gencin, caravaggio'nun arkadaşı mario minniti olduğu sanılmaktadır. yüzündeki anlaşılmaz düşünceli bakışla yarattığı şiirsel gerçekçilik del montelerin duygularını yansıtır gibidir.
şapelin deklorasyonu için tuttuğu not defterinde cantarelli, kurban edilişin bir sembolü olarak şehide elini uzatmakta olan bir melek figüründen hiç bahsetmemiştir. meleğin buradaki sıra dışı varlığı aslında caravaggio'nun resim dilinde çok özel bir anlam taşır; meleği taşıyan bulutların geleneksel ikonografisi bozulmuş, çarpıtılmıştır. bu durumda bulutlar meleği üstünden atmak istercesine olumsuz bir etki bırakır.
ön planda gördüklerinden ürkmüş çıplak genç, özellikle zuccaris tarafından kullanılan maniyerist geleneğin açık bir yansımasıdır. genç annibale caracci'nin deyişiyle, kompozisyondaki boş alanları doldurmak amacıyla yararlanılan kiralık figürlerden biridir.

aziz matta'nın şehit edilmesi resmindeki canlı, dramatik sahne san luigi dei francesi kilisesindeki contarelli şapelinde 1600 yılında tamamlanarak sergilenmeye başlamıştır. bu ünlü tablo caravaggio'nun toplumsal boyuttaki ilk başarısıdır. tüylü şapka giymiş, giorgione tarzında betimlenmiş gencin, caravaggio'nun arkadaşı mario minniti olduğu sanılmaktadır. yüzündeki anlaşılmaz düşünceli bakışla yarattığı şiirsel gerçekçilik del montelerin duygularını yansıtır gibidir.
şapelin deklorasyonu için tuttuğu not defterinde cantarelli, kurban edilişin bir sembolü olarak şehide elini uzatmakta olan bir melek figüründen hiç bahsetmemiştir. meleğin buradaki sıra dışı varlığı aslında caravaggio'nun resim dilinde çok özel bir anlam taşır; meleği taşıyan bulutların geleneksel ikonografisi bozulmuş, çarpıtılmıştır. bu durumda bulutlar meleği üstünden atmak istercesine olumsuz bir etki bırakır.
ön planda gördüklerinden ürkmüş çıplak genç, özellikle zuccaris tarafından kullanılan maniyerist geleneğin açık bir yansımasıdır. genç annibale caracci'nin deyişiyle, kompozisyondaki boş alanları doldurmak amacıyla yararlanılan kiralık figürlerden biridir.
devamını gör...
yazılı olmayan kurallar
otobüs, minibüs gibi yerlerde yüksek sesle konuşulmaz.*
devamını gör...
futbolu bırakmasına en çok üzüldüğünüz futbolcu
ilhan mansız.
devamını gör...
oy verin tanımlara can verin
rastgele butonumuz vardır şu online yazısının yanındaki 3 noktada. oraya basarsanız eğer rastgele başlıklar serilir önünüze. o başlıklardan bazılarına yeni entryler girerek başlıkları diriltebileceğiniz gibi girilmiş tanımları oylayarak yazarları mutlu edebilirsiniz.
devamını gör...
seri şekilde artı oylayan yazar
zikrinden fikrinden emin olduğum, bir bilemedin iki hadi olsun üç yazara karşı yaptığım eylem.
bir tür karşılıklı sevgi duruşu. kıskananlar da çatlasın.
bir tür karşılıklı sevgi duruşu. kıskananlar da çatlasın.
devamını gör...
şarkılarda sorulan enteresan sorular
saçların mı ıslak yoksa ıslak mı yaşamak?
devamını gör...
sözlük yazarlarının başına gelen garip olaylar
ilginçmiş.
benim başımdan geçen pek tuhaf olmadı diyebilirim bir olay hariç ki onu hala anlamlandıramıyorum.
antalya havalimanına uçakla yeni inmiştim, içhatlardan geçtim, ana kapıdan çıktım bir adım attım mahallemde buldum kendimi.
çok yüksek sesle hassktr çektim, öyle bağırmıştım ki mahallede geçen yürüyen insanlar bana şaşkın şaşkın bakmışlardı. valizim de yanımdaydı ama olmamam gereken yerde bir anda belirmiştim. sonra olayı unuttum bir daha da böyle bişey yaşamadım ama hala aklıma geldikçe tüylerim ürperir.
benim başımdan geçen pek tuhaf olmadı diyebilirim bir olay hariç ki onu hala anlamlandıramıyorum.
antalya havalimanına uçakla yeni inmiştim, içhatlardan geçtim, ana kapıdan çıktım bir adım attım mahallemde buldum kendimi.
çok yüksek sesle hassktr çektim, öyle bağırmıştım ki mahallede geçen yürüyen insanlar bana şaşkın şaşkın bakmışlardı. valizim de yanımdaydı ama olmamam gereken yerde bir anda belirmiştim. sonra olayı unuttum bir daha da böyle bişey yaşamadım ama hala aklıma geldikçe tüylerim ürperir.
devamını gör...
bir kadına verilecek en güzel hediye
emektir.
devamını gör...
hayatın gerçekleri
aynı anda birileri doğuyor, birileri ölüyor, kimisi mutlu kimisi de asla mutlu olmayacağını düşünüp hayatın kendisine ayrılan sürenin sonuna gelmesini bekliyor.
devamını gör...
unutulmayan kitap başlangıç cümleleri
1919 yılı mayısının 19'uncu günü samsun'a çıktım.
devamını gör...
oscar wilde
the ballad of reading gaol'u okunmadan ölünmemesi gereken şair ve yazar. o meşhur oysa herkes öldürür sevdiğini şiiri aslında reading zindanı balladı'nda geçer. bazı dizeler; savaşın en hararetli yerinde etinizi de beraberinde götüren bir mermi gibidir. daha başka nasıl ifade edilir bilemedim.
--- alıntı ---
yasaların yargısı doğru mudur
ya da yanlış mıdır bunu bilemem;
bildiğim tek şey bu hapishanede
demir gibi sağlamdır tüm duvarlar,
bir yıl kadar uzundur her geçen gün
yıl bitmek bilmez, uzadıkça uzar.
kabil'in habil'i öldürdüğü
günden beri hiç dinmedi acılar
çünkü insanların insanlar için
koymuş olduğu bütün yasalar
tıpkı adaletsiz bir kalbur gibi
taneyi eleyip samanı tutar.
--- alıntı ---
--- alıntı ---
yasaların yargısı doğru mudur
ya da yanlış mıdır bunu bilemem;
bildiğim tek şey bu hapishanede
demir gibi sağlamdır tüm duvarlar,
bir yıl kadar uzundur her geçen gün
yıl bitmek bilmez, uzadıkça uzar.
kabil'in habil'i öldürdüğü
günden beri hiç dinmedi acılar
çünkü insanların insanlar için
koymuş olduğu bütün yasalar
tıpkı adaletsiz bir kalbur gibi
taneyi eleyip samanı tutar.
--- alıntı ---
devamını gör...
çocukken en sevilen abur cubur
takımların topitopları olurdu. fenerbahçeli, beşiktaşlı ve galatasaraylıydı. o zamanlar ülkede sadece bu 3 takım var zannederdim.
bu topitopları yeyince dilim rengarenk olurdu. mavi, sarı, siyah, kırmızı. motorumuzun aynasından durmadan dilime bakardım.
neden büyüdük?
bu topitopları yeyince dilim rengarenk olurdu. mavi, sarı, siyah, kırmızı. motorumuzun aynasından durmadan dilime bakardım.
neden büyüdük?
devamını gör...
hafızada yer kaplayan gereksiz bilgiler
pudingi çay kaşığıyla yerseniz daha çok puding yemiş olmazsınız
edit: eski başlık lüzumsuz bilgilerdi
edit: eski başlık lüzumsuz bilgilerdi
devamını gör...
normal sözlük’ü bırakmak
şimdilik imkansız gibi görünüyor.
devamını gör...
genç bir romancının itirafları
bir umberto eco kitabıdır.
umberto eco aslında büyük bir ortaçağ uzmanıdır. belki de modern zamanlarda alanının en iyisidir. ama bir roman yazarı olarak kariyeri çok da eski sayılmaz. işte tam da bu nedenden kendini haklı olarak genç bir romancı sayar gülün adı isimli görkemli romanın yazarı olan romancı.
bu kitabında yazar bir romancı olmaya giden yoldaki deneyimlerini paylaşmış ve çok da iyi etmiş. edebiyatçı olmaya aday olan herkesin mutlaka okuması gereken bir eser çıkmış ortaya.
kitabın ilk bölümünde soldan sağa yazmak başlığı altında yazar, nasıl yazılması gerektiğinden yaratıcı yazarlığa kadar birçok konuda fikirlerini açıklamış.
ikinci bölümde bazı yazarlar, metinler ve yorumcular hakkında fikirlerini beyan eden yazar bu kısımda kuramsal konulara da değinmiş.
sonraki bölümde (bkz: kurmaca karakterler üzerine birkaç not) başlığı altında anna karenina’dan tarih savlarına kadar birçok konuya değinmiş yazar, ki benim en sevdiğim bölüm bu bölüm oldu.
son bölüm ise yazarın hazırladığı listelere ayrılmış. bu bölüm de benim en çok şey öğrendiğim bölüm oldu.
genç bir romancı olmak istiyorsanız ya da bu konuyu merak ediyorsanız mutlaka okuyun.
umberto eco aslında büyük bir ortaçağ uzmanıdır. belki de modern zamanlarda alanının en iyisidir. ama bir roman yazarı olarak kariyeri çok da eski sayılmaz. işte tam da bu nedenden kendini haklı olarak genç bir romancı sayar gülün adı isimli görkemli romanın yazarı olan romancı.
bu kitabında yazar bir romancı olmaya giden yoldaki deneyimlerini paylaşmış ve çok da iyi etmiş. edebiyatçı olmaya aday olan herkesin mutlaka okuması gereken bir eser çıkmış ortaya.
kitabın ilk bölümünde soldan sağa yazmak başlığı altında yazar, nasıl yazılması gerektiğinden yaratıcı yazarlığa kadar birçok konuda fikirlerini açıklamış.
ikinci bölümde bazı yazarlar, metinler ve yorumcular hakkında fikirlerini beyan eden yazar bu kısımda kuramsal konulara da değinmiş.
sonraki bölümde (bkz: kurmaca karakterler üzerine birkaç not) başlığı altında anna karenina’dan tarih savlarına kadar birçok konuya değinmiş yazar, ki benim en sevdiğim bölüm bu bölüm oldu.
son bölüm ise yazarın hazırladığı listelere ayrılmış. bu bölüm de benim en çok şey öğrendiğim bölüm oldu.
genç bir romancı olmak istiyorsanız ya da bu konuyu merak ediyorsanız mutlaka okuyun.
devamını gör...
şu an hissettiğiniz burukluğun sebebi
kimsenin hatırlamaması.*
devamını gör...
çocuklarla girilen komik diyaloglar
poe, ablasına gider. işte, hoş geldinizler beş gittinizler, selamlaşmalar, sarılışmalar, öpülüşmeler. oturma odasına geçilir, poe oturur. karşılamaya gelmeyen dört numaralı küçük kız yeğen akrobatik esneme hareketleri yapıyordur. poe'nun eve girmesi umurunda olmadığı gibi oturma odasına girmesi de umurunda olmamıştır. pek cool pek.
poe: naber kız zilli, ne yapıyorsun?
dnkky: hiç... bir... şey... yapmıyorum.*
poe: pijaman da pek güzelmiş, ne o üzerindeki ayı mı?
dnkky: hayır! tavşan o, tavşan.* bak kulaklarınaaa.
poe: emin misin, bana ayı gibi geldi?
bir numaralı büyük kız yeğen: ayı ablacığım o. bak kulaklarına.
dnkky: ya dayı! ayı diyorum ayı. ayı bu ya! (ablasına döner) ayı diyorum anlamıyor ya.*
suyla getirir, suyu içer, suçu sana atar, geri de götürmez, yollar seni vallahi.
poe: naber kız zilli, ne yapıyorsun?
dnkky: hiç... bir... şey... yapmıyorum.*
poe: pijaman da pek güzelmiş, ne o üzerindeki ayı mı?
dnkky: hayır! tavşan o, tavşan.* bak kulaklarınaaa.
poe: emin misin, bana ayı gibi geldi?
bir numaralı büyük kız yeğen: ayı ablacığım o. bak kulaklarına.
dnkky: ya dayı! ayı diyorum ayı. ayı bu ya! (ablasına döner) ayı diyorum anlamıyor ya.*
suyla getirir, suyu içer, suçu sana atar, geri de götürmez, yollar seni vallahi.
devamını gör...
cüzzam hastalığı
mikroplu bir deri hastalığı. 19.yüzyılda fark edilmiş ve hansen basili denen mikrobun yol açtığı belirlenmiştir. bu basil mikrobu deri, sinir uçları ve kemiklere yerleşip zarara yol açıyor. uzunca bir kuluçka süresi vardır. bu uzun süren hastalıktan dolayı da, derinin renginin koyulaşması, kalınlaşması ve aslan yüzü diye tabir edilen yüzün kıvrımlı bir çirkin hale gelmesi sonucunda da geçmişten beri cüzzamlı hastalara iyi gözle bakılmamıştır. ortaçağ dönemi batı ülkelerinde cüzzam hastaları toplum tarafından dışlanmış, bir cadı avı başlatılmış, hatta okyanuslardaki bakir adalara sürgün edilmişlerdir. sırf o dönemde husumet beslenen kişi cüzzamlı diye de ihbar edilirmiş. daha sonra bulunan ilaçlar sayesinde hastalık tedavi edilebilmektedir. bu tedavide sülfon, sülfamit ve rifampisin isimli ilaçlar kullanılır. 1970'li yılların sonuna doğru türkiye'de 4 bin civarında cüzzam hastalığı vuku bulmuştur. hatta toplumdaki kötü algıdan dolayı da hastalığa yakalananlar, hastalıklarını gizlemek durumunda kalmışlardır. türkiye'de de merhume türkan saylan bu hastalığa karşı mücadele edebilmek için cüzzamla savaş derneği ve vakfı nı kurmuştur.
devamını gör...