saçma düşüncelerin mantıklı gibi gelmesi
ne ara bu kıvama geldik bilmiyorum ama tehlikeli bir vaziyet almaya başladığı kesin.
henüz pozitif bilim olarak kabul edilmemiş psikoloji bu işin içine girince insanlar "neden olmasın" diye bakıyor.
mesela giydiği ayakkabıdan karakter analizi yapanlar var işte yüksek ayakkabı giyiyorsa sorunları var gibi, lgbt'den nefret ediyorsa gizli eşcinsel gibi.
durumun özeti aslında tam olarak şu videoda işlendiği gibi.
henüz pozitif bilim olarak kabul edilmemiş psikoloji bu işin içine girince insanlar "neden olmasın" diye bakıyor.
mesela giydiği ayakkabıdan karakter analizi yapanlar var işte yüksek ayakkabı giyiyorsa sorunları var gibi, lgbt'den nefret ediyorsa gizli eşcinsel gibi.
durumun özeti aslında tam olarak şu videoda işlendiği gibi.
devamını gör...
kadın
kadın sözcüğü köken olarak türkler için kutsal öneme sahip olan kayın ağacına dayanır. anaerkil dönemde alt sibirya orman kabileleri olarak yaşam süren topluluklar, suyu ile besleyici, kabuğu ile barınak sağlayıcı, koruyucu olarak gördükleri kayın ağacına mitolojik anlamlar yüklemişlerdir. kadın ise aileyi bir arada tutan, besleyen, koruyan ve yeni insanları dünyaya getiren olduğu için kutsiyet sahibidir. kadın sözcüğü ise kayın sözcüğünden dönüşerek günümüz türkçesine geçmiştir.
devamını gör...
yazarların çocukluk anıları
belli oldu sizin çocukluk anısı yazacağınız yok * hazır kar almış başını gidiyor. bende karla ilgili ufak bir anımı aktarayım.
20. yüzyılda herhangi bir zaman dilimi. bulunduğumuz il feci miktarda kar yağışı alıyor. okuldan dönüyorum. dizlerime kadar kar var. annemle babam işteler. bu ahval ve şerait içerisinde eve ulaşma telaşı içerisindeyken, derinden ve tiz viyaklamalar duyuyorum. adımlarımı o noktaya doğru çeviriyorum. tamı tamına 7 tane köpek yavrusu. annelerini emmeye çalışıyorlar. birbirlerine sokulmuşlar. donmak üzereler. sonra fark ediyorum ki emmeye çalıştıkları anneleri ölmüş. çaresizlik kötü. ne yapacağımı bilemiyorum. lojmanlara pek az bir mesafem kalmış. karı yara yara eve ulaşıyorum. annemle babamın yatak odasına girip orta boy bir bavul/çanta alıyorum. gerisin geri yola koyuluyorum. bu arkadaşları itina ile çantaya yerleştirip zor bela eve kadar getiriyorum. sıcağı yiyince keratalar o vıyaklamalar çığlıklara dönüşüyor. açlar hergeleler. az buçuk köpeklerle teşrik-i mesaimiz olduğu için halden anlıyoruz. karınlarını doyuruyorum. sonra mışıl mışıl uykuya dalıyorlar. yalnız ben bu arkadaşları ne yapacağım? annem/babam eve dönecek bir tosbağa yedi cüce manzarası karşısında özellikle annemin kalbine inecek. alıyorum bunları tek tek yerleştiriyorum tekrar bavula. odamda yatağımın altına sokuyorum. çok zekice bir hamle bana göre. ortaya çıkmaları mümkün değil. saklama işi benden sorulur. muazzam şekilde kamufle ediyorum.
sonra annemler eve geliyorlar. akşam yemeğiydi, günün nasıl geçti vesaireydi, kar fırtına derken, ben yavaştan odama tüyüp yatağıma uzanıyorum. pusuda beklemem lazım. sıpaların yakalanmaması lazım. sonra bunlar yavaş yavaş hareketleniyorlar boğuk boğuk ses çıkarmaya başlıyorlar yine ve yeniden. açlık fena, bebeye daha da fena. susturamıyorum hergeleleri. annem kapıya dayanıyor. ''oğlum sesleri duyuyor musun?'' ''hayır anne! ne sesi?'' kapıyı kapatıp gidiyor. bir an derin bir oh çekiyorum ama ne yapacağım? annem geldiği anda susmuş olmaları tanrının bir lütfu. biraz daha idare ediyorum durumu ama aç bunlar aç. inanılmaz bir boklu değnek durumu. bu sefer annemin sesini duyuyorum. babama sesleniyor. yahu bu sesler çok yakında geliyor, balkonun altından falan olmasın. bakarım diyor babam. sonra benim kapı yine açılıyor. ''sesleri duydun mu oğlum?'' ''hangi sesler?'' salağa mı yatıyorum yoksa gerçekten salakça mı hareket ediyorum ben de karar veremiyorum. ve o anda pati filarmoni orkestrası konsere başlıyor. babam bu muazzam sanat eserinin geldiği yeri hemen tespit ediyor. eğiliyor yatağın altına çekiveriyor çantayı. bana şöyle bir bakış attıktan sonra; ''ne yaptın be oğlum! aç bunlar aç.'' deyip koşuyor mutfağa doğru. annem kapının başında. çok delici bakışları vardır. hattori hanzoyu bir kaç kere sokup çıkarıyor yüreğime. ağzımı bile açamıyorum. babam bu kerataları beslemeye başlıyor. annem de halen ses seda yok. normalde neşeli kadındır lakin işkence saatim gelmiş olmalı. ben sus pus. babam kerataları hem seviyor hem besliyor. sonra beni yanına çağırıyor. tut bakalım şunu diyor. kerataların birini bana veriyor. böyle gergin bir ortamda yavruları besleme seansı devam ediyor. en nihayetinde bunlar yine kendilerinden geçiyorlar. annemle babam salona geçip fısırdaşıyorlar. hüküm birazdan açıklanır. bakalım başımıza ne gelecek? ikisi birden yeniden kapıda belirliyorlar. babam giriyor söze; ''bu davetsiz misafirler bir süre bizim kalacaklar. sonra ben hepsine güvenli bir yer ayarlayacağım.'' fırlıyorum kendimi tutamıyorum. sarılıyorum babama. annem gülmeye başlıyor. işkence son buluyor.
bir hafta kadar kalıyorlar bizimle. tüm angarya işler bende. seve seve yapıyorum. babam da yakından ilgileniyor. ama hepimiz biliyoruz ki annem olur vermese halimiz nanay. asıl teşekkürü anneme etmeliyiz. sonrasında babam cidden dediğini yapıyor hepsine hem de resmi dairelerde yer buluyor. devlet memuru oluyor bizim keratalar. ara ara bir kaçını görmeye bile gidiyorum. böyle de güzel bitiyor bu hikaye. ama eve gelir gelmez mevzuyu doğru şekilde aktarmadığım için gerekli uyarılar çoktan yapılmış, nasihatler verilmiş. babam yine muzırca gözünü kırparak benimle gurur duyduğunu belli ediyor. annem de sonrasında bunu kelimelere döküyor. bizim yedi cüceler çoktan hakkın rahmetine kavuşmuştur lakin bizim ailenin hafızasına kazındılar. halen annem aile efradında bu beyefendi ne yapmıştı hatırlıyor musunuz diye anlatır .
neyse buradan konuyu şuraya da bağlayayım; gücünüz oranında şu zor kış günlerinde sokaktaki dostlarımıza bir şeyler bırakmayı çok görmeyin. kuşları da unutmayın. pencere kenarlarına kuru ekmek bıraksanız dahi kafi. yani evet pisliyorlar falan ama temizlenir. elinizi korkak alıştırmayın. koyun o ekmekleri gelsinler yesinler. başkalarının aksıra tıksıra yediklerine laf etmiyorsunuz bari onların yemesine vesile olun. öptüm gözlerinizden...
20. yüzyılda herhangi bir zaman dilimi. bulunduğumuz il feci miktarda kar yağışı alıyor. okuldan dönüyorum. dizlerime kadar kar var. annemle babam işteler. bu ahval ve şerait içerisinde eve ulaşma telaşı içerisindeyken, derinden ve tiz viyaklamalar duyuyorum. adımlarımı o noktaya doğru çeviriyorum. tamı tamına 7 tane köpek yavrusu. annelerini emmeye çalışıyorlar. birbirlerine sokulmuşlar. donmak üzereler. sonra fark ediyorum ki emmeye çalıştıkları anneleri ölmüş. çaresizlik kötü. ne yapacağımı bilemiyorum. lojmanlara pek az bir mesafem kalmış. karı yara yara eve ulaşıyorum. annemle babamın yatak odasına girip orta boy bir bavul/çanta alıyorum. gerisin geri yola koyuluyorum. bu arkadaşları itina ile çantaya yerleştirip zor bela eve kadar getiriyorum. sıcağı yiyince keratalar o vıyaklamalar çığlıklara dönüşüyor. açlar hergeleler. az buçuk köpeklerle teşrik-i mesaimiz olduğu için halden anlıyoruz. karınlarını doyuruyorum. sonra mışıl mışıl uykuya dalıyorlar. yalnız ben bu arkadaşları ne yapacağım? annem/babam eve dönecek bir tosbağa yedi cüce manzarası karşısında özellikle annemin kalbine inecek. alıyorum bunları tek tek yerleştiriyorum tekrar bavula. odamda yatağımın altına sokuyorum. çok zekice bir hamle bana göre. ortaya çıkmaları mümkün değil. saklama işi benden sorulur. muazzam şekilde kamufle ediyorum.
sonra annemler eve geliyorlar. akşam yemeğiydi, günün nasıl geçti vesaireydi, kar fırtına derken, ben yavaştan odama tüyüp yatağıma uzanıyorum. pusuda beklemem lazım. sıpaların yakalanmaması lazım. sonra bunlar yavaş yavaş hareketleniyorlar boğuk boğuk ses çıkarmaya başlıyorlar yine ve yeniden. açlık fena, bebeye daha da fena. susturamıyorum hergeleleri. annem kapıya dayanıyor. ''oğlum sesleri duyuyor musun?'' ''hayır anne! ne sesi?'' kapıyı kapatıp gidiyor. bir an derin bir oh çekiyorum ama ne yapacağım? annem geldiği anda susmuş olmaları tanrının bir lütfu. biraz daha idare ediyorum durumu ama aç bunlar aç. inanılmaz bir boklu değnek durumu. bu sefer annemin sesini duyuyorum. babama sesleniyor. yahu bu sesler çok yakında geliyor, balkonun altından falan olmasın. bakarım diyor babam. sonra benim kapı yine açılıyor. ''sesleri duydun mu oğlum?'' ''hangi sesler?'' salağa mı yatıyorum yoksa gerçekten salakça mı hareket ediyorum ben de karar veremiyorum. ve o anda pati filarmoni orkestrası konsere başlıyor. babam bu muazzam sanat eserinin geldiği yeri hemen tespit ediyor. eğiliyor yatağın altına çekiveriyor çantayı. bana şöyle bir bakış attıktan sonra; ''ne yaptın be oğlum! aç bunlar aç.'' deyip koşuyor mutfağa doğru. annem kapının başında. çok delici bakışları vardır. hattori hanzoyu bir kaç kere sokup çıkarıyor yüreğime. ağzımı bile açamıyorum. babam bu kerataları beslemeye başlıyor. annem de halen ses seda yok. normalde neşeli kadındır lakin işkence saatim gelmiş olmalı. ben sus pus. babam kerataları hem seviyor hem besliyor. sonra beni yanına çağırıyor. tut bakalım şunu diyor. kerataların birini bana veriyor. böyle gergin bir ortamda yavruları besleme seansı devam ediyor. en nihayetinde bunlar yine kendilerinden geçiyorlar. annemle babam salona geçip fısırdaşıyorlar. hüküm birazdan açıklanır. bakalım başımıza ne gelecek? ikisi birden yeniden kapıda belirliyorlar. babam giriyor söze; ''bu davetsiz misafirler bir süre bizim kalacaklar. sonra ben hepsine güvenli bir yer ayarlayacağım.'' fırlıyorum kendimi tutamıyorum. sarılıyorum babama. annem gülmeye başlıyor. işkence son buluyor.
bir hafta kadar kalıyorlar bizimle. tüm angarya işler bende. seve seve yapıyorum. babam da yakından ilgileniyor. ama hepimiz biliyoruz ki annem olur vermese halimiz nanay. asıl teşekkürü anneme etmeliyiz. sonrasında babam cidden dediğini yapıyor hepsine hem de resmi dairelerde yer buluyor. devlet memuru oluyor bizim keratalar. ara ara bir kaçını görmeye bile gidiyorum. böyle de güzel bitiyor bu hikaye. ama eve gelir gelmez mevzuyu doğru şekilde aktarmadığım için gerekli uyarılar çoktan yapılmış, nasihatler verilmiş. babam yine muzırca gözünü kırparak benimle gurur duyduğunu belli ediyor. annem de sonrasında bunu kelimelere döküyor. bizim yedi cüceler çoktan hakkın rahmetine kavuşmuştur lakin bizim ailenin hafızasına kazındılar. halen annem aile efradında bu beyefendi ne yapmıştı hatırlıyor musunuz diye anlatır .
neyse buradan konuyu şuraya da bağlayayım; gücünüz oranında şu zor kış günlerinde sokaktaki dostlarımıza bir şeyler bırakmayı çok görmeyin. kuşları da unutmayın. pencere kenarlarına kuru ekmek bıraksanız dahi kafi. yani evet pisliyorlar falan ama temizlenir. elinizi korkak alıştırmayın. koyun o ekmekleri gelsinler yesinler. başkalarının aksıra tıksıra yediklerine laf etmiyorsunuz bari onların yemesine vesile olun. öptüm gözlerinizden...
devamını gör...
taş çatlasa
en fazla anlamında da kullanılır.
-bu işin maliyeti taş çatlasa 500tldir.
-taş çatlasa 3 saat sürer..
-bu işin maliyeti taş çatlasa 500tldir.
-taş çatlasa 3 saat sürer..
devamını gör...
amor fati
(bkz: kaderini sev)
her şeyin istediğiniz gibi olmasını beklemeyin. bunun yerine herşeyin olması gerektiği gibi olmasını dileyin - o zaman hayatınız daha iyi olacaktır."
her şeyin istediğiniz gibi olmasını beklemeyin. bunun yerine herşeyin olması gerektiği gibi olmasını dileyin - o zaman hayatınız daha iyi olacaktır."
devamını gör...
gözün yapısı
ilk yapısal noktada kirpiksi cisim ile başlayabiliriz.
bu kaslar merceği çekerek ışığa odaklanmasına yardım eder.
aynı zamanda sayfam sıvı üretimi sağlar.
göz rengine hayran hayran baktığımız kısım iris dır.
gözbebeğinin büyüklüğünü kontrol eden kaslara sahiptir.
gözümüzün siyah karadeliği de diyebileceğimiz göz bebeği
iris de ki ışığın göze girmesini sağlar.
gözbebeği ayrıca duygulara da karşılık verir.
korku anında dikkate değer şekilde küçülür mutluluk anında ise açılır.
gözün saydam kısmını oluşturan kornea
ışık ışınlarını kırar.
ve ışınların keskin bir görüntü olarak retinaya ulaşmasını sağlar.
gözün ön kısmını dolduran saydam sıvı
besin yönünden oldukça zengindir.
gözün ön kısmına verilen ad olan konjonktiva dış tabaka kornea ile göz akını ki adına sklera deriz koruma sağlayarak
hasar durumunda kendini hızlıca onarır.
uzun lif hücresi mercek,
ışığı retinaya tam odaklanması için ufak kaslar yani kirpiksi cisim tarafından çekilerek incelir yada kalınlaşır.
mercekler yaş ilerledikçe kalınlaşır ve iyi odaklanamaz.
mercek bulanmaya başladığında ise katarakt dediğimiz göz kusuru meydana gelebilir.
göz yuvasının ciddi bir kısmını opak beyaz renk oluşturur göz akı olarak adlandırdığımız skelera
kemik yuvası içinde kaslar sayesinde hereket etmesine olanak tanır.
makula retinanın detaylı görüşten sorumlu olan kısmı dır.
gözün en duyarlı noktasıda denilebilir.
her gözde bulunan optik alanda sinirler kiyazma da birleşir ve sinyalleri retinadan beyin arka kısmın da bulunan görme korteksine taşır.
ve tüm bu fizyolojik yapı,
gezegende ki tüm türler içinde en karmaşık ışık algılama sistemini meydana getirir.
ancak fizyolojik sistem bir yana,
dünya üzerinde ki en sağlıklı göze sahip olmak,
gözlerin içinin gülümsemesi ile mümkün olandır.
sağlıklı ve bol tebessümlü gözler..
bu kaslar merceği çekerek ışığa odaklanmasına yardım eder.
aynı zamanda sayfam sıvı üretimi sağlar.
göz rengine hayran hayran baktığımız kısım iris dır.
gözbebeğinin büyüklüğünü kontrol eden kaslara sahiptir.
gözümüzün siyah karadeliği de diyebileceğimiz göz bebeği
iris de ki ışığın göze girmesini sağlar.
gözbebeği ayrıca duygulara da karşılık verir.
korku anında dikkate değer şekilde küçülür mutluluk anında ise açılır.
gözün saydam kısmını oluşturan kornea
ışık ışınlarını kırar.
ve ışınların keskin bir görüntü olarak retinaya ulaşmasını sağlar.
gözün ön kısmını dolduran saydam sıvı
besin yönünden oldukça zengindir.
gözün ön kısmına verilen ad olan konjonktiva dış tabaka kornea ile göz akını ki adına sklera deriz koruma sağlayarak
hasar durumunda kendini hızlıca onarır.
uzun lif hücresi mercek,
ışığı retinaya tam odaklanması için ufak kaslar yani kirpiksi cisim tarafından çekilerek incelir yada kalınlaşır.
mercekler yaş ilerledikçe kalınlaşır ve iyi odaklanamaz.
mercek bulanmaya başladığında ise katarakt dediğimiz göz kusuru meydana gelebilir.
göz yuvasının ciddi bir kısmını opak beyaz renk oluşturur göz akı olarak adlandırdığımız skelera
kemik yuvası içinde kaslar sayesinde hereket etmesine olanak tanır.
makula retinanın detaylı görüşten sorumlu olan kısmı dır.
gözün en duyarlı noktasıda denilebilir.
her gözde bulunan optik alanda sinirler kiyazma da birleşir ve sinyalleri retinadan beyin arka kısmın da bulunan görme korteksine taşır.
ve tüm bu fizyolojik yapı,
gezegende ki tüm türler içinde en karmaşık ışık algılama sistemini meydana getirir.
ancak fizyolojik sistem bir yana,
dünya üzerinde ki en sağlıklı göze sahip olmak,
gözlerin içinin gülümsemesi ile mümkün olandır.
sağlıklı ve bol tebessümlü gözler..
devamını gör...
günü kendinden bir cümle ile sonlandır
ağır gelir bazen hayat, yıkılır üstüne. enkazın altından bağırırsın çaresizce ama çığlıklarını duyan yoktur.
devamını gör...
lazerle göz çizdirme ameliyatı
önümüzdeki aylarda geçireceğim operasyon. en büyük korkum gözlerimin çizdirmeye uygun olmamasıydı, neyse ki muayene sonrası* no touch yöntemiyle olabileceğimi öğrendim. operasyon sonrasında tecrübelerimi burada paylaşacağım.
bir de sürekli dönen 'hiç yaptıran göz doktoru görmedim' muhabbeti de fazla can sıkıcı. gözlük kullanmayan birçok göz doktoru var, elbette bunların içinde operasyon geçirenler de bulunuyor. dışarıdan fark edilmesi mümkün olmayan bir olay sonuçta, o yüzden artık bıraksak mı aynı şeyi tekrar edip durmayı.
bir de sürekli dönen 'hiç yaptıran göz doktoru görmedim' muhabbeti de fazla can sıkıcı. gözlük kullanmayan birçok göz doktoru var, elbette bunların içinde operasyon geçirenler de bulunuyor. dışarıdan fark edilmesi mümkün olmayan bir olay sonuçta, o yüzden artık bıraksak mı aynı şeyi tekrar edip durmayı.
devamını gör...
kitabe-i seng-i mezar
orhan veli'nin üç bölümlü şiiri.
ı
hiçbir şeyden çekmedi dünyada
nasırdan çektiği kadar;
hatta çirkin yaratıldığından bile
o kadar müteessir değildi;
kundurası vurmadığı zamanlarda
anmazdı ama allah'ın adını,
günahkâr da sayılmazdı.
yazık oldu süleyman efendi’ye.
ıı
mesele falan değildi öyle,
to be or not to be kendisi için;
bir akşam uyudu;
uyanmayıverdi.
aldılar, götürdüler.
yıkandı, namazı kılındı, gömüldü.
duysalar öldüğünü alacaklılar
haklarını helal ederler elbet.
alacağına gelince...
alacağı yoktu zaten rahmetlinin.
ııı
tüfeğini deppoya koydular,
esvabını başkasına verdiler.
artık ne torbasında ekmek kırıntısı,
ne matarasında dudaklarının izi;
öyle bir ruzigar ki,
kendi gitti,
ismi bile kalmadı yadigâr.
yalnız şu beyit kaldı,
kahve ocağında, el yazısıyla:
"ölüm allah'ın emri,
ayrılık olmasaydı."
----------------------
çoğu kişi için son iki mısrası bu şiirin en önemli kısmıdır. beni en etkileyen ise ikinci bölümde geçen "bir akşam uyudu;
uyanmayıverdi." kısmıdır.
ı
hiçbir şeyden çekmedi dünyada
nasırdan çektiği kadar;
hatta çirkin yaratıldığından bile
o kadar müteessir değildi;
kundurası vurmadığı zamanlarda
anmazdı ama allah'ın adını,
günahkâr da sayılmazdı.
yazık oldu süleyman efendi’ye.
ıı
mesele falan değildi öyle,
to be or not to be kendisi için;
bir akşam uyudu;
uyanmayıverdi.
aldılar, götürdüler.
yıkandı, namazı kılındı, gömüldü.
duysalar öldüğünü alacaklılar
haklarını helal ederler elbet.
alacağına gelince...
alacağı yoktu zaten rahmetlinin.
ııı
tüfeğini deppoya koydular,
esvabını başkasına verdiler.
artık ne torbasında ekmek kırıntısı,
ne matarasında dudaklarının izi;
öyle bir ruzigar ki,
kendi gitti,
ismi bile kalmadı yadigâr.
yalnız şu beyit kaldı,
kahve ocağında, el yazısıyla:
"ölüm allah'ın emri,
ayrılık olmasaydı."
----------------------
çoğu kişi için son iki mısrası bu şiirin en önemli kısmıdır. beni en etkileyen ise ikinci bölümde geçen "bir akşam uyudu;
uyanmayıverdi." kısmıdır.
devamını gör...
anne baba olmak
bir sekse bakar.
olabilmekse zor.
olmak kolay.
olabilmekse zor.
olmak kolay.
devamını gör...
faydalı mobil uygulamalar
(bkz: wordup vocabulary) ingilizce kelime haznenizi geliştirmek istiyorsanız önerebileceğim bir uygulama.
(bkz: daily art) günlük olarak size sanat eserleri -genellikle tablolar- ve onların tarihçesini gösteren bir uygulama.
(bkz: facetune) fotoğraf düzenlemek için güzel bir uygulama.
(bkz: atom: build a habit of meditation) eğer benim gibi karamsar biriyseniz veya herhangi bir alışkanlığınızdan kurtulmaya çalışıyorsanız kullanabileceğiniz bir uygulama. meditasyon sayesinde bu düşüncelerinizden bir süreliğine ayrılmanızı sağlıyor.
(bkz: mindfocus) doğa, orman, yağmur vb. sesleri ders çalışırken odaklanmamı sağlıyor bu yüzden odaklanmak için ideal!
(bkz: daily art) günlük olarak size sanat eserleri -genellikle tablolar- ve onların tarihçesini gösteren bir uygulama.
(bkz: facetune) fotoğraf düzenlemek için güzel bir uygulama.
(bkz: atom: build a habit of meditation) eğer benim gibi karamsar biriyseniz veya herhangi bir alışkanlığınızdan kurtulmaya çalışıyorsanız kullanabileceğiniz bir uygulama. meditasyon sayesinde bu düşüncelerinizden bir süreliğine ayrılmanızı sağlıyor.
(bkz: mindfocus) doğa, orman, yağmur vb. sesleri ders çalışırken odaklanmamı sağlıyor bu yüzden odaklanmak için ideal!
devamını gör...
hayalini kurduğunuz 3 şey
her anlamda dik durabilmek
sevdiğim işi en başarılı şekilde yapmak
beni mutlu edecek şeylere sahip olmak
sevdiğim işi en başarılı şekilde yapmak
beni mutlu edecek şeylere sahip olmak
devamını gör...
beş ressam adı sayamayan biriyle çıkmak
leonardo dicaprio
osman hamdi tanpınar
donatella versace
bob ross
frida mualla hanım ( fikret de olabilir emin değilim resimlerini ve kaşlarını beğenmediğim için ilgimi çekmiyor.)
nietzsche ve schopenhauer i bakmadan yazabiliyorum, ayrıca saçlarım platon sarısı.
yarışmacı arkadaşlara başarılar dilerim.
osman hamdi tanpınar
donatella versace
bob ross
frida mualla hanım ( fikret de olabilir emin değilim resimlerini ve kaşlarını beğenmediğim için ilgimi çekmiyor.)
nietzsche ve schopenhauer i bakmadan yazabiliyorum, ayrıca saçlarım platon sarısı.
yarışmacı arkadaşlara başarılar dilerim.
devamını gör...
kafa sözlük ocak ve şubat ayı istatistiklerindeki düşüş
şubat ocak'tan, mart da şubat'tan daha iyi, nisan mart'tan zaten çok iyi olacak.
(bkz: bakın burası çok önemli)
(bkz: bakın burası çok önemli)
devamını gör...
deli dumrul
deli dumrul (veya bazı halk hikâyelerinde dumrul han, dumrul bey) - türk ve altay mitolojisinde söylencesel metafizik varlıktır.
genç bir adam olan duha koca oğlu deli dumrul, bir köprü inşa eder ve bu köprüden geçenlerden 30 akçe geçmeyenlerden ise döve döve 40 akçe alır. bir gün köprünün yakınına bir oba yerleşir ve bir süre sonra obadan genç bir adam vefat eder. duyduğu feryatlar üzerine obaya giden dumrul, oğlanı öldürenin azrail adında birisi olduğunu öğrenir. azrail’e çok öfkelenen deli dumrul onunla karşılaşıp meydan okumaya karar verir.
azrail’le karşı karşıya geldiğinde ise onunla başa çıkamaz ve canından olma tehlikesi yaşar. azrail ise aldığı emir doğrultusunda dumrul’un canına karşı can bulursa kendi hayatını kurtarabileceğini söyler. böylece dumrul canına karşılık can aramaya başlar.
ilk olarak babasına giden genç adam, beklediği yanıtı bulamaz ve baba canını veremeyeceğini söyler. hayal kırıklığı içinde annesine yöneldiğinde de aynı sonucu alır. bu sefer son şansını dener eşine gider ve eşi “bir canın lafı mı olur?” dedikten sonra dumrul’un isteğini kabul eder.
azrail eşinin canına almaya geldiğinde dumrul allah’a yakarır. bu yakarış hikâyenin özgün metninde şu şekilde geçmektedir:
“azrail hatunun canını almağa geldi, insanoğlunun ejderhası eşine kıyamadı. allah'a burada yalvarmış, görelim nasıl yalvarmış:
yücelerden yücesin
kimse bilmez nicesin
güzel tanrı
çok cahiller seni gökte arar yerde ister
sen bizzat müminlerin gönlündesin
daim duran cebbar tanrı
ulu yollar üzerine
imaretler yapayım senin için
aç görsem donatayım senin için
alırsan ikimizin canını beraber al
bırakırsan ikimizin canını beraber bırak
keremi çok kadir tanrı"
dedi. hak teâlâ’ya deli dumrul’un sözü hoş geldi. azrail’e emreyledi: deli dumrul’un babasının anasının canını al, o iki helalliğe yüz kırk yıl ömür verdim dedi. azrail de babasının anasının derhal canını aldı. deli dumrul yüz kırk yıl daha eşi ile ömür sürdü.
genç bir adam olan duha koca oğlu deli dumrul, bir köprü inşa eder ve bu köprüden geçenlerden 30 akçe geçmeyenlerden ise döve döve 40 akçe alır. bir gün köprünün yakınına bir oba yerleşir ve bir süre sonra obadan genç bir adam vefat eder. duyduğu feryatlar üzerine obaya giden dumrul, oğlanı öldürenin azrail adında birisi olduğunu öğrenir. azrail’e çok öfkelenen deli dumrul onunla karşılaşıp meydan okumaya karar verir.
azrail’le karşı karşıya geldiğinde ise onunla başa çıkamaz ve canından olma tehlikesi yaşar. azrail ise aldığı emir doğrultusunda dumrul’un canına karşı can bulursa kendi hayatını kurtarabileceğini söyler. böylece dumrul canına karşılık can aramaya başlar.
ilk olarak babasına giden genç adam, beklediği yanıtı bulamaz ve baba canını veremeyeceğini söyler. hayal kırıklığı içinde annesine yöneldiğinde de aynı sonucu alır. bu sefer son şansını dener eşine gider ve eşi “bir canın lafı mı olur?” dedikten sonra dumrul’un isteğini kabul eder.
azrail eşinin canına almaya geldiğinde dumrul allah’a yakarır. bu yakarış hikâyenin özgün metninde şu şekilde geçmektedir:
“azrail hatunun canını almağa geldi, insanoğlunun ejderhası eşine kıyamadı. allah'a burada yalvarmış, görelim nasıl yalvarmış:
yücelerden yücesin
kimse bilmez nicesin
güzel tanrı
çok cahiller seni gökte arar yerde ister
sen bizzat müminlerin gönlündesin
daim duran cebbar tanrı
ulu yollar üzerine
imaretler yapayım senin için
aç görsem donatayım senin için
alırsan ikimizin canını beraber al
bırakırsan ikimizin canını beraber bırak
keremi çok kadir tanrı"
dedi. hak teâlâ’ya deli dumrul’un sözü hoş geldi. azrail’e emreyledi: deli dumrul’un babasının anasının canını al, o iki helalliğe yüz kırk yıl ömür verdim dedi. azrail de babasının anasının derhal canını aldı. deli dumrul yüz kırk yıl daha eşi ile ömür sürdü.
devamını gör...
kafa kadınlarından erkeklere nasihatlar
herkesin içinde verilen öğüt, öğüt değil hakarettir.*
devamını gör...
cadı avı
genelde kadın, binlerce insan avrupa ve amerika'da cadı sayılıp öldürülse bile, massachusetts eyaletinin salem kasabası belkide en meşhur olaydır.
1692 yılında, iki tane ergen kızın çırpınarak krize girmesi üzerine, bu kızlara büyü yapıldığı iddia edilmiş ve bunun için birkaç aykırı tipli kadına soruşturma açılmış.
cadı olduklarını itiraf ederlerse idamdan kurtulabilirler umuduyla, her sorguya çekilen bir başkasının cadı olduğunu "itiraf" etmiş. işler o kadar büyümüş ki artık ihbar edecek "potansiyel cadı" kalmayınca, en sonunda mahkemeyi yürüten hakimler ve şehrin valisi falan cadı olmakla suçlanmış.
tabi işin ucu "önemli insanlara" gelince, durun artık yahu ne yapıyoruz biz demişler ve yeniden mahkeme yapıp, alt tabakadaki sıradan 20 kişiyi idam etmişler.
bu olayın etkisi uzun süre sürmüş ve soğuk savaş yıllarında mccarthy'nin komünistleri fişleme uygulamaları cadı avı olarak anılmıştır.
1692 yılında, iki tane ergen kızın çırpınarak krize girmesi üzerine, bu kızlara büyü yapıldığı iddia edilmiş ve bunun için birkaç aykırı tipli kadına soruşturma açılmış.
cadı olduklarını itiraf ederlerse idamdan kurtulabilirler umuduyla, her sorguya çekilen bir başkasının cadı olduğunu "itiraf" etmiş. işler o kadar büyümüş ki artık ihbar edecek "potansiyel cadı" kalmayınca, en sonunda mahkemeyi yürüten hakimler ve şehrin valisi falan cadı olmakla suçlanmış.
tabi işin ucu "önemli insanlara" gelince, durun artık yahu ne yapıyoruz biz demişler ve yeniden mahkeme yapıp, alt tabakadaki sıradan 20 kişiyi idam etmişler.
bu olayın etkisi uzun süre sürmüş ve soğuk savaş yıllarında mccarthy'nin komünistleri fişleme uygulamaları cadı avı olarak anılmıştır.
devamını gör...
kadınların zeki erkek sevmemesi
zeki ya da aptal olmakla zerre ilgisi yok; manipülasyona açık her birey kolayca yönlendirilebilir.
erkeğin tek isteği tatmin olmaksa kadınının her dediğine "peki hayatım" der; kadının derdi kocasının başında durması ise -ya da eğer sevgililierse belki işi evliliğe götürmek istiyordur- herifinin tüm hatalarını sineye çekebilir, bazılarımız bunun örneğini kendi ailesinde görüyor.
manipülasyona açık olmak zekayla değil, güçlü/zayıf olmakla ilgili. gösterirseniz en savunmasız tarafınızı, her seferinde yumuşak karnınızdan yakalarlar sizi. en sevdiğiniz yapar bunu çünkü sadece onun yapmasına izin verirsiniz.
erkeğin tek isteği tatmin olmaksa kadınının her dediğine "peki hayatım" der; kadının derdi kocasının başında durması ise -ya da eğer sevgililierse belki işi evliliğe götürmek istiyordur- herifinin tüm hatalarını sineye çekebilir, bazılarımız bunun örneğini kendi ailesinde görüyor.
manipülasyona açık olmak zekayla değil, güçlü/zayıf olmakla ilgili. gösterirseniz en savunmasız tarafınızı, her seferinde yumuşak karnınızdan yakalarlar sizi. en sevdiğiniz yapar bunu çünkü sadece onun yapmasına izin verirsiniz.
devamını gör...

