bazı yazarların ruh hâlini anlayabiliyorum ve yazılarında kendimi buluyorum.bu yazar da dostoyevski'den tezer özlü'ye nietzsche den sokrates'e her yere götürüyor bizi. ben okurken sıkılmıyorum çünkü dikkatimi çeken konular üzerinde yazılmış o önemli sözler paylaşılmış. düşünceler aynı olunca okumakta, profile uğramakta çok keyifli oluyor.
devamını gör...

görüşürüz arkadaşlar anlamına gelen ispanyolca söz öbeği.
devamını gör...

o kadar sinirleniyorum ki bunları okurken. ciddi anlamda içim acıyor artık, kaldıramıyorum bu haberleri.


zeynel korkmaz, tartıştığı eşi reyhan korkmaz'ı 4 çocuğunun gözü önünde boğazından bıçaklayarak öldürdü. olaydan sonra komşusunu arayarak "çocuklarım önce allah'a sonra size emanet" diyen zeynel korkmaz, polis ekiplerince gözaltına alındı. ayrıca, zeynel korkmaz'ın daha önce de eşine şiddet uyguladığı ve bu nedenle hakkında uzaklaştırma kararı verildiği belirlendi.

haberin devamı için
devamını gör...

aşık olduğu kişiyle evlenmek birinin yapabileceği en mantıklı şey değil mi zaten
devamını gör...

tüm diğer sanatlar gibi edebiyat da, gerçeğin çıplaklığı karşısında insanın ihtiyaç duyduğu en güzel yalan(lar)dır.
devamını gör...

hayyam üçgeni (diğer adıyla pascal üçgeni), matematikte binom katsayılarını içeren üçgensel bir dizidir.
ömer hayyam, pascal'dan yaklaşık 6 yüzyıl önce bulmuş ve bir düzene koymuştur. hayyam üçgeni matematiğin farklı alanları arasında bağlayıcı bir özelliğe sahiptir. içerisinde müthiş bir uyum ve düzen olan bu matematiksel yapı pek çok meraklı matematikçiyi kendine hayran bırakır. matematikte ahenk arayanların incelemesi gereken harika bir örnektir.
devamını gör...

neden bu kadar yadırgandıklarını anlayamadığım sevgililer. sokak ortasında karısını, sevgilisini bıçaklayan, dövenler yerine bu sevgi dolu çiftleri görmeyi tercih ederim.

çocukların görmesinin sorun olduğunu düşünenler de var tabi. sokak ortasında sevişen sevgililer değil efenim bu bahsettiğim.

sevgi güzel şeydir vesselam, karışmayın.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
caddebostan civarında gardaşım garfieldla karşılaştık. o da çok dertli. abi ehonomi bildiğin gibi değel mamalar ateş pahası afcumuzu yalıyok deyin dert yandı.
devamını gör...

nesrin sipahi'nin efsane parçasıdır.

bizde mi böyle böyle olacaktık
bu en güzel çağda yas mı tutacaktık


ah be sanki bu zamanları anlatıyor.

devamını gör...

erzurum'da kargo firmasında şöförlük yapan hanife olgun'nun yaşadığı tatsız durum.
başına gelen bu talihsiz hadisesi olgun şöyle aktardı:

kargoda kamyon şoförü olarak çalışıyorum. ığdır'a ilaç götürdüm. doğubayazıt ilçesi ve ağrı üzerinden erzurum'a gelirken hava çok soğuktu. özellikle ağrı dağı eteklerinden geçerken kamyonun içindeki sıcaklık eksi 35'i gösteriyordu. kaloriferi sonuna kadar açtım ama hiç fayda etmedi. camlarda bir parmak kalınlığında buz vardı. ayaklarımın üşüdüğünü hissettim ama bunun normal olduğunu sandım. bir an evvel erzurum'a gelmek için durmadım. eve geldiğimde üşüyen ayaklarım nedeniyle kamyondan inemedim. çocuklarımı telefonla arayıp yardım istedim. beni kamyondan indirip, eve götürdüler. eşime ayaklarımı hissetmediğimi söyledim. botlarımı çıkardığımda patladığını gördüm. hemen hastaneye geldik. doktorlar ayaklarımın yandığını söyleyerek yanık merkezinde tedaviye aldılar. 20 senedir şoförüm. çok soğuklar gördüm ama böyle bir şey ne yaşadım ne de duydum.


kaynak
devamını gör...

özellikle yeni oyuncuların - yeni derken en az 1.5 sene oynamış olanlardan söz ediyorum- çok sık aynı hataya düştüğü hint asıllı oyun. hataya gelecek olursak; taşların stratejik değeri ve taş fedası... satrançta taşın değerini kendisi değil oyunun şartları, oyuncunun kurduğu strateji ve taşın bulunduğu mevcut konum belirler. resmi olarak taşların bir sayı değeri vardır evet ve hatta yıllarca ufak bir takım değişikliklere de uğramıştır ama bu durumu yanlış değerlendirip vezir en iyisi kafası yanlış bir kafa yapısıdır ve bu tip oyuncular bir noktada tıkanıp ilerleyemezler. vezir örneğinden gidiyorum çünkü çoğu oyuncu vezirini kaybettiği an oyunu kaybettiği yanılgısına düşüyor. elinizin altında olan vezir kaybettiğiniz filin yerine daha iyi iş yapmayabilir veya yapadabilir bu tamamen oyuncu ve oyunun mevcut şartları ile ilgilidir. bu mantıkla bakıldığında bu insanlar gerektiği yerde vezir fedası yapamazlar ve bir noktada bu yenilgiye sürükleyen büyük bir hataya da dönüşebilir. yakın zamanda yaptığım bir maçtan basit bir örnek vermek gerekirse; mevcut bir piyon terfisinde vezir yerine at tercih ettim. rakibim oyuna girecek ikinci bir rakip vezir olmadığını görünce daha fazla huzursuz olması gerekirken rahat bir nefes verdi ama o at oyunum için kilit bir noktadaydı ve vezirimin sağlayamayacağı bir avantaj ile rakibimi köşeye sıkıştırma olanağı sağladı. demek istediğim eğer orada vezir en iyisi kafası ile vezir tercih edilmiş olsaydı rakibi istediğim pozisyona getirmek bana fazladan en iyi ihtimalle 6 hamleye neden olacaktı ve 6 hamle demek tahtada şartların çok fazla değişmesi demektir. bu da şu noktaya çıkar; en az 3 hamle sonrası üzerine fikir yürütemediğiniz bir maçta neyi ne zaman feda etmeniz gerektiğini veya neyin stratejik değeri olduğunu anlayamazsınız. taşın değerini belirleyen bir diğer nokta da işte bu öngörü durumudur ve bu bizi başka bir konuya götürüyor.

dürüst olmak gerekirse bir kaç parlak ve beklenmedik hamleyi saymazsak eğer satranç uzun zamandır görsel hafıza, ezber ve yapılan alıştırmalar/edinilen tecrübe ile ilgili. açılış ile oyunsonu arasında iyi bir yol izleyen biri nadiren yenilir. şartları kendi lehine çevirecek kadar oyun bilgisi olan biri oldukça zekice yapılmış bir kaç hamlenin bile aleyhine işlemesini kolayca engelleyebilir. bu durumda da notasyon bilmek gerekir çünkü daha önce oynanmış olan maçlar iyi bir yol göstericidir ve bir çok maçı ezberlemek yerine kağıdın üzerinde yazanları ezberlemek daha kolaydır üstelik onlara sanki denklem veya formül gibi yaklaşıyorsanız. ek olarak notasyon okuyamayan biri ne önceki maçları rahatlıkla analiz edebilir ne de eco kodlarına sahip olsa da pek bir şey yapabilir. benim gördüğüm üç tip satranç oyuncusu var; tahtayı savaş meydanı gibi görenler, tamamen matematiksel olarak yaklaşanlar ve ikisi arasındaki dengeyi kurmuş olanlar. ben ikinci tip oyuncu olduğumdan diğerleri hakkında çok yorum yapmadan basitçe kendi oyun mantığımı aktarayım. benim için satranç tahtası önüme gelene kadar af3 sadece af3'dür. o tahtayı yüzlerce kez görmüş olsamda önüme gelene kadar hatta geldiğinde bile bu değişmez. atın hangi kareye ilerleyeceği kafamda olmak zorunda değildir kafamda yalnızca belirli bir sıralamayı tutarım yani kafamda sadece eco kodlarını bulup ezberlediğim sistem vardır benim için at at falan değildir belirli bir örüntüyü bozmadan devam ettirmeye çalışırım oyun boyunca ve oyunun durumuna göre örüntüyü bozmayan en uygun oyunsonu ile bitiririm. elbette tamamen ezber durumu kurtarmıyor ama bu noktada önceki maçlara hakimiyet oyuncuya izleyeceği yol konusunda yardımcı oluyor ki bu maçları hatırlamanın kolay yolu da az önce belirttiğim sistemden geçer. bir maçın her hamlesini akılda tutmak zordur ama notasyon kağıdını bir formül gibi ezberlemek bunu kolaylaştırır. bunu tam olarak açıklamak mümkün değil hangi oyuncu tipini anlatsam da aynı gibi gelecek esasında ama oyuncular rahatlıkla demek istediğim noktayı ve farklılığı yakalayacaklardır. bu sıkıcı bir oyun tipidir çünkü ortada birliklerinizi öne sürdüğünüzü düşünüp gaza geldiğiniz ve gerçekten savaş meydanında bir komutanmış gibi ani ve stratejik kararlar verdiğiniz nadir olur. sadece ezberden sayılar ve harfler vardır önünüzde satranç takımını görmezsiniz ama bu kazanmak için genelde en kesin yoldur yine de zevk almak için en iyi yol olduğu söylenemez. ortada ruhunu kaybetmiş bir oyun vardır demek gayet yerinde olacaktır bence ama kendi adıma zafer kazandığımda bu ruhumu yeterince besliyor zaten.* benim oyunu savaş alanı olarak gördüğüm tek yer kazandığım bir oyunun sonu çünkü rakibin bir piyonunu tamamen centilmenlikten uzak bir şekilde ganimet olarak alıyorum. yani açıkça takımını bozup oynanmayacak duruma getiriyorum ki ganimet olarak toprak almaktan farkı yok bence. utanır mıyım? sanmam.*

şu var ki ben iyi bir oyuncu muyum hiç sanmam ve satranç konusunda akıl verecek son kişiyim çünkü satranç takımı ile değil harf ve sayılarla ilgileniyorum yani dürüstçe kazanmak için sıkıcı ve kısmen hileli yolu tercih ediyorum ama kim ne derse desin çoğumuz o masaya kazanmak için otururuz kaybetmek için değil. ruhumu dinlendirmek istesem go -orada da gelenekselden yola çıkıp sonra agresif oyun sergilemeye başlamamışım gibi.*- oynarım.

sadece ezber yapmak yeterli değil elbette. oyuncunun bilgiye sahip olması onu uygulamada başarılı olup olmayacağına dair güvence vermez. rakip maçı satar gibi her zaman ezber tuzakların içine atlamıyor yaptığı hamleler ile. ya rakibi istediğiniz oyuna yönlendirecek kadar baskı kurabilecek stratejilere sahip olmak gerek ve alexander alekhine değilseniz bu epey zordur ya da oyunu rakibe göre yönlendirebilecek kadar fazla stratejiye sahip olmak. ilki gerçekten zordur çünkü bir gün sert kayaya çarpmak var, her zaman işe yaramaz. ikincisi ise zahmetli ama güvenli bir tercihtir her zaman çünkü rüzgar nereden eserse essin zaten buna uygun bir taktik her zaman sol cepte durur yani tuzağın tuzağı vardır. agresif oyun sergilemek hızlı bir zeka daha pasif kalmak teknik gerektirir işin özeti. bunlar kısmen bilindik ve basit şeyler ama yeni oyuncular sıklıkla es geçiyor. diğer iki oyuncu tipi hakkında çok yorum yapamayacağım çünkü açıkçası benim oyun tarzım ve oyuna bakış açım bu değil onu bilen anlatsın...

ek olarak oynanan kısmen önemli veya zorlama ihtimali olan maçların notasyonlarını okunaklı ve düzgün yazmakta fayda var. o maçlar altın gibidir, bütün hatalarınızı görmek, analiz etmek ve törpülemek için gereklidir. kendi maçlarınızı bitince unutmayın, bittikten sonra da işe yarıyorlar. ayrıca her oyuncunun oyun stili kendine özgüdür ama bence bir büyükusta'nın hatta mümkünse bir kaç tanesinin stilini benimsemekte fayda var. elbette ölü adamların mezarlarının başında ruh çağırma ayini yapın demek değil bu, eski maçları gözden geçirmek analiz etmek ve yapılan analizleri okumak yeterli gelecektir profesyonel oyuncu olacak olsak burada ne ben bunu yazıyor olurum ne siz okuyor olursunuz çiçeklerim.

ben kendi adıma bu oyun tarzı ile eğleniyorum ama diğer iki oyun tipine göre çoğu insan için çok eğlenceli gelmeyebilir. ben de mikhail botvinnik değilim zaten ne diye okudunuz buraya kadar hiç bilmiyorum.
devamını gör...

felsefe tarihçilerinin ilk filozof olarak nitelendirdiği kimsedir. hayati boyunca miletos'da yaşamış olsa da yunan olup olmadığı tartışmalıdır. nietzsche notlarında fenikeli olduğunu iddia eder.
aydının didim ilçesi yakınlarında bulunan miletos döneminin en seçkin ticaret ağlarından birini oluşturmaktadır. nitekim bazı kaynaklarda thales'in tüccar kişiliği ile on plana çıkartılmıştır . aristoteles onun zeytin ezme makineleri ile oldukça kar yaptığını aktarır. tabi bunun yanısıra mısır'ı seyahat etmiş olması muhtemeldir. geometri konularında ortaya attığı fikirler mısırlıların nil nehrinin taşmasına bağlı olarak tarlalarını düzenlediği geometrik kanunlardan kaynaklandığı soylenir.
ıyonya felsefesinin ana sorusu olan arkhe nedir sorusuna su cevabını vermiştir. ona gore her şey sudan meydana gelir ve ona döner. suyu tercih etme nedeni birçok yazar tarafından mitolojik öğretilerin devamını teşkil etmesi nedeniyle eleştirilir. özellikle sümer ve mısır mitolojilerinde suya yüklenen anlamlar thales'in düşüncesi ile benzerdir.
astronomisi oldukça basittir. dünyanın düz olduğunu ve suyun üzerinde yüzdüğünü iddia eder. ılerleyen dönemde bazı aktaricilar depremleri dünyanın üzerinde yüzdüğü suyun gelgitleri nedeniyle meydana geldiğini öne sürdüğünü aktarır. mıknatısların çekim kuvvetini işaret ederek her şeyin tanrılar ile dolu olduğunu iddia eder.
anaksimandros'un hocası oluğu iddia edilir. fakat unutulmamalıdır ki milet okulu kurulu bir akademi gibi hoca öğrenci ilişkisinden çok aynı sorunlar ile ilgilenen aynı yerde yaşayan kimselerin oluşturduğu bir ekoldür, bazen iyonya felsefesi olarak da anılır.
devamını gör...

katılmadığım başlık. ben biriyle yola çıktıysam, o yoldan başka yollara sapmam. genellemelere de karşıyım. cinsiyetçi ifadelere ekstra karşıyım.

son olarak ya adam gibi sevin ya da sevmeyin. neşet ertaş'ın şu sözleri ile sözlerime son veriyorum:
ağarsa saçların belin bükülse,
birer birer hep dişlerin dökülse, canım dökülse
kurusa vücudun, kanın çekilse
yine şu gönlümün yarisin benim.


edit: cinsiyetçi ifadelere karşıyım deyip adam gibi sevmek diyorsun, bu cinsiyetçi ifade değil mi diyenler olacaktır. demeden açıklama yapayım. ben adamlığı cinsiyetçi ifade olarak görmüyorum. tamamen karakterle alakalı bir kelime.
devamını gör...

parazit kelime anlamı olarak ''bir canlıya bağımlı olarak yaşayabilen ve ona zarar verebilen organizma'' demektir. düşününce anne karnındaki bebeğin parazit olarak algılanması mantıksız değil. hepimiz bir zamanlar annelerimizin parazitiydik, değil mi?
devamını gör...

örnek kullanımı:

"benim mi allahım bu çizgili yüz"

cahit sıtkı tarancı'nın otuz beş yaş isimli şiirinden...
devamını gör...

“en kötü yabancı çeşidi, bir zamanlar tanıdıkların arasından çıkar.”
devamını gör...

aferin, senden zamanla soğuyacak ve onsuz kalacaksın.
devamını gör...

bu sınavdan kimse kalmadığı için verip mezun olmuştum.
devamını gör...

benim annem de beni aldırmak istemiş aldıramamış, düşürmek için elinden geleni yapmış olmamış. ben başarılı olsun isterdim açıkçası. dünyaya gelip istenmediğim bu kadar gözüme sokulsun, mutsuz büyüyeyim istemezdim. o yüzden her zaman bir kadın o çocuğu doğurmak istemiyorsa doğurmasın fikrinden yanayım. her çocuk sevildiği, mutlu olacağı bir ailede büyümeyi hakediyor.
devamını gör...

insan özgürleşemez, 5 dakika sonra başına ne geleceğini bile bilmeyen bir mahluk sadece lafta özgürdür, evet istediği yere gider, istediklerini yapar, istediği parayı harcar, ama bence bu insanı özgür yapmaz. ölümlüler özgür olamaz. yaşamak için bile suya muhtaçsın. içmezsen ölürsün, nerde özgürlük?
özgür olduğuna inandırılan esir şehrin insanlarıyız hepimiz. belki de en savunmasız olduğumuz şeydir, nefsimizin istediği her şeyi yapmayı özgürlük zannetmek.
insan ancak ölürse özgürleşir, dileyen ölür dilemeyen ölmez, sonuçta herkes 'özgür''.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim