iyi değiliz
en sık söylenen yalan zaten "nasılsın?" sorusuna verilen "iyiyim" cevabıdır. yoksa yok herkes bu kadar iyi olamaz bence bu ülkede kime sorsak iyi. tabiki aslında iyi değiliz.
devamını gör...
çok uzun yazan yazarlar
baştan belirtelim ki kimse sizin kalıplarınıza uymak zorunda değil. uzun yazan kişilerin bu özellikleri üzerinden aşağılanmaları ve bunun destek görmesi avam kitlelerin olduğu ortamlarda kabul görür. umarım böyle bir rezillik zaten güzel bir yeri olan bu sözlükte olmaz.
önceleri sayfa başına ücretlendirme olduğu için birçok yazar yazmış ta yazmış, yazmış ta yazmış. eğer en kısa hikaye en yüksek parayı almış olsaydı şimdilerin en sevilen tasvir tanrıları olmaz, birçok dünyaca ünlü yazar köşe yazarı seviyesinden ileri gitmemiş olurdu. çünkü bazen kendini anlatmak için uzun yazman gerekmez, sen yazarsın ve dönüp baktığında metin uzun olur. bunun da okuyanları da okumayanları da mutlaka bulunur. okumayanları saygı gösterip okumayanları aşağılamak bize yakışmayacağı gibi uzun yazanları da aşağılama çabası içine girmek bize yakışmaz. bize diyorum ama buradaki biz, siz değilsiniz. yazılanlara baktığımda bunu net şekilde görüyorum.
güzel bir filtre oldu benim için bu başlık diyebilirim. bu yüzden başlığı oluşturan yazara teşekkür ederim.
- yazan kişi senin okuyup okuduğunla ilgilenmiyor. önce bunu kafamıza sokmamız lazım. seni kazanmak değil amacı, okumayı bilen insanlarla aynı havayı solumak, yazmak ve okumak denilen eylemin ne kadar güzel bir şey olduğunu insanlara göstermeye çalışmak. yani hedefindeki kişi sen olmadığın için sen bir başka başlıkta şeyma subaşı'nın son kıyafetini, acun ılıcalı'nın son kız arkadaşını, erkeği seksi gösteren detayları, kadının en güzel yerini değerlendirebilir, oralardan takipçi arttırabilirsin. ya da internette gördüğü bilgiyi millete satmak için neredeyse birebir kopyalayan bir tanımı oylayabilir, senin kafa yapındakilerle gül gibi geçinip gidebilirsin. bu tiplerin en sevdiğim özellikleri takipçileri var diye kendilerini bir vasıf sahibi zannetmeleri. senin gibi 1000 kişi seni takip ediyor işte, birbirinizi bulmuşsunuz.
- sözlük yazarlığı bir tanım yapmak, beğeniyi ortaya koyarken insanlara olumlu ya da olumsuz, saçma ya da mantıklı bir bakış açısı koymak üzerinedir. bunu yaparken de sırf uzun yazmış olmak için değil, gerçekten içinden geldiği için bazen uzun yazarsın. okuyan kitle de buna göre ya oylar ya da oylamaz. yani kimseye bir beğeniyi dikte etmezsin.
- "çok uzun yeaa" diyenlerin profile baktım. yaptıkları şey sözlük yazarlığı değil forum üyeliği. yazdığı tanıma bakıyorum "türkiye cumhuriyeti 1923 yılında kurulmuştur." tarzı kopyala-yapıştır cümleler. kendi cümlesi tek bir tane bile tanım yok. bomboş forum yazıları. 3000 tane tanım girmiş tanımların en az 2000 tanesi çöp. çünkü üzerinde çalışmamış, üzerinde düşünmemiş o an, yazmış ve geçmiş. sorsan 2 ay önce sözlüğe ne yazdığını bile bilmez.
bu eleştirilen kişilerden birisi dolaylı yoldan benim. mümkün olan en uzun şekilde yazarım yazıları. ınstagram boy ve snap girl tiplerin bakıp bakmadıklarını iplemediğim ve sözlüğü sadece sözlük olması için, kimsenin beğenisine muhtaç olmayarak kullandığım için okunup okunmamasına bakmam. bu yüzdendir ki aylardır içinde bulunduğum sözlükte sadece 200 tanım var.
kenarda taslak olarak yüzlerce yazı var. çünkü öylesine yazmak istemedim. eğer popüler olma güdüsü ile yazsaydım ağlaya ağlaya profilimi överdiniz yazdığım binlerce popüler unsur yazısı dolayısıyla.
işin güldüren tarafı, avamın bu denli popüler olduğu türkiye cumhuriyeti'nde çok uzun yazı yazabilen, kendini bir şeye odaklayabilen insan bulmak zordur. tüketim sevdalısı, netflix'in 5. sınıf dizilerini seyredip hayatını çer çöp ürünleri kolay tüketen bir insan olarak geçiren, elif şafak okuduğu için kendini okur zanneden tiplerin, uzun yazıları, giriş-gelişme-sonuç odaklı yazıları beğenmesi imkansızdır. victor hugo'dan sefilleri 300 sayfalık kısaltılmış şekli ile okumuştur çünkü geniş anlatımlı halini okumaktan korkar. upuzuuuuun bir cümle okuduğunda genelde geri döner cümlenin sonuna gelirken anlamdan koptuğu için. bazen aynı cümleyi 100 kere okur çünkü bu özelliği yıllar boyu kullanmamıştır. alışık olmadığı için de hata verir.
bu tiplerin diğer bir özellikleri de "bu hafta 2 kitap bitirdim. günde 300 sayfa okuyorum!" demeleridir. kitap okumanın, hayatlarındaki diğer birçok olay gibi bir yarış, bir tüketme sevdası olduğunu zannederler. oysa bir şeyi okumak ile, okumak ve anlamanın, o okuduğun şeyi anlatabilmenin farkını bilmezler. dümdüz okurlar ve sadece okumuş olmak için okurlar.
geçtiğimiz gün bir yazı okumuştum kendini beğenen bir tip tarafından "yeaaa notre dame'ın kamburu çok sıkıcıeeaaa. bana ne binaların ayrıntılarından?" yazan. orada hugo'nun, kitabı yazma amacıyla bağlantılı olarak "yok etmeye çalıştığınız şeyin nasıl bir şey olduğunu bir görün" düsturuyla yazdığını, bir tarihi eserin kaybının vereceği hasarı uzun uzun anlatarak, okuyucuda ağır bir empati duygusu besleme isteğinin olduğunu, böylelikle amacının yok edilmek istenilen katedralin yok edilmesini engellemek olduğunu bilmeden dümdüz eleştiri yaparlar. hugo sadece bir hikaye üretmeden, bir yandan da hayata dair ayrıntılar ve dönem paris'inin güzelliği ile romanını destekler.
bunu eleştirenlere bakarsak ta, upuzun anlatımlar onları sıkar, bunalırlar hatta uyuyakalırlar. sen ise o cümlelerin en sonunda bir yere mutlaka bağlanacağını bilir ve kitabın sonunda kızın maruz kaldığı durumun yarattığı sonucu, diğer karakterler seyrederken onlarla beraber o katedrali benimsemiş ve artık her gün gördüğün bir yerde dikilmiş olarak, onlar gibi seyredersin. bunu yapmana sebep olan şey, yaklaşık 400 sayfa önce hugo'nun paris'i üçe bölerek nerede ne var anlatması, bunlar arasında hangi bölgenin daha değerli olduğunu hissettirmesi, dönemin paris'ini yaşatmasıdır. eğer senin amacın "off hadi ya şu kitap bitse de diğerine başlasam" ise sen zaten en başından kitap okumanın ne olduğunu bilmemişsin. tek istediğin sadece okumuş olmak. sadece okumuş olmak ise amacın, sen hayatında yüzlerce kitap okumuş ama aslında kitap falan okumamış birisin demektir.
tıpkı bu örnek verilen romanda olduğu gibi, bir yazı yazarken ya da insanlara, yeni öğrenilen bilgiyi okuturken kendi tarzında bir anlatım yapar ve onların bu anlatımı beğenisine sunarsın. yazı beğenilmeyenilir, önemli olan beğeni kaygısı gütmeden kendi tarzını ortaya koymaktır. gerisi okuyan kişiye kalmıştır.
makalede anlatılan cümleye dikkat. makalede hızlı
okumanın okumak olmadığı ile ilgili güzel bir alıntı şaka var.
eğer uzun metinler sizi çekmiyorsa, siz kısa metinler ya da hap bilgiler ile yaşayabilirsiniz.
önceleri sayfa başına ücretlendirme olduğu için birçok yazar yazmış ta yazmış, yazmış ta yazmış. eğer en kısa hikaye en yüksek parayı almış olsaydı şimdilerin en sevilen tasvir tanrıları olmaz, birçok dünyaca ünlü yazar köşe yazarı seviyesinden ileri gitmemiş olurdu. çünkü bazen kendini anlatmak için uzun yazman gerekmez, sen yazarsın ve dönüp baktığında metin uzun olur. bunun da okuyanları da okumayanları da mutlaka bulunur. okumayanları saygı gösterip okumayanları aşağılamak bize yakışmayacağı gibi uzun yazanları da aşağılama çabası içine girmek bize yakışmaz. bize diyorum ama buradaki biz, siz değilsiniz. yazılanlara baktığımda bunu net şekilde görüyorum.
güzel bir filtre oldu benim için bu başlık diyebilirim. bu yüzden başlığı oluşturan yazara teşekkür ederim.
- yazan kişi senin okuyup okuduğunla ilgilenmiyor. önce bunu kafamıza sokmamız lazım. seni kazanmak değil amacı, okumayı bilen insanlarla aynı havayı solumak, yazmak ve okumak denilen eylemin ne kadar güzel bir şey olduğunu insanlara göstermeye çalışmak. yani hedefindeki kişi sen olmadığın için sen bir başka başlıkta şeyma subaşı'nın son kıyafetini, acun ılıcalı'nın son kız arkadaşını, erkeği seksi gösteren detayları, kadının en güzel yerini değerlendirebilir, oralardan takipçi arttırabilirsin. ya da internette gördüğü bilgiyi millete satmak için neredeyse birebir kopyalayan bir tanımı oylayabilir, senin kafa yapındakilerle gül gibi geçinip gidebilirsin. bu tiplerin en sevdiğim özellikleri takipçileri var diye kendilerini bir vasıf sahibi zannetmeleri. senin gibi 1000 kişi seni takip ediyor işte, birbirinizi bulmuşsunuz.
- sözlük yazarlığı bir tanım yapmak, beğeniyi ortaya koyarken insanlara olumlu ya da olumsuz, saçma ya da mantıklı bir bakış açısı koymak üzerinedir. bunu yaparken de sırf uzun yazmış olmak için değil, gerçekten içinden geldiği için bazen uzun yazarsın. okuyan kitle de buna göre ya oylar ya da oylamaz. yani kimseye bir beğeniyi dikte etmezsin.
- "çok uzun yeaa" diyenlerin profile baktım. yaptıkları şey sözlük yazarlığı değil forum üyeliği. yazdığı tanıma bakıyorum "türkiye cumhuriyeti 1923 yılında kurulmuştur." tarzı kopyala-yapıştır cümleler. kendi cümlesi tek bir tane bile tanım yok. bomboş forum yazıları. 3000 tane tanım girmiş tanımların en az 2000 tanesi çöp. çünkü üzerinde çalışmamış, üzerinde düşünmemiş o an, yazmış ve geçmiş. sorsan 2 ay önce sözlüğe ne yazdığını bile bilmez.
bu eleştirilen kişilerden birisi dolaylı yoldan benim. mümkün olan en uzun şekilde yazarım yazıları. ınstagram boy ve snap girl tiplerin bakıp bakmadıklarını iplemediğim ve sözlüğü sadece sözlük olması için, kimsenin beğenisine muhtaç olmayarak kullandığım için okunup okunmamasına bakmam. bu yüzdendir ki aylardır içinde bulunduğum sözlükte sadece 200 tanım var.
kenarda taslak olarak yüzlerce yazı var. çünkü öylesine yazmak istemedim. eğer popüler olma güdüsü ile yazsaydım ağlaya ağlaya profilimi överdiniz yazdığım binlerce popüler unsur yazısı dolayısıyla.
işin güldüren tarafı, avamın bu denli popüler olduğu türkiye cumhuriyeti'nde çok uzun yazı yazabilen, kendini bir şeye odaklayabilen insan bulmak zordur. tüketim sevdalısı, netflix'in 5. sınıf dizilerini seyredip hayatını çer çöp ürünleri kolay tüketen bir insan olarak geçiren, elif şafak okuduğu için kendini okur zanneden tiplerin, uzun yazıları, giriş-gelişme-sonuç odaklı yazıları beğenmesi imkansızdır. victor hugo'dan sefilleri 300 sayfalık kısaltılmış şekli ile okumuştur çünkü geniş anlatımlı halini okumaktan korkar. upuzuuuuun bir cümle okuduğunda genelde geri döner cümlenin sonuna gelirken anlamdan koptuğu için. bazen aynı cümleyi 100 kere okur çünkü bu özelliği yıllar boyu kullanmamıştır. alışık olmadığı için de hata verir.
bu tiplerin diğer bir özellikleri de "bu hafta 2 kitap bitirdim. günde 300 sayfa okuyorum!" demeleridir. kitap okumanın, hayatlarındaki diğer birçok olay gibi bir yarış, bir tüketme sevdası olduğunu zannederler. oysa bir şeyi okumak ile, okumak ve anlamanın, o okuduğun şeyi anlatabilmenin farkını bilmezler. dümdüz okurlar ve sadece okumuş olmak için okurlar.
geçtiğimiz gün bir yazı okumuştum kendini beğenen bir tip tarafından "yeaaa notre dame'ın kamburu çok sıkıcıeeaaa. bana ne binaların ayrıntılarından?" yazan. orada hugo'nun, kitabı yazma amacıyla bağlantılı olarak "yok etmeye çalıştığınız şeyin nasıl bir şey olduğunu bir görün" düsturuyla yazdığını, bir tarihi eserin kaybının vereceği hasarı uzun uzun anlatarak, okuyucuda ağır bir empati duygusu besleme isteğinin olduğunu, böylelikle amacının yok edilmek istenilen katedralin yok edilmesini engellemek olduğunu bilmeden dümdüz eleştiri yaparlar. hugo sadece bir hikaye üretmeden, bir yandan da hayata dair ayrıntılar ve dönem paris'inin güzelliği ile romanını destekler.
bunu eleştirenlere bakarsak ta, upuzun anlatımlar onları sıkar, bunalırlar hatta uyuyakalırlar. sen ise o cümlelerin en sonunda bir yere mutlaka bağlanacağını bilir ve kitabın sonunda kızın maruz kaldığı durumun yarattığı sonucu, diğer karakterler seyrederken onlarla beraber o katedrali benimsemiş ve artık her gün gördüğün bir yerde dikilmiş olarak, onlar gibi seyredersin. bunu yapmana sebep olan şey, yaklaşık 400 sayfa önce hugo'nun paris'i üçe bölerek nerede ne var anlatması, bunlar arasında hangi bölgenin daha değerli olduğunu hissettirmesi, dönemin paris'ini yaşatmasıdır. eğer senin amacın "off hadi ya şu kitap bitse de diğerine başlasam" ise sen zaten en başından kitap okumanın ne olduğunu bilmemişsin. tek istediğin sadece okumuş olmak. sadece okumuş olmak ise amacın, sen hayatında yüzlerce kitap okumuş ama aslında kitap falan okumamış birisin demektir.
tıpkı bu örnek verilen romanda olduğu gibi, bir yazı yazarken ya da insanlara, yeni öğrenilen bilgiyi okuturken kendi tarzında bir anlatım yapar ve onların bu anlatımı beğenisine sunarsın. yazı beğenilmeyenilir, önemli olan beğeni kaygısı gütmeden kendi tarzını ortaya koymaktır. gerisi okuyan kişiye kalmıştır.
makalede anlatılan cümleye dikkat. makalede hızlı
okumanın okumak olmadığı ile ilgili güzel bir alıntı şaka var. eğer uzun metinler sizi çekmiyorsa, siz kısa metinler ya da hap bilgiler ile yaşayabilirsiniz.
devamını gör...
sözlükte kim kadın kim erkek anlayamama sorunsalı
noldu profil fotoğrafına resmini koyan yazar iticiliği falanlar filanlar dediğim sorunsaldır.
devamını gör...
geceye cevabı olmayan bir soru bırak
yapıştırıcı her yere yapışıyor, her şeyi yapıştırıyor. peki neden içinde bulunduğu ambalaja yapışmıyor?
devamını gör...
yağmurlu günü evde geçirmek
evdeyken yağmurun başka başka seslerini duyuyoruz. pencerelerde, çatılarda, arabaların su birikintisinden her geçişinde duyuluyor bu ses. şehrin gürültüsünü bastırıyor bazen de ona karışıyor. şehirden uzak yerlerde daha da güzel dinlemek. çinkoya düşen yağmur, hele de kuvvetliyse tüm sesleri bastırıyor.
bizim yaylada bir damla yağmur düşse elektrik gider mesela. havanın bozması, yağmurun yaklaşması demek; aynı zamanda mumları hazır etmek demektir. ihtiyaç duymadığım sürece bu durum beni hiç rahatsız etmez, aksine mutlu eder.
bizim yaylada bir damla yağmur düşse elektrik gider mesela. havanın bozması, yağmurun yaklaşması demek; aynı zamanda mumları hazır etmek demektir. ihtiyaç duymadığım sürece bu durum beni hiç rahatsız etmez, aksine mutlu eder.
devamını gör...
siya siyabend
çok çok sevdiğim grup istanbul sokaklarinda müzik yapip cd satiyolardi (bizonun rahatsizliktan sonra çekilmişlerdi),onlarla o sokaklarda karşılabilseydim keşke . youtube yillardir ısrarla müzikleri silse de tekrar tekrar atiyolar sağ olsunlar. şöyle linkini bırakıyorum kesinlikle dinleyin
bir seher vaktinde , hayyam en sevdiklerimden
bir seher vaktinde , hayyam en sevdiklerimden
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
devamını gör...
bir siyasal islamcı geleneği olarak ağlamak
siyaset yaparken kafayı değil kalbi hedef almaktır. düşünmeyen toplumlarda işe yarar.
devamını gör...
kısa şiirler
öyle bir ilk yaz ol ki korkut yaprakları,
öyle bir son yaz ol ki tut yaprakları,
sararıp dökülürken güz rüzgarlarında,
ardında savrulsunlar, unut yaprakları,
sevinçlerinde onlar vardı, hüzünlerinde onlar
seninle yeşerdiler, seninle soldular
olsunlar senden sonra da umut yaprakları.
özdemir asaf - umut yaprakları.
öyle bir son yaz ol ki tut yaprakları,
sararıp dökülürken güz rüzgarlarında,
ardında savrulsunlar, unut yaprakları,
sevinçlerinde onlar vardı, hüzünlerinde onlar
seninle yeşerdiler, seninle soldular
olsunlar senden sonra da umut yaprakları.
özdemir asaf - umut yaprakları.
devamını gör...
normal sözlük için alternatif küfür önerileri
(bkz: sen tam bir turunçgilsin)
devamını gör...
tarihin başlangıcından beri kardan adamların kendilerine bir devlet kuramamış olması
her millet, önce kendi benliğini oturtarak siyasi kişiliğe sahip olabilir. dünyanın bütün "kardan adamlarına", bugün burada, kendilerini "kardan insan" olarak tanımlama çağrısında bulunuyorum. bu seksist tanımlama hiç şüphesiz kardan insanların benliğine gölge düşürmekte, birlik ve beraberliklerine engel teşkil etmektedir. kadın erkek demeden, kucaklayıcı bir ifadeyle birlikte bambaşka yarınlar mümkün.
edit: simitçi kılığındaki kgb ajanı hemen yukarıda daha güzel söylemiş, "kardan birey" diye. bak o da olur. daha mantıklı.
edit: simitçi kılığındaki kgb ajanı hemen yukarıda daha güzel söylemiş, "kardan birey" diye. bak o da olur. daha mantıklı.
devamını gör...
yazarların yazmak istediği şiir
kelimeler adamın sesiyle huzur veriyor kalbe diyerek dinlemeyi sevdiğim için ilk onu bırakıyorum.
okumak isteyen için,
ömür hanımla güz konuşmaları
...ve güz geldi ömür hanım. dünya aydınlık sabahlarını
yitiriyor usul usul. insanın içini karartan bulutların seferi var
göğün maviliğinde. yağmur ha yağdı ha yağacak. in-
cecik bir çisenti yokluyor boşluğunu insan yüreğinin.
hüznün bütün koşulları hazır. nedenini bilmediğim bir
keder akıyor damarlarımdan. kalbimin üstünde binlerce
bıçak ağzı... ve yüzüm ömrümün atlası; düzlükleri bunaltı,
yükseklikleri korku, uçurumları yıkıntılarımla dolu bir
engebeler atlası. yaşamak bir can sıkıntısı mıdır ömür
hanım?
her şeyi iyi yanından görmeyi kim öğretti bize? acıyı
görmeyen insan, umutsuzluğu yaşamayan, iliklerine dek
kederin işleyip yaralamadığı bir insan, mutluluktan,
umuttan, sevinçten ne anlar? göğü görmeden, denizi gör-
meden maviyi anlamaya benzemez mi bu? bir güz dü-
şünün ki ömür hanım, ilkyazı olmamış, yazı yaşanmamış,
böyle bir güzün hüznü hüzün müdür? başlamanın bir
anlamı varsa bitişi göze almak, bitişin bir anlamı varsa
başlangıcı olmak değil midir? yaşamı düz bir çizgide tut-
mak tükenmektir. yaşamak zorunda olduğumuz şunca yılı
aykırı uçlar arasında gezdirip geçirmedikçe, alışkanlıkların
sınırlarını aşmadıkça zaman zaman, yaşamak nasıl yenilik
olur tükenmek değil de?
yağmur yağıyor ömür hanım...gökten değil, yüreğimin
boşluğundan ömrümün ıssız toprağına...ve ben sonsuz
bir düzlükte bir küçücük, bir silik nokta gibi eriyip gi-
diyorum. seslensem kim duyar sesimi yalnızlıklar ka-
tından?
dönelim...dönmek yenilmektir biraz da, yarım kalmasıdır
çıkışlarımızın, korkaklıktır, alışkanlıkların güvenli küflü
kabuklarına sığınmaktır...olsun dönelim biz yine de. bi-
lincinde olmadan üstlendiğimiz sorumluluklarımız var.
evlere dönelim, sırtımızın kamburu evlere, cılızlığımızın
görkemli korunaklarına, yalnızlığımızın kalelerine dö-
nelim. ölçüsüz yaşamak bize göre değil ömür hanım.
büyürken geniş ufuklarımız olmadı bizim. küçücük
avuçlarımızla sınırlarımızı genişletmek istedikçe yaşamın
binlerce engeli yığıldı önümüze. hangi birini yenebilirdik
bunca olanaksızlık içinde. umutsuzluğu tanıdık, yenilgiyi
öğrendik böylece.
yaşama sevinci adına bir tutamağım kalmadı ömür hanım.
bir garip boşlukta çiviliyim günlerdir gözbebeklerimden.
sahi nedir yaşamın anlamı? geriye dönüyorum sık sık
yanıt aramak adına, yüreğimin silik izler bırakıp, ağır
yükler aldığı zamanın derin denizlerine. bakıyorum umut
karamsarlığın, sevinç acının azıcık soluk almasından başka
ne ki? yaşamsa gerçekle düşün umutsuz bir savaşı, her şeyi
içine alan kocaman bir yanılsama... değil mi yoksa?
öyle büyük umutlarım olmadı benim, büyük düşlerim,
özlemlerim, büyük beklentilerim olmadı. koşullarım beni
oluşturdu ben acılarımı buldum. herkes gibi yaşasaydım
eğer, yaşamı onlar gibi görebilseydim çarşılar yeterdi
avutmaya beni. bir gömlek, bir ayakkabı, bir elbise; bir
yemek lokantalarda; televizyon, halı, masa ve daha nice
eşya yeterdi yalnızlığı örtmeye, kendimi göstermeye, va-
rolmaya, 'dar çevre yitikleri'nde önem kazanmaya...
oysa ben bir akşamüstü oturup turuncu bir yangının
eteklerine, yüreği avuçlarımda atan bir can yoldaşıyla
dünyayı ve kendimi tüketmek isterdim. öyle bir tüketmek
ki, sonucu yepyeni bir "ben"e ulaştırırdı beni, kederli dal-
gınlığımdan her döndüğümde...bir ben ki tüm ilişkilerin
perde arkasını görür de gülerdim sessizce yapay ya-
kınlıklarına insanların. kim kimi ne kadar anlayabilir
ömür hanım?
susmak yalnızlığın ana dilidir, ömür hanım, şiiridir, beni
konuşmaya zorlama ne olur. sözün sularını tükettim ben,
kaynağını kuruttum. geriye bir büyük sessizlik kaldı yü-
reğimde, kalabalıklar, kalabalıklar kadar büyük...yalnızım
ömür hanım, geceler boyu akıp giden ırmaklar gibi ka-
ranlıklar içre, öyle yitik, öyle üzgün, yalnızım...sularım
toprağa sızıyor bak. yüzümü geceler örtüyor. binlerce taş
saklanıyor içimde. kim kimin derinliğini görebilir, hem
hangi gözle?
kendilerinin olan tek sözcük yok dillerinde, öyle çok ko-
nuşuyorlar ki...bir söz insanın neresinden doğar dersiniz?
dilinden mi, yüreğinden mi, aklından mı? düşlerinden
mi yoksa gerçeğinden mi? ve kaç kapıdan geçip yerini
bulur bir başka insanda? yerini bulur mu gerçekten? sözü
yasaklamalı ömür hanım yasaklamalı...kimsenin kimseyi
anlamadığı bir dünyada söz boşluğu dövmekten başka ne
işe yarıyor ki? olanağı olsa da insanların yürekleri ko-
nuşabilseydi dilleri yerine, her şey daha yalansız, daha içten
olurdu. aklı silmeli diyorum insan ilişkilerinden. yanılıyor
muyum? olsun. yanıldığımı biliyorum ya...
yeni bir şeyler söyle bana ne olur, yeni bir şeyler. kurşun
aktı kulaklarıma hep aynı sözleri, aynı sesleri duymaktan.
belirsizlik güzeldir, de örneğin, kesinlik çirkin. sessizlik
sesten -hele de güncel ve kof- her zaman iyidir; düş gücü,
iç zenginliği verir insana. dünyanın usul usul ağaran o
puslu sabahları ve günün turuncu tülleriyle örtünen dingin
akşamları bu yüzden etkiler bizi, duygulandırır, de. anlık
izlenimler sürekli görünümlerden her zaman daha güçlü,
kalıcı ömürlüdür...alışkanlıklar öldürür güzelliğimizi,
bizi değişmek çirkinleştirir de.
kimse düşlerine yetişemez ve kimse geçemez gerçeğini bir
adım bile; bu yüzden sıkıntı verir zaman, kısa kalır, sonsuz
olur, insanın küçücük ömrünün karşısında. istemenin kuralı
yoktur, de, açıklaması sınırı suçu yoktur; istemek ya-
şamın kendiliğinden sonucudur, ne haklı ne haksız,
ne yerinde ne yersiz...
biz hepimiz dikenli tellerle sarılıyız, her ilişkide bir par-
çamız kalır ve bölüne bölüne biteriz de. en büyük hü-
nerimiz kendimize karşı olmak, aykırı yaşamaktır, acı
kaynaklarımızı ellerimizle yaratarak...kıyılarımız duy-
gularımızın boyunda, derinliğimiz aklımızın ölçüsündedir;
ufuklarımızsa sisler içinde...o kıyısız gökyüzü nasıl sığar
küçücük gözlerimize, bir bardak suya, demirli bir pen-
cereye...nasıl gizleriz ağız dil vermez bir geceye? ve nedir
ki gizi, daraldığımız her yerde bir genişlik duygusu verir
içimize. çözemeyiz, de, bu güdük bilinç, bu sığ yürek,
bu ezbere yaşamla.
dünya bir testidir, de, ömür hanım, ömür bir su...sızar
iğneucu gözeneklerinden zamanın, bir içim serinlik bir
yudum mutluluk için. ve bir gün ölümün balkonundan...
dökülür toprağa el içi kadar bir su. yerde birkaç damla
nem, bir avuç ıslaklık...ölümü bilerek nasıl yaşar insan,
geride dünyanın kalacağını bilerek nasıl ölür; bilmek bütün
acıların anasıdır, de...
sars aklımın cılız ayaklarını, kuşat beni. değişik şeyler
söyle ne olur, yeni bir şeyler söyle. yıldım ömrümün ka-
lıplarından. beni duy ve anla.
yağmur dindi ömür hanım. gökyüzü masmavi gülümsedi
yine. doğa aynı oyununu oynuyor bizimle. umudun
ucunu gösteriyor usulca, iyimserliğin ışığını süzüyor mavi
atlasından. ne aldanış! bulutların rengi mavi-beyaz mıdır,
kurşuni-külrengi mi yoksa?
gökyüzünü öpmek isterdim ömür hanım, gözlerimle değil
dudaklarımla. yoruldum bulutları kirpiklerimde taşı-
maktan. delilik mi dedin? kim bilir...belki de yerde sü-
rünmenin bir tepkisidir bu, ya da ne bileyim bilinçsiz bir
aykırı olmak duygusu. gökyüzü de olmak isteyebilirdim
değil mi? kim ne diyebilir ki?
kimseler görmedi ömür hanım, bu dünyadan ben geçtim.
içimde umudun kırk kilitli sandıkları, elimde bir avuç düş
ölüsü yüreğim -içinde senin ve benim ağırlığım- benim
olmayan bir garip gülümsemeyle yüzümde, incelik adına,
ben geçtim...yerini bulmamış bir içtenlik, yanılmış bir
saygı ve bir hüzün eğrisi olarak ilişkilerin gergefinde,
ördüm ömrümün dokusunu ilmek ilmek. beni cam kı-
rıklarıyla anımsasın insanlar, savrulan bir yaprak hüznü
ve dağınıklığı ile... yükümü yanlış bedestanlara çözdüm.
ezilmiş bir gül hüznü var yüreğimde. saatlerce dayak
yemiş bir sanığın çözülmesi içindeyim. ürperiyorum. bir
at kestanesi durmadan yaprak döküyor yalnızlığın so-
kaklarında, örtüyor ömrümün ilk yazını. içimde bir çocuk,
yalın ayak koşuyor yaşlılığa doğru, binlerce kez yenilmiş
umut ölülerini çiğneyerek. sahi yaşlılık, derin bir iç çekiş,
yanılmış bir çocukluk olmasın ömür hanım?
okumak isteyen için,
ömür hanımla güz konuşmaları
...ve güz geldi ömür hanım. dünya aydınlık sabahlarını
yitiriyor usul usul. insanın içini karartan bulutların seferi var
göğün maviliğinde. yağmur ha yağdı ha yağacak. in-
cecik bir çisenti yokluyor boşluğunu insan yüreğinin.
hüznün bütün koşulları hazır. nedenini bilmediğim bir
keder akıyor damarlarımdan. kalbimin üstünde binlerce
bıçak ağzı... ve yüzüm ömrümün atlası; düzlükleri bunaltı,
yükseklikleri korku, uçurumları yıkıntılarımla dolu bir
engebeler atlası. yaşamak bir can sıkıntısı mıdır ömür
hanım?
her şeyi iyi yanından görmeyi kim öğretti bize? acıyı
görmeyen insan, umutsuzluğu yaşamayan, iliklerine dek
kederin işleyip yaralamadığı bir insan, mutluluktan,
umuttan, sevinçten ne anlar? göğü görmeden, denizi gör-
meden maviyi anlamaya benzemez mi bu? bir güz dü-
şünün ki ömür hanım, ilkyazı olmamış, yazı yaşanmamış,
böyle bir güzün hüznü hüzün müdür? başlamanın bir
anlamı varsa bitişi göze almak, bitişin bir anlamı varsa
başlangıcı olmak değil midir? yaşamı düz bir çizgide tut-
mak tükenmektir. yaşamak zorunda olduğumuz şunca yılı
aykırı uçlar arasında gezdirip geçirmedikçe, alışkanlıkların
sınırlarını aşmadıkça zaman zaman, yaşamak nasıl yenilik
olur tükenmek değil de?
yağmur yağıyor ömür hanım...gökten değil, yüreğimin
boşluğundan ömrümün ıssız toprağına...ve ben sonsuz
bir düzlükte bir küçücük, bir silik nokta gibi eriyip gi-
diyorum. seslensem kim duyar sesimi yalnızlıklar ka-
tından?
dönelim...dönmek yenilmektir biraz da, yarım kalmasıdır
çıkışlarımızın, korkaklıktır, alışkanlıkların güvenli küflü
kabuklarına sığınmaktır...olsun dönelim biz yine de. bi-
lincinde olmadan üstlendiğimiz sorumluluklarımız var.
evlere dönelim, sırtımızın kamburu evlere, cılızlığımızın
görkemli korunaklarına, yalnızlığımızın kalelerine dö-
nelim. ölçüsüz yaşamak bize göre değil ömür hanım.
büyürken geniş ufuklarımız olmadı bizim. küçücük
avuçlarımızla sınırlarımızı genişletmek istedikçe yaşamın
binlerce engeli yığıldı önümüze. hangi birini yenebilirdik
bunca olanaksızlık içinde. umutsuzluğu tanıdık, yenilgiyi
öğrendik böylece.
yaşama sevinci adına bir tutamağım kalmadı ömür hanım.
bir garip boşlukta çiviliyim günlerdir gözbebeklerimden.
sahi nedir yaşamın anlamı? geriye dönüyorum sık sık
yanıt aramak adına, yüreğimin silik izler bırakıp, ağır
yükler aldığı zamanın derin denizlerine. bakıyorum umut
karamsarlığın, sevinç acının azıcık soluk almasından başka
ne ki? yaşamsa gerçekle düşün umutsuz bir savaşı, her şeyi
içine alan kocaman bir yanılsama... değil mi yoksa?
öyle büyük umutlarım olmadı benim, büyük düşlerim,
özlemlerim, büyük beklentilerim olmadı. koşullarım beni
oluşturdu ben acılarımı buldum. herkes gibi yaşasaydım
eğer, yaşamı onlar gibi görebilseydim çarşılar yeterdi
avutmaya beni. bir gömlek, bir ayakkabı, bir elbise; bir
yemek lokantalarda; televizyon, halı, masa ve daha nice
eşya yeterdi yalnızlığı örtmeye, kendimi göstermeye, va-
rolmaya, 'dar çevre yitikleri'nde önem kazanmaya...
oysa ben bir akşamüstü oturup turuncu bir yangının
eteklerine, yüreği avuçlarımda atan bir can yoldaşıyla
dünyayı ve kendimi tüketmek isterdim. öyle bir tüketmek
ki, sonucu yepyeni bir "ben"e ulaştırırdı beni, kederli dal-
gınlığımdan her döndüğümde...bir ben ki tüm ilişkilerin
perde arkasını görür de gülerdim sessizce yapay ya-
kınlıklarına insanların. kim kimi ne kadar anlayabilir
ömür hanım?
susmak yalnızlığın ana dilidir, ömür hanım, şiiridir, beni
konuşmaya zorlama ne olur. sözün sularını tükettim ben,
kaynağını kuruttum. geriye bir büyük sessizlik kaldı yü-
reğimde, kalabalıklar, kalabalıklar kadar büyük...yalnızım
ömür hanım, geceler boyu akıp giden ırmaklar gibi ka-
ranlıklar içre, öyle yitik, öyle üzgün, yalnızım...sularım
toprağa sızıyor bak. yüzümü geceler örtüyor. binlerce taş
saklanıyor içimde. kim kimin derinliğini görebilir, hem
hangi gözle?
kendilerinin olan tek sözcük yok dillerinde, öyle çok ko-
nuşuyorlar ki...bir söz insanın neresinden doğar dersiniz?
dilinden mi, yüreğinden mi, aklından mı? düşlerinden
mi yoksa gerçeğinden mi? ve kaç kapıdan geçip yerini
bulur bir başka insanda? yerini bulur mu gerçekten? sözü
yasaklamalı ömür hanım yasaklamalı...kimsenin kimseyi
anlamadığı bir dünyada söz boşluğu dövmekten başka ne
işe yarıyor ki? olanağı olsa da insanların yürekleri ko-
nuşabilseydi dilleri yerine, her şey daha yalansız, daha içten
olurdu. aklı silmeli diyorum insan ilişkilerinden. yanılıyor
muyum? olsun. yanıldığımı biliyorum ya...
yeni bir şeyler söyle bana ne olur, yeni bir şeyler. kurşun
aktı kulaklarıma hep aynı sözleri, aynı sesleri duymaktan.
belirsizlik güzeldir, de örneğin, kesinlik çirkin. sessizlik
sesten -hele de güncel ve kof- her zaman iyidir; düş gücü,
iç zenginliği verir insana. dünyanın usul usul ağaran o
puslu sabahları ve günün turuncu tülleriyle örtünen dingin
akşamları bu yüzden etkiler bizi, duygulandırır, de. anlık
izlenimler sürekli görünümlerden her zaman daha güçlü,
kalıcı ömürlüdür...alışkanlıklar öldürür güzelliğimizi,
bizi değişmek çirkinleştirir de.
kimse düşlerine yetişemez ve kimse geçemez gerçeğini bir
adım bile; bu yüzden sıkıntı verir zaman, kısa kalır, sonsuz
olur, insanın küçücük ömrünün karşısında. istemenin kuralı
yoktur, de, açıklaması sınırı suçu yoktur; istemek ya-
şamın kendiliğinden sonucudur, ne haklı ne haksız,
ne yerinde ne yersiz...
biz hepimiz dikenli tellerle sarılıyız, her ilişkide bir par-
çamız kalır ve bölüne bölüne biteriz de. en büyük hü-
nerimiz kendimize karşı olmak, aykırı yaşamaktır, acı
kaynaklarımızı ellerimizle yaratarak...kıyılarımız duy-
gularımızın boyunda, derinliğimiz aklımızın ölçüsündedir;
ufuklarımızsa sisler içinde...o kıyısız gökyüzü nasıl sığar
küçücük gözlerimize, bir bardak suya, demirli bir pen-
cereye...nasıl gizleriz ağız dil vermez bir geceye? ve nedir
ki gizi, daraldığımız her yerde bir genişlik duygusu verir
içimize. çözemeyiz, de, bu güdük bilinç, bu sığ yürek,
bu ezbere yaşamla.
dünya bir testidir, de, ömür hanım, ömür bir su...sızar
iğneucu gözeneklerinden zamanın, bir içim serinlik bir
yudum mutluluk için. ve bir gün ölümün balkonundan...
dökülür toprağa el içi kadar bir su. yerde birkaç damla
nem, bir avuç ıslaklık...ölümü bilerek nasıl yaşar insan,
geride dünyanın kalacağını bilerek nasıl ölür; bilmek bütün
acıların anasıdır, de...
sars aklımın cılız ayaklarını, kuşat beni. değişik şeyler
söyle ne olur, yeni bir şeyler söyle. yıldım ömrümün ka-
lıplarından. beni duy ve anla.
yağmur dindi ömür hanım. gökyüzü masmavi gülümsedi
yine. doğa aynı oyununu oynuyor bizimle. umudun
ucunu gösteriyor usulca, iyimserliğin ışığını süzüyor mavi
atlasından. ne aldanış! bulutların rengi mavi-beyaz mıdır,
kurşuni-külrengi mi yoksa?
gökyüzünü öpmek isterdim ömür hanım, gözlerimle değil
dudaklarımla. yoruldum bulutları kirpiklerimde taşı-
maktan. delilik mi dedin? kim bilir...belki de yerde sü-
rünmenin bir tepkisidir bu, ya da ne bileyim bilinçsiz bir
aykırı olmak duygusu. gökyüzü de olmak isteyebilirdim
değil mi? kim ne diyebilir ki?
kimseler görmedi ömür hanım, bu dünyadan ben geçtim.
içimde umudun kırk kilitli sandıkları, elimde bir avuç düş
ölüsü yüreğim -içinde senin ve benim ağırlığım- benim
olmayan bir garip gülümsemeyle yüzümde, incelik adına,
ben geçtim...yerini bulmamış bir içtenlik, yanılmış bir
saygı ve bir hüzün eğrisi olarak ilişkilerin gergefinde,
ördüm ömrümün dokusunu ilmek ilmek. beni cam kı-
rıklarıyla anımsasın insanlar, savrulan bir yaprak hüznü
ve dağınıklığı ile... yükümü yanlış bedestanlara çözdüm.
ezilmiş bir gül hüznü var yüreğimde. saatlerce dayak
yemiş bir sanığın çözülmesi içindeyim. ürperiyorum. bir
at kestanesi durmadan yaprak döküyor yalnızlığın so-
kaklarında, örtüyor ömrümün ilk yazını. içimde bir çocuk,
yalın ayak koşuyor yaşlılığa doğru, binlerce kez yenilmiş
umut ölülerini çiğneyerek. sahi yaşlılık, derin bir iç çekiş,
yanılmış bir çocukluk olmasın ömür hanım?
devamını gör...
özel teknesi olanların kapanmadan muaf olması
zenginlik çok güzel şey be ya.
devamını gör...
madame bovary
kendi tanımımı yazmadan önce ilk tanımın sallamasyon olduğunu söylemek isterim.
gustave flaubert tarafından yazılmış ve en sevdiğim kitap karakterlerinden birisini 'emma bovary'i ' anlattığı kitaptır.
madame bovary sakin, sorgulamayan kendisini seven monoton bir doktorla evlidir. oysa kendisi ihtiraslı sürekli heyecan tutku arayan bir kadındır. madam bovary kocasını aldattığı için ahlaksız kadın konumunda bir kadındır aynı zamanda. bu konuda bir şey söylemek istemiyorum herkes kafasında istediği yere koyabilir. ama flaubert ona ahklaksız kadın gözüyle bakmamamız için kitaba şöyle bir kısımı da eklemiş. (bundan sonrası eser miktarda spoiler içermektedir)
--! spoiler !--
noter ya da ona benzer birisiydi pek emin olamadım şimdi borcuna karşılık ona kendisi ile birlikte olması teklifinde bulunmuştu emma bu ahlaksız teklifi reddetmişti. emma ahlaksız bir kadın olsaydı bunu reddeder miydi ?
zaten kitabin sonlarinda emma mutsuzluğunda kimsenin suçunun olmadığını söylemişti. madam bovary benim en sevdiğim unutamayacağım kitap karakterlerinden birisidir muhakkak.
asla aradigini bulamamış emma'nın mutsuz hayatı ve emma için umutsuzca çırpınan charles'in acılı hayatı.
--! spoiler !--
gustave flaubert tarafından yazılmış ve en sevdiğim kitap karakterlerinden birisini 'emma bovary'i ' anlattığı kitaptır.
madame bovary sakin, sorgulamayan kendisini seven monoton bir doktorla evlidir. oysa kendisi ihtiraslı sürekli heyecan tutku arayan bir kadındır. madam bovary kocasını aldattığı için ahlaksız kadın konumunda bir kadındır aynı zamanda. bu konuda bir şey söylemek istemiyorum herkes kafasında istediği yere koyabilir. ama flaubert ona ahklaksız kadın gözüyle bakmamamız için kitaba şöyle bir kısımı da eklemiş. (bundan sonrası eser miktarda spoiler içermektedir)
--! spoiler !--
noter ya da ona benzer birisiydi pek emin olamadım şimdi borcuna karşılık ona kendisi ile birlikte olması teklifinde bulunmuştu emma bu ahlaksız teklifi reddetmişti. emma ahlaksız bir kadın olsaydı bunu reddeder miydi ?
zaten kitabin sonlarinda emma mutsuzluğunda kimsenin suçunun olmadığını söylemişti. madam bovary benim en sevdiğim unutamayacağım kitap karakterlerinden birisidir muhakkak.
asla aradigini bulamamış emma'nın mutsuz hayatı ve emma için umutsuzca çırpınan charles'in acılı hayatı.
--! spoiler !--
devamını gör...
oi va voi
anlamı "aman tanrım!" olan, (yidiş kökenli bir ünlem) ingiliz bir müzik grubudur. ingiltere, londra'da kurulan, 1990'ların sonlarında şekillenen,muazzam güzellikte ve sakinlikte müzikler yapan harika bir gruptur.
müziklerinde hem aşkenaz hem de sefarad yahudilerinin müziklerinin etkisinin yanı sıra klezmer ve yahudi ispanyolcası, doğu avrupa, özellikle bulgar halk müzikleri ve çağdaş elektronik müziğin etkileri görülür.
insanı farklı bir keyif seviyesine çekebilecek sakinlikte, neredeyse dinlediğim tüm parçaları aynı kalitede ve dinlenebilirlikte olan nadir gruplardan biridir ayrıca.
en sevdiğim iki parçası ;
bir de refugee parçasının bu canlı performansını mutlaka dinlemelisiniz.
müziklerinde hem aşkenaz hem de sefarad yahudilerinin müziklerinin etkisinin yanı sıra klezmer ve yahudi ispanyolcası, doğu avrupa, özellikle bulgar halk müzikleri ve çağdaş elektronik müziğin etkileri görülür.
insanı farklı bir keyif seviyesine çekebilecek sakinlikte, neredeyse dinlediğim tüm parçaları aynı kalitede ve dinlenebilirlikte olan nadir gruplardan biridir ayrıca.
en sevdiğim iki parçası ;
bir de refugee parçasının bu canlı performansını mutlaka dinlemelisiniz.
devamını gör...
i am melting lannn melting
tanıdığım kişi gözlük takmış ya da gözlüklü kişi gözlük çıkarmış gibi,ben sevmiyorum böyle ya*,neyse hayırlı olsun.alışırım
devamını gör...
tiffany sızı
tiffany aching romanları, genç ve kafası çok dolu bir kızın, 9 – 16 yaşı arasında başından geçen büyülü olayları anlatıyor. zengin karakterler, acayip olaylar, büyük değişimlere gebe çoğu diskdünya romanının aksine, tiffany aching serisine ait kitaplar çok daha içsel, çok daha empati kurmakla, anlamakla ve çözüm bulmakla alakalı. kılıçlı yiğitler yerine düşünceli bir kızın çok büyük olayları çözdüğü bu seri, kendisine has, romantik bir havaya sahip. bir de, tiffany’yi yeni kraliçeleri kabul eden, sarhoş, sinirli, namuslu ve sadık “şirinler” (!) var, elbette bu peri kabilesine “şirinler” derseniz, kafanızı kırarlar!
diskdünya'nın yan serilerinden bir tanesi olan tiffany sızı serisi -yazarı terry pratchett'ın maalesef seriyi tamamlayamadan vefat etmesi üzerine- beş kitaptan oluşmaktadır. kitaplar sırası ile şöyle olmakla beraber birbirinden bağımsız da okunabilir;
küçük özgür adamlar
gökyüzü dolu şapka
kış ustası
geceye bürüneceğim
çobanın tacı
altta giden ana hikayemizde tiffany'nin büyümesini ve bir cadı olarak kendini geliştirmesini okurken her kitapta yaşanan ayrı bir macera söz konusu. bence fantastik edebiyatın en eğlenceli ve efsane ırklarında biri olan nac mac feegle halkı ve en sevdiğim kitap karakterleri olan nine havamumu ve ogg ana (işte gerçek kocakarılar!) da bu maceralarda tiffany'mize yardım ediyorlar.
perilerin, cadıların, kuzey rüzgarlarının, sihirbazların ve daha pek karakterin eksik olmadığı; toplumla, iyi ve doğru olanla, aşkla, büyümeyle, kadının toplumdaki rolü ve çok daha fazlası ile ilgili sorgulamaların da yer aldığı duygusal, tabii ki inanılmaz komik ve eğlenceli bir seri.
ayrıca merak edenler için, mahlasım bu seriden alınmıştır. (bkz: kocakarı), nac mac feegle dilinde cadı manasına gelir. tepelerin kocakarısı ise tüm koçbaşı diyarındaki en güçlü kişidir.
not: merak etmeyin işbu girdiyi yazan kocakarı, girdiyi beğenmeyenleri kurbağaya çevirmeyecek kadar da sağduyu sahibidir.
yani genellikle.
devamını gör...
meriç deyince akla gelen ilk şey
meriç nehri
meriç erkan
meriç erkan
devamını gör...
friends
how i met your mother'ı tüm zamanlarda tokatlayan dizidir.
bu versusu yapmak bile gereksiz zaten. dizi hakkında sayfalarca girdi yazabilirim. binlerce tanım yapabilirim. analizler kasar, hatıramda kalanları dökebilirim ama özet geçmek istiyorum.
phoebe için babamı bıçaklarım. net.
bu versusu yapmak bile gereksiz zaten. dizi hakkında sayfalarca girdi yazabilirim. binlerce tanım yapabilirim. analizler kasar, hatıramda kalanları dökebilirim ama özet geçmek istiyorum.
phoebe için babamı bıçaklarım. net.
devamını gör...
