atın dizginini gevşeterek son hızla koşması hali.
devamını gör...

neden daha önce denk gelmedim ben bu kelimelere ve cümlelere? demek ki o kadar iyi bir okur değilim.
nelerden bahsediyor bu yazarımız peki?
kitaplardan yazarlardan bahsediyor ve bunu güzel bir üslupla yapıyor. güzel bir bahsediş yani bu.
bir de duyguların, durumların, mekanların ve anların hissettirdiklerinden bahsediyor.
sözlükte yaprak dökümü yaşanırken eski günleri hatırlattı bana.*

tabii ki bu üslubun ve yazıların devamını diliyoruz.
devamını gör...

daha önce kendisine girdiğim nick altı yazısını, ‘yazını beğenmedim kaldır’ gibisinden özel mesaj yoluyla ilettiği için kaldırmıştım.

bugün abdul hocamın nick altında yazdığını da ben beğenmedim. demek ki bir iki yüzlülük var. başkasına kafamıza göre nick altı girebiliyoruz anlaşılan.

madem öyle başlayalım ufak ufak.

tanımları rezalet. sırf roman alıntısı.oğuz atay hocamın da şöylee buyurduğu gibi başlayan her yazıdan tiksiniyorum açıkçası.

“x yazarından alıntı” yapmayı yasaklasalar, kendisi gibi nick altından gülücük “artı oya boğuyoom”culuk oynadığı diğer tırt yazarlarla kreş ortamına çevirir sözlüğü.

bu kadar ‘başıboşluk’ fazla. iki yüzlülükten tiksiniyorum. bilmem anlatabildim mi.

not: geri dön bir zahmet, azıcık rahat ol yahu. hemen bozulmalar falan. gerek yok böyle şeylere.
devamını gör...

yazın yapıldığında güneş ışınlarının hepsini üzerine çekerek kavrulmanıza sebebiyet verecek eylemdir.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

(bkz: öldürmeyip süründüren şeyler)
devamını gör...

allahtan korkamayan ailesinden korkuyor diyen olmuş. ateistler bir tanrının varlığına inanmıyor dolayısıyla onlara göre olmayan bir şeyden neden korksun? aile meselesine gelince bazı aileler çocuklarına zorla din dayatması yapıyor tehdit eden bile var. hal böyle olunca da inanmadığı bir dinin ritüelini yapmak zorunda kalabiliyor bazıları. siz müslümanlar saygı istiyorsunuz ama sizden farklı inanca sahip olanlara saygı göstermiyorsunuz. bu şekilde yaparak bir yere varamazsınız.
devamını gör...

ben değilimdir.

aslında olabilirim ama popüler olmayan konularda başlık açtığımdan millet ne yazmış bu gene alüminyum diyerekten başlığa girip ayıp olmasın diye bir + oy verip çıkıyor.*

eğer şanslıysam bir iki fav ile siftah yapabiliyorum kjkgjffhhchg.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

duygusalligi surekli her seye aglamak ve her seye alinganlik yapmak ile es deger tutuluyor olmasina cok icerledim durduk yere.
duygusal olmak, bazi duygulari daha derin hissedebilmek sadece. sezgilerin daha guclu olmasi, merhamet dozunun daha fazla olmasi, bir baskasinin ister fiziksel ister manevi bir acisini daha iyi anlayabilmektir, hissettiklerini paylasabilmesidir.
devamını gör...

ucu açık bir tanım. sosyo-ekonomik sosyo-politik faktörler göz ardı ediliyor. türkiye’de kadın olmak derken... ama nasıl? kadın var, kadın var. insan var, insan var. hangi kadından bahsediyoruz?

500 metre yanına yaklaşamayacağın, koluna elli bin dolarlık hermes marka çanta takan emine erdoğan mı, çankaya köşkü’nü baştan aşağı yenileyip bizim vergilerimizi çar çur eden, 15 yaşında gelin olmuş hayrünnisa gül mü? hiçbir vasfı olmamasına rağmen, akrabalık ve partizanlık sayesinde devlet mertebelerinde yüksek makamlar elde eden, haksız güç ve zenginliğe kavuşan liyakatsizler mi? okula gitmesi gereken yaşta zorla evlendirilen kızlar, koca dayağı yiyip öldürülen kadınlar mı? tecavüze uğrayan vahşice katledilen özgecan, şule mi? standartların üstünde bir hayat tarzı sürdüklerini tahmin ettiğim dolar milyarderi güler sabancı, arzuhan doğan yalçındağ, semahat arsel, ipek kıraç, caroline koç mu? kendi hayatını mesleği uğrunda ve toplum için feda eden türkan saylan mı? fantazilerini anlatarak toplumu tehlikeli bir şekilde tahrik eden kabataş yalanı baş karakteri yandaş gazeteci elif çakır mı? sırtını önce cemaate, sonra iktidara dayamış, hödük kocasıyla tv’ler de her gün kendisini gösteren yalancı yandaş nagehan mı? pelikancılar mı? yoksa hayatıyla bedel ödeyen aydın yazar bahriye üçok mu? hemcinsleri her gün şiddete uğrayıp öldürülürken, onları yaşatmaya çalışan bir sözleşmenin iptal edilmesini savunan kadınlar mı? kimden bahsediyoruz?

türkiye’de kadın olmak derken, kastedilen türkiye’nin şu an, afganistan ve iran gibi 3.dünya ülkesi durumuna gelmesi. oysa, türkiye’de kadın olmak, 1923 sonbaharında çok güzel olmalı. ya da 1934’te kadınlar seçme ve seçilme hakkı kazandığı zaman. o kadınlar, türkiye’de yaşarken gururlu, mutlu, geleceğe dair umutluydular.

o zamanları yaşamadım elbet, okuduklarımdan biliyorum. ayrıca rahmetli anneannem çocukluğunu ve gençliğini cumhuriyet’in ilk yıllarında yaşamış, o dönemi bilen, iki kere atatürk’ü yakından görmüş bir kadındı. onun hatıralarını anlattıklarını ilgiyle dinlerdim. şu an hayatta olsa, haberleri izlerken kahrından ölürdü.

kadınıyla erkeğiyle el ele emperyalizme karşı milli mücadele vermiş kurtuluş savaşı kazanmış, devlet kurmuş, cumhuriyet’i ilan etmiş, medeni kanunlar yapmış bir türkiye’den bugünlere geldik. işin ironik yanı, bugünlerde kadın olmaktan ve türkiye’nin bugünkü durumundan şikayet eden bazı kadınların, bir ara konjönktür ve kendi gündemleri gereği, türk kadınlarına fırsat eşitliği, hak ve özgürlükler veren o zamanları ve atatürk ilkelerini tu kaka ilan etmesi, görmezden gelmesi, milliyetçi-ırkçı diye yaftalaması.

inkilaplar yarım kaldı, tam olarak hayata geçemedi, köy enstitüleri “ahlaksızlık yayıyor” gerekçesiyle kapatıldı, insanlar eğitilemedi, cahil kaldı, öylelerinin işine geldiği için. toprak reformu yapılamadı, feodal ağalar zenginleşirken cumhuriyet’in birey yaptığı insanlar kul kalmaya, fakir yaşamaya devam etti. türkiye nato’ya girdi, abd’nin dayattığı yeşil kuşak siyasal islam'ı adım adım benimsedi, tarikatlar ve cemaatler tekrar güç kazanıp sinsice devletin kılcal damarlarına kadar girdi, darbeler vesaireler ile hak ve özgürlükler yavaş yavaş çiğnenerek bugünlere global çağa kadar gelindi. şimdi kafamızı kaldırıp bakınca, "türkiye nasıl bu hale geldi?" diyor, her gün duyduğumuz acı iğrenç haberlere önce şaşırıp sonra kanıksıyoruz. türkiye’de kadın olmak şöyledir böyledir diyoruz. konu sadece cinsiyet üzerinden değerlendirilecek bir şey değil. roma bir günde inşa edilmedi.
devamını gör...

bugün ölüm yıl dönümü olan, iq’su iki haneli olanların kendisini pek sevdiği, tarihin en “eli kanlı” insanlarından birisidir. tarihin en büyük katliamlarını yapmıştır. işin kötü yanı sadece nazi’leri veya japonları değil kendi halkını da katletmiştir. açlıktan binlerce insanı öldürmüştür, kalanları ise süründürmüştür. muhalifleri ülkenin ölümcül soğuğa sahip bölgelerine sürgün etmiştir. kendisine karşı gelen subayları bile katletmiştir.
bir örnek vereyim. katyn katliamında 22.000 polonyalı subay ve sivili kafalarına birer kurşun sıkarak infaz etmiştir. uzun yıllar bu suçu nazi almanyası’nın yaptığı düşünülmüştür ancak 1990 yılında mihail gorbaçov olayın failinin sovyetler olduğunu itiraf etmiştir ve infaz yargısının imzasını bizzat stalin’in attığı belgeler açığa çıkmıştır.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

doğum dersindeyken, "hamilelik resmen hastalık ya" demiştim. tebrik ediyorum kendimi, hayatımda yaptığım en isabetli tespit çıktı. anneliğin ve hamileliğin minnoş pembe bir şey olmadığını düşünüyorum ama neden kadınların bunu çok sevdiğini ya da neden böyle göstermeye çalıştığını algılayamıyorum. bakın haftalardır kusuyorum, yediğim hiçbir şey midemde durmuyor. hem fiziken hem ruhen çöktüm. sürekli tuvalete gidiyor, gece iki defa çişim geliyor. müthiş bir susuzluk çekiyorum. organlarımın yavaşça sıkışarak bir bölgeye kaydığını hissediyorum. hayatım boyunca kabızlık çekmeyen ben kabız oluyorum. ben tüm bunları yaşarken instagram familyasından "annelik çok güzel bir duygu, kucağına alınca unutacaksın, bu günleri özleyeceksin" mesajları geliyor. aynada ödemden şişmiş surat ve ayaklarıyla bilmem kaçıncı weeks paylaşımı yapan annelerden gına geldi. hiçbir şeyi olduğu gibi yaşayamıyoruz. hamilelik güzel bir şey değil. deeeğil. anne olacaksak çekeceğiz mecbur ama güzelleme yapmak zorunda mıyım ya ben? erkeklerin de söyleyeceği bir şeyler vardır muhakkak. zira eşimin beni bazı zamanlar boğmak istediğine eminim. instamom tayfasına kinimi kustum. gidiyorum.
devamını gör...

bu soruyu ilk defa en yakın kadın arkadaşıma sordum. neden kimse bana aşık olmuyor?. normalde bu durum umurumda pek değil. sadece meraktan sordum. kadınlar senin gibi erkeklerden korkar dedi. harika bir adamsın. fazlasıyla sevilmeyi hakediyorsun. hatta ideal erkeksin bile diyebilirim. ancak öyle bir sınırın var ki aslında sınır değil sen kapıları kapatıp kilidi vurup o anahtarı kırmış bir insansın. lütfen şu sertliğini hata affetmez yaşam tarzını geriye çek. hiç bir insan en ufak hatasında kapının önüne konma korkusu ile yaşamak istemez. durdum bir düşündüm. tespit mükemmeldi. düşündüm. sevgi neydi? en azından ben aşık olduğum kadınlara karşı korkusuzca yaklaştım. emek verdim. yormadım bunaltmadım. el üstünde tuttum. olduğu gibi kabul ettim. kötü huylarını bile sevdim. hayatımı ortaya koydum. sonuç ne oldu? defalarca hüsran. kimse kimseyi artık sevmiyor. sadece yüzeysel ve çıkara dayalı tüketme odaklı sevgiler. ben buna yokum arkadaş. içimde hala sevgi var ve ben bunun tüketilmesine izin vermem diye düşündüm. sonra dedim ki boşver. benim sevme ve sevilme anlayışım artık bu dünya üzerinde geçerli değil. metroyu sevmiyorum ama ne kadar serin değil mi deyip konuyu kapattım. tek bir şey demedi üstüne. o da biliyordu haklı olduğumu.
devamını gör...

bu kadar dolandırmaya müsait insanın olduğu ülkede gayet normaldir.

bazen aklıma geliyor ben de mi dolandırıcı olsam. kadın sesi programıyla dolandırdığım dayıların paralarıyla kitap alırım artık.
devamını gör...

kesinlikle bulaşıcıdır. duygularda bir enerjidir ve sonuç bu videoda harika anlatılmış.
gülmeden geçirdiğin gün kaybedilmiş gündür. *
devamını gör...

az çok demeyelim ey ahali! herkes atsın bir şeyler güzel dostlarımıza bir katkımız olsun.
devamını gör...

çamaşır makinesinin içini tıka basa doldurunca dertlenip, yapacağın işi deyip ben gidiyorum halidir.
devamını gör...

çello denildiği zaman akla gelen ilk isimdir.besteci olan babası tarafından kendisine öğretilen bach süitlerini 5 yaşında ilk konserini verirken icra etmiştir. çinli bir ailenin paris doğumlu çocuğu olan yo-yo ma, ailesiyle new york'a taşınmış ve sanat konusunda en yetkin okul olan the juilliard school'a gitmiştir. sonrasında ise harvard üniversitesi'nden mezun olmuştur.18 kez grammy ödülü kazanan bu çellist, mütevazılığıyla da örnek bir insandır.
yo-yo ma'nın toplamda 3 farklı çellosu vardır. kendisi için üretilmiş olan elektronik çellosuyla çağdaş besteleri yorumlar,antonio stradivarius yapımı çellosunu ise yedekte tutar.bir diğeri ise 'petunya' sıdır.1733 venedik yapımıdır.yo-yo ma, petunyası ile birlikte 2001 yılında istanbul'a da gelmiş,konser vermiştir.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim