camdaki kız
gülseren budayıcıoğlu’nun nalan ile hayri’nin aşkını konu alan psikolojik romanı. romanın bir diğer kahramanı da doğduğun ev kaderindir dizisindeki zeynep.
hüzünlenerek okuyacağınız bir kitap.
“küçükken çekilen acıların ateşi kolay sönmüyor, kolay unutulmuyor ve izlerini hayatımız boyunca üstümüzde taşıyoruz.”
hüzünlenerek okuyacağınız bir kitap.
“küçükken çekilen acıların ateşi kolay sönmüyor, kolay unutulmuyor ve izlerini hayatımız boyunca üstümüzde taşıyoruz.”
devamını gör...
tanrı'ya sorulacak tek soru
devamını gör...
solo leveling
2018 yılı çıkışlı olan bu manhwa * bugün itibariyle 152 bölümden oluşmaktadır. ayrıca novel olarak okuyabileceğiniz 270 bölüm mevcuttur. devam etmekte olan bir eserdir.
kısa özet isterseniz görsel ile açıklayayım. resimdeki karakterimizin sol taraftaki halinden sağ taraftaki haline geçişi diyebiliriz.

uzun özet isterseniz mangadenizi adlı site myanimelist adlı siteden çevirisini yapmış.
“on yıl önce gerçek dünyayı canavarların dünyasına bağlayan "geçit" açıldıktan sonra, insanlar canavarları avlamaya başladılar. canavarları avlayan insanlara "avcı" dendi. ancak tüm avcılar güçlü değildi. e-seviye bir avcı olan sung jin-woo, en düşük seviyeli zindanlarda hayatını riske atarak geçimini sağlamaya çalışıyor. "dünyanın en güçsüz avcısı" olarak görülen sung jin-woo, d-seviye bir zindanın içinde en zorlu seviyeye sahip gizli bir zindana rastladıktan sonra tuhaf bir güç elde etti. bu güç, sadece kendisinin görebildiği bir görev ekranı ve onun sayesinde seviye atlayabiliyor. en güçsüz avcıdan s-seviye bir avcıya evrilme!”

anlatılacak çok şey var fakat çok derine girmeden özet kısmında geçen olayı anlatacağım.
sung jin-woo isimli ana karakterimiz e- seviye bir avcıdır. hasta annesinin bakım masraflarını karşılamak ve okuluna devam eden kız kardeşine bakmak zorundadır. babası ortadan kaybolan eski bir avcıdır.ana karakterimizin diğer tüm işlere yeteneği olmadığı için avcılık yapması gerekmektedir. oluşan geçitlere girebilmek için kore avcı birliğinin bir kuralı vardır.geçite girecek grupta birliğin belirlediği sayıda ve seviyede avcılar olması gerekmektedir.günlerden bir gün yine zindana girmek üzere ekip ile toplanırlar. bizim ana karakter de bu sayıyı tamamlamak üzere çağırılan biridir ve bu kural için gerekli koşullar sağlandıktan sonra zindana girerler.


zindana girdikten sonra etrafı güzelce temizlerler. fakat geçit kapıları dönüş için açılmaz. “ikiz in” denilen farklı bir görev açılmıştır. görev içinde görev gibi bir durum söz konusudur. girip girmeme konusunda oylama yaparlar ve oylama sonucunu bizim ana karakterin oyu belirleyecektir. sebebi ise en güçsüz olduğu için oyu en sorulan olmasıdır. iki tarafında oyu eşittir ve bizim değersiz görülen avcımızın oyu artık çok değerlidir. annesi hastanede olduğu için para lazım diye düşünür ve girelim der. sonra ikinci görev için yeni zindana girerler.
bu arada "ikiz in" denilen zindan aşırı derecede tehlikeli bir zindandır.


zindan da onları şöyle bir manzara beklemektedir. sonrası için lütfen serisini okuyun.



eklemek istediğim bir kaç şey var. öncelikle kimsenin öznel yargılarına güvenerek bir şeye karar vermeyin. bir iki bölüm okuyup ya da izleyip kendiniz karar verin. bu yazıyı yazmam için istemeden de olsa teşvik veren gandalfgillerden mahlaslı yazarımıza ayrıca teşekkür etmek isterim. birinci sezonun ardından okumaya ara vermiştim. kendisi ikinci sezona başlamam gerektiğini söyledikten sonra beklettiğim tüm bölümleri okudum ve keşke bekletmeseydim dedim. çizimler olsun, hikaye olsun ilk sezondan 2 kat daha iyiydi. kısaca ilk 110 bölüm sonrası bana yeter biraz bekleyeyim derseniz benim gibi çok güzel şeyler bekletiyorsunuz diyebilirim. bekletmeyin.
bazı kısa notlar vereceğim spoiler içermeden.
-evet, her ülkede avcı ve geçitler var
-her avcı bir loncaya üye ,tek başına geçitlere giremiyorlar çünkü tehlikeli
-loncalar arası çatışmalar mevcut
-avcı seviyeleri en güçlüden en güçsüze; “s-seviye,a-seviye,b-seviye,c-seviye,d-seviye,e-seviye”
-avcıların farklı klasmanları mevcut “ fighter,healer,mage,assassin,tank,ranger”
-karakterleri tanıtmıyorum çünkü okumanız gerekiyor yoksa spoiler vermiş olacağım.
aslında anlatılması gereken çok şey var fakat şu ana kadar anlattıklarım ilginizi çektiyse okursunuz diye anlatmıyorum. okumak istemiyorsanız zaten yeteri kadarını anlattığımı düşünüyorum.
animesinin aslında bu yılın sonuna doğru hazırlanıp yayınlanması planlanıyordu fakat pandemi nedeniyle erteleme kararı aldılar. şu an için yayınlanma tarihi 2022 sonbahar veya 2023 ilk bahar olarak bilinmektedir. ayrıca fanlar daha erken yayınlanması için şu şekilde bir imza kampanyası başlattı.katılmak isterseniz linki bırakıyorum.
imza kampanyası linki:www.change.org/p/netflix-so...
manhwa okumak için link : mangadenizi.com/manga/solo-...
novel okumak için linkler: kisslightnovels.info/novel/...
www.epiknovel.com/seri/solo...
kaynaklar
myanimelist.net/manga/12149...
mangadenizi.com/manga/solo-...
kisslightnovels.info/novel/...
solo-leveling.fandom.com/wi...
kısa özet isterseniz görsel ile açıklayayım. resimdeki karakterimizin sol taraftaki halinden sağ taraftaki haline geçişi diyebiliriz.

uzun özet isterseniz mangadenizi adlı site myanimelist adlı siteden çevirisini yapmış.
“on yıl önce gerçek dünyayı canavarların dünyasına bağlayan "geçit" açıldıktan sonra, insanlar canavarları avlamaya başladılar. canavarları avlayan insanlara "avcı" dendi. ancak tüm avcılar güçlü değildi. e-seviye bir avcı olan sung jin-woo, en düşük seviyeli zindanlarda hayatını riske atarak geçimini sağlamaya çalışıyor. "dünyanın en güçsüz avcısı" olarak görülen sung jin-woo, d-seviye bir zindanın içinde en zorlu seviyeye sahip gizli bir zindana rastladıktan sonra tuhaf bir güç elde etti. bu güç, sadece kendisinin görebildiği bir görev ekranı ve onun sayesinde seviye atlayabiliyor. en güçsüz avcıdan s-seviye bir avcıya evrilme!”

anlatılacak çok şey var fakat çok derine girmeden özet kısmında geçen olayı anlatacağım.
sung jin-woo isimli ana karakterimiz e- seviye bir avcıdır. hasta annesinin bakım masraflarını karşılamak ve okuluna devam eden kız kardeşine bakmak zorundadır. babası ortadan kaybolan eski bir avcıdır.ana karakterimizin diğer tüm işlere yeteneği olmadığı için avcılık yapması gerekmektedir. oluşan geçitlere girebilmek için kore avcı birliğinin bir kuralı vardır.geçite girecek grupta birliğin belirlediği sayıda ve seviyede avcılar olması gerekmektedir.günlerden bir gün yine zindana girmek üzere ekip ile toplanırlar. bizim ana karakter de bu sayıyı tamamlamak üzere çağırılan biridir ve bu kural için gerekli koşullar sağlandıktan sonra zindana girerler.


zindana girdikten sonra etrafı güzelce temizlerler. fakat geçit kapıları dönüş için açılmaz. “ikiz in” denilen farklı bir görev açılmıştır. görev içinde görev gibi bir durum söz konusudur. girip girmeme konusunda oylama yaparlar ve oylama sonucunu bizim ana karakterin oyu belirleyecektir. sebebi ise en güçsüz olduğu için oyu en sorulan olmasıdır. iki tarafında oyu eşittir ve bizim değersiz görülen avcımızın oyu artık çok değerlidir. annesi hastanede olduğu için para lazım diye düşünür ve girelim der. sonra ikinci görev için yeni zindana girerler.
bu arada "ikiz in" denilen zindan aşırı derecede tehlikeli bir zindandır.


zindan da onları şöyle bir manzara beklemektedir. sonrası için lütfen serisini okuyun.



eklemek istediğim bir kaç şey var. öncelikle kimsenin öznel yargılarına güvenerek bir şeye karar vermeyin. bir iki bölüm okuyup ya da izleyip kendiniz karar verin. bu yazıyı yazmam için istemeden de olsa teşvik veren gandalfgillerden mahlaslı yazarımıza ayrıca teşekkür etmek isterim. birinci sezonun ardından okumaya ara vermiştim. kendisi ikinci sezona başlamam gerektiğini söyledikten sonra beklettiğim tüm bölümleri okudum ve keşke bekletmeseydim dedim. çizimler olsun, hikaye olsun ilk sezondan 2 kat daha iyiydi. kısaca ilk 110 bölüm sonrası bana yeter biraz bekleyeyim derseniz benim gibi çok güzel şeyler bekletiyorsunuz diyebilirim. bekletmeyin.
bazı kısa notlar vereceğim spoiler içermeden.
-evet, her ülkede avcı ve geçitler var
-her avcı bir loncaya üye ,tek başına geçitlere giremiyorlar çünkü tehlikeli
-loncalar arası çatışmalar mevcut
-avcı seviyeleri en güçlüden en güçsüze; “s-seviye,a-seviye,b-seviye,c-seviye,d-seviye,e-seviye”
-avcıların farklı klasmanları mevcut “ fighter,healer,mage,assassin,tank,ranger”
-karakterleri tanıtmıyorum çünkü okumanız gerekiyor yoksa spoiler vermiş olacağım.
aslında anlatılması gereken çok şey var fakat şu ana kadar anlattıklarım ilginizi çektiyse okursunuz diye anlatmıyorum. okumak istemiyorsanız zaten yeteri kadarını anlattığımı düşünüyorum.
animesinin aslında bu yılın sonuna doğru hazırlanıp yayınlanması planlanıyordu fakat pandemi nedeniyle erteleme kararı aldılar. şu an için yayınlanma tarihi 2022 sonbahar veya 2023 ilk bahar olarak bilinmektedir. ayrıca fanlar daha erken yayınlanması için şu şekilde bir imza kampanyası başlattı.katılmak isterseniz linki bırakıyorum.
imza kampanyası linki:www.change.org/p/netflix-so...
manhwa okumak için link : mangadenizi.com/manga/solo-...
novel okumak için linkler: kisslightnovels.info/novel/...
www.epiknovel.com/seri/solo...
kaynaklar
myanimelist.net/manga/12149...
mangadenizi.com/manga/solo-...
kisslightnovels.info/novel/...
solo-leveling.fandom.com/wi...
devamını gör...
normal sözlük'e damgasını vuran yazarlar
sözlüğün düz yazarları olarak üzülüyoruz bu tarz başlıklar görünce. yapmayın lütfen.
geceleri yorgan altında sessizce ağlıyoruz sonra.*
geceleri yorgan altında sessizce ağlıyoruz sonra.*
devamını gör...
diyanet'in baldız fetvası
din işleri yüksek kurulu, “fetvalar” kitabında, “baldızıyla zina eden kişinin hanımı boş olur mu” sorusuna “zina büyük günahlardan olmakla beraber eşlerden birinin zina etmesi, nikâhlarına zarar vermez” yanıtı verildi.
871. fetvada, “baldızla zina yapmanın nikâhı düşürmeyeceği” belirtildi.
buradan
kuran kurslarında küçük çocukların ırzına geçmekte beis görmeyen zihniyetler, baldızın ırzına geçmeyi elbette sorgulamazlar.
din, dinimiz, canım müslümanlık
devamını gör...
iyi geceler tatlı prens
bir pierre charras romanıdır.
biz dünyaya gelmeden önce, yarattıklarına kayıtsız bir yazarın kaleminden dökülmüş bir kahraman bekler bizi. biz varolmaya başlayınca onun da dünyadaki görevi başlamış olur. yol göstermek görevlerinden biridir elbette, ama daha çok, korumak bizi. acz içinde korkulacak kadar büyük bu gezegene gözyaşları ve mutluluk nidaları arasında geldiğimizde bizim için orda bekleyen bu gönüllü muhafız, yardıma hazırdır.
biz doğmadan önce zorunlu olarak tayin edildiği kahramanlık görevi zaman geçtikçe gönüllü hale dönüşür. önce o dev bir adamdır önümüz sıra yürüyen, sonra yanımızda yürüyen bir dev olur. ve zamanla, nankörlük sözcüğünün sözlük anlamını öğrenmeye başladıkça önde giden biz oluruz ve o dev adamın gitgide küçüldüğü yanılsamasına kapılırız. uzun süreli bu yanılsama yerin hayalkırıklıklarına bıraktığında, bir pişmanlık dalgası çarpar bedenimize ki iş işten geçmiş olur çoğu zaman. kim ne derse desin, kahramanlarımız babalarımızdır. onlara en çok kızdığımız anlar, yanımızda olmalarını en çok istediğimiz anlardı, en çok; onları ne kadar sevdiğimizi söyleyemediğimiz zamanlar bizi sevmediklerini düşünürüz, onlardan nefret etmeye başladığımızda artık onların aynısı olmuşuzdur bile, ki bu nefret tiyatrosu sahtelikten başka bir şey değildir.
pierre charras, on dokuz saniye‘den sonra bu sefer bir başka kitabıyla odama konuk oldu. onun hakkında uzun bir yazı yazmak isterdim ama kısa romanlar yazan bu yazara haksızlık etmiş olmak istemem asla. bu romanda pierre charras bir baba-oğul öyküsü anlatıyor bize. tanrıyla arası ikizinin ölümünden sonra açılan bir baba ile ona olan sevgisini bir türlü ifade edememiş bir oğulun çekişmeleri. babanın ölümünün ardından oğulun onun izini sürüp, anılar ve tahminler eşiliğinde babasıyla konuşmaları. annesinin babasına olan büyük aşkı ve 17 senelik beyhude bekleyişi. babanı oğlunda gördükleri ve oğulun zamanında anlayamadıkları.
romanı okurken içinizi garip bir korku kaplayacak. bir kaybetme korkusu, zaten kaybetmiş olanlarda ince bir sızı. romanı okuyunca babanız yakınınızda ise ona sarılın ve hiçbir şey söylemeyin, uzaktaysa bir telefonla ona, onu sevdiğinizi söyleyin, bir yerlerde sizi bekliyorsa, pencereyi açın ve ona “iyi geceler” dileyin.pierre charras’ın diğer romanında yaptığı gibi bir sürprizle bizi roman sonuna doğru yolculayışı kendisine olan hayranlığı artıracak cinsten. charras romana diderot’dan bir alıntı ile başlamış ben de yazımı bu alıntıyla bitirmek isterim:
“görmeden yazıyorum…bütün boşlukları sizi seviyorum ile doldurun.” iyi geceler sevgili babacığım…”
biz dünyaya gelmeden önce, yarattıklarına kayıtsız bir yazarın kaleminden dökülmüş bir kahraman bekler bizi. biz varolmaya başlayınca onun da dünyadaki görevi başlamış olur. yol göstermek görevlerinden biridir elbette, ama daha çok, korumak bizi. acz içinde korkulacak kadar büyük bu gezegene gözyaşları ve mutluluk nidaları arasında geldiğimizde bizim için orda bekleyen bu gönüllü muhafız, yardıma hazırdır.
biz doğmadan önce zorunlu olarak tayin edildiği kahramanlık görevi zaman geçtikçe gönüllü hale dönüşür. önce o dev bir adamdır önümüz sıra yürüyen, sonra yanımızda yürüyen bir dev olur. ve zamanla, nankörlük sözcüğünün sözlük anlamını öğrenmeye başladıkça önde giden biz oluruz ve o dev adamın gitgide küçüldüğü yanılsamasına kapılırız. uzun süreli bu yanılsama yerin hayalkırıklıklarına bıraktığında, bir pişmanlık dalgası çarpar bedenimize ki iş işten geçmiş olur çoğu zaman. kim ne derse desin, kahramanlarımız babalarımızdır. onlara en çok kızdığımız anlar, yanımızda olmalarını en çok istediğimiz anlardı, en çok; onları ne kadar sevdiğimizi söyleyemediğimiz zamanlar bizi sevmediklerini düşünürüz, onlardan nefret etmeye başladığımızda artık onların aynısı olmuşuzdur bile, ki bu nefret tiyatrosu sahtelikten başka bir şey değildir.
pierre charras, on dokuz saniye‘den sonra bu sefer bir başka kitabıyla odama konuk oldu. onun hakkında uzun bir yazı yazmak isterdim ama kısa romanlar yazan bu yazara haksızlık etmiş olmak istemem asla. bu romanda pierre charras bir baba-oğul öyküsü anlatıyor bize. tanrıyla arası ikizinin ölümünden sonra açılan bir baba ile ona olan sevgisini bir türlü ifade edememiş bir oğulun çekişmeleri. babanın ölümünün ardından oğulun onun izini sürüp, anılar ve tahminler eşiliğinde babasıyla konuşmaları. annesinin babasına olan büyük aşkı ve 17 senelik beyhude bekleyişi. babanı oğlunda gördükleri ve oğulun zamanında anlayamadıkları.
romanı okurken içinizi garip bir korku kaplayacak. bir kaybetme korkusu, zaten kaybetmiş olanlarda ince bir sızı. romanı okuyunca babanız yakınınızda ise ona sarılın ve hiçbir şey söylemeyin, uzaktaysa bir telefonla ona, onu sevdiğinizi söyleyin, bir yerlerde sizi bekliyorsa, pencereyi açın ve ona “iyi geceler” dileyin.pierre charras’ın diğer romanında yaptığı gibi bir sürprizle bizi roman sonuna doğru yolculayışı kendisine olan hayranlığı artıracak cinsten. charras romana diderot’dan bir alıntı ile başlamış ben de yazımı bu alıntıyla bitirmek isterim:
“görmeden yazıyorum…bütün boşlukları sizi seviyorum ile doldurun.” iyi geceler sevgili babacığım…”
devamını gör...
aşk
"aşk eski bir yalan, adem ve havvadan kalan" demiş eskiler, ne kadar doğru. şu an dünyada milyonlarca aşık* var ama yarısı* birbirini gerçekten seviyor ya da birbirine yeterince değer veriyor. her şeyi olduğu gibi bunu da tükettik, değersizleştirdik.
devamını gör...
sevgilinin ayrılalım diyememesi
alacağı bedduadan, duyacağı kötü sözden tırsan sevgili davranışı. ayrılmayı aklına koymuştur ama cesaret edemez. ilişkiyi bitirecek kelimeler boğazına takılmıştır. bir türlü dile getiremiyordur. lafı ağzında geveliyordur. kendince bahaneleri ; sen daha iyilerine layıksın, sana zaman ayıramıyorum, eski heyecanımız yok ...
bunları ifade etmek yerine kendinden soğutmayı dener. eskisi gibi telefonda yazmaz, aramaz, sosyal medyada göze sokacak ilişki için kusurlu hareketleri yapar. sizin bitirmenizi ister. korkaktır. seni istemiyorum diyemez.
bunları ifade etmek yerine kendinden soğutmayı dener. eskisi gibi telefonda yazmaz, aramaz, sosyal medyada göze sokacak ilişki için kusurlu hareketleri yapar. sizin bitirmenizi ister. korkaktır. seni istemiyorum diyemez.
devamını gör...
porno
zihin kirletici sektör. uzun süre izledikten sonra sosyal hayatta kendinizi bile rahatsız edecek bilinçaltınıza yerleşen iğrenç çağrışımlar yapacaktır. uzak durulmalıdır.
ek:
evrim ağacının hakkında şu makaleyi paylaştığı konudur
ek:
evrim ağacının hakkında şu makaleyi paylaştığı konudur
devamını gör...
kitap okuyamamak
sanki kafamızın içinde biri var, 'kitap okuman lazım' diyor.
ya içimden gelmiyorsa?
bu bir görev mi?
yahu kitap, görev olsun diye okunur mu?
içinden gelir, bakayım ne yazmış şurda dersin ve okursun.
birileri sürekli ne yapmamız gerektiğini söylüyor.
problem de burada zaten.
eylem yok, ama emir var.
kitap oku!
t: kitap okumamaktır o.*
ya içimden gelmiyorsa?
bu bir görev mi?
yahu kitap, görev olsun diye okunur mu?
içinden gelir, bakayım ne yazmış şurda dersin ve okursun.
birileri sürekli ne yapmamız gerektiğini söylüyor.
problem de burada zaten.
eylem yok, ama emir var.
kitap oku!
t: kitap okumamaktır o.*
devamını gör...
değnekçi
istanbul'da ismine sık rastladığımız bir kelime. gerçek anlamından sıyrılarak yankesici veya kapkaççı kelimeleriyle benzer hale geldi.
çünkü, kanuna aykırı şekilde vatandaşın hakkı olan alanları gasp eden bu şahıslar, buralara park eden araç sürücülerinden haksız ve usulsüz şekilde para topluyorlar. tamamen kanunlara aykırı ve cebire giren bir suçtur.
çünkü, kanuna aykırı şekilde vatandaşın hakkı olan alanları gasp eden bu şahıslar, buralara park eden araç sürücülerinden haksız ve usulsüz şekilde para topluyorlar. tamamen kanunlara aykırı ve cebire giren bir suçtur.
devamını gör...
yazarların yakın gelecekteki hayali
bir an önce ölmek.
devamını gör...
tabula rasa
epistemoloji yani bilgi felsefesi konusunda ismi john locke ve david hume ile birlikte anılan kavram.
"insan zihni doğuştan boş bir levha gibidir; zihinde bulunan her şeyin, tüm izlenim, kavram ve düşüncelerin temelinde dış dünyanın beş duyu yoluyla algılanması vardır." diye söyler tabula rasa. doğuştan bilgi getirilmediğini savunur. doğru bilgi kaynağı deney ve gözlemdir diyerek tecrübeyi aklın önüne koyar. böylece rasyonalizmin karşısında yer alır.
ancak yapılan birçok araştırma bu tezin yanlış olduğunu kanıtlamıştır. insan zihni doğuştan boş bir levha değil, birçok konuya meyilli olarak meydana gelir. yapılan araştırmalar insanların doğuştan ben merkezci, ırkçı ve teizme meyilli, olduğunu göstermiştir. ayrıca evrimsel süreç ile kazanılan yetiler, güdüler, dürtüler vs. de bu teze ters düşer
"insan zihni doğuştan boş bir levha gibidir; zihinde bulunan her şeyin, tüm izlenim, kavram ve düşüncelerin temelinde dış dünyanın beş duyu yoluyla algılanması vardır." diye söyler tabula rasa. doğuştan bilgi getirilmediğini savunur. doğru bilgi kaynağı deney ve gözlemdir diyerek tecrübeyi aklın önüne koyar. böylece rasyonalizmin karşısında yer alır.
ancak yapılan birçok araştırma bu tezin yanlış olduğunu kanıtlamıştır. insan zihni doğuştan boş bir levha değil, birçok konuya meyilli olarak meydana gelir. yapılan araştırmalar insanların doğuştan ben merkezci, ırkçı ve teizme meyilli, olduğunu göstermiştir. ayrıca evrimsel süreç ile kazanılan yetiler, güdüler, dürtüler vs. de bu teze ters düşer
devamını gör...
japon denince akla gelen ilk şey
japon yapıştırıcısı.
devamını gör...
deniz koydum adını
söz-müziği, metin ve kemal kahraman kardeşlere ait olan tüyleri diken diken eden şarkıdır. aynı isimde bir albümleri bulunur. 68 kuşağını, gencecik ipe götürülen üç fidanı anlatır.
sözleri:
nerde kendini bilmez çocuklar?
bir sabah öylece çekip gittiler
çınladı alkışlar kör sokaklarda
yankısı kime kaldı?
deniz koydum adını
kederi bende kaldı
uzak köyler kurdum birbirine
denizine aldandım
acının surlarında ateşler yaktık
vuruldu şehirler soluksuz kaldık
kendine çekildi bütün zamanlar
gölgeler orda kaldı
deniz koydum adını
kederi bende kaldı
uzak köyler kurdum birbirine
denizine aldandım
çılgın zamanlarda yaşamak bize düştü
ölümün acımasızlığı her zamankinden beter
gidenler, gelenler, düşenler
ah zamanın sonsuzluğunu anlamayanlar
düştük yola, güzel şeyler bulmak umuduyla
ışıklarıyla büyük şehirler yol oldu bize
iz sürdük yalnızlığa
sözleri:
nerde kendini bilmez çocuklar?
bir sabah öylece çekip gittiler
çınladı alkışlar kör sokaklarda
yankısı kime kaldı?
deniz koydum adını
kederi bende kaldı
uzak köyler kurdum birbirine
denizine aldandım
acının surlarında ateşler yaktık
vuruldu şehirler soluksuz kaldık
kendine çekildi bütün zamanlar
gölgeler orda kaldı
deniz koydum adını
kederi bende kaldı
uzak köyler kurdum birbirine
denizine aldandım
çılgın zamanlarda yaşamak bize düştü
ölümün acımasızlığı her zamankinden beter
gidenler, gelenler, düşenler
ah zamanın sonsuzluğunu anlamayanlar
düştük yola, güzel şeyler bulmak umuduyla
ışıklarıyla büyük şehirler yol oldu bize
iz sürdük yalnızlığa
devamını gör...
sözlük kulüpleri
#961379
zamanında şöyle bir başlık açmıştım ama kimse sallamadı. ama sözlük yöneticileri ile bu klüp olayına girilmesi mutluluk verici olmuş.
zamanında şöyle bir başlık açmıştım ama kimse sallamadı. ama sözlük yöneticileri ile bu klüp olayına girilmesi mutluluk verici olmuş.
devamını gör...
hayatı güzelleştiren ufak detaylar
sabah uyandığında kulağa gelen kuş cıvıltısı.
devamını gör...
kampüsü güzel olan üniversiteler
ege üniversitesi.
devamını gör...

