anadolu efes şampiyon olunca suspus olan fb'li
anadolu efes'in şerefine içiyordur ondan susmuştur. tebrikler*.
devamını gör...
ayrılık
ne demiş mor ve ötesi:
"ölüm kadar rahatmış ayrılık..."
"ölüm kadar rahatmış ayrılık..."
devamını gör...
çirkin olmak
buradaki çoğu kişi "bilgisiz olup güzel olmaktansa bilgili olup çirkin olmak daha iyidir" minvalinde şeyler yazmışlar. o öyle olmuyor maalesef. tanıdığım çoğu güzel diyebileceğim arkadaşımdan çok daha bilgiliyim, yani ben öyle düşünüyorum. onlar hep bi adım, -hatta bayağı bir adım-, öndeyken ben hep arka planda kaldım. yani ilk etapta ne olursa olsun dış görünüşe bakılıyor, zaman geçtikçe insanın içini tanırsınız. dolayısıyla kendimizi geliştirmek, bilgili olmak sadece kendimiz için yapmamız gereken bi eylem oluyor. bence öyle olmalı da zaten. sadece bunu dışarıya yansıtamıyor olmak hep üzüyor. hayatta hep geri planda kalmak psikolojik açıdan büyük bir savaş.
devamını gör...
pame radyo yayını
geçtiğimiz hafta bursa’da bir kahvaltı organizasyonuna gittik.* dönüşte arkadaşımız esenköy’e uğrayalım vaktin var mı dedi, olur dedim. arkadaşımızın babası 1.5 yıl evvel vefat etmiş. esenköy’deki yazlıklarından gitmişler ilkin hastaneye. yazlığa girdik. odalara göz gezdiriyoruz, mutfağa, balkona. serin, sert, kasvetli bir hava. her şey yerli yerinde. yatak, soba, sandalyeler, babanın tekli koltuğu. her şey, babayı hastaneye götürdükleri o ilk anın sıcaklığını taşıyor bütün ürpertici soğuğa rağmen. öylece bırakmışlar, ellememişler. hoparlörde yaptığı için konuşmaları epeycesine kulak misafiri oldum, içli bir aile. yine hoparlörde konuşuyor validesiyle arkadaş, görüntülü aramış üstelik, yazlığı gösteriyor, sararmış dökülmüş çiçekleri. valide hanım, aman evladım diyor çokça oynatmadan tozunu al paltonun.yatak odasında babanın kapıya asılı paltosu. hastaneye giderken öylece astıydı babam diyor, arkadaş. sonra şöyle bir silkeliyor paltoyu. o yatak odasından alelacele çıkarken ben paltoya birkaç saniye daha bakıp iç geçiriyorum.
epeydir dinlemiyordum yayını. az buçuk takip edenler fena bir fanı olmadığımı bileceklerdir. işte pame. bir hafta, iki hafta, üç hafta, her neyse. ne kadar uzak kalırsak kalalım. dönüp dolaşıp yine bir pazar günü geldiğimizde kapının arkasına asılı o palto gibi bekliyor bizi. bir farkla: bize hüznü değil çokça güzellikleri hatırlatıyor. şimdi biraz silkelenelim. teşekkürler marikaki.
epeydir dinlemiyordum yayını. az buçuk takip edenler fena bir fanı olmadığımı bileceklerdir. işte pame. bir hafta, iki hafta, üç hafta, her neyse. ne kadar uzak kalırsak kalalım. dönüp dolaşıp yine bir pazar günü geldiğimizde kapının arkasına asılı o palto gibi bekliyor bizi. bir farkla: bize hüznü değil çokça güzellikleri hatırlatıyor. şimdi biraz silkelenelim. teşekkürler marikaki.
devamını gör...
votka ve tekilayı karıştırmak
organlarima saygim yok diyenlerin yaptigi, basligi okuyunca bile midemi bulandiran eylem.
bunyede hemen hemen ayni etkiyi yaratan ickileri karistirmanin sebebi neydi ki?
bunyede hemen hemen ayni etkiyi yaratan ickileri karistirmanin sebebi neydi ki?
devamını gör...
37 dakikada 247 çöp şiş yemek
2-3 dürüm yiyip kendine ayı diyen benim, göt gibi kalmama sebebiyet vermiş insan üstü varlık.
kafaya koydum bir ara bu şiş olayını deneyeceğim. hadi bakalım. swh
kafaya koydum bir ara bu şiş olayını deneyeceğim. hadi bakalım. swh
devamını gör...
uyku kalitesini yükselten şeyler
yatmadan önce kitap okumak.direkt gözler düşüyor hem dertlerini düşünmeye fırsatın olmuyor bir güzel de yatıyorsun.
devamını gör...
harun kolçak
kendine özgü sahne hakimiyeti,kadife sesiyle unutulmayacak müzisyen.dualarım yoluna,hak etmedim ayrılığı,gitme,yanımda kal,gir kanıma önemli parçalarından bazılarıdır.özlüyoruz seni harun abi.
devamını gör...
her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır
seksizm yapmayalım arkadaşlar. her başarılı insanın arkasında kendisi vardır. en azından olmalıdır.
devamını gör...
unutmak diye bir şey yoktur sadece alışmak vardır
kalbi kırılmış bir aşık söylemi olduğunu düşündüğüm haklı cümle. *
devamını gör...
revolutionary girl utena (yazar)
çok şahane tanımlar yazan aynı zamanda da beğeni konusunda eli bol olan bir yazar arkadaşımızdır.
takipteyiz efendim.
takipteyiz efendim.
devamını gör...
aşk ve gurur
jane austen'ın romanları arasında sivrilmiş ve büyük başarı getirmiş kitabıdır. bence aralarında en iyisi budur, belki biraz da olsa bu kitabın yanına emma yaklaşabilir ama yine de yerinden edemez. kitabı anlatmaya gerek görmüyorum, kendisinin başarısı fazlaca biliniyor zaten. ama benim muzdarip olduğum bir konu vardır ki o da bu kitabın uyarlamalarıdır. bu kadının romanlarının çoğunu okudum ve okuduklarımın da uyarlamalarını izledim. bir tanesi bile mi iyi olmaz yahu? yoksa ben mi gözümde çok büyütüyorum da bu kadar beğenmemezlikten geliyorum, diyorum. ama aşk ve gurur'un izlediğim uyarlamaları beni oyunculuklardan tut da konunun anlatılış biçimine kadar hiçbir yönden tatmin etmiyor. ama sadece bir tane istisna var ki, o da colin firth ve jeniffer ehle'nin birlikte rol aldıkları 95 yapımı dizisi. elizabeth'i oynayan ehle, tam olarak hayal ettiğim soğuk bir ingiliz kadınını canlandırıyor. firth'den bahsetmeye hiç gerek yok zaten, darcy denince aklıma ilk gelen aktördür kendisi. açıkcası izlerken gerçekten tebrik ettiğim tek uyarlamasıydı bu dizi.
devamını gör...
aileye okulu uzattığını söyleme yolları
alıştıra alıştıra söylenmesi gerekir. misal; benim kardeşim üniversiteye başladığı sene annemle babama: 'bizim bölümü 6 yıldan önce bitiren yokmuş, bu okulu 4 yılda bitirmemi beklemeyin' dedi. ebeveynlerini baştan şartladığı için 4 yıllık okulu 6 yılda bitirmesini kimse yadırgayamadı. eğer 4 yılda bitirseydi asıl şoku o zaman yaşardık.
devamını gör...
benim burada ne işim var denilen anlar
tanımadığım samimiyetten yoksun birbirine yakınmış gibi duran kendini havalı zanneden insanların arasında derim hep sen orada neden bulunuyosun diyen arkadaşlar olabilir bazen yeni bir ortama girdiğimizde ister istemez yaşadığım bir durum kaçamıyorum ne kadar istesem de özellikle pandemi öncesi tabi (bkz: burada benim ne işim var hissi)
devamını gör...
ferdi tayfur
esas dönemi ve verimli zamanı 70'li ve 80'li yıllardır. özellikle seni dilendim, bizim sokaklar, günaha girme şarkılarının başında çalan yaylılar, senfoni orkestrası havası veriyor ve ses tınıları dalga gibi taşıyor dinleyeni.
devamını gör...
bugün özlenen kişiye birkaç satır bırak
galiba seni hep seveceğim. her ne kadar inkar etsem de. kendime bile itiraf edemiyor olsam da. yüzün hep burnumda tütmeye devam edecek, ömür boyu. ben sadece kendimi kandıracağım: hayatıma bir başkasını aldığımda, bir başkasının gözlerinin içine baktığımda "işte artık bir başkasını seviyorum" diyeceğim. ama aynı zamanda da hep "acaba?" diyeceğim, "acaba onunla olsaydı nasıl olurdu?"
biliyorum kariyerimde hedeflediğim o noktaya da geleceğim. kolay olmayacak ama tırmanacağım birer birer. ilk başarımı yaşadığımda, ilk paramı kazandığımda, ilk kez sevinçten ağladığımda, okuldan mezun olmanın gururunu yaşadığımda sen yanımda olmayacaksın.
bunların hepsinde senin hayatında ben vardım. bunların hiçbirinde benim hayatımda sen olmayacaksın. sen beni bu duyguları başkalarıyla yaşamaya mecbur bıraktın.
darma dağın edip toparlanmaya mecbur bıraktın.
neler verirdim seni hiç yaşamamış, hiç tanımamış olmak için. uykularından ağlayarak uyanmamak, rüyalarımda seni görmemek için.
keşke sana karşı olan bütün saygımı zedelemeseydin. eger öyle olsaydı, haklı olduğum halde yıllar sonra bile acı çekiyor olmazdım.
ben üzülüyorum hala bu dünyada paylaşamadığımız her şey için. el ele oturamadığımız her bank, birlikte dinleyemediğimiz her müzik, berber yşyemediğimiz her yemek ve paylaşamadığımız tüm güzellikler için. seninle yaşayamayacaksam tüm bunlar niye var?
keşke diyorum hep. keşke...en büyük keşkem olarak kalacaksın hep içimde. keşke seni hiç tanımasaydım
keşke anlatabilseydim sana, gücünü başkalarının zayıflıklarından alan insanların güçlü değil ancak ve ancak zalim olabileceğini.
biliyorum sana giden yollar kapalı
üstelik sen de hiçbir zaman sevmedin beni
ne kadar yakından ve arada uçurum;
insanlar, evler, aramızda duvarlar gibi
uyandım uyandım, hep seni düşündüm
yalnız seni, yalnız senin gözlerini
sen bayan nihayet, sen ölümüm kalımım
ben artık adam olmam bu derde düşeli
şimdilerde bir köpek gibi koşuyorum ordan oraya
yoksa gururlu bir kişiyim aslında, inan ki
anımsamıyorum yarı dolu bir bardaktan su içtiğimi
ve içim götürmez kenarından kesilmiş ekmeği
kaç kez sana uzaktan baktım 5.45 vapurunda;
hangi şarkıyı duysam, bizimçin söylenmiş sanki
tek yanlı aşk kişiyi nasıl aptallaştırıyor
nasıl unutmuşum senin bir başkasını sevdiğini
çocukça ve seni üzen girişimlerim oldu;
bağışla bir daha tekrarlanmaz hiçbiri
rastlaşmamak için elimden geleni yaparım
bu böyle pek de kolay değil gerçi...
alışırım seni yalnız düşlerde okşamaya;
bunun verdiği mutluluk da az değil ki
çıkar giderim bu kentten daha olmazsa,
sensizliğin bir adı olur, bir anlamı olur belki
inan belli etmem, seni hiç rahatsız etmem,
son isteğimi de söyleyebilirim şimdi:
bir geceyarısı yazıyorum bu mektubu
yalvarırım onu okuma çarşamba günleri.
biliyorum kariyerimde hedeflediğim o noktaya da geleceğim. kolay olmayacak ama tırmanacağım birer birer. ilk başarımı yaşadığımda, ilk paramı kazandığımda, ilk kez sevinçten ağladığımda, okuldan mezun olmanın gururunu yaşadığımda sen yanımda olmayacaksın.
bunların hepsinde senin hayatında ben vardım. bunların hiçbirinde benim hayatımda sen olmayacaksın. sen beni bu duyguları başkalarıyla yaşamaya mecbur bıraktın.
darma dağın edip toparlanmaya mecbur bıraktın.
neler verirdim seni hiç yaşamamış, hiç tanımamış olmak için. uykularından ağlayarak uyanmamak, rüyalarımda seni görmemek için.
keşke sana karşı olan bütün saygımı zedelemeseydin. eger öyle olsaydı, haklı olduğum halde yıllar sonra bile acı çekiyor olmazdım.
ben üzülüyorum hala bu dünyada paylaşamadığımız her şey için. el ele oturamadığımız her bank, birlikte dinleyemediğimiz her müzik, berber yşyemediğimiz her yemek ve paylaşamadığımız tüm güzellikler için. seninle yaşayamayacaksam tüm bunlar niye var?
keşke diyorum hep. keşke...en büyük keşkem olarak kalacaksın hep içimde. keşke seni hiç tanımasaydım
keşke anlatabilseydim sana, gücünü başkalarının zayıflıklarından alan insanların güçlü değil ancak ve ancak zalim olabileceğini.
biliyorum sana giden yollar kapalı
üstelik sen de hiçbir zaman sevmedin beni
ne kadar yakından ve arada uçurum;
insanlar, evler, aramızda duvarlar gibi
uyandım uyandım, hep seni düşündüm
yalnız seni, yalnız senin gözlerini
sen bayan nihayet, sen ölümüm kalımım
ben artık adam olmam bu derde düşeli
şimdilerde bir köpek gibi koşuyorum ordan oraya
yoksa gururlu bir kişiyim aslında, inan ki
anımsamıyorum yarı dolu bir bardaktan su içtiğimi
ve içim götürmez kenarından kesilmiş ekmeği
kaç kez sana uzaktan baktım 5.45 vapurunda;
hangi şarkıyı duysam, bizimçin söylenmiş sanki
tek yanlı aşk kişiyi nasıl aptallaştırıyor
nasıl unutmuşum senin bir başkasını sevdiğini
çocukça ve seni üzen girişimlerim oldu;
bağışla bir daha tekrarlanmaz hiçbiri
rastlaşmamak için elimden geleni yaparım
bu böyle pek de kolay değil gerçi...
alışırım seni yalnız düşlerde okşamaya;
bunun verdiği mutluluk da az değil ki
çıkar giderim bu kentten daha olmazsa,
sensizliğin bir adı olur, bir anlamı olur belki
inan belli etmem, seni hiç rahatsız etmem,
son isteğimi de söyleyebilirim şimdi:
bir geceyarısı yazıyorum bu mektubu
yalvarırım onu okuma çarşamba günleri.
devamını gör...
kadıköy’de donarak ölen evsiz
millet de kardan adam yapacam diye pusuda beklesin. benim algı yeteneğim kifayetsiz artık. bir insan 2 metrekare bir 4 duvarı olacak olsa ölmeyecek iken göz göre göre nasıl böyle göçüyor. bu insanın yaşayamadığı ömrün hesabını kim verecek? ha pardon cennette dimi şu an şarap çekiyor. bi defolun alüminyum.
devamını gör...
bir insanın kendisine yapabileceği en büyük kötülük
potansiyelinin farkına varamamak.
kendini kandırmak.
saçma sapan şeylere kafa yormak.
kendini kandırmak.
saçma sapan şeylere kafa yormak.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının ses tonları
devamını gör...
