kamyon arkası sözleri
dün okuduğum kamyon arkası yazısı.
" sempati devri bitti , şimdiden sonra ,herkese antipati"
" sempati devri bitti , şimdiden sonra ,herkese antipati"
devamını gör...
uçmak varken neden kök salıyorsun
uçtuğunu kanıtlayamazsın ama, köklerini kanıtlarsın.
devamını gör...
oraj
gök gürültülü fırtına, çoğunlukla şimşek ve gök gürültüsü ile yağmur veya dolu eşliğinde görülen bir hava olayı. meteorolojide ingilizce thunderstorm kavramından oluşturulmuş ts kısaltması ile gösterilir.
oraja kümülonimbüs bulutları neden olur. genellikle güçlü rüzgarlar ve şiddetli yağmur eşlik eder. bazı durumlarda kar veya dolunun da eşlik ettiği görülebilir. yağışsız orajlarda ise -adından da anlaşılacağı üzere- hiç yağış görülmez. doluya sebep olan orajlar dolu fırtınası olarak da adlandırılır.
oraj oluşması için gerekli olan şartlar şunlardır:
-yoğun kararsızlık
-yüksek nem oranı
-tetikleyici (katalizör):
hava kütlesini yukarı zorlayan bir cephe
hava kütlesini yukarı zorlayan bir dağ
yeryüzü ile temastaki havanın iyice ısınması
kutupsal (polar) bir hava kütlesinin düşük enlemlere doğru hareket ederken ısınması
-konversiyon
işte bir oraj videosu;
harika değil mi? ayrıca oraj adında lisedeyken bir kız arkadaşım olmuştu *
oraja kümülonimbüs bulutları neden olur. genellikle güçlü rüzgarlar ve şiddetli yağmur eşlik eder. bazı durumlarda kar veya dolunun da eşlik ettiği görülebilir. yağışsız orajlarda ise -adından da anlaşılacağı üzere- hiç yağış görülmez. doluya sebep olan orajlar dolu fırtınası olarak da adlandırılır.
oraj oluşması için gerekli olan şartlar şunlardır:
-yoğun kararsızlık
-yüksek nem oranı
-tetikleyici (katalizör):
hava kütlesini yukarı zorlayan bir cephe
hava kütlesini yukarı zorlayan bir dağ
yeryüzü ile temastaki havanın iyice ısınması
kutupsal (polar) bir hava kütlesinin düşük enlemlere doğru hareket ederken ısınması
-konversiyon
işte bir oraj videosu;
harika değil mi? ayrıca oraj adında lisedeyken bir kız arkadaşım olmuştu *
devamını gör...
mutlu aşk varsa da mutlu son yoktur
aşk varsa, vuslat yoktur dostlar.
devamını gör...
kafa sözlük
sık sık gidilen butik kafe sıcaklığını hissettiğim platform.
devamını gör...
brothers düğüm salonu radyo yayını
çözülemeyen? düğüm? bir beni mi çağırdı * bende bir rüyamsı kabus paylaşayım;
tuvalet kabinlerinin önündeyim. yalnızım. her taraf ayna ile kaplı, duvarlar, kabinler ayırt edilemiyor. etrafımda 360 derece dönüyorum, ortamı gözetiyorum, hala yalnızım ve tam tur dönüşüm bittiğinde karşımda aniden “bir şey” evet “bir şey” beliriyor ve yüzüme okkalı bir tokat atıyor ve dünyam dönmeye devam ediyor. bu sarsıcı rüyayı yıllar önce görmeme rağmen bugünümde bile hatırlıyorum.
tuvalet kabinlerinin önündeyim. yalnızım. her taraf ayna ile kaplı, duvarlar, kabinler ayırt edilemiyor. etrafımda 360 derece dönüyorum, ortamı gözetiyorum, hala yalnızım ve tam tur dönüşüm bittiğinde karşımda aniden “bir şey” evet “bir şey” beliriyor ve yüzüme okkalı bir tokat atıyor ve dünyam dönmeye devam ediyor. bu sarsıcı rüyayı yıllar önce görmeme rağmen bugünümde bile hatırlıyorum.
devamını gör...
kolay gibi görünen ama çok zor olan şeyler
türkiye'de yaşamak
devamını gör...
klasikleşmiş bayram olayları
bayram namazı sırasında hocanın bana fake atmasi ve tüm gün boyunca abimlarin benimle dalga geçmesi.
bir keresinde ayakkabılarım çalındığını sandığım için uzun bir süre egilik şekilde kaldım. oradan ayakkabıların calinmadigini görünce geri kalktım birde ne göreyim? şöyle bi 2-3 kişi de beni taklit ettiği için hemen benden sonra kalktılar.
şu ana kadar yaşadığım en sansasyonel anı bu olabilir. birde geçen sene namaza yetisemedigimiz halde eve gelince herkese namaza yetiştik demiştik. bizden biraz sonra babam gelince yalanimiz ortaya çıkmıştı. baya bı utanmıştım.
elini kesen kasap ve firar eden danalar.
bir keresinde ayakkabılarım çalındığını sandığım için uzun bir süre egilik şekilde kaldım. oradan ayakkabıların calinmadigini görünce geri kalktım birde ne göreyim? şöyle bi 2-3 kişi de beni taklit ettiği için hemen benden sonra kalktılar.
şu ana kadar yaşadığım en sansasyonel anı bu olabilir. birde geçen sene namaza yetisemedigimiz halde eve gelince herkese namaza yetiştik demiştik. bizden biraz sonra babam gelince yalanimiz ortaya çıkmıştı. baya bı utanmıştım.
elini kesen kasap ve firar eden danalar.
devamını gör...
krizi fırsata çevirmek
kriz, çin alfabesinde iki sembolle ifade ediliyor. biri tehlike, diğeri fırsattır. bunu en iyi ifade eden winston churchill "iyi bir krizi asla ziyan etmeyin " demiştir.
devamını gör...
anayurt oteli
(bkz: yusuf atılgan)'ın altyapı ve emek olarak (bkz: aylak adam)'a göre daha oturaklı ve iyi olduğunu söylediği, edebiyatımızın varoluşsal ve psikolojik anlamda en etkileyici kitaplarından.
açıkçası çok fazla psikolojiden falan anlayan bir insan değilim, kendimce çıkarımlar yaparım. kitap okumayı çok severim, okumayı sevdiğim kadar kitap hakkında yazılan analiz yazılarını da okumaya bayılırım. yani bu kitabın belli bir psikolojik altyapısı ve mesajı var. daha önce konu hakkında psikolojik altyapısı elbette yazılmıştır sayfalarca, tekrar benzer şeyleri yazıp da gereksiz bilgi yığını oluşturmak istemiyorum. bendeki etkisini değerlendireceğim daha çok bu yazıda.
kitabın olay örgüsü (bkz: aylak adam)'a göre daha az karmaşık ve tekdüze ama bu okumayı sıkıcılaştırmak yerine aksine -bendeki etkisi- su gibi akıp gidiyor. (bkz: zebercet)tekdüze bir adam, hayatı ise kendisi gibi gayet monoton. ama içi öyle mi? zebercet içinde en ufak olayı bile büyütüp karmakarışık denklemler kuruyor. hayatı bu kadar sıkıcı olan bir insanın içinde fırtınalar kopması ayrı bir olay. çünkü kafası ve kalbi bu ağırlığı kaldıramıyor belli bir yerden sonra. dikkat ettiyseniz eğer kitabın sonlarına doğru rakı içmeye gitmesi bunu azaltma çabasına yönelik. bu yalnızlıkla gelen can sıkıntısı ve içinin dinmeyen fırtınalı hali rakı içmeye gittiği yerde, orada oturan kişilerin konuşmalarının kafasında yankılanması bu sebepten. o bölüm şöyle geçiyor:
"uzunca ufak bardağa rakı koydu;* zebercet* iki yudum içti yüzünü buruşturmamaya çalışarak. günlerdir kafasında, yüreğinde gittikçe artan ağırlığı biraz olsun azaltır mıydı bu? arkasındaki iki adamın konuşmasını kesik kesik duyuyordu, 'ilk üç haftası... dayanılmaz gibi geliyor... günler... alışıyor sonra... düşlerde bile çıkılmıyor dışarı.' 'yaralanmadın mı...?' 'hayır... tutmadı... iki yıl günü gününe...' '... olmadı mı?' 'oldu ama... güvensizlik, kuşku, yalan... hiç yalnız kalınmıyor... arada isteniyor... bir yakınlık, sıcaklık.'"
görüldüğü gibi zebercet'in duyduğu konuşmaların bir kısmı bir nevi kendine bir şeyler çağrıştırıyor ve aklına takılıyor. yine basit bir sohbetten duydukları kafasında garip denklemlere neden oluyor. zebercet'in her şeyi yapabildiği ama sonunda yine tek başına kaldığı konfor alanı onu boğuyordu. en sonunda intiharına karar verdiği an bile yapması için hiçbir sebebi yoktu. ipi boynundan çıkarır, kaçar veya konağı yakardı. ama onun için "dayanılacak gibi değildi bu özgürlük."
açıkçası çok fazla psikolojiden falan anlayan bir insan değilim, kendimce çıkarımlar yaparım. kitap okumayı çok severim, okumayı sevdiğim kadar kitap hakkında yazılan analiz yazılarını da okumaya bayılırım. yani bu kitabın belli bir psikolojik altyapısı ve mesajı var. daha önce konu hakkında psikolojik altyapısı elbette yazılmıştır sayfalarca, tekrar benzer şeyleri yazıp da gereksiz bilgi yığını oluşturmak istemiyorum. bendeki etkisini değerlendireceğim daha çok bu yazıda.
kitabın olay örgüsü (bkz: aylak adam)'a göre daha az karmaşık ve tekdüze ama bu okumayı sıkıcılaştırmak yerine aksine -bendeki etkisi- su gibi akıp gidiyor. (bkz: zebercet)tekdüze bir adam, hayatı ise kendisi gibi gayet monoton. ama içi öyle mi? zebercet içinde en ufak olayı bile büyütüp karmakarışık denklemler kuruyor. hayatı bu kadar sıkıcı olan bir insanın içinde fırtınalar kopması ayrı bir olay. çünkü kafası ve kalbi bu ağırlığı kaldıramıyor belli bir yerden sonra. dikkat ettiyseniz eğer kitabın sonlarına doğru rakı içmeye gitmesi bunu azaltma çabasına yönelik. bu yalnızlıkla gelen can sıkıntısı ve içinin dinmeyen fırtınalı hali rakı içmeye gittiği yerde, orada oturan kişilerin konuşmalarının kafasında yankılanması bu sebepten. o bölüm şöyle geçiyor:
"uzunca ufak bardağa rakı koydu;* zebercet* iki yudum içti yüzünü buruşturmamaya çalışarak. günlerdir kafasında, yüreğinde gittikçe artan ağırlığı biraz olsun azaltır mıydı bu? arkasındaki iki adamın konuşmasını kesik kesik duyuyordu, 'ilk üç haftası... dayanılmaz gibi geliyor... günler... alışıyor sonra... düşlerde bile çıkılmıyor dışarı.' 'yaralanmadın mı...?' 'hayır... tutmadı... iki yıl günü gününe...' '... olmadı mı?' 'oldu ama... güvensizlik, kuşku, yalan... hiç yalnız kalınmıyor... arada isteniyor... bir yakınlık, sıcaklık.'"
görüldüğü gibi zebercet'in duyduğu konuşmaların bir kısmı bir nevi kendine bir şeyler çağrıştırıyor ve aklına takılıyor. yine basit bir sohbetten duydukları kafasında garip denklemlere neden oluyor. zebercet'in her şeyi yapabildiği ama sonunda yine tek başına kaldığı konfor alanı onu boğuyordu. en sonunda intiharına karar verdiği an bile yapması için hiçbir sebebi yoktu. ipi boynundan çıkarır, kaçar veya konağı yakardı. ama onun için "dayanılacak gibi değildi bu özgürlük."
devamını gör...
26 ocak 2021 erdil yaşaroğlu açıklaması
kesinlikle erdil yaşaroğlu'nu haklı bulduğum açıklamalardır. ne yazık ki toplumumuz fikri mülkiyet kavramını hâlâ tam kavrayamadı ve pek çok şeyi bedava kullanmaya fazlasıyla alıştık. hele twitter'da şurada burada adama saldıran kişilerin çoğunun üslup ve yazımına bakın, belli ediyor kendini. yani adama zorla sen üret, ben dilediğim gibi kullanırım denmediği kalmış.
zaten efendi gibi açıklamış, davalı olduğumuz ticari kişilerin açtığı sıfır takipçili hesaplar uyduruyor 58 yaşındaki kadını dava ettiğimizi . bizim kavgamız karikatürlerin ticari olarak kullanıldığı durumlar diye.
sevin ya da sevmeyin, eserinin nasıl kullanılacağına dair tüm kararlar eser sahibinin tasarrufundadır. lombak zamanından beri mizahla içli dışlıyım, zaten türk mizahı yeterince baskı altında. bu tartışmalar bize daha çok zarar verir.
hayır bir de sanarsın bu ahmakça eleştirileri yapanların hepsi mizah bekçisi, haksızlık savunucusu. zamanında mesela kutlukhan perker türkiye'ye geldi ve bence gelmiş geçmiş tüm mizah dergileri içindeki en kaliteli çizimlerin olduğu harakiri dergisini tek başına çıkartmıştı. 2 sayı çıkarttıktan sonra benim varlığından ilk defa haberdar olduğum küçükleri muzır neşriyattan koruma kanunundan; insanları tembelliğe ve maceraperestliğe sevk etmek, evlilik dışı ilişkiye özendirmek gibi abuk sabuk sebeplerle dergiyi kapatarak haksızlığın daniskası yapılmıştı. gerçek emeği korumakta o kadar kabiliyetsiziz ki, twitterdan tespit sümkürmek daha kolay geliyor.
neyse bunun üzerine kutlukhan perker (tam sözünden emin değilim, teyit etmeden paylaşmayınız) şu minvale gelen bir açıklama yapmıştı "insanları hem tembelliğe, hem de maceraperestliğe nasıl aynı anda sevk edebilirim ki? bu ikisinin aynı anda mümkün olduğu tek bir şey o da mastürbasyon herhalde."
zaten efendi gibi açıklamış, davalı olduğumuz ticari kişilerin açtığı sıfır takipçili hesaplar uyduruyor 58 yaşındaki kadını dava ettiğimizi . bizim kavgamız karikatürlerin ticari olarak kullanıldığı durumlar diye.
sevin ya da sevmeyin, eserinin nasıl kullanılacağına dair tüm kararlar eser sahibinin tasarrufundadır. lombak zamanından beri mizahla içli dışlıyım, zaten türk mizahı yeterince baskı altında. bu tartışmalar bize daha çok zarar verir.
hayır bir de sanarsın bu ahmakça eleştirileri yapanların hepsi mizah bekçisi, haksızlık savunucusu. zamanında mesela kutlukhan perker türkiye'ye geldi ve bence gelmiş geçmiş tüm mizah dergileri içindeki en kaliteli çizimlerin olduğu harakiri dergisini tek başına çıkartmıştı. 2 sayı çıkarttıktan sonra benim varlığından ilk defa haberdar olduğum küçükleri muzır neşriyattan koruma kanunundan; insanları tembelliğe ve maceraperestliğe sevk etmek, evlilik dışı ilişkiye özendirmek gibi abuk sabuk sebeplerle dergiyi kapatarak haksızlığın daniskası yapılmıştı. gerçek emeği korumakta o kadar kabiliyetsiziz ki, twitterdan tespit sümkürmek daha kolay geliyor.
neyse bunun üzerine kutlukhan perker (tam sözünden emin değilim, teyit etmeden paylaşmayınız) şu minvale gelen bir açıklama yapmıştı "insanları hem tembelliğe, hem de maceraperestliğe nasıl aynı anda sevk edebilirim ki? bu ikisinin aynı anda mümkün olduğu tek bir şey o da mastürbasyon herhalde."
devamını gör...
iş arıyorum
devamını gör...
geceye bir alıntı bırak
"şu anda, sana güzel bir söz söyleyebilmek için on bin kitap okumuş olmayı isterdim" dedi. "gene de az gelişmiş bir cümle söylemeden içim rahat etmeyecek: seni tanıdığıma çok sevindim kendi çapımda."
oğuz atay/tutunamayanlar
oğuz atay/tutunamayanlar
devamını gör...
yazarların şu an dinledikleri şarkı
devamını gör...
beğenilmeyen kitabı bitirmeye çalışmak
çin işkencesinden beterdir.
oblomov denen kanserojen naneyi bitirebildim güçlükle de olsa ama kaybettiğim beyin hücrelerini nasıl geri alacağımı bilmiyorum.
elbette buradaki sıkıcı olma durumu eserin kötü olmasından kaynaklanmıyor. tam aksine karakterlerin psikolojik yapısının okuyucuya oldukça güçlü ve başarılı bir şekilde hissettirilmesi kitabı "sıkıcı" yapan ana unsur.
oblomov denen kanserojen naneyi bitirebildim güçlükle de olsa ama kaybettiğim beyin hücrelerini nasıl geri alacağımı bilmiyorum.
elbette buradaki sıkıcı olma durumu eserin kötü olmasından kaynaklanmıyor. tam aksine karakterlerin psikolojik yapısının okuyucuya oldukça güçlü ve başarılı bir şekilde hissettirilmesi kitabı "sıkıcı" yapan ana unsur.
devamını gör...
toplumcu gerçekçi sözlük yazarı eksikliği
(bkz: aradığınız istikametteki tüm hatlarımız doludur)
bıraktık o işleri biz, günahkar sokakların tövbekar delikanlısı olduk, hanım "şunu yaz" diyor, onu yazıyorum anca. kızıl yıldız'ı eskiciye sattım mandal aldım yerine. kırmızı tuborg yerine hat çaklıt mokka içiyorum artık. aklım çok karışık neriman, proleterya kokulu gömleğim nerede?
bıraktık o işleri biz, günahkar sokakların tövbekar delikanlısı olduk, hanım "şunu yaz" diyor, onu yazıyorum anca. kızıl yıldız'ı eskiciye sattım mandal aldım yerine. kırmızı tuborg yerine hat çaklıt mokka içiyorum artık. aklım çok karışık neriman, proleterya kokulu gömleğim nerede?
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
minnet eylemem*
.
.
devamını gör...
domuz balığı
diğer adı "çütre" dir. çok tatlı bir görüntüsü vardır ama sakın ola buna kanmayın. çenesi parmağınızı koparabilecek kadar güçlüdür.
devamını gör...
homofobik olmak
gizli falan değilim açık açık homofobiğim .
devamını gör...
