yemin ederim benim demek istediğim başlıktır.
cidden benim yani bu başlığa gönül rahatlığıyla kendimi yazabilirim.
hakeden yazarlara hakkını vermekten hiç çekinmem.
devamını gör...

henüz yaşayamadığım için birşey diyemem.*
devamını gör...

evet 3 adet fotoğraf bırakıyorum buraya;
1)sabah 7 suları. bir kaç ayarıyla oynansa da , ortaya çıkan enfes bir fotoğraf. bayılıyorum buna

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

2) sabaha karşı 5-6 suları. muhteşem bir güneşin doğuşuna şahitlik ettiğim gündür.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

3) bu da akşamüzeri saatleri, güneşin batışı birçok renk cümbüşü katıyor hayatımıza.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

çocukken sokaktaki arkadaşlarımla akşam on bire kadar oyun oynamayı, kahkahalarımızın duvara yankılandığı günleri özledim.
devamını gör...

sevim koş! şükrü bey'in hayırsız damadı geldi.

(bkz: bizimkiler)
devamını gör...

dün sapık diyorlardı,
bugün meriç.
yarın ola hayrola.
devamını gör...

çocukken sahip olduğum en kıymetli nesneydi. ama neticede bir nesneydi. canı, kanı yoktu. benim için en olansa canlar vardı. bu uğurda heba ve hatta feda olacaktı...

güleç, kırmızı kıvırcık saçları her daim güzel kokan* bir lahana bebeğim vardı benim. e bu bana bir yerden tanıdık geliyor? neyse neyse, çık bu kanaldan miko. bitirdin şimdilik bu meseleleri sen. bir sonraki problemli dönemine kalsın tahlili.

ilkokul 1. sınıfa başlama hediyesi olarak teyzem bana ve benden 5 yaş büyük ablama birer lahana bebek almıştı. güleç ve sena. benimki yenidoğan boyutunda onunkiyse devasa ve şişko. şişko bebek mi olur? sena şişkoydu. çilleri vardı ve saçları da turuncuydu. sena kendi adını bebeğine de koyacak kadar aslan burcu bir birey, ben ise "ne olsun ki bunun adı" diye bir boy büyük ablasının peşinden 3 gün boyunca koşturan bir depresyonlu anne yavrusu. benim ilgi makinem benden 9 yaş büyük olan büyük ablamdı. o zamanlar liseli. aşığım, hayranım. dünden razı olduğu küçük annelik misyonunu layıkıyla yerine getiren büyük ablama lahana bebek alınmamıştı tabi ki. çaktırmasa da, bugün anlıyorum, biraz bozuldu buna. onun hediyesi neydi çok iyi anımsamıyorum. ama ya bir klasikler serisiydi ya da ingilizce dil öğrenme kitapları. akademik bir şeyler olduğu kesin. detayını hatırlayamıyorum, sorup öğrenmem lazım. ne var ki bu anlatacağım hikayeyi ablama hatırlatmak istemiyorum. bunun gibi bir tana daha var. hatırlaması bana olduğundan daha büyük yük olur ona. o yüzden biz de n'apalım buraya döküyoruz içimizi. biz kimdik? hatırlatalım: biz üç kişiydik. hangimiz kimiz pek emin olmasak da en az üçüz. şimdilik.

- abla hadi yaa, bul bir şey. bebeğimi adıyla sevmek istiyorum.
- tamam düşünüyorum miko. zorlama beni, en güzelini bulalım.

bu cevabı çok iyi hatırlıyorum. zaten ben bu kadınla ilgili birçok şeyi çok iyi hatırlıyorum. en güzelini bulalım. sen ne bulursan en güzeli olurdu a benim şaşkınım... bana göre senden gelen her şey en güzeliydi. en güzel olan sendin çünkü. sonunda buldu. daha iyisi olamazdı. bebeğim artık yoluna adıyla devam edecekti. güleç. canım güleç. ah güleç.

bana geldiği ilk gün diğer tüm oyuncaklarımın, yalvar yakar aldırdığım barbie evimin bile pabucunu dama attım hiç acımadan. her yere güleçle gittim, hep güleçle oynadım, onu üçümüzle de tanıştırdım. onunla uyudum, onunla uyandım. yemek masasına güleç için sandalye koydum. ben neredeysem güleç oradaydı. güleç hayatımın ayrılmaz bir parçasıydı. kırmızı saçlarının rengi bir ton açılmadı, kokusu asla kaybolmadı. dünyanın en kaliteli bebeği falan mıydı acaba? bilemiyorum. ama benim hayatımın merkezine gelip oturmuştu. ondan eminim. peki ya ablam? o bu hikayenin neresinde? benden de güleç'ten de daha merkezinde. anlatıyorum...

isim anasıydı, ananesiydi aslında. resimde gerçek annem hiç yok farkındaysanız. çamaşır suyuyla duvarları falan siliyordu o dönem haftada üç kez. yapacak iş bulamadığında henüz bekar olan teyzemin çeyizlerini gardrobun üstünden indirip, yıkayıp, kolalayıp, ütülüyordu falan. öyleli. çok yıllar sonra, ilgi çekmek için yaptığım çok yanlış bir şeyden hemen sonra, canını yakmak pahasına beni seviyor musun diye sorup durumu olduğundan daha kaotik bir hale getirmeme sebep olan çeşitli tutum ve davranışlar içerisindeydi yani. kendisi bunu hiç kabul etmese de. canı sağolsun.

- ben seni aldıracaktım miko. zor ikna ettiler beni. annem sütümü helal etmem sana dedi de öyle kabul ettim doğurmayı. o yüzden senin göbek adın ananenin adı.

hıhm oldu. anca bu kadar oldu işte.

ben henüz insanların çaktırmamaya çalışarak kırılabildiklerini anlayabilecek olgunlukta değildim tabi. mutlaka çeşitli şekillerde meramını anlatmaya çalışmıştır ablam bana. dans eden insan gördüğünde gözleri dolan, sanatçı ruhlu, duygularıyla var olan bir insan benim ablam. nasıl dışavurmamış olabilir sindirememişliğini. ben okuyamadım. bedelini ise kısa bir süre sonra herkes ödeyecekti.
araları geçiyorum. güleçle çok güzel anılarımız var. belki daha keyifli bir yazının konusu olurlar daha sonra. asıl meseleye geleyim.

beni tabi ki, tahmin edebileceğiniz üzere ablam yıkardı. bir hafta sonu, akşam yemeğinden sonra, banyo yaptırdı bana. sonrasındaki çok sevdiğimiz saç tarama ritüelimiz esnasında -saçlarının kıvırcık olmasından nefret eden küçük miko'nun hala ıslak olan saçlarını dümdüz tarayıp çeşitli tokalar, kurdeleler ile düz saç modelleri yapmak suretiyle fotoğraflarını çekmek*- kucağımda olan güleç'in ne kadar muhteşem bir bebek olduğunu dinledi uzun uzun. ritüel bitti. güleç yatağa yatırıldı. ben de yattım yanına. ablam son öpücüğünü verip ışığı kapatıp çıkacaktı ki odadan yine güleç ile ilgili bir şey dedim ben, o da "eeehh bıktım bu bebekten, hep güleç hep güleç" dedi ve yanımda yatmakta olan güleç'i alıp yere fırlattı. tabi ki çok şaşırdım ve çok üzüldüm. ağladım. sakinleştirdi beni. özür diledi. güleç'i yerden aldı, ondan da özür diledi. yanıma yatırdı tekrar. ve gece bitti. muhtemelen ağlayarak uykuya daldım. o geceye dair onun güleç'i yere attığı andan sonrası çok yok bende.

ben sabahçıydım. o tam gün gidiyordu okula. ertesi gün okuldan gelince koşa koşa odama gittim. güleç'i aldım. öptüm. saçlarını kokladım. sonra da sobaya attım. güleç yandı. ev plastik koktu diye annem çok kızdı. ablam da okuldan gelince saatlerce ağladı. ben iyi bir şey yapmaya çalışmıştım. sevinir zannetmiştim. çok üzüldü. hiç anlamadım.
keşke daha sonra da anlamasaydım.

özür dilerim abla. özür dilerim miko. özür dilerim güleç.
devamını gör...

(bkz: profildeki tanım çaylaklığa uymaz)
(bkz: tanım yazan favori bulur)
ya da..
(bkz: oylama eden oylama bulur)
(bkz: rozetini karmana göre uzat)
(bkz: sözlüğü seven formatına katlanır)

gibi gibi uzatılacak atasözleridir.
devamını gör...

hepimizi bekleyen sondur. onların yanlışlarını yapmamaya çalışırken başka yanlışlar yaparız, sonra onları anlamaya başlarız, derken bir bakarız ki babamızın fincanından kahve içerken annemizin koltuğunda oturuyoruz. bu başlığı konuyla ilgili bir şarkıyla da taçlandıralım.
cümle aleminden
gönül işlerinden
mevzu açma hüzünden
hüzünlüyüz afitap

cemali sözüyle
hisli celaliyle
git gide anneme benziyorum afitap


devamını gör...

bir öğrenci olarak taksiye bindiğimde hissettiğim durumdur...
devamını gör...

yeni doğmuş buzağı ile aynı leğende yıkanmışlığım var, ulan ailemin bana verdiği değere bak gözlerim yaşardı...
devamını gör...

ha benim gebeş oğluma.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

gün geçmiyor ki yeni bir şey ile daha itham edilmeyelim.

(bkz: peki)
devamını gör...

..
devamını gör...

pandemiden sonra yapacağımız zirvede yenebilecek yemektir.

yüzümde kafa sözlük logolu maske ile orada olacağım.
devamını gör...

nefret olmadan karakter olmaz .sevgilerden nefret ,nefretlerden de sevgi doğar . merhametin ve iyiliğin fazlası zaaftır ,suistimal edilir.
devamını gör...

açık ara (bkz: homeros). tanımları güzel, ince bir espri anlayışı var. bir de tedarikçisi olmak istediğim mafyanın lideri derdim ama bu bir sır.*
devamını gör...

orta yaşı 30-35 yaş aralığında tanımlayan, bu dönemde bireylerin kurdukları reel ilişkilerde kayıplar yaşaması ve/veya üretkenliklerinin durağanlaşması durumlarında gelişimsel krizlere ve derin depresyonlara sürüklendiklerini ileri süren freud selefi psikiyatr.
bu dönemimde bir değil iki kayıp yaşamış tanımlı bir kaos beslenicisi olarak, kendimi daha üretken bulduğum problemli dönem performanslarımı sürdürmemi anlamlandırmış olmana müteşekkirim bro. bu konudaki soru ve sorunumun cevabını buldum en azından.
next!
devamını gör...

"koş, kim-olduğunu-bilirsin-sen* ölmüş!"
devamını gör...

sanırım yakında bu yazar tipine döneceğim. beğenilerim azaldığı için yazmamayı tercih ediyorum. yazmayınca da beğenilerim azalıyor. garip bir çelişki.

ilave: beğeniler yazmaya teşvik ediyor. beğeni manyağı değilim sadece beğenildiğimde benim gibi düşünenler varmış diyerek mutlu oluyorum.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim