tacize uğramak
anasayfada denk geldim. cevapları okudum. içimdeki o iğrenç acı yine gün yüzüne çıktı. ilk tacize uğradığımda hatta tecavüzün köşesinden döndüğümde daha 14-15 yaşlarındaydım. hemde teyzemin kkocası tarafından. üstelik ramazan ayında. o zamanlar taciz ne tecavüz ne erkeğin organı nedir hiç bilmiyorum ki. o zamanlar şimdiki zamanlar gibi her şey açık seçik değildi. ama bir şeylerin yanlış olduğunu zararlı olduğunu her şey başladığında içime düşen korkuyla anlamıştım. ramazan ayında ve yaz mevsimindeydik. ortaokuldayım. evimiz iki katlı ikinci katı teraslı. orda teyzemle kocası kalıyordu. annem babam ben yaz oldugu için terasta uyuyorduk. teyzemde anneanneme gitmişti bir iki haftalığına. gece annemler sahura kalktılar. ben o gün oruç tutmayacaktım nedendir bilmiyorum. uyuyorum tek. eniştemde de içeride salonda uyuyordu. en azından ben öyle sanıyordum. sonra adım seslerini duyup uyandım ama gözlerimi açmadım. yavaşça bana yaklaşan o nefes sesi. kıyafet hışırtısı. üzerimdeki pijamanın yavaşça indirilişi. organının tenime hafifçe sürtünmesi. her tarafımın titrediğini hatırlıyorum. uyanıp kalkmaya ne yappıyorsun demeye cesaretim yok. sadece kıpırdanmakla yetindim. kıpırdanınca içeri kaçtı gitti. bende bir hışımla aşağı annemgilin yanına indim. ama nasıl ağlıyorum. ne olduğunu ne yapmaya çalıştıgını bilmiyorum ama hissediyorum kötü bir şey yapacaktı bana. babam soruyor kızım noldu diye karnım ağrıyor demekle yetiniyorum. ve o gün susuşumla bu yaşıma kadar susuyorum. yıllar geçti hatırlayınca midem bulanır. işin kötü tarafı ben hala kimseye söyleyemedim ve sürekli görüşüyoruz teyzemlerle. o şerefsizle sürekli yan yanayım. içimi deldi geçti de kimselere diyemedim. şimdi düşünüyorum o gün kıpırdanmasam yaşayacağım şey bütün hayatımı mahvedecekti. susmayın olur mu. ben bir kere sustum ömür boyu diyet ödüyorum siz susmayın.
devamını gör...
bazı insanların atatürk'ü sevmeme sebebi
biz onlara türk demiyoruz genelde. hatta kendileri bile demiyor. "osmanlı torunuyuk" diye dolanıyorlar etrafta.
devamını gör...
uzak mesafe ilişkisi
belirli bir yaştan sonra insanın canını sıkan olay.
ergenlik vs. zamanlarında belki iş görür ama diğer türlüsü hep bir kafada soru işaretleri, ne yapıyor, ne ediyor, kimle vs. diye sordurtur.
malum güven artık günümüzde altın değerinde. kimsenin birbirine güveni kalmamış. ımkansiz yani. bir de mesafe mi? nereye kadar? anca ayrilanana kadar çünkü asıl mesafeler o zaman başlıyor.
uzak mesafe ilişkisi yürümüyor, yürüyemez kafadorlar. değil yürümek emeklemez bile. "güven ve sevgimizin karşısında ilişkimiz de mesafe olması asla sorun değil" demiyorlar mi birde * o zaman bir gülesim geliyor bir yerimle,anladiniz siz.
uzak mesafesi ilişkisinde yapılacaklar:
1) ilişkiye başlamamak.
2) birinci madde.
3) ikinci madde.
ergenlik vs. zamanlarında belki iş görür ama diğer türlüsü hep bir kafada soru işaretleri, ne yapıyor, ne ediyor, kimle vs. diye sordurtur.
malum güven artık günümüzde altın değerinde. kimsenin birbirine güveni kalmamış. ımkansiz yani. bir de mesafe mi? nereye kadar? anca ayrilanana kadar çünkü asıl mesafeler o zaman başlıyor.
uzak mesafe ilişkisi yürümüyor, yürüyemez kafadorlar. değil yürümek emeklemez bile. "güven ve sevgimizin karşısında ilişkimiz de mesafe olması asla sorun değil" demiyorlar mi birde * o zaman bir gülesim geliyor bir yerimle,anladiniz siz.
uzak mesafesi ilişkisinde yapılacaklar:
1) ilişkiye başlamamak.
2) birinci madde.
3) ikinci madde.
devamını gör...
kadınların iphone tercih etmesi
hayatında hiç i phone * kullanmamış bir kadın olarak aşağıdaki ifadeyi bırakmayı kendimde hak gördüğüm başlıktır.
(bkz: ne salak salak başlıklar bunlar ya)
(bkz: ne salak salak başlıklar bunlar ya)
devamını gör...
avrupalı gibi hissettiren hareketler
devamını gör...
ilginç genel kültür bilgileri
askerler kol saatini içeriye bakacak şekilde takarlar. bu şundandır ki hem zaman kontrolü gerektiren durumlarda pozisyonlarını bozmadan saati kolayca kontrol edebilirler hem de ışığın kol saatinden yansıyıp kişinin yerini açığa çıkarması önlenir.
devamını gör...
normal sözlük aşık atışması
hortlatırım başlığı solda
gören illaki yazar, olmaz iflah
durmayan bir trende gidiyoruz
nasıl yapılacak siftah?
gören illaki yazar, olmaz iflah
durmayan bir trende gidiyoruz
nasıl yapılacak siftah?
devamını gör...
küçük kara balık
"insan doğası gereği bilmek ister." yanlış hatırlamıyorsam aristotales'in bir eseri bu cümleleyle başlıyordu. küçük kara balık da bilmek istiyor. doğasına uygun olanı yapmak istiyor. hayatın anlamını öğrenmede buluyor ve bunun macerasız olmayacağını biliyor. bunun aksi anlayış neden sonra oldu bilinmez -belki de yerleşik yaşamın sağladığı rahatlıktandır- insan öğrenmekten korkar oldu. hatta başkalarının da öğrenmesini istemedi. ne olursa olsun gücünü unuttu. tembelleşti. işte küçük kara balık da bunu anlatan en güzel eserlerden ve unutulmaz kahramanlardandır.
bir sabah annesine dünya ne kadar, neresidir? dünyayı merak ediyorum, bana anlatır mısın? gibi sorduğu sorularla onu çok seven annesini bir hayli korkutmuştu. çünkü dünya işte "bu kadar" dı. yaşadıkları yer kadardı. başka dünya aramaya ne gerek vardı. dışarısı tehlikelerle doluydu. en iyisi hep yerinde kalmaktı. ancak tüm bunlar küçük kara balık'ın aklına yatmıyordu. dünya bu kadar küçük olamazdı. keşfedilecek okyanuslar, kurulacak arkadaşlıklar, öğrenilecek şeyler vardı. yaşanacak bir yaşam vardı. burada kalırsa yaşayamayacaktı. o da gitmeye karar verdi. salyangoz dostuyla da konuşurdu bunları. bulundukları bölgedeki yaşlı balıklar sevmezdi onu. aklında kötücül, zararlı düşünceler vardı. genç balıkların aklını çeliyordu. bu zararlıydı. balıklar sadece balıklarla arkadaş olmalıydı. küçük kara balık ise şöyle diyecekti:" bir balığın salyangozla dost olamadığını nereden biliyorsunuz. ben de böyle bir şey hiç duymadım. " sonuç olarak bu tek düze yaşama karşı çıktı, suçlandı ve hatta ortadan kaldırılmak istendi. birkaç balık arkadaşı onu koruyarak ona akıntıya kadar eşlik etti. küçük kara balık serüvenine atıldı. tam bu noktada iki farklı metin arasında bağlantı kurarak puslu kıtalar atlası'ndan bir alıntı yapmak isitiyorum:
uzun ihsan efendi oğluna, "buradan gitmek istediğini biliyorum oğlum" dedi, " kendime hakim olabilseydim belki de seni, çoktan içine girdiğin bu maceraya bırakmazdım. sana olan sevgim biricik oğlumu tehlikeye atmama engel oluyor. ama bilmek ve şahit olmak en büyük mutluluktur. macera ise en büyük ibadettir; çünkü o'nun eserini tanımanın başka bir yolu olduğunu görebilmiş değilim. kendi payıma ben, dünyayı rüyalarımla keşfetmeye çalıştım. bu, yeterince cesur olmadığımın bir göstergesi olabilir. aynı hatayı senin de yapmana yol açmak istemiyorum. sana izin veriyorum, git. git ve benim göremediklerimi gör, benim dokunamadıklarıma dokun, sevemediklerimi sev ve hatta, bu babanın çekmeye cesaret edemediği acıları çek. dünyadan ve onun hiçbir halinden korkma.
iki eserde de aynı düşünce savunulmaktadır. sonuç olarak öğrenmek ve tanıma arzusu şu yaşamı anlamlı kılan yegane unsur olmaktadır. bu yolculukta destekleyici, güven verici tutumlar olduğu sürece mutlu bireyler, mutlu toplumlar olacaktır kanaatindeyim. baskılayıcı tutumlar bir yere kadar sürer ve istenmeyen çıktıları bazen baş edilemez olur. en iyisi keşfetmenin, öğrenmenin önüne geçmeye çalışmamaktır çünkü su akar yolunu bulur ve dirençle akan bir suyun önünde ne durabilir?
bir sabah annesine dünya ne kadar, neresidir? dünyayı merak ediyorum, bana anlatır mısın? gibi sorduğu sorularla onu çok seven annesini bir hayli korkutmuştu. çünkü dünya işte "bu kadar" dı. yaşadıkları yer kadardı. başka dünya aramaya ne gerek vardı. dışarısı tehlikelerle doluydu. en iyisi hep yerinde kalmaktı. ancak tüm bunlar küçük kara balık'ın aklına yatmıyordu. dünya bu kadar küçük olamazdı. keşfedilecek okyanuslar, kurulacak arkadaşlıklar, öğrenilecek şeyler vardı. yaşanacak bir yaşam vardı. burada kalırsa yaşayamayacaktı. o da gitmeye karar verdi. salyangoz dostuyla da konuşurdu bunları. bulundukları bölgedeki yaşlı balıklar sevmezdi onu. aklında kötücül, zararlı düşünceler vardı. genç balıkların aklını çeliyordu. bu zararlıydı. balıklar sadece balıklarla arkadaş olmalıydı. küçük kara balık ise şöyle diyecekti:" bir balığın salyangozla dost olamadığını nereden biliyorsunuz. ben de böyle bir şey hiç duymadım. " sonuç olarak bu tek düze yaşama karşı çıktı, suçlandı ve hatta ortadan kaldırılmak istendi. birkaç balık arkadaşı onu koruyarak ona akıntıya kadar eşlik etti. küçük kara balık serüvenine atıldı. tam bu noktada iki farklı metin arasında bağlantı kurarak puslu kıtalar atlası'ndan bir alıntı yapmak isitiyorum:
uzun ihsan efendi oğluna, "buradan gitmek istediğini biliyorum oğlum" dedi, " kendime hakim olabilseydim belki de seni, çoktan içine girdiğin bu maceraya bırakmazdım. sana olan sevgim biricik oğlumu tehlikeye atmama engel oluyor. ama bilmek ve şahit olmak en büyük mutluluktur. macera ise en büyük ibadettir; çünkü o'nun eserini tanımanın başka bir yolu olduğunu görebilmiş değilim. kendi payıma ben, dünyayı rüyalarımla keşfetmeye çalıştım. bu, yeterince cesur olmadığımın bir göstergesi olabilir. aynı hatayı senin de yapmana yol açmak istemiyorum. sana izin veriyorum, git. git ve benim göremediklerimi gör, benim dokunamadıklarıma dokun, sevemediklerimi sev ve hatta, bu babanın çekmeye cesaret edemediği acıları çek. dünyadan ve onun hiçbir halinden korkma.
iki eserde de aynı düşünce savunulmaktadır. sonuç olarak öğrenmek ve tanıma arzusu şu yaşamı anlamlı kılan yegane unsur olmaktadır. bu yolculukta destekleyici, güven verici tutumlar olduğu sürece mutlu bireyler, mutlu toplumlar olacaktır kanaatindeyim. baskılayıcı tutumlar bir yere kadar sürer ve istenmeyen çıktıları bazen baş edilemez olur. en iyisi keşfetmenin, öğrenmenin önüne geçmeye çalışmamaktır çünkü su akar yolunu bulur ve dirençle akan bir suyun önünde ne durabilir?
devamını gör...
dokuz tip mizaç modeli
her insanın doğuştan 9 farklı mizaç türünden birine sahip olduğunu ve bu mizaç türlerinin özelliklerini anlatan modeldir.
dokuz tip mizaç modeline göre; bu dokuz tipin hepsinin farklı bir arayışı ve yönelimi vardır. ebeyevnlerin çocuğunun mizacını değiştiremeyeceğini ancak çocuklarının sahip olduğu mizaç türüne göre davranılırsa, hem onların kişilik gelişimine katkıda bulunulacağını hem de daha kolay iletişim kurulabileceğini ifade eder.
dokuz mizaç tipleri nelerdir?
dtm1: kusursuzluğu arayan mizaç tipi/ mükemmeliyetçi
dtm2: duyguları hissetmeyi arayan mizaç tipi / yardımsever
dtm3: hayran olunacak kendilik imajı arayan mizaç tipi / başarı odaklı
dtm4: duyguların anlamını arayan mizaç tipi / traji romantik
dtm5: bilginin anlamına ulaşmaya çalışan mizaç tipi /araştırmacı
dtm6: entelektüel dinginlik arayan mizaç tipi/ sorgulayıcı
dtm7: keşfetmenin hazzını arayan mizaç tipi/ maceracı
dtm8: mutlak güç arayan mizaç tipi / güçlü lider
dtm9: fiziksel (duyumsal- hareketel) konfor arayan mizaç tipi/ barışçı, uyumlu
ayrıntılı olarak okumak isteyenler için buradan
dokuz tip mizaç modeline göre; bu dokuz tipin hepsinin farklı bir arayışı ve yönelimi vardır. ebeyevnlerin çocuğunun mizacını değiştiremeyeceğini ancak çocuklarının sahip olduğu mizaç türüne göre davranılırsa, hem onların kişilik gelişimine katkıda bulunulacağını hem de daha kolay iletişim kurulabileceğini ifade eder.
dokuz mizaç tipleri nelerdir?
dtm1: kusursuzluğu arayan mizaç tipi/ mükemmeliyetçi
dtm2: duyguları hissetmeyi arayan mizaç tipi / yardımsever
dtm3: hayran olunacak kendilik imajı arayan mizaç tipi / başarı odaklı
dtm4: duyguların anlamını arayan mizaç tipi / traji romantik
dtm5: bilginin anlamına ulaşmaya çalışan mizaç tipi /araştırmacı
dtm6: entelektüel dinginlik arayan mizaç tipi/ sorgulayıcı
dtm7: keşfetmenin hazzını arayan mizaç tipi/ maceracı
dtm8: mutlak güç arayan mizaç tipi / güçlü lider
dtm9: fiziksel (duyumsal- hareketel) konfor arayan mizaç tipi/ barışçı, uyumlu
ayrıntılı olarak okumak isteyenler için buradan
devamını gör...
yaş ilerledikçe azalan şeyler
insanlara tahammül etmek. *
kendini anlatma isteği. *
kendini anlatma isteği. *
devamını gör...
90'lı yıllara dair akılda kalanlar
la linea *
püskürerek gülmesi, el kol hareketleri ve seslendirme hala istemsizce güldürür insanı efendim.
her şeye söylenen bu müthiş sevimli çılgını taklit ederdim eskiden, sonra sonra ona benzedim ben de...*
abaragandi
püskürerek gülmesi, el kol hareketleri ve seslendirme hala istemsizce güldürür insanı efendim.
her şeye söylenen bu müthiş sevimli çılgını taklit ederdim eskiden, sonra sonra ona benzedim ben de...*
abaragandi
devamını gör...
güzellik ondur dokuzu dondur
içten ziyade dış görünümün mühim olduğunu ifade eden atalar sözü. [don: eski türkçede libas, kılık kıyafet.]
devamını gör...
aşı olmayanlara pcr testi zorunlu tutulması
sevgili immortel'ın #1230219 şu girdisi sonrası bir açıklama entry'si bırakmak istedim:
öncelikle bu entry kesinlikle kimseyi ikna etme amacı taşımıyor. yalnızca aklıselim insanlar olarak tartışabileceğimizi düşündüm. * bir aşı sevici olarak naçizane kaygılarımı ve bildiklerimi aktaracağım belki muallakta olan insanlar için de açıklayıcı bir entry olur.
tanım olarak da desteklediğim zorunluluktur diyerek şuraya notumuzu düşelim.
* aşıya karşı olan güvensizliği kesinlikle anlayabiliyorum ve haklı buluyorum. ancak toplumu yönlendirici olacak mesnetsiz ifadelerle aşı karşıtlığı bayraklarını ve kılıçlarını kuşanmanızı sanırım bir noktada anlayamıyorum. bir soru işaretiniz varsa bilimsel kaynakları takip edersiniz ''bunlar da insan işi'' deyip yine de güven duymazsanız aşı yaptırmamayı seçersiniz. sosyal medyada ''kaynım sabah aşı olmuş akşam ayakları ters dönmüş çünkü kalbine proteinlerle enzimler el ele tutuşup gitmeye başlamış, alyuvarları da billgates diye sayıklıyollağmış'' derseniz sizi ciddiye alamam. *
* yöneticilere karşı güvensizlik olmasını anlamanın dışında aşırı olumlu buluyorum. şahsen bu adamlara kendini sorgusuz sualsiz emanet eden insanlara karşı aşı karşıtlarına dahi sempati besleyebilirim. *
* arkadaşlar hepimiz aşıya karşı soru işaretleri barındırıyoruz. ancak bilimsel verileri inceleyip, bilgilendirici olan, alanında uzman kişilerden yönlendirici bilgiler talep ediyoruz ve ufak bir kar/zarar hesabı sonrasında aşı olma kararı alıyoruz. yoksa hiçbirimiz sıraya girip ''bana sağlı sollu iki tane uygulayın, yetmedi biraz da verin evde içeceğim ben bunu'' demiyoruz inanın. kar zarar hesabı sonucu nedir onu da özetleyeyim;
--- ilk olarak aşı olmazsak neler olur; toplumda bağışıklığı düşük olan insanların hayatlarını riske atmış oluruz. kimin güçlü kimin değil bilemediğimiz için komple hepimiz topun ucunda oluyoruz. ikinci olarak bu salgın kontrol altına alınamazsa ve sürekli insanlar enfekte olmaya devam ederse sağlık sistemimiz bu yoğunluğu kaldıramayabilir. ben ölürsem evimde geçer ölürüm diyorsunuz ancak bu hastalık kanırta kanırta insan canını alıyor. nefesinizi mabadınızdan almaya başlayınca mecburen bir çare hastanelere koşturacaksınız. eğer kontrol için eve kapanmalar, aşılar olmasaydı hangi hastane hangi doktor size yetecekti? ayrıca doktorlar ve sağlık çalışanları sizlerin kölesi değil. onlar biz size tedavi vereceğiz ancak önce koruyucu önlemleri almalısınız diyorsa uymak mecburiyetindeyiz. ülkece koruyucuyu reddedip sonrasında sıkışınca bu insanlardan şifa talep etmemiz riyakarlık olmaz mı? bu iş ne kadar uzarsa o insanlar o kadar risk altında olmaya devam edecekler. ayrıca covid olup atlatınca eski sağlığınızla devam edemiyorsunuz bunu neden es geçiyorsunuz. covid'in aşıdan daha az yan etkiyle vücudunuz terk ettiğini de nereden çıkardınız?
--- aşı olursak ne olur; korunmuş oluruz ya da tüm dünya birileri tarafından kandırılmıştır ve hepimizi çiplemişler belki de ciddi yan etkileri sebep olacak bir şeyler enjekte etmişlerdir hepimize. bunu direkt covid virüsü ile de yapmış olabilirler. yani aslında bu risk aşılı ya da aşısız her ihtimalde var.
bu iki durumu değerlendirince aşının olası yan etkilerine karşı aşı karşıtlığı yapan insanların tüm sağlık sistemini, olası hastalıklarına karşı tedavi alma haklarını reddetmelerini rica ediyorum.* çünkü aldığınız parolun bile 15 sene sonra oluşturacağı yan etkileri asla öngöremeyeceksiniz. bu ihtimal her ilaç, her aşı için var. bir de şu evrak imzalatma olayına geleceğim: umarım sizi süründüren başka hastalıklardan birine yakalanmazsınız. o zaman bakın nasıl yalvarıyorsunuz herhangi tedavi edici bir şey için milyon sayfa kağıt imzalamaya nasıl dünden hevesli oluyorsunuz. prosedür denen şeyi duydunuz mu hiç? mesela benim bir kronik rahatsızlığım var ve kullandığım ilaçları alabilmem için sayfalarca belge imzalıyordum hem de neredeyse her aydı*, ameliyata girmeden önce yine tonlarca şey imzaladık. mesela ölebilirsiniz sorumluluk bizde değil kağıdına yav kardeşim sen yeter ki yap şu tedaviyi senin canını yerim modunda imzayı çakabiliyorsunuz. böyle bir durumda ne yapacaksınız? sanmayın bu ilaçlar için size yüzlerce araştırma sunulduğunu. hatta korkunuzdan öğrenmek dahi istemiyorsunuz nedir ne değildir, mecbur kullanıyorsunuz.
biraz da nankörlük sizlerin bu yaptığınız. sağlıklı bedenlerinizle bencillik yapıyorsunuz. kanser hastası çocuklar dahi gerektiğinde kemoterapi denilen zehri bedenlerine basıyor. kusura bakmayın da bir aşı yahu 4 yaşındaki çocuk sizden daha cesurdur. ayrıca bu çocukların da hastalık riskini arttırdığınıza daha sonra değineceğim... düşünsenize el kadar bebeler neleri vücuduna almak zorunda kalıyor, o acıyı yaşıyor aileler çaresiz sizler 3 saniyelik bir iğne için cidden ne yaygara koparıyorsunuz. sanmayın aşıdan daha tehlikesiz. aşı bu insanlar için parolden farksızdır, gözleri görmez. ne diyelim umarım bunlara maruz kalmazsınız siz ya da aileniz. o zaman sorgulama nedir gözünüz görmez ama işte nereden bileceksiniz ki...
gelelim sevgili immortelın sorularına;
+ evet, aşıyı olunca virüs kapma ihtimalimiz ortadan kalkmıyor tabii ki. ancak virüsün olası etkilerini en hafif hale getiriyor bu aşı. çünkü bildiğiniz gibi aşı denen olay aslında bedeninize bu virüsü tanıtma ve hazırlık yaptırma görevi görüyor. belki yalnızca sürünmenizi engelleyecek belki de hiç etkilenmemenizi sağlayacak. bu yine sizin bağışıklık sisteminizle ilgili.
+ başkasına bulaştırma olayında da biontech aşıları oldukça etkili. çünkü etrafa damlacık saçmalı ağır hasta olmanızı engelliyor en başında yani bir yandan da virüsün bedende kontrolsüz çoğaltımı olmadığı için dağılımı da minimuma iniyor şeklinde düşünebilirsiniz kabaca.
+ sadece kendimizi değil; bulaşı azalttığımız için de çevremizdeki korunmak zorunda olan insanlara da katkı sağlamış oluyoruz. ailem öncelikle benim için aşılarını oldular en basitinden. insanların çoğu da -özellikle gençler- kendilerinden çok annesine, babasına, ailedeki hastasına bir ihtimal bulaştırır da ölmesine sebep olur korkusuyla bu aşıyı oluyorlar. çünkü bu hayatta tek başımıza var olmuyoruz, kendi bedenimize olduğu kadar tüm insanlara karşı sorumluluğumuz var. eğer bedeninizi bir virüse yuva olacak şekilde toplumda var etmeye çalışırsanız bilemiyorum vicdanınıza karşı şüpheye düşerim.
+ aşı olmayan insan virüsün yayılımını ve mutasyonlarına hizmet etmiş oluyor. virüs bedene girip öldürüp olay yerini terk etmiyor. her mücadele edip kazandığı durumda bir nevi güçleniyor. bu mutasyonların virüsün havada kolbastı oynayarak gerçekleştirdiğini düşünmüyorsunuz umarım...
+ riski göze alan tüm aşı karşıtlarına ithafen; bu tercih kesinlikle sizin. ilgilenmiyoruz kendinizi yaşatmak ya da öldürmek istemenizle. intihar da edebilirsiniz en fazla ''yapma bak hayat çoksel'' deriz. son karar yine sizde. ancak maskeleri atıp toplum sağlığını riske atamazsınız. sadece benim hayatım demek topluma karşı olan sorumluluğunuzu reddetmektir, bu bayağı bencilce lütfen kusuruma bakmayın. bu bencilliğe de okeyim güvensizliğinizden dolayı ancak aşının içinde yıkanmış koyun kanı var şeklinde şamanvari ss'ler ile topluma korku pompalayamazsınız, burada bir anlaşalım.
bir de tüm bu sağlık işlerinin dışında sosyal, psikolojik ve ekonomik duruma değinmek istiyorum. bu işi bitirecek en önemli şey aşı arkadaşlar. toplum bağışıklığı kendi kendine kazanılsın vs. yemedi görüyorsunuz; ingiltere örneği. toplum en az %70 oranında aşılanmadıkça bu işten yakayı sıyıramayacağız. siz istiyorsunuz ki hiçbirimiz aşı olmasın, aşılar şaibeli; o halde 1 sene boyunca işsiz kalan o insanlara bu durumu nasıl açıklayacaksınız. işsizlik, maddi sorunlar, sosyal bir varlık olan insanı evine tıkmanın getirisi olan psikolojik sorunlar... bunlarla artık kimse baş edemiyor görmüyor musunuz? maskeyi normali sanan bebeler var yahu çok üzülüyorum. korona ortasına doğmuş normal dünyanın nasıl olduğunu bile bilmiyor. çocuklar okula gidemiyor. zaten kıt bir eğitim sistemi vardı yine de bir nebze hepsi okula gidip ulaşıyordu eğitime. şimdi sadece zenginlere kaldı, bırak evini köyünde mahallesinde internet olmayan insanlar var, yapmayın lütfen yahu. kolumuzu ne sıktıkları belli değil deyip geçiştirilecek bir mevzu değil artık bu. yahu es kaza yolda bayılsanız, ambulans gelse yapıştırsa iğneyi serumu sorguluyorsunuz sanki ne sıvısı bu diyejksadn belki zehri vurdu adam ama ''oo kafaya yaptı neymiş bu bir daha olursa yine aynısını isterim'' diye soruyorsunuz hemşireye. neyse...
şu an tek çare imkanımız bu aşı denen şey. yeniden yazayım aşı olmak istememenize saygı duyuyorum şahsen, tercihtir bu. geçin kenardan kesin dünyayı, bakın neler oluyor diye. ancak bir değerlendirme sonucu daha mantıklı olan duruma ve eldeki tek çözüme yönelen insanlara her hıyara tuzlukla koşuyormuş muamelesi yapamazsınız. bir de muallakta olan insanları mesnetsiz ifadelerle yönlendiremezsiniz...
birçok şey yazdım, elimden geldiğince açıklamaya çalıştım saygılı bir dille. dokundurttuğum yerler olmuştur illa ki sözlerime levent kırca'dan arada bir dilimiz sürçer ise affola, tutmasını biliriz de kemiği yok bunun diyerek son veriyorum. umarım kimseyi kırıp dökmemişizdir... *
öncelikle bu entry kesinlikle kimseyi ikna etme amacı taşımıyor. yalnızca aklıselim insanlar olarak tartışabileceğimizi düşündüm. * bir aşı sevici olarak naçizane kaygılarımı ve bildiklerimi aktaracağım belki muallakta olan insanlar için de açıklayıcı bir entry olur.
tanım olarak da desteklediğim zorunluluktur diyerek şuraya notumuzu düşelim.
* aşıya karşı olan güvensizliği kesinlikle anlayabiliyorum ve haklı buluyorum. ancak toplumu yönlendirici olacak mesnetsiz ifadelerle aşı karşıtlığı bayraklarını ve kılıçlarını kuşanmanızı sanırım bir noktada anlayamıyorum. bir soru işaretiniz varsa bilimsel kaynakları takip edersiniz ''bunlar da insan işi'' deyip yine de güven duymazsanız aşı yaptırmamayı seçersiniz. sosyal medyada ''kaynım sabah aşı olmuş akşam ayakları ters dönmüş çünkü kalbine proteinlerle enzimler el ele tutuşup gitmeye başlamış, alyuvarları da billgates diye sayıklıyollağmış'' derseniz sizi ciddiye alamam. *
* yöneticilere karşı güvensizlik olmasını anlamanın dışında aşırı olumlu buluyorum. şahsen bu adamlara kendini sorgusuz sualsiz emanet eden insanlara karşı aşı karşıtlarına dahi sempati besleyebilirim. *
* arkadaşlar hepimiz aşıya karşı soru işaretleri barındırıyoruz. ancak bilimsel verileri inceleyip, bilgilendirici olan, alanında uzman kişilerden yönlendirici bilgiler talep ediyoruz ve ufak bir kar/zarar hesabı sonrasında aşı olma kararı alıyoruz. yoksa hiçbirimiz sıraya girip ''bana sağlı sollu iki tane uygulayın, yetmedi biraz da verin evde içeceğim ben bunu'' demiyoruz inanın. kar zarar hesabı sonucu nedir onu da özetleyeyim;
--- ilk olarak aşı olmazsak neler olur; toplumda bağışıklığı düşük olan insanların hayatlarını riske atmış oluruz. kimin güçlü kimin değil bilemediğimiz için komple hepimiz topun ucunda oluyoruz. ikinci olarak bu salgın kontrol altına alınamazsa ve sürekli insanlar enfekte olmaya devam ederse sağlık sistemimiz bu yoğunluğu kaldıramayabilir. ben ölürsem evimde geçer ölürüm diyorsunuz ancak bu hastalık kanırta kanırta insan canını alıyor. nefesinizi mabadınızdan almaya başlayınca mecburen bir çare hastanelere koşturacaksınız. eğer kontrol için eve kapanmalar, aşılar olmasaydı hangi hastane hangi doktor size yetecekti? ayrıca doktorlar ve sağlık çalışanları sizlerin kölesi değil. onlar biz size tedavi vereceğiz ancak önce koruyucu önlemleri almalısınız diyorsa uymak mecburiyetindeyiz. ülkece koruyucuyu reddedip sonrasında sıkışınca bu insanlardan şifa talep etmemiz riyakarlık olmaz mı? bu iş ne kadar uzarsa o insanlar o kadar risk altında olmaya devam edecekler. ayrıca covid olup atlatınca eski sağlığınızla devam edemiyorsunuz bunu neden es geçiyorsunuz. covid'in aşıdan daha az yan etkiyle vücudunuz terk ettiğini de nereden çıkardınız?
--- aşı olursak ne olur; korunmuş oluruz ya da tüm dünya birileri tarafından kandırılmıştır ve hepimizi çiplemişler belki de ciddi yan etkileri sebep olacak bir şeyler enjekte etmişlerdir hepimize. bunu direkt covid virüsü ile de yapmış olabilirler. yani aslında bu risk aşılı ya da aşısız her ihtimalde var.
bu iki durumu değerlendirince aşının olası yan etkilerine karşı aşı karşıtlığı yapan insanların tüm sağlık sistemini, olası hastalıklarına karşı tedavi alma haklarını reddetmelerini rica ediyorum.* çünkü aldığınız parolun bile 15 sene sonra oluşturacağı yan etkileri asla öngöremeyeceksiniz. bu ihtimal her ilaç, her aşı için var. bir de şu evrak imzalatma olayına geleceğim: umarım sizi süründüren başka hastalıklardan birine yakalanmazsınız. o zaman bakın nasıl yalvarıyorsunuz herhangi tedavi edici bir şey için milyon sayfa kağıt imzalamaya nasıl dünden hevesli oluyorsunuz. prosedür denen şeyi duydunuz mu hiç? mesela benim bir kronik rahatsızlığım var ve kullandığım ilaçları alabilmem için sayfalarca belge imzalıyordum hem de neredeyse her aydı*, ameliyata girmeden önce yine tonlarca şey imzaladık. mesela ölebilirsiniz sorumluluk bizde değil kağıdına yav kardeşim sen yeter ki yap şu tedaviyi senin canını yerim modunda imzayı çakabiliyorsunuz. böyle bir durumda ne yapacaksınız? sanmayın bu ilaçlar için size yüzlerce araştırma sunulduğunu. hatta korkunuzdan öğrenmek dahi istemiyorsunuz nedir ne değildir, mecbur kullanıyorsunuz.
biraz da nankörlük sizlerin bu yaptığınız. sağlıklı bedenlerinizle bencillik yapıyorsunuz. kanser hastası çocuklar dahi gerektiğinde kemoterapi denilen zehri bedenlerine basıyor. kusura bakmayın da bir aşı yahu 4 yaşındaki çocuk sizden daha cesurdur. ayrıca bu çocukların da hastalık riskini arttırdığınıza daha sonra değineceğim... düşünsenize el kadar bebeler neleri vücuduna almak zorunda kalıyor, o acıyı yaşıyor aileler çaresiz sizler 3 saniyelik bir iğne için cidden ne yaygara koparıyorsunuz. sanmayın aşıdan daha tehlikesiz. aşı bu insanlar için parolden farksızdır, gözleri görmez. ne diyelim umarım bunlara maruz kalmazsınız siz ya da aileniz. o zaman sorgulama nedir gözünüz görmez ama işte nereden bileceksiniz ki...
gelelim sevgili immortelın sorularına;
+ evet, aşıyı olunca virüs kapma ihtimalimiz ortadan kalkmıyor tabii ki. ancak virüsün olası etkilerini en hafif hale getiriyor bu aşı. çünkü bildiğiniz gibi aşı denen olay aslında bedeninize bu virüsü tanıtma ve hazırlık yaptırma görevi görüyor. belki yalnızca sürünmenizi engelleyecek belki de hiç etkilenmemenizi sağlayacak. bu yine sizin bağışıklık sisteminizle ilgili.
+ başkasına bulaştırma olayında da biontech aşıları oldukça etkili. çünkü etrafa damlacık saçmalı ağır hasta olmanızı engelliyor en başında yani bir yandan da virüsün bedende kontrolsüz çoğaltımı olmadığı için dağılımı da minimuma iniyor şeklinde düşünebilirsiniz kabaca.
+ sadece kendimizi değil; bulaşı azalttığımız için de çevremizdeki korunmak zorunda olan insanlara da katkı sağlamış oluyoruz. ailem öncelikle benim için aşılarını oldular en basitinden. insanların çoğu da -özellikle gençler- kendilerinden çok annesine, babasına, ailedeki hastasına bir ihtimal bulaştırır da ölmesine sebep olur korkusuyla bu aşıyı oluyorlar. çünkü bu hayatta tek başımıza var olmuyoruz, kendi bedenimize olduğu kadar tüm insanlara karşı sorumluluğumuz var. eğer bedeninizi bir virüse yuva olacak şekilde toplumda var etmeye çalışırsanız bilemiyorum vicdanınıza karşı şüpheye düşerim.
+ aşı olmayan insan virüsün yayılımını ve mutasyonlarına hizmet etmiş oluyor. virüs bedene girip öldürüp olay yerini terk etmiyor. her mücadele edip kazandığı durumda bir nevi güçleniyor. bu mutasyonların virüsün havada kolbastı oynayarak gerçekleştirdiğini düşünmüyorsunuz umarım...
+ riski göze alan tüm aşı karşıtlarına ithafen; bu tercih kesinlikle sizin. ilgilenmiyoruz kendinizi yaşatmak ya da öldürmek istemenizle. intihar da edebilirsiniz en fazla ''yapma bak hayat çoksel'' deriz. son karar yine sizde. ancak maskeleri atıp toplum sağlığını riske atamazsınız. sadece benim hayatım demek topluma karşı olan sorumluluğunuzu reddetmektir, bu bayağı bencilce lütfen kusuruma bakmayın. bu bencilliğe de okeyim güvensizliğinizden dolayı ancak aşının içinde yıkanmış koyun kanı var şeklinde şamanvari ss'ler ile topluma korku pompalayamazsınız, burada bir anlaşalım.
bir de tüm bu sağlık işlerinin dışında sosyal, psikolojik ve ekonomik duruma değinmek istiyorum. bu işi bitirecek en önemli şey aşı arkadaşlar. toplum bağışıklığı kendi kendine kazanılsın vs. yemedi görüyorsunuz; ingiltere örneği. toplum en az %70 oranında aşılanmadıkça bu işten yakayı sıyıramayacağız. siz istiyorsunuz ki hiçbirimiz aşı olmasın, aşılar şaibeli; o halde 1 sene boyunca işsiz kalan o insanlara bu durumu nasıl açıklayacaksınız. işsizlik, maddi sorunlar, sosyal bir varlık olan insanı evine tıkmanın getirisi olan psikolojik sorunlar... bunlarla artık kimse baş edemiyor görmüyor musunuz? maskeyi normali sanan bebeler var yahu çok üzülüyorum. korona ortasına doğmuş normal dünyanın nasıl olduğunu bile bilmiyor. çocuklar okula gidemiyor. zaten kıt bir eğitim sistemi vardı yine de bir nebze hepsi okula gidip ulaşıyordu eğitime. şimdi sadece zenginlere kaldı, bırak evini köyünde mahallesinde internet olmayan insanlar var, yapmayın lütfen yahu. kolumuzu ne sıktıkları belli değil deyip geçiştirilecek bir mevzu değil artık bu. yahu es kaza yolda bayılsanız, ambulans gelse yapıştırsa iğneyi serumu sorguluyorsunuz sanki ne sıvısı bu diyejksadn belki zehri vurdu adam ama ''oo kafaya yaptı neymiş bu bir daha olursa yine aynısını isterim'' diye soruyorsunuz hemşireye. neyse...
şu an tek çare imkanımız bu aşı denen şey. yeniden yazayım aşı olmak istememenize saygı duyuyorum şahsen, tercihtir bu. geçin kenardan kesin dünyayı, bakın neler oluyor diye. ancak bir değerlendirme sonucu daha mantıklı olan duruma ve eldeki tek çözüme yönelen insanlara her hıyara tuzlukla koşuyormuş muamelesi yapamazsınız. bir de muallakta olan insanları mesnetsiz ifadelerle yönlendiremezsiniz...
birçok şey yazdım, elimden geldiğince açıklamaya çalıştım saygılı bir dille. dokundurttuğum yerler olmuştur illa ki sözlerime levent kırca'dan arada bir dilimiz sürçer ise affola, tutmasını biliriz de kemiği yok bunun diyerek son veriyorum. umarım kimseyi kırıp dökmemişizdir... *
devamını gör...
fakirliğini tek cümleyle anlat
yan dairede oturan komşuların canlı konser ve kadeh sesleri eşliğinde oturup çay içmek. *
devamını gör...
bu sabah nasıl uyandınız sorusu
bütün huysuzluğum ve huzursuzluğumla uyandım erkenden hemde boşu boşuna bir de. hah karamsarlığımda yetişti tüm günüm böyle geçecek.
devamını gör...
başlayınca durdurulamayan şeyler
çekirdek.
devamını gör...



