merhaba poğaçacı ukdesidir.

bir jack kerouac kitabıdır.

beat kuşağının büyük ve ağır abilerindendir jack kerouac ama hala ulaşabileceği en yüksek noktada değildir, hala yolda’dır. bir gün varacağını umduğum yere doğru adım adım ilerlemektedir. ve bir daha geri dönmeyecektir.

bu kitabı da çok güçlü bir kitap ama başyapıt değil. umut vaat eden genç ve orta yaşlı edebiyatçıların ara sıra edebiyattan konuşup edebiyat dışında her şeye günler ayırmalarını ve parçalanıp birleşmelerini anlatan bir hikaye.

içmekten sıkılınca, artık içecek istekleri kalmayınca, iyice kafayı bulunca başka bir yere gidip içmeye devam eden bir kaybolmuşlar çetesi. ve bu çete içinde her şey sabun köpüğü gibi anlık yaşanıp kaybolur ve unutulurken yaşanan bir aşk öyküsü ama beat içinde yaşanan hiçbir aşk mutlu değildir.

yeraltı sakinlerinin dipten kum çıkarır gibi hayatın dibine vurup ordan öyküler, şiirler ve yepyeni romanlar çıkarma savaşı. her yerde alkol, uyuşturucu, seks ve deha kokusu. bir de nerede olduğuna anlam veremeyen aşk.

yeraltı sakinleri gün yüzüne çıktıklarında onları bir daha asla unutamazsınız.
devamını gör...

hitler faşizminden kaçmış, sadece şiddet ve kavgadan uzak bir şekilde, insani duygularla yazar olmak isteyen stefan zweig için yerinden yurdundan olmak ağır bir duygu olmuş. avrupa'ya egemen olan nazi rejimi zweig'i avusturya'dan sürgüne zorluyor ve yahudi kökenli olduğu için de hitler ve sempatizanları tarafından kara listeye alınıyor. bu nazi düzeninin yıkılacağını hiç düşünmemiş olacak ki umutsuzluğa kapılarak intiharı seçiyor. şişe içinde çok kuvvetli veronal isimli zehirden bir kaç yudum içiyor. sonra da karısı kendi isteğiyle bu zehirden içiyor. ikisi yan yana yataklarında ölmüş vaziyette bulunuyorlar. avusturya'dan göç ettiği brezilya'ya yerleşen ve ölümüne kadar da orada yaşayan ünlü edebiyatçının mezarı da persepolis kentindedir. intiharlarından sekiz ay sonra da, edebiyatçının acıklı hikayesi dahil olmak üzere, milyonlarca insana savaş, yıkım, ıstırap, kan, gözyaşı ve ölümü yaşatan diktatör hitler de gizlenmekte olduğu sığınakta kendini vurarak, eşi eva braun da, siyanür içerek intihar ediyorlar. ilahi adalet de böyle tecelli ediyor, hani allah'ın sopası yok diye söz var ama buradan ibret alınırsa kuvvetli ihtimal var.
devamını gör...

tanrı bilir, gözümle sevmiyorum ben seni:
çünkü sana baktıkça gözüm bin kusur bulur.
ama yüreğim sever gözün sevmediğini,
görünüşe aldanmaz, sevgiye teslim olur.


tanım: shakespeare'in en sevilen sözlerini paylaştığımız başlıktır.
devamını gör...

başta sevmediğim bir insanla arkadaş olmak. bir kere yaptım bunu sonrasında hayatımda yaşadığım en büyük pişmanlıklardan birini yaşadım.
devamını gör...

şöyle çalmanın serbest olduğu, her şeyin kafaya göre yasaklandığı, konuşma özgürlüğünün olmadığı, siyasilerin bizim paramızla bize karşı ilah gibi hissettiği, seçim barajının %25, öğrencilerin eğitimsiz, eğitimcilerin imam olduğu demokratik bir anayasamız olsa fena mı olur?

mevcut olanının tüm olumlu yanlarına uydun, yenilerini getirin(!) ben ikna oldum.
devamını gör...

bana cok yazan var ya triplerinde olmasinlar gerisi hallolur
devamını gör...

belediyelerin çözmesi gereken sorundur.
ben bu kadar çözebiliyorum
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

insanlar kendilerini istedikleri gibi tanıtabilirlermiş. hem de ustalıkla!
devamını gör...

aristotales, batlamyus, ve cicero gibi antik çağ filozofları, kuzeyi dengelemek için güney yarım kürede devasa bir kara kütlesi olması
gerektiğine inanıyordu. batlamyus, bu varsayımsal kıtaya "terra australis ıncognita" veya 'bilinmeyen güney ülkesi' adını verdi . keşifler çağında hollandalılar yeni kıtanın ismini new holland olarak adlandırdılar. daha sonraları ingilizlerin kıtanın güneyini ele geçirmesiyle birlikte, ingiliz denizci matthew flinders, 1800'lerin başında new holland yerine, avustralya ismini kullanmaya başladı ve bu isim kulağa daha iyi geldiği için daha çok kullanılır oldu. ingilizler 1824'te isim değişikliğini resmen kabul ederek adanın ismini avustralya olarak değiştirdi.
devamını gör...

efendim, aklımın ermediği zamanlar bir büyüğüme sormuştum :
" yahu, arkasından kaynanam diyorsunuz yüzüne de anne diyorsunuz, yüzüne niye kaynana demiyorsunuz?
" yüzüne kaynana dersek ayıp olur."
" yüzüne anne deyip de arkasından kaynana deyince ayıp olmuyor mu?

tabi ki bu hususta yanılan da benmişim.
devamını gör...

üstüne çok gidilen kadın. bence aşırı hassas ve güçlü olmak zorunda bırakıldığı için saçmalıyor. aslında bir alsa başını gitse bir yerlere iki yıl bi görünmese sonra rahat bi tişört, kot pantolon, hafif makyaj ve spor ayakkabıyla karşımıza çıksa bir durulmuş deriz, kendine gelmiş. kendiyle baş başa kalmak yaramış. yarar çünkü bu her insana uzaklık, mesafe, yalnızlık. biz fırsatını bulup içimizden belli etmeden saçmalıyoruz o ulu orta. senin vaktin de var imkanın da. git be kadın git bi kendine gel içine dön. seni kimse unutmaz merak etme taş gibisin. sen kendini bulunca aşk da iş de hayat da sana gelir. he ben memnunum diyorsan yine git çünkü şu durumdan memnun olmamalısın.
devamını gör...

''başka bir yer varsa orada tekrar görüşürüz belki. yoksa da, seni tanımak benim cennetimdi zaten.''

three bilboards outside ebbing
devamını gör...

sene 99. matrix filmi yeni çıkmış. herkes çılgın atıyor filmle ilgili. tüm okul bundan bahsediyor.
ben tabii daha hipsterlık icat edilmeden hipsterlığın temsili olabilecek uyuz bi tipim o zamanlar. dolayısıyla filme gitmedim.

neyse bi tane de arkadaşım var, sürekli filmden bahsediyor ve izlemem için bana baskı yapıyor. en sonunda sırf bunun çenesinden kurtulmak için lanet olsun diyip sinemaya gittim. ancak ve ancak film vizyondan kalkmış. o zamanlar tabii hdfilmcehennemi falan yok. öyle girip bir tıkla karşınıza tüm filmler, diziler serilmiyor. gittim bir şekilde filmin cdsini buldum kiraladım. evde emektar bir masaüstü bilgisayarım var 20 cm tüplü ekranda izleyeceğim. izleyeceğim ama bir türlü oynatamadım dosyayı. neyse bu işlerden az buçuk anlayan üst komşumuzun oğlunu çağırdım. işte bir o cdyi takıyor bir bu cdyi takıyor, çıkarıyor bir şeyler yapıyor falan (çok da anlamıyormuş demek ki) tam artık ümidi kesmişken çat diye film açıldı. hah dedim tamam, ellemiyim hiç bozulmasın. başladım izlemeye.

filmle ilgili de bir sürü felsefi tartışmalar dönüyor, arkadaşım sürekli diyor ki ilk başta hiç bir şey anlaşılmıyor, sonunda anlıyorsun falan fıstık. ben de bi taraftan izliyorum bi taraftan düşünüyorum ulan neyini anlamamışlar ki her şey bariz işte diye. kendimi çok zeki falan buluyorum derken birden cast akmaya başladı...

meğer ikinci cd'yi izlemişim...

sonra uslu uslu ilk cd'yi izledim.
devamını gör...

6 ay oldu gideli. içimdeki her şeyi ona söyledim. ama çok özlüyorum. umarım sen de beni özlüyorsundur baba. mekanın cennet olsun...
devamını gör...

kardeşleri olacak itlerden prometheus hırsızlık, atlas hamallık, epimetheus ise bir köşede "ya ben ne bok yedim?" diye düşünürken gerçekten bir şeyler yapan tek titan, ailenin yüz akıdır.

bakmayın fevriliğin, şiddetli öfkenin, yaptığının sonucunu düşünmeden hareket etmenin ve faniliğin tanrısı olarak adlandırıldığına, tarih kitaplarını yazanlar kazananlardır.

seni de unutmadık asil oğul, gün gelecek katilin olan zeus'u o dağdan indirip meryemin koyunu gibi meleteceğiz!!

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

her cemaat gibi ülkeye zararlari buyuktur. en iyisinin allah belasini versin.
devamını gör...

türkçe adı sihirbazlar çetesi olan,2013 yapımı amerikan yapımı gerilim ve sihirli soygun konulu bir filmdir.
senaryosunu ed solomon , boaz yakın ve edward ricourt tarafından yazılmış oyunculuklarını ise jesse eisenberg , mark ruffalo , woody harrelson , isla fisher , dave franco , mélanie laurent , michael caine ve morgan freeman yapıyor.
afişini de paylaşalım;
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
filmle ilgli bir önemsiz detay verelim:
-film sonunda fransa'da bulunan ve üzerinde binlerce asma kilitli köprü gerçekten vardır. 2015 yılında belediyeye gelen şikayetler üzerine kaldırılmıştır. ya göz değdi yada sihir ne dersiniz?

değerli arkadaşlar; eğer ki yanılsamaları seviyorsanız, intikamdan hoşlanıyorsanız ve en önemlisi ters köşelerden büyük bir haz alıyorsanız bu film tam sizlik.
şimdi spoiler. yaklaşmayın çarpılırsınız.



mahşerin dört atlısı hristiyanlıkta kıyameti getiren alamettir. usta dört sihirbaz, felaketin habercisi olmaları için davet edilirler. egosu ve cüzdanı büyük bir iş adamını arkalarına alarak gösteriler düzenlemeye başlarlar. bu gösterilerde okus pokus denilerek bir dizi soygun gerçekleştirilir. ve alınan para halka dağıtılır.
fbi, interpol bu sihirbazlar tarafından aptal yerine konulur.
bakalım ajanlarımız bu hırsızların sihrini anlayabilecekler mi?
şimdi eleştiriler: her şeyi anladım anladım da bu dört sihirbaz neden bu işe kalkıştı onu anlamadım. o eksik bırakılmış onlara vaad edilen neydi?

umarım ikinci filmde bunu görebiliriz...aksi halde hayal kırıklığına uğrayacağım.
devamını gör...

bi' küçük çilemden bahsedeyim size...

daha önce belirtmiştim fakat denk gelmeyenler için hatırlatmakta fayda görüyorum; ben laz'ım ve evet, genellikle günün bazı saatlerinde kafamın durduğu doğrudur.

bundan yaklaşık 14 sene önce, rahmetli dedemden kalan aile apartmanının çatı katına, benim gibi laz olan babam, kat çıkma kararı aldı. gerekli izinler hem aile büyüğü rahmetli babaannemden hem de belediyeden alındı ve işe koyulduk.

benim, benim gibi laz olan yılların usta marangozu babam, inşaat işlerinde kendisine yardımcı olması için yine bizim gibi laz olan kendi amcasının oğlunu çalışma programına dahil etti.

gerekli yıkım-söküm-zıkkım gibi benim anlamadığım işler hususunda yine laz usulü bir program yapıldı, programa uygun olarak ilk önce bacanın yıkılması ve bu gibi işlerden hiç anlamadığım için amcaoğlunun ayak işlerini benim yapmam kararlaştırıldı.

babamın, babam ve benim gibi laz olan amcasının oğlu 4 katlı binamızın çatısına çıkıp bacaya gerekli müdahaleyi yapmaya başladığı esnada, 4. kattan zemine kadar tek bir beton blok halinde inen baca, binadan tehlikeli bir biçimde tek parça olarak ayrılmaya başladı...

gerçekleşmekte olan şeyi farkeden, babam ve benim gibi laz olan bu amcaoğlu, elinde urgandan hallice bir iple 4.katta bulunan evimize teşrif etti, tek parça beton blok halindeki bacaya ipi, mutfak camından dışarı sarkarak geçirdi ve yine aynı ipi benim elime tutuşturup ''tut'' dedi...

babam ve amcasının oğlu gibi laz olan ben, talimatı kat'i suretle anlayıp ipi, çölde günlerce susuz kalmış bedevinin 1.5 lt erikli su şişesine sarılması gibi tutmuş, yetmezmiş gibi bir de bir kaç tur koluma dolamıştım...

babam ve benim gibi laz olan amcaoğlu, ipi benim elime tutuşturduktan sonra çatıya çıkıp, bacayı kırmak için gerekli müdahalelere başladıktan takribi 2-3 dakika sonra, o koca beton bloğun tek parça halinde yavaşça binadan ayrılışını derbide atılmış jenerik bir golün defalarca verilmesi gibi ağır çekimde izledim. izledim ve ipe, bu ülkede parti başkanlarının genel başkanlık koltuğuna tutunduğu gibi sıkı sıkı tutunarak birazdan olacaklara kendimi hazırladım.

kendimi hazırladığım son gerçekleşmedi elbette. çünkü ben ve babam gibi laz olan amcaoğlu'nu, 17 yaşında bir körpe delikanlı olarak, o koca beton bloğu tek başıma tutabileceğime inandıracak ne mucize gösterdiğimi bilmeden buna inandırmış olduğumdan; bir anda ipin beni çekmesiyle ayaklarım yerden kesilmiş; ipin peşine 4.kattaki mutfak camından dışarı doğru havada süzülürken, son anda aydınlanmamla beraber (istanbul'un havasını teneffüs edip suyunu içtiğimden sanırım son anda aydınlandım) belime kadar camdan dışarı çıktığımda kurtulabilmiştim ancak koluma doladığım o ipten...

tüm bu bir kaç saniyede gerçekleşen olay sonucu ipin kolumdan sıyrılırken ki bıraktığı iz, haftalarca 'nike' amblemini hatırlattı her baktığımda bana. bi'de gerçekten ne kadar fazlaca laz olduğumuzu...

sonradan gelen edit: yaşımla çeliştim 9 değil, 14 sene... al, bak.. laz'ım işte...
devamını gör...

çok merak ettiğim bir duygu. çok özel bir durum olduğunu düşünüyorum. ikizim olmasını çok isterdim açıkçası.
devamını gör...

bir stephen king kitabıdır.

stephen king hem çok iyi bir yazardır hem de çok üretkendir. sadece yazdığı kitapların toplamından zavallı da olsa bir kütüphane kurulabilir. korku edebiyatında elbette birçok büyük ve önemli yazar vardır ama stephen king’in yeri her zaman ayrıdır çünkü o korku tanrısıdır.

yazdığı birçok kitap filme uyarlanmış olan büyük yazarın bu kitabı da dizi olarak ekrana aktarılmıştır. izlemediğim için üzerinde yorum yapamayacağım ama kitabı okudum ve mutlu bir pişmanlık duydum. çünkü ben korku filmlerinden de korku kitaplarından da çok korkarım.

rüyalar ve karabasanlar stephen king’in öykülerinin toplandığı bir kitaptır ve resmen, kelimenin tam anlamıyla korkutucudur. bir korku şöleni gibidir adeta. eğer ben korku kitaplarından etkilenmem diyorsanız elbette ki okumayın ama eğer benim gibiyseniz mutlaka okumanız gerekir.

insan zihninin ne tür korkular üretebileceğinin muazzam bir örneğidir. kujo’yu okuduktan sonra köpeklerle arama mesafe koymama neden olan stephen king belki de çok küçük yaşta okuduğum bu kitabıyla uykuya olan düşmanlığımı tetiklemiş olabilir.

stephen king bir korku tanrısıdır. long live the king!
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim