beğeni sınırlaması
şu an sinir olduğum sözlük özelliği. terapi niyetine, (bkz: kafa sözlük yazarlarının çektiği fotoğraflar) başlığına dalmıştım. hepsi birbirinden güzel fotoğraflara baka baka beğeniyordum. bir an ekranda biraz soluklan yiğidim uyarısıyla, kalakaldım. tamam dedim, beğenmeden bakmaya devam edeyim. olmadı. elim otomatikman beğeni butonuna gidiyor. bir iki sonra pes ettim, çıktım başlıktan. hevesim kursağımda kaldı. belki ben, soluk soluğa beğenmeye devam etmek istiyorum. bitirince dinlenecektim zaten. soluğumu düşünen sözlük yönetimine enişten duygularımla selam gönderiyorum.
edit: bir de kaç dakika ya da kaç saat sonra tekrar beğeni yapabileceğimizi söyleseniz güzel olur. tuvaletti, sigaraydı, suydu gibi ihtiyaç molası verdim geldim, hala sınırlama kapsamındayım. hapse düşmüş gibi bir his. anlayamazsınız.
edit: bir de kaç dakika ya da kaç saat sonra tekrar beğeni yapabileceğimizi söyleseniz güzel olur. tuvaletti, sigaraydı, suydu gibi ihtiyaç molası verdim geldim, hala sınırlama kapsamındayım. hapse düşmüş gibi bir his. anlayamazsınız.
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
beşiktaşlı_bektaşi bir gün postnişini kaparsa kapısında kul olacağım, sırf bu ses tonu yüzünden. ahahha
devamını gör...
en son babalar duyar
2002 yılında trt 1'de yönetmenliğini
sibel kocataş, funda karagöz'ün senaristliğini necmi yapıcı, metin açıkgöz, birol güven, kenan kuzan, murat aras'ın yaptığı komedi, aile dizisidir.
1 sezon trt'de devam edip final yapıp sonra star tv'ye geçiş yapmış orada yeni bir dizi gibi başlamıştır. aslında ilk sezonu keyifle izlediğim için başlayacak olması beni çok heyecanlandırmıştı fakat dizi başlayıp yeni bir formatla geldiğini başrollerin değiştiğini görünce hayaller kırık kırık.
bir anne (ayşegül atik) bir baba (ali erkazan) bir oğul (ali sunal) ve üç kızları (hatice aslan) (burçak ışımer) (cansın özyosun) hah nasıl unutulur bir de hallederiz kadir damatlarıyla (levent ülgen)
sürülen bir hayat hem de aynı evde. aile içi, dışı, konu komşu ilişkileri, diyalogları komik halleri işlenmiştir.
1. sezon 2003'te 41 bölümle efsane bir şekilde bitiş yaptı.
2003'te tekrar yayına girdi fakat bu sefer star tv'de. bölüm numarası 1 den başladı ve 4 sezonda burada devam etti. ayşegül atik, ali erkazan ve ali sunal diziden ayrıldı ve levent ülgen yani hallederiz kadir'in üzerinden konular devam etmeye başladı. yaptığı türlü türlü üçkağıtçılıklarla izleyenleri güldürmeye çalıştılar. açıkçası ben bu tavrı, tarzı pek beğenmedim. gümbür gümbür devam eden dizi gidip yerine daha çiğ bir dizi gelmişti.
kadir'in babası (selahattin taşdöğen) ve annesi (zerrin epikmen) diziye dahil olmuş ve konular onların üzerinden devam etmişti. açıkçası ben buralara pek adapte olamamış bçve izlemeyi bırakmıştım. 200 bölümle star'da final yaptı.
sibel kocataş, funda karagöz'ün senaristliğini necmi yapıcı, metin açıkgöz, birol güven, kenan kuzan, murat aras'ın yaptığı komedi, aile dizisidir.
1 sezon trt'de devam edip final yapıp sonra star tv'ye geçiş yapmış orada yeni bir dizi gibi başlamıştır. aslında ilk sezonu keyifle izlediğim için başlayacak olması beni çok heyecanlandırmıştı fakat dizi başlayıp yeni bir formatla geldiğini başrollerin değiştiğini görünce hayaller kırık kırık.
bir anne (ayşegül atik) bir baba (ali erkazan) bir oğul (ali sunal) ve üç kızları (hatice aslan) (burçak ışımer) (cansın özyosun) hah nasıl unutulur bir de hallederiz kadir damatlarıyla (levent ülgen)
sürülen bir hayat hem de aynı evde. aile içi, dışı, konu komşu ilişkileri, diyalogları komik halleri işlenmiştir.
1. sezon 2003'te 41 bölümle efsane bir şekilde bitiş yaptı.
2003'te tekrar yayına girdi fakat bu sefer star tv'de. bölüm numarası 1 den başladı ve 4 sezonda burada devam etti. ayşegül atik, ali erkazan ve ali sunal diziden ayrıldı ve levent ülgen yani hallederiz kadir'in üzerinden konular devam etmeye başladı. yaptığı türlü türlü üçkağıtçılıklarla izleyenleri güldürmeye çalıştılar. açıkçası ben bu tavrı, tarzı pek beğenmedim. gümbür gümbür devam eden dizi gidip yerine daha çiğ bir dizi gelmişti.
kadir'in babası (selahattin taşdöğen) ve annesi (zerrin epikmen) diziye dahil olmuş ve konular onların üzerinden devam etmişti. açıkçası ben buralara pek adapte olamamış bçve izlemeyi bırakmıştım. 200 bölümle star'da final yaptı.
devamını gör...
sakal bırakmayan erkek
sakal bırakmayı severim ama bir türlü kısmet olmadı, nerde çalışsam askeri düzen.
şuan bulunduğum işte bile 4 ay traş olmak için hiç bir gerekçe yokken bile, patronun her sabah damat traşlı gelmesi bizimde imama uyumasına neden oluyor.
3 ay aynı pantolon, kazak, ayakkabı ile geziyor ama her sabah traş oluyor.
şuan bulunduğum işte bile 4 ay traş olmak için hiç bir gerekçe yokken bile, patronun her sabah damat traşlı gelmesi bizimde imama uyumasına neden oluyor.
3 ay aynı pantolon, kazak, ayakkabı ile geziyor ama her sabah traş oluyor.
devamını gör...
en iyi 36 yazarın kolajı
sevgili tartarus’ un ellerine sağlık. hoş bir nüans olmuş.
güzel olan hiçbir şeye güzel demeyi beceremiyoruz. hep bir taş atmaca hep bir eleştirmece. kolajı düzenleyen yazar arkadaşımız zaten 03.03.2021 12:48 de aldığı verilere göre yaptığını açıklamasında belirtmiş yani arkadaşın en iyi gördüğü yazarlar yer almıyor burada veya bu kolajla iyi olan kötü, kötü olan iyi de olmuyor. herkesin kendine göre bir emeği, özverisi var.
benden çok daha güzel yazan, belki yeterli zamanı olmadığı için fazla paylaşım yapmayan veya çok güzel yazdığı halde yeterince oylanmadığını bildiğim kıymetli yazar arkadaşlarım, dostlarım da var.
kimisi bir tuğla koyuyor kimisi bin ama hepimizin emeğiyle oluşuyor bu güzel yapı. emeği geçen herkesin aklına, fikrine, eline sağlık.
güzel olan hiçbir şeye güzel demeyi beceremiyoruz. hep bir taş atmaca hep bir eleştirmece. kolajı düzenleyen yazar arkadaşımız zaten 03.03.2021 12:48 de aldığı verilere göre yaptığını açıklamasında belirtmiş yani arkadaşın en iyi gördüğü yazarlar yer almıyor burada veya bu kolajla iyi olan kötü, kötü olan iyi de olmuyor. herkesin kendine göre bir emeği, özverisi var.
benden çok daha güzel yazan, belki yeterli zamanı olmadığı için fazla paylaşım yapmayan veya çok güzel yazdığı halde yeterince oylanmadığını bildiğim kıymetli yazar arkadaşlarım, dostlarım da var.
kimisi bir tuğla koyuyor kimisi bin ama hepimizin emeğiyle oluşuyor bu güzel yapı. emeği geçen herkesin aklına, fikrine, eline sağlık.
devamını gör...
sözlük radyosu bayram sabahı yayını
bayramın tüm coşkusunu hissettirecek, en keyifli sofralara umut dolu ezgilerle eşlik edecek olandır. *
devamını gör...
nefret etmek
belki de yüktür. birinden nefret edebilmek için onu önemsemek, düşünmek, yaptıklarından ya da söylediklerinden anlam çıkarmak gerekir. geçmişte gerçekleştirdiği herhangi bir davranışından dolayı nefret etmekte aynı kapıya çıkar. nefret etmek ve unutamamak birbirine paralel olan duygular. yaşananlar ağrına gitmiş, içinden atamamışsın ve sana yük olmuş. adına da nefret demişler..
devamını gör...
tenerife faciası
o dönem birçok sigorta şirketinin iflas ettiği söylenir. havacılık tarihinin en kanlı kazalarından bir tanesi.
devamını gör...
sigarayı bırakan insan
onlardan biride ben oluyorum. 2021 yılı içerisinde hiç sigara içmedim. agresifliğim 3 hafta sürdü sonrası epey rahat oluyor. sigara cebinizde taşıdığınız, sizi yavaş yavaş zehirleyen bir düşman. maddi kaygıların içine girip bırakanlar genel olarak tekrar başlamaya en yakın kesim, sağlığını düşünerek bırakan insanın tekrar başlaması zor, özellikle psikolojik olarak kendine geldikten sonra.
kendinize bir güzellik yapın, atın o paketi ve dokunmayın bir daha. inanın aylar geçtikçe kendinizi çok daha iyi hissedeceksiniz.
kendinize bir güzellik yapın, atın o paketi ve dokunmayın bir daha. inanın aylar geçtikçe kendinizi çok daha iyi hissedeceksiniz.
devamını gör...
ziyan
hakan günday’ın bana göre bir romanda okuduğum, okuyabileceğim, insana-insanoğluna dair en kısa, en net, en özet ve en derin tespiti 2 cümle ile yaptığı kitabıdır ziyan…
‘’insanın hayvandan farkı alet kullanabilmesiydi. insanın kullandığı ilk alet de başka bir insandı…’’
kitap, hayatı boyunca defalarca suikast girişimine uğramış mustafa kemal atatürk’ün, izmir suikasti teşebbüsünden başarısızlıkla çıkan, ama idam edilmekten kurtulamayan ziya hurşit ve onun birkaç kuşak sonraki torunu olan bir jandarma erinin etrafında şekillenen olayları anlatmaktadır.
bana göre hakan günday’ın en güzel kitabıdır. ama öyle kurgu falan filan teknik şeylerden ötürü demiyorum bunu. her şeyi ile, kapak tasarımından tutun kitaba verilen ismin seçilmesine kadar her şeyiyle ama her şeyiyle beni memnun eden bir kitaptı. ya o kadar seviyorum ki bu kitabı, şu an alıp kitabı önüme açıp, satır satır tanım olarak girebilirim.
neresine baksam, hangi sayfasını açsam bir sürü alıntı, aforizma çıkartasım geliyor. hangisini alıntı yapsam diye şu an karar vermekte zorlanıyorum. mesela bir devlet tanımı var ki, evlere şenlik… oturduğum yerde kalkıp önümü ilikleyesim geldi okurken:
‘’devlet öyle bir binadır ki; çöktüğü zaman altında sadece halk kalır. yıkıntılarının arasından çıkan tek ceset, halka ait olandır. devleti yönetenlerse hayatta kalmak için, pazarlık yapar. buna can pazarlığı denir. mide bulandıran bir alışveriştir…’’
ya müthiş eleştiriler barındırıyor mesela kitap kendi içerisinde. sorgulamadan karşı çıktığımız bir çok şeyi sorgulatıyor:
‘’ kürtçe-türkçe sözlük var mı?” diye sorduğumdaysa, “otuz yıldır bu dükkânı işletiyorum. ilk defa biri bunu soruyor” yanıtını alıyordum. oysa önünde, istanbul life’ın eski sayıları ve kapaklarında, onlara bakanlardan bambaşka yüzlerin sıralandığı bir tezgahı bile vardı. ama sözlük yoktu. demek ki, anlaşmamak için anlaşmıştık. sorun yok. nasıl olsa, midyatlı doğu beyazıtlıyı, harranlı da cizreliyi anlamıyordu. sorun yok.
hiçbir sorun yok. nasıl olsa geberip gideceğiz. sözlüğe ne gerek var?’’
mesela şu kısmı okuyup da içi köpürmeyen, gözleri dolmayan, lanet olsun diye çığlık atmayan var mıdır merak ediyorum gerçekten:
‘’ o**spu televizyonun çocuğu haberler! kar seviyesi mi? kayak için uygun! peki, yolları kara batmış köylerin, bir yaşındaki çocukları böcek gibi ölürken dili kıpırdamayan leşlerinin, yüz bir yaşındaki dedelerini yaşatmak için fatiha dağını kızakla aşıp van yoluna çıkmaları için de uygun mu?kar seviyesi! ‘’
gerçekten okuyun. çünkü yazdıklarım sahiden yetersiz bu kitap için. anlamanız için kitabı paylaşmam lazım.
ki, bu suçu işlemeye değecek bir kitap benim için…
ayrıca; her ne kadar konu ile ilgili hakan günday'ın ağzından bir açıklama olmadıysa da bugüne kadar ( varsa da ben bilmiyorum) ziya hurşit bir rivayete göre hakan günday'ın dedesinin kardeşi imiş...
‘’insanın hayvandan farkı alet kullanabilmesiydi. insanın kullandığı ilk alet de başka bir insandı…’’
kitap, hayatı boyunca defalarca suikast girişimine uğramış mustafa kemal atatürk’ün, izmir suikasti teşebbüsünden başarısızlıkla çıkan, ama idam edilmekten kurtulamayan ziya hurşit ve onun birkaç kuşak sonraki torunu olan bir jandarma erinin etrafında şekillenen olayları anlatmaktadır.
bana göre hakan günday’ın en güzel kitabıdır. ama öyle kurgu falan filan teknik şeylerden ötürü demiyorum bunu. her şeyi ile, kapak tasarımından tutun kitaba verilen ismin seçilmesine kadar her şeyiyle ama her şeyiyle beni memnun eden bir kitaptı. ya o kadar seviyorum ki bu kitabı, şu an alıp kitabı önüme açıp, satır satır tanım olarak girebilirim.
neresine baksam, hangi sayfasını açsam bir sürü alıntı, aforizma çıkartasım geliyor. hangisini alıntı yapsam diye şu an karar vermekte zorlanıyorum. mesela bir devlet tanımı var ki, evlere şenlik… oturduğum yerde kalkıp önümü ilikleyesim geldi okurken:
‘’devlet öyle bir binadır ki; çöktüğü zaman altında sadece halk kalır. yıkıntılarının arasından çıkan tek ceset, halka ait olandır. devleti yönetenlerse hayatta kalmak için, pazarlık yapar. buna can pazarlığı denir. mide bulandıran bir alışveriştir…’’
ya müthiş eleştiriler barındırıyor mesela kitap kendi içerisinde. sorgulamadan karşı çıktığımız bir çok şeyi sorgulatıyor:
‘’ kürtçe-türkçe sözlük var mı?” diye sorduğumdaysa, “otuz yıldır bu dükkânı işletiyorum. ilk defa biri bunu soruyor” yanıtını alıyordum. oysa önünde, istanbul life’ın eski sayıları ve kapaklarında, onlara bakanlardan bambaşka yüzlerin sıralandığı bir tezgahı bile vardı. ama sözlük yoktu. demek ki, anlaşmamak için anlaşmıştık. sorun yok. nasıl olsa, midyatlı doğu beyazıtlıyı, harranlı da cizreliyi anlamıyordu. sorun yok.
hiçbir sorun yok. nasıl olsa geberip gideceğiz. sözlüğe ne gerek var?’’
mesela şu kısmı okuyup da içi köpürmeyen, gözleri dolmayan, lanet olsun diye çığlık atmayan var mıdır merak ediyorum gerçekten:
‘’ o**spu televizyonun çocuğu haberler! kar seviyesi mi? kayak için uygun! peki, yolları kara batmış köylerin, bir yaşındaki çocukları böcek gibi ölürken dili kıpırdamayan leşlerinin, yüz bir yaşındaki dedelerini yaşatmak için fatiha dağını kızakla aşıp van yoluna çıkmaları için de uygun mu?kar seviyesi! ‘’
gerçekten okuyun. çünkü yazdıklarım sahiden yetersiz bu kitap için. anlamanız için kitabı paylaşmam lazım.
ki, bu suçu işlemeye değecek bir kitap benim için…
ayrıca; her ne kadar konu ile ilgili hakan günday'ın ağzından bir açıklama olmadıysa da bugüne kadar ( varsa da ben bilmiyorum) ziya hurşit bir rivayete göre hakan günday'ın dedesinin kardeşi imiş...
devamını gör...
aile
yeri gelince küstüren ama küseni de nasıl barıştıracağını bilen aynı kandan aynı candan insanlardan oluşan sosyalliğin öğrenildiği ilk kurum.
devamını gör...
islam'ı bilmeyen yazarların islam'ı kötüleyici başlıklar açması
bi' yayında celal şengör'e bir çocuk işte islamı bilmiyorsunuz kuranda şöyle böyle minvalinde bir şeyler zırvalayıp ders vermeye çalışmıştı celal hoca da ayetle cevap verip çocuğa ağzının payını vermişti aklıma o anı getiriyorsunuz ahahhaa
devamını gör...
kendime not
bu kendi kendine yazdığın, söylediğin, haykırdığın milyonuncu not. metroda, otobüste, metrobüste, yürürken, çalışırken, uzanırken, tam uyumak üzereyken. her seferinde kendine bir not çiziyorsun. yazıyorsun belki de. kiminde kendine ufacık sınırlar belirliyor kiminde uçsuz bucaksız bir toprak parçasının her karışında hak iddia ediyorsun. sana güzel kalpli bir insan bunların çok karmaşık doğum haritandan kaynaklı olduğunu söylüyor, inanıyorsun. haklı da belki. ancak kendi kendine yazdığın notlara inanmıyorsun artık. insanlara inanıyorsun, gördüklerine, duyduklarına, söz gelimi trol bir haber kanalına da inanıyorsun. kendine inanmıyorsun artık. insan kendine olan inancını ne zaman yitirir, düşünüp duruyor, bulamıyorsun. düşük tirajlı bir gazetenin bilmem kaçıncı sayfasına bir ilan döşüyorsun, görenler kahkahasını bassın diye. ‘bu da kendime son notum, hepiniz duyun’ diye bir de şerh düşüyorsun: “kendime inancımı kaybettim, hükümsüzdür.”
kendine inanırken ne hükmü vardıysa gök kubbede?
kendine inanırken ne hükmü vardıysa gök kubbede?
devamını gör...
rütbesini beğenmeyen yazarın dramı
devamını gör...
khalid el amin
university of connecticut'ın ncaa şampiyonu olmasında richard hamilton ile birlikte büyük rol oynamış sonrasında chicago bulls tarafından draft edilmiş tombiş oyun kurucu.
2003- 2004 ve 2004-2005 yılları arasında beşiktaş'ta oynamıştır. özellikle 2004-2005 sezonunda, beşiktaş müessese kulüplerinin karizmasını çizerken ciddi bir performans sergilemiştir. o kadro da beşiktaş'ın kafası kırıklar kontenjanından ratko varda'nın da yer aldığını söylemekte fayda var. khalid o sezonu 21 sayı ortalaması ile bitirmişken, varda ise 18 sayı ortalaması tutturmuştu.
sezon başında beşiktaş için play-off'lara kalmanın başarı olacağı düşünülürken, hobbit khalid ve kafası güzel varda enteresan işlere imza atmış ve beşiktaş'ın final oynamasını sağlamışlardır. önce 3 şişe tuborg açıp, tuborg pilsener'i süpürmüşler ardından sezon içerisinde iki kere kıtırdattıkları ülkerspor'u parkeden silerek muazzam bir başarıya imza atmışlardır.
o yıllarda finallerin müessese takımları arasında oynanması alışkanlık haline gelmişti. ülker-efes çekişmesi bunun odak noktasını oluşturuyordu. sonra tofaş'ta bu işlere karıştı. şirketini koparanın parkeye reklam için çıktığı bu dönemlerde müessese kulüplerine hooop birader burada kulüp takımları da var diyen beşiktaş'ın oyun kurucusu olan khalid el amin'i beşiktaş taraftarları işte bu yüzden kolay kolay unutmaz.
tabi bu sevimli hobbit'in birde ritüeli vardı. abimiz ne zaman serbest atış kullansa ve serbest atışını başarıyla sonuçlandırsa, beşiktaş taraftarı ''amin'' diye bağırırdı. tabiri caizse tribünleri imana getirmiştir. bizde az bağırmadık. adam sağ olsun bizi de beşiktaş maçlarında imana getirdi.
o sezon cidden güzel bir sezondu. her ne kadar takım şampiyon olamasa da parkeyi müessese takımlarına dar ettiği için asla unutulmadı. halen beşiktaş'ın şampiyon olan kadroları kadar değerli ve özel olarak addedilmeye devam etmesinin sebebi de budur. ülker serisinden yıpranarak ve dar rotasyonla gelen o takım serinin ilk maçını son anlarda kaybetmeseydi belki de bambaşka şeyler konuşacaktık. ama o heyecanı bizlere yaşattıkları için hepsine teşekkür ederiz ve amin *
ha bu arada khalid'in lakabı tombul kelebekti. beşiktaş'tan sonra türk telekom'un yolunu tuttu ve hımbıl kelebek olarak türkiye ligi macerasını 2 sezon sonra tamamladı.
2003- 2004 ve 2004-2005 yılları arasında beşiktaş'ta oynamıştır. özellikle 2004-2005 sezonunda, beşiktaş müessese kulüplerinin karizmasını çizerken ciddi bir performans sergilemiştir. o kadro da beşiktaş'ın kafası kırıklar kontenjanından ratko varda'nın da yer aldığını söylemekte fayda var. khalid o sezonu 21 sayı ortalaması ile bitirmişken, varda ise 18 sayı ortalaması tutturmuştu.
sezon başında beşiktaş için play-off'lara kalmanın başarı olacağı düşünülürken, hobbit khalid ve kafası güzel varda enteresan işlere imza atmış ve beşiktaş'ın final oynamasını sağlamışlardır. önce 3 şişe tuborg açıp, tuborg pilsener'i süpürmüşler ardından sezon içerisinde iki kere kıtırdattıkları ülkerspor'u parkeden silerek muazzam bir başarıya imza atmışlardır.
o yıllarda finallerin müessese takımları arasında oynanması alışkanlık haline gelmişti. ülker-efes çekişmesi bunun odak noktasını oluşturuyordu. sonra tofaş'ta bu işlere karıştı. şirketini koparanın parkeye reklam için çıktığı bu dönemlerde müessese kulüplerine hooop birader burada kulüp takımları da var diyen beşiktaş'ın oyun kurucusu olan khalid el amin'i beşiktaş taraftarları işte bu yüzden kolay kolay unutmaz.
tabi bu sevimli hobbit'in birde ritüeli vardı. abimiz ne zaman serbest atış kullansa ve serbest atışını başarıyla sonuçlandırsa, beşiktaş taraftarı ''amin'' diye bağırırdı. tabiri caizse tribünleri imana getirmiştir. bizde az bağırmadık. adam sağ olsun bizi de beşiktaş maçlarında imana getirdi.
o sezon cidden güzel bir sezondu. her ne kadar takım şampiyon olamasa da parkeyi müessese takımlarına dar ettiği için asla unutulmadı. halen beşiktaş'ın şampiyon olan kadroları kadar değerli ve özel olarak addedilmeye devam etmesinin sebebi de budur. ülker serisinden yıpranarak ve dar rotasyonla gelen o takım serinin ilk maçını son anlarda kaybetmeseydi belki de bambaşka şeyler konuşacaktık. ama o heyecanı bizlere yaşattıkları için hepsine teşekkür ederiz ve amin *
ha bu arada khalid'in lakabı tombul kelebekti. beşiktaş'tan sonra türk telekom'un yolunu tuttu ve hımbıl kelebek olarak türkiye ligi macerasını 2 sezon sonra tamamladı.
devamını gör...
müslüman yazarlara sorular
musluman yazar olarak cevaplama sorumlulugu hissetmedigim sorulardir. ateist deist kuskularla soruldugunu da zannetmiyorum,koseye sıkıstırmak olsun sizinki.sahsi sorgulama,arastirma,gerekcelendirme surecimi dusununce karsılıklı soru-cevap metodunun pek bir faydasi olmamisti.istemekle baslayabilirsiniz,gercegin ardindaki hakikati gormeyi istemekle.
devamını gör...
afedersiniz yerine pardon diyen insan
affetmek de arapça kökenli değil mi, yanlış mı biliyorum?
ayrıca kelime "affedersiniz" şeklinde yazılıyor.
ayrıca kelime "affedersiniz" şeklinde yazılıyor.
devamını gör...
gece aynaya bakıldığında arka planda görünen karartı
yalnız olmadığınızın göstergesidir. uyumadan önce yanınıza fazladan bir yastık daha koyun da malum arkadaş rahat rahat uzansın. aman ters bir hareket yapayım demeyin.
devamını gör...
bir insanı kaybetmek istememek
sigmund freud, "bir insanı kaybetmek istiyorsanız onu çok sevin." diyor ve ekliyor: "sevildiğinden emin olunca insanlar nasıl da cüretkâr oluyor!"
yani bir insanı kaybetmek istemiyorsanız ona hak ettiği değeri verin.
yani bir insanı kaybetmek istemiyorsanız ona hak ettiği değeri verin.
devamını gör...
