toplu taşıma aracında öpüşmek
oldukça heyecanlı, ateşli, başı dumanlı aşkın dışarıya yansımasına farklı yolculardan farklı tepkiler gelir.
mesela yaşlı bir yolcu :
"biz aşkımızı böyle yaşamıyorduk, şimdiki gençler aşklarını ne de güzel yaşıyorlar"
çocuğu olan bir yolcu:
"acaba benim çocuk da böyle öpüşüyor mu ki?
sevgilisi olmayan genç :
" bilmem nesini ne ettiğimin çocuğuna bak! kızı yiyor resmen".
muhafazakar bir yolcu :
"bre gafiller, bre kafirler, şunların rezilliğine bak!!
mesela yaşlı bir yolcu :
"biz aşkımızı böyle yaşamıyorduk, şimdiki gençler aşklarını ne de güzel yaşıyorlar"
çocuğu olan bir yolcu:
"acaba benim çocuk da böyle öpüşüyor mu ki?
sevgilisi olmayan genç :
" bilmem nesini ne ettiğimin çocuğuna bak! kızı yiyor resmen".
muhafazakar bir yolcu :
"bre gafiller, bre kafirler, şunların rezilliğine bak!!
devamını gör...
kazandığı parayı hak etmeyen meslek grupları
kafa sözlük yazarları...
devamını gör...
sevilen kişiye hediye edilecek şiir kitapları
sevda sözleri/cemal süreya
ben sana mecburum/attila ilhan
üvercinka/cemal süreya
ah'lar ağacı/didem madak
bonus: şiir kitabı değil ama kesinlikle tavsiye edebileceğim piraye'ye mektuplar/nazım hikmet ran
bonus 2: canım aliye ruhum filiz/ sabahattin ali
ben sana mecburum/attila ilhan
üvercinka/cemal süreya
ah'lar ağacı/didem madak
bonus: şiir kitabı değil ama kesinlikle tavsiye edebileceğim piraye'ye mektuplar/nazım hikmet ran
bonus 2: canım aliye ruhum filiz/ sabahattin ali
devamını gör...
pahalı olan şey kaliteli midir sorunsalı
eskilerin; "pahalıdır vardır hikmeti, ucuzdur vardır illeti" sözünü akla getiren sorunsal.
fakat ne var ki bu sözün geçerli olduğu dönemlerde insanlar; kompleks ilişkiler nedir bilmiyor, salatalığı çekirdekli yiyor, en ağır tribün lafının "hakem gözüne gözlük!" olduğunu düşünüyor, "plastik" denen malzemeyi muhtemelen yeni çıkmış bir "ağrı kesici" sanıyor ve insan ağırlamak için ellerindeki imkanları sonuna kadar kullanıp, onları mutlu etmeye çalışıyorlarmış.
günümüzde vefat eden emekli annesinin kılığına girip maaşını alanlar bile herhangi bir kasabadan çıkabiliyor ise, bu fiyat/performans dengesini tekrar düşünmek gerekebilir.
o sebeple -önceden bir referans yoksa- kesinlikle "fiyat", kriter olarak kabul edilmemelidir.
fakat ne var ki bu sözün geçerli olduğu dönemlerde insanlar; kompleks ilişkiler nedir bilmiyor, salatalığı çekirdekli yiyor, en ağır tribün lafının "hakem gözüne gözlük!" olduğunu düşünüyor, "plastik" denen malzemeyi muhtemelen yeni çıkmış bir "ağrı kesici" sanıyor ve insan ağırlamak için ellerindeki imkanları sonuna kadar kullanıp, onları mutlu etmeye çalışıyorlarmış.
günümüzde vefat eden emekli annesinin kılığına girip maaşını alanlar bile herhangi bir kasabadan çıkabiliyor ise, bu fiyat/performans dengesini tekrar düşünmek gerekebilir.
o sebeple -önceden bir referans yoksa- kesinlikle "fiyat", kriter olarak kabul edilmemelidir.
devamını gör...
dut
evimizin bahçesinde hem beyazı hem de kırmızısı yetişen çok güzel bir meyve idi. lakin kırmızı olanı kurudu ve kesmek zorunda kaldık. beyaz olanı da benim doğduğum tarihte dikilmişti hatta.
kırmızıdan her sene en az 10 kilo dut çıkardı, beyaz da en az 5 kilo meyve verirdi.
kırmızıdan her sene en az 10 kilo dut çıkardı, beyaz da en az 5 kilo meyve verirdi.
devamını gör...
yakından görülen en ünlü kişi
kraliçe ıı. elizabeth.
diyeceksin ki nasıl lan?
yanlış hatırlamıyorsam 2008'de bursa'ya gelmişlerdi. biz tam okul çıkışı batak oynamaya giderken dibimizden siyah mersoyla geçtiler. yanında da abdullah gül vardı işte.
diyeceksin ki nasıl lan?
yanlış hatırlamıyorsam 2008'de bursa'ya gelmişlerdi. biz tam okul çıkışı batak oynamaya giderken dibimizden siyah mersoyla geçtiler. yanında da abdullah gül vardı işte.
devamını gör...
seri artı oy veren melek
benim hoşuma gitmiyor. kardeşim burası insta değil ki fotilere beğeni alıp mutlu olalım. çatır çatır beğeniye basınca okumadığı için hiçbir anlamı olmuyor benim için. aksine bildirim yağmurundan sözlüğü kullanamıyoruz.
devamını gör...
sevgiliyle ortak açılan instagram hesabı
genelde 20 yaş altında rastlanan bir durum.yada ben birtek onlara denk geldim.tanrım yoksa?
devamını gör...
mağusa limanı
şehit öğretmen aybüke yalçın'ın sesinden tekrar tekrar dinlediğim türküdür.
devamını gör...
dünyanın en güzel şehrinin edirne olması
balkanladan gelen soğuk hava dalgasının uğrak yeridir edirne. sabah donarsın öğlen yanarsın akşam yine donarsın. kafam karışmış bu şehir'e uygun ikili mont almıştım dışı yağmurluk olan. kış aylarında şehir her an buz pisti olabilir buz dansına müsait düşmeli kalkmalı.. bir gün bir yağmur yağmıştı öyle böyle değildi selimiye cami'ye sığınmıştım.yazın ortasında meriç nehrine götürmüştüm bir arkadaşı ama ortada nehir yoktu kurumuştu, kışında tutamaz kendini bol bol taşar. evet iklimi sıkıntılı olmasa güzel şehir aslında.
devamını gör...
youtube kanalı önerileri
kendinizi size sizden iyi anlatacak bir uzman hatta bir dost için : beyhan budak(klinik psikolog)
latince'ye ilgi duyuyorsanız: c.cengiz çevik( klasik filolog)
tus çalışma sürecinde size destek olacak (hatta hayat kurtaracak) abi tavsiyeleri arıyorsanız: doç.dr.m.bora demirçelik
yks'ye hazırlanıyorsanız :gri koç
sakinleşmek istiyorsanız:soothing relaxation veya peaceful ambience
hayata dair şimdiye dek öğrendiklerim bana yetmez diyorsanız: sunay akın
ruhunuzu anlayan güzel bir insandan gelen güzel bir şarkı istiyorsanız: can patlar ve şarkılar
arkeolojiye meraklıysanız:arkeofili
kaliteli müzik ve kaliteli insanlar arıyorsanız: andre rieu
elektronik müziğe ilgiliyseniz: nightcore reality
bilimi sanatla birleştirince ortaya hangi sonuçların çıkabildiğini merak ediyorsanız: acapellascience
ingilizceniz iyiyse ve sanat tarihine ilgiliyseniz: smarthistory
ustalardan şiir dinlemek istiyorsanız: 1dozkitap
bunlar devamlı takip ettiğim ve altına imzamı da atabilecek denli başarılı bulduğum kanallardır.kendinize,hayatınıza ve çevrenize çok şey katacaklarını umuyorum,en azından benim için öyle oldular.
latince'ye ilgi duyuyorsanız: c.cengiz çevik( klasik filolog)
tus çalışma sürecinde size destek olacak (hatta hayat kurtaracak) abi tavsiyeleri arıyorsanız: doç.dr.m.bora demirçelik
yks'ye hazırlanıyorsanız :gri koç
sakinleşmek istiyorsanız:soothing relaxation veya peaceful ambience
hayata dair şimdiye dek öğrendiklerim bana yetmez diyorsanız: sunay akın
ruhunuzu anlayan güzel bir insandan gelen güzel bir şarkı istiyorsanız: can patlar ve şarkılar
arkeolojiye meraklıysanız:arkeofili
kaliteli müzik ve kaliteli insanlar arıyorsanız: andre rieu
elektronik müziğe ilgiliyseniz: nightcore reality
bilimi sanatla birleştirince ortaya hangi sonuçların çıkabildiğini merak ediyorsanız: acapellascience
ingilizceniz iyiyse ve sanat tarihine ilgiliyseniz: smarthistory
ustalardan şiir dinlemek istiyorsanız: 1dozkitap
bunlar devamlı takip ettiğim ve altına imzamı da atabilecek denli başarılı bulduğum kanallardır.kendinize,hayatınıza ve çevrenize çok şey katacaklarını umuyorum,en azından benim için öyle oldular.
devamını gör...
aborjin
avustralya kıtası yerlilerine verilen addır. aborjinler, göçebedirler. avlanırken mızrak ve bumerang kullanırlar, ayrıca toplayıcıdırlar *. yazılı bir dilleri yoktur. tarihlerini şarkılar yoluyla ağızdan ağıza aktarmıştırlar. ingilizler 18. yüzyılda avustralya'ya geldiklerinde kıtada 300.000'den fazla aborjin yaşamaktaydı. ancak çoğu ingilizler tarafından öldürülmüş ya da topraklarından sürülmüşler ve 1900'lerin ortalarında nüfusları 45.000'e kadar düşmüştür. günümüzde 250.000 kadar aborjin vardır.
devamını gör...
canın hiçbir şey yapmak istemediği anlar
tamm da şu an! sözlüğe bakıyorum iki kelam yazayım diyorum yok, bir şey izleyeyim diyorum yok duvara bakasım bile yok bıhtım şu an dostlar.
devamını gör...
kafa sözlük
bugün ekşi sözlükte 'kafa sözlük' başlığında içinde 2 adet ekran görüntüsü içeren entry okudum ve şaşırdım. tarafları tanımıyorum zaten yazacağım şey taraflarla alakalı değil. "kim haklı? kim haksız?" konusundan ziyade anladığım kadarıyla sözlük kullananların pek bilmediği bir durumdan bahsetmek istiyorum:
-fotoğrafın(özellikle özel bir fotoğrafın) izinsiz yayılması.
bakın "bu etik değil, ahlaki değil" kısımlarına girmeyeceğim. zaten bu tartışmaya açık bir konu da değil yalnız şöyle önemli bir durum var. böyle bir şey yaparken 2.5 yıllık hapis cezasını göze alarak yapın. yarın ağlayıp-sızlamak, uzlaşmaya çalışmak için çok geç olabilir.
bakın nokta atışı yazayım hatta: işi bilen bir davacı avukatı ile (tutuksuz yargılanıp) 2. celsede cezayı alırsınız. öyle "inkar ederim, yıllar sürer" falan diye düşünmeyin çünkü emsal dava çok fazla ve artık her şeyin tespiti çok kolay.
-fotoğrafın(özellikle özel bir fotoğrafın) izinsiz yayılması.
bakın "bu etik değil, ahlaki değil" kısımlarına girmeyeceğim. zaten bu tartışmaya açık bir konu da değil yalnız şöyle önemli bir durum var. böyle bir şey yaparken 2.5 yıllık hapis cezasını göze alarak yapın. yarın ağlayıp-sızlamak, uzlaşmaya çalışmak için çok geç olabilir.
bakın nokta atışı yazayım hatta: işi bilen bir davacı avukatı ile (tutuksuz yargılanıp) 2. celsede cezayı alırsınız. öyle "inkar ederim, yıllar sürer" falan diye düşünmeyin çünkü emsal dava çok fazla ve artık her şeyin tespiti çok kolay.
devamını gör...
kısıtlama saatinde 2 aracın çarpışması
gülmeyeceğim diyorum elimde değil.
antalya’da kısıtlama saatinde boş yolda otomobil ile oto kurtarma aracı çarpıştı. iki sürücüde kazayı yara almadan atlatırken, otomobil iş yerine girmekten son anda kurtuldu.
çekici ile otomobil kısıtlama saatinde boş yolda çarpıştı
kaza, serik ilçesinde d-400 karayolu kadıoğlu kavşağında saat 21.00 sıralarında meydana geldi. edinilen bilgiye göre, osman a.'nın kullandığı 07 lım 44 plakalı oto kurtarma aracı ile ibrahim ç.'nin kullandığı otomobil kavşakta çarpıştı.
çarpmanın etkisiyle trafik ışığı direğine vuran otomobil, çevrede bulunan dükkanlara girmeye ramak kala durabildi. iki araçta da maddi hasar oluşurken, iki sürücünün sağlık problemi yaşamaması için sağlık ekipleri ambulans ile uzun süre olay yerinde kaldı.
kazayı ucuz atlatan oto çekici sürücüsü osman a., “kırmızı ışıktayken arkadaş akçaalan tarafından geldi. ben antalya istikametinden geliyordum, sol tarafa doğru kaçmama rağmen yine de geldi vurdu. olan üstünde ki arabaya oldu. tamponu zarar gördü” diye konuştu. kazayla ilgili soruşturma başlatıldı.
buradan
antalya’da kısıtlama saatinde boş yolda otomobil ile oto kurtarma aracı çarpıştı. iki sürücüde kazayı yara almadan atlatırken, otomobil iş yerine girmekten son anda kurtuldu.
çekici ile otomobil kısıtlama saatinde boş yolda çarpıştı
kaza, serik ilçesinde d-400 karayolu kadıoğlu kavşağında saat 21.00 sıralarında meydana geldi. edinilen bilgiye göre, osman a.'nın kullandığı 07 lım 44 plakalı oto kurtarma aracı ile ibrahim ç.'nin kullandığı otomobil kavşakta çarpıştı.
çarpmanın etkisiyle trafik ışığı direğine vuran otomobil, çevrede bulunan dükkanlara girmeye ramak kala durabildi. iki araçta da maddi hasar oluşurken, iki sürücünün sağlık problemi yaşamaması için sağlık ekipleri ambulans ile uzun süre olay yerinde kaldı.
kazayı ucuz atlatan oto çekici sürücüsü osman a., “kırmızı ışıktayken arkadaş akçaalan tarafından geldi. ben antalya istikametinden geliyordum, sol tarafa doğru kaçmama rağmen yine de geldi vurdu. olan üstünde ki arabaya oldu. tamponu zarar gördü” diye konuştu. kazayla ilgili soruşturma başlatıldı.
buradan
devamını gör...
12 angry men
öncelikle şunu belirteyim, akademi ödülleri denen şeyin tarihte gelmiş geçmiş en büyük mıçmasıdır. sadece üç dalda oscara aday gösterilmiş, hiçbirini alamamış, kıymeti o zamanlar bilinmemiş ama seneler geçtikçe güzel yaşlanan bir film olmuştur. tıpkı yıllandıkça tadı ve değeri artan bir şarap gibidir. bu nedenle ilk kez seyreden yeni nesillerin bile gönlünde taht kurmuştur. reginald rose' un aynı isimli oyunundan gene kendisi tarafından senaryolaştırılmış 1957 yapımı film olup yönetmeni sinemanın ustalarından sidney lumet tir. (bkz: kült film)
film çok düşük bir bütçe ve bunun getirdiği zorluklarla çekilmiş olmasına rağmen güzel değil çok güzel bir film nasıl yapılırın en güzel örneklerinden biridir belki en iyi örneğidir. bu konuda to kill a mockingbird ile yarışır ama bariz biçimde 12 engri men daha üstündür.*
filmin herşeyini geçin şu sübliminal mesajlar bile nasıl bir şey olduğunu anlamanıza yarar:
- herkes siyah elbiseliyken yalnızca bir jüri üyesinin beyaz takım elbise giymesi ( ki bu jüri no 8 i oynayan henry fonda, yani en başta ayak direyen tek kişi),
- jüri odasındayken baştan beri vantilatörün çalışmadığına karar verip, aslında lambaya bağlı olduğu için çalışmadığını tesadüfen öğrenmeleri ve “önyargıları” sebebiyle uzun süre boyunca sıcakta bunalmaları,
- jüriyi boğan sıcak havanın olaylar biraz çözülmeye başlayınca serinleyerek yağmura dönmesi, bu ve bunun gibi hatırlayamadığım bir sürü konu.
film üç dalda 1957 akademi ödüllerine aday olmuş ve üçünde de o sene en iyi film akademi ödülünü alacak olan the bridge on the river kwai filmine kaybetmiş. bu üç adaylık en iyi film akademi ödülü, en iyi yönetmen akademi ödülü ve en iyi uyarlama senaryo akademi ödülü. tamam kwai köprüsü iyi filmdir ama bununla kıyaslanacak bir film değildir.
filmde en başta hayır oyu veren tek kişi olan jüri no 8 i oynayan henry fonda' nın en son ikna ettiği adam olan jüri no 3 ü oynayan lee j. cobb da müthiş bir oyunculuk çıkartıyor.
filmin siyah beyaz olan görüntüleri ve çekim teknikleri de anlatılasıdır:
- filmin başlangıcında, kameraların tümü göz seviyesinin üzerine yerleştirilmiş ve nesneler arasında daha büyük bir mesafe görünümü vermek için kamera geniş açılı lenslerle çekim yapmaktadır.
- film ilerledikçe kameralar göz hizasından çekim yapar.
- filmin sonuna doğru neredeyse tamamı göz seviyesinin altında, yakın çekimde ve klostrofobi hissini artırmak için telefoto lenslerle çekim yapılmıştır.
- filmin sonunda mahkeme binasından çıkarken gene tepeden geniş açı ile çekim yapılarak özgürlük hissi vurgulanmıştır.
yönetmen sidney lumet, oyuncuların hepsini aynı odaya birkaç saatliğine kapatmış ve burada prova yapmalarını sağlayarak bir odaya kapatılmanın nasıl bir şey olacağını anlamalarını istemiş, bu da doğal olarak filmdeki performanslarının doğal gözükmesini sağlamış.
film gişede beklenen ilgiyi görememiş (yuh ki yuh). bu yüzden henry fonda filmin karından alacağı parayı alamamıştır. buna rağmen fonda kariyerinde bu filmi en iyi üç filmi arasına koyar. diğer ikisi the grapes of wrath (1940) ve the ox-bow incident (1942).
bu film genellikle işletme okullarında ve atölyelerinde (workshop) ve hukuk fakültelerinde ; ekip dinamiklerini ve fikir ayrılıklarını çözme tekniklerini göstermek için kullanılır.
henry fonda kendisini filmlerinde izlemekten hoşlanmadığı için film yayınlanmadan önce tamamını izlememiş. ancak, izlediği kadar olanı için gitmeden önce yönetmen sidney lumet'e "sidney, bu muhteşem" demiştir.
filmde zanlı olan gencin etnik kökeni belirtilmemektedir. tek gerçek olan kuzey amerika kökenli olmadığıdır. filmde bu şekilde ırkçı bir yaklaşım sergilenmesi sağlanılmış. (bana italyan asıllı veya hispanik gibi gelir her seferinde). gerçek adı john savoca dır ve filmde çok az gözükür. gerçek hayattada kim olduğu hakkında internette pek bir bilgi yok. zaten tek filmde oynamış, sonra medyanın önüne hiç çıkmamıştır.
filmde oynayan 12 jüriden en son hayatta kalanı olan jüri no 5 jack klugman 24.12.2012 de ölmüş. hepsi öbür dünyada jürinin karşısına çıkacak duruma gelmiş anlayacağınız.
filmin üç dakikası dışında tamamı yaklaşık 5 metreye 7 metre gibi olan jüri odası içinde çekilmiştir. tek mekanda geçen filmler arasında müstesna bir yerdedir.
dağıtıcı firma united artists henry fonda'dan bu filme yapımcı olmasını istemiş, böylece fonda filmin hem oyuncusu hem de yapımcısı olmuştur. ancak bir daha asla bir filme yapımcılık yapmamaya karar vermiş.
film boyunca oniki jüri üyesinden sadece ikisinin adı bellidir. jüri no 8 mr. davis, jüri no 9 mr. mccardle. bunun dışındakilerin isimleri bilinmez.
filmin sosyal psikolojik incelemesini ise buradan okuyabilirsiniz.
film çok düşük bir bütçe ve bunun getirdiği zorluklarla çekilmiş olmasına rağmen güzel değil çok güzel bir film nasıl yapılırın en güzel örneklerinden biridir belki en iyi örneğidir. bu konuda to kill a mockingbird ile yarışır ama bariz biçimde 12 engri men daha üstündür.*
filmin herşeyini geçin şu sübliminal mesajlar bile nasıl bir şey olduğunu anlamanıza yarar:
- herkes siyah elbiseliyken yalnızca bir jüri üyesinin beyaz takım elbise giymesi ( ki bu jüri no 8 i oynayan henry fonda, yani en başta ayak direyen tek kişi),
- jüri odasındayken baştan beri vantilatörün çalışmadığına karar verip, aslında lambaya bağlı olduğu için çalışmadığını tesadüfen öğrenmeleri ve “önyargıları” sebebiyle uzun süre boyunca sıcakta bunalmaları,
- jüriyi boğan sıcak havanın olaylar biraz çözülmeye başlayınca serinleyerek yağmura dönmesi, bu ve bunun gibi hatırlayamadığım bir sürü konu.
film üç dalda 1957 akademi ödüllerine aday olmuş ve üçünde de o sene en iyi film akademi ödülünü alacak olan the bridge on the river kwai filmine kaybetmiş. bu üç adaylık en iyi film akademi ödülü, en iyi yönetmen akademi ödülü ve en iyi uyarlama senaryo akademi ödülü. tamam kwai köprüsü iyi filmdir ama bununla kıyaslanacak bir film değildir.
filmde en başta hayır oyu veren tek kişi olan jüri no 8 i oynayan henry fonda' nın en son ikna ettiği adam olan jüri no 3 ü oynayan lee j. cobb da müthiş bir oyunculuk çıkartıyor.
filmin siyah beyaz olan görüntüleri ve çekim teknikleri de anlatılasıdır:
- filmin başlangıcında, kameraların tümü göz seviyesinin üzerine yerleştirilmiş ve nesneler arasında daha büyük bir mesafe görünümü vermek için kamera geniş açılı lenslerle çekim yapmaktadır.
- film ilerledikçe kameralar göz hizasından çekim yapar.
- filmin sonuna doğru neredeyse tamamı göz seviyesinin altında, yakın çekimde ve klostrofobi hissini artırmak için telefoto lenslerle çekim yapılmıştır.
- filmin sonunda mahkeme binasından çıkarken gene tepeden geniş açı ile çekim yapılarak özgürlük hissi vurgulanmıştır.
yönetmen sidney lumet, oyuncuların hepsini aynı odaya birkaç saatliğine kapatmış ve burada prova yapmalarını sağlayarak bir odaya kapatılmanın nasıl bir şey olacağını anlamalarını istemiş, bu da doğal olarak filmdeki performanslarının doğal gözükmesini sağlamış.
film gişede beklenen ilgiyi görememiş (yuh ki yuh). bu yüzden henry fonda filmin karından alacağı parayı alamamıştır. buna rağmen fonda kariyerinde bu filmi en iyi üç filmi arasına koyar. diğer ikisi the grapes of wrath (1940) ve the ox-bow incident (1942).
bu film genellikle işletme okullarında ve atölyelerinde (workshop) ve hukuk fakültelerinde ; ekip dinamiklerini ve fikir ayrılıklarını çözme tekniklerini göstermek için kullanılır.
henry fonda kendisini filmlerinde izlemekten hoşlanmadığı için film yayınlanmadan önce tamamını izlememiş. ancak, izlediği kadar olanı için gitmeden önce yönetmen sidney lumet'e "sidney, bu muhteşem" demiştir.
filmde zanlı olan gencin etnik kökeni belirtilmemektedir. tek gerçek olan kuzey amerika kökenli olmadığıdır. filmde bu şekilde ırkçı bir yaklaşım sergilenmesi sağlanılmış. (bana italyan asıllı veya hispanik gibi gelir her seferinde). gerçek adı john savoca dır ve filmde çok az gözükür. gerçek hayattada kim olduğu hakkında internette pek bir bilgi yok. zaten tek filmde oynamış, sonra medyanın önüne hiç çıkmamıştır.
filmde oynayan 12 jüriden en son hayatta kalanı olan jüri no 5 jack klugman 24.12.2012 de ölmüş. hepsi öbür dünyada jürinin karşısına çıkacak duruma gelmiş anlayacağınız.
filmin üç dakikası dışında tamamı yaklaşık 5 metreye 7 metre gibi olan jüri odası içinde çekilmiştir. tek mekanda geçen filmler arasında müstesna bir yerdedir.
dağıtıcı firma united artists henry fonda'dan bu filme yapımcı olmasını istemiş, böylece fonda filmin hem oyuncusu hem de yapımcısı olmuştur. ancak bir daha asla bir filme yapımcılık yapmamaya karar vermiş.
film boyunca oniki jüri üyesinden sadece ikisinin adı bellidir. jüri no 8 mr. davis, jüri no 9 mr. mccardle. bunun dışındakilerin isimleri bilinmez.
filmin sosyal psikolojik incelemesini ise buradan okuyabilirsiniz.
devamını gör...



