son singapur vapuru (yazar)
ferdi tayfur seven yazar. ferdi tayfur seven insandan zarar gelmez. sevincini, üzüntüsünü, yalnızlığını ve kalabalığını kendi içinde yaşar. içi yanar, huzuru kalmaz, o da özler, sanma ki yaşıyordur ama çiçekler açar, böcekler öter, nisan yağmurunda ıslanır. allahım sen bilirsin.
devamını gör...
dişlerin çürümesi
genetik olduğunu düşünüyorum. evet diş fırçalamak da önemli fakat ne kadar bakarsanız bakın eğer zayıf (güçsüz) dişlere sahipseniz dişler kolaylıkla çürüyor. ha bazıları da var ki bayramdan bayrama diş fırçalar ama dişleri sapasağlamdır*.
devamını gör...
bir işe başlamak için saat başlarını beklemek
öncelikle saat başları garip bir tabir gibi dursa da yanlış bir ifade olmadığını düşünüyorum.
tembel ve harekete geçmekte zorlanan insanların kendilerine sunduğu işlevsiz kural. bir bakarsın dakikalar 13ü gösteriyor, 47 dk sonra mı başlasam o zaman düşüncesi zaten hazırda bekliyordur, hemen parlar. o yüzden saate bakmadan işe koyulmak gerek.
tembel ve harekete geçmekte zorlanan insanların kendilerine sunduğu işlevsiz kural. bir bakarsın dakikalar 13ü gösteriyor, 47 dk sonra mı başlasam o zaman düşüncesi zaten hazırda bekliyordur, hemen parlar. o yüzden saate bakmadan işe koyulmak gerek.
devamını gör...
çocukların yetişkinlerden daha iyi yaptığı şeyler
sorgulamak. nedeni bilinmez, büyüdükçe sorgulama arzusu azalıyor insanların.
devamını gör...
oruç tutmayacak yazarlar
çocukluğumdan beri uslu uslu tutardım her sene. ergenliğe girip regl olmaya başladığımda o günlerde tutmaz yılın geri kalan günlerinde tutardım. * okulda tutan kişiler bazen bi köşede tost yiyip kraker kemiren insanlara bağırırlardı. asla onlardan biri olmadım. olmadığım için insanlar benim ibadetime saygı gösterdi. istedikleri gibi yiyip içebildiler çünkü benim iradem o günlerde demirdendi. ibadeti yarıda kesip cehennemde yanmaktan korkuyordum o yüzden her yıl içime demirden bi irade yükleniyordu. bazen kendime şaşıyordum bu ben miyim diye.
son 2 senedir tutmuyorum. çevremden tepki alıyor muyum, evet. onlar tutarken ben saygı duyuyorum ama ben tutmayınca aynı şekilde saygı görüyor muyum, hayır. bu işte bi dengesizlik var.
sıkıldım bu baskıdan. öyle böyle değil çok çok sıkıldım. ne yapsam birileri sürekli eleştiriyor. eve gelirsin ayrı, sokağa çıkarsın ayrı, okula/işe gidersin ayrı. bir şey diyince de ee toplu yaşamın bedelleri diye zırvalıyorlar. sıçtırtmayın bedelinizi de size de be. ben özel hayatınıza karışıp yerli yersiz konuşuyor muyum? varlığınızı yok sayan herhangi bir davranışım var mı? çizgilerinizi aşıyor muyum? istesem yaparım daha sonra da toplu yaşamın bedelleri ayoll büyütmeyin bu kadar derim yüzünüze gevrek gevrek. hiçbirini yapmıyorum.
keşke birbirimizin boğazlamayı bi bıraksak.
bir de burda gördüm saygının zerresinin olmadığını. üst tanımlarda tutan insanlara bi sövmedikleri kalmış. kendinlerinde tutacak got yok diye kudurmuşlar adeta. ama lafa gelse en çok kültüre, yaşam tarzına, dine saygılı kişiler bunlar çıkar.
çoğunun yaşı büyük arkadaşlar olduğu belli. yazık gerçekten. yaşın olmuş 35+ hala insanların ibadetlerine kendi aklınca bok atıp duruyorsun. bomboş yazık bi hayat ne diyim.
son 2 senedir tutmuyorum. çevremden tepki alıyor muyum, evet. onlar tutarken ben saygı duyuyorum ama ben tutmayınca aynı şekilde saygı görüyor muyum, hayır. bu işte bi dengesizlik var.
sıkıldım bu baskıdan. öyle böyle değil çok çok sıkıldım. ne yapsam birileri sürekli eleştiriyor. eve gelirsin ayrı, sokağa çıkarsın ayrı, okula/işe gidersin ayrı. bir şey diyince de ee toplu yaşamın bedelleri diye zırvalıyorlar. sıçtırtmayın bedelinizi de size de be. ben özel hayatınıza karışıp yerli yersiz konuşuyor muyum? varlığınızı yok sayan herhangi bir davranışım var mı? çizgilerinizi aşıyor muyum? istesem yaparım daha sonra da toplu yaşamın bedelleri ayoll büyütmeyin bu kadar derim yüzünüze gevrek gevrek. hiçbirini yapmıyorum.
keşke birbirimizin boğazlamayı bi bıraksak.
bir de burda gördüm saygının zerresinin olmadığını. üst tanımlarda tutan insanlara bi sövmedikleri kalmış. kendinlerinde tutacak got yok diye kudurmuşlar adeta. ama lafa gelse en çok kültüre, yaşam tarzına, dine saygılı kişiler bunlar çıkar.
çoğunun yaşı büyük arkadaşlar olduğu belli. yazık gerçekten. yaşın olmuş 35+ hala insanların ibadetlerine kendi aklınca bok atıp duruyorsun. bomboş yazık bi hayat ne diyim.
devamını gör...
albert camus

albert camus, sık sık intiharı düşündüğünü söylemesine rağmen, hayatın yaşanılmaya değer olduğunu savunmuştur. felsefe bölümünü bitirmiş ama kendisini hiçbir zaman filozof olarak görmemiştir. önce bir komünist, sonra da koyu bir milliyetçi olmuştur.
yoksul bir baba ile okuma yazma bilmeyen bir annenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş albert camus. babasını daha 2 yaşına bile basmadan savaşta kaybetmiş, sonrasında temizlikçilik yapan annesinin çabalarıyla büyümüş. kısacası; zor bir hayat yaşamış cezayir asıllı ünlü fransız. kendini bu dünyaya hep biraz yabancı hissetmiş ama yine de yaşamak ve mutluluk için çabalamak gerektiğini öne sürmüş.
varoluşçu olarak tanımlanmış ama bunu hiçbir zaman kabul etmemiş. absürdizmin öncülerinden biri olarak gösterilmesine rağmen, aynı şekilde bu düşünceyi de reddetmiş çünkü belirli terimlerle anılmak ona göre değilmiş. 46 yaşına geldiğinde ise bir trafik kazasında hayatını kaybetmiş. ve ironik olan şu ki albert camus; daha önce araba kazasında ölmeyi, en absürt ölüm olarak ifade etmiştir.
albert camus taş olmak istemiştir. çünkü ne kadar basit ve küçük bir yaşamı olursa o kadar mutlu olacağına inanmıştır. 1957’de nobel edebiyat ödülü’nü kazanan ikinci en genç ve ilk afrika doğumlu yazar olmuştur. 1960’da ise kendisinin deyimiyle “en absürt ölüm şekli” ile hayata veda etmiştir.
devamını gör...
sipariş nickaltı
nickaltına ne tür yorumlar yapılacağı belli olmadığından, riskli bir eylemdir. hani vezir de olursunuz rezil de*.
devamını gör...
adile naşit
aramızdan ayrılalı 33 yıl olan yeri dolmaz oyuncu.
devamını gör...
canı istemiyorsa telefona yanıt vermeyen insan
benim.
o an canım konusmak istemiyordur, keyfim yerinde değildir cevap vermem. ısrarla 3-4 kez aramanızın anlamı yok.
aradığı kişinin telefonu koşulsuz ve şartsız açmasını bekleyenlere dert olur.
o an canım konusmak istemiyordur, keyfim yerinde değildir cevap vermem. ısrarla 3-4 kez aramanızın anlamı yok.
aradığı kişinin telefonu koşulsuz ve şartsız açmasını bekleyenlere dert olur.
devamını gör...
öğrenildiğinde ufku iki katına çıkaran şeyler
öğrenmek değil de algılayınca her şey daha basit oluyor bence; ölümün varlığı.
devamını gör...
çayın yanında en güzel giden gıda
bebe püskeviti
devamını gör...
şarap
islam ansiklopedisinde ilk şarabı üreten kişinin hz. nuh olduğu yazar. insanların gevşemesi ve gerginliğinin azaltılmasını amaçlayarak üretim yapmıştır yazılana göre.
devamını gör...
sokak ortasında öpüşen sevgililer
sokak ortasında sevgilisini, eşini dövenleri normal karşılar da öpüşmesini yadırgar bu millet.
devamını gör...
normal sözlük'ün gececi yazarları
benim de içinde aktif olarak bulunduğum kitle. pandemi sağolsun iki yıldır ne uyku kaldı ne düzeni.* işsiz gibi burada yazan 203 tanımın hepsini de okudum, şimdi benden hızlı davranıp yazan yoksa ben bu başlığa 204. tanımı gireceğim.** yine boş yapmışım kusuruma bakmayın. hep ciddilik de olmaz ama şimdi * neyse bu başlıktaki tanımları okudum, çoğuna çok güldüm, keyfim yerine geldi güzel insanlar sayenizde. neyse, kafa sözlüğün gececi yazarlarına iyi geceler diliyorum.*
edit: tühh imla hatası yapmışım*, hemen düzelteyim.
edit: tühh imla hatası yapmışım*, hemen düzelteyim.
devamını gör...
hazall
şu saatte aktif olmasına neden şaşırıyorsunuz ? hazall’ı tanıyan tanır. o zaten bu saatlerin insanı. daha çok bu saatlerde sözlükte olmayı seviyor kendileri.
(bkz: gece sözlükte oluşan elit ortam)
(bkz: gece sözlükte oluşan elit ortam)
devamını gör...
kişisel gelişim kitapları
kişisel gelişemeyenlerin kişisel gelişemeyenler için yazdığı kişisel gelişime neden olması düşünülemeyecek safsatalardır.
kitap okuyarak elbette gelişir insan, bunun aksini iddia etmek eşyanın tabiatına aykırı ama bunu sağlayacağını bu kadar fütursuzca iddia eden kitaplara tamamen ön yargılı yaklaşılmalı bence.
her zaman yaptığım gibi konuyu somutlaştırmak için iki örnek anlatacağım. vaz geçemiyorum bu huyumdan.
ilk anım üniversite zamanından. yine alttan aldığım bir derste hocamız derse girer girmez bizim kişisel gelişimimizi sağlayacağını düşündüğü bir kitap aldırdı bize. arabasından ben taşıdım kitapları. ticaret işi bittikten sonra kişisel gelişmeye başladık zaten.
sonra dedi ki: “ eğer bir barda oturuyorsanız ve orda beğenmediğiniz bir kadın varsa, o ne içiyorsa ondan söyleyin, o nasıl oturuyorsa öyle oturun, o ne söylüyorsa aynı konudan bahsedin.”
ben derslerden kalmak için sınav notuna ihtiyacım olmadığı için el kaldırıp “ daha karaktersiz olmamız içim başka yapmamız gereken bir şey var mı hocam” diye sorunca bu örnek taca çıktı ve konu başka bir boyuta taşındı.
dedi ki saygıdeğer hocamız: “ kendinizi kötü hissedince gözlerinizi kapatın.” kapattı tabii ki herkes çünkü bu ders yüzünden gerçekten kötü hissediyorduk. “ sonra kendinizi bir kumsalda yürürken hayal edin, dalgalar ayaklarınıza dokunsun.”
ben kalmayı kafaya koyduğum için herkesin içinde bulunduğu trans anını mahvetmek pahasına “ hocam gökdelenlerde mi yaşıyoruz? ülkenin üç tarafı denizle çevrili, kötü hissedersem gider ayağımı sokarım.” dedim. aslında kurduğum mantık tam doğru sayılmazdı ankara’da olduğumuz için ama belirtmek istediğim noktayı açıkça ortaya koymuştum.
ders sonunda bir mucize oldu ve hoca beni yanına çağırıp artık derse gelmememi, dersi geçtiğimi söyledi. böylelikle kişisel gelişimim en azından bu konuda tamamlanmış oldu.
ikinci anım ise meslek hayatında yaşadığım bir anı. bir sabah evden çıkmadan önce özgür mumcu’nun bir yazısını okudum. yeni yönetici tipi hakkında bir yazı idi bu. ve bunların hepsinin masalarının üzerinde kişisel gelişim kitapları tuttuğundan bahsediyordu. yetersizliklerini böyle maskelediklerinden bahsederken de birkaç madde daha sıkıştırmıştı araya.
okula vardığımda okulun yeni müdürü beni odasına çağırdı. okulda ilk günü olduğu için öğretmenlerle tanışıyormuş ve tabii ki ilk beni görmek istedi. zira ben okulun en ters, en muhalif, en sevilen öğretmenlerinden biriydim.
içeri girince gözüme çarpan ilk şey masanın üzerinde üst üste duran kişisel gelişim kitapları idi. kahkaha atmaktan kendimi alamadım, çok gençmişsiniz hocam diyerek üstünü örttüm tabii ki kahkahanın. ve özgür’ün ne kadar haklı olduğunu müdürümüz bana zaman içinde kanıtladı. cemaatçilere öğretmenler odası balkonunda yemek verdikten iki ay sonra sokakta türk bayrağı sallayıp demokrasi nöbeti tutarken gördüm kendisini.
özetle şunu anlatmak istiyorum, kişisel gelişecekseniz bunu kendi başınıza yapabilirsiniz. kimsenin ticari hedefi olmayın.
kitap okuyarak elbette gelişir insan, bunun aksini iddia etmek eşyanın tabiatına aykırı ama bunu sağlayacağını bu kadar fütursuzca iddia eden kitaplara tamamen ön yargılı yaklaşılmalı bence.
her zaman yaptığım gibi konuyu somutlaştırmak için iki örnek anlatacağım. vaz geçemiyorum bu huyumdan.
ilk anım üniversite zamanından. yine alttan aldığım bir derste hocamız derse girer girmez bizim kişisel gelişimimizi sağlayacağını düşündüğü bir kitap aldırdı bize. arabasından ben taşıdım kitapları. ticaret işi bittikten sonra kişisel gelişmeye başladık zaten.
sonra dedi ki: “ eğer bir barda oturuyorsanız ve orda beğenmediğiniz bir kadın varsa, o ne içiyorsa ondan söyleyin, o nasıl oturuyorsa öyle oturun, o ne söylüyorsa aynı konudan bahsedin.”
ben derslerden kalmak için sınav notuna ihtiyacım olmadığı için el kaldırıp “ daha karaktersiz olmamız içim başka yapmamız gereken bir şey var mı hocam” diye sorunca bu örnek taca çıktı ve konu başka bir boyuta taşındı.
dedi ki saygıdeğer hocamız: “ kendinizi kötü hissedince gözlerinizi kapatın.” kapattı tabii ki herkes çünkü bu ders yüzünden gerçekten kötü hissediyorduk. “ sonra kendinizi bir kumsalda yürürken hayal edin, dalgalar ayaklarınıza dokunsun.”
ben kalmayı kafaya koyduğum için herkesin içinde bulunduğu trans anını mahvetmek pahasına “ hocam gökdelenlerde mi yaşıyoruz? ülkenin üç tarafı denizle çevrili, kötü hissedersem gider ayağımı sokarım.” dedim. aslında kurduğum mantık tam doğru sayılmazdı ankara’da olduğumuz için ama belirtmek istediğim noktayı açıkça ortaya koymuştum.
ders sonunda bir mucize oldu ve hoca beni yanına çağırıp artık derse gelmememi, dersi geçtiğimi söyledi. böylelikle kişisel gelişimim en azından bu konuda tamamlanmış oldu.
ikinci anım ise meslek hayatında yaşadığım bir anı. bir sabah evden çıkmadan önce özgür mumcu’nun bir yazısını okudum. yeni yönetici tipi hakkında bir yazı idi bu. ve bunların hepsinin masalarının üzerinde kişisel gelişim kitapları tuttuğundan bahsediyordu. yetersizliklerini böyle maskelediklerinden bahsederken de birkaç madde daha sıkıştırmıştı araya.
okula vardığımda okulun yeni müdürü beni odasına çağırdı. okulda ilk günü olduğu için öğretmenlerle tanışıyormuş ve tabii ki ilk beni görmek istedi. zira ben okulun en ters, en muhalif, en sevilen öğretmenlerinden biriydim.
içeri girince gözüme çarpan ilk şey masanın üzerinde üst üste duran kişisel gelişim kitapları idi. kahkaha atmaktan kendimi alamadım, çok gençmişsiniz hocam diyerek üstünü örttüm tabii ki kahkahanın. ve özgür’ün ne kadar haklı olduğunu müdürümüz bana zaman içinde kanıtladı. cemaatçilere öğretmenler odası balkonunda yemek verdikten iki ay sonra sokakta türk bayrağı sallayıp demokrasi nöbeti tutarken gördüm kendisini.
özetle şunu anlatmak istiyorum, kişisel gelişecekseniz bunu kendi başınıza yapabilirsiniz. kimsenin ticari hedefi olmayın.
devamını gör...
huzursuzluk
adını okuduğumda bile içime bir hüzün çökmesine neden olan zülfü livaneli kitabıdır. ırkçılığı, doğuda olan olayları gerçekçi bir şekilde aktarmış ve kaçtığım bu gerçekler yüzüme bir tokat gibi vurulmuştur. şu anda da bu hikayeye benzer şeylerin bir yerlerde yaşandığını bilmek ve buna karşı bir şey yapamamak canımı çok sıkıyor.
devamını gör...
sultan yeryüzünde allah'ın gölgesidir
biat toplumlarının zannı.
vatikan papasının da benzeri iddiası var, allah'a nesne muamelesi yapmaktır..
vatikan papasının da benzeri iddiası var, allah'a nesne muamelesi yapmaktır..
devamını gör...
kaş
merkeze yaklaşık 200 km mesafede olan, doğup büyüdüğüm ve yaşamakta olduğum antalya ilçesi.
henüz tam olarak istimlak edilmemiş güzelliğini koruyan cennettir. ayrıca kekova (batık kent), antiphellos, xanthos antik kentleri ve saklıkent kanyonu gibi muhteşem tarihi yerlere ev sahipliği yapar. koyları çok güzeldir, mutlaka tekne turu yapın. l'apero, nereid meyhanesi, mavi bar, frida pub, sumanu şarap evi ve sardelaki greek tavern'e uğramayı ihmal etmeyin.
henüz tam olarak istimlak edilmemiş güzelliğini koruyan cennettir. ayrıca kekova (batık kent), antiphellos, xanthos antik kentleri ve saklıkent kanyonu gibi muhteşem tarihi yerlere ev sahipliği yapar. koyları çok güzeldir, mutlaka tekne turu yapın. l'apero, nereid meyhanesi, mavi bar, frida pub, sumanu şarap evi ve sardelaki greek tavern'e uğramayı ihmal etmeyin.
devamını gör...