sobalı evde büyümek
pazar günleri yapılan banyonun ardından sıcacık sobanın yanına doluşmayı, mandalina ve elma kabuklarının getirdiği kokuyu, kestanenin tadını, ekmeğin kıtır kıtır tadını, yanından geçerken bir yerine çarpacağım diye verdiği korkuyu, güveni, huzuru, zorluğu bilmektir sobalı evde büyümek.
anne babalar için sadece zorluğu ifade eder orası ayrı tabi.
anne babalar için sadece zorluğu ifade eder orası ayrı tabi.
devamını gör...
samsun’da sokak ortasında eşi tarafından şiddete uğrayan kadın
yoruldum ben, çok yoruldum.
adaletsizliklerle dolu bir ülkenin mağduruna daha çok ceza verdiğine şahit olmaktan, vicdansızlıktan, güçlünün güçsüzü ezdiği, ezmeye bu kadar gönüllü olduğu, bir yerlerde tanıdığı olanların cezalarının görmezden gelindiği, oradan buradan gündem oluşturmadıkça suçluların gözaltına bile alınmadığı bir ülkede her gün herhangi bir psikopat ya da sapık tarafından öldürülme ihtimaliyle can güvenliği olmadan yaşayan insanlardan birisi olmaktan çok yoruldum.
kadın bayılmış, çocuğun anne deyişi içler acısı... biz izlemeye dayanamadık sen nasıl kıydın, nasıl vurabildin ya? insan demeye dilim varmıyor ama siz nasıl insanlarsınız? hiç mi utanmıyorsunuz sizden güçsüz birisine şiddet uygulamaya ki şiddet hiç olmamalı şu dünyada. kimseden kimseye olmamalı...
bir kere de bir şey olmadan, birileri ölmeden yetişsinler şu ülkede yardıma ihtiyacı olana!!!
gerçekten çok yoruldum ben.
adaletsizliklerle dolu bir ülkenin mağduruna daha çok ceza verdiğine şahit olmaktan, vicdansızlıktan, güçlünün güçsüzü ezdiği, ezmeye bu kadar gönüllü olduğu, bir yerlerde tanıdığı olanların cezalarının görmezden gelindiği, oradan buradan gündem oluşturmadıkça suçluların gözaltına bile alınmadığı bir ülkede her gün herhangi bir psikopat ya da sapık tarafından öldürülme ihtimaliyle can güvenliği olmadan yaşayan insanlardan birisi olmaktan çok yoruldum.
kadın bayılmış, çocuğun anne deyişi içler acısı... biz izlemeye dayanamadık sen nasıl kıydın, nasıl vurabildin ya? insan demeye dilim varmıyor ama siz nasıl insanlarsınız? hiç mi utanmıyorsunuz sizden güçsüz birisine şiddet uygulamaya ki şiddet hiç olmamalı şu dünyada. kimseden kimseye olmamalı...
bir kere de bir şey olmadan, birileri ölmeden yetişsinler şu ülkede yardıma ihtiyacı olana!!!
gerçekten çok yoruldum ben.
devamını gör...
martı jonathan livingston
“bir kuşu özgür olduğuna ikna edebilmek niye dünyanın en zor işi?"
pek çok distopyanın ana fikrinin en güzel ifade bulmuş hali diyebiliriz. etçil olan martılar insanların attığı karbonhidrat ağırlıklı besinlerle ya da ölü balıklarla beslenmeye başlıyor . yolcu gemilerini ve balıkçı teknelerini takip ederek yalnızca karınlarını doyurup tek düze bir yaşam içinde döngülerini tamamlıyor. oysa böyle bir yaşam şekli hiçbir martının doğasında yok.bu durumu bir martı fark edene kadar her şey böyle sürüp gidiyor. mükemmel bir metaforun etrafında, uzatmadan yoğun ve çarpıcı bir kurguyla devam eden kitap okuyucuya kendinin hangi martı olduğunu sorgulatıyor.
martı jonathan içinde bulunduğu topluluğa uyum sağlayamıyor çünkü bu yapay bir ortam. sezgisel olarak doğruya kendi için en uyguna (ona dayatılan en uygunun dışına) gitmek istiyor. ayıplanıyor, dışlanıyor, cezalandırılıyor hatta onu yeteri kadar tecrit edebilmek için martıların onunla iletişime geçtikleri an başlarına aynı şey geleceği uyarısı yapılıyor. metinlerarası karşılaştırma yapmak gerekirse biz, 1984, fahreneit 451, cesur yeni dünya gibi eserlerde anlatılan kabus senaryolarıyla birebir örtüşüyor. tek tipleştirme, doğal ihtiyaçlarımız dışında olup bizi yöneten alışkanlıklar, kontrol altında tutulma, farklılığa tahammülsüzlük hatta buna kesin olarak izin vermeme vb. pek çok mekanizmayı gözler önüne seriyor. bunu yaparken bazen büyülü bir ortamda gibi hissettirebiliyor. bulunduğumuz fiziki sınırları aşma, düşünsel boyuta erme gibi durumlara değiniliyor. sözcüklerle ya da sayılarla çizdiğimiz sınırların sunni olduğu, mükemmelliğin sınırları olmadığı bu şekilde anlatılıyor. bir taraftan da kararlılık ve yumuşaklığın aynı anda olduğunda gerçek güce ulaşıldığına değiniliyor. martıların uçuş denemelerinde sertlik ve güç kavramlarının karıştırılmaması gerektiğini gözler önüne seriliyor. bu tarz kavramları ince çizgiler birbirinden ayırıyor ve çoğu zaman da bu sınır aşıldığından karıştırılıyor. disiplinin, sert ve hoşgörüsüz tavırlarla sağlanacağı; cesaretin sadece korkusuzluk olduğu yanılgısı gibi. oysa gerçek disiplin; esneklik,güç vekararlılıktır. cesaret ise o anki sınırlarını bilmektir. bu ince çizgiler martı jonathan tarafından etkili bir biçimde aktarılıyor.
kitapta bu tarz kavramlar irdelenirken önyargı ve koşulsuz kabul gibi konular da eleştiriliyor. örneğin martılar gece uçmaz kuralı gibi. topluluktaki bütün martılar bu kuralı sorgulamadan kabul ediyor, bir martı hariç. oysa bu tarz kuralların kullanışlılığı ve gerekliliği tartışmalıdır fakat diğer martılar farkındalıktan uzak olduğu için bunun ayırdında bile değillerdir. sorgulayan bir martı bunu açığa çıkardığında ise şiddetle karşı çıkmaktadırlar. çünkü konfor alanından çıkacaklar ve sorunlarla baş etmek zorunda kalacaklardır. rahatlarını bozmaya gelemezler ama ömürleri böyle tükenir gider. işte bu konfor alanından çıkmama yüzünden bir kuşa özgür olduğunu anlatmak dünyanın en zor şeyidir belki de.
pek çok distopyanın ana fikrinin en güzel ifade bulmuş hali diyebiliriz. etçil olan martılar insanların attığı karbonhidrat ağırlıklı besinlerle ya da ölü balıklarla beslenmeye başlıyor . yolcu gemilerini ve balıkçı teknelerini takip ederek yalnızca karınlarını doyurup tek düze bir yaşam içinde döngülerini tamamlıyor. oysa böyle bir yaşam şekli hiçbir martının doğasında yok.bu durumu bir martı fark edene kadar her şey böyle sürüp gidiyor. mükemmel bir metaforun etrafında, uzatmadan yoğun ve çarpıcı bir kurguyla devam eden kitap okuyucuya kendinin hangi martı olduğunu sorgulatıyor.
martı jonathan içinde bulunduğu topluluğa uyum sağlayamıyor çünkü bu yapay bir ortam. sezgisel olarak doğruya kendi için en uyguna (ona dayatılan en uygunun dışına) gitmek istiyor. ayıplanıyor, dışlanıyor, cezalandırılıyor hatta onu yeteri kadar tecrit edebilmek için martıların onunla iletişime geçtikleri an başlarına aynı şey geleceği uyarısı yapılıyor. metinlerarası karşılaştırma yapmak gerekirse biz, 1984, fahreneit 451, cesur yeni dünya gibi eserlerde anlatılan kabus senaryolarıyla birebir örtüşüyor. tek tipleştirme, doğal ihtiyaçlarımız dışında olup bizi yöneten alışkanlıklar, kontrol altında tutulma, farklılığa tahammülsüzlük hatta buna kesin olarak izin vermeme vb. pek çok mekanizmayı gözler önüne seriyor. bunu yaparken bazen büyülü bir ortamda gibi hissettirebiliyor. bulunduğumuz fiziki sınırları aşma, düşünsel boyuta erme gibi durumlara değiniliyor. sözcüklerle ya da sayılarla çizdiğimiz sınırların sunni olduğu, mükemmelliğin sınırları olmadığı bu şekilde anlatılıyor. bir taraftan da kararlılık ve yumuşaklığın aynı anda olduğunda gerçek güce ulaşıldığına değiniliyor. martıların uçuş denemelerinde sertlik ve güç kavramlarının karıştırılmaması gerektiğini gözler önüne seriliyor. bu tarz kavramları ince çizgiler birbirinden ayırıyor ve çoğu zaman da bu sınır aşıldığından karıştırılıyor. disiplinin, sert ve hoşgörüsüz tavırlarla sağlanacağı; cesaretin sadece korkusuzluk olduğu yanılgısı gibi. oysa gerçek disiplin; esneklik,güç vekararlılıktır. cesaret ise o anki sınırlarını bilmektir. bu ince çizgiler martı jonathan tarafından etkili bir biçimde aktarılıyor.
kitapta bu tarz kavramlar irdelenirken önyargı ve koşulsuz kabul gibi konular da eleştiriliyor. örneğin martılar gece uçmaz kuralı gibi. topluluktaki bütün martılar bu kuralı sorgulamadan kabul ediyor, bir martı hariç. oysa bu tarz kuralların kullanışlılığı ve gerekliliği tartışmalıdır fakat diğer martılar farkındalıktan uzak olduğu için bunun ayırdında bile değillerdir. sorgulayan bir martı bunu açığa çıkardığında ise şiddetle karşı çıkmaktadırlar. çünkü konfor alanından çıkacaklar ve sorunlarla baş etmek zorunda kalacaklardır. rahatlarını bozmaya gelemezler ama ömürleri böyle tükenir gider. işte bu konfor alanından çıkmama yüzünden bir kuşa özgür olduğunu anlatmak dünyanın en zor şeyidir belki de.
devamını gör...
sürekli kaybedilen şeyler
aklım.
devamını gör...
geceye bir söz bırak
devamını gör...
felsefeden anlayan kadın vs mantı yapabilen kadın
erkekler zannediyor ki kız hangi konuda yetenekliyse kendini tamamen onun için kullanacak. mantı yapmayı biliyorum da bunun bir erkeği ilgilendirmediği gerçeğini ne zaman anlayacaksınız acaba çok üzülüyorum size. mantı yiyebilmek için bile başkasına ihtiyacınız olduğunu düşünüyorsunuz yazık...
devamını gör...
kendi yazdığın şeyden etkilenmek
son zamanlarda bazı tanımlarım gözüme acımasız gözüktüğü için etkilenmedim değil.*
devamını gör...
birinin sana aşık olması
her şeyin karşılıklısı güzeldir dostlar. aşkın bile karşılıksız olanı kötüdür, bazen zulüme dönüşür. bu genelde karşıdaki kişinin karakteriyle de pek ilgili olmaz. hem karşınızdaki kişi üzülür hem de onu üzdüğünüz için siz. lakin her duyguya karşılık veremiyor insan. ne karşıdaki kişi sevmekten vazgeçebiliyor ne de siz sevebiliyorsunuz. sevmeyen yürek sevmiyor dostlar. bu da hayatın "haaah sçtm şimdi ağzına" demek şekli.
devamını gör...
sürekli aldatılsa da insanlara güvenen kişi
temiz kalpli saf olanlar daha çok yaşar evet, ama bu onun elinde olan birşey değildir, bilimsel olarak açıklamasını da yaptım ama kimse tanım okumuyor anladığım kadarıyla, bilmiyor arkadaşlar bilmiyor.. neden bu insanlara inandığını kişinin kendisi bilmiyor, içine girdiği döngüden çıkamıyor..
çünkü kimse kendi davranışlarının sebebine, kaynağına bakmıyor, bununla ilgilenmiyor, herkesin çok güzel süsleyerek anlattığı birçok hayat hikayesinin arkasında, örtbas ettiği kırgınlıkları, travmaları var, onlar insanların hayatı boyunca canlı bir virüs gibi bünyesinde yaşamaya devam eder, bunları bulup, etkisiz hale getirmek mümkün, bunlar insanın hızını kesen şeylerdir, enerjisini emen şeylerdir, su alan bir gemi gibi düşünebilirsiniz, hayatınızda istediğiniz şeylerin olmasına, işlerin ilerlemesine engeldir bunlar, konsantre olmaya, ileriye bakmaya engeldir,
son olarak evet saf temiz insanlardır, çünkü bencil ve sadece kendini düşünen bazı insanlar, annesinin babasının yaşattığı travmayı, travma olarak algılamaz, onun karakteri de yalan söylemeyi, kandırmayı kendine hak gören, çıkarı için sözünde durmamayı mübah gören bir karakterse,
ona göre de kötü olmadığı için, kırılmaz.. yine hayatına aynı uyanıklıkla devam edecektir, ve kendisini kandırmaya çalışan insanlara inanmayacaktır, çünkü hep sadece ben diyen insanların, dikkat ettiyseniz, kendisine bencillik yapanlara, aynı kendisi gibi olanlara sesi çıkmaz, çünkü kendi silahını tanır.. bencil insanlar zaten hiç bir şeye karşı duyarlı değildir.. kendisi hariç, nerde baş köşeye oturan, sırf kendini yerleştiren tipler varsa, bunlar kendileri dışında hiçbirşeye duyarlı değildir..
"bence"
burada yazdıklarımı bir yerde okumadım bilgi olarak, bu konuyla ilgili okuduklarımın, ve diğer tanımımda yazdığımın tersini düşünerek fikir yürüttüm
**diğer tanımım da, okuduklarımdan yaptığım çıkarımlarımdır, hiçbir yerde, benim yazdığım şekilde yorumlanmış, örneklenmiş değildir bu konu, kopyala yapıştır yapmak tarzım değil, zaten üşenmeyip, nerde izlediğimi kimden duyduğumu uzun uzun yazıyorum, kendi adıma yazdıklarım, benim tespitlerim ve düşüncelerimdir.
çünkü kimse kendi davranışlarının sebebine, kaynağına bakmıyor, bununla ilgilenmiyor, herkesin çok güzel süsleyerek anlattığı birçok hayat hikayesinin arkasında, örtbas ettiği kırgınlıkları, travmaları var, onlar insanların hayatı boyunca canlı bir virüs gibi bünyesinde yaşamaya devam eder, bunları bulup, etkisiz hale getirmek mümkün, bunlar insanın hızını kesen şeylerdir, enerjisini emen şeylerdir, su alan bir gemi gibi düşünebilirsiniz, hayatınızda istediğiniz şeylerin olmasına, işlerin ilerlemesine engeldir bunlar, konsantre olmaya, ileriye bakmaya engeldir,
son olarak evet saf temiz insanlardır, çünkü bencil ve sadece kendini düşünen bazı insanlar, annesinin babasının yaşattığı travmayı, travma olarak algılamaz, onun karakteri de yalan söylemeyi, kandırmayı kendine hak gören, çıkarı için sözünde durmamayı mübah gören bir karakterse,
ona göre de kötü olmadığı için, kırılmaz.. yine hayatına aynı uyanıklıkla devam edecektir, ve kendisini kandırmaya çalışan insanlara inanmayacaktır, çünkü hep sadece ben diyen insanların, dikkat ettiyseniz, kendisine bencillik yapanlara, aynı kendisi gibi olanlara sesi çıkmaz, çünkü kendi silahını tanır.. bencil insanlar zaten hiç bir şeye karşı duyarlı değildir.. kendisi hariç, nerde baş köşeye oturan, sırf kendini yerleştiren tipler varsa, bunlar kendileri dışında hiçbirşeye duyarlı değildir..
"bence"
burada yazdıklarımı bir yerde okumadım bilgi olarak, bu konuyla ilgili okuduklarımın, ve diğer tanımımda yazdığımın tersini düşünerek fikir yürüttüm
**diğer tanımım da, okuduklarımdan yaptığım çıkarımlarımdır, hiçbir yerde, benim yazdığım şekilde yorumlanmış, örneklenmiş değildir bu konu, kopyala yapıştır yapmak tarzım değil, zaten üşenmeyip, nerde izlediğimi kimden duyduğumu uzun uzun yazıyorum, kendi adıma yazdıklarım, benim tespitlerim ve düşüncelerimdir.
devamını gör...
cımcılık
sırılsıklam.
ya hu, bu yaşıma geldim böyle bir kelime duymamışım olacak şey değil.
curculak da kardeşi cımcılık'ın. o da büsbütün ıslak, çok ıslak, sırılsıklam anlamlarında imiş mersin/gaziantep/adana dolaylarında.
yukarı doğru çıktıkça sözcük biraz farklılaşıyor; düzce taraflarında ciscibit halini alıyor.
bitmedi, yöreden yöreye değişiyor; cıbalağı çıkmak (k.maraş), cıscıbılık (k.maraş), cıblım su (ordu), tsunsulah (artvin), cımcırık (nevşehir), hoçuruh ya da hoçuruk (kaman/kırşehir).
ya hu, bu yaşıma geldim böyle bir kelime duymamışım olacak şey değil.
curculak da kardeşi cımcılık'ın. o da büsbütün ıslak, çok ıslak, sırılsıklam anlamlarında imiş mersin/gaziantep/adana dolaylarında.
yukarı doğru çıktıkça sözcük biraz farklılaşıyor; düzce taraflarında ciscibit halini alıyor.
bitmedi, yöreden yöreye değişiyor; cıbalağı çıkmak (k.maraş), cıscıbılık (k.maraş), cıblım su (ordu), tsunsulah (artvin), cımcırık (nevşehir), hoçuruh ya da hoçuruk (kaman/kırşehir).
devamını gör...
lord voldemort
kendisi aşk iksiri etkisinde yapılan bir çocuk olduğu için sevgi hissetmez, hissedemez. ölümsüz olmak gibi bir düşünceyi kendine takıntı haline getirmiştir. hortkuluk yapmaya başlamadan önce herkes tarafından yakışıklı kabul edilen, sessiz ve yalnız birisiymiş. yüzünün ve vücudunun bu hale gelmesi, ateş kadehi kitabında tekrar dirilmesi değil hortkuluklardır. voldemort yaptığı her hortkulukta insancıl özelliklerini kaybetmeye başlamıştır. ilkinde cildi solmuş ve yavaş yavaş burnu erimeye başlamıştır. 7 hortkuluk yaptıktan sonra bizim bildiğimiz görüntüsünü taşıyordu aslında. bu adamın ölümsüzlük takıntısı aslında kendi ölümü olmuştur. büyücülerin, normal bir yaşamdan daha uzun süre yaşadığı biliniyor. dumbledore 115 yaşında ölmüştür. aslında voldi bu kadar zahmete girmeyip yakışıklı bir bedende güzel bir hayat ile hemen hemen aynı uzunlukta bir hayat yaşayabilirdi.
devamını gör...
partlar
bugünkü iran coğrafyasında m.ö 247’den m.s 224’e dek 500 yıl hüküm süren büyük imparatorluktur.
kökenlerinin iskitlere dayandığı rivayet edilen göçebe bir halktır.
m.ö 53’ teki harran savaşı’nda 40.000 romalı askeri bozguna uğratarak roma imparatorluğu’na tarihinin en büyük yenilgisini aldırmışlardır.
m.s 224 yılında sasani hanedanlığı’nın kurulmasıyla hükümdarlıkları son bulmuştur.
kökenlerinin iskitlere dayandığı rivayet edilen göçebe bir halktır.
m.ö 53’ teki harran savaşı’nda 40.000 romalı askeri bozguna uğratarak roma imparatorluğu’na tarihinin en büyük yenilgisini aldırmışlardır.
m.s 224 yılında sasani hanedanlığı’nın kurulmasıyla hükümdarlıkları son bulmuştur.
devamını gör...
kahve
insanlığın günümüzdeki konumuna varmasında büyük etkisi olan şeylerden birisi, belki de en önemlisi.
bu acayip içeceğe gerekli saygıyı gösteriyor ve bir süredir kaliteli kahvenin peşinden koşuyorum. kıyıdan köşeden topladığım bilgilerle oluşturduğum notları ve tecrübelerimi yazma ihtiyacı hissettim.
burada yazacaklarım vikipedi'deki işbu maddenin düzeni esas alınarak oluşturulmuş bir yazıdır, ileri okuma yapmanızı şiddetle öneririm.
kaynak: en.wikipedia.org/wiki/Coffee
eklememi ya da düzeltmemi istediğiniz bir kısım olursa lütfen yazın. iyi okumalar.
(güncellemeye devam edeceğim, takipte kalınız)
**********
kahve çekirdeği
1- kahve çekirdeğinin tadını belirleyen faktörler
kahve çekirdeğinin içeriğini belirleyen beş temel durum vardır: meyvenin hasadı, işlenme şekli, kahve plantasyonunun yeri, rakımı ve kullanılan ağacın türü.
a- meyvenin hasadı
meyvenin hasadı makineli ve elle toplama şeklinde yapılır. makineli toplama işçilik bakımından daha ucuza gelse de elle toplama kararlılığında olmaz; olgun meyvelerin yanında olgunlaşmamış meyveler de araya karışabilir. fiyatını artırmakla birlikte elle toplanan meyveler daha kararlı bir tat verir. ayrıca doğal ortamında metrelerce uzayabilen kahve ağaçları elle toplama yapılan plantasyonlarda kısa tutulur, bu da doğal olarak maliyete yansır. ilk oluştuğunda yeşil olan ve gittikçe kızıllaşan meyve en son kırmızı halini aldığında olgunlaşmış demektir.
b- meyvenin işlenme şekli
kahve çekirdeği, farklı katmanlardan oluşan meyvenin içinde bulunur ve çekirdeği çıkarabilmek için işlenmesi gerekmektedir.
meyvenin işlenmesinde ise doğal işleme ve yıkayıp işleme gibi yöntemler vardır. plantasyonun konumuna göre yöntemler çeşitlenmekte, temel olarak bu ikisinden bahsetmek istiyorum:
b1- doğal işleme: toplanan meyve tıpkı fındık gibi güneşe serilip kurutulur ve elle çekirdeği çıkarılır. bu yolla kurutma esnasında çekirdek, içinde bulunduğu meyveden kaynaklı meyvemsi ve yabani tatlar kazanır.
b2- yıkanarak işleme: çekirdekler özel bir makineyle yıkanır ve meyve ile birliktelik olmaksızın ayrıştırılarak kurutulur. bu yolla yapılan işlemede çekirdeğin içindeki esas tat korunmuş olur, doğal işlemede kazanılan meyvemsi ve yabani tatlar geçmez. daha berrak, kararlı ve hafif olurlar.
c- plantasyonun yeri
plantasyonun yeri, iklim ve geleneksel yetiştirme yöntemleri bakımından incelenebilecek bir kavram. temel kahve yöreleri şöyle:
- papua yeni gine – çikolata ve böğürtlen tadı, orta gövdeli
- etiyopya – yabanmersini ve kakao tadı, orta gövdeli
- guatemala – mayhoş hafif meyve tadı, hafif gövdeli
- honduras – şeker kamışı tadı, gövdeli
- peru – meyve tadı, orta gövdeli
- kolombiya - karamel, fındık ve ceviz tadı; orta gövdeli
- brezilya – karamel, fındık ve ceviz tadı; gövdeli
- endonezya, sumatra - meyve tadı, gövdeli
- kenya – şarabımsı meyve tadı, gövdeli
- ruanda – çiçek ve meyve tadı, hafif gövdeli
ayrıca kahve çekirdeği paketi üzerinde yukarıda görüldüğü gibi çeşitli tadım notaları yazacaktır. uluslararası otoriteler tarafından belirlenen şu lezzet chartını paylaşmak istiyorum:

(birazdan bahsedeceğim rakım ve ağacın türü etmenlerinden dolayı alacağınız çekirdekte yukarıdaki tadım notları değişkenlik gösterebilir. hatta yöre ve isim olarak aynı olan iki çekirdeğin tadı farklı olabilir.)
d- plantasyonun rakımı
plantasyonun rakımı kahve çekirdeğinin tadının yoğunluğunda etkilidir. rakım arttıkça oksijen miktarı azaldığından dolayı meyveler daha yavaş olgunlaşır, bu da çekirdeğin tat yoğunluğunun ve lezzetinin daha fazla olmasına neden olur. ancak rakım artıkça ağacın boyu ve verdiği ürün azalır, keza yüksek rakımlarda don gibi olumsuz etmenler de görülebildiği için genellikle daha pahalıdır. keza plantasyonun toprak yapısı, güneş gördüğü zaman gibi etmenler de etkilidir.
e- kahve ağacının türü
ağacın türü konusunda ise başlıca iki ayrım var: robusta ve arabika*. kısaca bahsetmek gerekirse arabika robusta’dan daha lezzetli ve tat olarak niteliklidir ancak robusta daha verimli, dayanıklı ve kafeinlidir. haliyle arabika, robusta’dan daha değerli oluyor. yöreden yöreye değişmekle birlikte aynı anda sadece robusta, sadece arabika ya da ikisi birden yetiştirilebilir.
paket olarak alacağınız kahve çekirdekleri genellikle sadece arabika ya da belli oranlarda (70-30 ya da 80-20 gibi) arabika-robusta karışımı olacaktır. arabika-robusta karışık olan kahveler gözlemlediğim kadarıyla daha çok espresso için kullanılıyor.
son olarak verebileceğim yegane tavsiye, nasıl bir tat aradığınızı bilmiyorsanız çevrenizdeki kahve tadımı etkinliklerini kovalayın derim. ya da en yakın kahveciye gidip her bir çekirdekten azar azar çektirip tadarak da deneyimleyebilirsiniz.
2- kahve çekirdeğinin kavrulması ve öğütülmesi
kahve, meyvesinden ayrılıp çekirdek haline getirildiğinde yeşil haldedir ve yeşil kahve yapmayacağınızı varsayarsak kavrulması gerekmektedir.
üç çeşit kavurma yöntemi vardır: açık, orta ve koyu kavurma.
a- açık kavurma: çekirdeğin yeşil halinden kavurma esnasında genleşerek ilk çıtırdamasını (bu çıtırdama tüm kavurma sürecinde 2-3 kere olur) yapıncaya kadar kavrulmasıdır. aroması için içilen kahveler bu şekilde kavrulabilir.
b- orta kavurma: genellikle kahveler bu şekilde kavrulur, ikinci çıtırdama esnasında (ya da öncesinde) bitirilen kavurma türüdür.
c- koyu kavurma: hazırlanacak kahvedeki köpük miktarının gözetildiği durumlarda kullanılabilen ve çekirdekteki yağın deneyimlenmesi istendiğinde kullanılabilecek kavurma yöntemidir.
bu işlemi kahveyi aldığınız dükkan endüstriyel olarak iki yöntemle yapar: tamburlu ya da hava ile çalışan makinelerde. teorik olarak hava ile çalışan makineler çekirdeklerin nemini daha hızlı alır ve pişirir ancak tat olarak bir farkı olmuyor(muş) sanırım.
bu arada yeşil çekirdek alıp fırında ya da tavada çekirdeği kendiniz de kavurabilirsiniz. internette çeşitli oran ve tarifler mevcut, burada değinmeyeceğim.
**********
devam edecek
bu acayip içeceğe gerekli saygıyı gösteriyor ve bir süredir kaliteli kahvenin peşinden koşuyorum. kıyıdan köşeden topladığım bilgilerle oluşturduğum notları ve tecrübelerimi yazma ihtiyacı hissettim.
burada yazacaklarım vikipedi'deki işbu maddenin düzeni esas alınarak oluşturulmuş bir yazıdır, ileri okuma yapmanızı şiddetle öneririm.
kaynak: en.wikipedia.org/wiki/Coffee
eklememi ya da düzeltmemi istediğiniz bir kısım olursa lütfen yazın. iyi okumalar.
(güncellemeye devam edeceğim, takipte kalınız)
**********
kahve çekirdeği
1- kahve çekirdeğinin tadını belirleyen faktörler
kahve çekirdeğinin içeriğini belirleyen beş temel durum vardır: meyvenin hasadı, işlenme şekli, kahve plantasyonunun yeri, rakımı ve kullanılan ağacın türü.
a- meyvenin hasadı
meyvenin hasadı makineli ve elle toplama şeklinde yapılır. makineli toplama işçilik bakımından daha ucuza gelse de elle toplama kararlılığında olmaz; olgun meyvelerin yanında olgunlaşmamış meyveler de araya karışabilir. fiyatını artırmakla birlikte elle toplanan meyveler daha kararlı bir tat verir. ayrıca doğal ortamında metrelerce uzayabilen kahve ağaçları elle toplama yapılan plantasyonlarda kısa tutulur, bu da doğal olarak maliyete yansır. ilk oluştuğunda yeşil olan ve gittikçe kızıllaşan meyve en son kırmızı halini aldığında olgunlaşmış demektir.
b- meyvenin işlenme şekli
kahve çekirdeği, farklı katmanlardan oluşan meyvenin içinde bulunur ve çekirdeği çıkarabilmek için işlenmesi gerekmektedir.
meyvenin işlenmesinde ise doğal işleme ve yıkayıp işleme gibi yöntemler vardır. plantasyonun konumuna göre yöntemler çeşitlenmekte, temel olarak bu ikisinden bahsetmek istiyorum:
b1- doğal işleme: toplanan meyve tıpkı fındık gibi güneşe serilip kurutulur ve elle çekirdeği çıkarılır. bu yolla kurutma esnasında çekirdek, içinde bulunduğu meyveden kaynaklı meyvemsi ve yabani tatlar kazanır.
b2- yıkanarak işleme: çekirdekler özel bir makineyle yıkanır ve meyve ile birliktelik olmaksızın ayrıştırılarak kurutulur. bu yolla yapılan işlemede çekirdeğin içindeki esas tat korunmuş olur, doğal işlemede kazanılan meyvemsi ve yabani tatlar geçmez. daha berrak, kararlı ve hafif olurlar.
c- plantasyonun yeri
plantasyonun yeri, iklim ve geleneksel yetiştirme yöntemleri bakımından incelenebilecek bir kavram. temel kahve yöreleri şöyle:
- papua yeni gine – çikolata ve böğürtlen tadı, orta gövdeli
- etiyopya – yabanmersini ve kakao tadı, orta gövdeli
- guatemala – mayhoş hafif meyve tadı, hafif gövdeli
- honduras – şeker kamışı tadı, gövdeli
- peru – meyve tadı, orta gövdeli
- kolombiya - karamel, fındık ve ceviz tadı; orta gövdeli
- brezilya – karamel, fındık ve ceviz tadı; gövdeli
- endonezya, sumatra - meyve tadı, gövdeli
- kenya – şarabımsı meyve tadı, gövdeli
- ruanda – çiçek ve meyve tadı, hafif gövdeli
ayrıca kahve çekirdeği paketi üzerinde yukarıda görüldüğü gibi çeşitli tadım notaları yazacaktır. uluslararası otoriteler tarafından belirlenen şu lezzet chartını paylaşmak istiyorum:

(birazdan bahsedeceğim rakım ve ağacın türü etmenlerinden dolayı alacağınız çekirdekte yukarıdaki tadım notları değişkenlik gösterebilir. hatta yöre ve isim olarak aynı olan iki çekirdeğin tadı farklı olabilir.)
d- plantasyonun rakımı
plantasyonun rakımı kahve çekirdeğinin tadının yoğunluğunda etkilidir. rakım arttıkça oksijen miktarı azaldığından dolayı meyveler daha yavaş olgunlaşır, bu da çekirdeğin tat yoğunluğunun ve lezzetinin daha fazla olmasına neden olur. ancak rakım artıkça ağacın boyu ve verdiği ürün azalır, keza yüksek rakımlarda don gibi olumsuz etmenler de görülebildiği için genellikle daha pahalıdır. keza plantasyonun toprak yapısı, güneş gördüğü zaman gibi etmenler de etkilidir.
e- kahve ağacının türü
ağacın türü konusunda ise başlıca iki ayrım var: robusta ve arabika*. kısaca bahsetmek gerekirse arabika robusta’dan daha lezzetli ve tat olarak niteliklidir ancak robusta daha verimli, dayanıklı ve kafeinlidir. haliyle arabika, robusta’dan daha değerli oluyor. yöreden yöreye değişmekle birlikte aynı anda sadece robusta, sadece arabika ya da ikisi birden yetiştirilebilir.
paket olarak alacağınız kahve çekirdekleri genellikle sadece arabika ya da belli oranlarda (70-30 ya da 80-20 gibi) arabika-robusta karışımı olacaktır. arabika-robusta karışık olan kahveler gözlemlediğim kadarıyla daha çok espresso için kullanılıyor.
son olarak verebileceğim yegane tavsiye, nasıl bir tat aradığınızı bilmiyorsanız çevrenizdeki kahve tadımı etkinliklerini kovalayın derim. ya da en yakın kahveciye gidip her bir çekirdekten azar azar çektirip tadarak da deneyimleyebilirsiniz.
2- kahve çekirdeğinin kavrulması ve öğütülmesi
kahve, meyvesinden ayrılıp çekirdek haline getirildiğinde yeşil haldedir ve yeşil kahve yapmayacağınızı varsayarsak kavrulması gerekmektedir.
üç çeşit kavurma yöntemi vardır: açık, orta ve koyu kavurma.
a- açık kavurma: çekirdeğin yeşil halinden kavurma esnasında genleşerek ilk çıtırdamasını (bu çıtırdama tüm kavurma sürecinde 2-3 kere olur) yapıncaya kadar kavrulmasıdır. aroması için içilen kahveler bu şekilde kavrulabilir.
b- orta kavurma: genellikle kahveler bu şekilde kavrulur, ikinci çıtırdama esnasında (ya da öncesinde) bitirilen kavurma türüdür.
c- koyu kavurma: hazırlanacak kahvedeki köpük miktarının gözetildiği durumlarda kullanılabilen ve çekirdekteki yağın deneyimlenmesi istendiğinde kullanılabilecek kavurma yöntemidir.
bu işlemi kahveyi aldığınız dükkan endüstriyel olarak iki yöntemle yapar: tamburlu ya da hava ile çalışan makinelerde. teorik olarak hava ile çalışan makineler çekirdeklerin nemini daha hızlı alır ve pişirir ancak tat olarak bir farkı olmuyor(muş) sanırım.
bu arada yeşil çekirdek alıp fırında ya da tavada çekirdeği kendiniz de kavurabilirsiniz. internette çeşitli oran ve tarifler mevcut, burada değinmeyeceğim.
**********
devam edecek
devamını gör...
z kuşağı sözlükten uçurulsun kampanyası
devamını gör...
ilginç bilgiler
hocam okuduğunuz muhtemelen zebur falan olabilir dikkatli baktınız mı bence bu sizi çok daha fazla şaşırtabilir şimdiden herkese iyi köşeler dilerim..
devamını gör...
plütonun buzdan kalbi
ulan ayıp ulan size kac haftadir yaziyorum sirf erkegim diye biriniz güzel söz yazmadiniz nickaltima bu kizin nickaltini doldurmussunuz cakallar sizi.
devamını gör...


