lahmacunu maydanozla yiyen varoş
keşke insanlar bu tarz konularda fikirlerini daha sık beyan etseler ve yüksek sesle sürekli dile getirseler de biz de takıldığımız, arkadaş/sevgili olduğumuz tiplerin dişimizdeki maydanoza bakarak bizi yargılayan bir az gelişmiş insan modeli olduğunu hemen anlayıp ilişkimizi kesebilsek.
devamını gör...
okuduğunuz kitabın kaçıncı sayfasındasınız sorusu
devamını gör...
çok güzel seven erkek
tam sigaramı yaktığımda bu başlığa denk gelmem.. bence yeterince açıklayıcı oldu.. hayal dünyasında yaşamaya gerek yok fakat bu erkeklere denk gelen kadınların ütopik dünyasında yaşamak isterdim. evet benim ütopyam onların yaşadığı hayat.
devamını gör...
mösyö taha
ilk olarak fantastik canavarlar hakkında çektiği video ile tanıdığım youtuber. kendisi tam bir potterhead. koleksiyonunu ne zaman görsem "keşke arkadaşı olsam" diyorum. dünyanın ilk harry potter ajandasının da sahibidir kendisi.
devamını gör...
ruhu olan eşyalar
fotoğraf makinem, kupam, radyom, saatim, kumbaram, yorganım. kitaplarım. sevdiğim her eşyanın ruhu vardır. sahaflardaki tozlu raflar.
devamını gör...
banucabirhayat
gecesine hasta olduğum yazar.
hoppa, dakika bir gol bir!
yok yav, o anlamda değil fesat şeyler, banu hanımefendinin evine gelen son can yoldaşı siyah kedi yavrusundan bahsediyorum, onun adı gece.
şu an misafirlikteyim, ev sahibesi geçen gün annesiz kalan 4 kedi yavrusunu evine almış, 3 tanesini sahiplendirmiş ama bir tanesini kimse istememiş, bilin bakalım niye?
rengi simsiyah ve sol ön bacağı doğuştan hafif sakat gibi, yani koşup oynamasına, yiyip içmesine, hiçbir şeyine engel değil ama istenmemiş işte?
evde şu anda biri daimi, öbürü evi otel olarak kullanan 2 kedi daha var yani ev sahibesinin buna bakma durumu yok çünkü daimi kedi azılı manyak, kimseye rahat vermiyor, bu ufaklığı da hiç sevmiyor.
aklıma yeni evde türkan ile yanımızda bu siyah beyefendi rahat eder mi düşüncesi geçti bir an, sonra "tamam, bu bücürü ben alacağım ama evin işleri bitsin, taşındığımda alırım" dedim anlaştık.
yani banu hanımefendi, sizin geceniz varsa benim de artık bir gecem var, istersen kapıştırırız, akıllı ol, baksana şuna?
heyt be yiğit yiğit, koç mübarek!*
hoppa, dakika bir gol bir!
yok yav, o anlamda değil fesat şeyler, banu hanımefendinin evine gelen son can yoldaşı siyah kedi yavrusundan bahsediyorum, onun adı gece.
şu an misafirlikteyim, ev sahibesi geçen gün annesiz kalan 4 kedi yavrusunu evine almış, 3 tanesini sahiplendirmiş ama bir tanesini kimse istememiş, bilin bakalım niye?
rengi simsiyah ve sol ön bacağı doğuştan hafif sakat gibi, yani koşup oynamasına, yiyip içmesine, hiçbir şeyine engel değil ama istenmemiş işte?
evde şu anda biri daimi, öbürü evi otel olarak kullanan 2 kedi daha var yani ev sahibesinin buna bakma durumu yok çünkü daimi kedi azılı manyak, kimseye rahat vermiyor, bu ufaklığı da hiç sevmiyor.
aklıma yeni evde türkan ile yanımızda bu siyah beyefendi rahat eder mi düşüncesi geçti bir an, sonra "tamam, bu bücürü ben alacağım ama evin işleri bitsin, taşındığımda alırım" dedim anlaştık.
yani banu hanımefendi, sizin geceniz varsa benim de artık bir gecem var, istersen kapıştırırız, akıllı ol, baksana şuna?
heyt be yiğit yiğit, koç mübarek!*
devamını gör...
her rolün altından kalkabilen aktörler
kemal sunal.
haluk bilginer.
çetin tekindor.
fikret kuşkan.
şener şen.
ali şen.
hulusi kentmen.
fikret hakan.
önder somer
münir özkul.
haluk bilginer.
çetin tekindor.
fikret kuşkan.
şener şen.
ali şen.
hulusi kentmen.
fikret hakan.
önder somer
münir özkul.
devamını gör...
yolda görsem selam vermem diyeceğimiz ünlüler
selam vereceğim ünlü yok desem yeridir.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının şiirleri
evet belki çocuktum
çocukça sevdim bir çiçeği
düşlerimin mavisine boyadım seni
şefkatine sakladım binlerce kez
üşüyorken ellerimi.
şimdi dokunma yüreğim kırılgandır.
ellerim boş döndüm nar ağacından
kayboldu sofalarda misketim
resim defterimde soluk kaldı
mor, kırmızı hayallerim.
mevsim hazandır
kurudu tüm yapraklarım
ben çocukça sevdim seni;
dokunursan ağlarım.
çocukça sevdim bir çiçeği
düşlerimin mavisine boyadım seni
şefkatine sakladım binlerce kez
üşüyorken ellerimi.
şimdi dokunma yüreğim kırılgandır.
ellerim boş döndüm nar ağacından
kayboldu sofalarda misketim
resim defterimde soluk kaldı
mor, kırmızı hayallerim.
mevsim hazandır
kurudu tüm yapraklarım
ben çocukça sevdim seni;
dokunursan ağlarım.
devamını gör...
anın fotoğrafı
öte-kedi tobermory ile ne olacak bu insanolunbiraz’ın bu hali isimli derin felsefi bir konuşmaya daldığım şu an sözlük ahalisini pek ilgilendirmese de bence paylaşılmaya değer.
kesinlikle benden daha zeki olan tobermory benimle ilgili kesin yargılara varmışken benim hala büyüyünce ne olacağımı düşünmem çok üzücü. çünkü büyümeme sadece üç ay kaldı.
saçmalama hakkımı kullanarak yazdığım bu tanımı kedi sahiplenecek arkadaşlarıma tobermory ismini önererek ve dikkatli olmalarını salık vererek bitiriyorum.
kesinlikle benden daha zeki olan tobermory benimle ilgili kesin yargılara varmışken benim hala büyüyünce ne olacağımı düşünmem çok üzücü. çünkü büyümeme sadece üç ay kaldı.
saçmalama hakkımı kullanarak yazdığım bu tanımı kedi sahiplenecek arkadaşlarıma tobermory ismini önererek ve dikkatli olmalarını salık vererek bitiriyorum.
devamını gör...
yazarların uğraştığı sanat dalları
bana emanet edilen minicik 7 yaşları 4 yıl boyunca şekillendirmeye çalışıyorum. sonra onlar büyüyüp meslek sahibi oluyorlar.hatta bazıları ilk maaşlarıyla bir şekilde çalıştığım kurumu bulup çiçek gönderiyorlar ve ben başarılarına her tanık oluşumda şükrediyorum mesleğime.
devamını gör...
yarın seçim olsa yazarların oy verecekleri parti
bu arada bu başlığın altına gelip "ben oy vermeyeceğim verilecek hiçbir parti yok" diye saçmalayanları seçim gecesi göreceğim ben. sanki norveç'te isveç'te yaşıyormuş gibi sandığa gitmiyorlar. bu ülke bir kuzey ülkesi değil. dolayısıyla çocukça kaprisleri bırakıp sandığa gelip oy kullanmanız gerekiyor
devamını gör...
yılan yemek
yılanı bi şekilde hakladığınızı varsayıyorum. baş tarafından ve kuyruk tarafından birer karış kesiyorsunuz, önce derisini yüzün, sonra içini temizleyin ve son olarak istediğiniz ayarda pişirip afiyetle yiyiniz.
yaş bir dala geçirip şiş kebap yaparsanız acayip güzel olabilir.*
yaş bir dala geçirip şiş kebap yaparsanız acayip güzel olabilir.*
devamını gör...
hayvan sahiplenmek
sahiplenme, bir şeye sahip çıkmak.
"sevdasını, bidayette kıyısından köşesinden paylaşırken, zamanla tamamen sahiplenmiş." - attila ilhan
acım çok tazeyken, dilimde bu kelime mühür olmuşken size bir hikaye anlatmak istiyorum.
serseri bir sokak köpeğinin sevgi dolu ancak başına buyruk hayatının hikayesi.
2016 yılının kasım ayında izmir sahil şeridinde yolculuk yaparken edremit çıkışında ramiz köftede bir mola verelim, dedik. içeriye girdik. kaskları, ekipmanı çıkartırken bir bey yaklaştı, eski motorcuymuş sohbete başladı. o esnada bir kutunun içinde mini minnacık iki yavru köpek gördüm. biraz sevdim. sohbet de ilerleyince yanımızdaki beyin işletme sahibi olduğunu, arka tarafta da terk edilmiş sokak hayvanlarına destek olduğunu öğrendim. bu, iki yaramaz da daha yeni gelmişler, annelerini kaybettikleri için sahiplendirmeye çalıştıklarını söyledi. biri de hastaymış bir süre evde kalması, iyi bir bakım görmesi gerekiyormuş. dedi bak bağınız oldu sana vereyim, sen de onun hayatını kurtarmış olursun. tamam da, dedim, motorda gidemez nasıl olacak?
ben size yollarım tedarikçilerim var oraya sık gidip gelen, dedi. numaraları aldık, iki gün sonra 'paşa' evimizdeydi.
bu arada o sıralarda anacaddede apartmanda yaşıyorum ve evde hayvanları kapalı tutmanın pek de vicdan işi olduğunu düşünmüyorum. bu köpeği sahiplenirken asıl niyetim ailemin bahçesinde bakmaktı. babamın dileğiydi. en azından yardıma ihtiyacı olan bir hayvanı iyileştirmek ve yetiştirmek.
ama ufaklık için dışarıda yaşayabilecek gücü toplaması, aşılarının yapılması, bacağındaki eğriliğin düzelmesi için iki ay kadar evde kalmalı dedi veteriner.
yavru köpüş gerçekten bebek gibi oluyormuş. geceleri ağlıyordu kucağımda uyutuyordum. kucağımdan uzaklaşınca hüzünlü bir hale bürünüyordu. sabahları gözümü açana dek sessizce bekliyor ama o andan sonra çılgın gibi havlıyor, oyun istiyordu. bir de patisinin içi yumuşacık kadifemsi bir dokuya sahip olduğu için kucağımdayken hep elim patisinde oluyordu, okşuyordum. el ele dizi izliyorduk. o, eşim yanıma yaklaşınca hafiften hırlıyor, burnunun ucu ile itiyordu. ailemin yanına göndereceğim zaman yaklaşıyor ama ben kopmak istemiyordum. bu esnada taşındık güzel bir siteye geçtik; bahçeli, şehir gürültüsünden uzak bir yer. içten içe köpeğimi vermek zorunda kalmayacağımı düşünürken bir gün yönetici ile karşılaştım. elimde tasma, paşa'yı bahçeye bırakmışım özgürce sağa sola koşuyor. uzaktaki köpeği gösterip şu sizin mi dedi, evet dedim. sitede evcil hayvan yasak, geçen de birini mahkemeye verdiler vs.... konuştu, konuştu... eşim de evde olsun, pek istemediği için mecbur evladı bıraktım aileme , ağlaya ağlaya...
ailem 70 km uzakta bir ilçede yaşıyor. ayda bir, iki ayda bir geldiğimde bir kavuşmalarımız var sormayın. ben uzaktan seslenirim o bağrış çığrış kucağıma atlar. üstelik artık benden de büyük. eskisi gibi hemen elini uzatır patisinin altını seveyim diye. bahçeye girene dek üç ayağının üzerinde yürür asla bırakmaz, el ele yürümenin yolunu bulduk resmen. o hafif bana yaslanır, ben eğilirim iyice yavaşta olsa beraber alırız o yolu.
bana biri yaklaşınca, en ufak tehdit hissetsin çıldırır. uzak durmakta fayda olur. bizim serseri, sahipli sokak köpeği gibi özgür istediği gibi gezer tozar gelir.
pandemi sebebiyle aileme pek sık gelmiyorum. tatil vesilesi ile geldim. içeri girdim yarım saat sonra annem dedi ki, sana bir haberim var. paşa 15 gündür yok. sen üzülme diye söylemedim. belki de gelir diye ümit ettim ama yok.
tahmin ettiği gibi çok üzüldüm. gözlerim dolu dolu sokağa bakıyorum, belki çıkıp gelir diye. birileri zarar vermemiştir diye de dua ediyorum.
"sevdasını, bidayette kıyısından köşesinden paylaşırken, zamanla tamamen sahiplenmiş." - attila ilhan
acım çok tazeyken, dilimde bu kelime mühür olmuşken size bir hikaye anlatmak istiyorum.
serseri bir sokak köpeğinin sevgi dolu ancak başına buyruk hayatının hikayesi.
2016 yılının kasım ayında izmir sahil şeridinde yolculuk yaparken edremit çıkışında ramiz köftede bir mola verelim, dedik. içeriye girdik. kaskları, ekipmanı çıkartırken bir bey yaklaştı, eski motorcuymuş sohbete başladı. o esnada bir kutunun içinde mini minnacık iki yavru köpek gördüm. biraz sevdim. sohbet de ilerleyince yanımızdaki beyin işletme sahibi olduğunu, arka tarafta da terk edilmiş sokak hayvanlarına destek olduğunu öğrendim. bu, iki yaramaz da daha yeni gelmişler, annelerini kaybettikleri için sahiplendirmeye çalıştıklarını söyledi. biri de hastaymış bir süre evde kalması, iyi bir bakım görmesi gerekiyormuş. dedi bak bağınız oldu sana vereyim, sen de onun hayatını kurtarmış olursun. tamam da, dedim, motorda gidemez nasıl olacak?
ben size yollarım tedarikçilerim var oraya sık gidip gelen, dedi. numaraları aldık, iki gün sonra 'paşa' evimizdeydi.
bu arada o sıralarda anacaddede apartmanda yaşıyorum ve evde hayvanları kapalı tutmanın pek de vicdan işi olduğunu düşünmüyorum. bu köpeği sahiplenirken asıl niyetim ailemin bahçesinde bakmaktı. babamın dileğiydi. en azından yardıma ihtiyacı olan bir hayvanı iyileştirmek ve yetiştirmek.
ama ufaklık için dışarıda yaşayabilecek gücü toplaması, aşılarının yapılması, bacağındaki eğriliğin düzelmesi için iki ay kadar evde kalmalı dedi veteriner.
yavru köpüş gerçekten bebek gibi oluyormuş. geceleri ağlıyordu kucağımda uyutuyordum. kucağımdan uzaklaşınca hüzünlü bir hale bürünüyordu. sabahları gözümü açana dek sessizce bekliyor ama o andan sonra çılgın gibi havlıyor, oyun istiyordu. bir de patisinin içi yumuşacık kadifemsi bir dokuya sahip olduğu için kucağımdayken hep elim patisinde oluyordu, okşuyordum. el ele dizi izliyorduk. o, eşim yanıma yaklaşınca hafiften hırlıyor, burnunun ucu ile itiyordu. ailemin yanına göndereceğim zaman yaklaşıyor ama ben kopmak istemiyordum. bu esnada taşındık güzel bir siteye geçtik; bahçeli, şehir gürültüsünden uzak bir yer. içten içe köpeğimi vermek zorunda kalmayacağımı düşünürken bir gün yönetici ile karşılaştım. elimde tasma, paşa'yı bahçeye bırakmışım özgürce sağa sola koşuyor. uzaktaki köpeği gösterip şu sizin mi dedi, evet dedim. sitede evcil hayvan yasak, geçen de birini mahkemeye verdiler vs.... konuştu, konuştu... eşim de evde olsun, pek istemediği için mecbur evladı bıraktım aileme , ağlaya ağlaya...
ailem 70 km uzakta bir ilçede yaşıyor. ayda bir, iki ayda bir geldiğimde bir kavuşmalarımız var sormayın. ben uzaktan seslenirim o bağrış çığrış kucağıma atlar. üstelik artık benden de büyük. eskisi gibi hemen elini uzatır patisinin altını seveyim diye. bahçeye girene dek üç ayağının üzerinde yürür asla bırakmaz, el ele yürümenin yolunu bulduk resmen. o hafif bana yaslanır, ben eğilirim iyice yavaşta olsa beraber alırız o yolu.
bana biri yaklaşınca, en ufak tehdit hissetsin çıldırır. uzak durmakta fayda olur. bizim serseri, sahipli sokak köpeği gibi özgür istediği gibi gezer tozar gelir.
pandemi sebebiyle aileme pek sık gelmiyorum. tatil vesilesi ile geldim. içeri girdim yarım saat sonra annem dedi ki, sana bir haberim var. paşa 15 gündür yok. sen üzülme diye söylemedim. belki de gelir diye ümit ettim ama yok.
tahmin ettiği gibi çok üzüldüm. gözlerim dolu dolu sokağa bakıyorum, belki çıkıp gelir diye. birileri zarar vermemiştir diye de dua ediyorum.
devamını gör...
tanımların kutucuk içine alınması
abartmayınız alt tarafı 6 satır css ekleyerek yaptığımdır.
devamını gör...
mayın ülkesi
ikinci dünya savaşı sonunda danimarka'da geçen, çocuk yaşta alman esirlere kumsala döşenmiş mayınların temizletildiği film. savaşın acımasız yüzü, kara mayını gibi sinsi bir tuzağın gölgesinde aktarılmış. hikâye boyunca karakterlerle bağ kurmaktan çekiniyoruz zira her an yaşanması olası bir patlama alıp götürebilir onları. işin belki de en acıklı yanı, filmde anlatılanların gerçek olaylardan kurgulanmış olması. alman genelkurmayı -cennet parçası- sahillere mayın döşetiyor, ceremesini ise emir kulu garibanlar çekiyor.
james bacque'nin ikinci dünya savaşı sonunda müttefiklere tutsak düşen alman askerlerinin akıbetini anlattığı diğer kayıplar* kitabı vardır. bacque söz konusu kitapta alman ordusu için kısa ve net bir tanım yapar: "1940-41'lerin küstah ve kalpsiz wehrmacht'ı rus steplerinde yok olmuştu. geriye kalanlar ya çocuk yaştakiler ya da ihtiyarlardı." işte bu film, tanıma uygun düşecek şekilde 1930'ların ortasından 1945'e kadar dünyayı sarsan wehrmacht'ın hesap verdiği günlere odaklanıyor.
bazı ruh hastaları filmi izleyip "oh olsun nazilere, içimin yağları eridi" tarzında ifrazat saçıyor. gerekçe olarak da "ee nazilere %90 oy vermeselermiş (onu da yanlış biliyorlar da neyse) başlarına geleni hak ettiler," diyorlar. oysa savaşta ön saflarda görev alan 1920-30 doğumlu almanlar nsdap'ye istese de oy veremezdi, yaşları yetmiyordu. dönemin almanyasında yapılan son (demokratik/gerçek/özgür) seçim 1933'te gerçekleşti. o seçimde de nsdap maksimum %44 aldı. daha sonra iktidarı nasıl ele geçirdiklerini, nasıl diktatörlük kurduklarını tarih kitapları anlatıyor. nitekim milyonlarca kişilik orduda herkes fanatik nazi değildi. canları pahasına hitler'e defalarca suikast düzenleyen yüksek ve alt rütbeli subaylar vardı. ayrıca er-erbaş düzeyinde hans scholl, wolfgang borchert ve nice isimsiz muhalif mevcuttu. "hayat siyah ve beyazdan ibaret değil" diyerek bitireyim yazımı.
izleyince bana teşekkür edersiniz. iyi seyirler şimdiden.
james bacque'nin ikinci dünya savaşı sonunda müttefiklere tutsak düşen alman askerlerinin akıbetini anlattığı diğer kayıplar* kitabı vardır. bacque söz konusu kitapta alman ordusu için kısa ve net bir tanım yapar: "1940-41'lerin küstah ve kalpsiz wehrmacht'ı rus steplerinde yok olmuştu. geriye kalanlar ya çocuk yaştakiler ya da ihtiyarlardı." işte bu film, tanıma uygun düşecek şekilde 1930'ların ortasından 1945'e kadar dünyayı sarsan wehrmacht'ın hesap verdiği günlere odaklanıyor.
bazı ruh hastaları filmi izleyip "oh olsun nazilere, içimin yağları eridi" tarzında ifrazat saçıyor. gerekçe olarak da "ee nazilere %90 oy vermeselermiş (onu da yanlış biliyorlar da neyse) başlarına geleni hak ettiler," diyorlar. oysa savaşta ön saflarda görev alan 1920-30 doğumlu almanlar nsdap'ye istese de oy veremezdi, yaşları yetmiyordu. dönemin almanyasında yapılan son (demokratik/gerçek/özgür) seçim 1933'te gerçekleşti. o seçimde de nsdap maksimum %44 aldı. daha sonra iktidarı nasıl ele geçirdiklerini, nasıl diktatörlük kurduklarını tarih kitapları anlatıyor. nitekim milyonlarca kişilik orduda herkes fanatik nazi değildi. canları pahasına hitler'e defalarca suikast düzenleyen yüksek ve alt rütbeli subaylar vardı. ayrıca er-erbaş düzeyinde hans scholl, wolfgang borchert ve nice isimsiz muhalif mevcuttu. "hayat siyah ve beyazdan ibaret değil" diyerek bitireyim yazımı.
izleyince bana teşekkür edersiniz. iyi seyirler şimdiden.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının ses tonları
gerçek vokali tamamen silememiştik ama seslerimiz çok benzediğinden fazla sırıtmamış. hafif yankı gibi olmuş bazı yerlerde.
sonlara doğru biraz klavye sesi var, kusura bakmayın.
vocaroo.com/1eHOeVrvjvG8
sonlara doğru biraz klavye sesi var, kusura bakmayın.
vocaroo.com/1eHOeVrvjvG8
devamını gör...


