istemem söz sevmeni
bir yalansa kefaretim, ödeyeli çok oldu kısmını pek sevdiğim; ferman akgül ve ethnic band'ın beraberce yeniden söylediği, aşağıda bi yerlerde eklediğim videodan akustik halini dinleyebileceğiniz; çogzel bi şarkıdır.
devamını gör...
namuslu bir şekilde battık
''bizim köyde adalet ablamız var'' diyen trabzon'da yıllarca kafe işleten ibrahim odabaş, '' namuslu bir şekilde batık '' afişi asarak işletmesini satışa çıkarma hadisesi.
dükkânı önünde eylem de yapan esnafın şunları söyledi:
namuslu bir şekilde battık derken devletimizin koyduğu kurallara uyduk, hiçbir şekilde açmadık, bir şey yapmadık. ama yapmadığımız halde onlar söylenenin tam tersini yaptı. kongreler yaptı, kayak merkezini açtı. hiç alakası olmayan insanlar güzel yaşarken benim çalışan işçilerime bile maaş hacizleri geliyor şu anda.
pandemi sürecinde işyerimiz kapandı, bir lira destek alamadık. haberlerde söylenildiği gibi ‘halka para dağıttık’ ama ben o paradan hiçbir şey alamadım. berat albayrak’ın televizyonda yaptığı reklamlar gibi ‘her esnafımızın arkasında türkiye cumhuriyeti ve onun hazinesi vardır’ dediği yerde o hazineden bana bir çeyrek altın bile düşmedi. kredilerimiz vardı, eşimizin dostumuzun üstüne aldığımız. ödeyemedik. ödeyemediğimiz gibi de faizli para alarak ki devletimizden daha iyi o faizcilik yapanlar, sorumluluk sahibi olduğum arkadaşların üzerine aldığımız kredileri ödedik.
televizyonda konuşulurken her şey çok farklı, toz pembe. biz kepenk kapatmadık. güllük gülistanlık. evimize ekmek alıyoruz. ama onlar bilmez, cuma günleri karantinaya girerken biz iki günlük süreçte evimize nasıl ekmek alacağız? 100-200 tl cebimize nakit para bizde yokken, kredi kartları patlamışken, icralar üst üste gelirken. onların hiçbirinin haberi yok. seçim zamanları kapı kapı dolaşan insanlar neredeydiniz. labeleb salonları doldururken, koskoca 450 metrekare işyerindeki oturan iki kişi. daha geçen cumartesi kapalı işyerinde otururken, polis ışıkları açıp kapalı işyerine girip bana ceza yazdı. bana o cezayı yazan polis neden bunu ak parti kongrelerinde kimseye yazmadı. adaletse nerede adalet, adalet kalkınma partisi. adalet türkiye’de sadece kadın ismidir, bizim köyde de var bir adalet ablamız.
dükkânı önünde eylem de yapan esnafın şunları söyledi:
namuslu bir şekilde battık derken devletimizin koyduğu kurallara uyduk, hiçbir şekilde açmadık, bir şey yapmadık. ama yapmadığımız halde onlar söylenenin tam tersini yaptı. kongreler yaptı, kayak merkezini açtı. hiç alakası olmayan insanlar güzel yaşarken benim çalışan işçilerime bile maaş hacizleri geliyor şu anda.
pandemi sürecinde işyerimiz kapandı, bir lira destek alamadık. haberlerde söylenildiği gibi ‘halka para dağıttık’ ama ben o paradan hiçbir şey alamadım. berat albayrak’ın televizyonda yaptığı reklamlar gibi ‘her esnafımızın arkasında türkiye cumhuriyeti ve onun hazinesi vardır’ dediği yerde o hazineden bana bir çeyrek altın bile düşmedi. kredilerimiz vardı, eşimizin dostumuzun üstüne aldığımız. ödeyemedik. ödeyemediğimiz gibi de faizli para alarak ki devletimizden daha iyi o faizcilik yapanlar, sorumluluk sahibi olduğum arkadaşların üzerine aldığımız kredileri ödedik.
televizyonda konuşulurken her şey çok farklı, toz pembe. biz kepenk kapatmadık. güllük gülistanlık. evimize ekmek alıyoruz. ama onlar bilmez, cuma günleri karantinaya girerken biz iki günlük süreçte evimize nasıl ekmek alacağız? 100-200 tl cebimize nakit para bizde yokken, kredi kartları patlamışken, icralar üst üste gelirken. onların hiçbirinin haberi yok. seçim zamanları kapı kapı dolaşan insanlar neredeydiniz. labeleb salonları doldururken, koskoca 450 metrekare işyerindeki oturan iki kişi. daha geçen cumartesi kapalı işyerinde otururken, polis ışıkları açıp kapalı işyerine girip bana ceza yazdı. bana o cezayı yazan polis neden bunu ak parti kongrelerinde kimseye yazmadı. adaletse nerede adalet, adalet kalkınma partisi. adalet türkiye’de sadece kadın ismidir, bizim köyde de var bir adalet ablamız.
devamını gör...
kişide kaçma isteği uyandıran sözcükler
özellikle popüler kültür zehirlenmesi yaşayanların fazlasıyla kullandığı sözcüklerdir.
edit: bazen, kaçmak yerine ağza kürekle vurma isteği de uyandırabilen sözcüklerdir. swh
edit: bazen, kaçmak yerine ağza kürekle vurma isteği de uyandırabilen sözcüklerdir. swh
devamını gör...
baldur
iskandinav mitolojisinin ediz hun'udur. yakışıklılığı dillere destanmış. aesir tanrıları arasında itibarı yüksektir. yürüyen karizma tabirinin tam karşılığıdır. herkes onu sever/sayar. bu sebepten ötürü, fesatlığın ve hilekarlığın doktorasını yapmış olan kardeşi loki, onu çok kıskanır.
baldur, yakışıklı olmasının yanı sıra havalı bir gemiye de sahiptir. geminisinin adı hringham'dır. breidablik salonunda yaşar.
ışığın, neşenin, güzelliğin ve saflığın tanrısı olarak bilinir. kimileri onu barış tanrısı olarak da adlandırır.
yalnız, saflığın tanrısı mevzusunu yanlış anlamış olacak ki, cidden saflığın dibine vurmuştur.
yakışıklı abimiz baldur bir gece kabus görür. ölüler dünyası nilfheim'a gitmiş ve orada tanrıça hel ile karşılaşmıştır. kan ter içerisinde uyanır. yüreği ağzına gelmiştir. üzerini bile doğru düzgün giymeden diğer tanrıların yanında alır soluğu. rüyasını anlatır. tabi iskandinavlarda sistem bizdeki gibi işlemiyor. biz rüyamız da öldüğümüzü görünce ömrümüz uzuyor, lakin onlarda öyle değil. diğer tanrılar, bu rüyayı baldur'un yakın zamanda öleceği şeklinde yorumlayarak, saf ve güzel abimiz baldur'un yüreğindeki korkuyu iyice harlamış ve onu derin bir endişeye gark etmişlerdir.
baldur'un annesi frigg olanları ve rüya tabirlerini duyunca, aman oğluma bir zarar gelmesin deyi yollara düşer. oğluna zarar verebilecek gücü olan tüm canlılarla konuşur. hayvanları, bitkileri, elementleri, hastalıkları ikna eder. ve hepsine yemin ettirir. rahatlamıştır artık. olanları diğer tanrılara da aktarır. bunun üzerine bir eğlence düzenlenir.
tanrılar baldur'u bu eğlencede dart tahtası yerine koyarak, ellerine ne geçerse ona fırlatırlar. nasıl olsa hiç bir şey ona zarar veremeyecektir. tanrılar vur patlasın çal oynasın kendi aralarında bu şekilde eğlenirken, loki, frigg'in yanına gider. fesatlık aklına düşmüştür bir kere...
frigg'in ağzını arar; ''dünyadaki her şeye yemin ettirdin mi?'' diye sorar. frigg her şeye yemin ettirdiğini sadece zararsız gördüğü için ökse otuna yemin ettirmediğini söyler ve ta tam. loki'nin beyninde fesatlık şimşekleri çakmaya başlamıştır bile. böylece baldur'un kime çektiğini de öğrenmiş oluyoruz. anası da oğlu gibi saftır. hayır sen bunu loki denen cibilliyetsize niye anlatırsın ki?
istediği bilgiye ulaşmış olan loki ökse otunu bulmaya gider. sonrasında ökse otundan bir ok yapar. bu sırada eğlence son sürat devam etmektedir. loki salonu şöyle bir süzer. kör kardeşi hodr'ın bir köşe de yalnız başına takıldığını görür. usulca onun yanına varır ve neden eğlenceye katılmadığını sorar. garibim hodr kardeşine çıkışır; ''hem körüm hem de baldur'a atacak bir şeyim yok. ne yapsaydım?'' der.
loki, kardeşini teskin eder. elinde zararsız bir nesne olduğunu, dilerse onu baldur'a atabileceğini söyler. hodr mutlulukla oku alır ve baldur'a doğru fırlatır. kör kardeş hedefi 12'den vurmuştur. ok, baldur'un kalbine saplanmış ve baldur yere yığılmıştır. o esnada loki çoktan arazi olmuştur. bu kaçış sonrasında, tanrılar baldur'un ölümünden loki'nin sorumlu olduğunu anlamışlardır.
yaşananlardan sonra tanrı hermod, kardeşi baldur'un yeniden asgard'a dönebilmesi için tanrıça hel ile görüşmek üzere nilfheim'a gider. hel'e baldur'un ne kadar çok sevildiğini anlatır. hel'i ikna eder. ancak tanrıçanın bir şartı vardır; yeryüzündeki tüm canlılar baldur için ağlarsa onu serbest bırakabileceğini söyler.
tüm tanrılar yeryüzüne dağılır. bütün canlıların baldur için göz yaşı dökmesi sağlanır. son kertede, mağaranın birinde bir dev anası ile karşılaşırlar. dev anası'nı ikna etmek mümkün değildir. ne yaparlarsa yapsınlar onu kararından vazgeçiremezler.
bu dev anası, aslında şekil değiştirmiş olan lokiden başkası değildir. tanrıça hel'in şartı yerine getirilemediği için baldur geri dönemez ve loki yine kazanan taraf olur.
ragnarok'tan sonra baldur'un yeniden doğacağına inanılır. o zamanda bir saflık ederse artık bilemiyorum...
baldur, yakışıklı olmasının yanı sıra havalı bir gemiye de sahiptir. geminisinin adı hringham'dır. breidablik salonunda yaşar.
ışığın, neşenin, güzelliğin ve saflığın tanrısı olarak bilinir. kimileri onu barış tanrısı olarak da adlandırır.
yalnız, saflığın tanrısı mevzusunu yanlış anlamış olacak ki, cidden saflığın dibine vurmuştur.
yakışıklı abimiz baldur bir gece kabus görür. ölüler dünyası nilfheim'a gitmiş ve orada tanrıça hel ile karşılaşmıştır. kan ter içerisinde uyanır. yüreği ağzına gelmiştir. üzerini bile doğru düzgün giymeden diğer tanrıların yanında alır soluğu. rüyasını anlatır. tabi iskandinavlarda sistem bizdeki gibi işlemiyor. biz rüyamız da öldüğümüzü görünce ömrümüz uzuyor, lakin onlarda öyle değil. diğer tanrılar, bu rüyayı baldur'un yakın zamanda öleceği şeklinde yorumlayarak, saf ve güzel abimiz baldur'un yüreğindeki korkuyu iyice harlamış ve onu derin bir endişeye gark etmişlerdir.
baldur'un annesi frigg olanları ve rüya tabirlerini duyunca, aman oğluma bir zarar gelmesin deyi yollara düşer. oğluna zarar verebilecek gücü olan tüm canlılarla konuşur. hayvanları, bitkileri, elementleri, hastalıkları ikna eder. ve hepsine yemin ettirir. rahatlamıştır artık. olanları diğer tanrılara da aktarır. bunun üzerine bir eğlence düzenlenir.
tanrılar baldur'u bu eğlencede dart tahtası yerine koyarak, ellerine ne geçerse ona fırlatırlar. nasıl olsa hiç bir şey ona zarar veremeyecektir. tanrılar vur patlasın çal oynasın kendi aralarında bu şekilde eğlenirken, loki, frigg'in yanına gider. fesatlık aklına düşmüştür bir kere...
frigg'in ağzını arar; ''dünyadaki her şeye yemin ettirdin mi?'' diye sorar. frigg her şeye yemin ettirdiğini sadece zararsız gördüğü için ökse otuna yemin ettirmediğini söyler ve ta tam. loki'nin beyninde fesatlık şimşekleri çakmaya başlamıştır bile. böylece baldur'un kime çektiğini de öğrenmiş oluyoruz. anası da oğlu gibi saftır. hayır sen bunu loki denen cibilliyetsize niye anlatırsın ki?
istediği bilgiye ulaşmış olan loki ökse otunu bulmaya gider. sonrasında ökse otundan bir ok yapar. bu sırada eğlence son sürat devam etmektedir. loki salonu şöyle bir süzer. kör kardeşi hodr'ın bir köşe de yalnız başına takıldığını görür. usulca onun yanına varır ve neden eğlenceye katılmadığını sorar. garibim hodr kardeşine çıkışır; ''hem körüm hem de baldur'a atacak bir şeyim yok. ne yapsaydım?'' der.
loki, kardeşini teskin eder. elinde zararsız bir nesne olduğunu, dilerse onu baldur'a atabileceğini söyler. hodr mutlulukla oku alır ve baldur'a doğru fırlatır. kör kardeş hedefi 12'den vurmuştur. ok, baldur'un kalbine saplanmış ve baldur yere yığılmıştır. o esnada loki çoktan arazi olmuştur. bu kaçış sonrasında, tanrılar baldur'un ölümünden loki'nin sorumlu olduğunu anlamışlardır.
yaşananlardan sonra tanrı hermod, kardeşi baldur'un yeniden asgard'a dönebilmesi için tanrıça hel ile görüşmek üzere nilfheim'a gider. hel'e baldur'un ne kadar çok sevildiğini anlatır. hel'i ikna eder. ancak tanrıçanın bir şartı vardır; yeryüzündeki tüm canlılar baldur için ağlarsa onu serbest bırakabileceğini söyler.
tüm tanrılar yeryüzüne dağılır. bütün canlıların baldur için göz yaşı dökmesi sağlanır. son kertede, mağaranın birinde bir dev anası ile karşılaşırlar. dev anası'nı ikna etmek mümkün değildir. ne yaparlarsa yapsınlar onu kararından vazgeçiremezler.
bu dev anası, aslında şekil değiştirmiş olan lokiden başkası değildir. tanrıça hel'in şartı yerine getirilemediği için baldur geri dönemez ve loki yine kazanan taraf olur.
ragnarok'tan sonra baldur'un yeniden doğacağına inanılır. o zamanda bir saflık ederse artık bilemiyorum...
devamını gör...
merhaba ben larktwain_123_ sorularınızı yanıtlamıyorum
hah tadı kaçtı.
yazar arkadaştan bağımsız söylüyorum. şimdi gidip aynısından ben de yapacağım. o da yapacak derken tadı kaçacak.
yazar arkadaştan bağımsız söylüyorum. şimdi gidip aynısından ben de yapacağım. o da yapacak derken tadı kaçacak.
devamını gör...
para araç mıdır amaç mıdır sorunsalı
parası olana araç, olmayana amaçtır.
devamını gör...
21 haziran 2021 galata kulesinden atlayıp intihar eden genç
aklıma ümit yaşar oğuzcan'ın oğlu geldi. o da galata 'dan atlamıştı. ve 17 yaşındaydı!
vedat.
neden etti, çözümü yok muydu, ikna edilemez miydi, tartışılır. keşke başka bir çözümü olsaydı.
genç iken eğilen bir başak daha. ne denir ki?
vedat.
neden etti, çözümü yok muydu, ikna edilemez miydi, tartışılır. keşke başka bir çözümü olsaydı.
genç iken eğilen bir başak daha. ne denir ki?
devamını gör...
rimbaud
konuşurken gerildiğim tek yazar kendisi.*
ama bu onun çok iyi ve takip edilesi bir yazar olduğu gerçeğini değiştirmiyor.
tanımlarınız bol, karmanız yüksek olsun efendim.
ama bu onun çok iyi ve takip edilesi bir yazar olduğu gerçeğini değiştirmiyor.
tanımlarınız bol, karmanız yüksek olsun efendim.
devamını gör...
yazarların karantinada kendi için yaptığı en faydalı şey
ilk defa ocakta tencerede kek yaptım..
fırınimin olmamasından sebep..
yoklukda da insanın istediğine ulaşabileceğini deneyimledim..
fırınimin olmamasından sebep..
yoklukda da insanın istediğine ulaşabileceğini deneyimledim..
devamını gör...
yalan olduğu bilinen sözler
2023’te uçacağız.
devamını gör...
pandemide kendimize kattığımız şeyler
insanların gerçek yüzlerini görmek.
dostunun yeri gelip düşmanın olabileceğini, düşmanının da dost olabileceğini bu denli ders verici nitelikte öğretmesi takdir edilesidir. utanmasam coronavirüse sarılacağım ama malum eski dosta selam verir gibi uzaktan el sallamakla yetineceğim.
dostunun yeri gelip düşmanın olabileceğini, düşmanının da dost olabileceğini bu denli ders verici nitelikte öğretmesi takdir edilesidir. utanmasam coronavirüse sarılacağım ama malum eski dosta selam verir gibi uzaktan el sallamakla yetineceğim.
devamını gör...
durup durup aynı konuyu düşünmek
ömür törpüsü olay. sinirimi bozacak raddeye gelmişse ve kafamdan atamıyorsam ''şu andan itibaren bu konu kapandı'' diye beynimi tehdit ediyorum. hiç bir işe yaramıyor.
devamını gör...
spontane radyo yayını
yaklaşık 2 saat sonra buradayız. nasıl tak diye buradayız? saniyede. bilgi, deneyim, disiplin. pazartesi, sendrom, kaçış. büyü, güç, fantezi. kelepçesiz, kırbaçsız bir yayın dileğiyle, hepinizi bekliyoruz.
not: yüzüğü neden kartallarla götürmediler sorusuna biz değil, murat abimiz cevap versin.
not: yüzüğü neden kartallarla götürmediler sorusuna biz değil, murat abimiz cevap versin.
devamını gör...
artı oy aldıkça gaza gelen yazar
benimdir. o kadar mutlu oluyorum ki bildirimi görünce. böyle gün içinde "saçın güzel olmuş" ya da "kıyafetin çok yakışmış" gibi bir şey değil sonuçta. biri benim düşüncemi okumuş, düşünmüş, hoşuna gitmiş ve beğenmiş. çok güzel bence.
devamını gör...
fikir hırsızlığı
fikir ve sanat eserleri kanunu'na* konu olabilecek eylem.
ayrıca konu ile ilgili* bir meslek birliği* üyeliği de elinizi güçlendirecektir.
ayrıca konu ile ilgili* bir meslek birliği* üyeliği de elinizi güçlendirecektir.
devamını gör...
günün ünlüsü yazarımız'da ortaya çıkan büyük skandal
hayır armysuzy benim!
devamını gör...
trigonometri
üniversiteye hazırlık sürecinde bölüm sonu canavarı gibi son anda ortaya çıkan, çoğu öğrencinin korkulu rüyası matematik konusu.
>>>sinüsler, kosinüsler, tanjantlar, kotanjantlar... bütün bunlarla kim neden uğraşır ki?
bütün bu soruların genç raikkonen'in aklını kurcaladığı bir günün sonunda, raikkonen'in bazı şeylere bakışı geri dönülmez biçimde değişecekti. bütün değişimler bir fikirden filizlenir, fikir de okuma ve düşünmenin meyvesidir. raikkonen de elbette -o günün sonunda- okuduğu için değişecekti.
yunanca "trigonon" (üçgen) ve "metron" (ölçmek) kelimelerinden türetilmiş olan trigonometri, üçgenlerin açıları ve kenarları arasındaki bağıntıyı inceler. matematiğin bir konusu kabul edilse de çıkışı astronomi ile mümkün olmuştur. bu nispeten yeni gibi görünen hesaplamaların basit hallerini babilliler ve eski mısırlılar hali hazırda biliyor idiler (ki bu da m.ö. 18. yy civarına tekabül ediyor).
sümerliler çemberi 360 eşit parçaya bölerken yunanlılar çemberde kirişler üzerine çalıştılar. araplar tanjant, kotanjant, sekant ve kosekant kavramlarını tanımlarken abbasiler döneminde ise trigonometri sahaya indi ve akdeniz'in çevresinin uzunluğu bu matematiksel yolla hesaplandı. ardından regiomontanus ve euler ile birlikte seyreden bir tarihsel akış trigomometriyi bugüne kadar getirdi.
>>>raikkonen okuyor ve anlam veremiyordu, çemberde açı, yay, kiriş derken nasıl oldu da tanjanta kotanjanta geçildi birden? burayı birazcık daha kurcalamalıydı.
trigonometrinin altı esas oranı (sinüs, kosinüs, tanjant, kotanjant, sekant, kosekant) arasındaki ilişkileri ilk ortaya koyan kişi iranlı ebu'l vefâ ve ortaya koyduğu birkaç bağıntı:
sin(a+b)=sin(a).cos(b)+cos(a).sin(b)
cos(2a)=1-2sin^2a
sin(2a)=2.sin(a).cos(a)
>>>bu bağıntıları tanıyordu genç raikkonen, az önce çözdüğü soruda kullanmıştı.
ebu'l vefâ, el mervezî'nin ilk kez önermiş olduğu tanjant ve sekant fonksiyonlarını tanımlamıştı. cebirde de bir devrime yol açmış ve ilk defa dördüncü dereceden denklemleri çözümlemişti.
>>>ebu'l vefâ trigonometrinin atası kabul ediliyordu. peki ya el mervezî kimdi? meraklı raikkonen büyük bir iştahla tekrar araştırmaya koyuldu.
habeş el hasib el mervezî. merv'li büyük türk matematikçi. el-harizmî'nin trigonometrisini ileri taşımış, ilk defa tanjant ve sekanttan bahsetmiştir.
>>>bir dakika, türk mü? nasıl yani, trigonometrinin yere basan ayaklarından birisi bir türk'e mi aitti? asla yapamadığı tanjantlı sorular geldi aklına raikkonen'in, ne hissedeceğini bilmiyordu. neden sonra kendine geldi ve sorular sormaya devam etti. peki el harizmî kimdi?
bu iş gittikçe karmaşıklaşıyordu genç raikkonen için. ama kararlıydı, bu trigonometriyi başına saranları tamamen deşifre edecekti.
ilk defa sinüs ve kosinüs cetvellerini oluşturan, bunların foksiyonları üzerinde çalışan kişi, doğunun büyük insanı el-harizmî. aynı zamanda cebrin ve algoritminin babası. kitabında kullandığı "al-jabr" kelimesi (anlamı restorasyon imiş. ikinci dereceden bir denklemde sadeleştirme amacıyla her iki tarafa sayı eklenmesi anlamına geliyormuş) "cebir" kelimesinin kökenini oluşturken isminin latin dilindeki karşılığı olan al-gorismi, algoritma kelimesine temel oluşturuyormuş.
>>>el-harizmî'yi duymuştu daha önce genç raikkonen, fakat ne cebrinden ne trigonometrisinden ne de algoritmisinden haberdardı. bir de birunî vardı, kimdi yahu o, harizmî ile karıştırıyordu hep raikkonen.
trigonometrik fonksiyonlarda yarıçapın bir birim olarak kabul edilmesini sağlayan kişi: birunî
>>>raikkonen iyiden iyiye sinirlenmişti, elini nereye atsa trigonometri çıkıyordu.
el-battanî. yunanlıların kirişlerinin yerine sinüs'ü kullanan, ilk defa kotanjantı tanımlayan matematikçi. el-mervezî'nin çalışmalarını incelemiş, sekant ve kosekantın işteş fonksiyonlarını keşfetmiş, kosekant hakkındaki ilk trigonometrik tabloyu hazırlamıştır. trigonometrik olarak keşfettiği bazı bağıntılar:
tan(a)=sin(a):cos(a)
sec(a)=√1+tan^2(a)
sin(x)=a.cos(x) olmak üzere sin(x)=a:(√1+a^2)
>>>her ne kadar burada karmakarışık gibi dursa da bu bağıntıları da sıklıkla kullanıyordu genç raikkonen çözdüğü sorularda. okumaya devam etti:
...modern trigonometrinin babalarından sayılan harran doğumlu el battanî....
>>>harran? evet evet harran, urfa harran hem de, battan kasabasından...
genç dostumuz şaşkınlık içerisinde sayfaları karıştırmaya devam ediyordu.
regiomontanus, napier, newton, euler....
>>>bütün yazılar birbiri içine giriyor, sayfa sesleri boğuklaşıyordu. genç raikkonen çıktığı "trigonometrici" avından elinde nihayet bir adresle dönmüştü: urfa, harran, battan kasabası.
>>>sınavlar geçti, yıllar geçti. bir gün urfa'ya giderse aklına mutlaka trigonometri gelecekti -artık o kadar da genç olmayan- raikkonen'in.
>>>geçen zamanda daha büyük bir araştırma da yapmıştı raikkonen. ve ulaştığı sonuç trigonometrinin bütün bu okuduklarından da eski olduğu; latinlere araplardan, araplara ise hintlilerden geçtiği, öncesinin bilinmediği idi. "trigonometrici" avından aslında eli boş döndüğünü böylece yıllar sonra anladı kimsesizlerinkimiraikkonen.
>>>sinüsler, kosinüsler, tanjantlar, kotanjantlar... bütün bunlarla kim neden uğraşır ki?
bütün bu soruların genç raikkonen'in aklını kurcaladığı bir günün sonunda, raikkonen'in bazı şeylere bakışı geri dönülmez biçimde değişecekti. bütün değişimler bir fikirden filizlenir, fikir de okuma ve düşünmenin meyvesidir. raikkonen de elbette -o günün sonunda- okuduğu için değişecekti.
yunanca "trigonon" (üçgen) ve "metron" (ölçmek) kelimelerinden türetilmiş olan trigonometri, üçgenlerin açıları ve kenarları arasındaki bağıntıyı inceler. matematiğin bir konusu kabul edilse de çıkışı astronomi ile mümkün olmuştur. bu nispeten yeni gibi görünen hesaplamaların basit hallerini babilliler ve eski mısırlılar hali hazırda biliyor idiler (ki bu da m.ö. 18. yy civarına tekabül ediyor).
sümerliler çemberi 360 eşit parçaya bölerken yunanlılar çemberde kirişler üzerine çalıştılar. araplar tanjant, kotanjant, sekant ve kosekant kavramlarını tanımlarken abbasiler döneminde ise trigonometri sahaya indi ve akdeniz'in çevresinin uzunluğu bu matematiksel yolla hesaplandı. ardından regiomontanus ve euler ile birlikte seyreden bir tarihsel akış trigomometriyi bugüne kadar getirdi.
>>>raikkonen okuyor ve anlam veremiyordu, çemberde açı, yay, kiriş derken nasıl oldu da tanjanta kotanjanta geçildi birden? burayı birazcık daha kurcalamalıydı.
trigonometrinin altı esas oranı (sinüs, kosinüs, tanjant, kotanjant, sekant, kosekant) arasındaki ilişkileri ilk ortaya koyan kişi iranlı ebu'l vefâ ve ortaya koyduğu birkaç bağıntı:
sin(a+b)=sin(a).cos(b)+cos(a).sin(b)
cos(2a)=1-2sin^2a
sin(2a)=2.sin(a).cos(a)
>>>bu bağıntıları tanıyordu genç raikkonen, az önce çözdüğü soruda kullanmıştı.
ebu'l vefâ, el mervezî'nin ilk kez önermiş olduğu tanjant ve sekant fonksiyonlarını tanımlamıştı. cebirde de bir devrime yol açmış ve ilk defa dördüncü dereceden denklemleri çözümlemişti.
>>>ebu'l vefâ trigonometrinin atası kabul ediliyordu. peki ya el mervezî kimdi? meraklı raikkonen büyük bir iştahla tekrar araştırmaya koyuldu.
habeş el hasib el mervezî. merv'li büyük türk matematikçi. el-harizmî'nin trigonometrisini ileri taşımış, ilk defa tanjant ve sekanttan bahsetmiştir.
>>>bir dakika, türk mü? nasıl yani, trigonometrinin yere basan ayaklarından birisi bir türk'e mi aitti? asla yapamadığı tanjantlı sorular geldi aklına raikkonen'in, ne hissedeceğini bilmiyordu. neden sonra kendine geldi ve sorular sormaya devam etti. peki el harizmî kimdi?
bu iş gittikçe karmaşıklaşıyordu genç raikkonen için. ama kararlıydı, bu trigonometriyi başına saranları tamamen deşifre edecekti.
ilk defa sinüs ve kosinüs cetvellerini oluşturan, bunların foksiyonları üzerinde çalışan kişi, doğunun büyük insanı el-harizmî. aynı zamanda cebrin ve algoritminin babası. kitabında kullandığı "al-jabr" kelimesi (anlamı restorasyon imiş. ikinci dereceden bir denklemde sadeleştirme amacıyla her iki tarafa sayı eklenmesi anlamına geliyormuş) "cebir" kelimesinin kökenini oluşturken isminin latin dilindeki karşılığı olan al-gorismi, algoritma kelimesine temel oluşturuyormuş.
>>>el-harizmî'yi duymuştu daha önce genç raikkonen, fakat ne cebrinden ne trigonometrisinden ne de algoritmisinden haberdardı. bir de birunî vardı, kimdi yahu o, harizmî ile karıştırıyordu hep raikkonen.
trigonometrik fonksiyonlarda yarıçapın bir birim olarak kabul edilmesini sağlayan kişi: birunî
>>>raikkonen iyiden iyiye sinirlenmişti, elini nereye atsa trigonometri çıkıyordu.
el-battanî. yunanlıların kirişlerinin yerine sinüs'ü kullanan, ilk defa kotanjantı tanımlayan matematikçi. el-mervezî'nin çalışmalarını incelemiş, sekant ve kosekantın işteş fonksiyonlarını keşfetmiş, kosekant hakkındaki ilk trigonometrik tabloyu hazırlamıştır. trigonometrik olarak keşfettiği bazı bağıntılar:
tan(a)=sin(a):cos(a)
sec(a)=√1+tan^2(a)
sin(x)=a.cos(x) olmak üzere sin(x)=a:(√1+a^2)
>>>her ne kadar burada karmakarışık gibi dursa da bu bağıntıları da sıklıkla kullanıyordu genç raikkonen çözdüğü sorularda. okumaya devam etti:
...modern trigonometrinin babalarından sayılan harran doğumlu el battanî....
>>>harran? evet evet harran, urfa harran hem de, battan kasabasından...
genç dostumuz şaşkınlık içerisinde sayfaları karıştırmaya devam ediyordu.
regiomontanus, napier, newton, euler....
>>>bütün yazılar birbiri içine giriyor, sayfa sesleri boğuklaşıyordu. genç raikkonen çıktığı "trigonometrici" avından elinde nihayet bir adresle dönmüştü: urfa, harran, battan kasabası.
>>>sınavlar geçti, yıllar geçti. bir gün urfa'ya giderse aklına mutlaka trigonometri gelecekti -artık o kadar da genç olmayan- raikkonen'in.
>>>geçen zamanda daha büyük bir araştırma da yapmıştı raikkonen. ve ulaştığı sonuç trigonometrinin bütün bu okuduklarından da eski olduğu; latinlere araplardan, araplara ise hintlilerden geçtiği, öncesinin bilinmediği idi. "trigonometrici" avından aslında eli boş döndüğünü böylece yıllar sonra anladı kimsesizlerinkimiraikkonen.
devamını gör...
iris
tıpkı bir dna, parmak izi, topuk izi gibi ayırt edici olan iris kasının hamilelik süreci içinde anne karnında fetüsün oluşumu ve gelişimi esnasında çizik ve deformasyonlara uğrayarak almış olduğu her birey için kendine özgü olan eşsiz şekildir.
yakından incelenmesi halinde oldukça yüksek bir hayranlık bırakır.
ki tavsiye edilir.
(bkz: #124200)
yakından incelenmesi halinde oldukça yüksek bir hayranlık bırakır.
ki tavsiye edilir.
(bkz: #124200)
devamını gör...
sabah sabah dinlenen şarkı
yeni keşif arkadaşlar, taze çıktı. çok beğendim. mutlaka dinleyin. *
devamını gör...
