whisper (yazar)
ah "whis" ah. böyle bir yazar yok efendiler,yeni kayıt olduğum sözlük sınıfında yanına geçip oturduğum bana sıcacık bir hoş geldin diyen ilk yazardır ve ilkler özeldir. gerçekten bambaşka bir dünyadır kendisi. bayramın hangi günü olurdu diye sorarsanız kesinlikle ilk günü derdim. o kadar neşeli ve insanın içini kıpır kıpır yapan bir yapısı var. yaşadığınızı hissettirir sohbetiyle. gel derse gelmiyorum diyemezsiniz tam bir "şeytan tüyü" var. prenses olduğu kadar da savaşçıdır.

anime karakteri deseniz "erased airi" derdim size sürekli geleceği hatırlatır.gelecekten korkmanız için hiç bir sebep olmadığına ikna eder. karanlıkta kalsanız sizi elinizden tutar aydınlığa çıkarır. bir başkadır size kattığı yaşama sevinci. işte böyledir bizim "whis"

kısa ve net olmayı ilke edinmiştir. ölüme en yakın olduğunuz zaman zaten o sizi bulacaktır. gerekirse azrail ile mücadele edecektir fakat sizi yalnız bırakmayacaktır.tam bir özgürlük savaşçısıdır. umutsuzlara umut, korkaklara cesaret olmak için gelmiş gibidir. öylece köşeden izler ne olup bittiğini, eğer "whis" ortamdaysa bilin ki orada çözülmesi gereken bir durum vardır ve "whis" bunu çözecektir.
ilkler konuşuluyorken kendisi ilk nickaltı mesajımı atarak nickaltı kavramını öğreten yazardır.
"kafa sözlüğün kurulmadan önce de sözlükte olan yazarı." öncesinde vardın umarım sonrasında da hep olursun.
iyi ki tanımışım seni ,mor çiçeklerle süslenmiş begonya krallığının atarlı prensesi

anime karakteri deseniz "erased airi" derdim size sürekli geleceği hatırlatır.gelecekten korkmanız için hiç bir sebep olmadığına ikna eder. karanlıkta kalsanız sizi elinizden tutar aydınlığa çıkarır. bir başkadır size kattığı yaşama sevinci. işte böyledir bizim "whis"

kısa ve net olmayı ilke edinmiştir. ölüme en yakın olduğunuz zaman zaten o sizi bulacaktır. gerekirse azrail ile mücadele edecektir fakat sizi yalnız bırakmayacaktır.tam bir özgürlük savaşçısıdır. umutsuzlara umut, korkaklara cesaret olmak için gelmiş gibidir. öylece köşeden izler ne olup bittiğini, eğer "whis" ortamdaysa bilin ki orada çözülmesi gereken bir durum vardır ve "whis" bunu çözecektir.
ilkler konuşuluyorken kendisi ilk nickaltı mesajımı atarak nickaltı kavramını öğreten yazardır.
"kafa sözlüğün kurulmadan önce de sözlükte olan yazarı." öncesinde vardın umarım sonrasında da hep olursun.
iyi ki tanımışım seni ,mor çiçeklerle süslenmiş begonya krallığının atarlı prensesi
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının okumakta olduğu kitaplar
harper lee - bülbülü öldürmek
devamını gör...
patronundan kalan parasını istemeye giden çocuğun işkenceye uğraması
olay afyon'da yaşanıyor. balıkçı lokantasında bir süre çalışan 16 yaşındaki şükrü can isimli çocuk, patronundan alacağı olan 200 tl yi istemeye gidiyor. patronu olacak yaratık da arkadaşları ile birlikte olup 16 yaşındaki çocuğu demir sopalarla saatlece dövüp hastanelik ediyor. şu an bu tanımı yazarken bile ağız dolusu küfürler ediyorum. böyle dünyanın adaletini. buradan
devamını gör...
1 ocak 2021 ingiltere'nin ab ile bağlarının fiilen sona ermesi
bu demek oluyor ki türklerin ingitere'de iş kurabilmesi için yapılan ankara antlaşması da artık bitmiştir.
devamını gör...
parabellum
ismini renatus'nun de re militari- samet özgüler tarafından dilimize roma savaş sanatı olarak çevrilmiştir- eserinde geçen si vis pacem para bellum deyişinden alan tabanca. para bellum kabaca savaşa hazırlan olarak çevrilebilir. tam olarak karşılamasa bile si vis pacem para bellum'un çevirisi barış istiyorsan savaşa hazırlan olarak yapılıyor. daha az yaygın olan başka bir kullanımı: barış isteyen savaşa kendini hazırlasın.
devamını gör...
sımsıkı sarıldığın kişiye bir daha sarılamayacak olmak
her anımızın son anımız olabileceğini hatırlatan durumdur.
devamını gör...
türk milletinin gereksiz kutsallaştırdığı şeyler
kesinlikle rakı ve edebiyatı,bu kadar kötü bir içkinin bu kadar metaforlaşması çok saçma.
devamını gör...
insanlığa güncelleme gelse ilk istenecek özellik
doğar doğmaz, insanların beynine insan haklarını, yasal haklarını kayıt etmek yada çip yerleştirmek,
ve en ufak bir durumda, biip biip biip, otomatik olarak, şehir merkezine güvenlik birimlerine, dikkat dikkat polislere filan sinyal gitmesi, sirenler arabalar filan mesela sana yaklaşan tehlikeli kişiyi hemen yakalayıp, avukatını arama hakkını filan ajklşsn.... oracıkta etkisiz hale getirmeleri ne güzel olurdu...
ve en ufak bir durumda, biip biip biip, otomatik olarak, şehir merkezine güvenlik birimlerine, dikkat dikkat polislere filan sinyal gitmesi, sirenler arabalar filan mesela sana yaklaşan tehlikeli kişiyi hemen yakalayıp, avukatını arama hakkını filan ajklşsn.... oracıkta etkisiz hale getirmeleri ne güzel olurdu...
devamını gör...
akp öncesi türkiye
başbakanın yakasından tutup hesap soruluyordu yahut yazar kasa atılıp protesto ediliyordu.
şimdi mi ?
-yooo dostum , o yazar kasayı adama silivride monte ederler , fabrika çıkışı öyleymiş dersin. o denli güzel işçilik yaparlar , aklın gider.
-bereket artık yazar kasalar küçük.
şimdi mi ?
-yooo dostum , o yazar kasayı adama silivride monte ederler , fabrika çıkışı öyleymiş dersin. o denli güzel işçilik yaparlar , aklın gider.
-bereket artık yazar kasalar küçük.
devamını gör...
adile naşit
yerinin asla doldurulamadigi yesilcamin mihenk tasi.
devamını gör...
kızların bir şey söylemeden önce bir şey söyleyeceğim demesi
söylemesi kendisi için zor bir şey söyleyecek olabilir. geriliyordur söyleyeceği şeyle ilgili ama söylemek de istiyordur. bir şey söylicem, diye konuya giriş yapıyodur. karşıdakinin tutumuna göre belki kararını değiştirecektir. ya da karşıdakinden cesaret almaya çalışıyodur. kendine zaman kazandırmaya çalışıyodur.
devamını gör...
daha sonra tekrar deneyiniz (yazar)
'kank naber ya, karantina nasıl gidiyor?' dediğim canım yazar.
kanka manka yanlış anlaşılmasın bakın lütfen çakma değil. has, hakiki... koftiden değil yani.
malum bu ara sözlüğümüzün kankalara alerjisi var. arada kaynamayalım. neyse boşverelim bunları.
canımcım pek geçmiş olsun. sayılı gün çabuk geçer eheheh. bu kadar suluyum evet. çünküm bana ses kaydıynan bunu kanıtladı. yani iyi olduğunu. evdekiler de iyi o zaman dans.
naptın o işi ya soramadım bir türlü araya karantina girdi. hani bir yazara gözümüz üzerinde bağğbında başka bir başlıktan gönderme tanım yapacaktın. şunu şunu yaz bunu bunu ekle dediydim. ne oldu o iş? hahahahah. hem daha bir çok tanım duruyor beğenisiz, favsız bak ayıp oluyor. boşuna mu kanka yaptık seni. piiihh sana ya.
ilahi ben ya nasılda çaktırmadan direktif veriyorum cağğğnım kankıma. hiç belli olmuyor değil mi? hahaha.
not: tanımda bulunan kişi, kurum, söylem, itham, iftira, kara bela, fındık kurdu, ohh hadi yandan gibi şeylerin gerçek hayatla ilgisi yoktur. hahahaha.
kanka manka yanlış anlaşılmasın bakın lütfen çakma değil. has, hakiki... koftiden değil yani.
malum bu ara sözlüğümüzün kankalara alerjisi var. arada kaynamayalım. neyse boşverelim bunları.
canımcım pek geçmiş olsun. sayılı gün çabuk geçer eheheh. bu kadar suluyum evet. çünküm bana ses kaydıynan bunu kanıtladı. yani iyi olduğunu. evdekiler de iyi o zaman dans.
naptın o işi ya soramadım bir türlü araya karantina girdi. hani bir yazara gözümüz üzerinde bağğbında başka bir başlıktan gönderme tanım yapacaktın. şunu şunu yaz bunu bunu ekle dediydim. ne oldu o iş? hahahahah. hem daha bir çok tanım duruyor beğenisiz, favsız bak ayıp oluyor. boşuna mu kanka yaptık seni. piiihh sana ya.
ilahi ben ya nasılda çaktırmadan direktif veriyorum cağğğnım kankıma. hiç belli olmuyor değil mi? hahaha.
not: tanımda bulunan kişi, kurum, söylem, itham, iftira, kara bela, fındık kurdu, ohh hadi yandan gibi şeylerin gerçek hayatla ilgisi yoktur. hahahaha.
devamını gör...
yazarların gözünden kendi hayatları
şu sıralar kitaplar iyi ki var en azından o kadar da boş yaşamıyoruz dediğim.
devamını gör...
kadıköy
- abi pardon, bişi soracağım x'e giden dolmuşlar nereden kalkıyor?
+ inan bilmiyorum, şuradaki gevrekçiye sor istersen o bilir.
- kime????
ilk günler, daha simitçiye alışmamış dilim, daha hiç bilmiyorum neredeyse bu semti ama seviyorum, ne zaman bi boşluk yaratsam kaçıp geliyorum buraya, fal bakılan kahvecilerin garsonları ilginç bir şekilde seviyorlar beni, ne kahveyle ne de fal işim var oysa.
öğlen yemeklerimi benusen esnaf lokantası'nda denk getirmeye çalışıyorum, orayı da çok seviyorum, her türlü insan var. benimse çok az insanım var bu şehirde.
çarşının içinde dolaşmayı, balıkçılara, manavlara bakmayı seviyorum, alışveriş yapmayı da.
peynir, yoğurt, balık, yeşillik dolu poşetlerle yürümek, bir ev, bir yuva için, onun için, bizim için alışveriş yapmak çok ama çok hoşuma gidiyor.
gide gele bir sürü tuhaf arkadaşım oluyor, postanenin açılmasını beklerken köşesinde demlenen benden yaşlı 2 şarapçı abim bana da uzatıyorlar bi plastik bardak üzümün hüznünü, kırmıyorum onları, onlar da benim sigaralarımı kabul ediyorlar saygıyla, postane açıldıktan 2 saat sonra aklıma geliyor acil işim, olsun böyle güzel!
sonra ara sokaklara dalıyorum, o güzel ara sokaklarda çok güzel kediler, çok güzel pencere önü çiçekleri, çok çok güzel insanlar görüyorum.
sonra moda'ya uzatıyorum yolumu, koço, ayazma, iskele.
semt beni içine çekiyor, kadı nimet'te öğle rakıları için zaman ve bahaneler üretiyorum, oradan ver elini karga.
bu semtte körkütük aşık oluyorum hayatımda ilk kez, bu semte de aşık oluyorum aynı zaman dilimlerinde. yarimle dolaşırken beni tanıyanlar olunca şaşırıyor, "nerden tanıyorsun bu insanları?" diyor, senin sayende tanıdım diyorum.
çünkü o kadıköy'ü çok seviyor.
çünkü ben onu çok seviyorum.
sonrası ; biz çok seviyoruz tekrar ve tekrar bu semti, sırtımda göztepe forması ile dolaşırken yanımdan geçen biri isyan marşı okuyor birden bire, daha genç, daha çok genç.
ben devam ediyorum marşa onun kaldığı yerden etraftan geçenler şaşırıyor, yarim bize gülüyor, yarim benim halimi görüp mutlu oluyor.
seneler geçiyor sonra, ben şu anda başka bir şehrin yolunda, o yollarla ve o yıllarla hiç alakası olmayacak bir zaman diliminde iken kulaklığımda ezginin günlüğü başlıyor kadıköy demeye, içim acıyor.
gün gelir yine kavuşuruz kadıköy, ben o yağmurlu iskelenin kıymetini bilemedim, ben o yarin kıymetini bilemedim, ben aşkın kıymetini bilemedim ama lütfen sen onun kıymetini bil olur mu?
leş gibi kirli olsan da, en güzel yerlerinden öperim.
senden sonra geçmem bir daha kadıköy'den
+ inan bilmiyorum, şuradaki gevrekçiye sor istersen o bilir.
- kime????
ilk günler, daha simitçiye alışmamış dilim, daha hiç bilmiyorum neredeyse bu semti ama seviyorum, ne zaman bi boşluk yaratsam kaçıp geliyorum buraya, fal bakılan kahvecilerin garsonları ilginç bir şekilde seviyorlar beni, ne kahveyle ne de fal işim var oysa.
öğlen yemeklerimi benusen esnaf lokantası'nda denk getirmeye çalışıyorum, orayı da çok seviyorum, her türlü insan var. benimse çok az insanım var bu şehirde.
çarşının içinde dolaşmayı, balıkçılara, manavlara bakmayı seviyorum, alışveriş yapmayı da.
peynir, yoğurt, balık, yeşillik dolu poşetlerle yürümek, bir ev, bir yuva için, onun için, bizim için alışveriş yapmak çok ama çok hoşuma gidiyor.
gide gele bir sürü tuhaf arkadaşım oluyor, postanenin açılmasını beklerken köşesinde demlenen benden yaşlı 2 şarapçı abim bana da uzatıyorlar bi plastik bardak üzümün hüznünü, kırmıyorum onları, onlar da benim sigaralarımı kabul ediyorlar saygıyla, postane açıldıktan 2 saat sonra aklıma geliyor acil işim, olsun böyle güzel!
sonra ara sokaklara dalıyorum, o güzel ara sokaklarda çok güzel kediler, çok güzel pencere önü çiçekleri, çok çok güzel insanlar görüyorum.
sonra moda'ya uzatıyorum yolumu, koço, ayazma, iskele.
semt beni içine çekiyor, kadı nimet'te öğle rakıları için zaman ve bahaneler üretiyorum, oradan ver elini karga.
bu semtte körkütük aşık oluyorum hayatımda ilk kez, bu semte de aşık oluyorum aynı zaman dilimlerinde. yarimle dolaşırken beni tanıyanlar olunca şaşırıyor, "nerden tanıyorsun bu insanları?" diyor, senin sayende tanıdım diyorum.
çünkü o kadıköy'ü çok seviyor.
çünkü ben onu çok seviyorum.
sonrası ; biz çok seviyoruz tekrar ve tekrar bu semti, sırtımda göztepe forması ile dolaşırken yanımdan geçen biri isyan marşı okuyor birden bire, daha genç, daha çok genç.
ben devam ediyorum marşa onun kaldığı yerden etraftan geçenler şaşırıyor, yarim bize gülüyor, yarim benim halimi görüp mutlu oluyor.
seneler geçiyor sonra, ben şu anda başka bir şehrin yolunda, o yollarla ve o yıllarla hiç alakası olmayacak bir zaman diliminde iken kulaklığımda ezginin günlüğü başlıyor kadıköy demeye, içim acıyor.
gün gelir yine kavuşuruz kadıköy, ben o yağmurlu iskelenin kıymetini bilemedim, ben o yarin kıymetini bilemedim, ben aşkın kıymetini bilemedim ama lütfen sen onun kıymetini bil olur mu?
leş gibi kirli olsan da, en güzel yerlerinden öperim.
senden sonra geçmem bir daha kadıköy'den
devamını gör...
paralel evrende bugün
yaşadığım dünyada her yer yeşil. evler doğanın içinde ve doğayla uyumlu. geri dönüşüm faaliyetleri çok önemli ve kuralına uygun yapılıyor. yediğimiz her şey doğal. kıyafetlerimiz de sağlıklı ve doğal olan liflerden elde ediliyor. bugün hava güneşli. hazırlanıp iş yerime güneş pili ile çalışan ve doğayla uyumlu uçan motorumla gideceğim.
devamını gör...
yalnızlık
1.5 yıldır arıyordum aşkı sevgiliyi, sevmeyi, sevgili ve sevilmeyi arıyordum.
ancak artık bıraktım. çünkü 23 ekim'de 29 yaşıma gireceğim ve halen doğum günümde bir kadın yoksa, ailem varsa, demek ki artık benim hayatım ailem. onlar ölmesin, çok yaşasınlar ama ölümlerine bile psikolojik olarak aylardır hazırlıyorum kendimi çünkü öyle bir manyağım ve ben abiyim, sakinleştirmem gereken bir erkek kardeşim olacak ki allah o günleri inşallah çok geç yaşatır ve yıllarca ailemle güzel günler yaşarım.
ben de isterim ailemin mutluluğumu görmesini, onlara zamanla torun vermeyi, kendi düzen ve yuvamı kurmayı, sevmeyi ve sevilmeyi istemeyi ama yok abi, olmadığını kabullenmiş bulunuyorum şu an itibariyle. bundan sonra olacağına dair umudum da çok az. imkansız değil ama imkansıza yakın.
yemişim ulan sevgisini, sanki sevgi karın doyuruyor anasını satayım bu ülkede. sen düşsen, ilk tekmeyi sevdiğin kadın vuruyor be. ayrıca da bıktım kardeşim.
aptal triplerden, şımarık isteklerden, dengesizliklerden, materyalist hayat görüşlerinden, kendini vazgeçilmez sananlardan, eski sevgilisini unutamayanlardan, zincirleri olanlardan, 180 derece dönüşlerden, samimiyetsiz tavırlardan, kendini bilmeyenlerden, ne istediğini ve kendisini keşfedemeyenlerden, yaşım 29 oldu. çocuk eylemem arkadaşım bu saatten sonra.
arayarak kendimi yordum, yıprattım, üzdüm kendimi. kaliteli yalnızlığıma geri dönüyorum. sevginin canı cehenneme, yaşasın yalnızlık.
bu ülkenin kadını ile evlenip kendinizi üzmeyin gençler. bu ülkenin insanı dert. kadını ayrı, erkeği ayrı.
istisnalar elbette var ama o kadar gizli ki bu istisnalar 29 yıldır denk gelemedik. bu saatten sonra da gelme zaten. sana düğün yapacağım diye çalışmıyorum ben bebek kusura bakma.
hem gerçekten birisini tanımaktan öylesine yoruldum ki. gerçekten yoruyorsunuz be kardeşim. 4 gün flört ediyorsunuz, 5. gün birden bire eski sevgili "özledim." yazıyor, hop 180 derece tavırlar değişiyor. bize de eski hatun yazıyor, biz gidiyor muyuz? hayır.
karakter meselesi işte bunlar. benim karakterimi taşıyacak kadın demek ki anasının karnından daha doğmamış. doğmasın da bu vakitten sonra. doğarsan, benimle bayağı uğraşacaksın haberin olsun.
sevgisi batsın. yalnızlık bebeğimle ben kaliteli bir birliktelik yaşayacağım. yalnızlık, kadınlardan daha sadıksın var ya sen. sen, artık ben ölene dek beni bırakma e mi?
tanım ; şu an hissettiğim harika duygudur.
ancak artık bıraktım. çünkü 23 ekim'de 29 yaşıma gireceğim ve halen doğum günümde bir kadın yoksa, ailem varsa, demek ki artık benim hayatım ailem. onlar ölmesin, çok yaşasınlar ama ölümlerine bile psikolojik olarak aylardır hazırlıyorum kendimi çünkü öyle bir manyağım ve ben abiyim, sakinleştirmem gereken bir erkek kardeşim olacak ki allah o günleri inşallah çok geç yaşatır ve yıllarca ailemle güzel günler yaşarım.
ben de isterim ailemin mutluluğumu görmesini, onlara zamanla torun vermeyi, kendi düzen ve yuvamı kurmayı, sevmeyi ve sevilmeyi istemeyi ama yok abi, olmadığını kabullenmiş bulunuyorum şu an itibariyle. bundan sonra olacağına dair umudum da çok az. imkansız değil ama imkansıza yakın.
yemişim ulan sevgisini, sanki sevgi karın doyuruyor anasını satayım bu ülkede. sen düşsen, ilk tekmeyi sevdiğin kadın vuruyor be. ayrıca da bıktım kardeşim.
aptal triplerden, şımarık isteklerden, dengesizliklerden, materyalist hayat görüşlerinden, kendini vazgeçilmez sananlardan, eski sevgilisini unutamayanlardan, zincirleri olanlardan, 180 derece dönüşlerden, samimiyetsiz tavırlardan, kendini bilmeyenlerden, ne istediğini ve kendisini keşfedemeyenlerden, yaşım 29 oldu. çocuk eylemem arkadaşım bu saatten sonra.
arayarak kendimi yordum, yıprattım, üzdüm kendimi. kaliteli yalnızlığıma geri dönüyorum. sevginin canı cehenneme, yaşasın yalnızlık.
bu ülkenin kadını ile evlenip kendinizi üzmeyin gençler. bu ülkenin insanı dert. kadını ayrı, erkeği ayrı.
istisnalar elbette var ama o kadar gizli ki bu istisnalar 29 yıldır denk gelemedik. bu saatten sonra da gelme zaten. sana düğün yapacağım diye çalışmıyorum ben bebek kusura bakma.
hem gerçekten birisini tanımaktan öylesine yoruldum ki. gerçekten yoruyorsunuz be kardeşim. 4 gün flört ediyorsunuz, 5. gün birden bire eski sevgili "özledim." yazıyor, hop 180 derece tavırlar değişiyor. bize de eski hatun yazıyor, biz gidiyor muyuz? hayır.
karakter meselesi işte bunlar. benim karakterimi taşıyacak kadın demek ki anasının karnından daha doğmamış. doğmasın da bu vakitten sonra. doğarsan, benimle bayağı uğraşacaksın haberin olsun.
sevgisi batsın. yalnızlık bebeğimle ben kaliteli bir birliktelik yaşayacağım. yalnızlık, kadınlardan daha sadıksın var ya sen. sen, artık ben ölene dek beni bırakma e mi?
tanım ; şu an hissettiğim harika duygudur.
devamını gör...





