grace kelly
lübnan asıllı ingiliz şarkıcı michael holbrook 'a ait oldukça eğlenceli ve enerjik bir şarkıdır. mika'nın ilk albümü olup 3 milyon adet satmış,onun geniş kitleler tarafından tanınmasını ve sevilmesini sağlamıştır.
devamını gör...
kedi sevgisi
aile sevgisi gibidir. evladınıza dönüşen bir kediye sahip olmak sorumluluk gerektiren bir meseledir. o sorumluluk bilincini hissetmediğim için beslemiyorum. ayrıca başlığı görünce şahsiyet dizisindeki sahne aklıma geldi. münir bey.
devamını gör...
karton toplayan babaya sokağa çıkma yasağı cezası
ne çok seviyoruz kişileri suçlamayı, gücümüz onlara yetiyor. karton toplayan adam çocuk yapmasınmış. ben sana daha kolayını söyleyeyim yaşamasın. yaşamaya da hakkı yok onun "cahil" nasılsa. bu adam geçinmek için niye çöpte karton arıyor deme aman. hoş, sen buna da okusaydı dersin.
devamını gör...
akp film merkezi
konusuz film sektörüne girerlerse eğer çığır açarlar.
türk amatör sektöründe iş yaparlar, büyük açık var hocamlar ve hepimiz kendilerine aşinayız.....
ülkede neredeyse hepimizin içinden geçmiş bir parti değil midir, akp?
türk amatör sektöründe iş yaparlar, büyük açık var hocamlar ve hepimiz kendilerine aşinayız.....
ülkede neredeyse hepimizin içinden geçmiş bir parti değil midir, akp?
devamını gör...
kati mou krivis
κάτι μου κρύβεις
την καρδιά σου δε μ' ανοίγεις
κι όλο περνάει απ' το μυαλό μου το κακό
πες μου τι τρέχει
η καρδιά μου εμένα αντέχει
ό, τι κι αν πεις δε φταις εσύ, ούτε κι εγώ
πες μου αν άλλον αγαπάς πες μου αν σε χάνω
εγώ θα γράψω ένα τραγούδι παραπάνω
δε θα μίλάνε οι στίχοι για γυναίκες σκάρτες
για κείνες που κρατάνε τις καρδιές σαν κάρτες
κι αν βρήκες άλλον ν' αγαπήσεις κι αν σε χάσω
θα βγω στους δρόμους και δεν ξέρω πού θα φτάσω
σε μέρη άγνωστα μονάχος θα γυρνάω να τραγουδάω
στα όνειρά μου, δοκιμάζω την καρδιά μου
σε βλέπω σ' άλλη αγκαλιά να ξενυχτάς
κι όλο μου λείπεις
είσαι δίπλα μου και λείπεις
πες μου αν άλλον αγαπάς πες μου αν σε χάνω
εγώ θα γράψω ένα τραγούδι παραπάνω
δε θα μίλάνε οι στίχοι για γυναίκες σκάρτες
για κείνες που κρατάνε τις καρδιές σαν κάρτες
κι αν βρήκες άλλον ν' αγαπήσεις κι αν σε χάσω
θα βγω στους δρόμους και δεν ξέρω πού θα φτάσω
σε μέρη άγνωστα μονάχος θα γυρνάω να τραγουδάω
κάτι μου κρύβεις
την καρδιά σου δε μ' ανοίγεις
κι όλο περνάει απ' το μυαλό μου το κακό
sözlerine sahip muhteşem bir orfeas peridis şarkısı.
την καρδιά σου δε μ' ανοίγεις
κι όλο περνάει απ' το μυαλό μου το κακό
πες μου τι τρέχει
η καρδιά μου εμένα αντέχει
ό, τι κι αν πεις δε φταις εσύ, ούτε κι εγώ
πες μου αν άλλον αγαπάς πες μου αν σε χάνω
εγώ θα γράψω ένα τραγούδι παραπάνω
δε θα μίλάνε οι στίχοι για γυναίκες σκάρτες
για κείνες που κρατάνε τις καρδιές σαν κάρτες
κι αν βρήκες άλλον ν' αγαπήσεις κι αν σε χάσω
θα βγω στους δρόμους και δεν ξέρω πού θα φτάσω
σε μέρη άγνωστα μονάχος θα γυρνάω να τραγουδάω
στα όνειρά μου, δοκιμάζω την καρδιά μου
σε βλέπω σ' άλλη αγκαλιά να ξενυχτάς
κι όλο μου λείπεις
είσαι δίπλα μου και λείπεις
πες μου αν άλλον αγαπάς πες μου αν σε χάνω
εγώ θα γράψω ένα τραγούδι παραπάνω
δε θα μίλάνε οι στίχοι για γυναίκες σκάρτες
για κείνες που κρατάνε τις καρδιές σαν κάρτες
κι αν βρήκες άλλον ν' αγαπήσεις κι αν σε χάσω
θα βγω στους δρόμους και δεν ξέρω πού θα φτάσω
σε μέρη άγνωστα μονάχος θα γυρνάω να τραγουδάω
κάτι μου κρύβεις
την καρδιά σου δε μ' ανοίγεις
κι όλο περνάει απ' το μυαλό μου το κακό
sözlerine sahip muhteşem bir orfeas peridis şarkısı.
devamını gör...
normal sözlük'teki sohbet edilesi yazarlar
yalnız kalıp tavanı izlediğim şu dakikalarda, sohbet etmek ne de güzel olurdu.
devamını gör...
cumhurbaşkanı'ndan 57 kez randevu isteyip reddedilen belediye başkanı
öyle kuru kuruya randevu mu istenir sorusunu akıllara getiren belediye başkanıdır.efendim sizde oyunu kuralına göre oynayın.önce bi belediyeyi iyice soyun soğana çevirin.parayı cukkalayın.sonra zat-ı şahanelerinin yanına gitmeden evvel güzel hediyeler gönderin ki nazar-ı dikkatini celbetsin majestelerinin.sizde bir ışık görmeli önce bu adam olur,düzenbaz kalitesi mevcut derse ki sizi kabul edebilir.aksi halde meşgul etmeyiniz haşmetmeabı!!!!
devamını gör...
ankara'da deniz olmaması
olsun diğer şehirlerin de anıtkabir’i yok.
devamını gör...
twitter'da fahrettin koca'yı taciz eden abla
sabah sabah gözümden yaş getiren abladır. yemin ediyorum gülmekten kıpkırmızı kesildim.
devamını gör...
edie sedgwick
1943 doğumlu varlıklı bir ailenin kızı ve 60’lı yılların ikonu. andy warhol ile tanışıp factory'e kapağı attıktan kısa süre sonra vouge, life gibi sosyetik dergilerin kapağına konuk oldu. warhol ile çeşitli açılışlar, sosyetik davetlerde escort olarak boy gösterdi. çok zeki olmasına rağmen ikonalığının ön olana çıkarılması asıl karakterini basın önünde bastırması zorunluluğuna sebep oldu.
çocukluğunda hastalıklı babası tarafından defalarca tacize uğrayan edie, duygusal boşluklarını andy'nin ilgi ve güveni ile doldurmayı alışkanlık edindi. andy'nin ona olan özel ilgisi ''güven'' ayağının altındaki sebepti. bu süreçte amerikan tarzının oluşmasında ciddi payı olan, anoreksiya hastası edie uyuşturucu furyasından elbette ki uzak duramadı. geçmişinde yaşadığı tüm o karanlık, boğuk ve zulmedici anılar edie'nin edie olmasını sağlayan temel sebep olsa da kardeşinin de babası tarafından tecavüze uğradığı, kendisini öldürdüğü ve ardından kendisi de babası tarafından istismar edilince akıl hastanesine yatırıldığı günlerin etkisinden sıyrılamadı. tüm bunlara rağmen bütün güzelliği ile hayat enerjisine herkesi hayran bıraktıran edie, bu kez andy'nin aç gözlülüğü ve hastalık derecesine varan egoizmi altında ezilmeye başladı.
factory girl filmi ile okuduğum bazı kaynaklar arasında edie'nin bob dylan ile tanışma zamanı farklı tarihlere tekabül ediyor. ancak bildiğim üzere edie'nin kariyerindeki düşüş bob dylan'la tanışıp ona sırılsıklam aşık olmasıyla başlıyor. buradan itibaren; andy'nin vahşi egoları artık edie'yi etkisi altında tutamayacağı gerçeğini kabullenmekte zorlandıkça - edie'yi de kariyer anlamında bilinçli şekilde zora sokmaya başladı. bob dylan'ın edie'nin içinde bulunduğu kaosu ve andy'nin niyetini fark etmesi sonucu yaptığı baskılar ile uyuşturucundan kurtulması için gösterdiği bütün çaba edie üzerinde ters tepti ve hayatında ilk kez iki adam tarafından da fazlasıyla seviliyor olmanın verdiği ne yapacağını bilememezlikle bob dylan'ı kaybetti. bilindiği üzere bob dylan'ın edie için yazdığı sayısız şarkı mevcut. olayların devamında ağır ego hasarına uğrayan andy ile edie'nin arasındaki baba-kız, dost, arkadaş, sevgilimsi ilişki asla eski formuna kavuşamadı. kariyerindeki düşüşün andy'nin de itimiyle yerin dibine vurması, uyuşturucu bağımlısı olan edie'yi psikolojik bir çıkmaza soktu.
geçmişte yaşadığı cinsel istismarın izleri, parasal sıkıntılar, bob'u kaybetmiş olmak, o çok güvendiği andy'nin tepkisizliği ve isteksizliği, uyuşturucu ihtiyacını karşılayacak geliri bulamaması edie'nin çöküşünün resmidir. o noktadan sonra artık kariyeri tamamen son buldu ve 1971 yılına dek kliniğe gidip geldi. tedavi bir süre sonra olumlu yönde cevap vermeye başladı. hastanede tanıştığı bir adamla evlenen edie 3,5 yıl süren bu evliliği başarı ile yürüttü sanılıyor. ancak bir gece eşi ile katıldığı bir defilede konuklardan birinin onu bağımlılığı ile ilgili aşağılaması sonucu apar topar defileden ayrılıp evlerine geldiler. eşi edie'yi o gece sakinleştirmek için her şeyi yaptı. geceyi atlatacaklarına dair olumlu düşünceleri eşinin sabah uyandığında edie'yi yüksek dozdan ölü bulması ile sona erdi.
andy warhol'un katıldığı bir programda -edie'nin ölümü hakkında ne düşünüyorsunuz- sorusuna karşılık;
- eee bilemiyorum biz onunla hiçbir zaman yakın olmadık. ilgilenmiyorum o yüzden - cevabı al benzini dök başından aşağı yak bu herifi etkisi yaratmıştır bünyemde!
oysa ki bu döt oğlanının edie hakkında söylediği şu cümle ona neler ifade ettiğinin kanıtıdır :
''60'larda bir kişi, beni tanıdıklarım arasında gelmiş geçmiş herkesten daha fazla büyüledi. ve yaşadığım büyülenme muhtemelen bir tür aşka çok yakındı.''
factory girl bir devrim, bir yaradır.
çocukluğunda hastalıklı babası tarafından defalarca tacize uğrayan edie, duygusal boşluklarını andy'nin ilgi ve güveni ile doldurmayı alışkanlık edindi. andy'nin ona olan özel ilgisi ''güven'' ayağının altındaki sebepti. bu süreçte amerikan tarzının oluşmasında ciddi payı olan, anoreksiya hastası edie uyuşturucu furyasından elbette ki uzak duramadı. geçmişinde yaşadığı tüm o karanlık, boğuk ve zulmedici anılar edie'nin edie olmasını sağlayan temel sebep olsa da kardeşinin de babası tarafından tecavüze uğradığı, kendisini öldürdüğü ve ardından kendisi de babası tarafından istismar edilince akıl hastanesine yatırıldığı günlerin etkisinden sıyrılamadı. tüm bunlara rağmen bütün güzelliği ile hayat enerjisine herkesi hayran bıraktıran edie, bu kez andy'nin aç gözlülüğü ve hastalık derecesine varan egoizmi altında ezilmeye başladı.
factory girl filmi ile okuduğum bazı kaynaklar arasında edie'nin bob dylan ile tanışma zamanı farklı tarihlere tekabül ediyor. ancak bildiğim üzere edie'nin kariyerindeki düşüş bob dylan'la tanışıp ona sırılsıklam aşık olmasıyla başlıyor. buradan itibaren; andy'nin vahşi egoları artık edie'yi etkisi altında tutamayacağı gerçeğini kabullenmekte zorlandıkça - edie'yi de kariyer anlamında bilinçli şekilde zora sokmaya başladı. bob dylan'ın edie'nin içinde bulunduğu kaosu ve andy'nin niyetini fark etmesi sonucu yaptığı baskılar ile uyuşturucundan kurtulması için gösterdiği bütün çaba edie üzerinde ters tepti ve hayatında ilk kez iki adam tarafından da fazlasıyla seviliyor olmanın verdiği ne yapacağını bilememezlikle bob dylan'ı kaybetti. bilindiği üzere bob dylan'ın edie için yazdığı sayısız şarkı mevcut. olayların devamında ağır ego hasarına uğrayan andy ile edie'nin arasındaki baba-kız, dost, arkadaş, sevgilimsi ilişki asla eski formuna kavuşamadı. kariyerindeki düşüşün andy'nin de itimiyle yerin dibine vurması, uyuşturucu bağımlısı olan edie'yi psikolojik bir çıkmaza soktu.
geçmişte yaşadığı cinsel istismarın izleri, parasal sıkıntılar, bob'u kaybetmiş olmak, o çok güvendiği andy'nin tepkisizliği ve isteksizliği, uyuşturucu ihtiyacını karşılayacak geliri bulamaması edie'nin çöküşünün resmidir. o noktadan sonra artık kariyeri tamamen son buldu ve 1971 yılına dek kliniğe gidip geldi. tedavi bir süre sonra olumlu yönde cevap vermeye başladı. hastanede tanıştığı bir adamla evlenen edie 3,5 yıl süren bu evliliği başarı ile yürüttü sanılıyor. ancak bir gece eşi ile katıldığı bir defilede konuklardan birinin onu bağımlılığı ile ilgili aşağılaması sonucu apar topar defileden ayrılıp evlerine geldiler. eşi edie'yi o gece sakinleştirmek için her şeyi yaptı. geceyi atlatacaklarına dair olumlu düşünceleri eşinin sabah uyandığında edie'yi yüksek dozdan ölü bulması ile sona erdi.
andy warhol'un katıldığı bir programda -edie'nin ölümü hakkında ne düşünüyorsunuz- sorusuna karşılık;
- eee bilemiyorum biz onunla hiçbir zaman yakın olmadık. ilgilenmiyorum o yüzden - cevabı al benzini dök başından aşağı yak bu herifi etkisi yaratmıştır bünyemde!
oysa ki bu döt oğlanının edie hakkında söylediği şu cümle ona neler ifade ettiğinin kanıtıdır :
''60'larda bir kişi, beni tanıdıklarım arasında gelmiş geçmiş herkesten daha fazla büyüledi. ve yaşadığım büyülenme muhtemelen bir tür aşka çok yakındı.''
factory girl bir devrim, bir yaradır.
devamını gör...
dibe vurmak
herkesin böyle bir dönemden geçtiği olmuştur. bu dönem kendinle yüzleşme ve gözlerinizin daha iyi görmesini sağlayacaktır. çocukken yere düştüğümüzde bezen ebeveynler kaldırmadan ayağa kalkarsın ya dibe vurmadan da kendin kalkmalısın o zaman daha güçlü oluyorsun. ne yaşıyorsan sonuna kadar hakkını vereceksin.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
merak etmeyince sormuyor
sormayınca bilmiyorsun.
bilmeyince her şey yolunda sanıyorsun.
ama hiçbir şey yolunda değil bilmiyorsun...
sormayınca bilmiyorsun.
bilmeyince her şey yolunda sanıyorsun.
ama hiçbir şey yolunda değil bilmiyorsun...
devamını gör...
erkeklerin tahammül edilemeyen hareketleri
bacaklarını açarak oturma, sinema gibi yerlerde tesbih sallama,otobüste ayakta kitap okuma,kahveden çıkmama,dışarıda kedi evde canavar olma.en iğrenci de bu.adam değilsiniz insan hiç değilsiniz.gücün evdeki masum eşine, çocuğuna mı yetiyor allah'ın ayısı!
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
les frangines- si j'osais
et si seulement j'avais pu te dire ce que j'avais sur le cœur
pu tenir les propos qui résonnent à l'intérieur
les mots qu'on chuchote sur le pas d'une porte
ah, si seulement je m'étais rappelé
que la vie n'a pas de temps pour les regrets
ah si j'avais l'audace
des plus grands combattants
et si seulement j'avais pu te dire ce que j'avais sur le cœur
pu tenir les propos qui résonnent à l'intérieur
les mots qu'on chuchote sur le pas d'une porte
ah, si seulement je m'étais rappelé
que la vie n'a pas de temps pour les regrets
ah si j'avais l'audace
des plus grands combattants
devamını gör...
instagram’ın kullanım amaçları
yazılarımı, aforizmalarımı, kitabımdan şiirleri kendi çektiğim resimlerle paylaşmak; *
fotoğraf, psikoloji, meditasyon, egzersiz, edebiyat, ingilizce konuşma, yemek, bilgi, burç, giysi, hobi, müzik, sinema, komedi, tatil sayfalarını takip etmek, sevdiğim-beğendiğim ünlü insanları takip etmek, arkadaşlarımı, yakınlarımı takip etmek, arada kendi resimlerimi paylaşmak*, komik reels videoları seyretmek, hikaye paylaşmak, çocuklarımı onlar izin verdikleri müddetçe takip etmek.
ezcümle, instagram beni hem eğlendiriyor hem bana ekliyor.* çok seviyoruz birbirimizi. bizi kimse ayıramaz.
fotoğraf, psikoloji, meditasyon, egzersiz, edebiyat, ingilizce konuşma, yemek, bilgi, burç, giysi, hobi, müzik, sinema, komedi, tatil sayfalarını takip etmek, sevdiğim-beğendiğim ünlü insanları takip etmek, arkadaşlarımı, yakınlarımı takip etmek, arada kendi resimlerimi paylaşmak*, komik reels videoları seyretmek, hikaye paylaşmak, çocuklarımı onlar izin verdikleri müddetçe takip etmek.
ezcümle, instagram beni hem eğlendiriyor hem bana ekliyor.* çok seviyoruz birbirimizi. bizi kimse ayıramaz.
devamını gör...
rüzgar gibi geçti
amerikan sinemasının belki de en başarılı filmidir. ona bu sıfat yakışıyor; zira toplumsal ve siyasi konuları perdeye yansıtış şeklinde çok ciddi sorunlar ve tuhaflıklar olmasına rağmen yıllardır listelerin başını çeken, inanılmaz bir ticari getirisi olan, ve törenden 10 oscar ile dönen bir film tüm bunları başarmışsa, "en başarılı film" olmaması için de bir sebep yok benim bakışımla.
neden ciddi sorunları ve tuhaflıkları olduğu konusuna gelinirse...gone with the wind, bilindiği üzere planında iç savaş'ın işlendiği, yaklaşık dört saat uzunluğunda bir film. fakat film boyunca kölelik sistemi yanlısı güney, hak verilmesi gereken taraf olarak yüceltiliyorken; kölelik karşıtı kuzey resmen çarmıha geriliyor. savaşın yıkıcı etkilerinin sadece güney'in uğradığı yıkım ve şiddet üzerinden gösterilişi, filmin tarihi açıdan objektiflik kavramından hayli uzaklaşmasına sebep oluyor. iç savaş, karakterlerin yaşadığı duygusal değişimler ve gelgitlerin arkasına yedirilmiş vaziyette; lakin savaşta verilen kayıplar, filmin romantik komedi unsurlarına yem edilmiş bir nevi. misal, scarlett'ın ashley'e nispet olsun diye evlenmiş olduğu charles'ın savaşta ölmesi, scarlett için sadece siyahlar giymek zorunda kalacağı önemsiz bir yas gününün sebebi olarak aktarılıyor.
en temel sorunlardan biri, ırkçılık. gone with the wind, margaret mitchell'ın kaleme aldığı romanın uyarlaması. ve roman, basıldığı ilk dönemde, içinde çokça ırkçı söylem bulunduğu için fazlasıyla tepki çekmişti. filmin yönetmenleri (ismen bir yönetmen geçmesine rağmen, filmde aslında iki yönetmen çalıştı. film yönetilmesi açısından bir "sinir krizi" olduğu için ilk ilk yönetmen bir yerden sonra bırakıp filmden çekilmişti ve ikincisi de çekilmek üzereydi) her ne kadar ırkçı yaklaşımları filmden uzak tutmaya çabalasa da, film bu etkiden tamamen sıyrılamamıştı. bir sahnede babası scarlett'a "alt sınıfa, bilhassa siyahilere karşı acımasız olman gerek" tavsiyesini veriyor. bir başka sahnede, siyahi bir hizmetçi scarlett'tan dayak yiyor. (salt filmde değil, ödül töreninde dahi siyahi ayrımcılığı yapılmıştı. hattie mcdaniel, mammy rolüyle oscar alan ilk siyahi oyuncu olmuştu; fakat törende rol arkadaşlarının yanında oturmasına müsaade edilmemişti.)
çıkarcı, yalancı, umarsız ve bencil bir karakter olan scarlett'ın, filmin sonuna dek dört ayağının üstüne düşmesi ve bunun hep bir başkasının ölümüyle, iflasıyla ya da yalnız kalmasıyla gerçekleşmesi seyirciyi biraz huzursuz etse de, final sahnesi çok tatmin edici. scarlett'ın bu tavırlarına, elindekinin kıymetini o gitmeden asla anlayamayan karakterine daha fazla dayanamayan rhett, evi terk eder. kapıdan çıkmak üzereyken, scarlett gözyaşları içerisinde onu durdurur ve o giderse kendisinin ne yapacağını sorar. aldığı cevap hala bile sinema tarihinin en ikonik repliklerinden biridir: frankly my dear, i don't give a damn! ayrıca bu sahnenin aynısı yahut çok benzerleri, pek çok yapımda yeniden canlandırılmış; bir nevi filme selam çakılmıştır.
filmi izlediğimde henüz lisedeydim, sinemayı yeni yeni keşfettiğim yıllardı. belki de bu yüzden -biraz da bir filmi okumak konusunda şimdiye kıyasla daha fazla olan cahilliğimden-pek sevmiştim şahsi olarak. moralim bozuk olduğunda yahut uyuyamadığımda soluğu bu filmde alırdım. benim için anlamı büyük olan bir film. müzikleri de çok hoştur. max steiner'ın bestelerini içeren albümü buradan dinleyebilirsiniz.
neden ciddi sorunları ve tuhaflıkları olduğu konusuna gelinirse...gone with the wind, bilindiği üzere planında iç savaş'ın işlendiği, yaklaşık dört saat uzunluğunda bir film. fakat film boyunca kölelik sistemi yanlısı güney, hak verilmesi gereken taraf olarak yüceltiliyorken; kölelik karşıtı kuzey resmen çarmıha geriliyor. savaşın yıkıcı etkilerinin sadece güney'in uğradığı yıkım ve şiddet üzerinden gösterilişi, filmin tarihi açıdan objektiflik kavramından hayli uzaklaşmasına sebep oluyor. iç savaş, karakterlerin yaşadığı duygusal değişimler ve gelgitlerin arkasına yedirilmiş vaziyette; lakin savaşta verilen kayıplar, filmin romantik komedi unsurlarına yem edilmiş bir nevi. misal, scarlett'ın ashley'e nispet olsun diye evlenmiş olduğu charles'ın savaşta ölmesi, scarlett için sadece siyahlar giymek zorunda kalacağı önemsiz bir yas gününün sebebi olarak aktarılıyor.
en temel sorunlardan biri, ırkçılık. gone with the wind, margaret mitchell'ın kaleme aldığı romanın uyarlaması. ve roman, basıldığı ilk dönemde, içinde çokça ırkçı söylem bulunduğu için fazlasıyla tepki çekmişti. filmin yönetmenleri (ismen bir yönetmen geçmesine rağmen, filmde aslında iki yönetmen çalıştı. film yönetilmesi açısından bir "sinir krizi" olduğu için ilk ilk yönetmen bir yerden sonra bırakıp filmden çekilmişti ve ikincisi de çekilmek üzereydi) her ne kadar ırkçı yaklaşımları filmden uzak tutmaya çabalasa da, film bu etkiden tamamen sıyrılamamıştı. bir sahnede babası scarlett'a "alt sınıfa, bilhassa siyahilere karşı acımasız olman gerek" tavsiyesini veriyor. bir başka sahnede, siyahi bir hizmetçi scarlett'tan dayak yiyor. (salt filmde değil, ödül töreninde dahi siyahi ayrımcılığı yapılmıştı. hattie mcdaniel, mammy rolüyle oscar alan ilk siyahi oyuncu olmuştu; fakat törende rol arkadaşlarının yanında oturmasına müsaade edilmemişti.)
çıkarcı, yalancı, umarsız ve bencil bir karakter olan scarlett'ın, filmin sonuna dek dört ayağının üstüne düşmesi ve bunun hep bir başkasının ölümüyle, iflasıyla ya da yalnız kalmasıyla gerçekleşmesi seyirciyi biraz huzursuz etse de, final sahnesi çok tatmin edici. scarlett'ın bu tavırlarına, elindekinin kıymetini o gitmeden asla anlayamayan karakterine daha fazla dayanamayan rhett, evi terk eder. kapıdan çıkmak üzereyken, scarlett gözyaşları içerisinde onu durdurur ve o giderse kendisinin ne yapacağını sorar. aldığı cevap hala bile sinema tarihinin en ikonik repliklerinden biridir: frankly my dear, i don't give a damn! ayrıca bu sahnenin aynısı yahut çok benzerleri, pek çok yapımda yeniden canlandırılmış; bir nevi filme selam çakılmıştır.
filmi izlediğimde henüz lisedeydim, sinemayı yeni yeni keşfettiğim yıllardı. belki de bu yüzden -biraz da bir filmi okumak konusunda şimdiye kıyasla daha fazla olan cahilliğimden-pek sevmiştim şahsi olarak. moralim bozuk olduğunda yahut uyuyamadığımda soluğu bu filmde alırdım. benim için anlamı büyük olan bir film. müzikleri de çok hoştur. max steiner'ın bestelerini içeren albümü buradan dinleyebilirsiniz.
devamını gör...
geceye bir dinozor bırak
devamını gör...
cennetten kastın bildiğin adana olması
adana'dan mersine denize gelenler de cennetten kaçıp geliyorlar demek.
devamını gör...
10 kasım geliyor kudurun
gerek yok böyle başlıklara kardeşim. derdimiz birilerini kudurtmak, delirtmek , mat etmek , yenmek değil. sadece insanca yaşamak istiyoruz. ergen değiliz , maç da yapmıyoruz.
devamını gör...


