hoşlandığınız kişinin önünden geçmek
insana yürümeyi unutturan olaydır, ayaklar çapraz çapraz gitmeye başlar, güzel yürümeye çalışırsınız, çalıştıkça daha garip bir yürüyüş şekline bürünürsünüz. kalp desen zaten yarış atlarının kalbi gibidir o an. merhaba dese bayılırsınız.
devamını gör...
normal sözlük'teki ciddi yazarlar
iyiki varlar. hep gırgır şamata da çekilmiyor hakikaten. ben ikisini bir arada götürmeye çalışan yazarlardanım. o gün ki ruh halime göre değişiyor dengesi.
devamını gör...
israil'in mescid-i aksa'ya saldırması
her şey değişti, ama israil aynı kaldı.
edit: yahu mescid-i aksa, islâmî bir mimaridir. bakınız, yahudilerin değil, hristiyanların değil, bu mimari, "islâmî"dir. başka söze gerek var mı kardeşler?
edit: yahu mescid-i aksa, islâmî bir mimaridir. bakınız, yahudilerin değil, hristiyanların değil, bu mimari, "islâmî"dir. başka söze gerek var mı kardeşler?
devamını gör...
türkiye'de bilimin ilgi görmeme nedeni
bilim ve sanat itibar görmediği toplumu terk eder.
- ibn-i sina.
- ibn-i sina.
devamını gör...
behice boran
marksist siyasetçi ve bilim insanı. türkiye siyaset tarihindeki ilk kadın parti başkanıdır. türkiye işçi partisi başkanlığını yapmıştır. illegal türkiye komünist partisi üyesidir de bir yandan. behice boran'ın türkiye'deki sosyalist mücadeleye en büyük katkısı sosyalist devrime ve partili geleneğe olan bağlılığı olmuştur. yıllarca hapis yatmış, seksen darbesinden sonra yurt dışına kaçmış ve vatandaşlıktan çıkarılmıştır. brüksel'de hayatını kaybetmiştir.
behice boran'ın hayatını okuduğumda aklıma şu gelmişti: çok rahat ve lüks bir hayat yaşayabilecek biriymiş. amerika'da sosyoloji eğitimi almış, parlak bir akademisyen. etliye sütlüye karışmasa, rektörlüğe kadar ilerlerdi. ama o bir sosyalistti. halk için, işçi sınıfı için, ezilenler için mücadele etti. hayatını işçi sınıfı mücadelesine adadı ve tarihe altın harflerle yazıldı.
eğer lüks ve rahat bir hayat yaşasaydı sıradan bir akademisyen olarak unutulup gidecekti. ama behice boran, tarihin en onurlu sayfalarında yer alıyor. unutmayacağız.
son olarak, 1 mayıs onun doğum günü. iyi ki doğdun hocam.
behice boran 111 yaşında!
behice boran'ın hayatını okuduğumda aklıma şu gelmişti: çok rahat ve lüks bir hayat yaşayabilecek biriymiş. amerika'da sosyoloji eğitimi almış, parlak bir akademisyen. etliye sütlüye karışmasa, rektörlüğe kadar ilerlerdi. ama o bir sosyalistti. halk için, işçi sınıfı için, ezilenler için mücadele etti. hayatını işçi sınıfı mücadelesine adadı ve tarihe altın harflerle yazıldı.
eğer lüks ve rahat bir hayat yaşasaydı sıradan bir akademisyen olarak unutulup gidecekti. ama behice boran, tarihin en onurlu sayfalarında yer alıyor. unutmayacağız.
son olarak, 1 mayıs onun doğum günü. iyi ki doğdun hocam.
behice boran 111 yaşında!
devamını gör...
kopya çekerken yaşanan talihsizlikler
ön sırada oturuyordum ve küçük kopya kağıtlarım ayağa kalkmamla etrafa saçılmıştı.*
devamını gör...
üçüncü sayfa radyo yayını
zevkle dinliyorum..
var olunuz..
var olunuz..
devamını gör...
2020 türkiye’sinde teknolojik alet satın almak
deveye hendek atlatmak daha kolay görünüyor. pandemi ve online eğitimle birlikte zorunlu bir ihtiyaç haline gelmesi insanları daha da kötü duruma düşürmekte. eğitimde fırsat eşitliğinden ya da başarıdan kimsecikler bahsetmesin. çünkü öyle bir dünya yok.
devamını gör...
öldürmeyip süründüren şeyler
vicdan azabı
devamını gör...
erdogan’s way
times dergisinin erdoğanı kapağına taşıdığı sayısında kapağın ortasına yazdığı yazı.

erdoğan böylece times'a kapak olmuş 4. türk politikacı olmuştur.
times'a kapak olmuş diğer türk politikacılar;
(1923 yılındaki atatürk kapağı)
(atatürk 1927)
(ismet inönü)
(şükrü saracoğlu)
(adnan menderes)
(kenan evren)

erdoğan böylece times'a kapak olmuş 4. türk politikacı olmuştur.
times'a kapak olmuş diğer türk politikacılar;
(1923 yılındaki atatürk kapağı)
(atatürk 1927)
(ismet inönü)
(şükrü saracoğlu)
(adnan menderes)
(kenan evren)
devamını gör...
cehennemlik yürek
clive barker’ın hellraiser filmine de uyarladığı muazzam korku öyküsü. clive barker gerçekten bir hazine. keşke doctor who’ya şöyle dark bir bölüm/iki bölüm özel yazsa da izlesek. eminim olağanüstü olurdu.
neyse... cehennemlik yürek (hellbound heart), kafatasına çakılmış çivilerle meşhur ikonik korku karakteri pinhead’in hayatımıza girdiği eserdir aynı zamanda. lemarchand’s box ya da ağıt yapılandırması / yapbozu (lament configuration) olarak da bilinen 1784’te philip lemarchand adındaki fransız bir oyuncakçının yaptığı kutu şeklindeki yapbozlar sayesinde gelen cenobite denilen sadomazo iblisler (kime göre, neye göre) ve kendilerini çağıranlara istediklerini akla gelebilecek en acı verici şekilde bahşetmelerini konu alır. aslında cenobitelar, bir iblis ırkından ziyade bir çeşit havari, bir dinin temsilcisidir. doğal olarak, hellbound heart’ın devamı olan the scarlet gospels’da pinhead, cehennem rahibi olarak anılır.
hellraiser ve the hellbound heart, kitap - film uyumu açısından neredeyse yüzde yüz aynıdır. zaten clive barker, daha önceki hikayelerinin filmlere adapte edilirken canına okunduğunu görünce bu filmi kendi çekmek istiyor. ve film kült oluyor. clive barker’ın kafasının içine görsel olarak girebildiğimiz muhteşem bir örnek diyebiliriz.
kitaptan bir alıntı:
“hiçbir şey yaşamaya değer değildiyse, bu durumda uğruna ölünecek hiçbir şey de yoktu.”
(bkz: clive barker)
(bkz: hellraiser)
(bkz: pinhead)
(bkz: korku)
(bkz: doctor who)
(bkz: lemarchand’s box)
neyse... cehennemlik yürek (hellbound heart), kafatasına çakılmış çivilerle meşhur ikonik korku karakteri pinhead’in hayatımıza girdiği eserdir aynı zamanda. lemarchand’s box ya da ağıt yapılandırması / yapbozu (lament configuration) olarak da bilinen 1784’te philip lemarchand adındaki fransız bir oyuncakçının yaptığı kutu şeklindeki yapbozlar sayesinde gelen cenobite denilen sadomazo iblisler (kime göre, neye göre) ve kendilerini çağıranlara istediklerini akla gelebilecek en acı verici şekilde bahşetmelerini konu alır. aslında cenobitelar, bir iblis ırkından ziyade bir çeşit havari, bir dinin temsilcisidir. doğal olarak, hellbound heart’ın devamı olan the scarlet gospels’da pinhead, cehennem rahibi olarak anılır.
hellraiser ve the hellbound heart, kitap - film uyumu açısından neredeyse yüzde yüz aynıdır. zaten clive barker, daha önceki hikayelerinin filmlere adapte edilirken canına okunduğunu görünce bu filmi kendi çekmek istiyor. ve film kült oluyor. clive barker’ın kafasının içine görsel olarak girebildiğimiz muhteşem bir örnek diyebiliriz.
kitaptan bir alıntı:
“hiçbir şey yaşamaya değer değildiyse, bu durumda uğruna ölünecek hiçbir şey de yoktu.”
(bkz: clive barker)
(bkz: hellraiser)
(bkz: pinhead)
(bkz: korku)
(bkz: doctor who)
(bkz: lemarchand’s box)
devamını gör...
muhabbet kuşu
şuan da beslediğim olmazsa olmazım diyebilirim.ismi pastel ve 4 aylıkken konuşmaya başladı.bide vıcır vıcır öylesi bir canlı yani.sinir stres hiç birşey bırakmıyor insanda.ilgilenebilecek herkese öneririm.bakması kolaydır masrafı çok çok azdır.çok çabuk bir şekilde de konuşurlar,alışırsanız vazgeçemezsiniz ayrıca.
devamını gör...
imperator rome
paradox interactive'in ezilmiş, hor görülmüş, dışlanmış, terk edilmiş evden atılmış çocuğu olan strateji oyunudur. bu dediklerim birer mecaz değil. eğer tarihi yanlış hatırlamıyorsam, 30 nisan 2020 itibarıyla bu durum böyle.

oysa ki bu oyundaki potansiyel muazzam, iskender'in imparatorluğu'nun ardılları arasındaki savaşın başladığı (m.ö 303) dönemden oyuna giriş yapıyorsunuz. antik çağda olduğunuz için tüm devlet stratejileriniz de ona göre olmak zorunda kalıyor doğal olarak. isterseniz iskender'in ardıllarından biri, ister küçük bir yunan şehir devleti; ister gücünü pekiştirmiş roma veya kartaca, ister galya ve germania'nın barbar kabilelerinden biri ile başlayın, bu gerçek hep sabit kalacak. antik çağ'ın atmosferi ile oyunun içine çekileceksiniz.
yani, en azından öyle olmalıydı...
16 şubattaki marius güncellemesine kadar oyunun bazı eksikleri vardı o kabul. özellikle bazı savaş mekanikleri ve oyun dinamikleri baya overpowered olabiliyordu. fakat levy-legion sisteminin gelmesiyle artık öyle dilediğiniz gibi asker de basamıyorsunuz. oyun ekonomik ve politik gücünüze bağlı olarak ordu ve donanmanızı da gerçeğe uygun bir şekilde kısıtlıyor. ki bu bana kalırsa oldukça büyük bir artı. elbette bu tür oyunlarda "cheesing" dediğimiz olayı engellemek neredeyse imkansız. fakat yine oyunu düzgün oynamak isteyenler için oldukça güzel bir denge katıyor oyuna. işin daha ekonomik, kültürel kısımları ve belki de savaştan bile çok daha zorlu kısmı olan iç işleri ve yolsuzluk yapan karakterler ile uğraşma kısmına ise hiç değinmeyeceğim bile. yoksa bu tanım uzar da uzar, ve ben o kadar uzun yazmak için çok üşengeçim.
özetlemek gerekirse, şunu demek istemiştim:
bu oyunun akıbeti için çok üzülüyorum. tam kendini düzelttiği ve asıl ilgiyi görmesi gerektiği zamanda paradox kitlesi yüzünü çevirdi, gözünü yumdu bu oyuna. sessiz sedasız kendi başıma oynarken bari boş boş durmayıp az reklamını yapasım geldi. cidden diyorum he, güzel oyun. oynayınız, oynatınız şu mereti...

oysa ki bu oyundaki potansiyel muazzam, iskender'in imparatorluğu'nun ardılları arasındaki savaşın başladığı (m.ö 303) dönemden oyuna giriş yapıyorsunuz. antik çağda olduğunuz için tüm devlet stratejileriniz de ona göre olmak zorunda kalıyor doğal olarak. isterseniz iskender'in ardıllarından biri, ister küçük bir yunan şehir devleti; ister gücünü pekiştirmiş roma veya kartaca, ister galya ve germania'nın barbar kabilelerinden biri ile başlayın, bu gerçek hep sabit kalacak. antik çağ'ın atmosferi ile oyunun içine çekileceksiniz.
yani, en azından öyle olmalıydı...
16 şubattaki marius güncellemesine kadar oyunun bazı eksikleri vardı o kabul. özellikle bazı savaş mekanikleri ve oyun dinamikleri baya overpowered olabiliyordu. fakat levy-legion sisteminin gelmesiyle artık öyle dilediğiniz gibi asker de basamıyorsunuz. oyun ekonomik ve politik gücünüze bağlı olarak ordu ve donanmanızı da gerçeğe uygun bir şekilde kısıtlıyor. ki bu bana kalırsa oldukça büyük bir artı. elbette bu tür oyunlarda "cheesing" dediğimiz olayı engellemek neredeyse imkansız. fakat yine oyunu düzgün oynamak isteyenler için oldukça güzel bir denge katıyor oyuna. işin daha ekonomik, kültürel kısımları ve belki de savaştan bile çok daha zorlu kısmı olan iç işleri ve yolsuzluk yapan karakterler ile uğraşma kısmına ise hiç değinmeyeceğim bile. yoksa bu tanım uzar da uzar, ve ben o kadar uzun yazmak için çok üşengeçim.
özetlemek gerekirse, şunu demek istemiştim:
bu oyunun akıbeti için çok üzülüyorum. tam kendini düzelttiği ve asıl ilgiyi görmesi gerektiği zamanda paradox kitlesi yüzünü çevirdi, gözünü yumdu bu oyuna. sessiz sedasız kendi başıma oynarken bari boş boş durmayıp az reklamını yapasım geldi. cidden diyorum he, güzel oyun. oynayınız, oynatınız şu mereti...
devamını gör...
pame radyo yayını
yaptığımız kaçak yayının yorgunluğunu 20 dakikada almış yayındır.
sokratis malamas stin koilada ton ile huzurlu huzurlu gülümsetiyor resmen..
sokratis malamas stin koilada ton ile huzurlu huzurlu gülümsetiyor resmen..
devamını gör...
son zamanlarda yazarların diline dolanmış şarkı
devamını gör...
bir platon sözü
filozof platon(eflatun) a iki soru sormuşlar;
- birinci soru ,
' insanoğlunun sizi en çok şaşırtan iki davranışı nedir ?
eflatun sıralamış,
- çocukluktan sıkılırlar ve büyümek için acele ederler. ne var ki çocukluklarını özlerler.
- para kazanmak için sağlıklarını yitirirler. ama sağlıklarını geri almak için de para öderler.
- yarınlarından endişe ederken bugünü unuturlar. sonuçta, ne bugünü, ne de yarını yaşarlar.
- hiç ölmeyecek gibi yaparlar. ancak hiç yaşamamış gibi ölürler.
ikinci soru ise ;
-"peki sen ne öneriyorsun?"
bilge yine sıralamış,
- kimseye kendinizi "sevdirmeye" kalkmayın.
- yapılması gereken tek şey, sadece kendinizi "sevilmeye" bırakmaktır.
- önemli olan; hayatta, en çok şey'e sahip olmak" değil, " en az şey"e ihtiyaç duymaktır.
...
- birinci soru ,
' insanoğlunun sizi en çok şaşırtan iki davranışı nedir ?
eflatun sıralamış,
- çocukluktan sıkılırlar ve büyümek için acele ederler. ne var ki çocukluklarını özlerler.
- para kazanmak için sağlıklarını yitirirler. ama sağlıklarını geri almak için de para öderler.
- yarınlarından endişe ederken bugünü unuturlar. sonuçta, ne bugünü, ne de yarını yaşarlar.
- hiç ölmeyecek gibi yaparlar. ancak hiç yaşamamış gibi ölürler.
ikinci soru ise ;
-"peki sen ne öneriyorsun?"
bilge yine sıralamış,
- kimseye kendinizi "sevdirmeye" kalkmayın.
- yapılması gereken tek şey, sadece kendinizi "sevilmeye" bırakmaktır.
- önemli olan; hayatta, en çok şey'e sahip olmak" değil, " en az şey"e ihtiyaç duymaktır.
...
devamını gör...
shock g'nin ölü bulunması
digital underground'un kurucularından chopmaster j, grup üyelerinden shock g, otel odasında ölü bulundu. ölümüyle sevenlerini yıkan rapçinin kesin ölüm nedeni henüz bilinmiyor.
hip hop camiası dmx ve black rob'ın ardından şimdi de shock g'nin otel odasında ölü bulunmasıyla büyük bir yıkım yaşıyor. tupac'ı rap dünyasına armağan eden kişi olarak bilinen shock g'nin ölümü çevresinde adeta şok etkisi yarattı.
buradan
devamını gör...
kendini insan sarrafı sanan insan
aslında kandırılmaya çok müsait olan insan tipidir. biraz gazlamanız yeter böylelerini. ağamsın paşamsın kralsın dedin mi tamam.
devamını gör...
incendies
bu kadar ağlayacağımı bilsem bu filmi yine de izler miydim? evet, izlerdim. filmin sonunda aniden gözlerime dolan yaşlar, tutamadığım hıçkırıklar, simon gibi ateşler içinde kalışım. böyle bir şey izleyeceğimi tahmin etmezdim.
nawal marwan mülteci biri ile aşk yaşar ve onunla kaçmak ister. ama ailesi karşı olduğu için ikisini de öldürmek ister. sevdiği adam öldürülür ama nawal büyükannesi tarafından kurtarılır. tüm bu yasak aşka rağmen narwal bir de hamiledir. çocuğunu doğurup oralardan uzaklaşmak zorunda kalır. ama ona bir söz verir. ne olursa olsun onu her zaman sevecek ve onu mutlaka bulacaktır.
nawal köyünden ayrıldıktan sonra savaş çıkar. bir savaş insana ne kadar zarar verebilir? bir savaş insandan nelerini alır götürür? şu an bile dünyada bir sürü mülteci ülkelerinden kaçmak zorundayken, bizim izlediğimizde ağladığımız şeyleri insanlar bizzat yaşarken bu dünyadan huzur içinde gelip geçmek bile büyük bir şans değil mi? filmde de dediği gibi birbirimize karşı olan nefretimizi kırabilecek miyiz bir gün? mutlaka izleyin. yıllar sonra bu filmi tekrar izleyeceğim. şu an her şeyi bildiğim için film başladığı andan itibaren ağlamaya başlayabilirim ama olsun.
bir artı bir bir eder mi?
nawal marwan mülteci biri ile aşk yaşar ve onunla kaçmak ister. ama ailesi karşı olduğu için ikisini de öldürmek ister. sevdiği adam öldürülür ama nawal büyükannesi tarafından kurtarılır. tüm bu yasak aşka rağmen narwal bir de hamiledir. çocuğunu doğurup oralardan uzaklaşmak zorunda kalır. ama ona bir söz verir. ne olursa olsun onu her zaman sevecek ve onu mutlaka bulacaktır.
nawal köyünden ayrıldıktan sonra savaş çıkar. bir savaş insana ne kadar zarar verebilir? bir savaş insandan nelerini alır götürür? şu an bile dünyada bir sürü mülteci ülkelerinden kaçmak zorundayken, bizim izlediğimizde ağladığımız şeyleri insanlar bizzat yaşarken bu dünyadan huzur içinde gelip geçmek bile büyük bir şans değil mi? filmde de dediği gibi birbirimize karşı olan nefretimizi kırabilecek miyiz bir gün? mutlaka izleyin. yıllar sonra bu filmi tekrar izleyeceğim. şu an her şeyi bildiğim için film başladığı andan itibaren ağlamaya başlayabilirim ama olsun.
bir artı bir bir eder mi?
devamını gör...
