başarıyı engelleyen faktörler
amerikalı bir gazeteci atatürk'e işlerinde nasıl başarılı olduğunu sorar. atatürk'ün cevabı ise şöyledir;
"ben bir işte nasıl başarılı olacağımı düşünmem. o işe neler engel olur, diye düşünürüm. engelleri kaldırdım mı, iş zaten kendi kendine yürür."
(bkz: niyazi ahmet banoğlu)
"ben bir işte nasıl başarılı olacağımı düşünmem. o işe neler engel olur, diye düşünürüm. engelleri kaldırdım mı, iş zaten kendi kendine yürür."
(bkz: niyazi ahmet banoğlu)
devamını gör...
lgbt'li ve hdp'li tayfanın haklı olan her muhalif hareketi baltalaması
yahu ben şeyi merak ediyorum, siz sanıyor musunuz ki sadece türk bayrağı elinize alıp tek tip giyinseniz, a haber izleyen adam size destek olacak. "vay vadan hayınları fedoncular, vur polisim vur elin dert görmesin. ortalıgı coh garıstırdılar yine tayyibe verecem" diyecek yine. çünkü medya seni istediği gibi gösterebilir. istediği gibi algı yaratabilir.
ama küçük bir şansınız olsun istiyorsanız bence şöyle yapın. alın elinize defleri, giyin takkeleri cübbeleri, ilahi söyleye söyleye gidin protesto edin. polislere de esans ikram edersiniz. halka şirin gözükürsünüz. müthiş fikir bence de. *
ama küçük bir şansınız olsun istiyorsanız bence şöyle yapın. alın elinize defleri, giyin takkeleri cübbeleri, ilahi söyleye söyleye gidin protesto edin. polislere de esans ikram edersiniz. halka şirin gözükürsünüz. müthiş fikir bence de. *
devamını gör...
ideal bir cümlede olması gerekenler
3 yaşında bir çocuğun anlayabileği netlik ve muhatabına göre yakınlık bildiren kelimeler.
devamını gör...
fareler ve insanlar
tek oturmada bitirdiğim, sonuyla beni ağlatan kitap.*
devamını gör...
doktorların cerrahi branş tercih etmemeleri
birçok etkenin bir araya gelip oluşturduğu sorun.
1-bu konuda en önemli etkenlerin rahatlık ve zorluk olduğunu düşünüyorum. bir cerrah düşünün asistanlığın ilk senesinde ayda 10 nöbet tutuyor ve bazı nöbetlerde hiç uyumuyor, bazı nöbetlerde ise 2-3 saat uyuyabiliyor, hem de gece ameliyata girmek zorunda kalabiliyor . nöbetten sonraki gün ise eğer haftaiçi ise çalışmaya devam ediyor. bir de dermatolog düşünün akşam acil hasta yok gibi, belki bir kaç kons geliyor. hem uyumak hem dinlenmek için bolca vakti var ve nöbet sayısı da daha az.
2-cerrahi branşlarda mobing denen bela bir durum var. arkadaşlar görmediğiniz için size gerçek değilmiş gibi gelebilir ama çömezini gece vakti git bana portakal bul gel canım çekti diye yollayanlar var. cerrahi bölümler hep daha sert olmuştur ama herkesin içinde asistanını azarlayan hocalar, aranız bozulunca size nöbet kitleyen ama ameliyatlara da sokmayıp amele işi yaptıran uzmanlar var. dahili branşlarda ise mobing daha az. çünkü hocaya bağlılığınız daha az. okuyarak da bir yerlere gelebilirsin. cerrahide hocaya mahkumsun, o ameliyata seni sokmazsa nasıl geliştireceksin kendini, nerede deneyeceksin öğrendiklerini?
3- türkiyede son zamanlarda malpraktis davaları başını almış gitmiş durumda. sırf bu iş için hastanede hastalığının durumu iyi gitmemiş insanları bulup doktora dava açması için dolduran avukatlar var. amniotic band sendromu yaşayan bir kadının 'senin karnında bant unutmuşlar' diye doldurulup dava açtığını hatırlıyorsunuz sanırım. haberin linki
aynı zamanda bazı hakimler de' doktorlar zaten kazanıyor tazminat ödesin' mantığıyla hareket edip bilirkişi raporlarını takmıyorlar. komplikasyon ile malpraktis birbirine girmiş durumda. zaten türkiyenin sağlık sistemi bazen sizi kanun dışına çıkıp sorumluluk almak zorunda bırakıyor. bazen hastanın hayatı ile kanun arasında kalıyorsunuz. bir genel cerrah arkadaşımız ilçede kalp damar cerrahisi olmadığı için sevk edilmek üzere olan çocuğun yolda öleceğini anlamış ve ameliyat etmişti ve çocuğun hayatını kurtarmıştı. buna rağmen etik değil diye değerlendirildi. zaten başarısız olsaydı yıllarca tazminat ödeyecekti. haberin linki
dahili branşlarda ise risk daha az dava daha az. senelerce biriktirdiğin çocuğunun rızkını haksız yere başkasına yedirme şansı daha az.
4-cerrahi branşlarda yaptığınız işlemlerin daha zor olması ve hastanın hayatını tehdit edebilecek durumların daha sık olması sebebiyle hastalar ve yakınları çok gergin oluyor. halkımız sağolsun hasta iyileşince allaha şükür ediyor(ne güzel, katılıyorum) ama hastaya bir şey olunca doktoru suçluyor. doktoru döven mi dersin hakaret eden mi, öldüren bile var. canı tehlikede olan bir insan nasıl can kurtarsın. ameliyat başarılı geçmezse hastanenin karışacağını bilen bir doktor ameliyata kendini ne kadar verebilir.
5-gelelim maaş konusuna tüm yukarıda yazdığım dertlerin yanında devlet hastanesinde çalışan cerrahlar, son birkaç yıldır getirilen performans sistemi yüzünden dermatoloji, radyoloji, ftr gibi branşlardan daha az maaş alıyorlar. performans sisteminde yaptığınız her şey size puan olarak dönüyor ve ek maaşınız ona göre belirleniyor. tabi cerrah bir hasta bakana kadar, bir ameliyat yapana kadar dermatoloji 10 hasta baktığı için cerrahların maaşları da düşük kalıyor.
şimdi size sormak istiyorum sevgili dostlar, tüm bu durumlar ortada iken kim niye cerrahi branş seçsin. şu an plastik ve rekonstrüktif cerrahi gibi özelde güzel maaşlar alabileceğiniz bir bölüm veya göz gibi diğer cerrahi branşlardan daha az yorulacağınız ama dahili branşlardan daha fazla tatmin olacağınız bir bölüm ya da kbb gibi çok etliye sütlüye bulaşmadan yapabileceğiniz, rinoplasti ile iyi bir gelir de elde edebileceğiniz bir bölüm dışında doktorlar artık cerrahi branşları yazmıyor. cerrahi kadrolar boş kalıyor. kardiyovasküler cerrahi, kadın doğum, genel cerrahi, çocuk cerrahisi, beyin sinir cerrahisi, üroloji ve ortopedi gibi bölümler hem düşük puanlarla yazılıyor hem de periferdeki kadroların bir kısmı boş kalıyor.
türkiyede her yerde mantar türer gibi tıp fakültesi açıldığı için bu branşlarda ilerde boşluk olacağını düşünmüyorum. çünkü bir yerde pratisyen kadrosu dolacak ve mezun doktorlar uzmanlık olsun da hangisi olursa olsun diyerek cerrahi branşları da yazacaklar. ama artık cerrahide idealist kendini mesleğine adamış insanları göremeyeceksiniz. cerrahi branşların hali içler acısı bir hale dönüşecek. belki binlerce tl verip ancak işini çok iyi yapabilen doktorlara ulaşabilecekseniz. sağlık bu arkadaşlar şakaya gelmez. devletin nasıl bir politika izleyeceğini ya da ne zaman duruma müdahale etmesi gerektiğini anlayacağını zamanla göreceğiz. maalesef durum gösteriyor ki zor günler bizleri bekliyor.
1-bu konuda en önemli etkenlerin rahatlık ve zorluk olduğunu düşünüyorum. bir cerrah düşünün asistanlığın ilk senesinde ayda 10 nöbet tutuyor ve bazı nöbetlerde hiç uyumuyor, bazı nöbetlerde ise 2-3 saat uyuyabiliyor, hem de gece ameliyata girmek zorunda kalabiliyor . nöbetten sonraki gün ise eğer haftaiçi ise çalışmaya devam ediyor. bir de dermatolog düşünün akşam acil hasta yok gibi, belki bir kaç kons geliyor. hem uyumak hem dinlenmek için bolca vakti var ve nöbet sayısı da daha az.
2-cerrahi branşlarda mobing denen bela bir durum var. arkadaşlar görmediğiniz için size gerçek değilmiş gibi gelebilir ama çömezini gece vakti git bana portakal bul gel canım çekti diye yollayanlar var. cerrahi bölümler hep daha sert olmuştur ama herkesin içinde asistanını azarlayan hocalar, aranız bozulunca size nöbet kitleyen ama ameliyatlara da sokmayıp amele işi yaptıran uzmanlar var. dahili branşlarda ise mobing daha az. çünkü hocaya bağlılığınız daha az. okuyarak da bir yerlere gelebilirsin. cerrahide hocaya mahkumsun, o ameliyata seni sokmazsa nasıl geliştireceksin kendini, nerede deneyeceksin öğrendiklerini?
3- türkiyede son zamanlarda malpraktis davaları başını almış gitmiş durumda. sırf bu iş için hastanede hastalığının durumu iyi gitmemiş insanları bulup doktora dava açması için dolduran avukatlar var. amniotic band sendromu yaşayan bir kadının 'senin karnında bant unutmuşlar' diye doldurulup dava açtığını hatırlıyorsunuz sanırım. haberin linki
aynı zamanda bazı hakimler de' doktorlar zaten kazanıyor tazminat ödesin' mantığıyla hareket edip bilirkişi raporlarını takmıyorlar. komplikasyon ile malpraktis birbirine girmiş durumda. zaten türkiyenin sağlık sistemi bazen sizi kanun dışına çıkıp sorumluluk almak zorunda bırakıyor. bazen hastanın hayatı ile kanun arasında kalıyorsunuz. bir genel cerrah arkadaşımız ilçede kalp damar cerrahisi olmadığı için sevk edilmek üzere olan çocuğun yolda öleceğini anlamış ve ameliyat etmişti ve çocuğun hayatını kurtarmıştı. buna rağmen etik değil diye değerlendirildi. zaten başarısız olsaydı yıllarca tazminat ödeyecekti. haberin linki
dahili branşlarda ise risk daha az dava daha az. senelerce biriktirdiğin çocuğunun rızkını haksız yere başkasına yedirme şansı daha az.
4-cerrahi branşlarda yaptığınız işlemlerin daha zor olması ve hastanın hayatını tehdit edebilecek durumların daha sık olması sebebiyle hastalar ve yakınları çok gergin oluyor. halkımız sağolsun hasta iyileşince allaha şükür ediyor(ne güzel, katılıyorum) ama hastaya bir şey olunca doktoru suçluyor. doktoru döven mi dersin hakaret eden mi, öldüren bile var. canı tehlikede olan bir insan nasıl can kurtarsın. ameliyat başarılı geçmezse hastanenin karışacağını bilen bir doktor ameliyata kendini ne kadar verebilir.
5-gelelim maaş konusuna tüm yukarıda yazdığım dertlerin yanında devlet hastanesinde çalışan cerrahlar, son birkaç yıldır getirilen performans sistemi yüzünden dermatoloji, radyoloji, ftr gibi branşlardan daha az maaş alıyorlar. performans sisteminde yaptığınız her şey size puan olarak dönüyor ve ek maaşınız ona göre belirleniyor. tabi cerrah bir hasta bakana kadar, bir ameliyat yapana kadar dermatoloji 10 hasta baktığı için cerrahların maaşları da düşük kalıyor.
şimdi size sormak istiyorum sevgili dostlar, tüm bu durumlar ortada iken kim niye cerrahi branş seçsin. şu an plastik ve rekonstrüktif cerrahi gibi özelde güzel maaşlar alabileceğiniz bir bölüm veya göz gibi diğer cerrahi branşlardan daha az yorulacağınız ama dahili branşlardan daha fazla tatmin olacağınız bir bölüm ya da kbb gibi çok etliye sütlüye bulaşmadan yapabileceğiniz, rinoplasti ile iyi bir gelir de elde edebileceğiniz bir bölüm dışında doktorlar artık cerrahi branşları yazmıyor. cerrahi kadrolar boş kalıyor. kardiyovasküler cerrahi, kadın doğum, genel cerrahi, çocuk cerrahisi, beyin sinir cerrahisi, üroloji ve ortopedi gibi bölümler hem düşük puanlarla yazılıyor hem de periferdeki kadroların bir kısmı boş kalıyor.
türkiyede her yerde mantar türer gibi tıp fakültesi açıldığı için bu branşlarda ilerde boşluk olacağını düşünmüyorum. çünkü bir yerde pratisyen kadrosu dolacak ve mezun doktorlar uzmanlık olsun da hangisi olursa olsun diyerek cerrahi branşları da yazacaklar. ama artık cerrahide idealist kendini mesleğine adamış insanları göremeyeceksiniz. cerrahi branşların hali içler acısı bir hale dönüşecek. belki binlerce tl verip ancak işini çok iyi yapabilen doktorlara ulaşabilecekseniz. sağlık bu arkadaşlar şakaya gelmez. devletin nasıl bir politika izleyeceğini ya da ne zaman duruma müdahale etmesi gerektiğini anlayacağını zamanla göreceğiz. maalesef durum gösteriyor ki zor günler bizleri bekliyor.
devamını gör...
aerojel
1931 yılında steven kistler tarafından silika jel kullanılarak oluşturulan görünümü sebebiyle donmuş veyahut mavi duman olarak adlandırılan aerojellerin sıvı bileşenleri hava bileşenleri ile değiştirilmiştir. bu nedenden ötürü büyük oranda havadan oluşmuş olup hafif ve çok yalıtkan bir yapıya sahiptir. 2011 yılında 15 tane guiness rekoru kırmış olup başta izolasyon sektörü olmak üzere tıp, boya, kozmetik, araştırma (nasa),havacılık alanlarında kullanımına rastlanmaktadır.
devamını gör...
kitaba çay dökmek
abi ben mum dökmüştüm, mum mum. keşke adımı yazmasaydım abiminkiyle değiştirirdim.
devamını gör...
normal sözlük nikah dairesi
belki de 10 sene sonra editleyeceğim başlıktır. nasip.
devamını gör...
kamyon arkası sözleri
kamyon arkasına yazılan görünce güldüren yazılardır.
"dört tekerim, çok şekerim."
"dört tekerim, çok şekerim."
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının en yaşlı özelliği
istifçiyimdir. boş kavanozları, peynir - dondurma kutularını atamam. ayrıca eve yiyecek stoğu yaparım, markete gidince her şeyden bol bol alırım.
devamını gör...
yazmak için yazmak vs okunmak için yazmak
böyle bir kıyas olmaz, ikisidir de. biri olmadan diğeri kupkurudur.
yazdıklarımız okunmayacaksa, birilerine dokunmayacaksa nereden temelleneceğiz ki ? hangi motivasyonla yazacağız ? yazmak için yazarsanız, söylemiş olmak için söylemiş olabilirsiniz. gereksizdir, laf kalabalığıdır. hayatın bir yönüne ışık tutmayan sözü kim ne yapsındır ki ? okunmaya değer bir şeyler karalarız ve geri dönüş alırız ki bu hem motivasyon sağlar hem yazdıklarımızı, kendimizi gözden geçiririz hem de hayatta tam olarak nerelerde konumlandığımızı biliriz. bu motivasyondan eksik bir yazma eylemi "benim gibi kasları olmayan kendine erkeğim demesin" seviyesine iner.
bukowski, fante'yi okudu ve "işte, işte budur anasını satayım. tam olarak böyle bir adam olmalıyım" dedi. sonra o da birilerine ön ayak oldu. schopenhauer, çoğunun önderi oldu. yalnızca yazmak için yazmış olsalar, birilerine dokunamazlardı. yazma eyleminden, özellikle nitelikli bir yazma eyleminden bahsediyorsak mutlaka okuyucusuyla buluşturmalıyız.
zaten yazma işini hakkıyla yapanların eğildiği meseleler, akademik olmadığı sürece genellikle insanlığa ya da bir kısmına hitap eder. ona anlatır: "bak, böyleyken böyle" der. kelimeleriyle kilometrelerce uzağa uzanır, oradan bir eli tutar, birini kucaklar. onda bir şeyleri canlandırır. belki çok yorgun birisi vardır, ona enerji verir. belki ateşi çok yüksek biri vardır, birileri yanacaktır. onun ateşini düşürür, yanacakları kurtarırsınız.
yazmak, hakkını vermeye gayret ederseniz çok güzel ve kutsal bir eylem. kolektif bir çaba, yaşamı en masrafsız deneyimleme yöntemi. ben bazı yazarlar sayesinde yörüngemi buldum. yaşamı okumayı 1800, 1900'lerde yaşayıp ölen abilerimden öğrendim. colorado'da bir kar küreyicisinin oğlu öğretti bana. los angeles'te gezinen bir süt hırsızından öğrendim insanlığı, sefaleti, aşkı, yoksulluğu. tom joad'dan öğrendim, hiçbir şeyden habersizken bir yıkımı doz doz hissetmeyi. rozaşarn'dan öğrendim, mutlu olmak isteyen bir garip kızın çilesini. şımarıklığa izin vermeyen yaşamın zulmünü onlarda gördüm.
hem yazmak, hem okunmak için yazarım. belki birilerine dokunurum diye. kendimi mutlu edemedim, belki birinin mutluluğuna sebep olurum ya da hüznüne engel olurum diye yazarım.
yazdıklarımız okunmayacaksa, birilerine dokunmayacaksa nereden temelleneceğiz ki ? hangi motivasyonla yazacağız ? yazmak için yazarsanız, söylemiş olmak için söylemiş olabilirsiniz. gereksizdir, laf kalabalığıdır. hayatın bir yönüne ışık tutmayan sözü kim ne yapsındır ki ? okunmaya değer bir şeyler karalarız ve geri dönüş alırız ki bu hem motivasyon sağlar hem yazdıklarımızı, kendimizi gözden geçiririz hem de hayatta tam olarak nerelerde konumlandığımızı biliriz. bu motivasyondan eksik bir yazma eylemi "benim gibi kasları olmayan kendine erkeğim demesin" seviyesine iner.
bukowski, fante'yi okudu ve "işte, işte budur anasını satayım. tam olarak böyle bir adam olmalıyım" dedi. sonra o da birilerine ön ayak oldu. schopenhauer, çoğunun önderi oldu. yalnızca yazmak için yazmış olsalar, birilerine dokunamazlardı. yazma eyleminden, özellikle nitelikli bir yazma eyleminden bahsediyorsak mutlaka okuyucusuyla buluşturmalıyız.
zaten yazma işini hakkıyla yapanların eğildiği meseleler, akademik olmadığı sürece genellikle insanlığa ya da bir kısmına hitap eder. ona anlatır: "bak, böyleyken böyle" der. kelimeleriyle kilometrelerce uzağa uzanır, oradan bir eli tutar, birini kucaklar. onda bir şeyleri canlandırır. belki çok yorgun birisi vardır, ona enerji verir. belki ateşi çok yüksek biri vardır, birileri yanacaktır. onun ateşini düşürür, yanacakları kurtarırsınız.
yazmak, hakkını vermeye gayret ederseniz çok güzel ve kutsal bir eylem. kolektif bir çaba, yaşamı en masrafsız deneyimleme yöntemi. ben bazı yazarlar sayesinde yörüngemi buldum. yaşamı okumayı 1800, 1900'lerde yaşayıp ölen abilerimden öğrendim. colorado'da bir kar küreyicisinin oğlu öğretti bana. los angeles'te gezinen bir süt hırsızından öğrendim insanlığı, sefaleti, aşkı, yoksulluğu. tom joad'dan öğrendim, hiçbir şeyden habersizken bir yıkımı doz doz hissetmeyi. rozaşarn'dan öğrendim, mutlu olmak isteyen bir garip kızın çilesini. şımarıklığa izin vermeyen yaşamın zulmünü onlarda gördüm.
hem yazmak, hem okunmak için yazarım. belki birilerine dokunurum diye. kendimi mutlu edemedim, belki birinin mutluluğuna sebep olurum ya da hüznüne engel olurum diye yazarım.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının şiirleri
ı’ve seen flowers yet to blossom.
and starry nights ı’ve always adored.
ı’ve longed for a silent day
but the night was all.
yet, this silence encroached on me
day by day, night and night
destroyed the amity
took away the light.
alas! it tells us something
ın the shadows creeping
like the sick rose
looking peaky
the night is my helen
ıt burns my heart
ı’m paris on my knees
a forest without trees.
and starry nights ı’ve always adored.
ı’ve longed for a silent day
but the night was all.
yet, this silence encroached on me
day by day, night and night
destroyed the amity
took away the light.
alas! it tells us something
ın the shadows creeping
like the sick rose
looking peaky
the night is my helen
ıt burns my heart
ı’m paris on my knees
a forest without trees.
devamını gör...
başkurdistan illerinin bayrakları
türk yurdu başkurdistan'ın yerel yönetim yerleri olan illerinin oldukça estetik bulduğum bayraklarıdır. bende, alternatif bir dünyada türk devletlerinin bayraklarının nasıl olurdu sorularına cevap olmuşlardır.
ilk bayrak ve en beğendiğim bayrak; boray ilinin. eskiden ilin olduğu yerde yaşayan yeldek, yelan, kırgız ve tanıp adlı başkurt boylarının tamgalarını ve tüm türklüğü temsil eden arkaik bir çizime sahip gök börü'yü içeren bayrak.
ikinci bayrak, karınca anlamına gelen kırmıskalı ilinin. alt ve üstte iki ayrı boyun tamgasını taşıyan ortada yükselen bir kartalın olduğu bayrak.
üçüncü bayrak ise güvercin anlamına gelen kügersen ilinin. adına uygun şekilde, minimal bünyeleri bahtiyar edecek bir bayrak.
bir diğer bayrak, yılıyir ilinin bayrağı. tarihte var olduğundan beri, nerede olursa olsun türkler, taşa, kağıda, halıya, sancağa totem hayvanlarından olan geyiğin figürünü kazımışlardır. bu kültün devamı olan kızıl geyikli bir bayrak.
en hoşuma gidenlerden biri de teteşle ilinin bayrağı. yine boy damgası içeren ve iki gelinciğin bulunduğu bir bayrak.
yine oldukça asil bir diğer bayrak ise mescitli ilinin bayrağı. tüm türk uruğu içerisinde her boyun neredeyse bir yırtıcı kuşu olmuştur. türkler için yırtıcı kuşlar tarih boyunca aslî figürler olmuşlardır. işte onlardan biri, arşa yükselen bir doğanı resmeden bayrak.
son olarak vereceğim bayrak, salavat ilinin bayrağı. bu bayrağın özel bir yanı var, çünkü salavat yulayev 16 haziran 1752 tarihinde bu ilin bir köyü olan tekey köyünde doğdu. salavat yulayev için ayrı bir başlık açmanın doğru olacağı kanaatindeyim ama şunu söyleyeyim. 1773'de rusya'da ortaya çıkan ünlü kazak isyanı pugaçov isyanına katılmış ve başkurt halkını örgütlemiştir. kazan şehri ve dolayısıyla tatarlar bir senede düşse de, başkurtlar üç sene rusya'a karşı gelmişlerdir. daha sonra da başkurtlar boyun eğmediler. başkurtlar çok az sayıda olmalarına karşın bir çok kez baş kaldırdırlar. yemelyan pugaçov kazak türkleri için ne demekse, başkurt türkleri için de salavat yulayev o demek. başkurtların kahramanı ve önderi olan salavat yulayev halen başkurtların tarihi ve milli mefkuresinde önemli bir yer tutmaktadır. işte doğduğu ilin bayrağında o yiğit; salavat yulayev cenge gidiyor, yine bir türk özgürlüğe dört nala koşuyor.
diğer bayraklara buradan ulaşabilirisiniz.
ilk bayrak ve en beğendiğim bayrak; boray ilinin. eskiden ilin olduğu yerde yaşayan yeldek, yelan, kırgız ve tanıp adlı başkurt boylarının tamgalarını ve tüm türklüğü temsil eden arkaik bir çizime sahip gök börü'yü içeren bayrak.
ikinci bayrak, karınca anlamına gelen kırmıskalı ilinin. alt ve üstte iki ayrı boyun tamgasını taşıyan ortada yükselen bir kartalın olduğu bayrak.
üçüncü bayrak ise güvercin anlamına gelen kügersen ilinin. adına uygun şekilde, minimal bünyeleri bahtiyar edecek bir bayrak.
bir diğer bayrak, yılıyir ilinin bayrağı. tarihte var olduğundan beri, nerede olursa olsun türkler, taşa, kağıda, halıya, sancağa totem hayvanlarından olan geyiğin figürünü kazımışlardır. bu kültün devamı olan kızıl geyikli bir bayrak.
en hoşuma gidenlerden biri de teteşle ilinin bayrağı. yine boy damgası içeren ve iki gelinciğin bulunduğu bir bayrak.
yine oldukça asil bir diğer bayrak ise mescitli ilinin bayrağı. tüm türk uruğu içerisinde her boyun neredeyse bir yırtıcı kuşu olmuştur. türkler için yırtıcı kuşlar tarih boyunca aslî figürler olmuşlardır. işte onlardan biri, arşa yükselen bir doğanı resmeden bayrak.
son olarak vereceğim bayrak, salavat ilinin bayrağı. bu bayrağın özel bir yanı var, çünkü salavat yulayev 16 haziran 1752 tarihinde bu ilin bir köyü olan tekey köyünde doğdu. salavat yulayev için ayrı bir başlık açmanın doğru olacağı kanaatindeyim ama şunu söyleyeyim. 1773'de rusya'da ortaya çıkan ünlü kazak isyanı pugaçov isyanına katılmış ve başkurt halkını örgütlemiştir. kazan şehri ve dolayısıyla tatarlar bir senede düşse de, başkurtlar üç sene rusya'a karşı gelmişlerdir. daha sonra da başkurtlar boyun eğmediler. başkurtlar çok az sayıda olmalarına karşın bir çok kez baş kaldırdırlar. yemelyan pugaçov kazak türkleri için ne demekse, başkurt türkleri için de salavat yulayev o demek. başkurtların kahramanı ve önderi olan salavat yulayev halen başkurtların tarihi ve milli mefkuresinde önemli bir yer tutmaktadır. işte doğduğu ilin bayrağında o yiğit; salavat yulayev cenge gidiyor, yine bir türk özgürlüğe dört nala koşuyor.
diğer bayraklara buradan ulaşabilirisiniz.
devamını gör...
kara orman
devamını gör...
yaşlı yazarlar
nükhet duru diyesi siz hep aynı kalacanız de mi? diyorlar, kahkaha atarak teen kardeşlere.
devamını gör...


