fenerbahçe'nin 9 türkiye şampiyonluğu için tff’ye başvurması
fenerbahçe spor kulübü resmi twitter hesabından 1959 öncesi şampiyonlukların sayılması için resmi girişimde bulunmasını duyurması.

kaynak
kaynak
devamını gör...
fakirlik belirten detaylar
fakirlik teşhisi yapabilmek için gerekli semptomlar.
-100 tl'ye bir poşeti bile dolduramadan marketten çıkmak,
- yakın ve orta mesafeleri tasarruf amacıyla yürüyerek gitmek,
- taksiye binememek,
- araba olduğu halde toplu taşıma aracı kullanmak,
- alimünyum tencere kullanmak,
- sobalı evde oturmak,
- kredi kartı borcunun asgarisini anca denk getirmek,
- ihtiyaçları aylara bölerek karşılamak,
- mecburiyetten tutumlu yaşamak vb. uzatmakta sınır tanımayacağım liste.
edit: erkeklerin evlenirken çalışan eş arama kriterinin başlıca sebebi, fakirliğe mahal vermemekten ziyade geçinebilmek olduğunu düşünüyorum.
-100 tl'ye bir poşeti bile dolduramadan marketten çıkmak,
- yakın ve orta mesafeleri tasarruf amacıyla yürüyerek gitmek,
- taksiye binememek,
- araba olduğu halde toplu taşıma aracı kullanmak,
- alimünyum tencere kullanmak,
- sobalı evde oturmak,
- kredi kartı borcunun asgarisini anca denk getirmek,
- ihtiyaçları aylara bölerek karşılamak,
- mecburiyetten tutumlu yaşamak vb. uzatmakta sınır tanımayacağım liste.
edit: erkeklerin evlenirken çalışan eş arama kriterinin başlıca sebebi, fakirliğe mahal vermemekten ziyade geçinebilmek olduğunu düşünüyorum.
devamını gör...
neden ağladığını bilmeden ağlamak
sinir bozukluğudur.
devamını gör...
ayrı evlerde yaşanan evlilik
çok saçma bir şey olmalı. eşler resmen,cismen, ruhen hep birbirlerine ihtiyaç ve istek duyarlar. işin doğası bu.
eşler birbirlerinden ayrı kalmaya katlanabiliyorsalar bir yerlerde bir eksik var demektir.
eşler birbirlerinden ayrı kalmaya katlanabiliyorsalar bir yerlerde bir eksik var demektir.
devamını gör...
zümrüd-ü anka (yazar)
çiçek seven, meraklı, ilgili ve zarifliğini inceliğini hangi kelime ile anlatacağımı bilemediğim güzel bir yazar.
güzel ve keyifli yazmaları olsun...
güzel ve keyifli yazmaları olsun...
devamını gör...
sevmediğin bir yazarın tanımını beğenmek
sezarın hakkı sezara diyerek yapabileceğim eylemdir.
ben bunu yaparak zeytin dalı uzatmıyorum sadece aynen, doğru dedin gardaş demek için oylarım.
ben bunu yaparak zeytin dalı uzatmıyorum sadece aynen, doğru dedin gardaş demek için oylarım.
devamını gör...
moderasyon saçmalıkları
meseleye direkt moderasyon saçmalıkları olarak bakmak ne derece doğru bilmiyorum.
bizzat daha dün benim de başıma geldi.içinde hiçbir biçimde küfür, hakaret olmayıp, sadece ironik bir gönderme olan entrym silindi .
bu tür yerlerde mevzu kişilerin inisiyatifine bırakılırsa, bu tür durumların yaşanması kaçınılmaz olur . öyle ki , benim espriyle karışık ironi yaptığım entyr yi acaba nasıl anladı veya yorumladı silen arkadaş.
öyle ya, onu silmesi için, yaptığı yorum sonunda ulaşılan bir sonuç olması gerek .
bunu ben, bu şekilde düşünerek yazdım, karşı taraf hiç alakasız bir yorumdan ulaştığı sonuca binaen sildi . ne olacak şimdi ? olan bizim iyiniyetli entrye oldu .
onun için derim ki ,
kurallar sana göre, bana göre, ona göre olmaz , herkese göre, evrensel bir nitelik barındırmalı içinde.
bu da , oturup konuyla ilgili kafa yorup , zaman harcayıp, farklı kişilerin, farklı çevrelerin de fikirlerini alıp, çoğunluğun sonuçları esas alınarak oluşturulmalı, ben yaptım oldu ya getirilmemelidir.
evet, sözlükler özgür olmalı, herkes dilediğince fikrini ifade edebilmeli .
ama kurallar da olmalı, zira biz gibi medeniyeti biraz geriden takip eden toplumlarda fazla özgürlük, naz yapmanın aşık uyandırması gibi bazen karşıdakini usandırabilecek duruma gelebilir, yani biz toplum olarak özgürlük kavramını bazen fazlaca abartıyor, sonsuz , sınırsız hak veya haklar olarak yorumluyor , bu sebeple ortaya hoş olmayan görüntülerin çıkmasına sebep olabiliyoruz.
burada en çok bahsedilen konu , küfür konusu, edelim mi , etmeyelim mi ?
etmeyin kardeşim, ha yok illa edecekseniz de işin içine cinsel uzuvlarınızı sokacağınıza, aklınızı, fikrinizi, yaratıcı yönünüzü sokun .
moderasyon yönünden bakılırsa da,
hemen silmeyin kardeşim, önce bir anlamaya çalışın, bu adam bunu farklı amaçla da söylemiş olabilir mi empatisini yapın kendi içinizde.
ha yok, illa da silmeye kararlıysanız, yazan kişiyle iletişime geçin, durumla ılgili bilgi verin , onun da bir fikrini alın.
ışi ben yaptım oldu'ya getirmeyin .
bunlar olursa, karşılıklı iyi niyet , hoşgörü olursa insan durur orda , yoksa surekli kavga gürültü sürtüşmenin içinde neden bulunsun ki , hayat zaten zor , bugünlerde daha da zor , hiç olmazsa buralarda biraz daha hoşgörülü olup , zor olan hayatı, bir nebze olsun keyifli hale getirmek pekala bizim elimizde ...
bizzat daha dün benim de başıma geldi.içinde hiçbir biçimde küfür, hakaret olmayıp, sadece ironik bir gönderme olan entrym silindi .
bu tür yerlerde mevzu kişilerin inisiyatifine bırakılırsa, bu tür durumların yaşanması kaçınılmaz olur . öyle ki , benim espriyle karışık ironi yaptığım entyr yi acaba nasıl anladı veya yorumladı silen arkadaş.
öyle ya, onu silmesi için, yaptığı yorum sonunda ulaşılan bir sonuç olması gerek .
bunu ben, bu şekilde düşünerek yazdım, karşı taraf hiç alakasız bir yorumdan ulaştığı sonuca binaen sildi . ne olacak şimdi ? olan bizim iyiniyetli entrye oldu .
onun için derim ki ,
kurallar sana göre, bana göre, ona göre olmaz , herkese göre, evrensel bir nitelik barındırmalı içinde.
bu da , oturup konuyla ilgili kafa yorup , zaman harcayıp, farklı kişilerin, farklı çevrelerin de fikirlerini alıp, çoğunluğun sonuçları esas alınarak oluşturulmalı, ben yaptım oldu ya getirilmemelidir.
evet, sözlükler özgür olmalı, herkes dilediğince fikrini ifade edebilmeli .
ama kurallar da olmalı, zira biz gibi medeniyeti biraz geriden takip eden toplumlarda fazla özgürlük, naz yapmanın aşık uyandırması gibi bazen karşıdakini usandırabilecek duruma gelebilir, yani biz toplum olarak özgürlük kavramını bazen fazlaca abartıyor, sonsuz , sınırsız hak veya haklar olarak yorumluyor , bu sebeple ortaya hoş olmayan görüntülerin çıkmasına sebep olabiliyoruz.
burada en çok bahsedilen konu , küfür konusu, edelim mi , etmeyelim mi ?
etmeyin kardeşim, ha yok illa edecekseniz de işin içine cinsel uzuvlarınızı sokacağınıza, aklınızı, fikrinizi, yaratıcı yönünüzü sokun .
moderasyon yönünden bakılırsa da,
hemen silmeyin kardeşim, önce bir anlamaya çalışın, bu adam bunu farklı amaçla da söylemiş olabilir mi empatisini yapın kendi içinizde.
ha yok, illa da silmeye kararlıysanız, yazan kişiyle iletişime geçin, durumla ılgili bilgi verin , onun da bir fikrini alın.
ışi ben yaptım oldu'ya getirmeyin .
bunlar olursa, karşılıklı iyi niyet , hoşgörü olursa insan durur orda , yoksa surekli kavga gürültü sürtüşmenin içinde neden bulunsun ki , hayat zaten zor , bugünlerde daha da zor , hiç olmazsa buralarda biraz daha hoşgörülü olup , zor olan hayatı, bir nebze olsun keyifli hale getirmek pekala bizim elimizde ...
devamını gör...
çaylamak
kafe ve restoranlarda sıklıkla duyulan türetilmiş bir fiildir.
görevli kişilerden çay istemek için kullanılır.
'şefim bizi çaylar mısın?' gibi kullanım tarzları vardır.
görevli kişilerden çay istemek için kullanılır.
'şefim bizi çaylar mısın?' gibi kullanım tarzları vardır.
devamını gör...
kayboluş
hayatının bir anında bir harfi yitirdiğini düşün. kaybolan bir harf, bir daha asla ortaya çıkmayacak bir harf. ve bu harf yokluğunu hayatının bütün anlarında anlatsın sana bıkmadan usanmadan.
günlük hayatında hiçbir başka harfi ondan fazla kullanmadığını düşün. sanki aralarına doğduğun o küçük topluluğun bir parçası gibi olsun bu harf. baban gibi, bu topluluğa dahil olun öbür insanlar gibi olsun bu harf.
yokluğunu duyumsadığımız bir varlık arkasında acı bırakır; bu bir harf olabilir, bir insan da. kayboluş, bulunması zorunlu olanları aramamamıza yol açan tuhaf bir duygudur.
tuhaf sakallı fransız abimiz yazmış bu kitabı; o malum harfi hiç kullanmadan. müthiş bir fikir, müthiş bir roman.
günlük hayatında hiçbir başka harfi ondan fazla kullanmadığını düşün. sanki aralarına doğduğun o küçük topluluğun bir parçası gibi olsun bu harf. baban gibi, bu topluluğa dahil olun öbür insanlar gibi olsun bu harf.
yokluğunu duyumsadığımız bir varlık arkasında acı bırakır; bu bir harf olabilir, bir insan da. kayboluş, bulunması zorunlu olanları aramamamıza yol açan tuhaf bir duygudur.
tuhaf sakallı fransız abimiz yazmış bu kitabı; o malum harfi hiç kullanmadan. müthiş bir fikir, müthiş bir roman.
devamını gör...
günün keko sözleri
aklına gelirim, aklın gider.
devamını gör...
hani iyiler hep kazanırdı
yukarıda bir arkadaşımızın da değindiği gibi, kavram kargaşasından kaynaklanan bir sorgulamadır.
öncelikle, "kazanmak" nedir? birisine kazık atarak cebine bir miktar para atan kişi kazanmış mı olur örneğin? yoksa onurunu, yaşam amacını, benlik bütünlüğünü yitirdiği için asıl kaybeden midir? onur, direngenlik, mertlik, gönül ferahlığı; asıl bunlar değil midir insana kazandığını, mutlu olduğunu hissettiren? spartaküs mü kazandı, onu çarmıha gerenler mi? bunu düşününüz.
ikincisi, "kazanmak" denen şeyi hangi vadede değerlendirmek gerekir? beş bin metre yarışında dört bininci metreyi geride geçen yarışçı kaybetmiş denebilir mi? hadi onu da geçelim, bu yarışı kaybetse bile, yarışçının önünde daha onlarca yarış yok mudur? kazanmak denen şey, illaki girilen her yarışı kazanmak mıdır, yoksa belirlenmiş bir amaca doğru yene yenile ilerlemek midir?
üçüncüsü, "iyi" kimdir? işte bu soruya, epey kaba bir tarzda da olsa, brecht "iyi adama bir iki soru" şiiriyle yanıt vermiştir. bunu da düşününüz.
öncelikle, "kazanmak" nedir? birisine kazık atarak cebine bir miktar para atan kişi kazanmış mı olur örneğin? yoksa onurunu, yaşam amacını, benlik bütünlüğünü yitirdiği için asıl kaybeden midir? onur, direngenlik, mertlik, gönül ferahlığı; asıl bunlar değil midir insana kazandığını, mutlu olduğunu hissettiren? spartaküs mü kazandı, onu çarmıha gerenler mi? bunu düşününüz.
ikincisi, "kazanmak" denen şeyi hangi vadede değerlendirmek gerekir? beş bin metre yarışında dört bininci metreyi geride geçen yarışçı kaybetmiş denebilir mi? hadi onu da geçelim, bu yarışı kaybetse bile, yarışçının önünde daha onlarca yarış yok mudur? kazanmak denen şey, illaki girilen her yarışı kazanmak mıdır, yoksa belirlenmiş bir amaca doğru yene yenile ilerlemek midir?
üçüncüsü, "iyi" kimdir? işte bu soruya, epey kaba bir tarzda da olsa, brecht "iyi adama bir iki soru" şiiriyle yanıt vermiştir. bunu da düşününüz.
devamını gör...
hiçbir yere ait olamamak
nerede değilsem orada iyi olacakmışım gibi hissettirir.
devamını gör...
geceye nazım hikmet'ten bir şiir bırak
"sen yanmazsan , ben yanmazsam , biz yanmazsak , nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa . "
devamını gör...
yakuza
aslı 17 yy japonya'sına dayanan 2 gruptan oluşur.
tekiya ve bakuto
tekiya;
festivallerde mallarını satan tüccarlardan oluşan bir grup, bazı tekiyalar diğer tekiyaların fedaisi olarak çalışıyor ve böylelikle ilk haraç çeteleri oluşuyor.
bukato;
kumarbazlardan oluşan gruptur. köy ve kasabaların yanına casinolar kurup tefecilik yaptılar. tabi ''tahsilat'' için kaba kuvvette gerekiyordu.
yakuza'ın etimolojik kökeni bukatolara dayanır.
bir kumar var adı oichokabu bu oyunda 19 sayıyı elde etmek gerekiyor.
ya-8
ku-9
za-3
20 eder ve bu gelebilecek en kötü eldir. işte bu ''kötü el'' yakuza ile bütünleşti.
günümüzde ise dört yakuza çetesi vardır. yamaguchi-gumi, sumiyoshi-kai, inagawa-kai ve aizukotetsu-kai çetelerinin toplamda
yaklaşık 100 bin üyesinin olduğu düşünülüyor.
yakuzaların dövmeleri bir kimlik belgesidir. onların güç ve dayanıklılığını temsil eden dekoratif onur belgeleridir.
başlarında oyabun denilen bir patron bulunur ve priamit şeklinde organize olurlar. kendi içlerinde hiyerarşileri olan ritüelleri bulunan bir örgüttür. usta çırak ilişkileri yani senpai-kohaionlar için önemlidir.
oyabun (patron) evebeyn , kabun(çocuk) gibi koruyuculukta içerir. bu sayede yakuza, birliğini sağlar patrona sadakat, güç ve sistemsel birlik sağlanır.
''
''
tekiya ve bakuto
tekiya;
festivallerde mallarını satan tüccarlardan oluşan bir grup, bazı tekiyalar diğer tekiyaların fedaisi olarak çalışıyor ve böylelikle ilk haraç çeteleri oluşuyor.
bukato;
kumarbazlardan oluşan gruptur. köy ve kasabaların yanına casinolar kurup tefecilik yaptılar. tabi ''tahsilat'' için kaba kuvvette gerekiyordu.
yakuza'ın etimolojik kökeni bukatolara dayanır.
bir kumar var adı oichokabu bu oyunda 19 sayıyı elde etmek gerekiyor.
ya-8
ku-9
za-3
20 eder ve bu gelebilecek en kötü eldir. işte bu ''kötü el'' yakuza ile bütünleşti.
günümüzde ise dört yakuza çetesi vardır. yamaguchi-gumi, sumiyoshi-kai, inagawa-kai ve aizukotetsu-kai çetelerinin toplamda
yaklaşık 100 bin üyesinin olduğu düşünülüyor.
yakuzaların dövmeleri bir kimlik belgesidir. onların güç ve dayanıklılığını temsil eden dekoratif onur belgeleridir.
başlarında oyabun denilen bir patron bulunur ve priamit şeklinde organize olurlar. kendi içlerinde hiyerarşileri olan ritüelleri bulunan bir örgüttür. usta çırak ilişkileri yani senpai-kohaionlar için önemlidir.
oyabun (patron) evebeyn , kabun(çocuk) gibi koruyuculukta içerir. bu sayede yakuza, birliğini sağlar patrona sadakat, güç ve sistemsel birlik sağlanır.
''
''
devamını gör...
okuduğun bir kitabı pudra şekerine uyarla
pudra şekeri sokağı çocukları.
devamını gör...
dünyamızı değiştiren on iki hastalık
ırwın w. sherman'ın yazmış olduğu bu kitabın mesajı oldukça net: geçmiş salgınları anlamak, gelecekteki salgınlara daha iyi hazırlanmamızı sağlayabilir.
hep beraber bir pandemiye tanıklık ettiğimiz bu zor günlerde ben de okumalarıma bir salgın tarihi kitabı eklemek istedim. öncelikle kitap oldukça kapsamlı.
genel olarak kitap on iki başlık altında toplanmış. sırasıyla: porfiri, hemofili, irlanda patates mantarı, kolera, çiçek, hıyarcık vebası, frengi, verem, sıtma, sarıhumma, grip, aids.
kitap sadece salgın tarihi üzerine bir yorum değil sonuçları açısından da mükemmel bir değerlendirme sunuyor. örneğin hemofilinin, avrupa'da monarşinin bitmesinin en büyük sebebi olması gibi. bir diğer örnek olarak irlanda patates mantarının tüm irlanda'yı göçe sürüklemesi ve şuan ki abd halkının onda birinin irlanda kökenli olması sonucu gibi.
salgının sebebi, gelişimi, sosyal ve kültürel sonuçları gibi alt dallar ile hazırlanmış bu kitap kesinlikle okunmalı diye düşünüyorum. özellikle içinde bulunduğumuz şu dönemde aslında bizlere çokça şey gösterecektir bu kitap. eğer bir araştırma kitabı meraklısıysanız bu kitap tam size göre. bolca altı çizilecek, üzerine araştırma yapılması gerekecek bilgi mevcut.
bugünü anlayabilmek için geçmişe bakmamız gerek. bu kitap da bizi yaşanmış salgın yıllarında bir gezintiye çıkarıp, insanlık için bu salgının ne ilk ne de son olduğunu gösterecek.
hep beraber bir pandemiye tanıklık ettiğimiz bu zor günlerde ben de okumalarıma bir salgın tarihi kitabı eklemek istedim. öncelikle kitap oldukça kapsamlı.
genel olarak kitap on iki başlık altında toplanmış. sırasıyla: porfiri, hemofili, irlanda patates mantarı, kolera, çiçek, hıyarcık vebası, frengi, verem, sıtma, sarıhumma, grip, aids.
kitap sadece salgın tarihi üzerine bir yorum değil sonuçları açısından da mükemmel bir değerlendirme sunuyor. örneğin hemofilinin, avrupa'da monarşinin bitmesinin en büyük sebebi olması gibi. bir diğer örnek olarak irlanda patates mantarının tüm irlanda'yı göçe sürüklemesi ve şuan ki abd halkının onda birinin irlanda kökenli olması sonucu gibi.
salgının sebebi, gelişimi, sosyal ve kültürel sonuçları gibi alt dallar ile hazırlanmış bu kitap kesinlikle okunmalı diye düşünüyorum. özellikle içinde bulunduğumuz şu dönemde aslında bizlere çokça şey gösterecektir bu kitap. eğer bir araştırma kitabı meraklısıysanız bu kitap tam size göre. bolca altı çizilecek, üzerine araştırma yapılması gerekecek bilgi mevcut.
bugünü anlayabilmek için geçmişe bakmamız gerek. bu kitap da bizi yaşanmış salgın yıllarında bir gezintiye çıkarıp, insanlık için bu salgının ne ilk ne de son olduğunu gösterecek.
devamını gör...
milyarlarca sperm içinden galip gelmek
üniversite sınavını kazanmak gibidir. üniversiteye bir kapağı atayım mı tamamdır düşüncesi gibi, sonradan olayın gerçekliğini farkettikçe hiçbir şeyin tamam olmadığını anlarsınız. artık galip misiniz yoksa hükmen malup mu zaman gösterecektir.
ben daha çok saniye farkıyla bu yarışı kaybeden diğer spermi düşünüyorum. acaba o galip gelseydi nasıl olacaktım diye... annemden alacağım özellikler belliydi de babamdan gelecek başka özellikler neler olurdu mesela? biraz daha uzun boy fena olmazdı aslında... #381287 nolu tanımdaki gibi ben seçilmem seçerim misali davranan yumurtaya bazen kızıyorum aslında. umarım arizona kertenkelesi misali dans eden bir spermi seçmemiştir. aklıma geldikçe deliriciiim çünkü.
ben daha çok saniye farkıyla bu yarışı kaybeden diğer spermi düşünüyorum. acaba o galip gelseydi nasıl olacaktım diye... annemden alacağım özellikler belliydi de babamdan gelecek başka özellikler neler olurdu mesela? biraz daha uzun boy fena olmazdı aslında... #381287 nolu tanımdaki gibi ben seçilmem seçerim misali davranan yumurtaya bazen kızıyorum aslında. umarım arizona kertenkelesi misali dans eden bir spermi seçmemiştir. aklıma geldikçe deliriciiim çünkü.
devamını gör...
kafa izninde
hayat devam ediyor. bir türlü şahsiyete anlam yüklemenin, koca bir ahmaklık olduğunun farkına varılamıyor, dünya durmaz dostlar.
yaprak düşer, rüzgar süpürür, yeni bir yaprak düşer, yerini doldurur taaaki yeni bir esintiye kadar. bu işlerin doğası bu.
kimleri yuttu bu piyasa, ne yazarlar unutuldu gitti, seni mi unutamayacak? kaç gün? gün içinde bile önemsizleşiyor bazı şeyler, yeni bir yazar keşfine bakar.
kimse kimsenin umrunda değil. olmamalı da. anı yaşayıp takılmalı. uzatmamalı, şov g.tte patlar.
saf saf offline kim ne yazmış nickaltıma diye bakarken 1 haftaya kalmaz nickaltına bir kişi bile yazmaz olur.
farkına varın durumun bence.
yaprak düşer, rüzgar süpürür, yeni bir yaprak düşer, yerini doldurur taaaki yeni bir esintiye kadar. bu işlerin doğası bu.
kimleri yuttu bu piyasa, ne yazarlar unutuldu gitti, seni mi unutamayacak? kaç gün? gün içinde bile önemsizleşiyor bazı şeyler, yeni bir yazar keşfine bakar.
kimse kimsenin umrunda değil. olmamalı da. anı yaşayıp takılmalı. uzatmamalı, şov g.tte patlar.
saf saf offline kim ne yazmış nickaltıma diye bakarken 1 haftaya kalmaz nickaltına bir kişi bile yazmaz olur.
farkına varın durumun bence.
devamını gör...
burcu biricik
bizim ülkede ünlü kusturması diye bi şey var abicim, beni aksine kimse ikna edemez.
bir dönem kafanı çevirdiğin yerde özgü namal vardı, yaşı 26+ olanlar hatırlayacaktır. senede 5 filmde falan oynuyordu, daha diziler, daha reklamlar.
sonra beren saat’e bıraktı yerini, her sezon dizi, aynı anda 2 markanın reklam yüzü falan oldu, duş jeli bilmem ne, reklamda oynamasa sesi kullanılıyordu, “yeni zuru zeğerli yağlar serisi” falan, kusmuğumdan küçük beren saatler el sallıyordu o dönem. oh dedik bitti dijitale geçti atiye matiye neyse en azından duruldu.
şimdi getirdiler burnumuza burcu biricik. ya aga yeter yeter. ya yeter daa yeter. tamam güzel kadın, tamam iyi oynuyor, abicim tamam yemin ederim ikna oldum o avrupai tipin tülbent uzun etek pardösü kombiniyle de iyi oyunculuk yaptığına, tamam sadece güzelliği değil, tamam lütfen salın bizi yav. aynen herkes tete terler, bir emotion yeter, fatmalar da terler, camdaki kızlar da terler daha gider kırmızı odada da terler ta-maam taaa maaammm sen siiin okkeeey. git da bi evine. öf.
şükret diyen adama küfür etmek videosundaki dayı gibi, ilk iki saniyelik sabrım kaldı bu kadına artık. eskittin parça pinçik ettin yüzünü, git git evine git daa evine.
bi güzel kadın buldunuz mu dibinden kum çıkarana kadar dalmayın artık türk televizyası aloo sana diyorum. dj ercik gibi çıldırcam şuracığa bak.
bir dönem kafanı çevirdiğin yerde özgü namal vardı, yaşı 26+ olanlar hatırlayacaktır. senede 5 filmde falan oynuyordu, daha diziler, daha reklamlar.
sonra beren saat’e bıraktı yerini, her sezon dizi, aynı anda 2 markanın reklam yüzü falan oldu, duş jeli bilmem ne, reklamda oynamasa sesi kullanılıyordu, “yeni zuru zeğerli yağlar serisi” falan, kusmuğumdan küçük beren saatler el sallıyordu o dönem. oh dedik bitti dijitale geçti atiye matiye neyse en azından duruldu.
şimdi getirdiler burnumuza burcu biricik. ya aga yeter yeter. ya yeter daa yeter. tamam güzel kadın, tamam iyi oynuyor, abicim tamam yemin ederim ikna oldum o avrupai tipin tülbent uzun etek pardösü kombiniyle de iyi oyunculuk yaptığına, tamam sadece güzelliği değil, tamam lütfen salın bizi yav. aynen herkes tete terler, bir emotion yeter, fatmalar da terler, camdaki kızlar da terler daha gider kırmızı odada da terler ta-maam taaa maaammm sen siiin okkeeey. git da bi evine. öf.
şükret diyen adama küfür etmek videosundaki dayı gibi, ilk iki saniyelik sabrım kaldı bu kadına artık. eskittin parça pinçik ettin yüzünü, git git evine git daa evine.
bi güzel kadın buldunuz mu dibinden kum çıkarana kadar dalmayın artık türk televizyası aloo sana diyorum. dj ercik gibi çıldırcam şuracığa bak.
devamını gör...
