yürüyen cinsellik
kolpaçino filminde ki efsane repliktir. halen izler izler gülerim.
devamını gör...
michael clark rockefeller
michael clark rockefeller 1938’de doğdu. dünyaya hükmeden bir ailenin, onlara göre biraz daha farklı bir üyesiydi.
babası nelson rockefeller, onun hanedanın zincir ticaret ağının bir zinciri olmasını beklese de o sanata ve tarihe aşık biriydi. rivayete göre, babası annesine ‘sana demiştim havyarı çok yeme diye, baksana bir garip oldu bu çocuk’ demiştir.
neyse efendim, michael harvard’dan mezun olduktan sonra ne yapayım ne edeyim, toplantılar iş dünyası çok sıkıcı diye düşünürken, babasının açtığı ilkel sanat müzesi’ne girince kafasında ampül yandı. aralarında aztek, maya ve afrika eserlerini gören michael, heyecanını yerinde görmek istedi. ha tabi para da var, eve ekmek götürme derdi yok, avustralya kıyılarına yolculuk yapmaya karar verdi.
asıl o zamanlar orası için gizem olan, asmat halkını incelemek istedi. bu asmad halkının değişik ritüelleri varmış tabi. misal düşmanlarının başlarının etini yerlermiş. keşke mecazen olaydı. gerçekten de öldürdükleri düşmanlarının kellelerini yiyorlarmış efendim. freud ‘totem ve tabu’ kitabında türlü kabilelere yer vermişti; bu kabile aralarında yoktu muhtemelen. ama freud buna benzer davranışları olan kabilelerin, düşmanlarını öldürdükten sonra pişman olduğu ve bir parçasını ruhuna katmak için yediklerini; düşmanların kafataslarını da saygı için yanlarında getirdiklerini yazmıştı. ben de olmaz olsun öyle saygı diyorum. başka yazımda(hanibalizm) hindistan’da bir kabilenin insan eti yediğini yazmıştım. bunlar ‘aghori rahipleri’dir.
ilk kabile ziyaretinden bir yıl sonra, michael, buraya ikinci bir ziyaret yapmak istedi. ilk ziyarette , onların yaptığı ayinler için kullandıkları el işleri oymaları vb satın almak istediğinde kabile buna izin vermemiş. para ilkinde kapıyı açmamış ama belki ikincide açar diye düşündüğünden belki de, 2.ziyaretini planladı. bu sefer yanında antropolog rene wassing vardı. ama kıyıya 12 mil kadar kala, fırtınadan tekneleri albora oldu.
michael, kıyıya yüzeceğini söyleyerek gruptan ayrıldı; ayrılış o ayrılış oldu. 2 hafta kadar aradılar tarafılar ama maalesef onun cesedine ulaşamadılar.
kimileri boğulduğunu, kimileri kıyıya vardığını ama kabile üyelerince yendiğini, kimi de köpek balıklarının saldırdığını söylemiştir. ne denirse densin, michael 23 yaşındayken orada kaybolmuş ve resmi ölüm ilanı yayımlanmıştır.
babası nelson rockefeller, onun hanedanın zincir ticaret ağının bir zinciri olmasını beklese de o sanata ve tarihe aşık biriydi. rivayete göre, babası annesine ‘sana demiştim havyarı çok yeme diye, baksana bir garip oldu bu çocuk’ demiştir.
neyse efendim, michael harvard’dan mezun olduktan sonra ne yapayım ne edeyim, toplantılar iş dünyası çok sıkıcı diye düşünürken, babasının açtığı ilkel sanat müzesi’ne girince kafasında ampül yandı. aralarında aztek, maya ve afrika eserlerini gören michael, heyecanını yerinde görmek istedi. ha tabi para da var, eve ekmek götürme derdi yok, avustralya kıyılarına yolculuk yapmaya karar verdi.
asıl o zamanlar orası için gizem olan, asmat halkını incelemek istedi. bu asmad halkının değişik ritüelleri varmış tabi. misal düşmanlarının başlarının etini yerlermiş. keşke mecazen olaydı. gerçekten de öldürdükleri düşmanlarının kellelerini yiyorlarmış efendim. freud ‘totem ve tabu’ kitabında türlü kabilelere yer vermişti; bu kabile aralarında yoktu muhtemelen. ama freud buna benzer davranışları olan kabilelerin, düşmanlarını öldürdükten sonra pişman olduğu ve bir parçasını ruhuna katmak için yediklerini; düşmanların kafataslarını da saygı için yanlarında getirdiklerini yazmıştı. ben de olmaz olsun öyle saygı diyorum. başka yazımda(hanibalizm) hindistan’da bir kabilenin insan eti yediğini yazmıştım. bunlar ‘aghori rahipleri’dir.
ilk kabile ziyaretinden bir yıl sonra, michael, buraya ikinci bir ziyaret yapmak istedi. ilk ziyarette , onların yaptığı ayinler için kullandıkları el işleri oymaları vb satın almak istediğinde kabile buna izin vermemiş. para ilkinde kapıyı açmamış ama belki ikincide açar diye düşündüğünden belki de, 2.ziyaretini planladı. bu sefer yanında antropolog rene wassing vardı. ama kıyıya 12 mil kadar kala, fırtınadan tekneleri albora oldu.
michael, kıyıya yüzeceğini söyleyerek gruptan ayrıldı; ayrılış o ayrılış oldu. 2 hafta kadar aradılar tarafılar ama maalesef onun cesedine ulaşamadılar.
kimileri boğulduğunu, kimileri kıyıya vardığını ama kabile üyelerince yendiğini, kimi de köpek balıklarının saldırdığını söylemiştir. ne denirse densin, michael 23 yaşındayken orada kaybolmuş ve resmi ölüm ilanı yayımlanmıştır.
devamını gör...
sigara içmeyen insan
hayatımda hiç sigara içmedim (on sekiz yıllık bir hayatım var, farkındayım uzun bir zaman değil) ama geri kalan ömrümde de içeceğimi düşünmüyorum ve evde içecek biri olursa evden kovuyorum. sigaraları köşeden köşeye saklamaya çalışıyorlar. bu durum hoşuma gidiyor aslında ne yalan söyleyeyim.
devamını gör...
camouflage
oliver kreyssig, marcus meyn, martin kähling ve heiko maile tarafından 1983'te kurulan alman new wave grubu.
depeche mode sevenler, camouflage'ın solisti marcus meyn'in sesiyle dave gahan'ın ses benzerliğini bilir. ikisinin de sesi son derece güzel ve aşık olunasıdır.
depeche mode sevenler, camouflage'ın solisti marcus meyn'in sesiyle dave gahan'ın ses benzerliğini bilir. ikisinin de sesi son derece güzel ve aşık olunasıdır.
devamını gör...
çocukken varlığına inandığımız bazı şeyler
gulyabani.
devamını gör...
laikliğin halka sorulmadan getirilmesi
doğru bir karardır.
devamını gör...
ağlara giden topun gol olarak değer kazanmaması
bir futbolsever için, futbola emek veren birçok insan için en üzücü anlardan biridir.
futbolun en güzel anı golün geldiği o tüyleri diken diken eden andır. tribünde haykıra haykıra sevinmek, televizyon başında hoplayıp zıplamak, golü atan futbolcunun ayarsız sevinci, yedek kulübesinin yerinden fırlaması. hepsi ülkede yaşanan her olumsuzluğu unuttuğumuz o anda yaşanır. bir cennet simülasyonu gibidir o an.
sonra hakem elini kolunu sallaya sallaya golü iptal eder ya da yan hakem bayrak kaldırır ya da video yardımcı hakem o anda yolunda gitmeyen bir şeyleri fark eder ve ağlara giden top gol olarak değer kazanmaz.
spikerin bu klişe cümleyi kurduğu an çok üzücüdür. ne sevinci kursağında kalan izleyicileri düşünürüm o an ne de gol sevinci boşa giden futbolcuyu varsa yoksa kazanmak üzere olduğu değer elinden alınmış olan meşin yuvarlağın sessiz ve tarifsiz hüznü.
bu dünya üzerinde herkes hayatına bir anlam katmak için çaba sarf eder, herkes değer görmek için uğraşır durur. ve o zavallı emektar top tam bir anlam kazanacak, tam gol olarak değerlendirilecekken bu acımasızca alınır ondan. ve kimse onu düşünmez bile. ağlarda biri gelip onu alana kadar bu sahte vuslatın hüznünü yaşar.
bu derin ve acı veren duruma bir son verilmelidir. herkes değer kazanmayı hak eder. insan ayırmayın, herkes eşit.
futbolun en güzel anı golün geldiği o tüyleri diken diken eden andır. tribünde haykıra haykıra sevinmek, televizyon başında hoplayıp zıplamak, golü atan futbolcunun ayarsız sevinci, yedek kulübesinin yerinden fırlaması. hepsi ülkede yaşanan her olumsuzluğu unuttuğumuz o anda yaşanır. bir cennet simülasyonu gibidir o an.
sonra hakem elini kolunu sallaya sallaya golü iptal eder ya da yan hakem bayrak kaldırır ya da video yardımcı hakem o anda yolunda gitmeyen bir şeyleri fark eder ve ağlara giden top gol olarak değer kazanmaz.
spikerin bu klişe cümleyi kurduğu an çok üzücüdür. ne sevinci kursağında kalan izleyicileri düşünürüm o an ne de gol sevinci boşa giden futbolcuyu varsa yoksa kazanmak üzere olduğu değer elinden alınmış olan meşin yuvarlağın sessiz ve tarifsiz hüznü.
bu dünya üzerinde herkes hayatına bir anlam katmak için çaba sarf eder, herkes değer görmek için uğraşır durur. ve o zavallı emektar top tam bir anlam kazanacak, tam gol olarak değerlendirilecekken bu acımasızca alınır ondan. ve kimse onu düşünmez bile. ağlarda biri gelip onu alana kadar bu sahte vuslatın hüznünü yaşar.
bu derin ve acı veren duruma bir son verilmelidir. herkes değer kazanmayı hak eder. insan ayırmayın, herkes eşit.
devamını gör...
akış bölümünde yakın zamanda tanım girilmemiş başlıkların görülmesi
efendim zaman zaman dikkatimi çeken hadise. sol tarafta bir başlık beliriyor ve bilmem kaç tane tanım yapılmış gözüküyor. kim neden bu kadar tanım yapmış diye bakıyorum. o da ne? o gün, o saat ilgili başlığa tanım girilmemiş. madem öyle bu başlık buraya neden geldi? ne işler çeviriyorsunuz? *
örnek: rafadan tayfa başlığı. en son tanım 09.01.2021'de yapılmış. o zaman aşağıdaki görseldeki durumun mantığı nedir?

ekleme: başlık daha önce varmış diye buraya geldik. bu başlığın da sola gelmesi yasak sanırım. nereye düştük biz? nasıl bir tarikatsınız siz böyle? *
örnek: rafadan tayfa başlığı. en son tanım 09.01.2021'de yapılmış. o zaman aşağıdaki görseldeki durumun mantığı nedir?

ekleme: başlık daha önce varmış diye buraya geldik. bu başlığın da sola gelmesi yasak sanırım. nereye düştük biz? nasıl bir tarikatsınız siz böyle? *
devamını gör...
sözlüğü canlandıracak proje
proje ne olur bilmiyorum ama şu yazar alımlarının hızlandırılması gerekiyor demeye geldiğim başlık.
aylardır kontrol ediyorum daha 6000'li sayılardan 7000 bandına yeni ulaştı. elbette ki en önemli unsur üye kalitesi ancak bu sayılarda kalırsa yerimizde saymaktan başka bir şey yapamayız maalesef.
ayrıca üye sayısına paralel olarak moderatör sayısı da artırılabilir. bu şekilde de süreç daha hızlı ve kontrollü bir şekilde işler.
aylardır kontrol ediyorum daha 6000'li sayılardan 7000 bandına yeni ulaştı. elbette ki en önemli unsur üye kalitesi ancak bu sayılarda kalırsa yerimizde saymaktan başka bir şey yapamayız maalesef.
ayrıca üye sayısına paralel olarak moderatör sayısı da artırılabilir. bu şekilde de süreç daha hızlı ve kontrollü bir şekilde işler.
devamını gör...
küçürek hikaye
"cümleleri öldürdüm, kelimelerin katiliyim.
bu, satırlara sızmış faili meçhul bir cinayet."
bu, satırlara sızmış faili meçhul bir cinayet."
devamını gör...
sorunlu aile hayatı
bütün hayatın sorunlu geçeceğinin en büyük delilidir.
devamını gör...
ağlanıldığı belli olmasın diye söylenilen bahaneler
gözlerim şu sıralar çok sulanıyor ve kızarıyor doktora gitmem lazım. o kadar inandırıcı ki karşıdaki direkt memnun kaldığı göz doktorunu tavsiye etmeye başlıyor randevu almaya çalışıyor büyük trajedi.
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
hiçbir şey hissetmiyorum. seviyormuş, özlüyormuş, sinirleniyormuş, mutluymuş, mutsuzmuş, nefret ediyormuş gibi yapıyorum sürekli. sürekli insanların karşımda verdiği tepkileri taklit ederek sürdürüyorum hayatımı. komik olan kısım ise kimse fark etmiyor bunu.
devamını gör...
kedisi olan yazarlar birliği
2 canavar annesi olarak ben de bu birliğin bir üyesi olmaktan gurur duyuyorum.
kedi sahiplenme 101
- maddi ve manevi olarak hazır olmadan kedi sahiplenilmemesi gerekiyor.
- evinizi kediye uygun hale getirmeniz gerekiyor.
- cins kedi yerine bakıma ve ilgiye ihtiyacı olan kedilere öncelik verilmeli.
- cins kedi demişken satın almayın sahiplenin. talep olmazsa o yavrucaklar kötü koşullarda üremek zorunda kalmaz.
kedi sahiplenme 101
- maddi ve manevi olarak hazır olmadan kedi sahiplenilmemesi gerekiyor.
- evinizi kediye uygun hale getirmeniz gerekiyor.
- cins kedi yerine bakıma ve ilgiye ihtiyacı olan kedilere öncelik verilmeli.
- cins kedi demişken satın almayın sahiplenin. talep olmazsa o yavrucaklar kötü koşullarda üremek zorunda kalmaz.
devamını gör...
boyalı kuş
bazen içinizden bir ses size bir şeyler söyler, bazen dünyanın haline baktığınızda vicdanınız sızlar. bazen kendi kendinizi ve etrafınızdaki insanları sağduyuya davet edersiniz. bazen bir sorunu çözüme kavuşturmak için açıksözlü olmanız gerekir. bazen en vahşi olayları aktarmak için dilinizi ağulamanız lazım gelir. bazen de acıyı söze dökmenin yolu susmaktır.
jerzy kosinki, içinizdeki sestir.
jerzy kosinki, sızlayan vicdanınızdır.
jerzy kosinki, sağduyunuzdur.
jerzy kosinki, açıksözlülüktür.
jerzy kosinski, dildeki ağudur.
jerzy kosinki, suskunluktur.
insanlar bazen bir kuş sürüsü içinden şansız bir kuşu yakalayıp farklı farklı renklere boyayıp sürünün içine geri yollarmış. sürüdeki diğer kuşlar boyalı kuşun kendilerinden biri olmadığını düşünüp gagalayarak öldürürmüş zavallı kuşu. insanlar öldürme konusuna ne kadar yaratıcı! insanoğlu ne kadar zavallı!
bu kitap ne zaman aklıma gelse erich fried’in şu muhteşem şiiri gelir aklıma:
“oğlanlar
şakadan
taşlıyor kurbağaları,
kurbağalar gerçekten
ölüyor."
jerzy kosinki, içinizdeki sestir.
jerzy kosinki, sızlayan vicdanınızdır.
jerzy kosinki, sağduyunuzdur.
jerzy kosinki, açıksözlülüktür.
jerzy kosinski, dildeki ağudur.
jerzy kosinki, suskunluktur.
insanlar bazen bir kuş sürüsü içinden şansız bir kuşu yakalayıp farklı farklı renklere boyayıp sürünün içine geri yollarmış. sürüdeki diğer kuşlar boyalı kuşun kendilerinden biri olmadığını düşünüp gagalayarak öldürürmüş zavallı kuşu. insanlar öldürme konusuna ne kadar yaratıcı! insanoğlu ne kadar zavallı!
bu kitap ne zaman aklıma gelse erich fried’in şu muhteşem şiiri gelir aklıma:
“oğlanlar
şakadan
taşlıyor kurbağaları,
kurbağalar gerçekten
ölüyor."
devamını gör...
güzel olmanın verdiği öz güven
tek başına bir anlamı yoktur. sempatin, zekân, eğitimin ve en önemlisi çevre ile desteklenmelidir.
tek başına güzelliğe güvenip kuru bir özgüvenle ortaya çıkarsanız kurtlar sizi ham yapar.
tek başına güzelliğe güvenip kuru bir özgüvenle ortaya çıkarsanız kurtlar sizi ham yapar.
devamını gör...
normal sözlük'ün 35 yaş istilasına uğramış olması
oh oh ne güzel. hep böyle 30-35 lik gençlerle dolsun sözlük, dediğim durumdur.
devamını gör...

