babanın ölmesi
biri beni ne zaman şakasına denize itse babamın kaybı gelir aklıma.
17 yaşındayım. babam ankarada kanser tedavisi görüyor. babannem evi satmış, oğlunu bir kaç ay daha fazla yaşatmak için öğrendiği her şeyi pişirip taşırıyor. keçiboynuzları, ısırgan otları, kaplumbağa kanları. bense kiliste yatılı okuyorum, fen lisesine 4. olarak girmişim, denemelerde ise sondan 4. falanım.
müdür odasına çağırdı bir gün, dedim sıçtık; geçen hafta yurtta viski yuvarlamıştık kesin biri öttü. gittim odasına, içerde gördüğüm ama hiç konuşmuşluğumun olmadığı bir akrabamızla oturuyor. müdür, babanın yanına gönderelim bu dönem seni, dersleri düşünme dedi, olur hocam dedim. bu kadar iyilik beklemiyordum tabi bu dalyaraktan. şaşırdım. akrabam aldı beni, bindik otobüse gittik ankara'ya. akrabamla sıkıcı ve alakasız bir ısınma turu yaptık, saçma oldu ve sonrasında yol boyunca hiç konuşmadık.
sabah babannemin evine geldik, kapıda bir sürü ayakkabı, ben hala anlamıyorum. içeri girdiğimde tanımadığım bir sürü insan ağlıyor, sonra sonra tanıdık geliyor yüzler, ama hala anlamıyorum. arkamdan gelerek baban öldü diyor kuzenim ağlayarak. sonra diyorum ki abi arkamdan gelip itmeyin denize, üşüyorum.
çıkıp botanikte bir banka oturuyorum, bir sigara yakıyorum, 5 dakika sonra bir adam geliyor yanıma, monolog bir sohbetten sonra avrupa'da ibnelerin nasıl sikiştiğini anlatıyor, ''ayak tırnağından başlayıp saçının teline kadar yalıyorlar, yok böyle bir şey''.
17 yaşındayım. babam ankarada kanser tedavisi görüyor. babannem evi satmış, oğlunu bir kaç ay daha fazla yaşatmak için öğrendiği her şeyi pişirip taşırıyor. keçiboynuzları, ısırgan otları, kaplumbağa kanları. bense kiliste yatılı okuyorum, fen lisesine 4. olarak girmişim, denemelerde ise sondan 4. falanım.
müdür odasına çağırdı bir gün, dedim sıçtık; geçen hafta yurtta viski yuvarlamıştık kesin biri öttü. gittim odasına, içerde gördüğüm ama hiç konuşmuşluğumun olmadığı bir akrabamızla oturuyor. müdür, babanın yanına gönderelim bu dönem seni, dersleri düşünme dedi, olur hocam dedim. bu kadar iyilik beklemiyordum tabi bu dalyaraktan. şaşırdım. akrabam aldı beni, bindik otobüse gittik ankara'ya. akrabamla sıkıcı ve alakasız bir ısınma turu yaptık, saçma oldu ve sonrasında yol boyunca hiç konuşmadık.
sabah babannemin evine geldik, kapıda bir sürü ayakkabı, ben hala anlamıyorum. içeri girdiğimde tanımadığım bir sürü insan ağlıyor, sonra sonra tanıdık geliyor yüzler, ama hala anlamıyorum. arkamdan gelerek baban öldü diyor kuzenim ağlayarak. sonra diyorum ki abi arkamdan gelip itmeyin denize, üşüyorum.
çıkıp botanikte bir banka oturuyorum, bir sigara yakıyorum, 5 dakika sonra bir adam geliyor yanıma, monolog bir sohbetten sonra avrupa'da ibnelerin nasıl sikiştiğini anlatıyor, ''ayak tırnağından başlayıp saçının teline kadar yalıyorlar, yok böyle bir şey''.
devamını gör...
normal sözlük'ün sizi takip etmesi
t: yazarlarını takip eden sözlük yapmışlar.
takipçi listeme güneş gibi doğmuş sarı papatyam.
ayrica merak etmeyin yoldaş sizi bulur derken bahsedilen numara bu muydu acep?
eğer öyle ise bu biraz basit kaçmış yoldi tolki.
takipçi listeme güneş gibi doğmuş sarı papatyam.
ayrica merak etmeyin yoldaş sizi bulur derken bahsedilen numara bu muydu acep?
eğer öyle ise bu biraz basit kaçmış yoldi tolki.
devamını gör...
limon yemek
şu an yapmakta olduğum mükemmel eylem. ekşi seven biri olarak aşığım limona.*
devamını gör...
50 yaşında adamın 6 yaşında kız ile nişanlanması
insanı hayretler içerisinde bırakan durum. sözlük küfürsüz olmasa neler derdim de neyse.
devamını gör...
nick değiştirmiş yazarlar veri tabanı
an itibariyle ve helios marifetiyle odunluktan * insanlığa terfi etmiş bulunuyorum. yeter o musun bu musun sorusundan gına gelmişti. tabi bu sizi kandırmasın , yeni rumuzumla da sevgi pıtırcığı olarak aranızdayım , kendime başarılar diliyorum.
devamını gör...
crush sendromu
kasların ezilmesi hiperpotasemiye(serum potasyum artışı) sebep olur. böbrek yetmezliği olur. depremlerde nefrologların yükü ağırdır
devamını gör...
ekşi sözlük'ün son yıllardaki en büyük yazar alımını yapması
iki hesaptan biri yazar oldu demin,
ama neye yarar artık burasıdır evim.
içini ferah tut admin,
benim yerim sizin yanin.
evet farkındayım sonu olmadı:)
ama neye yarar artık burasıdır evim.
içini ferah tut admin,
benim yerim sizin yanin.
evet farkındayım sonu olmadı:)
devamını gör...
fırında bir şey pişerken başında beklemek
ha yandı ha yanacak gerilimi fena bir şeydir. bir anda bütün emeğin boşuna gitmesini istemez kimse.
devamını gör...
noble m600
noble isimli ingiltere menşeili butik spor otomobil firmasının 2011 yılından beri ürettiği el üretimi güncel modelidir..
b8444s kodlu 4.4 litrelik v8 yamaha üretimi bir volvo xc90 motoruna sahiptir.. bu motor garret marka twinturbo denilen ikiz turbo ile güçlendirilmiştir ve maksimum 650 hp güç üretir.. araç kullanımında 3 farklı mod vardır ve bunlara göre gücü 450-550-650 hp olacak şekilde sürücü tarafından ayarlanabilir.. şasesi alüminyum ve paslanmaz çeliktendir kaportası ise karbon fiberdir.. sadece 1250 kg olan bu aracın güç/ağırlık oranı bugatti veyron'dan daha fazladır..


aracın bu kadar özel olmasının sebeplerinden biri noble'ın leicester city şehrindeki fabrikasında 20 kişilik bir ekip tarafından el yapımı olarak üretilmesidir.. dolayısıyla nadir, egzotik bir araçtır..
yine bu kadar özel olmasının sebeplerinden en önemlisi araçta "bulunmayan" donanımlardır.. bu araçta esp denilen güvenlik donanımları, hava yastığı, abs, denge kontrolü, otomatik vites bulunmamaktadır.. güvenlik olarak sadece açıp kapatabildiğiniz azıcık çekiş kontrolü (traction control) ve emniyet kemeri bulunmaktadır.. bunun dışında pedallar, direksiyon, 6 vitesli manuel şanzıman, arkadan çekiş ve 650 beygir ile araba ve siz varsınız..
frenlerde genelde spor araçlarda karbon ve seramik alaşımları kullanılırken bu araçta eski tip çelik fren diskleri kullanılmaktadır.. önler 6 pistonlu, arkalar ise 4 pistonlu kalipere sahiptir..

araçla aranıza girecek hiç bir şey yok.. bu da saf bir sürüş zevkini size vaad ediyor.. diğer ünlü spor otomobillerdeki güvenlik sağlayan ve sürüşünüze yardımcı olan elektronik donanımlar bazı petrolhead'lere göre sürüş zevkini baltalamakta, otomobili limitlerde kullanmayı engelleyen ve bazen yapmak istediğiniz şeyi veya yeteneklerinizi göstermenizi engelleyen unsurlar olmaktadır.. bu araç da böyle düşünen kişiler için üretilmektedir.. saf bir otomobildir, aranıza fitne fesat sokmayan, sizi olduğunuz gibi gösteren, über süper ultimate driving machine'dir..

aracın içinde bol miktarda karbon fiber detaylar mevcut.. çok detay yok.. vites kolunun arkasında savaş uçaklarında bulunan kapaklı bir düğme var, zaten azıcık olan çekiş kontrol sistemini bu düğme yardımıyla tamamen kapatabiliyorsunuz.. yine vitesin ön tarafındaki kırmızı renkli çevirmeli anahtar ile de 3 tane olan sürüş modları arasında geçiş yapabiliyorsunuz..

aracın teknik verilerine gelirsek:
0-100'ü 3 saniye
son hızı üretici firma tahmini olarak 362 km/h beyan etmekte ancak bilinmiyor.. resmi olarak 346 km/h hıza çıkılmış bu zamana kadar..
0-200 9 saniye
0-300'ü ise 30 saniye sürmektedir..
fiyatı yaklaşık 330 bin dolardır..
üstü açık modeli de vardır.. speedster diye geçer..
gönlümde yeri ayrı olan bir otomobildir..
b8444s kodlu 4.4 litrelik v8 yamaha üretimi bir volvo xc90 motoruna sahiptir.. bu motor garret marka twinturbo denilen ikiz turbo ile güçlendirilmiştir ve maksimum 650 hp güç üretir.. araç kullanımında 3 farklı mod vardır ve bunlara göre gücü 450-550-650 hp olacak şekilde sürücü tarafından ayarlanabilir.. şasesi alüminyum ve paslanmaz çeliktendir kaportası ise karbon fiberdir.. sadece 1250 kg olan bu aracın güç/ağırlık oranı bugatti veyron'dan daha fazladır..


aracın bu kadar özel olmasının sebeplerinden biri noble'ın leicester city şehrindeki fabrikasında 20 kişilik bir ekip tarafından el yapımı olarak üretilmesidir.. dolayısıyla nadir, egzotik bir araçtır..
yine bu kadar özel olmasının sebeplerinden en önemlisi araçta "bulunmayan" donanımlardır.. bu araçta esp denilen güvenlik donanımları, hava yastığı, abs, denge kontrolü, otomatik vites bulunmamaktadır.. güvenlik olarak sadece açıp kapatabildiğiniz azıcık çekiş kontrolü (traction control) ve emniyet kemeri bulunmaktadır.. bunun dışında pedallar, direksiyon, 6 vitesli manuel şanzıman, arkadan çekiş ve 650 beygir ile araba ve siz varsınız..
frenlerde genelde spor araçlarda karbon ve seramik alaşımları kullanılırken bu araçta eski tip çelik fren diskleri kullanılmaktadır.. önler 6 pistonlu, arkalar ise 4 pistonlu kalipere sahiptir..

araçla aranıza girecek hiç bir şey yok.. bu da saf bir sürüş zevkini size vaad ediyor.. diğer ünlü spor otomobillerdeki güvenlik sağlayan ve sürüşünüze yardımcı olan elektronik donanımlar bazı petrolhead'lere göre sürüş zevkini baltalamakta, otomobili limitlerde kullanmayı engelleyen ve bazen yapmak istediğiniz şeyi veya yeteneklerinizi göstermenizi engelleyen unsurlar olmaktadır.. bu araç da böyle düşünen kişiler için üretilmektedir.. saf bir otomobildir, aranıza fitne fesat sokmayan, sizi olduğunuz gibi gösteren, über süper ultimate driving machine'dir..

aracın içinde bol miktarda karbon fiber detaylar mevcut.. çok detay yok.. vites kolunun arkasında savaş uçaklarında bulunan kapaklı bir düğme var, zaten azıcık olan çekiş kontrol sistemini bu düğme yardımıyla tamamen kapatabiliyorsunuz.. yine vitesin ön tarafındaki kırmızı renkli çevirmeli anahtar ile de 3 tane olan sürüş modları arasında geçiş yapabiliyorsunuz..

aracın teknik verilerine gelirsek:
0-100'ü 3 saniye
son hızı üretici firma tahmini olarak 362 km/h beyan etmekte ancak bilinmiyor.. resmi olarak 346 km/h hıza çıkılmış bu zamana kadar..
0-200 9 saniye
0-300'ü ise 30 saniye sürmektedir..
fiyatı yaklaşık 330 bin dolardır..
üstü açık modeli de vardır.. speedster diye geçer..
gönlümde yeri ayrı olan bir otomobildir..
devamını gör...
dönence
barış manço’nun beni en çok ürküten parçasıydı.
devamını gör...
tası tarağı toplayıp banyoya girmek
havluyu unutmayın sonra cıbıl cıbıldak gezersiniz ortada dediğim başlık.
devamını gör...
gri rengin tadı olsaydı nasıl olurdu sorunsalı
paslı balkon demiri tadında olurdu sanırım, bana ilk çağrıştırdığı tad o.
çocukluktan kalma, soğuk, iyi olmadığı bilinen ama ara ara tadılmaktan da geri kalınmayan bir tad sanki.
çocukluktan kalma, soğuk, iyi olmadığı bilinen ama ara ara tadılmaktan da geri kalınmayan bir tad sanki.
devamını gör...
yeni medya
internet ve internet teknolojisine dayalı altyapısı olan, internet gazeteciliğinden elektronik postaya, uzaktan eğitimden mobil iletişime geniş bir alanı kapsayan iletişim araçlarına deniyor.
devamını gör...
radyum kızları
20. yüzyılın başlarında waterbury saat fabrikası'nda çalışan ve karanlıkta parlayan boyalarla saatleri boyayan ama o parlayan şeyin ne olduğunu anladıklarında iş işten geçtiği için canlarından olan işçi kızlar.
1. dünya savaşı'nda askerler cephede düşman tarafından görülmeden saati öğrenmek için bu fosforlu saatleri kullanıyordu. bu güzel saatler savaştan sonra moda olmuştu. bu nedenle fabrika, birçok genç kızı bu saatleri bu parlak madde ile boyamaları için işe almıştı.
kızlar işten artan boyaları, gece karanlığında ışıl ışıl görünmek için her taraflarına sürüyor, dişlerini bununla parlatıyor, dudaklarına bu boyayı sürüyordu. zaten boya yaptıkları fırçayı da sivriltmek için zaman zaman dudaklarından yardım aldıkları oluyordu.
ancak bir süre sonra kızların dişlerinde dökülmeler, çene kemiklerinde erimeler, kapanmayan yaralar görülmeye başlandı. ölüm vakaları da manzaraya dahil oldu.
maalesef kızların neredeyse içinde yüzdüğü bu parlak boya, radyumdu. bu son derece radyoaktif bir maddeydi.
curie ailesi bu elementi keşfettikten sonra, ne yazık ki büyük bir yanılgı ile kansere iyi geleceğini düşünmüşlerdi ve ortalığı bir radyum çılgınlığı sarmıştı. radyum içeren ürünler eczanelerde bile satılmaya başlanmıştı.
kızlar hastalık ve ölümlerle boğuşmaya başlayıp vakalar da tavan yapınca bu işin peşine düşüldü. görüldü ki vücutlarında yoğun miktarda radyum var, hatta nefes verdiklerinde ağızlarından radon gazı çıkıyor. üstelik ölen kızların kemikleri bile radyasyon yaymaya devam ediyordu.
***
tabi gerçek ortaya çıkınca eski çalışanlar fabrikaya karşı dava açtılar.
--- alıntı ---
kısa bir süre sonra davaya hastalanmış başka eski çalışanlar da katıldı. davacılar, kişi başına 250.000 dolar tazminat talep ediyorlardı. ancak fabrikanın arkasındaki politik ve maddi destek çok güçlü idi ve dava uzadıkça uzuyordu. dava sürerken quinta’nın iki kalça kemiği de kırıldı, albina tamamen yatalak hale geldi. edna artık neredeyse yürüyemez hale gelmişti ve fabrikada çalışmayı bırakalı yıllar olmasına rağmen geceleri hala saçları parıldıyordu. çene kemiği kopmuş olan katherine, avukatına “eğer 250.000 doları kazanırsam cenazeme bir sürü gül alabilirim değil mi?” diye soruyordu.
dava, çekişmeli bir şekilde üç yıl sürdü, bu sırada davalı genç kızlardan 13 tanesi radyum zehirlemesine bağlı çeşitli nedenlerle hayatını kaybetti. 1928 sonbaharında, dava nihayet sonuca bağlandı ve jüri us radium firmasının her bir davalıya 10.000 dolar tazminat ödemesine, ölene kadar da 600 dolar aylık bağlamasına ve tüm tıbbi bakım ücretlerini de üstlenmesine karar verdi. ilaveten, radyum boyası kullanımına ilişkin ciddi düzenlemeler getirildi.
(acikbilim. com'dan alıntıdır.)
--- alıntı ---
ne yazık ki birçok kimyacının da genç yaşta ölme nedeni, o zamanlar ne olduğu iyi bilinmeyen radyoaktivitedir.
çenesinde tümör çıkan radyum kızlarından biri:
1. dünya savaşı'nda askerler cephede düşman tarafından görülmeden saati öğrenmek için bu fosforlu saatleri kullanıyordu. bu güzel saatler savaştan sonra moda olmuştu. bu nedenle fabrika, birçok genç kızı bu saatleri bu parlak madde ile boyamaları için işe almıştı.
kızlar işten artan boyaları, gece karanlığında ışıl ışıl görünmek için her taraflarına sürüyor, dişlerini bununla parlatıyor, dudaklarına bu boyayı sürüyordu. zaten boya yaptıkları fırçayı da sivriltmek için zaman zaman dudaklarından yardım aldıkları oluyordu.
ancak bir süre sonra kızların dişlerinde dökülmeler, çene kemiklerinde erimeler, kapanmayan yaralar görülmeye başlandı. ölüm vakaları da manzaraya dahil oldu.
maalesef kızların neredeyse içinde yüzdüğü bu parlak boya, radyumdu. bu son derece radyoaktif bir maddeydi.
curie ailesi bu elementi keşfettikten sonra, ne yazık ki büyük bir yanılgı ile kansere iyi geleceğini düşünmüşlerdi ve ortalığı bir radyum çılgınlığı sarmıştı. radyum içeren ürünler eczanelerde bile satılmaya başlanmıştı.
kızlar hastalık ve ölümlerle boğuşmaya başlayıp vakalar da tavan yapınca bu işin peşine düşüldü. görüldü ki vücutlarında yoğun miktarda radyum var, hatta nefes verdiklerinde ağızlarından radon gazı çıkıyor. üstelik ölen kızların kemikleri bile radyasyon yaymaya devam ediyordu.
***
tabi gerçek ortaya çıkınca eski çalışanlar fabrikaya karşı dava açtılar.
--- alıntı ---
kısa bir süre sonra davaya hastalanmış başka eski çalışanlar da katıldı. davacılar, kişi başına 250.000 dolar tazminat talep ediyorlardı. ancak fabrikanın arkasındaki politik ve maddi destek çok güçlü idi ve dava uzadıkça uzuyordu. dava sürerken quinta’nın iki kalça kemiği de kırıldı, albina tamamen yatalak hale geldi. edna artık neredeyse yürüyemez hale gelmişti ve fabrikada çalışmayı bırakalı yıllar olmasına rağmen geceleri hala saçları parıldıyordu. çene kemiği kopmuş olan katherine, avukatına “eğer 250.000 doları kazanırsam cenazeme bir sürü gül alabilirim değil mi?” diye soruyordu.
dava, çekişmeli bir şekilde üç yıl sürdü, bu sırada davalı genç kızlardan 13 tanesi radyum zehirlemesine bağlı çeşitli nedenlerle hayatını kaybetti. 1928 sonbaharında, dava nihayet sonuca bağlandı ve jüri us radium firmasının her bir davalıya 10.000 dolar tazminat ödemesine, ölene kadar da 600 dolar aylık bağlamasına ve tüm tıbbi bakım ücretlerini de üstlenmesine karar verdi. ilaveten, radyum boyası kullanımına ilişkin ciddi düzenlemeler getirildi.
(acikbilim. com'dan alıntıdır.)
--- alıntı ---
ne yazık ki birçok kimyacının da genç yaşta ölme nedeni, o zamanlar ne olduğu iyi bilinmeyen radyoaktivitedir.
çenesinde tümör çıkan radyum kızlarından biri:
devamını gör...
bring me to life
bir döneme damgasını vurmuş evanescence şarkısı.
devamını gör...
mansur yavaş’tan lezzet ankara uygulaması
işte feraset, işte fazilet, işte adam gibi adamlık!!!
ankara büyükşehir belediyesi, pandemi nedeniyle zor günler geçiren işletme sahiplerine katkı amacıyla 'lezzet ankara' adında yemek sipariş uygulaması başlattı. restoranların uygulamaya ücretsiz olarak kaydolabileceği ve komisyon alınmayacağı açıklandı.
ankara büyükşehir belediyesi, esnaf için lezzet ankara adında yeni bir uygulama başlattı. yemek sipariş platformuna işletmelerin yüzde 0 komisyonla ve ücretsiz kayıt olabileceği açıklandı.
ankaralılar ise internet üzerinden ürün siparişi vererek esnafa destek olabilecek. ankara büyükşehir belediyesi'nin başlattığı uygulamaya kısa sürede 149 restoran kaydoldu.
mansur yavaş duyurdu
ankara büyükşehir belediye başkanı mansur yavaş, “esnafımızın alın terini korumak adına %0 komisyonla ‘lezzet ankara’ var. işletmelerimizin menülerini sisteme girmesinin ardından portalımızı sizlerle buluşturacak olmanın heyecanını yaşıyoruz” açıklamasını yaptı.
ankara'da işletme sahipleri lezzetankara.com/nasiluyeol... adresi üzerinden sisteme kayıt olabilecek.
buradan
ankara büyükşehir belediyesi, pandemi nedeniyle zor günler geçiren işletme sahiplerine katkı amacıyla 'lezzet ankara' adında yemek sipariş uygulaması başlattı. restoranların uygulamaya ücretsiz olarak kaydolabileceği ve komisyon alınmayacağı açıklandı.
ankara büyükşehir belediyesi, esnaf için lezzet ankara adında yeni bir uygulama başlattı. yemek sipariş platformuna işletmelerin yüzde 0 komisyonla ve ücretsiz kayıt olabileceği açıklandı.
ankaralılar ise internet üzerinden ürün siparişi vererek esnafa destek olabilecek. ankara büyükşehir belediyesi'nin başlattığı uygulamaya kısa sürede 149 restoran kaydoldu.
mansur yavaş duyurdu
ankara büyükşehir belediye başkanı mansur yavaş, “esnafımızın alın terini korumak adına %0 komisyonla ‘lezzet ankara’ var. işletmelerimizin menülerini sisteme girmesinin ardından portalımızı sizlerle buluşturacak olmanın heyecanını yaşıyoruz” açıklamasını yaptı.
ankara'da işletme sahipleri lezzetankara.com/nasiluyeol... adresi üzerinden sisteme kayıt olabilecek.
buradan
devamını gör...




