hbb
has bilgi birikim.hbb iyi tv,iyi tv hbb sloganlı, 1992-2000 yılları arası yayın yapan kanal.zamanına göre kaliteli programlar yayınlamıştır.
devamını gör...
hem mutlu eden hem de üzücü olabilen bir şey söyle
asgari ücretle iş bulmak.
devamını gör...
ülkenin refah seviyesini artırmak için yapılacaklar
eğitime yatırım...
devamını gör...
ilginç genel kültür bilgileri
klavyede windows + d tusuna basarsaniz masaustune dönersiniz.
acil durumlarda hayat kurtarabilir.
acil durumlarda hayat kurtarabilir.
devamını gör...
dil öğrenmek
eğitim sistemimiz hiç bu işe girişmemiş olsaydı. kendi tercihimiz ile kursuna gidip öğrenebildiğimizi düşündüğüm şey. anaokulundan itibaren ingilizce dersi gördüm öğrenemedim , gerçekten sadece konuşmak isteyip üniversiteyi bitirip 6 ayımı ayırıp kursuna gittim yine öğrenemedim. lisede aldığımız almanca ve fransızca dersleri içinde aynı şeyi söyleyebilirim. bu işi ehline ve isteklisine bıraksalardı daha rahat yapardık diye düşünüyorum . üzgünüm.
devamını gör...
müsait
türk dil kurumu sözlüğüne girip müsait yazarsanız, şu çıkacaktır:
1. sıfat uygun, elverişli:
"asla hissîliğe, ılık ve yumuşak duygulara müsait değiliz." - necip fazıl kısakürek
2. sıfat, teklifsiz konuşmada tkz. flört etmeye hazır olan, kolayca flört edebilen (kadın).
ikinci anlamı için oha veya çüş diyebilirsiniz.
1. sıfat uygun, elverişli:
"asla hissîliğe, ılık ve yumuşak duygulara müsait değiliz." - necip fazıl kısakürek
2. sıfat, teklifsiz konuşmada tkz. flört etmeye hazır olan, kolayca flört edebilen (kadın).
ikinci anlamı için oha veya çüş diyebilirsiniz.
devamını gör...
yoncimik
yonca evcimik'in tozlu raflarda kalmış lakabı.
devamını gör...
tanrı demek günah mı sorunsalı
değildir.
peki, ben tanrı mıyım? bu kararı nasıl verebiliyor ve apaçık paylaşabiliyorum? çok basit bir mantık yürütmeyle aslında.
onca insan gelmiş geçmiş. her biri kutsallık atfettiği ulvi varlıktan bir şekilde bahsetme ihtiyacı hissetmiş. doğal olarak farklı kültürler, farklı diller; farklı farklı sözcüklere sebep olmuş. mesela türklerin payına "tanrı", farsların payına "hüda", arapların payına da "allah" düşmüş. hatta belki daha milletler bile meydanda yokken ilk insanlar "umagayaşuya" falan demişlerdir.**
eski zamanlarda kültürel etkileşim ve hatta kültür emperyalizmi denilen şeyler çok kısıtlıymış. toplumlar savaşlar ve ticaret dışında birbirleriyle iletişim kurmayan kapalı kutularmış. herkes kendi efsanesiyle, kendi inancıyla; kendi yaratıcısı ya da yaratıcıları ve onun ya da onların getirdiği kurallarla (yani dinleriyle) güllük gülistanlık yaşıyormuş.
cahiliye devri arapları, malumunuz, putlara tapıyormuş. onlara inanıyor, onlara dua ediyor, onlardan af diliyorlarmış. bu putları ulvi yaratıcıları bellemişler. kendilerinden bahsetmek istediklerinde ne diyeceklerini düşünmek akıllarına bile gelmemiş. çünkü paylarına düşen kelime zaten belliymiş: "allah".
boyu devrilesice müşrikler, kabe'nin dört bir tarafına "allahlarını" doldurmuşlar. "... onlar kendi allahlarına tapınırlarken..."* adamın biri çıkmış, "sizin allahınız birdir, tektir" demiş. kimi inanmış, kimi inanır gibi yapmış ama bir şekilde benimsemişler. eski "allahlarını"* kırıp, yıkıp, döküp; yenisine sarılmışlar.
sonra devir değişmiş. insanlara hükmetmenin en kolay yolunun, onları etkilemek olduğunun farkına varılmış. meğerse devleti ayakta tutabilmek sadece iyi yönetmekle değil, insanları bir arada tutabilmekle de gayet olabiliyormuş. insanları bir arada tutabilmenin en kolay yolu da, onların arzularında ve korkularında yatıyormuş. tesadüf bu ya, bu arzulardan ve korkulardan en etraflıca bahseden şeyler de dinler imiş.
ilk insanların en büyük başarısının, yani bilişsel devrimin ve bu devrimin getirdiği soyut düşünebilme yetisinin eseri olan dinler; bir anda yine o soyut düşünebilme yetisinin meydana getirebildiği devletlerin ve bu devletlerin büyüklerinin oyuncağı oluvermiş. insanların düşünsel dünyasına tesir etmesi gereken, alabildiğine soyut bir kavram olan "din"; bir anda gayet de somut bir kurallar dizisi hâline gelmiş.
öyle ki, artık, "din"; diğerlerine benzemeyenin, sürüden ayrılanın vurulduğu kırbaç imiş.
şimdi, ben bunu neden anlattım? hatta nahiflik abidesi ilkokul hocamın deyişiyle: "ana fikri ne lan bu hikâyenin?"*
demek ki "allah" kelimesi, hiç de öyle özel bir ifade değil. hele koskoca yaratıcının senin, benim ya da bir evcil hayvanınki gibi özel isminin olabileceğini düşünmek, herhalde abes kaçar. yeri, göğü, koca arşıâlâyı yoktan yaratabilecek kudretteki; hikmetinden sual olunmaz bir mutlak otoriteye isim biçmek, sözümona adıyla hitap etmek ve aksinin "çok büyük günah" olabileceğini savunmak çok yersiz.
dedim ya, arapların payına düşen "allah" sözcüğü olmuş. bu. bu kadar! zamanında bu sözcük dilden dile evrilirken "sufuaslakulgazuh"** ismini alsaymış, bugün onu kullanacakmışız. mesela peygamber arap değil de leh* olsaymış, "bóg" diyecekmişiz. diyebilecek miydiniz? diliniz varacak mıydı?!*
bütün bu sebeplerden, "allah" demek yerine "tanrı" diyen insanlar; eski bir kültür ögesi yerine daha eski bir kültür ögesini kullanmış oluyorlar aslında yalnızca. zamanında bunu yapanları dışlamışlar, "sen bizden değilsin" demişler ve vurmuşlar kırbacı. bu devirde bile öyle yapmanın bir gereği yok herhalde. zaten biliyorsunuz, islam barış dinidir.*
ben inançlı bir insan değilim. ama insanım sonuçta. elbette ki taraflı davranıyor, kendi düşüncemi mutlak doğru ilan ediyor olabilirim şu an. o sebepten inançlı insanların bu konudaki fikirlerini zevkle okuyorum ama ne yazık ki şimdiye kadar düşündüklerimin aksini iddia edip de mantıklı bir açıklama ortaya koyabilenine rastlamadım. benim eyyorlamam bu kadar, söz sizde. inancınıza ister istemez bir saygısızlık etmişsem de belirtebilir, uyarabilir ve hatta özelden sövebilirsiniz bile.* ama hakikaten öyle bir niyetim yoktu.
ulan iki satır yazalım diye girdik, gene uzun yazdık ya. okuyanlara sonsuz teşekkürler gerçekten. göz doktoru masraflarınızı karşılamam ama.*
peki, ben tanrı mıyım? bu kararı nasıl verebiliyor ve apaçık paylaşabiliyorum? çok basit bir mantık yürütmeyle aslında.
onca insan gelmiş geçmiş. her biri kutsallık atfettiği ulvi varlıktan bir şekilde bahsetme ihtiyacı hissetmiş. doğal olarak farklı kültürler, farklı diller; farklı farklı sözcüklere sebep olmuş. mesela türklerin payına "tanrı", farsların payına "hüda", arapların payına da "allah" düşmüş. hatta belki daha milletler bile meydanda yokken ilk insanlar "umagayaşuya" falan demişlerdir.**
eski zamanlarda kültürel etkileşim ve hatta kültür emperyalizmi denilen şeyler çok kısıtlıymış. toplumlar savaşlar ve ticaret dışında birbirleriyle iletişim kurmayan kapalı kutularmış. herkes kendi efsanesiyle, kendi inancıyla; kendi yaratıcısı ya da yaratıcıları ve onun ya da onların getirdiği kurallarla (yani dinleriyle) güllük gülistanlık yaşıyormuş.
cahiliye devri arapları, malumunuz, putlara tapıyormuş. onlara inanıyor, onlara dua ediyor, onlardan af diliyorlarmış. bu putları ulvi yaratıcıları bellemişler. kendilerinden bahsetmek istediklerinde ne diyeceklerini düşünmek akıllarına bile gelmemiş. çünkü paylarına düşen kelime zaten belliymiş: "allah".
boyu devrilesice müşrikler, kabe'nin dört bir tarafına "allahlarını" doldurmuşlar. "... onlar kendi allahlarına tapınırlarken..."* adamın biri çıkmış, "sizin allahınız birdir, tektir" demiş. kimi inanmış, kimi inanır gibi yapmış ama bir şekilde benimsemişler. eski "allahlarını"* kırıp, yıkıp, döküp; yenisine sarılmışlar.
sonra devir değişmiş. insanlara hükmetmenin en kolay yolunun, onları etkilemek olduğunun farkına varılmış. meğerse devleti ayakta tutabilmek sadece iyi yönetmekle değil, insanları bir arada tutabilmekle de gayet olabiliyormuş. insanları bir arada tutabilmenin en kolay yolu da, onların arzularında ve korkularında yatıyormuş. tesadüf bu ya, bu arzulardan ve korkulardan en etraflıca bahseden şeyler de dinler imiş.
ilk insanların en büyük başarısının, yani bilişsel devrimin ve bu devrimin getirdiği soyut düşünebilme yetisinin eseri olan dinler; bir anda yine o soyut düşünebilme yetisinin meydana getirebildiği devletlerin ve bu devletlerin büyüklerinin oyuncağı oluvermiş. insanların düşünsel dünyasına tesir etmesi gereken, alabildiğine soyut bir kavram olan "din"; bir anda gayet de somut bir kurallar dizisi hâline gelmiş.
öyle ki, artık, "din"; diğerlerine benzemeyenin, sürüden ayrılanın vurulduğu kırbaç imiş.
şimdi, ben bunu neden anlattım? hatta nahiflik abidesi ilkokul hocamın deyişiyle: "ana fikri ne lan bu hikâyenin?"*
demek ki "allah" kelimesi, hiç de öyle özel bir ifade değil. hele koskoca yaratıcının senin, benim ya da bir evcil hayvanınki gibi özel isminin olabileceğini düşünmek, herhalde abes kaçar. yeri, göğü, koca arşıâlâyı yoktan yaratabilecek kudretteki; hikmetinden sual olunmaz bir mutlak otoriteye isim biçmek, sözümona adıyla hitap etmek ve aksinin "çok büyük günah" olabileceğini savunmak çok yersiz.
dedim ya, arapların payına düşen "allah" sözcüğü olmuş. bu. bu kadar! zamanında bu sözcük dilden dile evrilirken "sufuaslakulgazuh"** ismini alsaymış, bugün onu kullanacakmışız. mesela peygamber arap değil de leh* olsaymış, "bóg" diyecekmişiz. diyebilecek miydiniz? diliniz varacak mıydı?!*
bütün bu sebeplerden, "allah" demek yerine "tanrı" diyen insanlar; eski bir kültür ögesi yerine daha eski bir kültür ögesini kullanmış oluyorlar aslında yalnızca. zamanında bunu yapanları dışlamışlar, "sen bizden değilsin" demişler ve vurmuşlar kırbacı. bu devirde bile öyle yapmanın bir gereği yok herhalde. zaten biliyorsunuz, islam barış dinidir.*
ben inançlı bir insan değilim. ama insanım sonuçta. elbette ki taraflı davranıyor, kendi düşüncemi mutlak doğru ilan ediyor olabilirim şu an. o sebepten inançlı insanların bu konudaki fikirlerini zevkle okuyorum ama ne yazık ki şimdiye kadar düşündüklerimin aksini iddia edip de mantıklı bir açıklama ortaya koyabilenine rastlamadım. benim eyyorlamam bu kadar, söz sizde. inancınıza ister istemez bir saygısızlık etmişsem de belirtebilir, uyarabilir ve hatta özelden sövebilirsiniz bile.* ama hakikaten öyle bir niyetim yoktu.
ulan iki satır yazalım diye girdik, gene uzun yazdık ya. okuyanlara sonsuz teşekkürler gerçekten. göz doktoru masraflarınızı karşılamam ama.*
devamını gör...
seri artı oy veren yazarın amacı
bazı yazarlara arada sırada yapıyorum . hem mutlu olsunlar hem karmaları biriksin sonuçta paylaştıkça çoğalır . benden birşey eksilmiyor sorun yapmama gerek yok.
devamını gör...
jess
şimdi rahatlıyoruz jess,
bırak şu geçmişi at çöpe gitsin. ünlü düşünür serdar ortaç demiş ki 'seni çöpe atacağım poşete yazık'. o derece yani.
bir de 'gıybet, çekemiyorlar bizi
kıskanıyorlar bizi diye bir sözü de var ama onun konumuzla bir alakası yok kesin orada da bir hayat dersi vardır.*
bugün yüzünüzü güldürmek istedim.. musmutlu yaz çok mutlu yaz hatta göbek atarak yaz. burada düşünürümüzün başka bir parçası gelsin aklına;
affet diyen kim?
ez geç diyen kim?
yüksek uçan kuşun, yüreği sarhoşun... binlerce dansöz var eserinden.*

burada da ismail abi gelsin aklınıza herşeyi salla çayı demle hacı.
bırak şu geçmişi at çöpe gitsin. ünlü düşünür serdar ortaç demiş ki 'seni çöpe atacağım poşete yazık'. o derece yani.
bir de 'gıybet, çekemiyorlar bizi
kıskanıyorlar bizi diye bir sözü de var ama onun konumuzla bir alakası yok kesin orada da bir hayat dersi vardır.*
bugün yüzünüzü güldürmek istedim.. musmutlu yaz çok mutlu yaz hatta göbek atarak yaz. burada düşünürümüzün başka bir parçası gelsin aklına;
affet diyen kim?
ez geç diyen kim?
yüksek uçan kuşun, yüreği sarhoşun... binlerce dansöz var eserinden.*

burada da ismail abi gelsin aklınıza herşeyi salla çayı demle hacı.
devamını gör...
adagio for strings
samuel barber tarafından bestelenen ve klasik müzik dünyasında bu parçayla adını duyurduğu, acıklı ve rahatlatıcı bir müziktir adagio for strings. birçok filmde çalınan ve insanların hüznüyle birleşen bu müzik, hafızalardan maalesef ki silinemiyor. 1936 yılında çıkan bu parça hala birçok müzisyen tarafından çalınmakta ve adını sildirmemektedir.
insanın duygularını en üst zirveye taşıyan, her notasında farklı anlamlar bulunan ve kısa yaşamımızın amacını sorgulatan nadide bir eserdir. her dinlediğimde kendimi kaybediyorum. öylesine derinden etkiliyor ki, sadece dinlemek değil adeta yaşıyorum müziğin içinde. her bir dizesinde denizin dalgasına tutulmuş gibi oradan oraya savruluyorum. bazen bağırmak istiyorum herkese ve her şeye. bazen de herkesi ve her şeyi unutmak istiyorum. bir müzik bile bu kadar acıtıyorsa beni, gerçekten savunmasızım demek ki. yalnız kaldığım her an müziklerle avutuyorum kendimi. onlarla yaşamın amacını anlıyorum. onlarla kendimi buluyorum, kendi eksikliğimi. zaten bir bütün değilim ki, her bir parçaya ayrılmışken. her bir parçada görüyorum ben, benden gidişimi.
bu müziği kesinlikle dinlemenizi istiyorum. eğer dram türü bir kitap okuyorsanız arka planda bunu dinlemek sizi kitabın daha da derinliklerine sokacaktır.
aşağıya linki bırakıyorum. iyi dinlemeler ^^
https://youtu.be/izqsge0l450
insanın duygularını en üst zirveye taşıyan, her notasında farklı anlamlar bulunan ve kısa yaşamımızın amacını sorgulatan nadide bir eserdir. her dinlediğimde kendimi kaybediyorum. öylesine derinden etkiliyor ki, sadece dinlemek değil adeta yaşıyorum müziğin içinde. her bir dizesinde denizin dalgasına tutulmuş gibi oradan oraya savruluyorum. bazen bağırmak istiyorum herkese ve her şeye. bazen de herkesi ve her şeyi unutmak istiyorum. bir müzik bile bu kadar acıtıyorsa beni, gerçekten savunmasızım demek ki. yalnız kaldığım her an müziklerle avutuyorum kendimi. onlarla yaşamın amacını anlıyorum. onlarla kendimi buluyorum, kendi eksikliğimi. zaten bir bütün değilim ki, her bir parçaya ayrılmışken. her bir parçada görüyorum ben, benden gidişimi.
bu müziği kesinlikle dinlemenizi istiyorum. eğer dram türü bir kitap okuyorsanız arka planda bunu dinlemek sizi kitabın daha da derinliklerine sokacaktır.
aşağıya linki bırakıyorum. iyi dinlemeler ^^
https://youtu.be/izqsge0l450
devamını gör...
babanın ölmesi
insanın babası neden ölür ki?
baba yani bu sonuçta, başka bişey değil ki.
hiç baba ölür mü ya?
yetiştiren, büyüten, ağlatan, güldüren, yıllarca çocukları için çalışan insan nasıl ölebilir ki?
bazen gece uykudan uyanıyorum, ölmemiş olabilir diyorum
baba yani bu sonuçta, başka bişey değil ki.
hiç baba ölür mü ya?
yetiştiren, büyüten, ağlatan, güldüren, yıllarca çocukları için çalışan insan nasıl ölebilir ki?
bazen gece uykudan uyanıyorum, ölmemiş olabilir diyorum
devamını gör...
sen varsın diye
çok heyecanlıyıım sözlükçüm. en sevdiğim gruplardan biri olan yüzyüzeyken konuşuruz 23 saat önce şöyle bir şarkı yapmış*. dinler dinlemez sizlerle de paylaşmak istedim. **
sözleri:
seni bir kere görsem belki rahatlar içim
yıllar oldu görmedim, belki de biraz özledim
nasıl bir sevdaysa ancak kalbimi dağladım
seni kaybedip ağladım
üstümden sanki trenler geçti, yine el salladım
belki sen varsın diye
belki duyarsın diye
beni anlarsın, soru sormazsın
ah, yetmedi mi be
bir yere varacak hâlim yok saatim geç oldu
buradan kaçabilenler gitmiş, çok göç oldu
nereye gizlenmiş bilmem bu işin anahtarı
çoğumuzun berbat hayatları
birden durdum bak içimden geldi, nasıl da afalladım
çünkü sen varsın diye
orada duyarsın diye
beni anlarsın, soru sormazsın
ah, yetmedi mi be
gel saklanacak bir yer bulalım
ikimiz bir, sen benim sırdaşım ol
bak ne kaldı inadından
seni soludum dumanımdan
sen benim yanlışım ol
belki sen varsın diye
belki duyarsın diye
beni anlarsın, soru sormazsın
ah, yetmedi mi be
sözleri:
seni bir kere görsem belki rahatlar içim
yıllar oldu görmedim, belki de biraz özledim
nasıl bir sevdaysa ancak kalbimi dağladım
seni kaybedip ağladım
üstümden sanki trenler geçti, yine el salladım
belki sen varsın diye
belki duyarsın diye
beni anlarsın, soru sormazsın
ah, yetmedi mi be
bir yere varacak hâlim yok saatim geç oldu
buradan kaçabilenler gitmiş, çok göç oldu
nereye gizlenmiş bilmem bu işin anahtarı
çoğumuzun berbat hayatları
birden durdum bak içimden geldi, nasıl da afalladım
çünkü sen varsın diye
orada duyarsın diye
beni anlarsın, soru sormazsın
ah, yetmedi mi be
gel saklanacak bir yer bulalım
ikimiz bir, sen benim sırdaşım ol
bak ne kaldı inadından
seni soludum dumanımdan
sen benim yanlışım ol
belki sen varsın diye
belki duyarsın diye
beni anlarsın, soru sormazsın
ah, yetmedi mi be
devamını gör...
aşık veysel şatıroğlu
kendisini terk edip, başka bir kişi ile kaçacağını anladığı karısının ayakkabısının altına, yolda sokakta rezil olmasın diye para saklayan yüce kişilik.
devamını gör...
çocukken para karşılığı yapılan şeyler
dedem alkolikti. dedemlerle yasiyordum o zamanlar. anneannem de alkol almasına çok kızardı. dedem bana anneanneme söylememem için para verirdi. o şekilde para alırdım. sarhoşken yürürken bazen cebinden düşerdi paralar bir de onları alırdım. anneannemden de sarap siselerinin yerini söylemem karşılığında para alırdım. allahtan anneannem hiçbir zaman dedeme benim söylediğimi söylemedi de tam 3 yıl boyunca bu şekilde zengin oldum.
devamını gör...
güneş banyosu
deri kanseri riski artmaktadır, lütfen güneş kremlerinizi sürün.
mümkünse 50 faktörlü olanlardan tercih edin.
mümkünse 50 faktörlü olanlardan tercih edin.
devamını gör...
one way ticket
bir adet gri pasaport ile alınması daha mantıklı olacak olan bilettir.
one way ticket to the grays....
one way ticket to the grays....
devamını gör...


