mindfulness
türkçe'ye bilinçli farkındalık olarak çevrilmiş, kavram. şimdilerde çok popüler. özellikle psikoterapi çevrelerinde, meditasyon çevrelerinde çok ilgi gören, iyi hissetmek için çok ihtiyaç olan bir şey. nasıl tanımlanabilir, şimdiki zamanın farkındalığı, klişe tabirle an'da kalmak, an'ı yaşamak. şimdiki zamanda an'da gerçekleşen olayları, hissiyatı, düşünceyi, duyguyu, kabul etme, odaklı bir şekilde kabul etme, şefkatli bir şekilde, yargılamadan, nazikçe kabul etme yeteneği, tekniği diyebilirim. yani yaptığımız şey her ne ise, ona odaklanma, ama bilinçli farkında bir şekilde odaklanma, o ana o işe şefkat gösterme diyelim. örneklerle açıklayacak olursak; örneğin yürüyüş yapıyoruz diyelim. bu yürüyüşü mindful bir şekilde yapıyorsak sadece yürüyüşümüze, yürüyüş esnasında gittiğimiz yola, etrafımızdaki ağaçlara, çiçeklere, denizin sesine kokusuna, rüzgarın tenimize temasına odaklanırız. eğer yürüyüş esnasında geçmişte olan bir olayı, eşimizle arkadaşımızla olan bir kavgamızı, gelecekle ilgili planlarımızı, sınavları, ekonomik durum gibi şeyleri düşünüyorsak bu yürüyüşe mindful bir yürüyüş diyemeyiz. aklımız ve odak noktamız başka yerde olur. mindfulness bir şekilde yürüyen kişi yolda kaç tane karınca yuvası gördüğünü, kaç farklı renkte çiçek gördüğünü, yeşilin kaç tonuyla karşılaştığını bilir. denizin kokusunu alır. ancak diğer türlü yürüyen kişinin bunlardan hiç haberi olmaz. örneğin çileği her zaman yeriz tadını biliriz, otomatik olarak yeriz. ancak mindful bir şekilde hissederek, bilinçli farkında ve odaklı bir şekilde yediğimizde çok daha farklı bir tat alırız o çilekten. mindfulnes terapilerde ve özellikle meditasyonda çok sık kullanılan bir durumdur. doğu felsefeleri ve budizmde, zen'de hep mindfulness vardır. mind full -- mindful arasında çok önemli bir fark vardır. mind full olduğunda aklımızda sorunlar, dertler, ilişkiler, gelecek kaygısı, geçmiş üzüntüler vardır. ancak mindful olduğunda sadece şuan vardır, şuan yapılan her ne ise sadece ona odaklanılmıştır.
devamını gör...
sözlük yazarlarının satın aldıkları son kitap
kitaplara gelen o son zamın öncesinde toplu bir alışveriş yapmıştım, mutluyum:
victor frankl - insanın anlam arayışı
ursula le guin - karanlığın sol eli
brian maccelan - kan yemini
platon - sokratesin savunması
f. scott fitzergland - benjamin button'ın tuhaf hikayesi
genki kawamura - bir gün kediler dünyadan yok olsaydı
brain ıcone - etik 101
thomas moore - ütopya
ısaac asimov - ben, robot
karin boyle - kallokain
jean jacques rosseau - toplum sözleşmesi
stefan zweig - insanlık yıldızının parladığı anlar
alper canıgüz - kıyamet park
edgar allan poe - kara kedi
franz kafka - dava
jack london - kızıl veba
ahmet cevizci - felsefeye giriş
rhoades&bell - tıbbi fizyoloji: klinik tıbbın temelleri
victor frankl - insanın anlam arayışı
ursula le guin - karanlığın sol eli
brian maccelan - kan yemini
platon - sokratesin savunması
f. scott fitzergland - benjamin button'ın tuhaf hikayesi
genki kawamura - bir gün kediler dünyadan yok olsaydı
brain ıcone - etik 101
thomas moore - ütopya
ısaac asimov - ben, robot
karin boyle - kallokain
jean jacques rosseau - toplum sözleşmesi
stefan zweig - insanlık yıldızının parladığı anlar
alper canıgüz - kıyamet park
edgar allan poe - kara kedi
franz kafka - dava
jack london - kızıl veba
ahmet cevizci - felsefeye giriş
rhoades&bell - tıbbi fizyoloji: klinik tıbbın temelleri
devamını gör...
an itibarıyla yazarların nerede olup ne yaptığı sorusu
kornete 7 tl verdim salak gibi iştahım kaçtı sözlükte takılıyorum dondurma yalayarak...
devamını gör...
normal sözlük gartic.io etkinlikleri
#683948 çok güldüm ya.* geleceğin ressamlarını keşfedebileceğimiz bir oyundu gerçekten.* tekrarını bekliyorumm.
devamını gör...
normal sözlük moderasyonu
bu tanım moderasyonu eleştirmek için girilmiştir.
şahıslardan, olayın içindeki dışındaki tüm kişilerden bağımsız olarak -sözlük tabiriyle kankacılık, badicilik yapmadan- söylüyorum.
sessiz kalsaydım kendimi kötü hissederdim.
bi ayarınız olsun.
şahıslardan, olayın içindeki dışındaki tüm kişilerden bağımsız olarak -sözlük tabiriyle kankacılık, badicilik yapmadan- söylüyorum.
sessiz kalsaydım kendimi kötü hissederdim.
bi ayarınız olsun.
devamını gör...
emilie du chatelet
neden hiç kadın fizikçi yok?, neden hiç kadın matematikçi yok?, neden hiç kadın filozof yok?, diyen arkadaşla karşılaşıyoruz. alın ''üçü bir arada'' diye anılan bir kadın kendisi
semur-en-auxois valisi marquis florent du chatelet ile 19 yaşında evlendi. kocası bir askerdi ve işleri nedeniyle karısını az gördü...
ayrıldılar yani kısacası efem...
fransız yazar ve filozof voltaire'in ile bir ilişkiye girdi. voltaire'nin sevgilisi olarak anılır.
20 yaşında fransız bilimler akademisi'ne eğitim almak için başvurdu. ancak cinsiyeti nedeniyle reddedildi.
sonraki yıllarda, kendisini reddeden bu okul; chatelet'in tabiat üzerine tezler adlı kitabını yayınlamıştır.
chatelet, ısaac newton'ın principia kitabının fransızca'ya çevirmiştir. başka bir dile uzun zaman çevrilmedi. fransa'nın, newton'ı chatelet'nin çevirisi ile tanımıştır.
newton, hareket eden cismin enerjisinin, kütlesi ile doğrudan orantılı olmadığını savundu.
emilie du chatelet, kütle ve hızının karesi ile orantılı olduğunu düşünerek newton'un tam tersi bir düşünceye sahipti.
ki bu da; (e=mc²) destekleyen bu düşüncedir.
kendisi ''kadın '' olması sebebiyle hemcinslerinin eğitim almasının ateşli bir savunucusu idi.
semur-en-auxois valisi marquis florent du chatelet ile 19 yaşında evlendi. kocası bir askerdi ve işleri nedeniyle karısını az gördü...
ayrıldılar yani kısacası efem...
fransız yazar ve filozof voltaire'in ile bir ilişkiye girdi. voltaire'nin sevgilisi olarak anılır.
20 yaşında fransız bilimler akademisi'ne eğitim almak için başvurdu. ancak cinsiyeti nedeniyle reddedildi.
sonraki yıllarda, kendisini reddeden bu okul; chatelet'in tabiat üzerine tezler adlı kitabını yayınlamıştır.
chatelet, ısaac newton'ın principia kitabının fransızca'ya çevirmiştir. başka bir dile uzun zaman çevrilmedi. fransa'nın, newton'ı chatelet'nin çevirisi ile tanımıştır.
newton, hareket eden cismin enerjisinin, kütlesi ile doğrudan orantılı olmadığını savundu.
emilie du chatelet, kütle ve hızının karesi ile orantılı olduğunu düşünerek newton'un tam tersi bir düşünceye sahipti.
ki bu da; (e=mc²) destekleyen bu düşüncedir.
kendisi ''kadın '' olması sebebiyle hemcinslerinin eğitim almasının ateşli bir savunucusu idi.
devamını gör...
önemli olan benim gol atmam değil takımın kazanması
maçta gol atan futbolcuların galibiyetin ardından sergiledikleri anlamsız tevazu gösterisini anlatan cümledir.
biten maçın ardından kameraların karşısına geçen futbolcular genelde aynı cümleleri kurarlar. çok nadir rastlarız farklı cümlelere. bu da futbolun kalitesi ile doğru orantılıdır bence. ama böyle teorik bir tartışmaya girmeyeceğim şu an. bunu daha sonra konuşuruz.
şimdi konumuz galip gelinen maçtan sonra neyin önemli neyin önemsiz olduğu. golü atan futbolcu kansere çare bulmuş, açlığı bitirmiş, afrika’da su kuyuları açmış, ırkçılığa son vermiş gibi sevindikten ve golü atanın kendisi olduğu kesin olarak belli olsun diye formasını çıkardıktan ve kamerayı şap diye öptükten sonra önemli olan takımın kazanması dediğinde beni bir gülme alıyor.
şahsen ben futbolcu olsam - ki bir zamanlar amatör olarak öyleydim- takımın 3-2 yenildiği maçta iki gol atarsam içten içe mutlu olurum. ya da takımın kazandığı maçta golleri ben attıysam bu takımın kazanması kadar önemlidir benim için.
bilemiyorum altan, belki ben fazla bencil ve hırslıyım ama gerçekleri söylemek zorundayım.
hayatımda belki ilk defa galibiyete yakınım. takım da kazansın ama ben de attığım gol için birkaç övgü alayım bence.
biten maçın ardından kameraların karşısına geçen futbolcular genelde aynı cümleleri kurarlar. çok nadir rastlarız farklı cümlelere. bu da futbolun kalitesi ile doğru orantılıdır bence. ama böyle teorik bir tartışmaya girmeyeceğim şu an. bunu daha sonra konuşuruz.
şimdi konumuz galip gelinen maçtan sonra neyin önemli neyin önemsiz olduğu. golü atan futbolcu kansere çare bulmuş, açlığı bitirmiş, afrika’da su kuyuları açmış, ırkçılığa son vermiş gibi sevindikten ve golü atanın kendisi olduğu kesin olarak belli olsun diye formasını çıkardıktan ve kamerayı şap diye öptükten sonra önemli olan takımın kazanması dediğinde beni bir gülme alıyor.
şahsen ben futbolcu olsam - ki bir zamanlar amatör olarak öyleydim- takımın 3-2 yenildiği maçta iki gol atarsam içten içe mutlu olurum. ya da takımın kazandığı maçta golleri ben attıysam bu takımın kazanması kadar önemlidir benim için.
bilemiyorum altan, belki ben fazla bencil ve hırslıyım ama gerçekleri söylemek zorundayım.
hayatımda belki ilk defa galibiyete yakınım. takım da kazansın ama ben de attığım gol için birkaç övgü alayım bence.
devamını gör...
metallica vs megadeth
system of a down demiş biri, dislike seçeneği yok mu burada?
devamını gör...
yazmak isteyip yazamamak
dünyanın en mutlu insanı olabilecekken huzursuz bir hayalet gibi gezinmenize yol açabilir.
devamını gör...
the prestige
christopher nolan'ın en çok beğendiğim ve üzerinde en çok kafa patlattığım filmi. harika detaylara sahip olan bu filmin mühendisi nolan abimiz bu mükemmel senaryoyu harika oyuncular seçerek ve onları gayet iyi yöneterek kült olmaya aday bir film çıkarmış.
ana karakterlerin isimleri olan alfred borden ve robert angier'in baş harfleri alındığında sihirbazlar tarafından kullanılan ortak bir kelime olan "abrakadabra"da olduğu gibi, "abra" kelimesi ortaya çıkar.
--! spoiler !--
dikkatli bakıyor musunuz?
her sihirbazlık numarası üç bölüm ya da perdeden oluşur.
-birincisi "vaat" bölümüdür. sihirbaz size sıradan bir şey gösterir. iskambil destesi, bir kuş ya da bir insan. bu nesneyi size gösterir. son derece gerçek, üzerinde oynanmamış, normal bir şey olduğunu görmeniz için nesneyi incelemenizi ister. fakat gerçek, farklı olabilir.
-ikinci perdeye "dönüşüm" denir. sihirbaz olağan bir nesneyi alır ve onu olağanüstü bir şeye dönüştürür. hilenin sırrını arıyorsunuz, ama bulamazsınız. çünkü dikkatli bakmıyorsunuz. siz sırrı bilmek değil, kandırılmak istiyorsunuz. henüz alkışlamazsınız, çünkü bir şeyi yok etmek yeterli değildir. onu geri getirmeniz gerekir.
-işte bu yüzden her sihirbazlık numarasında üçüncü bir perde bulunur. içlerinde en zorlusu. bizlerin deyişiyle "prestij".
--! spoiler !--
ana karakterlerin isimleri olan alfred borden ve robert angier'in baş harfleri alındığında sihirbazlar tarafından kullanılan ortak bir kelime olan "abrakadabra"da olduğu gibi, "abra" kelimesi ortaya çıkar.
--! spoiler !--
dikkatli bakıyor musunuz?
her sihirbazlık numarası üç bölüm ya da perdeden oluşur.
-birincisi "vaat" bölümüdür. sihirbaz size sıradan bir şey gösterir. iskambil destesi, bir kuş ya da bir insan. bu nesneyi size gösterir. son derece gerçek, üzerinde oynanmamış, normal bir şey olduğunu görmeniz için nesneyi incelemenizi ister. fakat gerçek, farklı olabilir.
-ikinci perdeye "dönüşüm" denir. sihirbaz olağan bir nesneyi alır ve onu olağanüstü bir şeye dönüştürür. hilenin sırrını arıyorsunuz, ama bulamazsınız. çünkü dikkatli bakmıyorsunuz. siz sırrı bilmek değil, kandırılmak istiyorsunuz. henüz alkışlamazsınız, çünkü bir şeyi yok etmek yeterli değildir. onu geri getirmeniz gerekir.
-işte bu yüzden her sihirbazlık numarasında üçüncü bir perde bulunur. içlerinde en zorlusu. bizlerin deyişiyle "prestij".
--! spoiler !--
devamını gör...
zevk için şaka yapmak günah mıdır
zorunlu şaka var sanırım.
devamını gör...
suç olmadığı halde yaparken öyle hissettiren durumlar
dilencilere para vermemek. yaklaşık 2 dakika vicdan azabı çekip daha sonra "onlar senden benden zengin" diyerek kendimi avutuyorum.
devamını gör...
hidano
beğenileriyle"ben burdayım."diyen canım yazar. güzel kalbi bize burada güzel yazılar okutmaktadır. yardımsever, fedakar, tatlı kişiliğini derinden hissettiğim kişidir. iyi ki burdasın. güzellikler, tatlı mı tatlı şekerler gönlünü hiç yalnız bırakmasın. geleceğin ruh doktoru, ruhumuza neşe katacağını bildiğimiz, minik yeğeninin teyzesi.
devamını gör...
brothers düğüm salonu radyo yayını
yine çok eğlenceli geçeceğine eminim olduğum radyo yayını.
gelelim eski takıntılarıma.
bayram şekerlerinin ambalajını dümdüz edip katlamadan rahat edemezdim.
meyve suyu kutularını açıp düzleştirirdim*. gerçi bu her tür kutu için geçerli. tuhaf bir mutluluk verirdi bana.
son olarak, açık çekmece görmekten hala hoşlanmam.
ek olarak,
bir arkadaşım saçlarındaki kırıkları ikiye ayırmadan edemezdi.
başka bir arkadaşım bir ayağımıza bastı mı diğerine de basardı.
yine başka bir arkadaşım lokum çok severdi ama lokuma dokunamazdı.
gelelim eski takıntılarıma.
bayram şekerlerinin ambalajını dümdüz edip katlamadan rahat edemezdim.
meyve suyu kutularını açıp düzleştirirdim*. gerçi bu her tür kutu için geçerli. tuhaf bir mutluluk verirdi bana.
son olarak, açık çekmece görmekten hala hoşlanmam.
ek olarak,
bir arkadaşım saçlarındaki kırıkları ikiye ayırmadan edemezdi.
başka bir arkadaşım bir ayağımıza bastı mı diğerine de basardı.
yine başka bir arkadaşım lokum çok severdi ama lokuma dokunamazdı.
devamını gör...





