dünyanın en kısa fıkrası
nihat doğan.
devamını gör...
gay - lussac yasası
miktarı ve hacmi sabit olan bir gazın, sıcaklığının artırılması ile basıncının da artacağını söyleyen kimya yasası.
devamını gör...
bildirim gelince sevinen yazar
o kadar mutlu oluyorum ki oamxoancoanfown
devamını gör...
keşke ben yazsaydım denilen kitap
kapıların dışında -wolfgang borchert
devamını gör...
21. yüzyılda gerçek aşkı aramak
"beğendiniz bedenlere hayalinizdeki ruhları koyup adına aşk diyorsunuz."
devamını gör...
bir yazar sizi takip etmeye başladı
en yakın tarihli olarak bugün aldığım bildirimdir. yazdıklarının okunup geri dönüt verilmiş olması gerçekten çok mutlu ediyor insanı, birde kim olduğunu bilebilsem... bu bildirim düştüğü an bir şeyler yazasım geliyor, birileri yazdıklarımı beğenip okumak istiyorsa hemen yazmalıyım moduna giriyorum. çok hoşuma gidiyor.
not: teşekkür ederim*.
not: teşekkür ederim*.
devamını gör...
tarihi şahsiyetler yazar olsa açacağı başlıklar
neron - roma'yı yaktığım gerçeği
devamını gör...
umuda yolculuk
orijinal adı reise der hoffnung* olan isviçre-türkiye-ingiltere ortak yapımı, başrollerini nur sürer ve necmettin çobanoğlu'nun paylaştığı bir göç filmi. '90 yapımı. film en iyi yabancı dilde film dalında yayımlandığı yıl oscar ödülünü isviçre'ye kazandırdı. dili türkçe olan filmin siyad ödülü de var.
az önce nur sürer başlığını açarken aklıma geldi, baktım. youtube'dan bile izlenebilen film neden türkiye'de bu kadar az biliniyor anlamak çok güç. buradan
az önce nur sürer başlığını açarken aklıma geldi, baktım. youtube'dan bile izlenebilen film neden türkiye'de bu kadar az biliniyor anlamak çok güç. buradan
devamını gör...
dopamin detoksu
dopamin orucu da denir geleneksel tabirle.
--hamişimsi: yazdığım bu yazı, profilimi daha önce ziyaret etmeyen bazı kimselerce başka bir yerden copy-paste olarak anlaşılmıştır. lakin bu hiç de doğru değildir. detoksu yapmayı düşündüğüm sırada birçok yerden okumalar, izlemeler yapmaya çalıştım. o yüzden beyhan budak'tan kopyala yapıştır yapmışsın, hiç kendine ait bir düşünceye sahip değilsin gibi sözler sarf eden kimseleri ciddiye alamıyorum. aynı şekilde falanca kişiden, siteden almışsın diyenleri de... spesifik olarak kaynak vermeyi gerekli görmedim çünkü dediğim üzere birçok kaynaktan yararlandım. elbette bu kaynak vermemenin gerekçesi olamaz. fakat kaynak vermeye de gerek bulmuyorum. burada bu detoksu kendimin bulduğunu iddia etmiyorum, zaten bu bellidir ve pratikte de imkansızdır. illaki internetten yararlanacağım, detoks hakkında kitabım da yok. bu bağlamda beyhan budak'ın videosundan da büyük ölçüde yararlandığımı açık yüreklilikle söyleyebilirim. ayrıca sözlüklerde bunun olağan karşılanması gerektiğini düşünüyorum.
önyargı böyle bir şey. ve çoğunlukla -sözüm meclisten dışarı- gösteriş merakı içerisinde, insanlara sitem etmeyi marifet bilir bu insanlar. günlük hayatta karşılaşırız zaten böyleleriyle. nitekim bu tarz insanlar; hakkında bir şey söylemeye niyetlendiği kişi hakkında "hiçbir şey bilmeden" atıp tutmayı marifet bilirler. "sahne insanları" derler, lakin kendilerinin sahnede olduklarının da farkında değildirler. ya da farkındalardır ama umursamayacak kadar basittirler. veyahut farkında olma potansiyelini içinde taşımaz. farkındalık sahibi bir insan değildir çünkü.
öbür yandan böyle insanların sitem etmesine hak verilebilir de. herkese hakkını verelim: usulsüz alıntı sorunu bu denli fazlayken, hele de akademisyenler arasında, haklı-haksız sitemler arada patlayıveriyor olabilir. doğaldır diyorum. doğal olmayansa dediğim gibi önyargı ve gösteriş, bir şey söylemek ihtiyacı. belki de hayatları boyunca bir şey söyleyemedikleri için böylelerdir. işin psikolojik yanına girmeyelim. diğer bir komik olan şey önyargıyla yaklaşan insanlara da bu denli bir sitemde bulunur böyle insanlar. ne kadar çelişik değil mi?--
bugün denediğim lüzumlu şeydir kendisi. ne olduğundan kısaca, ama bilimsel olmayan bir şekilde, bahsetmeme izin verin.
vücut ne kadar fazla dopamin alırsa, yani fazla dopamine maruz kalırsa, dopamin üretimi azalıyormuş. ve reseptörlerin dopamin alma kapasitesi sınırlanıyormuş. ve bu durum sürekli gerçekleşince "dopamin koşullanması" adı verilen meret ortaya çıkıyormuş. bu da kişinin dikkatinin çok dağınık olmasına ve odaklanamamasına sebep oluyor. çünkü vücut hemen ödüllendirilmek ister. biz ise birazdan aşağıda sayacağım stufflar ile bu ödüllendirmeyi hızlıca sağlıyoruz. o yüzden de emek gerektiren şeyleri yapamıyoruz.
ki gözlemlerime göre bende bu meret çoktandır vardı...
en basitinden kitap okumak istediğimde (doktrinsel kaynakları okumayı saymıyorum bile) vücudum o kadar sıkılıyordu ki kendime hayret ediyordum. ayaklarım titriyor, sinirden kasılıyorum. rahatlamam gerek benim baylar! e o zaman napmalıyım diye düşündüm. hem de epey düşündüm. ve çareyi dopamin detoksunda buldum.
beni bu rehavet haline ne getirmiş olabilirdi? pandemi elbette bir etken ama, diğer koşulları da göz önünde bulunduralım bir. öncelikle bedensel zevkleri saymama gerek yoktur herhalde, bunun haricinde sigara kullanmıyorum zaten. e uyuşturucu, alkol desen o da yok şimdiki süreçte.(pandemi yokken de uyuşturucu yoktu canım. biraz dengesiz yazdığımın farkındayım ama.) bilgisayar oyunları var. kadınlar var. youtube var. müzik var! evet, evet bunların hepsi yasaklandı bana. tam 24 saat! dile kolay... bir de yapmaya çalışın.
yapılmaması gereken şunlardan;
-sosyal medyadan, telefondan, oyunlardan, bilgisayardan,
-abur cubur yemekten, bol tuzlu, tatlı, kalorili yiyeceklerden, bol etli yiyeceklerden,
-online yemek siparişlerinden,
-sevdiğin müziklerden(ben sevmediğimi bile dinlemedim ama anlatacağım yeri gelince),
-erotik uyaranlardan, mastürbasyondan, pornografik filmden,
-pc'de surfing yapmaktan, videolar izlemekten,
-sigara ve alkolden(e doğal olarak esrar da alamayız),
-arkadaşlarla eğlenceli ortamlarda gezmekten, kafelerden, geyik muhabbetin döndüğü her yerden, grupla sosyal etkinliklerden,
-kafa sözlükten, *
uzak duruyoruz.
yapılabilecek şeyler ise (simple),
-yürümek,
-oturup düşünmek,
-evin içinde her türlü duvarla bakışma, gözlem, balkondan uzaklara bakma, derin derin iç çekme,
-ibadet yapmak,
-meditasyon, yoga,
-yazı yazmak, kitap okumak,
-resim çizmek, kendi resmini çizdirmek,
-egzersiz yapmak, havada takla atmak,
olarak sıralanabilir.
gelgelelim ben n'aptım. gece 1.00'da başlattım orucumu. ve tam 24 saat sonra yani 25.11'de saat 1.00'da yine bitirdim. ve söylenen kurallara uydum.
ve fark ettim ki beynim bunlarla uğraşmayınca daha mantıklı çalışıyormuş. yalan söylemeyeceğim, burada dopamin detoksunun sponsorluğunu yapacak halim yok. mantıklı çalışıyordu evet. geçmişte yaşadığım tüm ilişkilerim gözümün önünden film şeridi gibi geçti desem yeridir. geçmişteki bütün sevgililerim, arkadaşlarım, dostlarım, kavgalı olduğum kim varsa işte; hepsi aklıma geldi. işte zaman bol olunca böyle oluyor. güya ben o kapkalın hukuk kitaplarını bitirecektim. gerçi onlarda da epey yol katettim. o yüzden mutluyum. sonracığıma epey okuma kitabı da okudum. ayrıca yürüyüşe çıktım ve sohbet ettim babamla uzun uzun.
epey uzun bi entry oldu farkındayım, sıkmamaya çalışacağım.*
whatsapp'ı, instagram'ı cart curt sessize aldım elbette. silmedim henüz 24 saat olduğu için. ama ileride bunun 1 haftalık versiyonunu yapacağım(aralıkta). o zaman silerim muhakkak. yoksa durur mu insan? insan yoksunluk krizine giriyormuş dedikleri gibi. ne yapıp edip bir şeylerle uğraşmak istiyor insan. ileriki deneyimlerimi de burada paylaşırım. şimdilik bu kadar kesiyorum. biraz özensiz de olmuş olabilir kusura bakmayın lütfen. oradan buradan yaptığım alıntıların hakları saklıdır. kendime mal etmiyorum öğrendiklerimi.
peki, en son detoks bitince n'aptım? kafa sözlük'e girip bunları yazdım işte. *
--hamişimsi: yazdığım bu yazı, profilimi daha önce ziyaret etmeyen bazı kimselerce başka bir yerden copy-paste olarak anlaşılmıştır. lakin bu hiç de doğru değildir. detoksu yapmayı düşündüğüm sırada birçok yerden okumalar, izlemeler yapmaya çalıştım. o yüzden beyhan budak'tan kopyala yapıştır yapmışsın, hiç kendine ait bir düşünceye sahip değilsin gibi sözler sarf eden kimseleri ciddiye alamıyorum. aynı şekilde falanca kişiden, siteden almışsın diyenleri de... spesifik olarak kaynak vermeyi gerekli görmedim çünkü dediğim üzere birçok kaynaktan yararlandım. elbette bu kaynak vermemenin gerekçesi olamaz. fakat kaynak vermeye de gerek bulmuyorum. burada bu detoksu kendimin bulduğunu iddia etmiyorum, zaten bu bellidir ve pratikte de imkansızdır. illaki internetten yararlanacağım, detoks hakkında kitabım da yok. bu bağlamda beyhan budak'ın videosundan da büyük ölçüde yararlandığımı açık yüreklilikle söyleyebilirim. ayrıca sözlüklerde bunun olağan karşılanması gerektiğini düşünüyorum.
önyargı böyle bir şey. ve çoğunlukla -sözüm meclisten dışarı- gösteriş merakı içerisinde, insanlara sitem etmeyi marifet bilir bu insanlar. günlük hayatta karşılaşırız zaten böyleleriyle. nitekim bu tarz insanlar; hakkında bir şey söylemeye niyetlendiği kişi hakkında "hiçbir şey bilmeden" atıp tutmayı marifet bilirler. "sahne insanları" derler, lakin kendilerinin sahnede olduklarının da farkında değildirler. ya da farkındalardır ama umursamayacak kadar basittirler. veyahut farkında olma potansiyelini içinde taşımaz. farkındalık sahibi bir insan değildir çünkü.
öbür yandan böyle insanların sitem etmesine hak verilebilir de. herkese hakkını verelim: usulsüz alıntı sorunu bu denli fazlayken, hele de akademisyenler arasında, haklı-haksız sitemler arada patlayıveriyor olabilir. doğaldır diyorum. doğal olmayansa dediğim gibi önyargı ve gösteriş, bir şey söylemek ihtiyacı. belki de hayatları boyunca bir şey söyleyemedikleri için böylelerdir. işin psikolojik yanına girmeyelim. diğer bir komik olan şey önyargıyla yaklaşan insanlara da bu denli bir sitemde bulunur böyle insanlar. ne kadar çelişik değil mi?--
bugün denediğim lüzumlu şeydir kendisi. ne olduğundan kısaca, ama bilimsel olmayan bir şekilde, bahsetmeme izin verin.
vücut ne kadar fazla dopamin alırsa, yani fazla dopamine maruz kalırsa, dopamin üretimi azalıyormuş. ve reseptörlerin dopamin alma kapasitesi sınırlanıyormuş. ve bu durum sürekli gerçekleşince "dopamin koşullanması" adı verilen meret ortaya çıkıyormuş. bu da kişinin dikkatinin çok dağınık olmasına ve odaklanamamasına sebep oluyor. çünkü vücut hemen ödüllendirilmek ister. biz ise birazdan aşağıda sayacağım stufflar ile bu ödüllendirmeyi hızlıca sağlıyoruz. o yüzden de emek gerektiren şeyleri yapamıyoruz.
ki gözlemlerime göre bende bu meret çoktandır vardı...
en basitinden kitap okumak istediğimde (doktrinsel kaynakları okumayı saymıyorum bile) vücudum o kadar sıkılıyordu ki kendime hayret ediyordum. ayaklarım titriyor, sinirden kasılıyorum. rahatlamam gerek benim baylar! e o zaman napmalıyım diye düşündüm. hem de epey düşündüm. ve çareyi dopamin detoksunda buldum.
beni bu rehavet haline ne getirmiş olabilirdi? pandemi elbette bir etken ama, diğer koşulları da göz önünde bulunduralım bir. öncelikle bedensel zevkleri saymama gerek yoktur herhalde, bunun haricinde sigara kullanmıyorum zaten. e uyuşturucu, alkol desen o da yok şimdiki süreçte.(pandemi yokken de uyuşturucu yoktu canım. biraz dengesiz yazdığımın farkındayım ama.) bilgisayar oyunları var. kadınlar var. youtube var. müzik var! evet, evet bunların hepsi yasaklandı bana. tam 24 saat! dile kolay... bir de yapmaya çalışın.
yapılmaması gereken şunlardan;
-sosyal medyadan, telefondan, oyunlardan, bilgisayardan,
-abur cubur yemekten, bol tuzlu, tatlı, kalorili yiyeceklerden, bol etli yiyeceklerden,
-online yemek siparişlerinden,
-sevdiğin müziklerden(ben sevmediğimi bile dinlemedim ama anlatacağım yeri gelince),
-erotik uyaranlardan, mastürbasyondan, pornografik filmden,
-pc'de surfing yapmaktan, videolar izlemekten,
-sigara ve alkolden(e doğal olarak esrar da alamayız),
-arkadaşlarla eğlenceli ortamlarda gezmekten, kafelerden, geyik muhabbetin döndüğü her yerden, grupla sosyal etkinliklerden,
-kafa sözlükten, *
uzak duruyoruz.
yapılabilecek şeyler ise (simple),
-yürümek,
-oturup düşünmek,
-evin içinde her türlü duvarla bakışma, gözlem, balkondan uzaklara bakma, derin derin iç çekme,
-ibadet yapmak,
-meditasyon, yoga,
-yazı yazmak, kitap okumak,
-resim çizmek, kendi resmini çizdirmek,
-egzersiz yapmak, havada takla atmak,
olarak sıralanabilir.
gelgelelim ben n'aptım. gece 1.00'da başlattım orucumu. ve tam 24 saat sonra yani 25.11'de saat 1.00'da yine bitirdim. ve söylenen kurallara uydum.
ve fark ettim ki beynim bunlarla uğraşmayınca daha mantıklı çalışıyormuş. yalan söylemeyeceğim, burada dopamin detoksunun sponsorluğunu yapacak halim yok. mantıklı çalışıyordu evet. geçmişte yaşadığım tüm ilişkilerim gözümün önünden film şeridi gibi geçti desem yeridir. geçmişteki bütün sevgililerim, arkadaşlarım, dostlarım, kavgalı olduğum kim varsa işte; hepsi aklıma geldi. işte zaman bol olunca böyle oluyor. güya ben o kapkalın hukuk kitaplarını bitirecektim. gerçi onlarda da epey yol katettim. o yüzden mutluyum. sonracığıma epey okuma kitabı da okudum. ayrıca yürüyüşe çıktım ve sohbet ettim babamla uzun uzun.
epey uzun bi entry oldu farkındayım, sıkmamaya çalışacağım.*
whatsapp'ı, instagram'ı cart curt sessize aldım elbette. silmedim henüz 24 saat olduğu için. ama ileride bunun 1 haftalık versiyonunu yapacağım(aralıkta). o zaman silerim muhakkak. yoksa durur mu insan? insan yoksunluk krizine giriyormuş dedikleri gibi. ne yapıp edip bir şeylerle uğraşmak istiyor insan. ileriki deneyimlerimi de burada paylaşırım. şimdilik bu kadar kesiyorum. biraz özensiz de olmuş olabilir kusura bakmayın lütfen. oradan buradan yaptığım alıntıların hakları saklıdır. kendime mal etmiyorum öğrendiklerimi.
peki, en son detoks bitince n'aptım? kafa sözlük'e girip bunları yazdım işte. *
devamını gör...
sözlüğe nesilciliğin gelmesi
oh be, yaşasın sınıf farklılığı. o neydi öyle vıcık cık babam afedersin.
devamını gör...
odin
iskandinav mitolojisi'nin baş tanrısıdır.
devamını gör...
ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler
fransız ihtilalinde giyotinle idam edilen kraliçe marie antoinettehem'in söylediği iddia edilen söz.bu sözü de onun söylediğine dair kanıt yok.ama o dönem ekmek sıkıntısı çekilen fransa'da zenginlerin fakirlerin hayatından bihaber olmasını tasvir eden bir söylenti olmuş.bir de bahsedilen şey pasta değil brioche adlı verilen ve ekmeğe çok benzeyen bir çörek.
devamını gör...
kılıçdaroğlu'nun dokunulmazlık fezlekesinin tbmm'ye sevki
128 milyar dolar nerede gündemini bir türlü değiştiremeyen akp ve iç minnağı mhp'nin son yaratıcılığı.
memleket çığrından zaten çıkmıştı, hızla geri döndürülemez noktaya doğru ilerliyor.
gılışdar ile birlikte dokuz vekilin daha yasama dokunulmazlıklarının kaldırılmasına dair fezlekeler tbmm'ye iletildi, dosyalar anayasa ve adalet komisyonu üyelerinden kurulu karma komisyona havale edildi.
chp'de nerdedeyse ağzını açan herkes için fezleke hazırlamışlar; diğer fezleke sahipleri şöyle:
chp milletvekilleri oğuz kaan salıcı, muharrem erkek, yunus emre, veli ağbaba, fethi açıkel, faik öztrak, tuncay özkan ile hdp'den ayşe acar başaran, kemal bülbül.
kılıçdaroğlu da yiğide savaş bayramdır, hodri meydan diyerek rest çekmiş.
canan kaftancıoğlu'na yapamadıklarını kılıçdaroğlu'na yapmayı başarırlarsa - ki hiç zannetmiyorm, akp'nin bunu istemesi kendi ayağına sıkmak demek olur- bu iş burada biter.
gün içinde erdoğan yargıyı siyasal silaha dönüştürdü yorumları gırla gidiyordu avrupa basınında, herhalde kör parmağım gözüne şeklinde sıvamazlar.
detay.
memleket çığrından zaten çıkmıştı, hızla geri döndürülemez noktaya doğru ilerliyor.
gılışdar ile birlikte dokuz vekilin daha yasama dokunulmazlıklarının kaldırılmasına dair fezlekeler tbmm'ye iletildi, dosyalar anayasa ve adalet komisyonu üyelerinden kurulu karma komisyona havale edildi.
chp'de nerdedeyse ağzını açan herkes için fezleke hazırlamışlar; diğer fezleke sahipleri şöyle:
chp milletvekilleri oğuz kaan salıcı, muharrem erkek, yunus emre, veli ağbaba, fethi açıkel, faik öztrak, tuncay özkan ile hdp'den ayşe acar başaran, kemal bülbül.
kılıçdaroğlu da yiğide savaş bayramdır, hodri meydan diyerek rest çekmiş.
canan kaftancıoğlu'na yapamadıklarını kılıçdaroğlu'na yapmayı başarırlarsa - ki hiç zannetmiyorm, akp'nin bunu istemesi kendi ayağına sıkmak demek olur- bu iş burada biter.
gün içinde erdoğan yargıyı siyasal silaha dönüştürdü yorumları gırla gidiyordu avrupa basınında, herhalde kör parmağım gözüne şeklinde sıvamazlar.
detay.
devamını gör...
dekatriaparaskevifobi
bir batıl inanç sonucu oluşan 13. cuma korkusudur.
öncelikle her yılın en az bir ayının 13`üncü günü cumaya denk geldiğini belirtelim.
peki neden 13 sayısından korkuyorlar ve uğursuz olarak nitelendiriyorlar, bunu ele alalım.
13 sayısının zaten genel olarak uğursuz olduğuna dair bir kanı vardır.
bu konuyla ilgili öne sürülen çok fazla sebep veyahut inanış var.
1. isa'nın son akşam yemeğinde kendisiyle birlikte 13 kişi olması ve bu havarilerden birinin isa'ya ihanet etmesi.
yemeğin hemen ertesinde ilk cuma günü çarmıha gerilmesi.
2. 12 sayısını tamamlanmışlığın bir simgesi olarak görmeleri.
bir yılda 12 ay olması, 12 tane burç olması, 12 olimpos tanrısı olması gibi.
( iyilik tanrısı balder bir yemek veriyor ve 12 tanrıyı davet ediyor, davetsiz olarak gelen yalan ve hile tanrısı loki, iyilik tanrısı balder'i öldürüyor.) onlara göre 12'nin ardından gelen 13 bu bütünlüğü bozuyor.
3. isminde 13 harf bulunanlara şeytan şansının sirayet etmesidir.
jack the ripper karındeşen jack
charles manson manson tarikatının kurucusu olan manson ağustos 1969 yılında 2 gecede 7 kişiyi öldürmüştür.
jeffrey dahmer 17 erkek ve erkek çocuğunu tecavüz, işkence, nekrofili yani ölüsevicilik ve yamyamlık gibi yan suçlarla öldürdü.
albert de salvo boston bölgesinde 13 kadını tecavüz ederek öldürdü.
gibi örnekler çoğaltılabilir.
4. tapınak şövalyelerinin engizisyon mahkemelerinde yargılandıktan sonra 13 ekim 1307 cuma gününde yakılarak öldürülmesi.
5. bir yıl içerisinde ayın 13 kez dolunay olarak görülmesi.
6. ibrani alfabesinin 13. harfi 'mavet' (ölüm) kelimesinin baş harfi "m" olması ve 13. tarot kartının ölüm kartı olması.
7. edinilen istatistiklere göre çoğu ülkede o gün trafik kazalarının, hırsızlıkların, cinayet ve suç teşkil eden olayların büyük ölçüde artması.
- bu korku sebebiyle bazı ülkeler otellerde, dairelerde, asansörlerde, caddelerde, binalarda 13 numara kullanmıyor. bunun yerine 12, 12a şeklinde numaralandırma yapılıyor. 13. cuma günü işe gitmiyorlar, restoranlarda yemek yemiyorlar, o gün evlenmiyorlar, denize açılmıyorlar, o gün saçını kesen birinin ailesinden birinin öleceğine inanıyorlar. kısaca özetlemek gerekirse ayın 13'üne gelen cuma günlerinde yaşam onlar için duruyor ve hiç bir önemli karar o gün alınmıyor.
öncelikle her yılın en az bir ayının 13`üncü günü cumaya denk geldiğini belirtelim.
peki neden 13 sayısından korkuyorlar ve uğursuz olarak nitelendiriyorlar, bunu ele alalım.
13 sayısının zaten genel olarak uğursuz olduğuna dair bir kanı vardır.
bu konuyla ilgili öne sürülen çok fazla sebep veyahut inanış var.
1. isa'nın son akşam yemeğinde kendisiyle birlikte 13 kişi olması ve bu havarilerden birinin isa'ya ihanet etmesi.
yemeğin hemen ertesinde ilk cuma günü çarmıha gerilmesi.
2. 12 sayısını tamamlanmışlığın bir simgesi olarak görmeleri.
bir yılda 12 ay olması, 12 tane burç olması, 12 olimpos tanrısı olması gibi.
( iyilik tanrısı balder bir yemek veriyor ve 12 tanrıyı davet ediyor, davetsiz olarak gelen yalan ve hile tanrısı loki, iyilik tanrısı balder'i öldürüyor.) onlara göre 12'nin ardından gelen 13 bu bütünlüğü bozuyor.
3. isminde 13 harf bulunanlara şeytan şansının sirayet etmesidir.
jack the ripper karındeşen jack
charles manson manson tarikatının kurucusu olan manson ağustos 1969 yılında 2 gecede 7 kişiyi öldürmüştür.
jeffrey dahmer 17 erkek ve erkek çocuğunu tecavüz, işkence, nekrofili yani ölüsevicilik ve yamyamlık gibi yan suçlarla öldürdü.
albert de salvo boston bölgesinde 13 kadını tecavüz ederek öldürdü.
gibi örnekler çoğaltılabilir.
4. tapınak şövalyelerinin engizisyon mahkemelerinde yargılandıktan sonra 13 ekim 1307 cuma gününde yakılarak öldürülmesi.
5. bir yıl içerisinde ayın 13 kez dolunay olarak görülmesi.
6. ibrani alfabesinin 13. harfi 'mavet' (ölüm) kelimesinin baş harfi "m" olması ve 13. tarot kartının ölüm kartı olması.
7. edinilen istatistiklere göre çoğu ülkede o gün trafik kazalarının, hırsızlıkların, cinayet ve suç teşkil eden olayların büyük ölçüde artması.
- bu korku sebebiyle bazı ülkeler otellerde, dairelerde, asansörlerde, caddelerde, binalarda 13 numara kullanmıyor. bunun yerine 12, 12a şeklinde numaralandırma yapılıyor. 13. cuma günü işe gitmiyorlar, restoranlarda yemek yemiyorlar, o gün evlenmiyorlar, denize açılmıyorlar, o gün saçını kesen birinin ailesinden birinin öleceğine inanıyorlar. kısaca özetlemek gerekirse ayın 13'üne gelen cuma günlerinde yaşam onlar için duruyor ve hiç bir önemli karar o gün alınmıyor.
devamını gör...
x mahlaslı yazar sizi gözledi bildirimi
creepy bir bildirim değil mi ya bu. böyle bişey yazınca x yazar kafasını camına dayayıp beni izlemiş gibi hissederim.
devamını gör...
the office
daha evvel bir kaç bbc dizisi izlemeye çalıştım. adamların konuşmasından bir şey anlamıyorum. türkçe altyazı ile de izleyemiyorum zira yerel söyleyişleri çevirmiyor çünkü bilmiyor. ingilizce altyazı ile izlemeye çalışıyorum ama orada bulunan deyimi artınca çıkmıyor. bir örnekle açıklayayım. klişe olacak ama herkes yani aşağı yukarı herkes bunu bilir diye bu örneği veriyorum. ingilizcede it is raining like cats and dogs diye bir deyim var.
bunu aratamıyorum çünkü kedi çıkıyor köpek çıkıyor ama adam adamın bu deyimle anlatmak istediği şeye ulaşamıyorum. sağanak yağış demiyor da damlarda yatan sokak hayvanlarının sığınacak bir yer bulmak için kendini hızla damdan aşağı atması yani gökten kedi köpek yağması anlamını bilmiyorum ben çünkü ingiliz değilim ingilterede yaşamadım o yağmuru yemedim. ingiltereye en yakın rize var bizde ama orada bu durum olsa bu kedi köpek yağıyor kelimesi ile ilgili bir deyim yoktur.
neyse çok uzattım. bunun ingiliz versiyonu olan original halini izlemek istedim ama bu nedenlerle izleyemedim. herkeste amerikan versiyonunu değil ingiliz olanı izle dedi öyle kaldı.
şimdi 9 sezonu temin ettim ama bakalım ne zaman izlerim bilmiyorum çünkü sırada başka diziler mesela çok merak ettiğim breaking bad var.
bunu aratamıyorum çünkü kedi çıkıyor köpek çıkıyor ama adam adamın bu deyimle anlatmak istediği şeye ulaşamıyorum. sağanak yağış demiyor da damlarda yatan sokak hayvanlarının sığınacak bir yer bulmak için kendini hızla damdan aşağı atması yani gökten kedi köpek yağması anlamını bilmiyorum ben çünkü ingiliz değilim ingilterede yaşamadım o yağmuru yemedim. ingiltereye en yakın rize var bizde ama orada bu durum olsa bu kedi köpek yağıyor kelimesi ile ilgili bir deyim yoktur.
neyse çok uzattım. bunun ingiliz versiyonu olan original halini izlemek istedim ama bu nedenlerle izleyemedim. herkeste amerikan versiyonunu değil ingiliz olanı izle dedi öyle kaldı.
şimdi 9 sezonu temin ettim ama bakalım ne zaman izlerim bilmiyorum çünkü sırada başka diziler mesela çok merak ettiğim breaking bad var.
devamını gör...
memenin paget hastalığı
daha çok yaşlılarda görülen nadir bir durumdur.
duktal karsinoma in-situ hücrelerinin bazal membranı geçmeden meme başına ulaşmasıdır.
meme dokusunda fissürleşme,ülserleşme,hiperemi,ödem vardır.
egzema ile karışır, kaşıntı vardır.
duktal karsinoma in-situ hücrelerinin bazal membranı geçmeden meme başına ulaşmasıdır.
meme dokusunda fissürleşme,ülserleşme,hiperemi,ödem vardır.
egzema ile karışır, kaşıntı vardır.
devamını gör...
clara (yazar)
edebiyatsever olduğu açıkça belli olan, çiçeği burnunda bir yazarımız.
hoş geldiniz, tanımlarınız daim olsun efenim.
hoş geldiniz, tanımlarınız daim olsun efenim.
devamını gör...

